Hukuk Muhakemeleri Kanunu 100. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 100- (1) İlk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemelerinde eski hâle getirme talebi, ön sorunlar hakkındaki usule; Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebi ise temyiz usulüne göre yapılır ve incelenir.
(2) Mahkeme, eski hâle getirme talebinin kabulü hâlinde, hangi işlemlerin geçersiz hâle geldiğini kararında belirtir. Islahla geçersiz kılınamayan işlemler, eski hâle getirme talebinden de etkilenmez.
Giderler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
17. Hukuk Dairesi, 2013/3165 E., 2013/6590 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü
17. Hukuk Dairesi 2013/3165 E. , 2013/6590 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı müvekkiline ait aracın trafik kazasında hasarlandığını, ihbara rağmen davalının hasarı ödemediğini belirterek şimdilik 7.000 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilince yapılan araştırma sonucuna göre davaya konu kazanın 8.8.2008 tarihinde meydana geldiğini, davacı ile müvekkili arasında 9.8.2008 tarihinde kasko poliçesi yapıldığını, kaza tarihinde poliçe olmadığından hasardan sorumlu olmadıklarını, davacının kaza tarihinden sonra yaptırdığı sigorta poliçesinden yararlanmak için karşı aracın sürücüsü ile aralarında düzenledikleri maddi hasarlı trafik kazası tesbit tutanağına kaza tarihini 13.8.2008 olarak yazdığını, doğru ihbar mükellefiyetine uyulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının davasını ikinci kez takipsiz bıraktığını anlaşıldığından HMK'nin 320/4 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; davacı vekili 19.6.2012 tarihli dilekçesi ile rahatsızlığı sebebiyle 14.6.2012 tarihli duruşmaya katılamadığını ve mazeret dilekçesi sunamadığını, ancak aynı mahkemenin 2009/1366 Esas sayılı dosyasına aynı gün için mazeret dilekçesi verdiğini, mahkemenin bu şekilde mazeretli olduğundan haberdar olduğunu
belirterek HMK'nin 95.maddesi uyarınca eski hale getirme talebinde bulunmuş; mahkemece davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mülga 1086 Sayılı HUMK'nin yürürlükte olduğu 9.7.2009 tarihinde açılmıştır. 1086 Sayılı HUMK'nin 409/son bendi gereğince, birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hüküm uygulanır yani davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
Somut olayda, dava açılıp yargılama devam ederken davacı vekilinin mazeret bildirmeden duruşmaya katılmaması nedeniyle 7.12.2009 tarihinde (HUMK döneminde) dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş; davacı vekilinin 8.12.2009 tarihli yenileme dilekçesi üzerine davaya kaldığı yerden devam edilmiştir.
Bu defa davacı vekilinin 14.6.2012 tarihli duruşmaya mazeretsiz olarak katılmaması sebebiyle davacının davasını 2 kez takipsiz bıraktığı gerekçesiyle 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6100 Sayılı HMK'nin 320/4 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili 19.6.2012 tarihli dilekçesi ile 14.6.2012 tarihli duruşmaya hastalığı sebebiyle katılamadığını buna ilişkin doktor raporu bulunduğunu belirterek mahkemesinden eski hale getirme talebinde bulunmuş, mahkemece, 29.9.2012 tarihli ek karar ile HMK 95, 96/2 100/2 (son cümle) gereğince talebin eski hale getirme şartlarını taşımadığı, eski hale getirme talebinin yargılama devam ettiği sürece nihai karar verilinceye kadar kanunda veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde yapılmayan işlemler için geçerli olduğu davaya son veren usul hükümlerinin eski hale getirme talebi ile geri alınamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
HMK'nun 316.maddesinde Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevlerine giren dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlık, basit yargılama usulünün uygulandığı davalarda 01.10.2011 tarihinden önce açılmış ve bir kez işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan davalarda 1086 sayılı HUMK. nun 409 maddesinin mi, yoksa 6100 sayılı HMK. nun 320/4 maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK. nun zaman bakımından uygulanma başlıklı 448 maddesi "Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır" hükmünü içermektedir. Sözü edilen yasa maddesinin 1086 sayılı yasada karşılığı 578. maddedir. Bu madde hükmüde " iş bu kanun muhtesep hakları ihlal etmemek şartıyla makabline şamildir."denmektedir. Buna göre somut olayda 1086 sayılı HUMK. nun yürürlükte olduğu dönemde yasanın 409/1 bendi bakımından tamamlanmış bir işlem de söz konusu olduğundan kazanılmış hakları ihlal etme yasağı karşısında 6100 sayılı Kanunun uygulanma olanağı bulunmadığı açıktır. Durum bu olunca anılan yasanın 320/4 bendinde belirtilen “işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olma koşulunun gerçekleştiğinin kabulü mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafın 14.06.2012 tarihli duruşmaya katılmamış olması nedeni ile dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken 6100 sayılı Kanunun 320/4 maddesi gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkemenin 29.9.2012 tarihli ek karırının kaldırılmasına ve 14.6.2012 tarihli hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 9.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (3)
9. Hukuk Dairesi, 2023/3242 E., 2023/3447 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “İspat yükü” kenar başlıklı 190 ıncı maddesinin birinci fıkrası da şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi 2023/3242 E. , 2023/3447 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 45. ... Mahkemesi
SAYISI : 2016/235 E., 2020/284 K.
Taraflar arasındaki istatistiklere itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu (6356 sayılı Kanun) gereğince 30.07.2013 tarihli ve 28723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan işkollarındaki işçi sayıları ile sendika üye sayılarına ilişkin 2013 Temmuz ayı istatistikleri hakkında tebliğ ile davacı sendikanın toplu ... sözleşmesi ehliyetini yitirdiğini, işkolu barajı bakımından öngörülen kademeli geçişten işkolu birleştirilmesi sebebiyle davacı Sendikanın yararlanamadığını, kademeli olarak öngörülen işkolu barajının 98 sayılı ve 87 sayılı ILO sözleşmelerinin hükümlerine aykırı olduğunu, tebliğ ve tebliğe esas 6356 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri ile çeşitli uluslararası antlaşmalar da aynı konuda farklı hükümler söz konusu olup 2709 sayılı ... Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 90 ıncı maddesi uyarınca bu antlaşmaların esas alınması gerektiğini, tebliğ ve tebliğe esas 6356 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 7 nci ve 8 inci maddeleri, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8 inci maddesi, Avrupa Sosyal Şartı'nın 1 inci bölüm 5 inci ve 6 ncı maddeleri ile 2 nci Bölüm 5 inci ve 6 ncı maddeleri aynı konuda farklı hükümler içerdiğinden Anayasa'nın 90 ıncı maddesi gereği davacı Sendikanın toplu ... sözleşmesi ehliyetini ortadan kaldıran 2013 yılı Temmuz istatistiklerinin 5 No.lu işkolunda çalışan işçi sayısı ve davacı Deri-... Sendikasının üye sayısının iptal edilmesi gerektiğini, ayrıca tebliğde davacı Sendika üye sayısının da hatalı olarak tespit edildiğini, ... Cumhuriyeti kimlik numarası olmayan üye kayıt fişlerinin dikkate alınmadığını, oysa bu zorunluluğun 2008 yılından itibaren getirildiğini, yine işyerinden yaşlılık aylığı ya da toptan ödeme alarak ayrılıp da çalışmaya devam edenlerin sendika üyeliklerinin devam edip etmediğinin araştırılmaksızın tespit yapıldığını, bir kısım işyerlerindeki üyelerinin sayıya dâhil edilmediğini, Bakanlığın istatistikleri hazırlarken Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına dayanırken gerekli inceleme ile düzeltmeleri yapmadığını, bunun da hatalı olduğunu, örneğin tekstil işkolunda 2009 Temmuz istatistiği ile 2013 Ocak istatistiği arasında yaklaşık 310.000 işçi farkı bulunduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davacı Sendikanın kurulu bulunduğu 5 No.lu Dokuma, Hazır Giyim ve Deri işkolunda çalışan toplam işçi sayısı ve Deri-... Sendikasının üye sayısına ilişkin 30.07.2013 tarihli ve 28723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan işkollarındaki işçi sayıları ile sendika üye sayılarına ilişkin 2013 Temmuz ayı istatistikleri hakkında tebliğin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 6356 sayılı Kanun'un 41 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve üyelikten çekilme bildirimleri ile SGK'ya yapılan işçi bidirimlerinin esas alındığını, üyelik bildirimlerinin sendikalar tarafından Bakanlığa sunulduğunu, Bakanlığa verilen üyelik bildirimlerinin kayıtlarda görünmemesinin olası olmadığını, her bir işyeri için ... kodu tayin edildiğini ... kodunun Bakanlıkta karşılığını bulduğunu, eski kayıtlarda ... Cumhuriyeti kimlik numaraları bulunmadığı için kayıtlarda görünmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, 2009 yılı Temmuz ayı istatistiğinde işverenlerin Bakanlığa 5.398.296 çalışan bildirdiklerini, aynı dönem için SGK'ya 10 milyonun üzerinde çalışan bildirildiğini, gerekli denetimlerin sağlıklı yapılamadığını ancak geride kalan 30 yıllık dönem boyunca ölüm, emeklilik, uzun süreli işsizlik, işkolu değiştirme, istifa gibi üyeliği sona erdiren durumların sendika tarafından bildirilmediğini, sisteme işlenemediğini, bu durumun gerçek koşulları yansıtmadığını ve sendikaların da bildiğini savunarak ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini talep etmiştir.
2. Davalı ... Sendikası vekili cevap dilekçesinde; davacının itirazına konu 2013 yılı Temmuz ayı istatistiklerinin 2014 yılı Ocak ayı istatistikleri ile uyumlu olduğunu, daha önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının istatistikler için kendilerinden işyerlerinin ve üyelerin dökümlerini istediğini, yapılan yeni düzenleme ile söz konusu bilgi ve belgelerin Bakanlık kayıtlarında elektronik ortamda tutulmaya başlandığını, Sendika ile Bakanlığın kayıtlarının uyumlu olduğunu, üye kayıtlarının gerçeği yansıttığını savunarak ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini talep etmiştir.
3. Diğer davalılar cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden davacı tarafından işkolu barajının Anayasa'nın 90 ıncı maddesi kapsamında uluslararası sözleşmelere aykırılık oluşturduğu ve davacı Sendika açısından göz önüne alınmasını talep ederek yetkili sendika olduğu iddia edilmiş ise de bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere işkolu barajının Anayasaya ve uluslararası sözleşmelere uygun olduğu, davacının işkolu barajını aşamadığından toplu ... sözleşmesi yapma yetkisini haiz olmadığı, 2013 yılı Ocak ayı istatistikleri hakkındaki tebliğin 5 No.lu işkolunda çalışan işçi sayısının gerçeği yansıtmadığına dair herhangi bir delil ve tespit yapılamadığı, işçi sayısının ve davacı Sendikanın üye sayısına ilişkin tebliğin iptaline yönelik talebin somut ve hukuki verilere dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın aksine yüzde birlik işkolu barajının Anayasa'nın ölçülülük ilkesi ile uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu, davacı Sendika açısından makul ve objektif dayanakları denetime elverişli olarak tespit edilmeyen istatistiğin iptal edilmemesi hâlinde, davacı Sendika ve temsil ettiği üyesi işçiler bakımından telafisi imkânsız zararların doğabileceği, 6356 sayılı Kanun'un toplu ... sözleşmesi ehliyet ve yetkisine dair geçiş hükümlerinin öngörüldüğü geçici 6 ncı maddesinin, Anayasa'nın 10 uncu ve 13 üncü maddeleri, 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ile ...’nin taraf olduğu ILO’nun 87 ve 98 sayılı Sözleşmelerine aykırı olduğundan iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz konusu yapılması gerektiğini, davacının kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçi sayısı ve sendika üye sayısı konusunda herhangi bir inceleme yapılmaksızın, davanın tarafı ve davalı konumunda bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca CD ortamında dosyaya gönderilen ve bilirkişi tarafından aynen kabul edilerek düzenlenen raporun, hukuka ve somut olaya açıkça aykırı olup denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli bir rapor olmadığını belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı her ne kadar işkolu barajının uluslararası sözleşmelere aykırılık oluşturduğu ve davacı Sendika açısından bu hususun göz önüne alınması gerektiğini iddia etmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 24.05.2015 tarihli 2014/177 Esas, 2015/49 Karar sayılı ilâmı ile işkolu barajının Anayasa'ya ve uluslararası sözleşmelere uygun olduğunun belirtildiği, bu karara göre %3 olan ve daha sonra %1'e indirilen işkolu barajının geçerliliğini koruduğu, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi kararlarında işkolu barajının uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesi uyarınca bu barajın dikkate alınamayacağı iddiasının istatistiğe itiraz davasında ileri sürülemeyeceği, işkolu istatistiğine itirazın istatistiklerin gerçeğe uygun olup olmadığı iddiası ile yapıldığı, bu nedenle işkolu barajının işçi sendikasının ehliyeti ile ilgili bir konu olması nedeniyle bu iddianın yetki tespitine ilişkin itirazlarda ileri sürülebileceğinin belirtildiği, yargı denetiminden geçerek kesinleşen 2013 yılı Ocak ayı istatistiklerinde işkolunda 995.640 kişinin çalıştığı, bu çalışanların 1.804 kişisinin Deri ... Sendikası üyesi, 17.006 kişisinin ... üyesi, 54.845 kişisinin ... üyesi, 97 kişisinin Doku Ör ... Sendikası üyesi, 10.203 kişisinin Teksil İşçileri Sendikası üyesi ve 1.678 kişisinin Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası üyesi olduğunun tespit edildiği, yine % 1'lik barajın altında kaldığı, 2013 yılı Temmuz ayı itibarıyla işkolunda çalışan işçi sayısı 16.916 kişi, davacı Sendikanın üyesinin ise 120 kişi arttığı, davacı Sendika bu durumda dahi %1'lik barajı aşamadığından İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddi yönündeki kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; dava ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 6356 sayılı Kanun’un 41 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında ... tarafından yayımlanan bir işkolundaki işçi sayıları ile sendika üye sayılarına ilişkin istatistiklere itiraz istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6356 sayılı Kanun’un “Yetki” kenar başlıklı 41 inci maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“...
(1) Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birinin üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu ... sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu ... sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
...
(5) Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde birinin tespitinde Bakanlıkça her yıl ocak ve temmuz aylarında yayımlanan istatistikler esas alınır. Bu istatistiklerde her bir işkolundaki toplam işçi sayısı ile işkollarındaki sendikaların üye sayıları yer alır. Yayımlanan istatistik, toplu ... sözleşmesi ve diğer işlemler için yeni istatistik yayımlanıncaya kadar geçerlidir. Yetki belgesi almak üzere başvuran veya yetki belgesi alan işçi sendikasının yetkisini daha sonra yayımlanacak istatistikler etkilemez.
(6) Yayımından itibaren on beş gün içinde itiraz edilmeyen istatistik kesinleşir. İstatistiğin gerçeğe uymadığı gerekçesiyle bu süre içinde ... ... Mahkemesine başvurulabilir. Mahkeme bu itirazı on beş gün içinde sonuçlandırır. (Değişik iki cümle: 12/10/2017-7036/33 md.) Mahkemece verilen karar hakkında, ilgililerce veya Bakanlıkça istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtay, temyiz talebini bir ay içinde kesin olarak karara bağlar...”
2. 6356 sayılı Kanun’un 41 inci maddesinin gerekçesi şu şekildedir:
“Maddenin ilk fıkrasında işçi sendikasının toplu ... sözleşmesi yapabilmesi için ülke barajı ve işyeri barajı olarak adlandırılacak oran düzenlenmiştir. Buna göre işçi sendikasının yetkili olabilmesi için öncelikle kurulu bulunduğu veya toplu ... sözleşmesi yapılacak işyerinin girdiği işkolunda başvuru tarihinde çalışan toplam işçilerin en az yüzde üçünü üye kaydetmiş olması gerekir. Dolayısıyla toplu ... sözleşmesi yetkisi için ülke barajında “yüzde üç” gibi sembolik bir oran belirlenmiştir...Ülke barajını geçemeyen sendikaların o işyeri veya işyerlerindeki üye sayılarına bakılmaksızın toplu ... sözleşmesi yapma yetkisi yoktur.”
3. 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” kenar başlıklı 6 ncı maddesi ise şöyledir:
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “İspat yükü” kenar başlıklı 190 ıncı maddesinin birinci fıkrası da şu şekildedir:
“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”
5. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
13. Hukuk Dairesi, 2020/1482 E., 2020/3594 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yine, aynı yasanın devamı maddelerinde de (6100 sayılı HMK'nun 95-100 maddeleri) eski hale getirilmeye yönelik usul ve esasları düzenlenmiştir.
13. Hukuk Dairesi 2020/1482 E. , 2020/3594 K.
"İçtihat Metni"
... İlaç San. ve Tic. A.Ş. vekili avukat ... ile ... vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinden verilen 26/12/2019 tarih ve 2018/891-2019/2307 sayılı hükmün davalı avukatınca duruşmalı temyiz edilmiş ise de, nisbi harç ve posta gideri yatırılmadığından bu isteğin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Dava, davacı şirket ile dava dışı eczane arasında eczanenin doğmuş doğacak borcunun teminatı olarak verilen ipotekten dolayı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı, taraflar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı davalı vekilinin maktu harç yatırmak suretiyle süresinde temyiz başvurusunda bulunması üzerine bölge adliye mahkemesince nispi temyiz harcı ve posta giderlerinin yatırılması için çıkartılan muhtıra davalı vekiline usulüne uygun tebliğ edilmiş; davalı vekili, verilen kesin süre geçtikten sonra eski hale getirme talebinde bulunmuştur.
6100 sayılı HMK'nun 98/2 maddesinde, eski hale getirme talebinin temyiz yoluna başvuru hakkının düşmesi halinde Yargıtay’dan talep edilebileceği düzenlendiğinden Dairemizce davalı vekilinin eski hale getirme talebinin incelenmesine geçilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 95. maddesindeki düzenlemeye istinaden, elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse eski hale getirme talebinde bulunabilir. Yine, aynı yasanın devamı maddelerinde de (6100 sayılı HMK'nun 95-100 maddeleri) eski hale getirilmeye yönelik usul ve esasları düzenlenmiştir.
Somut olayda, bölge adliye mahkemesi kararı davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla tebliğ edilmiş ve karar süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, ne varki temyiz harcını eksik yatırdığından ve temyiz giderlerini yatırmadığından tarafına çıkartılan muhtıra gereği verilen kesin sürede yerine getirilmeyerek eski hale getirme talebinde bulunulmuştur. Tebliğ evrakı incelendiğinde, ilgili muhtıranın elektronik tebligat yoluyla davalı vekiline tebliğ edildiği ve tebligatın elektronik posta adresine ulaştığı tarihte alıcısı tarafından açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı vekili tarafından hastalık özüne dayanılarak yasal süresi içerisinde muhtıra gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle eski hale getirme talebinde bulunulmuş ise de, salt doktor raporunun varlığı yeterli olmayıp, anılan yasa hükmü uyarınca belirtilen hastalığın kişiyi yapması gereken işlerden alıkoyacak derecede acze düşürmüş olması gerekir. Davalı vekilinde oluşan mevcut rahatsızlığın Bölge Adliye Mahkemesi kararından önce ortaya çıktığı ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinden sonra süresinde temyiz dilekçesi sunduğu ve maktu temyiz harcı yatırdığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı vekilinde oluşan mevcut hastalığın muhtıra gereğinin yerine getirilmesini engelleyici nitelikte olmadığı ve yasada öngörülen eski hale getirme koşullarının oluşmadığının kabulü gerekir.
Kaldı ki, 6100 sayılı HMK’nun 97/1. maddesi gereğince eski hale getirme talebinde bulunurken süresinde yapılamayan işlemin de eski hâle getirme talebinde bulunmak için öngörülen süre içinde yapılması zorunlu olup, davacı tarafından eski hale getirme talebinde bulunulurken nispi temyiz harcı ile temyiz giderlerini yatırmadığı anlaşılmaktadır. O halde davacının eski hale getirme talebinin reddi ile, verilen kesin süre içerisinde muhtıra gereği yerine getirilmediğinden kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin eski hale getirme talebinin REDDİNE, muhtıra gereği yerine getirilmediğinden kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 22/04/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2013/8324 E., 2013/16214 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2-6100 sayılı HMK’nun 95. İla 100. maddeleri arasında eski hale getirme kurumu düzenlenmiştir.
7. Hukuk Dairesi 2013/8324 E. , 2013/16214 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Davacı temyiz kanun yoluna başvurusu sırasında adli yardım talebinde bulunmuştur.
Adli yardım konusu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334. ve müteakip maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Şöyle ki:
Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ise ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.
Adli yardım kararı, ilgiliye, yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak sorumlu tutulmama, yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet, dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi, davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini imkânlarını sağlar. Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıda sayılan hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir. Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.
Adli yardım, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden istenir. Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır. Adli yardım talebine ilişkin evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır.
Mahkeme, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmaksızın karar verebilir. Adli yardım talebinin kabul veya reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Ancak, adli yardım talebi reddedilirse, sonradan gerçekleşen bir sebebe dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir. Adli yardım, daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamaz.
Adli yardımdan yararlanan kişinin mali durumu hakkında kasten veya ağır kusuru sonucu yanlış bilgi verdiği ortaya çıkar veya sonradan mali durumunun yeteri derecede iyileştiği anlaşılırsa adli yardım kararı kaldırılır.
Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir. Adli yardımdan yararlanan kişi için mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti, yargılama gideri olarak Hazineden ödenir. (6100 sayılı Yasa Md. 334 ilâ 340).
Davacı hakkında yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırması neticesinde, davacının üzerine kayıtlı oturduğu evin ve SGK’dan aldığı malullük aylığı bulunmasına göre davacının ödemesi gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olmadığı anlaşılmakla davacının adli yardım talebinin reddine,
2-6100 sayılı HMK’nun 95. İla 100. maddeleri arasında eski hale getirme kurumu düzenlenmiştir. Kanunda, elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimsenin eski hâle getirme talebinde bulunabileceği, süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamayacağı, eski hâle getirmenin dilekçeyle birlikte işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmesi gerektiği açıklanmaktadır.
İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmasının mümkün olduğu, ancak nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabileceği, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemelerinde eski hâle getirme talebinin ön sorunlar hakkındaki usule göre; Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebinin ise temyiz usulüne göre yapılıp, inceleneceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı vekili, 19.12.2012 tarihli dilekçesiyle sağlık sorunu nedeniyle 10.12.2012 tarihli duruşmaya katılamadığını bu celsede talepleri hakkında karar verildiğini bildirip sağlık ocağından alınan raporu dilekçesine eklemek suretiyle usul işlemlerinin mahkemece eski hale iadesine karar verilmesiyle davaya konu alacakların miktarının ıslah yoluyla artırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, 28.12.2012 tarihinde verilen ek kararla; talepten önce 10.12.2012 tarihinde esas hakkında karar verildiği, eski hale iade talebine konu bir işlem bulunmadığı ve nihai karara karşı temyiz yolunun açık olduğu gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına dosya üzerinden yapılan inceleme ile karar verilmiştir.
Davacı vekilinin yatak istirahatli bir raporunun bulunmadığının ve vekaletnamesinde bir başka avukatı tevkil yetkisinin olduğu anlaşılmakla eski hale getirme talebinin reddine.
3-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
4-Davacı vekili müvekkilinin davalı şirket nezdinde Hacettepe Üniversitesinde temizlik işçisi olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından müvekkilinin raporlu olduğu dönemde haksız olarak feshedildiğini, çalışma koşulları nedeniyle gırtlak ve akciğer kanseri olduğunu müvekkilinin hastalığının meslek hastalığı olduğunu, işverenin gerekli tedbirleri almadığını beyanla, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil, öğlen tatili ve geçici iş göremezlik ücreti alacağıyla maddi ve manevi tazminat alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı def'inde bulunarak, davacının müvekkilinden alacağının bulunmadığını, iddialarının maddi ve hukuki gerçeklikten yoksun olduğunu, meslek hastalığının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar, tanık beyanları ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; davacının maddi ve manevi tazminata ilişkin talepleri bu davadan ayrılarak, davacının iş akdini emeklilik nedeniyle feshetmesi nedeniyle ihbar tazminatı isteyemeyeceği, işverence yıllık izinlerin kullanıldığının veya ücretinin ödendiğinin kanıtlanamadığı, davacıya SGK tarafından maluliyet nedeni ile gelir bağlanması sebebiyle geçici iş göremezlik ödeneğine ilişkin talebin işverene yöneltilemeyeceği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
5510 sayılı Yasa'nın 18. maddesinde 4/a bendine tabi sigortalılara kuruma yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarında istirahat raporu alınmış olması şartıyla iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için, hastalık sebebiyle geçici işgöremezliğe uğraması sebebiyle iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi ödenmiş olması şartıyla geçici iş göremezliğin 3. gününden başlamak üzere her gün için yatarak tedavilerde 17. maddeye göre hesaplanan kazancının yarısı, ayakta tedavilerde ise 2/3'nin geçici iş göremezlik ödeneği olarak ödeneceği, 4857 sayılı Kanunun geçici iş göremezlik ödeneği başlıklı 48. maddesi “İşçilere geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi gerektiği zamanlarda geçici iş göremezlik süresine rastlayan ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatilleri, ödeme yapılan kurum veya sandıklar tarafından geçici iş göremezlik ölçüsü üzerinden ödeneceği, hastalık nedeni ile çalışılmayan günlerde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin aylık ücretli işçilerin ücretlerinden mahsup edileceği bildirilmiştir.
Bu durumda yapılacak iş; davacının hastalık nedeniyle mi yoksa meslek hastalığı nedeniyle mi geçici işgöremezliğe uğradığını tespit edip, geçici iş göremezlik süresini, davacıya SGK tarafından ödenmesi gereken miktarı da belirleyip davacıya geçici iş göremezlik döneminde ödenmesi gereken ücret miktarını tespit edip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece, işin esasına girilip davacının bu talebinin incelenmesi gerekirken; davacıya SGK tarafından maluliyet nedeni ile gelir bağlanması sebebiyle geçici iş göremezlik ödeneğine ilişkin talebin işverene yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının adli yardım ve eski hale getirme taleplerinin reddine, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle kararın BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, eski hale getirme ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Mahkeme talebi haklı bulursa teminatla icranın geri bırakılmasına karar verebilir.
B) Gerektiğinde teminatsız da erteleme kararı verilebilir.
C) Yargıtay'da eski hale getirme talebi, ön sorunlar hakkındaki usule göre incelenir.
D) Mahkeme kabul kararında hangi işlemlerin geçersiz hale geldiğini belirtir.
E) Islahla geçersiz kılınamayan işlemler, eski hale getirme talebinden de etkilenmez.