6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 113

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 113. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 113- (1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir. İKİNCİ BÖLÜM Dava Şartları ve İlk İtirazlar BİRİNCİ AYIRIM Dava Şartları Dava şartları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yar
9. Hukuk Dairesi         2023/17621 E.  ,  2024/3296 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/267 E., 2023/419 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi SAYISI : 2021/166 E., 2022/376 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (4) ve (6) ncı alt bentleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirkette, müvekkili Sendikanın üyesi işçilerin çalıştığını, yeraltı maden işletmelerinde haftalık çalışma süresinin 37,5 saat ve hafta tatillerinin iki gün yani 48 saat olarak belirlendiğini ve yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 46 ncı maddesine göre, hafta içerisinde doktor raporu alan işçinin hafta tatillerinden kesinti yapılamayacağını, davalı işyerindeki uygulamalarda hafta içerisinde doktor raporu alan işçilerin hafta sonu ücretlerinin kesildiğini veya raporlu oldukları gün kadar işçilerin telafi çalışması yapmaya zorlandığını, davalı işyerinde bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanması sırasında, izinlerin hafta tatili günlerine denk gelmesi hâlinde hafta tatili günlerinin yıllık ücretli izinden sayılmaması gerektiğini, davalı işyerinde kömür yardımının işçilerin fiilî çalışma gün sayıları esas alınarak yapılması gerektiğini; ancak davalı işyerinde fiilî uygulamada bu kıstasların hiçbirinin göz önüne alınmadığını, hangi işçiye ne kadar kömür yardımı yapılacağının keyfi şekilde belirlendiğini, gerek 4857 sayılı Kanun gerekse de işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hakların işçilere kullandırılmadığını ileri sürerek hafta tatili ve yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde kullandırılmadığının, kömür yardımının da hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde yapılmadığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sendikaların çalışma ilişkisinden doğan hakları sebebiyle üyelerinin adına dava ve taraf yetkisine sahip olduğunu, sendikaların tüzel kişi olarak yorum davası açabilmelerinin de toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaları şartına bağlı olduğunu, işbu davanın ise hukuk sistematiği ve talep sonuç kısmı itibarıyla net olmayıp hukuki olmadığını, davacı Sendikanın müvekkili Şirket nezdinde yetkili Sendika olmadığını, üyesi adına açılmış veya tarafı olunan toplu iş sözleşmesine ilişkin bir dava da söz konusu olmadığını, eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu itibarla hukuki yararı olmayan ve dava taraf sıfatına da sahip olmayan davacının işbu davasının usulden reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yararın özel olarak düzenlendiği ve kanunda öngörülen istisnalar dışında davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği, davaya konu olan usulüne uygun kömür yardımı yapılmadığı ve hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı hususlarının iş sözleşmesinin devamı sırasında öne sürülerek eda davasına konu yapılabilecek hususlardan olduğu, buna göre bu taleplerin eda davasına konu olabileceğinden tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, yıllık ücretli izin alacağı ise feshe bağlı bir alacak olup iş sözleşmesinin devamı sırasında talep edilemediğinden bu hususta tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davacı Sendikanın davalı işyerinde hafta tatillerinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının ve kömür yardımlarının hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde dağıtıldığının tespiti taleplerinin hukuki yarar yokluğundan reddine ve davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının tespiti talebinin esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; taleplerinin kolektif nitelikte bir dava olduğunu ve işyerinde çalışan işçi topluluğunun hak ve menfaatini korumak yahut geliştirmek üzere açıldığını, müvekkili Sendikanın davalının haksız uygulamalarından doğrudan etkilenen üyelerinin bulunduğunu ve bu hakların ihlal edilen ve gelecekte de ihlal edileceği uygulamadan anlaşılan haklar olduğunu, müvekkili Sendikanın da üyelerinin menfaatlerini korumak için kendi adlarına dava açabileceğini, Sendikanın davayı açmakta güncel yararının olduğunu, Yargıtay tarafından onanan bir kararda da sendikaların dava açmaktaki hukuki yararının geniş yorumlanmasının yalnızca bir dava ehliyeti tartışması olamayacağı, aynı zamanda demokratik toplumda örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan ilgilendirdiği hususunun belirtildiğini, davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin hatalı kullandırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tespit istemine ilişkin olduğu, hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı veya kömür yardımlarının gereği gibi yapılmadığı ile ilgili hususların eda davasına konu olabileceği, tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması; ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı Sendikanın davalıya ait işyerinde hafta tatillerinin usulünce kullandırılmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kömür yardımının usulünce yapılmadığının tespiti taleplerinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve yıllık ücretli izinlerin 4857 sayılı Kanun'a uygun kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un “Topluluk Davası” başlıklı 113 üncü maddesi şöyledir: "Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir." 3. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir: "Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır." 4. 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde sendikanın tanımı şöyle yapılmıştır: "Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları" 5. 6356 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki gibidir: “Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi üyenin yazılı onay vermesi kaydıyla bu yetkiyi etkilemez." 6. 4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri. 7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı kararı. 8. Dairemizin 21.12.2021 tarihli ve 2021/12447 Esas, 2021/16718 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalıya ait işyerinde hafta tatilinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine, kömür yardımının hakkaniyet ve toplu iş sözleşmesine uygun kullandırılmasının tespitine yönelik taleplerinin eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu hususta yapılan değerlendirme ve karar hatalıdır. 3. 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen topluluk davası ile temsil ettiği topluluğun menfaatlerini korumak amacıyla dava açan tüzel kişi, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesine yönelik tespit ve men davası açma şeklinde hareket edebilir (... Şahlanan, "Sendikaların Dava Ehliyeti Bağlamında Topluluk Davası (Karar incelemesi)", Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Aylık Dergisi Hukuk 104, Nisan 2016, Sayı 420, s.2-5). Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesine ve 6356 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak davacı Sendikanın tespit davası açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi isabetlidir. 4. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinde düzenlenen tespit davasının açılabilmesi için davayı açanın kişisel ve doğrudan hukuki yararının bulunması gerekir ve buradaki hukuki yarar dava şartıdır. 6100 sayılı Kanun'un topluluk davasına ilişkin 113 üncü maddesinin gerekçesinde ise “... Topluluk Davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ve dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır...” ifadesine yer verilmiştir. Kanun'un madde gerekçesinden; tespit davalarındaki davacının doğrudan ve kişisel hukuki menfaatinin bulunması şeklindeki dava şartının topluluk davalarında istisna tutulduğu görülebilecektir (Şahlanan, s.2-5). 5. Topluluk davasındaki hukuki yarar kavramını; bireysel davalardan farklı olarak topluluğun ortak yararı oluşturmaktadır. Şöyle ki işyerinde kanuna ya da toplu iş sözleşmesine aykırı davranılması durumunda birden fazla çalışanın ekonomik ve sosyal hakları zarar görmekte ve zarar gören bu topluluk, menfaatlerinin korunması adına ortak paydada buluşmaktadır. Bu topluluğa karşı yapılan hukuka aykırılıkların durdurulmasında ise menfaati zarar gören her çalışanın ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı karar). Burada da 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde de düzenlendiği gibi, üyesi bulunan işçilerin çalışma hayatlarındaki ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak adına hareket eden Sendika devreye girerek topluluğun ortak menfaatini ilgilendiren hususlarda tespit davası açabilecek ve menfaati etkilenen kişiler bu davanın sonucundan yararlanabilecektir. 6. Somut uyuşmazlıkta davalıya ait işyerinde üyelerinin bulunduğunu belirten ve hafta tatilinin ve kömür yardımının kanuna ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine aykırı uygulandığını ileri süren davacı Sendikanın; yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, bu talepler yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle sözü edilen talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2021/12447 E., 2021/16718 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesine açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113 üncü madde gereğince imza uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitini, bu hukuka aykırılıkların giderilmesini ve işçilerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesini talep etmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2021/12447 E.  ,  2021/16718 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 7. Hukuk Dairesi ... DAVA TÜRÜ : ALACAK ... Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı Sendika vekili, davalı Üniversite'de İş Teftiş Kurulu müfettişlerince yapılan inceleme neticesinde, çalışanların fazla mesailerinin ödenmediği ya da eksik ödendiği, çalışma saatlerinin yasaya uygun olmadığı, çalışmalarda iş mevzuatına birden fazla aykırılığın olduğu ve bu hususlarda düzeltme ve düzenlemelerin yapılması gerektiğinin belirtilmesini takiben, Sendika üyesi işçilere bir kısım fazla mesai ödemesi yapıldığı, ancak geçmişe dönük ödemeler yapılmadığı gibi belirtilen döneme ilişkin de ödemelerin eksik bırakıldığı, bu durum üzerine fazla çalışma ve sair alacakların ödenmesi amacıyla sendika üyesi şoförler tarafından dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulduğu, davalı Üniversitenin ise herhangi bir işçinin alacağının olmadığını ileri sürmesiyle anlaşmaya varılamadığı, akabinde de ... İş Mahkemelerinde seri dosyalar ile alacak davaları açıldığı ve bu davaların halen derdest olduğu, işbu yargılama sürecinin başlamasından sonra, davalı Üniversite ve şoför olan üyesi işçilere amirleri tarafından yoğun şekilde mobing uygulanmaya başlandığı ve bu işçilerden giriş çıkış için imza almaya başladığını ancak aynı işi yapan aynı birimdeki memurlara bunu zorunlu tutmadığını ve bu ayrımcılık içeren uygulamanın İş Kanunu’nun 5. maddesine açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113 üncü madde gereğince imza uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitini, bu hukuka aykırılıkların giderilmesini ve işçilerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, öncelikle dava dilekçesindeki netice-i talebin belirsiz olduğunu, Taşıt İşletme Müdürlüğünde şoför olarak görev yapmakta olan işçilerden giriş çıkış için imza alınmaya başlanmasının, işçilerin açtıkları davalarla hiçbir bir ilgisinin bulunmadığını, İş Kanununa uygun olarak işe giriş ve çıkış saatlerinin belgelenmesi yönetimin yasal olarak uygulaması gereken bir zorunluluk olduğunu, bu uygulamanın ayrımcılık yada mobbing ile bağdaştırılmaya çalışılmasının anlamlı olmadığını, ayrıca İş Kanunu'nun “Eşit Davranma İlkesi” başlıklı 5. maddesi yargı kararları ile de sabit olduğu gibi “işçiler arasındaki eşitlik” ilkesi düzenlediğini, işçi ve memur gibi farklı mevzuata tabi ve farklı hukuki statüdeki çalışanlar arasındaki eşitliğin bu kapsam dışında olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, , “… Her ne kadar davalı, Üniversite bünyesinde farklı birimlerde çalışan işçilerin görev yaptıkları birimin yapısından, işin işleyişinden kaynaklanan sebeplerle bu işçilerden imza alınmadığına ilişkin iddiada bulunmuşsa da, giriş çıkışlarda yalnızca sendika üyesi şoför işçiler için imza alındığı, giriş çıkışların takibi için Üniversite bünyesindeki diğer işçilerden de imza alınabilecekken alınmadığı, gerekçe olarak işin mahiyeti ve giriş çıkış yoklamasının diğer işçiler yönünden sorumlu amirleri tarafından yapıldığı beyan edilmişse de, şoförler için aynı uygulamanın geçerli olmamasının yeterli delillerle ve geçerli sebeplerle ispatlanamadığı, netice itibariyle sadece şoförler için yapılan imza uygulamasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edeceği …” gerekçesiyle davanın kabulü ile imza uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitine karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5’inci maddesi uyarınca açılacak davanın bir eda davası olduğu, ancak davacı Sendika üyeleri adına eda davası açmak yerine işyeri uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitini talep ettiğinin anlaşıldığı, bu hale göre de davacı Sendika üyeleri adına İş Kanunu’nun 5’inci maddesi uyarınca dört aya kadar ücret tutarında tazminat veya varsa üyelerinin yoksun kaldığı başkaca haklarını eda davasıyla talep etme olanağı varken, tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığının kabulü gerektiğinden davanın hukukî yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde kabul kararı verilmesinin hatalı olduğu, yine kabule göre de yargılama giderlerinin içine harç katılarak harçtan muaf olan davalı Üniversiteye harç yükletilmesi, arabuluculuk başvurusu ve dolaysıyla Hazine tarafından karşılanan bir arabuluculuk gideri bulunmadığı halde davalı Üniversite aleyhine arabuluculuk ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasın ve “ Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-h ve 115/1-1, 2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,” karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu : Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: Davacı Sendikanın, üyeleri adına dava konusu tespit talebinde bulunmasında hukukî yarar şartının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 51. maddesinde yer alan; “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. (Mülga dördüncü fıkra: 7/5/2010-5982/5 md.) İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir. Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.” şeklindeki hüküm ile sendika kurma hakkı ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Söz konusu hükümde de belirtildiği gibi sendikaların amacı, çalışma ilişkilerinde, üyelerinin ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmektir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun/STİSK) 2. maddesinde de aynı doğrultuda düzenlemeye yer verilmiştir. Sendikalar, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğü, bireylere topluluk hâlinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Sendika hakkı da çalışanların, bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya gelerek örgütlenebilme serbestîsini gerektirmektedir (Anayasa Mahkemesinin 18.09.2014 tarihli ve 2013/8463 Başvuru numaralı Tayfun Cengiz kararı, §31, 32). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 11. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin birinci fıkrasındaki sendika özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğünün bir şekli ve özel bir yönüdür (AİHM, Belçika Ulusal Polis Sendikası/Belçika, B. No: 4464/70, 27.10.1975 §38; Doğru, Osman/Nalbant, Atilla: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, 2. Cilt, ... 2013, s.453). Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’in 11. maddesinin birinci fıkrasında geçen “çıkarlarını korumak için” deyimi, AİHS’in, sendikal faaliyetler yoluyla sendika üyelerinin mesleki menfaatlerini koruma özgürlüğünü güvence altına almaktadır (AİHM, Belçika Ulusal Polis Sendikası/Belçika, B. No: 4464/70, 27.10.1975 §39; Doğru/Nalbant, s.453). Üyelerinin çıkarlarını korumak için faaliyet yürüten sendikaların çalışma yaşamına ilişkin en önemli faaliyetleri de yargılama alanında kendisini göstermektedir. Sendikalar her şeyden önce tüzel kişi olarak genel hükümlere göre aktif ve pasif dava ehliyetine sahiptir (Tuncay, A.Can/Savaş Kutsal, Burcu, Toplu İş Hukuku, ... 2019, s.142). 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 26. maddesinin 2. fıkrasına göre “Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine” sahip kılınmışlardır. Madde metninden de anlaşıldığı üzere, sendika ve konfederasyonların kolektif nitelikli dava hakları ve sendikaların üyelerini temsilen bireysel nitelikli dava hakları olmak üzere iki farklı dava türü söz konusu olmaktadır. Bu anlamda sendikaların davacı ve davalı olabilmelerinde; somut, belirli üyeleri temsilen değil, anonim ve kolektif nitelikli bir temsil söz konusu olmaktadır. Burada söz konusu dava türü ile korunmak istenen menfaat bir veya birden fazla sendika veya konfederasyon üyesinin kişisel çıkarları olmayıp çalışma hayatının ortak çıkarlarıdır (Şahlanan, Fevzi: Toplu İş Hukuku, ... 2020, s.248). Usul hukuku anlamında genel olarak birçok kişinin ortak menfaatini ilgilendiren durumlarda, söz konusu menfaatin zedelenmesini hâlinde menfaat sahibi herkesin ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir. Bunların yanı sıra gereksiz zaman kaybı ve masraf yapılmasına da yol açacaktır. Bu nedenle ortak menfaatlere sahip bir topluluğun menfaatini korumak amacıyla, topluluğu temsilen ya da o topluluk adına dava açılması ve bu davanın sonuçlarından davayı açan davacı değil de menfaat sahibi topluluğun yararlanmasına yönelik davaya topluluk davası denilmektedir (Şahlanan, s. 251). Topluluk davası hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 113. maddesinde yer alan “Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir” hükmü ile yasal düzenlemeye kavuşmuştur. Madde gerekçesine göre topluluk davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır. Topluluk davası sendikaların kolektif nitelikli temsilen dava açabilme ehliyetlerini genişletmekte; bu tür bir davanın konusunu sendika üyelerinin bireysel haklarına teşmil etmektedir. Sendikalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113. maddesi kapsamında belirtilen tüzel kişilerden biri olduğundan üyeleri adına bu maddeye göre dava açabilirler. Açılan dava üyelerinin menfaatleri ile ilgili olup, sendikalar bu dava türü ile üyelerinin haklarının tespitini; üyeleri hakkında hukuka aykırı durumun giderilmesini ve üyelerinin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesini talep edebileceklerdir (Şahlanan, s. 250). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113. maddesi kapsamında dava açabilecek dernekler ve diğer tüzel kişiler bir hakkın veya hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına ilişkin tespit talebinde bulunabilirler. Aslında burada Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106. maddesinde genel olarak düzenlenen tespit davasının topluluk davasında özel olarak düzenlenmiş bir şekli olduğu söylenebilir (Taşpolat Tuğsavul, Melis: Kolektif Hukuki Himaye Çerçevesinde Topluluk Davaları, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, ... 2016, s. 208). Bu anlamda olmak üzere bir hakkın ya da hukukî ilişkinin varlığı ya da yokluğunun tespit edilmesinde hukukî yararının mevcut olması hâlinde sendikalar da tespit talebini içeren topluluk davası açabilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas sayılı kararı.) Yukarıda yer verilen tespit ve açıklamalar kapsamında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Somut olayda, davacı Sendika vekilince, davalı Üniversitede şoför olan üyesi işçilerden giriş çıkış için imza alınmaya ve mobing uygulanmaya başlandığı, ancak aynı işi yapan aynı birimdeki memurlara bunun zorunlu tutulmadığı ve ayrımcılık içeren bu uygulamanın İş Kanunu’nun 5. maddesine açıkça aykırı olduğu ileri sürülerek, eldeki dava ile imza uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitini, bu hukuka aykırılıkların giderilmesini ve üyesi işçilerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesine yönelik olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 113'üncü maddesi kapsamında bir topluluk davası açılmıştır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukukî olgulara göre; kuruluş amacı üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek olan davacı Sendikanın, davalı işverenlikteki üyelerine hasren yapılan imza uygulamasının ayrımcılık içerdiğinin tespitine yönelik dava açmasında hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince istinafa konu kararın esasına girilerek denetiminin yapılması gerekirken, usul yönünden yapılan denetimle istinaf talebinin kabul edilmesi yerinde olmamıştır. Sonuç: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2013/1000 E., 2013/4361 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 113. maddesi uyarınca dernekler ve diğer tüzel kişiliklerin statüleri çevresinde üyelerininin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesiminin haklarını korumak için dava açma hakkını edindikleri ve önceki gerekçelerle bozma ilamına direnilmesine ka
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2013/1000 E.  ,  2013/4361 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.10.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 02.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Dava, sağlığa zarar verdiği iddiası ile davalı GSM şirketine ait baz istasyonunun kaldırılması isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalıların sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olduğu, davalıya ait apartmanın çatısında bulunan davalı şirkete ait baz istasyonunun insan sağlığına zarar vermediğinin kesin olarak kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı şirket vekilinin temyizi üzerine karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.04.2011 günlü ve 2011/3955 Esas, 2011/4244 Karar sayılı ilamıyla, davacı Baronun bu davayı açmak için aktif dava ehliyeti bulunmadığı gözetilerek davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. Mahkemece, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 113. maddesi uyarınca dernekler ve diğer tüzel kişiliklerin statüleri çevresinde üyelerininin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesiminin haklarını korumak için dava açma hakkını edindikleri ve önceki gerekçelerle bozma ilamına direnilmesine karar verilmiştir.Hükmü davalı ... ve davalı şirket vekili temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/4-216 Esas, 2012/724 Karar sayılı ilamıyla, Özel Daire tarafından değerlendirme imkanı bulunmayan ve sonradan yürürlüğe girmiş yeni bir kanuna dayanılarak verilen direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olduğu, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin Özel Daireye ait olduğu gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere dosya Özel Daire'ye gönderilmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir. Anılan Kanunun genel gerekçesinde; topluluk davası ile derneklerin üyeleri adına tespit davası açabilmeleri ya da müdahalenin önlenmesini isteyebilmelerinin mümkün hâle getirildiği belirtildikten sonra madde gerekçesinde, esas itibarıyla ... menşeli bir kurum olan ve Kıta Avrupası hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan, topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de mevzuatımıza girmesinin sağlanğı, bu çerçevede dernekler ile diğer tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarını tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın topluluk davası olacağı, topluluk davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım yaratılmasının sağlandığı belirtilmiştir. Mevzuatımızda grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle, aynı Kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilmiştir. Bu durumda, somut olay bakımından, Baro tarafından HMK'nun 113. maddesine dayanılarak sağlığı tehdit ettiği iddiası ile baz istasyonlarının kaldırılması davası açılıp açılamayacağı hususunun tartışılması gerekmektedir. Anayasanın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzelkişilikleri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun Baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. maddesi gereğince Baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları, Baro Yönetim Kurulu'nun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinde, avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak, mesleki ödevler hususunda Baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya gelince; davacı ..., ... Barosu, ... Adliyesi ve avukatlık bürolarının yanında veya tam karşısında kurulu olan baz istasyonunun sağlığı tehdit ettiğini belirterek kaldırılmasını istemiştir. Davacı Baro Başkanlığı, Avukatlık Kanunu gereğince tüzel kişiliği bulunan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak konusunda yasal olarak yetkili kılınmış olmakla birlikte Baroların hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, Baronun avukatlık mesleğini ilgilendirmeyen ve avukatların ortak menfaatlerini koruma amacı dışında kalan işlemleri dava konusu etmesi durumunda, aktif dava ehliyetinin bulunduğu düşünülemez. Kuruluş amacı, avukatlık mesleğini geliştirmek ve avukatlık mesleğini yapanların birbirleri ve iş sahipleri ile aralarındaki ilişkileri geliştirmek olup tüzel kişilik çalışanlarının sağlığı ile ilgili olarak onlar adına hareket etme görev ve yetkisi yoktur. Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek davacı Baro'nun aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 22.03.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/5359 E., 2013/7140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun g
14. Hukuk Dairesi         2013/5359 E.  ,  2013/7140 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.11.2011gününde verilen dilekçe ile baz istasyonunun kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, sağlığa zarar verdiği iddiası ile davalı GSM şirketine ait baz istasyonunun kaldırılması isteğine ilişkindir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalılardan bir kısmının vekili temyiz etmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir. Anılan Kanunun genel gerekçesinde; topluluk davası ile derneklerin üyeleri adına tespit davası açabilmeleri ya da müdahalenin önlenmesini isteyebilmelerinin mümkün hâle getirildiği belirtildikten sonra madde gerekçesinde, esas itibarıyla Anglo-Sakson menşeli bir kurum olan ve Kıta Avrupası hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan, topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de mevzuatımıza girmesinin sağlanğı, bu çerçevede dernekler ile diğer tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın topluluk davası olacağı, topluluk davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım yaratılmasının sağlandığı belirtilmiştir. Mevzuatımızda grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle, aynı Kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilmiştir. Bu durumda, somut olay bakımından, Baro tarafından HMK'nun 113. maddesine dayanılarak sağlığı tehdit ettiği iddiası ile baz istasyonlarının kaldırılması davası açılıp açılamayacağı hususunun tartışılması gerekmektedir. Anayasanın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun Baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. maddesi gereğince Baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları, Baro Yönetim Kurulu'nun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinde, avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, mesleğin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak, mesleki ödevler hususunda Baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya gelince; davacı ..., ... Adliyesinde kurulu olan baz istasyonlarının sağlığı tehdit ettiğini belirterek kaldırılmasını istemiştir. Davacı Baro Başkanlığı, Avukatlık Kanunu gereğince tüzel kişiliği bulunan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak konusunda yasal olarak yetkili kılınmış olmakla birlikte, Baroların hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, Baronun avukatlık mesleğini ilgilendirmeyen ve avukatların ortak menfaatlerini koruma amacı dışında kalan işlemleri dava konusu etmesi durumunda, aktif dava ehliyetinin bulunduğu düşünülemez. Kuruluş amacı, avukatlık mesleğini geliştirmek ve avukatlık mesleğini yapanların birbirleri ve iş sahipleri ile aralarındaki ilişkileri geliştirmek olup onlar adına bu davayı açma görev ve yetkisi yoktur. Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek davacı Baro'nun aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 10.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/12891 E., 2013/13175 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK’nın 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için kendi adlarına ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun gide
14. Hukuk Dairesi         2013/12891 E.  ,  2013/13175 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve kal davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 10.05.2013 gün ve 2013/5359-7140 Esas, Karar sayılı ilamiyle bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili ile davalı ... İletişim Hizmetleri A.Ş vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Davacı, davalı ... Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı ile diğer davalılar arasında düzenlenen sözleşmeyle adliye binasına baz istosyonu kurulması konusunda anlaşıldığını, baz istasyonlarının insan sağlığına olumsuz etkileriyle sağlık sorunlarına yol açtığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ile baz istasyonlarının kaldırılmasını istemiştir. Davalı bakanlık, baz istasyonunun mevzuata uygun olarak kurulduğunu ve insan sağlığına zarar vermediğini belirterek; diğer davalılar ise ayrı ayrı davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını ve baz istasyonunun mevzuata uygun olduğunu ve insan sağlığı için zarar oluşturmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece elatmanın önlenmesine ve baz istasyonlarının kaldırılmasına karar verilmiş, davalı ...Ş. dışındaki davalıların temyizi üzerine, karar Dairemizin 10.05.2013 günlü ve 2013/5359-7140 Esas ve Karar sayılı ilamı ile davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı vekili ve davalı ...Ş. vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Mahkemece davalılardan ... İletişim Hizmetleri A.Ş’ne tebliğe çıkartılan gerekçeli kararın anılan davalının vekili yerine isim benzerliğinden dolayı Av. ...’e tebliğ edildiği, dolayısıyla da adı geçen davalıya usulüne uygun biçimde gerekçeli kararın tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davalı ...Ş vekilinin 22.07.2013 günlü dilekçesi temyiz dilekçesi olarak kabul edilerek, davalının temyiz isteminin incelenmesine geçildi; 6100 sayılı HMK’nın 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için kendi adlarına ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir. Anılan kanunun genel gerekçesinde; topluluk davası ile derneklerin üyeleri adına tespit davası açabilmeleri ya da müdahalenin önlenmesini isteyebilmelerinin mümkün hale getirildiği; madde gerekçesinde ise; esas itibariyle ... ...bir kurum olan ve Kıta Avrupa hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın topluluk davası olacağı, topluluk davası yoluyla toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılmasının sağlandığı belirtilmiştir. Mevzuatımızda grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanununun 23. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle aynı kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilmiştir. Somut olayda davacı Baro Başkanlığınca 6100 sayılı HMK’nın 113. maddesine dayanılarak sağlığı tehdit ettiği iddiası ile baz istasyonlarının kaldırılması davası açılıp açılamayacağı hususuna gelince; Anayasanın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzel kişileri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları belirtilmektedir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. Maddesi gereğince, baroların avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. Anılan yasanın baro yönetim kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinde, avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, mesleğin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak, mesleki ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya gelince; davacı ... Baro Başkanlığı, Kırıkkale Adliyesinde kurulu olan baz istasyonlarının sağlığı tehdit ettiğini belirterek kaldırılmasını istemiştir. Davacı, Avukatlık Kanunu gereğince tüzel kişiliği bulunan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak konusunda yasal olarak yetkili kılınmış olmakla birlikte, baroları hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, baronun avukatlık mesleğini ilgilendirmeyen ve avukatların ortak menfaatleri koruma amacı dışında kalan işlemleri dava konusu etmesi durumunda aktif dava ehliyetinin bulunduğu düşünülemez. Kuruluş amacı, avukatlık mesleğini geliştirmek ve avukatlık mesleğini yapanların birbirleri ve iş sahipleri ile aralarındaki ilişkileri geliştirmek olup, onlar adına bu davayı açma görev ve yetkisi yoktur. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı Baro’nun aktif dava ehliyeti bulunmadığı gözetilerek mahkemece davanın reddi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün davalı ...Ş yararına da bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ...Ş vekilinin temyiz isteminin de kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 22.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. İlgililerin haklarının tespiti II. İlgililerle ilgili hukuka aykırı durumun giderilmesi III. İlgililer hakkında hukuki durum değişikliği (inşai sonuç) talebi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, topluluk davası yukarıdakilerden hangi amaçla/amaçlarla açılamaz?

A) I ve III
B) II ve III
C) I ve II
D) I, II ve III
E) Yalnız III

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol