6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 136

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 136. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 136- (1) Davacı, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir. (2) Davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanır. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Ön İnceleme Ön incelemenin kapsamı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2055 E., 2021/1208 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
127/1), yine cevap dilekçesinde, savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermeli ve taleplerini belirtmelidir (HMK m. 129). Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nın 136/2. maddesi gereğince;
Hukuk Genel Kurulu         2017/2055 E.  ,  2021/1208 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 5. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 25.12.2012 tarihli dava dilekçesinde; davalıların kardeş olduklarını, müvekkili ile davalılardan Cihangir’in 11.09.2005 tarihinde evlendiğini, sonrasında Kadıköy 5. Aile Mahkemesinin 10.10.2012 tarihli ve 2010/324 E., 2012/767 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, düğünde takılan ziynetlerden ince olanların satılarak 26 tane kalın bileziğe dönüştürüldüğünü, bu altınların evde saklanmasının tehlikeli olması nedeni ile davalı ... tarafından teslim alınarak aile kasasına götürüldüğünü, müvekkile ait altınların Berna’nın altınları ile karışmaması adına teslim edilen altınlara ilişkin belge düzenlendiğini, bu belgenin boşanma davasının yargılaması aşamasında davalı ... tarafından kabul edildiğini ancak altınların müvekkiline iade edilmediğini, davalılardan Cihangir’in ise altınları işyerinin ihtiyaçları için bozdurduğunu beyan ettiğini ileri sürerek dilekçe ekinde yazılı belgede belirtilen 5 adet tam altın, 32 adet yarım altın, 136 adet çeyrek altın, 1 adet gremse, 26 adet bilezik, 1 adet bileklik ve 1 setten oluşan ziynet eşyalarının davalılardan aynen iadesi olmadığı taktirde tahsil tarihindeki altının satış kuru üzerinden bedelinin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalılar vekili 15.01.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkil ve ailesinin ait oldukları kültüre göre geline takılan altınların satılmasının ayıp olduğunu, sunulan belgenin hukukî nitelik arz etmediğini, üzerinde imza bulunmadığını, davacının iddia ettiği miktarın gerçeği yansıtmadığını, bilgi notu niteliğindeki tutanakla birlikte bir takım ziynet eşyalarının Berna’ya teslim edildiğini, kalan kısmın davacının takmak üzere davacıda kaldığını, ancak evlendikten bir yıl sonra davacının boşanma davası açtığını, dava açmadan önce altınlarını Berna’dan aldığını, bilgi notunun da bu şekilde davacının eline geçtiğini, bu altınları bozdurarak elde ettiği nakit parayı adına kayıtlı banka hesabına yatırdığını, tüm bunların boşanma dava dosyasında ispat edildiğini, hiçbir geliri olmayan davacının hesabına 29.465TL tutarındaki nakit girişini açıklaması gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul Anadolu 5. Aile Mahkemesinin 28.01.2015 tarihli ve 2012/1084 E., 2015/42 K. sayılı kararı ile; tarafların iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde güvenlik açısından imzasız tutanakta bildirilen 5 adet cumhuriyet altını, 32 adet yarım altın, 136 adet çeyrek altın, 1 adet gremse altın, 6 adet bilezik, 1 adet set ve 1 adet bilekliğin davalılardan Berna’nın bankada bulunan kasasına konulduğu konusunda herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığı, uyuşmazlığın davalılar tarafından bu altınların kasadan alınarak davacıya iade edilip edilmediği noktasında olduğu, dolayısıyla davalılar tarafından alınarak kasaya konulan altınların iade edildiğine yönelik ispat yükünün davalılarda olduğu, ancak davalıların üzerine düşen ispat yükünü yerine getiremediği, bu yönden ziynetlerin davalıların zimmetinde olduğunun kabulünün gerektiği, iade edilecek değerlerin değerlendirilmesinde ise cumhuriyet, yarım, çeyrek ve gremse adı altında belirtilen altınların Türkiye’deki kuyumculuk sektörünün gelişimi, altın tasarımı üzerinde yoğun yapılan çalışmalar, yeni tasarımlar ve süslenmede gelinen nokta değerlendirildiğinde bu altınların kadının ziyneti olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile bu altınların iadesi isteminin reddedildiği, davalının ortak konutta hırsızlık olduğuna yönelik iddialarının ise iki kez hırsızlık olayı yaşandığı ispat edilen ve bu nedenle güvenli olmayan konuta altınların döndürülmesinin de söz konusu olmadığı dolayısıyla hırsızlık olayları sırasında altınların konutta bulunduğunun kabulüne mahkemece olanak verilmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 26 adet 22 ayar 650 gram ve 56.843TL. değerinde bilezikler ile 14 ayar 60 gram ağırlığında 3.283TL değerinde 1 adet set takımı, 14 ayar 8 gram 438TL değerinde 1 adet bileklik olmak üzere toplam 60.564TL değerinde ziynet eşyasının davalılardan müteselsilen alınarak davacıya iadesine, iadesi mümkün olmadığı taktirde tahsil tarihindeki altının alış kuru üzerinden Türk Lirası olarak davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Temyiz: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14.03.2016 tarihli ve 2015/6528 E., 2016/3792 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden; Kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Mahkemece; reddedilen ziynet eşyaları yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bu ziynetlerin yatırım aracına dönüşmesi nedeniyle ziynet sayılamayacağı belirtilerek yanılgılı değerlendirme ile bu talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 5. Aile Mahkemesinin 13.10.2016 tarihli ve 2016/412 E., 2016/691 K. sayılı kararı ile; tam, yarım ve çeyrek altın gibi altınların günümüz ekonomik koşulları, gelenek ve göreneklerde meydana gelen değişiklikler nedeniyle ziynet eşyası olarak kullanılmasının söz konusu olmadığı, bunların özellikle yatırım aracı olarak kullanıldıkları, yatırım aracına dönüşen bu altınların ziynet sayılamayacağı, dolayısıyla kadına bağışlanmış sayılmasının da mümkün olmayacağı, takı törenlerinde kadına ziynet olarak takılan ve kullanılanların dışında kalan altın ve paraların bir keseye konulduğu ve katılımcıların maksadının bu eşyaları taraflardan birisine bağışlamak olmadığı, bu yatırım araçları ile amaçlananın düğün masraflarına katkı, kalan olur ise yeni çiftlerin otomobil veya konut almasına destek mahiyetinde olduğu, takı töreninde takı takanların bunları kadına bağışlama iradelerinin var olduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle 5 adet tam altın, 32 adet yarım altın, 136 adet çeyrek altın ve 1 adet gremse altının iadesi isteminin reddine dair direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tam, yarım, çeyrek ve gremse adı altında isimlendirilen altınların ziynet eşyası niteliğinde sayılıp sayılamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu altınlara ilişkin ziynet eşyası alacağı davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından medeni usul hukukuna hâkim olan ilkelerle ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 13. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Taraflarca getirilme ilkesi” başlıklı 25. maddesi “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.” hükmünü taşımaktadır. 14. Maddede, dava malzemesi olan vakıaların, taraflarca getirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Maddenin 1. fıkrası, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 75. maddesinin 1. fıkrasını karşılamaktadır. 2. fıkra ise yeni bir hüküm olup, delillerin toplanması bakımından genel kuralı ifade etmektedir. Maddede, 1086 sayılı HUMK’nın 75. maddesindeki “hatırlatacak hâllerde dahi bulunamaz” ibaresi muhafaza edilmiştir. Bununla yasaklanan husus, somut bir olaya, vakıaya işaret edilmesi, vakıa getirilmesinin telkin edilmesidir. 15. Taraflar arasında meydana gelen bir uyuşmazlığın mahkemece çözümlenebilmesi için, öncelikle taraflardan birinin belli bir taleple mahkemeye başvurması gereklidir. Bu talep davacının mahkeme önündeki hukukî iddiasını içerir. Hâkim bu talebin haklı olup olmadığını iki aşamada inceler. Mahkeme öncelikle, davacının talebine uyan hukuk normunu bulacak, ancak karar vermesi için bu yeterli olmayıp, uygulanacak hükümde aranan unsurların somut olayda vakıa olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini araştıracaktır. Hukuk uygulamasında hâkim, soyut hukuk kurallarını, somut olaya doğru bir şekilde uygulamakla görevlidir. Bu husus maddenin hükümet gerekçesinde “hâkimin getirilen olayın olgularının, vakıalarının soyut hukuk normunun unsurlarını karşılamadığını beyan edebilecektir” şeklinde açıklanmıştır. Madde ile dava malzemesinin, davanın temelini teşkil eden vakıalar ve delillerin getirilmesi konusunda, tarafların mutlak yetkisi vurgulanmaktadır. Medeni usul hukukumuzda, taraflarca hazırlama ilkesi geçerli olduğundan dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilememesinin sorumluluğu taraflara yüklenmiştir. Davada taraf, maddi hukuka göre ne kadar haklı olursa olsun, talep sonucunu dayandırdığı vakıaları mahkemeye sunmamış ise talebinin reddi sonucu ile karşılaşacağı hususu şüphesizdir. 16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26. maddesinde ise “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu madde ile aynı Kanun’un 24. maddesinde düzenlenen medenî yargılama için asıl olan tasarruf ilkesinin açılımı yapılmış olmaktadır. 17. Açıklanan ilkelere göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate almamasını ve onlara hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamamasını ifade eder. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. 18. Açıklanan ilkelerin diğer sonucuna göre ise hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden araştıramaz. Davacı talep sonucunu haklı gösterecek vakıaları mahkemeye sunmalı, davalı ise; savunmasında dayandığı itiraz ve def’ileri haklı gösterecek vakıaları ileri sürmelidir. Mahkemece sadece taraflarca ileri sürülen vakıalar incelenebilir. Bu ilkelerin gereği olarak hâkim, kendi kişisel bilgisini de yargılamada kullanamaz. 19. Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, taleple bağlılık ilkesi, şartları uygun düştüğü ölçüde davalı için de geçerlidir. Bir diğer anlatımla hâkim, davalının savunması ile de bağlıdır ve davalının cevap dilekçesinde istediğinden fazlasına ya da bundan başka bir şeye hüküm veremez (Kuru Baki; Hukuk Muhakemeleri Usûlü, C. III, İstanbul 2001, s. 3096). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 18.03.2015 tarihli ve 2013/23-1599 E., 2015/1057 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda hâkim davalının savunmasında yer vermediği bir vakıayı hükme esas alamayacaktır. 20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca, davacı dava dilekçesinde; iddia etmiş olduğu her bir vakıayı ve bu vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususuna yer vermek zorundadır (HMK m. 119/1-f.). HUMK’nın 179. maddesindeki düzenlemeye karşılık gelen HMK’nın 119. maddesi ile dava dilekçesinde bulunması gereken hususların neler olduğu, ilâve unsurlarla birlikte ve daha geniş olarak düzenlenmiştir. “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 198. madde ile tarafların, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtme zorunluluğu, yani somutlaştırma yükü getirilmiş olduğundan, bu yükümlülük gereği, davacının iddia ettiği her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini, dava dilekçesinde belirtmesi esası da bir yenilik olarak maddede düzenlenmiştir. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde, makul bir sürede sonuçlanması hedeflenmiştir. 21. Diğer yandan davalı da, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesini sunmalı (HMK m. 127/1), yine cevap dilekçesinde, savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermeli ve taleplerini belirtmelidir (HMK m. 129). Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nın 136/2. maddesi gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacaktır. 22. Tüm bu genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının ziynet alacağı talebine ilişkin olarak davalılar, yargılamanın hiç bir aşamasında talep edilen bu altınların ziynet eşyası niteliğinde olmayıp yatırım aracı niteliğinde olduğu savunmasına dayanmamışlardır. Aksine aşamalardaki tüm beyanlarında “davalının ve ailesinin yetiştiği kültürün örf, adet ve geleneklerine göre geline düğünde takılan takıları satmanın çok ayıp olduğu, ailenin takı parasına ihtiyaç duymayacak kadar ekonomik güce sahip bulunduğu, gelinin takı parasına tenezzül ve tevessül etmeyecekleri” savunmasıyla talep edilen ziynet eşyalarının davacıya iade edildiğini belirtmişlerdir. Mahkeme ise direnme öncesi bir kısım ziynet eşyası yönünden verilen davanın kısmen kabulü kararında “davalılar tarafından kasaya alınan altınların iade edildiğine yönelik ispat yükünün davalılarda olduğu, davalıların üzerine düşen ispat yükünü yerine getiremediği” gerekçesiyle ziynetlerin davalıların zimmetinde olduğunu kabul etmiş ve bu yön Yargıtay'ın temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. 23. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

13. Hukuk Dairesi, 2016/7106 E., 2017/6398 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur.
13. Hukuk Dairesi         2016/7106 E.  ,  2017/6398 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın görev yönünden usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı Deva Sağ. Hiz. A.Ş. avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, 28.01.2013 tarihinde davalı hastanede ameliyat olduğunu ameliyatın başarısız olduğunu burnunda eğrilik meydana geldiğini, doktor tarafından ikinci ameliyatın riskli olacağını ve başarılı olunamayacağının bildirildiğini, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gördüğünü, ameliyat sonrasında yaşam kalitesinin düştüğünü, aile ve sosyal hayatının mahvolduğunu, beden ve ruh sağlığının bozulduğunu, yapılan ameliyattan ve neticesinden davalı doktorun sorumlu olduğunu, BK 66.maddesine göre davalı hastanenin de sorumluluğunun bulunduğunu, maddi ve manevi zarara uğradığını beyanla, 100.000,00 TL manevi tazminat ile davalı hastanede yapmış olduğu 5.700,00 TL hizmet bedeli ve daha sonra ... ... Hastanesi'nde yapmış olduğu 38,00 TL masrafın maddi tazminat olarak, ayrıca yüzünde kalıcı iz kalmasından dolayı sürekli iş kaybı nedeniyle uğramış olduğu zararlardan şimdilik 100,00 TL'nin davalılardan tahsiline, tazminatlara olay tarihinden itibaren en yüksek faizin işletilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmemiştir. Mahkemece, davanın eser sözleşmesinden kaynaklandığı ve ticari iş niteliğinde olmadığı gerekçesiyle dosya üzerinden tensiben görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin görevli olması dava şartıdır (HMK. m.114/1-c). Dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle). Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de, davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasa'nın 137'nci maddesinin (1.) fıkrasında, ön inceleme dilekçelerinin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1. madde hükmü de, bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar. Bazı hallerde dava dilekçesindeki talebe göre görevli olmayan mahkemenin, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi veya ikinci cevap dilekçesinin verilmesinden sonra görevli hale gelmesi mümkün bulunmaktadır. Ayrıca 6100 sayılı Kanun, eskisinden farklı olarak, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme hakkını davalıya da tanımıştır.(m. 20/1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde davalıya kararı veren mahkemeden yargılama giderlerini talep etme hakkı da vermiştir (m. 331/2 son cümle). Davalının bu haklarını kullanabilmesi, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmiş olmasını gerektirir. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun'un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden tensiben görevsizlik kararı verilmesi HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. Bütün bu hükümlerden, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından kararın usul yönünden bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA,(2) nolu bentte yazılı nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde davalı Deva Sağ. Hiz. A.Ş.'ye iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2017/653 E., 2017/1536 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre, usule ilişkin kararın verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, davacı dilekçe verdiğinde bunun davalı tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur.
15. Hukuk Dairesi         2017/653 E.  ,  2017/1536 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, davacı Başbakanlık ... Başkanlığı ile davalı .. ... Proje Uluslararası A.Ş arasında imzalanan; ... İli .... İlçesi 392 Adet konut, ticaret merkezi, cami, şadırvan ile ada içi altyapı, genel altyapı ve çevre düzenlemesi inşaat işine ilişkin imzalanan sözleşmeden kaynaklanan ayıplı imalâtlar sebebiyle açılmış alacak davası olup, mahkemece dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğ edilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme ile görevsizlik kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dava, 6100 sayılı HMK'nın yürürlükte olduğu 16.03.2016 tarihinde açılmıştır. 6100 sayılı HMK'da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü beş aşamadan oluşacak şekilde düzenleme yapılmıştır. Bunlar; 1-Davanın açılması ve dilekçeler aşaması (madde 118,126-136), 2-Ön inceleme (madde 137-142), 3-Tahkikat (madde 143-293), 4-Sözlü yargılama (madde 184-186) ve 5-Hükümdür (madde 294). Dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle). Buna göre, usule ilişkin kararın verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, davacı dilekçe verdiğinde bunun davalı tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasa'nın 137/1'inci fıkrasında, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1'inci madde hükmü de bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar. 6100 sayılı HMK'nın 138’inci maddesi uyarınca dava şartları hakkında dosya üzerinden karar verilebilir ise de; bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Bu genel anlatımlar ışığında somut olaya gelince; mahkemece davalıya dava dilekçesi tebliğinin yapılmayıp, dilekçeler aşaması tamamlanmadan görevsizlik sebebiyle usulden red kararı verilmesi Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkına aykırıdır. Bu nedenlerle mahkemece 6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeyip dilekçeler aşaması tamamlanmadan görevsizlik sebebiyle usulden red kararı verilmek suretiyle davalının hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranılması usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.04.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi. - K A R Ş I O Y - Mahkemenin görevli olması Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 114/1-c maddeye göre dava şartıdır. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK 1. md.). “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.” (HMK 115. md.). Yasada açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin görevsiz olması halinde usulden red kararı verilebilir. HMK 137, 138 ve 140. maddedeki ön inceleme aşamasında dava şartlarının inceleneceğine dair düzenlemeler, henüz incelenmemiş ise tahkikata geçilmeden önce dava şartlarının incelenmesi zorunluluğunu belirtmekte olup görev yönünden bu incelemenin en erken değil, en geç ne zaman yapılması gerektiğini göstermektedir. Konuya ilişkin HMK 138. maddenin yasa gerekçesi şöyledir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir. Ancak, mahkeme, kararını vermek için tarafların dinlenmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunu da tahkikat aşamasında değil, ön inceleme oturumunda yapacaktır. Böylece dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili sorunların, en geç tahkikat başlamadan, ön inceleme duruşması sonunda karara bağlanması amaçlanmıştır.” Bu gerekçe ile de her aşamada görev hususunun incelenebileceğine açıklık getirilmiştir. HMK hükümlerine göre her aşamada dava şartlarının incelenerek karar verilmesi mümkün olduğu için, kararın hukuka uygunluğu yönünden inceleme yapılması gerekirken, "dilekçeler safhası dolmadan görev konusunda karar verilemeyeceği" gerekçesiyle kararın bozulması" yönünde olan değerli çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
15. Hukuk Dairesi, 2016/5499 E., 2016/5029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur.
15. Hukuk Dairesi         2016/5499 E.  ,  2016/5029 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeline yönelik icra takibine itirazın iptâli ve icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebinden ibarettir. Mahkemece dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğ edilmeden, dosya üzerinde yapılan inceleme ile tensiben görevsizlik kararı verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin görevli olması dava şartıdır (HMK. m.114/1-c). Dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle.). Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de, davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasanın 137'nci maddesinin (1.) fıkrasında, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1. madde hükmü de, bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar. Bazı hallerde dava dilekçesindeki talebe göre görevli olmayan mahkemenin, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi veya ikinci cevap dilekçesinin verilmesinden sonra görevli hale gelmesi mümkün bulunmaktadır. Ayrıca 6100 sayılı Kanun, eskisinden farklı olarak, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme hakkını davalıya da tanımıştır (m. 20/1). Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde davalıya kararı veren mahkemeden yargılama giderlerini talep etme hakkı da vermiştir (m. 331/2 son cümle). Davalının bu haklarını kullanabilmesi, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmiş olmasını gerektirir. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun'un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. Bütün bu hükümlerden, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından kararın usul yönünden bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.12.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -KARŞI OY- Mahkemenin görevli olması, HMK 114/1-c maddeye göre dava şartıdır. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK 1. md.). “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler”(HMK115.md.). Yasada açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin görevsiz olması halinde usulden red kararı verilebilir. HMK 137, 138 ve 140. maddedeki ön inceleme aşamasında dava şartlarının inceleneceğine dair düzenlemeler, henüz incelenmemiş ise tahkikata geçilmeden önce dava şartlarının incelenmesi zorunluluğunu belirtmektedir. Bu hükümler her aşamada dava şartlarının incelenebileceğine dair 115. madde düzenlemesine inceleme zamanı bakımından en erken zaman olarak sınır çizen bir düzenleme olmayıp incelemenin en geç ne zaman yapılması gerektiğini göstermektedir. HMK 138. maddenin (karşılığı 143.madde) gerekçesinde bu hususa şöylece açıklık da getirilmiştir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir. Ancak, mahkeme, kararını vermek için tarafların dinlenmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunu da tahkikat aşamasında değil, ön inceleme oturumunda yapacaktır. Böylece dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili sorunların, en geç tahkikat başlamadan, ön inceleme duruşması sonunda karara bağlanması amaçlanmıştır.” Davanın gerekli tüm aşamalarının görevli mahkemece yerine getirilmesi davanın tarafları için daha teminatlıdır. Görevli mahkeme nedeniyle basit ya da yazılı yargılama usulünün uygulanması gereken hallerde uzatılmış cevap süresi (HMK 127 ve 317. md.), iddia ve savunmayı genişletme yasağının sınırları (HMK 141 ve 319. md.) gibi bazı konularda farklı kurallara yer verilmiş olduğundan dilekçeler safhası ve ön inceleme aşamasının görevsiz mahkemede yapılması açılan davanın niteliğine göre uyulması gereken usul kurallarının tam olarak uygulanmamasına da yol açacağından bu sakıncalar nedeniyle dahi belirlenebildiği en erken aşamada görev hususunun incelenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece dilekçeler safhası tamamlanmadan görevsizlik kararı verilmesi HMK 125. maddedeki kamu düzenine ilişkin açık yasa hükmüne uygundur. Taraflardan davalı tacir olmadığından, davacının tacir olup olmadığının araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır. Taraflardan birisi tacir olmadığı gibi TTK’da düzenlenen bir hususa ilişkin açılmış bir dava da bulunmadığından ticaret mahkemesi görevli olmayıp asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu nedenle görevsizlik kararı verilmesinde bir isabetsizlik de yoktur. Bu nedenle kararın onanmasını düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.
15. Hukuk Dairesi, 2015/1040 E., 2015/1467 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur.
15. Hukuk Dairesi         2015/1040 E.  ,  2015/1467 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, davacının davalıya ait inşaat projesinde reklam faaliyetlerinde kullanılmak üzere çalışma görselleri hazırlayıp bu çalışmaların davalı şirkete verdiği halde, bu hizmetle ilgili bir bedel ödenmemesinden kaynaklanan bedel alacağı talebinden ibarettir. Mahkemece dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğ edilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme ile görevsizlik kararı verilmiş, karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince dava şartı olan “mahkemenin görevli olması ” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin görevli olması dava şartıdır (HMK. m.114/1-c). Dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle). Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de, davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasanın 137'nci maddesinin (1.) fıkrasında, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1. madde hükmü de, bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanundan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar. Bazı hallerde dava dilekçesindeki talebe göre görevli olmayan mahkemenin cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi veya ikinci cevap dilekçesinin verilmesinden sonra görevli hale gelmesi mümkün bulunmaktadır. Ayrıca 6100 sayılı Kanun, eskisinden farklı olarak, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme hakkını davalıya da tanımıştır (m. 20/1). Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde davalıya kararı veren mahkemeden yargılama giderlerini talep etme hakkı da vermiştir (m. 331/2 son cümle). Davalının bu haklarını kullanabilmesi, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmiş olmasını gerektirir. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun'un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. Bütün bu hükümlerden, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından kararın usul yönünden bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.03.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Mahkemenin görevli olması. HMK'nın 114/1-c maddeye göre dava şartıdır. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK 1. md.). “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.” (HMK 115. md.) Yasada açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin görevsiz olması halinde usulden red kararı verilebilir. HMK 137, 138 ve 140. maddedeki ön inceleme aşamasında dava şartlarının inceleneceğine dair düzenlemeler, henüz incelenmemiş ise tahkikata geçilmeden önce dava şartlarının incelenmesi zorunluluğunu belirtmektedir. Bu hükümler her aşamada dava şartlarının incelenebileceğine dair 115. madde düzenlemesine inceleme zamanı bakımından en erken zaman olarak sınır çizen bir düzenleme olmayıp incelemenin en geç ne zaman yapılması gerektiğini göstermektedir. HMK 138. maddenin (karşılığı 143.madde) gerekçesinde bu hususa şöylece açıklık da getirilmiştir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir. Ancak, mahkeme, kararını vermek için tarafların dinlenmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunu da tahkikat aşamasında değil, ön inceleme oturumunda yapacaktır. Böylece dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili sorunların, en geç tahkikat başlamadan, ön inceleme duruşması sonunda karara bağlanması amaçlanmıştır.” Davanın gerekli tüm aşamalarının görevli mahkemece yerine getirilmesi davanın tarafları için daha teminatlıdır. Görevli mahkeme nedeniyle basit ya da yazılı yargılama usulünün uygulanması gereken hallerde uzatılmış cevap süresi (HMK 127 ve 317. md.), iddia ve savunmayı genişletme yasağının sınırları (HMK 141 ve 319. md.) gibi bazı konularda farklı kurallara yer verilmiş olduğundan dilekçeler safhası ve ön inceleme aşamasının görevsiz mahkemede yapılması açılan davanın niteliğine göre uyulması gereken usul kurallarının tam olarak uygulanmamasına da yol açacağından bu sakıncalar nedeniyle dahi belirlenebildiği en erken aşamada görev hususunun incelenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece dilekçeler safhası tamamlanmadan görevsizlik kararı verilmesi HMK 115. maddedeki kamu düzenine ilişkin açık yasa hükmüne uygun olduğundan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Yazılı yargılama usulüne tabi bir davada, davacı (A)'nın dava dilekçesinin davalı (B)'ye tebliği üzerine, (B) yasal süresi içerisinde cevap dilekçesini mahkemeye sunmuştur. Cevap dilekçesinin (A)'ya tebliğini takiben, davacı (A) da davalının beyanlarına ve ileri sürdüğü vakıalara karşı kendi iddialarını içeren bir dilekçe sunmak istemektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dilekçeler teatisi aşamasına ilişkin düzenlemeleri dikkate alındığında, davacı (A)'nın bu aşamada sunacağı dilekçenin adı ve bu dilekçenin sunulması için öngörülen kesin süre aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak belirtilmiştir?

A) Cevaba cevap dilekçesi - İki hafta
B) İkinci cevap dilekçesi - İki hafta
C) Cevaba cevap dilekçesi - Otuz gün
D) Replik dilekçesi - İki hafta, ancak mahkemeden ek süre talep edilebilir
E) Düplik dilekçesi - Bir ay

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol