Hukuk Muhakemeleri Kanunu 288. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 288- (1) Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur.
(2) Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır.
Keşfe yetkili mahkeme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
15. Hukuk Dairesi, 2016/5570 E., 2018/749 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
sayılı HMK'nın 288/1. maddesi uyarınca keşif, hakimin uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları aracılığı ile bulunduğu yerde inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla yapıldığından keşfin hakim huzuru ile yapılması zorunlu olup bilirkişiye yerinde inceleme y
15. Hukuk Dairesi 2016/5570 E. , 2018/749 K.
"İçtihat Metni"
....
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili ... ... .... ile davalı vekili Avukat ... .... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ödenmeyen bakiye iş bedeli alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Taraflar arasında davalının ... ..... Mağazası'nın cephesinin fiberbeton kaplama işinin yapılması konusunda 23.11.2012 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme, sabit birim fiyatlı olup hesaplanacak iş bedeline KDV'nin de ekleneceği fiyat tablosundaki düzenlemeden anlaşılmaktadır. Davacı bu iş ile ilgili sözleşme kapsamındaki işler dışında fazla iş yaptığını da ileri sürmektedir. Sözleşmede fazla imalâtın hesaplama yöntemine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Yine taraflar arasında 21.12.2012 tarihli .... ... davalının yaptığı villa cephesinin fiber beton cephe kaplaması işi ile ilgili sözleşme de yapılmıştır. ... .... işindeki imalât bedelinin hesaplanması ve bu iş ile ilgili davacı yüklenicinin hakettiği bedelin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
... .... işi ile ilgili davacı yüklenicinin alacağının belirlenmesi için sözleşme kapsamındaki işlerin eksik ve kusurlar dikkate alınmak ve düşülmek sureti ile sözleşme fiyatları ile, yapılmış ve davalı yararına ise sözleşme dışı fazla işlerin 6098 sayılı TBK'nın 526 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca mahalli piyasa rayiçleri ile hesaplanması gerekir. Yine mahallinde inceleme yapılması gereken hallerde 6100
.....
sayılı HMK'nın 288/1. maddesi uyarınca keşif, hakimin uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları aracılığı ile bulunduğu yerde inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla yapıldığından keşfin hakim huzuru ile yapılması zorunlu olup bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilip keşfi bilirkişiye yaptırmak usul ve keşfin yapılması amacına aykırıdır.
Bu durumda mahkemece; birinci bilirkişi kurulu raporuna itiraz üzerine yeniden oluşturulan ikinci bilirkişi kuruluna yerinde inceleme yetkisi verilerek rapor alınması HMK'nın 288/1. maddesine uygun olmadığı gibi raporlar arasında çelişki de bulunduğundan, Siteler'de bulunan davalıya ait mağazanın dış cephe kaplaması işi ile ilgili yeniden seçilecek konusunda uzman inşaat mühendisi bilirkişi ile mahallinde keşif yapılıp sözleşme kapsamındaki işlerden yapılanların eksik ve kusurları dikkate almak sureti ile sözleşme fiyatlarıyla, sözleşme dışı imalât yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise, davalı iş sahibi yararına olup olmadığı, yapılmış ve iş sahibi yararına ise fazla işlerin yapıldığı tarihteki mahalli piyasa rayiçlerine göre bedeli konusunda, mahalli piyasa rayici içerisinde yüklenici kârı ve KDV bulunacağından ayrıca eklenmeksizin gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp değerlendirilerek bu şekilde hesaplanacak Siteler işinden yüklenicinin hakettiği bedele .. ... işinden hakettiği ve mahkemece bozmadan önce kabul edilen miktar eklenip varsa kanıtlanan ödemeler düşülerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 22.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.....
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2020/109 E., 2022/1268 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m.
Hukuk Genel Kurulu 2020/109 E. , 2022/1268 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı şirket vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı şirket vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekillerinin duruşma isteğinin ayrı ayrı reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından davalılardan satın alınan olan ... plakalı ... matik tipli aracın arızalı olması ve bugüne kadar arızaların giderilmemiş olması nedeniyle ayıplı olan aracın orijinal ve hatasız (sıfır km) yenisi ile değiştirilmesine, aksi hâlde ödenen ücretin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar Cevabı:
5.1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın iyi niyet kurallarına açıkça aykırı olduğunu, davacı tarafça muayene-ihbar süreleri kaçırılmış olduğundan dava ve talep haklarının düştüğünü belirterek dayanaksız ve kötü niyetli davanın reddini savunmuştur.
5.2. Davalı ... Türk A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafa ait ... plakalı aracın 02.03.2007 tarihinde müvekkili şirket tarafından satıldığını, satıştan on ay geçtikten sonra davacı tarafın ... Noterliği aracılığıyla ihtarname gönderdiğini, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ayıba karşı tekeffül taleplerinin zamanaşımına uğradığını, aracın ayıplı olmadığını, aracın değişimi veya bedelin geri ödemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, aracın imalatçısı ve ithalatçısının da müvekkili olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı ve Devamında İzlenen Süreç:
6. ... Asliye Ticaret 23.11.2009 tarihli ve 2008/134 E., 2009/671 K. sayılı kararı ile; 10.03.2009 tarihli bilirkişi raporunda ... plakalı ... ... markalı otomobilde ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek önemde bir ayıbın olmadığının belirtildiği gerekçesiyle ve gelen müzekkere cevapları ile birbirini doğrulayan bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.
7. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 08.03.2011 tarihli ve 2010/5263 E., 2011/2964 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece alınan 28.04.2009 tarihli bilirkişi kurulu raporuna karşı davacı vekili tarafından gerekçeleri de belirtilmek suretiyle itirazda bulunulmuş, mahkemece itirazların karşılanması yönünden yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmaması doğru olmadığı gibi, dosya içerisine sunulan ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte olan 2008/714 Esas sayılı dava dosyasına ilişkin bilirkişi raporu, mahkemece alınmış ikinci rapor gibi değerlendirilip, karar gerekçesinde “…birbirini doğrulayan bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde …”şeklinde yorumlanarak hüküm tesis edilmiş olması da isabetli görülmemiştir.,…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı:
9. ... Asliye Ticaret Mahkemesince bozma kararına uyularak, 18.02.2016 tarihli ve 2011/368 E., 2016/103 K. sayılı karar ile; eldeki davada bozma sonrası oluşturulan bilirkişi heyetinde yer alan Prof. Dr. ... tarafından araçta ayıp olmadığı mütalaa edilmiş ise de, grup araçlardan ... Plaka sayılı araca ilişkin aynı dava sebebine dair yargılamanın yapıldığı, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin konuya ilişkin dosyasında aracın imalat ayıplı olduğu yönünde mütalaada bulunduğu ve mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın ayıp noktasında esastan onanarak kesinleştiği, bu dava dosyasının eldeki dava açısından kesin hüküm olmamakla birlikte kuvvetli bir delil teşkil ettiği, eldeki davada mübrez bilirkişi raporları ile davalı tarafça sunulan uzman mütalaasında her ne kadar araçların ayıplı olmadığı mütalaa olunmuş ise de; birlikte satın alınan ve farklı yerlerde, farklı yol şartlarında kullanılan her üç araçta aynı şikâyetin bulunması, araçların en üst (lüks segment) araçlar olması ve direksiyonun araç kontrol- güvenliği noktasında en önemli sistemlerden birini oluşturması nedeniyle araç kullanıcısında araca karşı güvensizlik duygusunu ortadan kaldıracak vasıflara sahip olması gerektiği, araçta tespit edilen tekerlekten direksiyona yansıyan titreşimlerin davacı tarafça sunulan kapsamlı ve bizzat laboratuvar testine dayalı uzman mütalaasında da belirtildiği şekliyle aracın yenisiyle değiştirilmesine gerektirecek şekilde imalat ayıbı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu ... plaka sayılı aracın davalılara iadesi ile davacı tarafça ödenen 462.384,64TL'nin aracın davalılara teslimi tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Özel Daire İkinci Bozma Kararı:
10. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı da süresi içinde davalı vekilleri ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 02.05.2017 tarihli ve 2016/16203 E., 2017/3489 K. sayılı kararı ile;
“…Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleri ile açıklanmıştır. Dosya kapsamında ise aracın misli ile değiştirilmesini ya da bedelinin iadesini gerektirecek bir ayıbın varlığı olgusunu destekleyen delile rastlanmamıştır. Öte yandan, başka bir dava dosyasına konu, aynı segment başka bir araç hakkında alınan rapor ve verilen hüküm de eldeki dava açısından bağlayıcı değildir. Mahkemece bu yönler gözetilip değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir,…” gerekçesiyle hüküm davalılar yararına bozulmuş, bozma nedenine göre davalı vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
12. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.06.2019 tarihli ve 2019/171 E., 2019/593 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, dosyada mübrez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 293. maddesi gereğince delil vasfına haiz davacı tarafça sunulan ölçümleme ve testine dayalı 20.03.2013 tarihli raporun sonuç kısmında ifade edildiği üzere ''dosyamıza konu ... plaka sayılı araç ile ... ATM dosyasına konu ... plaka sayılı araç ve ... ATM'nin 2012-66 esas sayılı dosyasına konu ... plaka sayılı ... ... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açık ve göz ile bile görülebilen, ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genlikle tekerlek titreşimlerinin araçların güvenlik anlamında en önemli sistemlerinden birinin de olduğu da dikkate alınarak dünya çapında çok pahalı ve çok lüks kategorisinde yer alan bu araçlara karşı güvensizlik doğuracak bir ayıp olduğu'' şeklinde mütalaada bulunulduğu, dava konusu araç ile birlikte diğer araçların aynı taraflar arasında birlikte alınan tüm özellikleri ile aynı model-marka seri araçlar olması, farklı yerlerde farklı yol şartlarında kullanılmalarına rağmen aynı hatayı verdikleri bu hususun tesadüf ile izah edilemeyeceği, üst düzey güvenlik sistemlerine sahip yüksek segment araçların fren-denge mekanizmasının herhangi bir şüpheye yer vermeyecek şekilde performans sağlaması ve aracı bu sebeple tercih eden kullanıcı da mevcut güven duygusunu sarsacak veya ortadan kaldıracak kusurunun olmaması gerekliliği, hak ve nesafet kuralları ile somut olay adaleti birlikte nazara alındığında aracın ayıplı olduğuna ilişkin kabulünün isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı ... Türk A.Ş. vekili ile davalı ... Tic. Türk A.Ş. vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamında aracın misli ile değiştirilmesini ya da bedelinin iadesini gerektirecek bir ayıbın varlığı olgusunu destekleyen delilin bulunup bulunmadığı ve başka bir dava dosyasına konu (... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/64 E. sayılı dosyası), aynı segment başka bir araç hakkında alınan rapor ve verilen hükmün eldeki dava açısından güçlü delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarının kısaca açıklamasında yarar vardır.
16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (HMK m. 188), senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, ... 2017, s. 389-390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir.
17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır.
18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir.
20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz.
21. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir.
22. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır.
23. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2).
24. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.
25. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, Halil: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, ..., 2011, s. 2341 vd.). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9-1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.
26. Bu noktada; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir.
27. 24.11.2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklindeki hüküm ile HMK'nın 266/1. maddesine benzer bir düzenleme getirilmiştir.
28. Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve raporun şekli ise HMK'nın 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 2. bendine göre; “Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir”.
29. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir.
30. Belirtmek gerekir ki, bilirkişi, raporunu mahkemece belirlenen sınırlar dahilinde, tümüyle maddi vakıalara hasretmeli; kendisine yöneltilen somut soruları, tek tek yöneltiliş sırasına göre, bilimsel dayanaklarını da açık ve anlaşılır bir biçimde göstermek suretiyle, doyurucu ve ikna edici bir tarzda, özlü ve yalın bir dille, teferruata boğmadan, özel ve teknik bilgi bağlamında uzman kimliği bulunmayan hâkimin ve tarafların anlayabileceği kavramları kullanıp, temel yazım kuralları ile noktalama işaretlerini de dikkate alarak, eksiksiz bir biçimde cevaplandırmalı; oy ve görüşüne başvurulan her bir konuyla ilgili olarak ulaşmış bulunduğu kanıyı, asla hukukî değerlendirilmelere girişmeden, açık ve kesin bir biçimde ortaya koymalıdır (Tanrıver, Süha: Medeni Yargıda Bilirkişilik, 2016, s. 95).
31. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece bozmadan önce ... ... Kampüsü içinde icra edilen keşif üzerine Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 28.04.2009 tarihli bilirkişi raporunda; ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığının tespit edilemediği belirtilmiş, mahkemece bu bilirkişi raporu ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinde düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir.
32. Kararın davacı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece karar bozulmuş, mahkemece bu bozma kararına uyulmuştur. Bunun üzerine, keşif yapılarak bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 06.12.2011 tarihli raporda özetle; satılan araçta ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığı tespit edilmediği için huzurdaki davanın dayanağının bulunmadığı kanaatine varıldığı yönünde mütalaada bulunulduğu anlaşılmaktadır.
33. Mahkemece dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesini gerektirecek ölçüde üretim hatasından kaynaklanan ayıplı olup olmadığının, ... Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası ile ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinde dosyasında alınan raporlar da değerlendirilerek araç üzerinde keşfen ve laboratuvar ortamında bilirkişi incelemesi yapılması yönünde ... Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat neticesinde; bilirkişiler Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 11.02.2013 tarihli raporda özetle; davaya konu ... plakalı araçta davacı tarafın talep ettiği ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya bunun mümkün olmadığı durumda araç bedelinin yasal faiziyle birlikte davacı tarafa ödenmesi taleplerinin yerine getirilmesini gerektirecek önemde bir ayıbın olmadığı yönünde mütalaada bulundukları anlaşılmaktadır.
34. Davalı ... Türk A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı 16.04.2012 tarihli uzman mütalaasında bilirkişilerin "…bir aracın servo direksiyon sistemindeki hidrolik pompada oluşabilecek problemler, hidrolik sistemde hava kabarcıklarının bulunması, hidrolik yağın özelliğinin bozulması, hidrolik hatlardaki şekilsel değişimler hidrolik kaynaklı titreşimlere neden olabilir. Yapılan test ve değerlendirmeler sonucunda, lastiğin esneme özelliği ve yer ile temas yüzeyi arasındaki sürtünme kuvvetinin değişim yapısına bağlı olarak yukarıda anlatılan yapışma-kayma oluşabileceği ve bu durumun bir arıza, kusur ya da ayıp olarak değerlendirilemeyeceği, bu durumun sürüş güvenliği ya da konforuna etki etmediği" şeklinde görüş bildirdikleri görülmüştür.
35. Davalı ... Türk A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Doç. Dr. ... imzalı 11.05.2012 tarihli uzman mütalaasında "…aracın ön tekerleklerinin ön tekerlek sapma açılarını belirleyen ön düzen ölçme sistemi üzerine bindirilmesi sonucu direksiyonun sağa sola çevrilmesi esnasında, ön lastiklerin zemine fazla tutunması sonucu normal direksiyon simidinde normal düzeyde bir titreme meydana geldiği görülmüştür. Bu durumun imalat hatası olmadığı, sürekli dört çeker araçlarda sistem gereği oluşan normal bir durum olduğu tespit edilmiştir" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
36. Davacı vekilince ibraz olunan 20.03.2013 tarihli Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı uzman mütalaasında; "…raporumuzda detaylandırılmış bulgular ışığında ..., ... ve ... plaka sayılı ... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açıkça gözle bile görülebilen ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genlikli tekerlek titreşimlerinin araçların güvenlik anlamında en önemli sistemlerinden birinde olduğu da dikkate alarak dünya çapında çok pahalı ve lüks kategorisinde yer alan bu araçlara karşı güvensizlik doğuracak bir ayıp olduğu" şeklinde görüş bildirdikleri anlaşılmıştır.
37. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.07.2012 tarihli ve 2010/64 E. ve 2012/171 K. sayılı dosyasında davaya konu aynı mahiyetteki davalıdan satın alınan grup araçlardan ... plaka sayılı araca ilişkin yapılan yargılama neticesinde; eldeki davada görev yapan ve aynı şikâyet nedeniyle herhangi bir ayıp bulunmadığı mütalaasını veren Prof. Dr. ...'nin de içinde yer aldığı bilirkişi heyetinin araçlarda direksiyonda hissedilen titremenin imalat ayıbı olduğu yönündeki mütalaası doğrultusunda verilen davanın kabulüne dair kararın esasa ilişkin kısmının onandığı, faiz hususunda bozulduğu, mahkemesince bozmaya uyularak bozma doğrultusunda karar verilmiştir.
38. Grup araçlardan ... plaka sayılı araca ilişkin davanın yargılamasının yapıldığı ... Asliye Ticaret Mahkemesince 07.05.2009 tarihli ve 2008/714 E., 2009/207 K. sayılı; 02.06.2011 tarihli ve 2010/468 E., 2011/282 K. sayılı; 27.02.2014 tarihli ve 2012/66 E., 2014/77 K. sayılı dava konusu araçta imalat ayıbı tespit edilemediğine ilişkin bilirkişi raporlarına dayanılarak oluşturulan davanın reddine dair her üç hüküm temyiz incelemesinde esastan bozulmuştur. Ancak nihayetinde mahkemece 29.03.2019 tarihli ve 2015/7 E., 2019/351 K. sayılı teknik incelemeler yapılarak tanzim edilen 13.06.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda, aracın 11 yıl 1 ay 14 gün süreyle 284.603 km kullanıldığı, şoför ve yolcuların sürüş güvenliğini tehlikeye atacak bir durumun oluşmadığı tespit edildiğinden, aracın ya da bedelinin iadesini gerektirir bir ayıbın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın 25.05.2021 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanmasına karar verilmiştir.
39. O hâlde; mahkemece grup araçlara ilişkin diğer dosyalardaki bilirkişi raporları da dikkate alınıp, dava konusu araçta davacı tarafın iddia ettiği ayıbın mevcut olup olmadığı konusunda laboratuvar ortamında inceleme ve araştırma yaptırılarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Diğer taraftan her ne kadar dava tarihi 11.03.2008 olmasına rağmen direnmeye esas gerekçeli kararın karar başlığında 19.08.2011 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup esasa etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
42. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı kabulüyle, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara ayrı ayrı geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dosyada bozma kararı sonrasında alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleriyle açıklanmıştır. Davalı tarafın sunduğu uzman görüşü (HMK 293) niteliğindeki rapora göre de araçta ayıp bulunmamaktadır. Davacı tarafça sunulan uzman görüşü niteliğindeki raporda farklı bir sonuca varılmış ise de dosya kapsamındaki raporlar birlikte değerlendirildiğinde bu uzman görüşü ayıbın varlığını kabule yeterli değildir. Zira mahkemece alınan raporlar davalı tarafın sunduğu uzman görüşüyle de ayıbın varlığının belirlemediği yönünde uyuşmakta iken sadece davacı tarafın sunduğu uzman görüşü farklı bir sonuca varmaktadır.
Davacı tarafın sunduğu uzman görüşü aynı segment başka araçları da kapsamakta olup başka bir araç için ayıbın varlığı belirlenerek verilen kararın kesinleşmiş olması da bu dosyada aynı sonuca varmayı zorunlu kılan bir neden değildir. Zira aynı segmentte üretilmiş olsa da sonuçta kesinleşen karar farklı bir araçla ilgilidir.
Dosyada toplanan deliller karar vermeye yeterli olduğundan başkaca rapor veya ek rapor alınmasına da gerek yoktur. Yeterli delillere rağmen yeni araştırmalara girişilmesi yargılamanın en az giderle makul sürelerde sonuçlandırılması gereğine aykırılık da oluşturacaktır.
Bu esaslara uygun biçimde verilen bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
Açıklanan bu nedenlerle direnme hükmünün Özel Daire kararı gibi bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan yeniden rapor alınması gereğine değinilerek verilen ve değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2022/1162 E., 2022/4361 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
(...) İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (...; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288). Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt b
3. Hukuk Dairesi 2022/1162 E. , 2022/4361 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
VEK. AV. ...
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen kurum işleminin iptali, alacak, maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı ile arasında davalı kurum sigortalılarına ilaç teminine ilişkin sözleşme imzalandığını, davalının sözleşme ve mevzuata aykırı olarak 28/12/2017 tarihinde medula ekranını kapattığını ve 02/01/2018 tarihinde ise sözleşmenin bir ay içinde feshedileceğinin bildirildiğini, bu nedenle zarara uğradığını, fesih işleminin mevzuat ve sözleşmeye aykırı olduğunu ileri sürerek, feshin haksız olduğunun tespiti ile medula sisteminin açılmasına, tarafından düzenlenip davalı kuruma teslim edilen fatura bedellerinin ödenmesine, medula sisteminin kapatıldığı tarihten itibaren uğradığı zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00-TL maddi tazminat ile 100.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, medula ekranının 28/12/2017 tarihinde kapatıldığını ve sözleşmenin feshedileceğinin 02/01/2018 tarihli yazı ile davacıya bildirildiğini, protokolün 5.1. maddesi gereğince bir aylık süre içinde sözleşmenin feshedildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacının ceza yargılaması neticesinde beraat ettiği, sözleşmenin feshi şartlarının ortadan kalktığı, fesih işleminin yerinde olmadığı, KHK gereği işlem tesis eden davalının kusurlu olmadığı ve tazminat taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabul kısmen reddine, dava konusu sözleşmenin fesih işleminin iptaline, davacının maddi ve manevi tazminat istemleri ile diğer istemlerinin reddine karar verilmiş, karar taraflarca istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; taraflar arasındaki sözleşmenin, protokolün 5.1. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun olarak feshedilmesi nedeni ile davacının fesih işleminin haksız olduğu iddiası ile maddi ve manevi tazminat talep edemeyeceğinin kabulü gerektiği, ancak davacının fesih işleminin iptali ile maddi ve manevi tazminat talebinin yanında, davalı kurum sigortalılarının reçetelerine ilişkin olarak düzenlenen fatura bedellerinin de tahsili talebinde bulunduğu, bu talebe yönelik tarafların iddia ve savunmalarının esaslı unsurlarını oluşturan ve davanın niteliği itibariyle mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak tüm esaslı deliller toplanıp değerlendirilmediğinden HMK'nın 353/1-a-6 maddesinde öngörülen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle, tarafların istinaf taleplerinin kabulüne, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13/02/2020 tarih ve 2018/630 esas, 2020/66 karar sayılı ilamının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararı, davacı tarafından temyiz edilmiş; bölge adliye mahkemesince verilen 14/12/2021 tarihli ek karar ile Dairece verilen 03/11/2021 tarih ve 2020/968 esas, 2021/2254 karar sayılı kararının kesin olduğu anlaşılmakla, davacının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş; bölge adliye mahkemesince verilen asıl karar ile ek karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Davacının ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
İstinaf, bir işe yeniden başlamak, yeniden ele almak anlamına gelir.
İstinaf ile ilgili monografilerin karşılaştırmalı hukuka ilişkin bölümlerinde “geniş (tam) istinaf sistemi” “dar istinaf sistemi” ayrımına yer verilmektedir. Geniş istinaf sistemi davanın istinaf merciinde adeta yeniden görülmesi ve yeniden hükme bağlanması esasına dayanmaktadır. Dar istinaf sistemi ise ilk derece mahkemesinde hükme bağlanmış olan davanın yeniden görülmesinden ziyade o davada verilen hükmün denetlenmesi esasını benimsemektedir. Buna göre geniş istinafta ikinci derece mahkemesi önüne yeni vakıa ve deliller getirtilmesi konusunda bir sınırlama bulunmamakta, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlanmamakta, istinaf yoluna başvurmanın hükmün icrasını erteleyici etkisine getirtilen istisnalar sınırlı tutulmaktadır. Buna karşılık dar istinafta kanun yolu incelemesinin kural olarak istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı tutulduğu görülmekte, ikinci derece mahkemesinde yapılabilecek taraf işlemleri sınırlamalara tabi kılınmakta, yeni vakıa ve deliller ileri sürülmesi istisnai hallerle sınırlı tutulmakta, istinaf incelemesi sırasında hükmün teminat karşılığında icrasına imkan veren hükümler bulunmaktadır. Böylece geniş istinaf sistemi doğru karar verilmesi amacına öncelik verirken, dar istinafın usul ekonomisini daha fazla gözettiğini söylemek mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz dar istinaf sistemini benimsemiştir. Gerçekten istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı tutulması, bölge adliye mahkemesinde yapılan istinaf incelemesinde kural olarak resen göz önünde tutulacak olanlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen savunmaların dinlenmemesi ve yeni delillere dayanılamaması ve bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp dosyayı bu mahkemeye geri göndermek konusunda geniş bir yetkiye sahip olması dar istinaf sistemine ait özelliklerdir (Budak, A.C; İlamat Torbası İstinaf Mahkemesi Karar İncelemeleri, Ekim 2020, s. 25-26).
İstinaf, aslında dar da olsa ikinci derecede yapılan bir yargılamadır. İstinaf yargılamasında duruşma yapılmadan karar verilebilen haller sınırlıdır. Diğer bir ifadeyle duruşmasız inceleme yapılabilecek haller dışında kural, istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasıdır.
İstinaf sistemi kavram olarak açıklandıktan sonra istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına ilişkin yasal düzenlemenin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353 üncü maddesi “…(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent halinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarında, bölge adliye mahkemesi esas hakkında inceleme ve duruşma yapmadan (dosya üzerinden), ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi ise; aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca duruşma yapmadan istinaf başvurusunun esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararını düzelterek veya yargılamadaki eksiklikleri tamamlayarak yeniden esas hakkında karar tesis edebileceği gibi bu maddede belirtilen haller dışında, aynı Kanun’un 356 ncı maddesi uyarınca, incelemeyi duruşmalı olarak yapmak suretiyle, istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dahil gerekli kararları verebilir.
"...İstinaf mahkemesince, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlarda, usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra, sadece ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahalline (ya da uygun görülen ilk derece mahkemesine) geri gönderilmesine karar verilmekle yetinilir. Bunun dışında bir müdahale söz konusu değildir. Bölge adliye mahkemesi böyle bir durumda kararı esas yönünden inceleyemez. Bu kararlara neden olan usule ilişkin hukuka aykırılıkların, istinaf aşamasında telafi edilemeyeceği düşünülmüş olduğundan, ilk derece mahkemesine ait kararın tümüyle kaldırılması ve (dosyanın gönderileceği ilk derecede) yeniden bir yargılama yapılması öngörülmüştür...” (Kurtoğlu, T; Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması, Ankara 2017, s. 188).
“...İstinafta da ilk derecedeki gibi kural, duruşma yapmak olmakla birlikte, istinafın özelliği ve işin niteliği gereği duruşmasız inceleme yapılacak haller ilk dereceden daha geniş tutulmuştur. Ancak, duruşmasız inceleme yapılacak hallere bakıldığında, çoğunluğu şekli şeyler olup ya dosya üzerinden hemen karar verilebilecek usuli hususlar (m. 353/1-a) veya dosya üzerinden değerlendirme yapılabilecek ya da dosya üzerinden eksiklik giderilerek karar verilebilecek esasa ilişkin hususlardır (m. 353/1-b). (...) İstinaf, yeniden ele almak, hukuka aykırı bulunan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak bir karar verilmesini gerektirmektedir. İstinaf mahkemelerinin asıl görevi bu olmakla birlikte, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnai olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiştir. (...) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin birinci fıkrasına göre, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, istinaf mahkemelerinin dar anlamda mahkemeler olmasıyla ilgilendirilemez. Dar istinaf ya da sınırlı istinaf, istinaf mahkemesini ilk derece mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutulmakta ve kararını ilk derece mahkemesince toplanan dava malzemesine dayandırmaktadır. Başka bir ifade ile istinaf yargılamasında yeni vakıalara dayanmak mümkün değildir. (...) İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (...; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288).
Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent halinde sayılan hallerde bölge adliye mahkemesinin verdiği esası incelemeden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesi kararları kesin olduğundan temyiz edilemez.
Öte yandan 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendine göre; “353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, hükmün gerekçesinde de 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün korunması amaçlandığı ifade edilerek, 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, bölge adliye mahkemesinin bu maddeye dayanarak vereceği kaldırma kararının, “esası incelemeden” ve /veya “kanunda belirtilen usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarına ilişkin olarak verilmesi” gerektiğidir. Öyle ki bölge adliye mahkemesince kanun hükmüne aykırı olarak uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirmeler yapılarak, işin esası incelenip kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesi durumunda taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı sorunu da gündeme gelecektir.
Bölge adliye mahkemesinin, davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapmış olmasına rağmen HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermesi durumunda, bu kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Zira, davanın esası hakkında duruşma açılmadan istinaf incelemesi yapılması halinde bölge adliye mahkemesince, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararını düzeltilerek veya yargılamadaki eksiklikler tamamlanarak yeniden esas hakkında karar verilmelidir. Bundan ayrı, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent halinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık halleri ile bir ilgisi olmamasına rağmen, bu madde uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi halinde de kararın kesin olduğu söylenemeyecektir. Çünkü, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnai olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiş olup, bu hususu 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 362 nci maddesine eklenen (g) bendinin gerekçesinde de yeniden belirtmek suretiyle vurgulamıştır. Aksinin kabulü halinde, karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda hukuk yargılamasında sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine tanındığı sonucuna varılacaktır ki herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yer verilen yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölge adliye mahkemesince fesih işleminin protokole uygun olduğu ve davacının maddi ve manevi tazminat talep edemeyeceği belirtilerek, davalı kurum sigortalılarının reçetelerine ilişkin olarak düzenlenen fatura bedellerinin tahsili talebine ilişkin esaslı delillerin toplanması ve değerlendirilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Diğer bir anlatımla; davaya konu sözleşmenin feshi ile maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden toplanan delilleri maddi vakıa ve hukuki denetim yapmak suretiyle değerlendiren bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı yönünde belirleme yapılmış olmasına rağmen, olayda uygulama yeri bulunmayan HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince, usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacak şekilde dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu halde söz konusu kararın, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki açık hüküm ve aynı Kanun’un 362 nci maddesine eklenen (g) bendindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla; bölge adliye mahkemesinin davacının temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 14/12/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
2-)Davacının esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada sözleşmenin feshi talebine ilişkin hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı düşünülerek işin esasına girilmesine rağmen, ayrıca usul yönünden de değerlendirme yapılıp davacının fatura bedellerinin ödenmesine ilişkin talebi yönünden tüm esaslı delillerin toplanmadığı ve değerlendirilmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-)Bozma nedenine göre, davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesinin davacının temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 10/05/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/54 E., 2022/2646 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
(...)İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288). Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
3. Hukuk Dairesi 2022/54 E. , 2022/2646 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen kararın, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; bölge adliye mahkemesi tarafından verilen ek karar ile temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş olup, ek kararın davacılar vekilince temyizi üzerine; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalının avukatları olduklarını, Ankara 18. noterliğinin 15/02/2017 tarih ve 6996 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile vekaletten azledildiklerini, kendileri ile düzenledikleri 15/03/2010 tarihli vekalet ücret sözleşmesi ve bunun devamı niteliğinde olan 15/03/2014 tarihli vekalet ücret sözleşmesini yenilemeyeceklerini ve vekil oldukları dosyalardan 15/03/2017 tarihine kadar çekilmeleri gerektiğinin bildirildiğini, davalının aylık vekalet ücretlerini zamanında ve düzenli olarak ödemediğini, kendilerinin üzerlerine düşen görevleri gereği gibi ve özenle ifa ettiklerini, vekalet akdinin temelini oluşturan güven ilişkisini zedeler biçimde ve gerekçesiz olarak gerçekleştirilen bu işlemin usul, yasa ve sözleşmeye aykırı olduğunu, azlin haksız olduğunu belirterek, şimdilik 10.000,00 TL alacak ile ödenmeyen harç, masraf, gider avansı vb borç toplamı 1.372,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişler; ıslah dilekçesi ile taleplerini toplam 563.366,26 TL'ye yükseltmişlerdir.
Davalı; davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabul kısmen reddi kararına karşı, taraflar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; "...davalının sözleşmeyi uzatmayacağını davacı tarafa bildirmesi sözleşmeye uygundur. Bu durumda davacı taraf sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sözleşmeye göre, sonuçlanmış işlerin ücretini isteyebilir. Mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yazılı şekilde sonuçlanmamış işler yönünden de vekalet ücreti alacağına hükmetmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Öyle olunca mahkemece gerektiğinde bilirkişiden de ek rapor alınmak suretiyle sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmış işler yönünden davacı tarafın hak ettiği vekalet ücreti alacaklarının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine" kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup; 26/11/2021 tarihli ek karar ile kesin olan karara ilişkin temyiz başvurusunun usulden reddine karar verilmiş; ek karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacıların ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
İstinaf, bir işe yeniden başlamak, yeniden ele almak anlamına gelir.
İstinaf ile ilgili monografilerin karşılaştırmalı hukuka ilişkin bölümlerinde “geniş (tam) istinaf sistemi” “dar istinaf sistemi” ayrımına yer verilmektedir. Geniş istinaf sistemi davanın istinaf merciinde adeta yeniden görülmesi ve yeniden hükme bağlanması esasına dayanmaktadır. Dar istinaf sistemi ise ilk derece mahkemesinde hükme bağlanmış olan davanın yeniden görülmesinden ziyade o davada verilen hükmün denetlenmesi esasını benimsemektedir. Buna göre geniş istinafta ikinci derece mahkemesi önüne yeni vakıa ve deliller getirtilmesi konusunda bir sınırlama bulunmamakta, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlanmamakta, istinaf yoluna başvurmanın hükmün icrasını erteleyici etkisine getirtilen istisnalar sınırlı tutulmaktadır. Buna karşılık dar istinafta kanun yolu incelemesinin kural olarak istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı tutulduğu görülmekte, ikinci derece mahkemesinde yapılabilecek taraf işlemleri sınırlamalara tabi kılınmakta, yeni vakıa ve deliller ileri sürülmesi istisnai hâllerle sınırlı tutulmakta, istinaf incelemesi sırasında hükmün teminat karşılığında icrasına imkan veren hükümler bulunmaktadır. Böylece geniş istinaf sistemi doğru karar verilmesi amacına öncelik verirken dar istinafın usul ekonomisini daha fazla gözettiğini söylemek mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz dar istinaf sistemini benimsemiştir. Gerçekten istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı tutulması, bölge adliye mahkemesinde yapılan istinaf incelemesinde kural olarak resen göz önünde tutulacak olanlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen savunmaların dinlenmemesi ve yeni delillere dayanılamaması ve bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp dosyayı bu mahkemeye geri göndermek konusunda geniş bir yetkiye sahip olması dar istinaf sistemine ait özelliklerdir (Budak, A.C; İlamat Torbası İstinaf Mahkemesi Karar İncelemeleri, Ekim 2020, s. 25-26).
İstinaf, aslında dar da olsa ikinci derecede yapılan bir yargılamadır. İstinaf yargılamasında duruşma yapılmadan karar verilebilen haller sınırlıdır. Diğer bir ifadeyle duruşmasız inceleme yapılabilecek haller dışında kural, istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasıdır.
İstinaf sistemi kavram olarak açıklandıktan sonra istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına ilişkin yasal düzenlemenin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353 üncü maddesinin ilk hâlinde;
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” hükmü yer almakta iken;
7035 ve 7251 sayılı Kanunlar ile yapılan değişiklikler sonucu 353 üncü madde;
“…(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarında, bölge adliye mahkemesi esas hakkında inceleme ve duruşma yapmadan (dosya üzerinden), ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi ise; aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca duruşma yapmadan istinaf başvurusunun esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararını düzelterek veya yargılamadaki eksiklikleri tamamlayarak yeniden esas hakkında karar tesis edebileceği gibi bu maddede belirtilen haller dışında, aynı Kanun’un 356 ncı maddesi uyarınca, incelemeyi duruşmalı olarak yapmak suretiyle, istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verebilir.
"...İstinaf mahkemesince, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlarda, usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra, sadece ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahalline (ya da uygun görülen ilk derece mahkemesine) geri gönderilmesine karar verilmekle yetinilir. Bunun dışında bir müdahale söz konusu değildir. Bölge adliye mahkemesi böyle bir durumda kararı esas yönünden inceleyemez. Bu kararlara neden olan usule ilişkin hukuka aykırılıkların, istinaf aşamasında telafi edilemeyeceği düşünülmüş olduğundan, ilk derece mahkemesine ait kararın tümüyle kaldırılması ve (dosyanın gönderileceği ilk derecede) yeniden bir yargılama yapılması öngörülmüştür...” (Kurtoğlu, T; Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması, Ankara 2017, s. 188).
“...İstinafta da ilk derecedeki gibi kural, duruşma yapmak olmakla birlikte, istinafın özelliği ve işin niteliği gereği duruşmasız inceleme yapılacak haller ilk dereceden daha geniş tutulmuştur. Ancak, duruşmasız inceleme yapılacak hallere bakıldığında, çoğunluğu şeklî şeyler olup ya dosya üzerinden hemen karar verilebilecek usûlî hususlar (m. 353/1-a) veya dosya üzerinden değerlendirme yapılabilecek ya da dosya üzerinden eksiklik giderilerek karar verilebilecek esasa ilişkin hususlardır (m. 353/1-b).(...)İstinaf, yeniden ele almak, hukuka aykırı bulunan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama
yapılarak bir karar verilmesini gerektirmektedir. İstinaf mahkemelerinin asıl görevi bu olmakla birlikte, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiştir. (...)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin birinci fıkrasına göre, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, istinaf mahkemelerinin dar anlamda mahkemeler olmasıyla ilgilendirilemez. Dar istinaf ya da sınırlı istinaf, istinaf mahkemesini ilk derece mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutulmakta ve kararını ilk derece mahkemesince toplanan dava malzemesine dayandırmaktadır. Başka bir ifade ile istinaf yargılamasında yeni vakıalara dayanmak mümkün değildir. (...)İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288).
Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılan hâllerde bölge adliye mahkemesinin verdiği esası incelemeden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesi kararları kesin olduğundan temyiz edilemez.
Öte yandan 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendine göre; “353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, hükmün gerekçesinde de; 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün korunması amaçlandığı ifade edilerek, 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, bölge adliye mahkemesinin bu maddeye dayanarak vereceği kaldırma kararının, “esası incelemeden” ve /veya “kanunda belirtilen usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarına ilişkin olarak verilmesi” gerektiğidir. Öyle ki bölge adliye mahkemesince kanun hükmüne aykırı olarak uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirmeler yapılarak, işin esası incelenip kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesi durumunda taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı sorunu da gündeme gelecektir.
Bölge adliye mahkemesinin, davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapmış olmasına rağmen HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermesi durumunda, bu kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Zira, davanın esası hakkında duruşma açılmadan istinaf incelemesi yapılması halinde bölge adliye mahkemesince, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararını düzeltilerek veya yargılamadaki eksiklikler tamamlanarak yeniden esas hakkında karar verilmelidir. Bundan ayrı, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık halleri ile bir ilgisi olmamasına rağmen, bu madde uyarınca ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi halinde de, kararın kesin olduğu söylenemeyecektir. Çünkü, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiş olup, bu hususu 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 362 nci maddesine eklenen (g) bendinin gerekçesinde de yeniden belirtmek suretiyle vurgulamıştır. Aksinin kabulü halinde, karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda hukuk yargılamasında sadece Yargıtaya tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine tanındığı sonucuna varılacaktır ki herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Doktrinde de HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan hükmün lafzına bağlı kalınarak yorumlanması halinde, bu kararların Yargıtayın temyiz denetimi kapsamında incelenmesinin mümkün olmayacağı ve bu durumun da yargılamanın amacına ve yargılamaya hakim ilkelere aykırılık oluşturacağı görüşüne yer verilmiştir (Boztaş, N; İlk Derece Mahkemesi Kararlarının Eksik Tahkikat veya Gerekçesizlik Nedeniyle İstinaf Mahkemesince Kaldırılması Meselesi, MİHDER, C. 13, S. 37, 2017/2, s. 442 vd.; Akil, C; Bir İstinaf Sebebi Olarak HMK m.353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme, TAAD, Yıl:11, S. 38, 2019, s.13-14).
Doktrinde ayrıca; Yargıtayın böyle bir denetim yapmasının mümkün olmadığının kabulünün, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ilgisi olmayan bir karar vermesi durumunda bu kararın denetlenmesinin mümkün olmamasına yol açacağı belirtilmiştir (Karaaslan, V; Kanun Yolları Sistemine Eleştirel Bir Bakış, MİHDER, C. 15, S. 43, s. 454).
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yer verilen yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, davacı avukatların vekalet ücreti talebine konu ettikleri dosyaların geldiği aşamalar ve bu dosyaların taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği tarihteki müddeabihleri üzerinden, yine sona erme tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Ücret Tarifesine göre davacı avukatların talep edebilecekleri ücretler hesap bilirkişisine hesaplatılmış buna göre davanın kısmen kabulü ile 310.316,74 TL vekalet ücreti alacağı ve 1.372,00 TL masraf alacağının temerrüt tarihi olan 24/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince; davalının sözleşmeyi uzatmayacağını davacı tarafa bildirmesinin sözleşmeye uygun olduğu, bu durumda davacı tarafın sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sözleşmeye göre, sonuçlanmış işlerin ücretini isteyebileceği, mahkemenin bu yönü göz ardı ederek yazılı şekilde sonuçlanmamış işler yönünden de vekalet ücreti alacağına hükmetmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öyle olunca mahkemece gerektiğinde bilirkişiden de ek rapor alınmak suretiyle sözleşmenin sona erdirildiği tarih itibariyle sonuçlanmış işler yönünden davacı tarafın hak ettiği vekalet ücreti alacaklarının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın ilk derece mahkmesine gönderilmesine karar verilmiştir. Diğer bir anlatımla; davaya konu sözleşme ile toplanan delilleri maddi vakıa ve hukuki denetim yapmak suretiyle değerlendiren bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin
yanlış uygulandığı yönünde belirleme yapılmış olmasına rağmen, olayda uygulama yeri bulunmayan HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince, usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacak şekilde dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu halde söz konusu kararın, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki açık hüküm ve aynı Kanun’un 362 nci maddesine eklenen (g) bendindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla; bölge adliye mahkemesinin davacıların temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 26/11/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davacılar vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
2) Davacıların esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak yanlış uygulandığı tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3) Bozma nedenine göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesinin davacıların temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 23/03/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
İlk derece mahkemesi tarafından verilen hükmün istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi Tarafından dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 353/1-a.6 maddesi uyarınca yargılamanın eksiklikler tamamlanarak kaldığı yerden devamı için dosyanın mahkemesine iadesine kesin olarak karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, Bölge Adliye Mahkemelerince HMK 353/1-a.6 maddesi kapsamında eksikliklerin tamamlanması yönünde verilen kararların temyizi kabil nitelikte olup olmadığı yönündedir.
1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, kanun yollarından İstinafı düzenleyen sekizinci kısım birinci bölümde yer alan, duruşma yapılmadan verilecek kararları öngören 353. Maddesi:
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda Bölge Adliye Mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.” (…)
7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesine eklenen (g) bendine göre “353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, hükmün gerekçesinde de; 353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353. madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün korunması amaçlandığı ifade edilerek 353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
HMK 353/1-a maddesi kapsamında Bölge Adliye Mahkemelerinin verdikleri gönderme kararları usuli nitelikte olup madde 361 kapsamında temyizi kabil nihai kararlardan değildir. 353/1-a maddesinde, verilen kararın kesin olduğu belirtilmiş, ayrıca 362/1-g maddesinde de temyiz edilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Yasal düzenlemeler açık ve yoruma imkân vermeyecek şekildedir.
BAM’ın verdiği eksiklik nedeniyle gönderme kararları HMK 353/1-a maddesi kapsamında kararlardır. Gönderme kararlarının uygulanabileceği kanunda başka usul hükmü bulunmamaktadır.
Kanunda kesin olduğu belirtilen kararlar aleyhine kanun yoluna başvurularak denetim yapılamaz. Mahkeme kararının hukuka uygun olmaması sonuca etkili değildir. Kanun koyucu, “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” denetimini BAM’a vermiştir. BAM denetimini yaparken hata da yapabilir. Verilen kararın kesin olması, kararda hata yapılması halini de kapsamaktadır. Aksi halde BAM takdiri yerinde
ise karar kesin, yerinde değilse temyizi kabil hale gelir. Ayrıca BAM kararı yerinde değilse Yargıtayca bozma kararı verilmesi, yerinde ise kesinlik nedeniyle dilekçenin reddi kararı da çelişki oluşturacaktır. Çünkü karar yanlış ise bozma kararı veriliyorsa, doğru olduğunda da onama kararı verilmesi gerekmektedir.
HMK 353/1-a maddesi kapsamında Bölge Adliye Mahkemelerinin verdikleri gönderme kararlarının kesin olduğu, temyizi kabil nitelikte olmadığı Hukuk Genel Kurulunun da kabulündedir. (HGK 27.5.2021 t. E. 2020/(20)5-451, K. 2021/636 )
İlk derece yargılaması Bölge Adliye Mahkemesindeki yargılamayı da kapsamaktadır. BAM, ilk derece mahkeme kararını kaldırdığı zaman kendisi ilk derece mahkemesi yerine geçerek yeniden esastan hüküm kurmaktadır. Bu kararlar temyizi kabildir. Eğer BAM tarafından HMK madde 353/1-a kapsamında verdiği kararlara temyiz yolu açılacak olursa bir ara temyiz yolu olacak ve yargılamanın çok uzamasına yol açacaktır.
Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından HMK 353/1-a maddesi kapsamında verdikleri, “eksiklikler tamamlanarak yargılamanın kaldığı yerden devamı için dosyanın mahkemesine iadesi kararları”, yasanın lafzı ile kesin nitelikte kararlar olup 362/1-g maddesinde de temyiz edilemeyeceği açıkça belirtildiğinden temyiz incelemesinin mümkün olmadığı görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2021/8062 E., 2021/13821 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varADANA 4. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
tam metni aç
(...)İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288). Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
3. Hukuk Dairesi 2021/8062 E. , 2021/13821 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ADANA 4. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden karar verilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; kararı temyiz eden davalı tarafın bu isteminin reddine dair verilen ek kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalı müteahhitten villa satın aldıklarını, satış sırasında vaziyet planında ve yönetim planında villanın bulunduğu siteye ait olarak gösterilen yolların gerçekte belediye ve 3. kişiye ait taşınmazlar içerisinde kaldığının anlaşıldığını, davalı tarafından hazırlanan ve satış sırasında gösterilen kataloğ ve proje maketinin gerçeğe uygun olmadığını, delil tespiti sonucunda alınan rapor ile 3. kişiye ait taşınmazda kalan yol nedeniyle uğradıkları zararın 120.000TL olarak tespit edildiğini, bu nedenle bedelden indirim yapılması istedikleriini davalıya ihtarname ile bildirdiklerini, akabinde uğramış oldukları zararın tazmini için icra takibi başlattıklarını ancak davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptalini, takibin devamını ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmişlerdir.
Davalı; dava konusu taşınmazın 30/5/2014 tarihinde davacılara satılmış olması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını, imar yolunun site yönetimi tarafından kapatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacıların tapu devri esnasında resmi senet üzerindeki şerh, beyan ve irtifak hakları bölümünde beyan olarak bahsi geçen yönetim planında düzenlenen yol durumunu araştırıp öğrenme imkanlarının olduğu, harici satışın yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca yapılan değerlendirmeye göre davaya konu edilen villaya ilişkin yol durumunun açık ayıp niteliğinde olduğu, aynı Kanun uyarınca ayıp ihbarını yasal süresi içerisinde yapmayan davacıların bedelde indirim hakkını talep edemeyecekleri gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; dava konusu yolun sitenin sınırları içerisinde olduğu izleniminin uyandırıldığı, bu durumun alıcıların satın alma kararını etkilediği gibi taşınmazın değerinin azalmasına neden olduğu, bu hâli ile somut durumun eksik ifa teşkil ettiği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi yapılan hesabın gerekçesiz ve hatalı bulunduğu, ayrıca işbu raporun aynı mahiyette olan Adana 3. Tüketici Mahkemesinin 2016/629 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile çelişki oluşturduğu, mahkemece somut olayda eksik ifa kabul edilmek suretiyle yeniden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulundan davacıların iddialarını karşılar mahiyette rapor alınarak karar verilmesi gerektiğinden bahisle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, deliller tam olarak toplandıktan sonra yeni bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş; bölge adliye mahkemesince 23/9/2021 tarihli ek karar ile kesin olan karara ilişkin temyiz başvurusunun usulden reddine karar verilmiş; ek karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalı tarafın ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
İstinaf, bir işe yeniden başlamak, yeniden ele almak anlamına gelir.
İstinaf ile ilgili monografilerin karşılaştırmalı hukuka ilişkin bölümlerinde “geniş (tam) istinaf sistemi” “dar istinaf sistemi” ayrımına yer verilmektedir. Geniş istinaf sistemi davanın istinaf merciinde adeta yeniden görülmesi ve yeniden hükme bağlanması esasına dayanmaktadır.
Dar istinaf sistemi ise ilk derece mahkemesinde hükme bağlanmış olan davanın yeniden görülmesinden ziyade o davada verilen hükmün denetlenmesi esasını benimsemektedir. Buna göre geniş istinafta ikinci derece mahkemesi önüne yeni vakıa ve deliller getirtilmesi konusunda bir sınırlama bulunmamakta, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlanmamakta, istinaf yoluna başvurmanın hükmün icrasını erteleyici etkisine getirtilen istisnalar sınırlı tutulmaktadır. Buna karşılık dar istinafta kanun yolu incelemesinin kural olarak istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı tutulduğu görülmekte, ikinci derece mahkemesinde yapılabilecek taraf işlemleri sınırlamalara tabi kılınmakta, yeni vakıa ve deliller ileri sürülmesi istisnai hâllerle sınırlı tutulmakta, istinaf incelemesi sırasında hükmün teminat karşılığında icrasına imkan veren hükümler bulunmaktadır. Böylece geniş istinaf sistemi doğru karar verilmesi amacına öncelik verirken dar istinafın usul ekonomisini daha fazla gözettiğini söylemek mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz dar istinaf sistemini benimsemiştir. Gerçekten istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı tutulması, bölge adliye mahkemesinde yapılan istinaf incelemesinde kural olarak resen göz önünde tutulacak olanlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen savunmaların dinlenmemesi ve yeni delillere dayanılamaması ve bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp dosyayı bu mahkemeye geri göndermek konusunda geniş bir yetkiye sahip olması dar istinaf sistemine ait özelliklerdir (Budak, A.C; İlamat Torbası İstinaf Mahkemesi Karar İncelemeleri, Ekim 2020, s. 25-26).
İstinaf, aslında dar da olsa ikinci derecede yapılan bir yargılamadır. İstinaf yargılamasında duruşma yapılmadan karar verilebilen haller sınırlıdır. Diğer bir ifadeyle duruşmasız inceleme yapılabilecek haller dışında kural, istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasıdır.
İstinaf sistemi kavram olarak açıklandıktan sonra, istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına ilişkin yasal düzenlemenin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353 üncü maddesinin ilk hâlinde;
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” hükmü yer almakta iken;
7035 ve 7251 sayılı Kanunlar ile yapılan değişiklikler sonucu 353 üncü madde;
“…(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarında, bölge adliye mahkemesi esas hakkında inceleme ve duruşma yapmadan (dosya üzerinden), ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi ise, aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca duruşma yapmadan istinaf başvurusunun esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararını düzelterek veya yargılamadaki eksiklikleri tamamlayarak yeniden esas hakkında karar tesis edebileceği gibi bu maddede belirtilen haller dışında, aynı Kanun’un 356 ncı maddesi uyarınca incelemeyi duruşmalı olarak yapmak suretiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verebilir.
"...İstinaf mahkemesince, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlarda, usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra, sadece ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahalline (ya da uygun görülen ilk derece mahkemesine) geri gönderilmesine karar verilmekle yetinilir. Bunun dışında bir müdahale söz konusu değildir. Bölge adliye mahkemesi böyle bir durumda kararı esas yönünden inceleyemez. Bu kararlara neden olan usule ilişkin hukuka aykırılıkların, istinaf aşamasında telafi edilemeyeceği düşünülmüş olduğundan, ilk derece mahkemesine ait kararın tümüyle kaldırılması ve (dosyanın gönderileceği ilk derecede) yeniden bir yargılama yapılması öngörülmüştür...” (Kurtoğlu, T; Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması, Ankara 2017, s. 188)."
“...İstinafta da ilk derecedeki gibi kural, duruşma yapmak olmakla birlikte, istinafın özelliği ve işin niteliği gereği duruşmasız inceleme yapılacak haller ilk dereceden daha geniş tutulmuştur. Ancak, duruşmasız inceleme yapılacak hallere bakıldığında, çoğunluğu şeklî şeyler olup ya dosya üzerinden hemen karar verilebilecek usûlî hususlar (m. 353/1-a) veya dosya üzerinden değerlendirme yapılabilecek ya da dosya üzerinden eksiklik giderilerek karar verilebilecek esasa ilişkin hususlardır (m. 353/1-b).(...)İstinaf, yeniden ele almak, hukuka aykırı bulunan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak bir karar verilmesini gerektirmektedir. İstinaf mahkemelerinin asıl görevi bu olmakla birlikte, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiştir. (...)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin birinci fıkrasına göre, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, istinaf mahkemelerinin dar anlamda mahkemeler olmasıyla ilgilendirilemez. Dar istinaf ya da sınırlı istinaf, istinaf mahkemesini ilk derece mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutulmakta ve kararını ilk derece mahkemesince toplanan dava malzemesine dayandırmaktadır. Başka bir ifade ile istinaf yargılamasında yeni vakıalara dayanmak mümkün değildir. (...)İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288).
Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılan hâllerde bölge adliye mahkemesinin verdiği esası incelemeden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesi kararları kesin olduğundan temyiz edilemez.
Öte yandan 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendine göre; “353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, hükmün gerekçesinde de; 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün korunması amaçlandığı ifade edilerek 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, bölge adliye mahkemesinin bu maddeye dayanarak vereceği kaldırma kararının, “esası incelemeden” ve /veya "kanunda belirtilen usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarına ilişkin olarak verilmesi" gerektiğidir. Öyle ki bölge adliye mahkemesince kanun hükmüne aykırı olarak uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirmeler yapılarak, işin esası incelenip kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesi durumunda taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı sorunu da gündeme gelecektir.
Bölge adliye mahkemesinin, davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapmış olmasına rağmen HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermesi durumunda, bu kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Zira, davanın esası hakkında duruşma açılmadan istinaf incelemesi yapılması halinde bölge adliye mahkemesince, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararını düzeltilerek veya yargılamadaki eksiklikler tamamlanarak yeniden esas hakkında karar verilmelidir. Bundan ayrı, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık halleri ile bir ilgisi olmamasına rağmen, bu madde uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi halinde de, kararın kesin olduğu söylenemeyecektir. Çünkü, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiş olup, bu hususu 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendinin gerekçesinde de yeniden belirtmek suretiyle vurgulamıştır. Aksinin kabulü halinde, karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda hukuk yargılamasında sadece Yargıtaya tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine tanındığı sonucuna varılacaktır ki herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Doktrinde de HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan hükmün lafzına bağlı kalınarak yorumlanması halinde, bu kararların Yargıtayın temyiz denetimi kapsamında incelenmesinin mümkün olmayacağı ve bu durumun da yargılamanın amacına ve yargılamaya hakim ilkelere aykırılık oluşturacağı görüşüne yer verilmiştir (Boztaş, N; İlk Derece Mahkemesi Kararlarının Eksik Tahkikat veya Gerekçesizlik Nedeniyle İstinaf Mahkemesince Kaldırılması Meselesi, MİHDER, C. 13, S. 37, 2017/2, s. 442 vd.; Akil, C; Bir İstinaf Sebebi Olarak HMK m.353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme, TAAD, Yıl:11, S. 38, 2019, s.13-14).
Doktrinde ayrıca; Yargıtayın böyle bir denetim yapmasının mümkün olmadığının kabulünün, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ilgisi olmayan bir karar vermesi durumunda bu kararın denetlenmesinin mümkün olmamasına yol açacağı belirtilmiştir (Karaaslan, V; Kanun Yolları Sistemine Eleştirel Bir Bakış, MİHDER, C. 15, S. 43, s. 454).
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yer verilen yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketiciler tarafından satın alınan taşınmazın yolunun bulunmaması nedeniyle uğranılan zararın tahsili için satıcı aleyhine başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemiyle açılan davanın görüldüğü ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri (ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek) delillerin tamamı toplanıp değerlendirildikten sonra, davacıların isteminin açık ayıba ilişkin olduğu ancak açık ayıp hakkında davacıların yasal süresi içinde satıcıya ihbarda bulunmaması nedeniyle 4077 sayılı Kanun’dan doğan bedelde indirim hakkını kullanamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesince toplanan deliller incelenip değerlendirildikten sonra, dava konusu yolun sitenin sınırları içerisinde olduğu izlenimi uyandırılmasının alıcının satın alma kararını etkilediği, ayrıca taşınmazın değerinin azalmasına neden olduğu, bu durumun eksik ifa niteliğinde olduğu tespit edilmiş, ayrıca benzer nitelikteki olup daha önceden kararının kaldırılmasına karar verilen başka bir dava dosyasında alınan bilirkişi raporu ile istinafa konu davada alınan bilirkişi raporunun çelişkili olduğu gerekçesiyle, HMK'nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi uyarınca yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınarak karar verilmesi gerektiğinden bahisle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Diğer bir anlatımla; davada toplanan delilleri maddi vakıa ve hukuki denetim yapmak suretiyle değerlendiren bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı yönünde belirleme yapılmış olmasına rağmen, olayda uygulama yeri bulunmayan HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince, usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacak şekilde dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu halde söz konusu kararın, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki açık hüküm ve (bu hüküm ile uyum sağlanması ve kanunun bütünlüğünün korunması amacıyla) aynı Kanun’un 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla; bölge adliye mahkemesinin davalı tarafın temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 23/9/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
2) Davalı tarafın esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak yanlış uygulandığı tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3) Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 29/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Keşif kararı nasıl alınır?
A) Sadece tarafların talebi üzerine.
B) Sadece hakimin resen takdiriyle.
C) Sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen.
D) Bilirkişinin talebi üzerine.
E) Yargıtay'ın bozma kararı üzerine.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.