6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 71

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 71. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 71- (1) Dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir. Davaya vekâlet hakkında uygulanacak hükümler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1684 E., 2015/1013 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 71
Hukuk Genel Kurulu         2013/1684 E.  ,  2015/1013 K. * DAVAYA VEKALET EHLİYETİ * DAVA ŞARTI YOKLUĞU * İMZAYA VE BORCA İTİRAZ * BORÇLU ADINA TALEPTE BULUNAN OĞLUNUN İCRA MAHKEMESİNE İTİRAZ EDEMEYECEĞİ * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 114 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 115 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 71 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 36 * AVUKATLIK KANUNU (1136) Madde 35 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “imzaya ve borca itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesince itirazın kabulüne dair verilen 20.10.2011 gün ve 2010/1426 E. 2011/1135 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.05.2012 gün ve 2011/32222 E. 2012/16239 K. sayılı ilamı ile; (...Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde, borçlunun oğlu tarafından sunulan dilekçe ile imzaya itirazda bulunulduğu, alacaklı tarafından itiraz edilmesi üzerine mahkemece itirazın, ilk itiraz niteliğinde olduğundan bahisle reddedildiği ve imzaya itirazın kabulüne karar verildiği görülmektedir. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. HMK.nun 114. maddesinde; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliği haiz bulunması, dava takip yetkisine sahip olunması, vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması hususları, dava şartları olarak belirtilmiştir. HMK.nun 115. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının incelenmesinde, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. Somut olayda; borçlu adına talepte bulunan oğlu Y..Ö.. vekalet ehliyeti olmayan bir kişidir. Bu nedenle borçlu adına icra mahkemesine itiraz edebilme yetkisi bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece HMK.nın 114 ve 115. maddeleri hükümleri ile yukarıdaki ilkeler gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı- alacaklı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; imzaya ve borca itiraz istemine ilişkindir. Davacı-borçlu adına oğlu Y.. Ö.., davalı-alacaklı tarafından başlatılan icra takibine konu senet üzerinde bulunan imzanın kendisine olmadığını, alacaklı tarafla da bir ilişkisinin bulunmadığını ileri sürerek, icra takibinin durdurulmasını, davalı-alacaklının % 40'tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-alacaklı vekili, 26.01.2011 günlü yargılamada, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, 20.10.2011 günlü yargılamada ise dava dilekçesinin davacının oğlu tarafından verildiğini belirterek itirazda bulunmuştur. Davalı- alacaklı vekili tarafından yapılan itiraz, mahkemece ilk itiraz mahiyetinde olduğu ve davada ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu gözetilerek reddedilmiş, yapılan imza incelemesi sonucu takip konusu senetlerdeki imzaların davacı-borçluya ait olmadığı saptandığından bahisle davacı yanın imza itirazının kabulü ile takibin davacı yönünden durdurulmasına, davalı-alacaklının ciranta olup kötüniyeti ya da ağır kusuru sabit olmadığından davacı yanın tazminat taleplerinin reddine ve para cezasına hükmetmeye yer olmadığına dair verilen karar, davacı-alacaklı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece, dava başlangıçta davacının oğlu tarafından açılmış olmakla birlikte, yargılamanın tüm aşamalarının davacı asil ile tayin ettiği vekilince takip edildiği gerekçesi ile önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davalı-alacaklı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlu adına talepte bulunan oğlunun borçlu adına icra mahkemesine itiraz edebilme yetkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere dava, bir başkası tarafından sübjektif hakkı ihlal edilen veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin, mahkemeden hukuki koruma istemesi olup mahkemeden bu şekilde bir koruma talep eden kimseye davacı, bir sübjektif hakkın mahkemeler aracılığı ile ileri sürülmesi yetkisine ise dava hakkı denir. Asıl haktan ayrı bir hak olmayan ve Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan dava hakkının tek başına devredilmesi mümkün değildir. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf vardır. Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir ve medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şeklidir (KURU, Baki- ARSLAN, Ramazan- YILMAZ, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayınları, 22. Baskı, Ankara 2011, sh.218). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 114/1-d maddesi hükmüne göre, davada tarafların taraf ehliyetine sahip bulunmaları dava şartlarındandır. Bu nedenle, bu husus mahkemece re’sen gözetilir ve davacının taraf ehliyetinin bulunmadığının anlaşılması halinde dava esasa girilmeden, mesmu olmadığından reddedilir. Dava ehliyeti ise, kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci yani vekil aracılığı ile bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usul işlemlerini, yapabilme ehliyetidir. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler, dava ehliyetine de sahiptir (KURU, Baki- ARSLAN, Ramazan- YILMAZ, Ejder; a.g.e. sy.226). Dava ehliyeti bulunmayan kişiler, taraf oldukları davalarda kanuni temsilcilerince temsil edilirler ve bu kişiler adına kanuni temsilcisi tarafından dava açılır. Ancak dava ehliyeti olmayan bir kişi davayı kendisi açmış ise, hakim davacının dava ehliyetinin bulunmadığını re’sen gözetmek zorundadır. Bunun için davalının itiraz etmesi de gerekli değildir. Bir davada tarafların temsili iki şekilde olur: 1) Kanuni temsil 2) İradi temsil Kanuni temsil, dava ehliyeti olmayanların davada kanuni temsilcileri tarafından temsil edilmesidir. İradi temsil yani davaya vekalet ise, tarafların iradelerine dayanan bir temsil şekli olup dava ehliyeti olan kişi, davasını kendisi açıp takip edebileceği gibi, HMK’nın 71. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (AK)’nun 35/3. maddesi uyarınca atadığı bir vekil ya da temsilci aracılığı ile de açıp takip edebilir. Avukatlık Kanunu'nun 35/1. maddesi hükmü ile yalnızca avukatların yapabileceği işler anlatılmıştır. Buna göre, kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Avukatlardan başka kişiler, Borçlar Kanunu’na göre vekil tayin edilebilirse de vekaletnamelerinde dava açmak ve takip etmek için açık bir yetki bulunsa bile vekil sıfatıyla dava açamazlar ve takip edemezler. Davada vekil olamayacak bu kişilerin davaya vekalet ehliyeti yoktur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.1972 gün ve 1967/2-806 E. 1972/195 K. sayılı, 09.09.1964 gün ve 244/D-6 E. 1964/542 K sayılı ve kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir. HMK’nın 114/1. maddesi hükmüne göre, davaya vekalet ehliyeti dava şartıdır. Bu nedenle mahkemenin, davayı vekil olarak takip eden kişinin davaya vekalet ehliyetinin bulunup bulunmadığını re’sen gözetmesi, avukat olmayan bir kişinin vekil sıfatıyla dava açması halinde, o kişinin davaya vekalet ehliyeti olmadığından, davayı esasa girmeden dava şartı yokluğundan reddetmesi gerekir (KURU, Baki- ARSLAN, Ramazan- YILMAZ, Ejder; a.g.e. sh.241). Yapılan bu açıklamaların ışığı altında somut olaya dönüldüğünde, eldeki dava borçlu Y.. Ö.. adına davaya vekalet ehliyeti bulunmayan oğlu Y..Ö..tarafından açılmış olup bu durumda yerel mahkemece anılan kişinin davaya vekalet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın esasa girilmeden dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerekirken itirazın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Davalı- alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 11.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2021/6819 E., 2022/2176 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 71. maddesine göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.
7. Hukuk Dairesi         2021/6819 E.  ,  2022/2176 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi ... Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 01/07/2005 gününde verilen dilekçe ile TMK 724. maddesine dayalı tapu iptal ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi bir kısım davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 25/09/2018 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden bir kısım davalılar vekili Av. ... ile karşı taraftan davalı ... vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Davacılar vekili, davaya konu ...,... parselde kayıtlı taşınmazın tapuda veraseten iştirak maliki olarak görünen şahıslar ve mirasçıları tarafından yıllar önce ...,... parsellere özel parselizasyon yapılarak, yazılı harici taksim sözleşmesiyle paylaşıldığını, bu sözleşme uyarınca da bu taşınmazların 3. kişilere satılması konusunda aralarında anlaştıklarını ve bu satışlar için kendileri dışında Emlakçı ... 'a da hep birlikte vekil-yetkili temsilci tayin ettiklerini, müvekkil bir kısım davacıların murisi ... 'in bahsi geçen yazılı harici rızai taksim sözleşmesine güvenerek harici yazılı satış sözleşmesi ile, 463 parsel ve özel parseldeki 3 ada 1 parseldeki 145 m²'lik arsayı 365.000 TL bedelle, davacılardan ... 'nın da bahsi geçen yazılı harici rızai taksim sözleşmesine güvenerek dava konusu 19 pafta, 463 parsel ve özel parseldeki 4 ada, 27 no'lu parseldeki 164 m²'lik arsayı 328.000 TL bedelle, davacılardan ...'ın da bahsi geçen yazılı harici rızai taksim sözleşmesine güvenerek dava konusu 19 pafta, 463 parsel ve özel parseldeki 4 ada 17 ve 18 parseldeki 115'er m²'lik arsayı 299.000 TL bedelle, harici yazılı satış sözleşmesi ile ev yapmak üzere satın aldıkları arsaları üzerine iyiniyetle bina yaptıklarını, tapuda halen davalılar adına kayıtlı görünen iş bu taşınmazlar üzerindeki binaların davacılara ait olduğu konusunda şerh verildiği, diğer parselerdeki özel parsellerin müvekkilleri dışında yaklaşık 90 kişiye aynı şekilde satıldığını, bu şahısların da taşınmazlar üzerine iyiniyetle bina inşaa ettiklerini, 20 yılı geçkin bir zamandır da nizasız ve fasılasız olarak kullanılan taşınmazların olduğunu belirterek bedelsiz veya bedeli karşılığında tapu kaydının iptali ile davacılar adına ayrı ayrı tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılardan ... vekili davacıların dayandığı harici taksim sözleşmelerinin bütün mirasçılar tarafından imzalanmamış olması nedeniyle hukuken geçersiz olduğunu, aksi düşünülse dahi ilgilinin bu taksim sözleşmesi ile kendisine kalan yeri harici bir satış sözleşmesi ile tasarruf etme imkanının bulunmadığını, davacıların her birinin selef durumunda olduğunu, vekil kılınan ...'nın geçerli bir vekaletnamesinin bulunmadığını, davaya konu parselin ilk kök kayıtlarından itibaren bir çok uygulama gördüğünü bedele yönelik bir talebin dava edilmediğini belirterek davanını reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili davalı ...'ün hiçkimseye murisinden kalan arsa hissesini satmadığını ve bir bedel almadığını, arsa paylaşımı yapılmasına dair şartlı bir sözleşmeyi 01.01.1979 yılında 463 sayılı parsel maliklerinin tamamı tarafından imza atılmış ise de bundan sonra yapılan 14.03.1988 tarihli, 10.02.1979 tarihli yine 12.06.1979 tarihli belgelerde kendisinin ve bir kısım mirasçıların imzaları bulunmadığı gibi bu sözleşmelerde kime ne verileceği, kimin ne kadar hakkının kaldığının belli olmadığı, tüm mirasçıların katılımı ile imzalanmış bir belge bulunmadan iştirak halinde mülkiyet şeklinde olan bu taşınmaz hakkında oybirliği kararı olmadan hisse devrinin geçersiz olduğu, davacıların binalarının kaçak inşaat olduğunu, keşif raporlarının yetersiz olup yeniden oluşturulacak bilirkişi heyetiyle keşif ve inceleme yapılıp davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, mahallinde 29.01.2015 tarihlerinde keşif yapılmış, 25.02.2015 tarihli keşif raporunda davacı ...'in iki katlı evinin 32225 ada 1 sayılı parsel 133 m2'lik taşınmaz içerisinde davacı ... 'nın iki katlı evinin 32227 ada 16 sayılı parsel 127 m2 taşınmaz içerisinde yine davacı ...'a ait iki katlı binasının 32227 ada 10 sayılı parsel içerisinde kaldığı belirtilmiştir. Dava konusu parsellerin 17.02.1987 tarihinde 463 parsel sayılı, 10140 m2 kuyulu tarla cinsli taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğu ve tapu kayıtlarına davacıların binalarının ayrı ayrı şerh verildiği belirtilmiştir. Dava, TMK'nun 724. maddesine dayalı olarak açılan temliken tescil davasıdır. Dava konusu 461-462-463 parselin 20/03/1956 tarihli tapulama ile işlem gördüğü, 27/01/1977 tarihli intikal ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... adlarına iştiraken kaydedildikleri, 17/02/1987 tarihinde ve 25/11/1996 tarihinde imar görüp 25731, 32220, 32225, 32226 ve 32227 ada içinde yer aldıkları, 463 nolu parselin özel parselasyona tabi tutulduğu, taksim sözleşmesinin ve satış yetkisi verilmesine ilişkin 01/01/1979 ve tarihli sözleşmenin tüm pay sahiplerinin imzasını taşımadığı, bu hali ile geçerli bir taksim sözleşmesinden bahsedilemeyeceği, davacıların iddialarının harici satış sözleşmelerine dayandırılmış olup, tapulu yerin haricen satışının geçerli olmadığı, satıldığı iddia olunan yerin ifrazının da mümkün olmadığı, bu tür davalarda iyiniyetin kabul edilebilmesi için bina inşa edilen yerin ileride davacıya verileceği ümidiyle bina yapılması gerektiği, dosya kapsamına göre işiraken mülkiyete konu bir taşınmazdan bir miktar ev yeri satın alınmasında diğer paydaşların da onayı sağlanmadığından davacının iyiniyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, iyiniyetin gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların araştırılması da gerekmediği görülmekle, bu itibarla, davanın sübjektif koşulu olan iyiniyetin gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili ve davacı ... vekili temyiz etmiştir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyiniyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul) İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. İnşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açacaktır. (Objektif koşul) c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir. d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. 1-)Davacı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 71. maddesine göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir. Avukatlık Kanunu'nun 42. maddesi, bir avukatın ölümü veya meslekten yahut işten çıkarılması veya işten yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, avukatın kayıtlı olduğu baro başkanının, ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak takip etmek ve yürütmek için kendi barosuna kayıtlı bir avukatı görevlendireceğine ve dosyaları kendisine devir ve teslim edeceğine, ayrıca durumu mahkemelere ve gerekli göreceği yerlere bildireceğine ilişkin düzenleme içermektedir. Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirmiş, vekil yargılama sırasında ölmüştür. Buna rağmen vekilin bağlı bulunduğu baronun başkanlığı tarafından Avukatlık Kanunu'nun 42. maddesi gereği herhangi bir işlemde bulunulmadığı, bu hali ile davacı ... 'ın, vekilinin ölümünden haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. Bu tür hallerde mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle değinilen durumdan ve doğabilecek hukuksal sonuçlardan vekil edeni haberdar etmek; bu cümleden olarak, davayı bizzat takip yahut başka bir avukat görevlendirmek suretiyle mevcut usuli sorunu ortadan kaldırabileceği, tarafı olduğu davada usul hukuku açısından aleyhine ortaya çıkması muhtemel sonuçları bertaraf edebileceği kendisine açıklanıp bu yönlerden karar almasına ve tutum belirlemesine yetecek uygun bir süre vermek; böylece ortaya çıkacak sonuç çerçevesinde işlem yapmak olmalıdır. Mahkemece açıklanan şekilde bir işlem yapılmaksızın ve vekil eden durumdan haberdar edilmeksizin yazılı şekilde karar ihdası A.İ.H.S.'nin 6.maddesinde düzenlenen "adil yargılanma ilkesi"ne uygun düşmemiştir. 2- Diğer temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; Somut olayda; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacılar vekili dava konusu taşınmazların İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah. ... Mevkii 19 pafta, 461-462-463 parselde ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... adlarına iştiraken kayıtlı iken 01.01.1979 tarihinde o tarihte sağ olan tapu malikleri olan ..., ..., ...,...,... ayrıca 01.01.1979 tarihinde hayatta olmayan ... mirasçıları ...,... (...) tarafından ve yine 01.01.1979 tarihinde hayatta olmayan ... mirasçıları ..., ... ve ... tarafından imza edildiği anlaşılmıştır. Dava konusu 463 sayılı parselin diğer iştirakçı maliki ... oğlu ... ile ilgili kaydın Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/593 Esas - 2011/233 Karar sayılı ilamı ile iptaline, diğer iştirakçı maliklerin isimlerinin düzeltilmesine karar verildiği ve temyiz edilmeden 13.09.2011 tarihinde kesinleştiği belirtilmekteyse de dosya içerisinde bulunmadığından söz konusu mahkeme kararının ve dava konusu taşınmazların güncel tapu kayıtlarının dosya arasına getirtilerek, ... ve ...'in aynı kişiler olduğunun tespiti gerekmektedir. Aynı kişiler olduğunun tespiti halinde; 01.01.1979 tarihli " ...,... parsellerin parselasyon ve satış sözleşmesidir" başlıklı ve o tarih itibari ile sağ olan tapu malikleri ve tapuda adı yazılı ancak intikalleri yapılmamış olan ..., ... ve ...'in 01.01.1979 tarihindeki tüm mirasçıları tarafından imzalandığı, davacıların geçerli olan bu sözleşmeye güvenerek kendilerine satılan taşınmazları teslim alıp 20 yılı aşan süredir ev inşa ederek fiilen oturdukları ve ... tarihli imar uygulaması ile oluşan, temliken tescile konu 32227 ada 10 ve 16 sayılı parsellerin tapu kaydının muhdesat bilgileri bölümünde binaların ayrı ayrı davacılara ait olduğu yönünde 07.11.2002 tarih, 8150 yevmiye no ile verilmiş şerh bulunmaktadır. Davalılar tarafından beyanlar hanesindeki bina şerhleri nedeniyle mülkiyet haklarının kısıtlandığı gerekçesiyle belirtmenin terkini için davacılar aleyhine hiçbir dava açılmadığı gibi nizasız fasılasız bina inşa ederek devam eden zilyetliklerine karşı davalılar tarafından hiçbir dava açılmadığı, 29.01.2015 tarihinde yapılan keşifte dava konusu yerlerin özel parselasyonunu yapan emlakçı 1928 doğumlu ... ve dava konusu 21 yıllık ... Mahallesinde muhtarlık yapan tanık ... isimli tanıklar da bu durumu beyan etmişlerdir. Yine dosya içerisinde yer alan ve bir kısım mirasçılar tarafından imzalanan "Kabul ve Taahhüt Beyanı" başlıklı, 14.03.1988 tarihli belge "Satış Mukavelesi ve Taahhütname" başlıklı "...yukarıda adları yazılı kişilere 1979-1983 tarihleri arasında hisse satışları yaptık..." yazılı belge, 12.06.1979 tarihli 15.01.1988 tarihli belgeler ve 05.02.1979, 02.06.1981, 14.03.1980 tarihli bir kısım mirasçılara ait vekaletname içerikleri ve tüm dosya kapsamı ile değerlendirildiğinde davacıların imar öncesi 463 parsel sayılı ana taşınmazdan tüm malik ve mirasçılar tarafından imzalı 01.01.1979 tarihli "461-462-463 Parsellerin Parselasyon ve Satış Sözleşmesidir" başlıklı belgeye güvenerek satın aldıkları özel bölümlere bina yaptıklarından, 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiklerinden, Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca öncelikli koşul olan iyiniyet unsuru gerçekleştiğinden, mahkemece Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde belirtilen diğer unsurların da incelenerek neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 1630 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak bir kısım davacılar ..., ..., ..., ..., ...'a verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/03/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/6370 E., 2020/6211 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava da temsil, HMK'nin 71.maddesi gereği dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.
8. Hukuk Dairesi         2018/6370 E.  ,  2020/6211 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı) Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, görevsizlik kararı verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Dava dilekçesinde, davalının, davacının malik olduğu taşınmazı haklı bir neden olmaksızın işgal ettiği ileri sürülerek toplam 506.033 TL ecrimisilin yasal faizi ile tahsili istenilmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, ecrimisil ihbarnamesinde gerekli düzeltmelerin yapıldığı ve borcun ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tarafların 3533 sayılı Yasa kapsamında kalan kurumlar olduğu gerekçesiyle davanın hakem sıfatıyla çözümlenmesi gerektiğinden bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Öncelikle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde dava şartları arasında sayılan; taraf ve dava ehliyeti, dava takip yetkisi, davada temsil kavramları üzerinde durulmalıdır: Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme ile ilgili olup, 6100 sayılık Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50.maddesi gereği medeni haklardan istifade hakkı bulunan her gerçek ve tüzel kişi bir davada taraf olabilme ehliyetine de sahip olup gerçek kişi sağ doğmak şartı ile ana rahmine düştüğü andan başlayarak ölünceye kadar taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir vekil aracılığı ile bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme yetkisi olup, HMK'nin 51.maddesi gereği dava ehliyeti medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenecektir. Buna göre medeni hakları kullanma (fiil, eylem) ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Davayı takip yetkisi, HMK'nin 53.maddesi gereği, davayı yürütebilme ve talep sonucunda belirtilen hakkın ya da hukukî ilişkinin esası hakkında hüküm alabilme yetkisini ifade etmekte olup, kanunda belirtilen istisnaî durumlar dışında, maddî hukuktaki tasarruf yetkisine göre kişinin davayı takip yetkisi olup olmadığı belirlenecektir. Kişi kendi adına dava açtığında yani dava konusu hak ya da hukuki ilişkinin tarafı olduğunu iddia ettiği anda davayı takip yetkisine de sahip olacaktır. Ancak kendi adına değil de bir üçüncü kişi adına hak talep ettiğinde davayı takip yetkisi olmayacaktır. Dava takip yetkisi taraf sıfatından farklı olup sıfat, tarafın maddi hukukta düzenlenen alacaklı, mirasçı, malik olma niteliğine ilişkindir. Buna karşılık dava takip yetkisi yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun yanıtıdır. Bu bakımdan, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç dava takip yetkisini, bu sürecin sonucunda maddî hukuka yönelik sonuç sıfatı karşılar. Yani, dava takip yetkisi usûlî, sıfat ise maddî hukukla bağlantıyı ifade eder. (Pekcanıtez H., Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usûl Hukuku, Ankara 2011, s.211). Dava da temsil, HMK'nin 71.maddesi gereği dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir. Temsilci davanın tarafı olmayıp taraf adına hareket eden kişidir. HMK'nin 52.maddesi gereği medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar (kısıtlılar, küçükler vs.) davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler ise yetkili organları tarafından temsil edilebilecek olup, bunun için TMK'nin 462/8.maddesi kapsamında vesayet makamından izin alınması ve izin belgesinin HMK'nin 54.maddesi gereği dava dilekçesi ile birlikte mahkemeye sunmak zorunda oldukları, iradi temsil olarak adlandırılan vekil aracılığı ile temsilde ise davanın tarafı seçtiği bir vekil aracılığı ile dava açabilir ve davayı takip edebilir. Kendisine vekalet verilecek kişiler 1136 sayılı Avukatlık Kanun'un 35.maddesi gereği baroda kayıtlı avukatlardır. İster akdi, ister kanuni temsil durumunda davanın tarafı temsilsi olmayıp, temsil edilen gerçek veya tüzel kişiliktir. Dava da temsil kapsamında vakıflar ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasındaki ilişki üzerinde de kısaca durulması gerekmekte olup buna göre; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesinde, mülhak vakıf, Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanunun 6. ve 7. maddelerinde ise mazbut vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilip temsil edileceği düzenlenmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davalının kullanımında olduğu iddia edilen ve haksız kullanıma dayalı olarak ecrimisil talep edilen Şişli İlçesi Kaptanpaşa Mahallesi 1643 ada 58 parsel sayılı taşınmaz davacı ... Genel Müdürlüğü adına değil, mazbut vakıf olan ... Vakfı adına tam pay ile tapuda kayıtlıdır. Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmaz maliki ... Vakfı olup Mazbut Vakfı idare eden kurum olarak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı arasındaki ecrimisil talebine ilişkindir. 3533 sayılı Umumi Mülhak Ve Hususi Bütçelerle İdare Edilen Daireler Ve Belediyelerle Sermayesinin Tamamı Devlete Veya Belediye Veya Hususi İdarelere Ait Daire Ve Müesseseler Arasındaki İhtilafların Tahkim Yoliyle Halli Hakkında Kanun'nun 1.maddesinde; Umumi, mülhak ve hususi bütçelerle idare edilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı devlete veya belediyeye veya umumi idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan ihtilaflardan adliye mahkemelerinin vazifesi dahilinde bulunanları, bu kanunda yazılı tahkim usulüne göre halledileceği, aynı Kanunun 4.maddesi uyarınca; katma bütçe ile idare edilen daireler, belediyeler, özel bütçe ile idare olunan daire ve müesseselerden biriyle Genel Bütçeye dahil dairelerden biri arasında çıkan uyuşmazlıklar, o yerdeki yüksek dereceli hukuk mahkemesi başkanı ve ya hakimi tarafından hakem sıfatıyla çözümleneceği şeklinde düzenlenmiştir. Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazda, malik ... Vakfı olduğundan ve davacı da malik olmayıp mazbut vakfı idare eden kurum (Kanuni Temsil) olduğundan uyuşmazlığın 3533 sayılı Yasa'ya göre değil genel mahkemede çözülmesi gerektiği kuşkusuzdur. (23.08.2008 tarihli ve 2008/3-10 Esas, 2008/32 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) O halde, mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ... Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nin 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2014/15946 E., 2014/41146 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 3. Tüketici Mahkemesi
tam metni aç
1- HMK 71. maddesi uyarınca dava ehliyeti olan herkes davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.
13. Hukuk Dairesi         2014/15946 E.  ,  2014/41146 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi TARİHİ : 03/12/2013 NUMARASI : 2013/674-2013/1688 Taraflar arasındaki tüketicinin hakem kurulu kararına itirazı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacıya vekaleten S. Ç. tarafından sunulan dava dilekçesinde, davacının 2. el olarak satın aldığı aracın 16.8.2010'da trafiğe çıktığını, 14.12.2012 de “kalkışlarda titreme yapıyor” şikayetiyle aracın yetkili servise götürüldüğünü, arızanın dinamik volandan kaynaklandığı ve 2 gün yetkili serviste kalması durumunda garanti kapsamında yapılacağı belirtilince aracın davacı tarafından 25.12.2012'de yetkili servise bırakıldığını, yetkili servisin 10 gün sonra davacıyı arayarak arızanın kullanıcı hatası olduğunu ve araca yeni parçalar takıldığından 2.718,33 TL onarım masrafının ödenmesi gerektiğini söylediğini ileri sürerek, Tüketici Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, garanti kapsamında olan araç nedeniyle ödemek zorunda kaldığı 2.718,33 TL nın iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, davanın kısmen kabulü ile, 2.019,60 TL nın davalıdan tahsiline karar verilmiş, Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1- HMK 71. maddesi uyarınca dava ehliyeti olan herkes davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir. Davacı M.. Ç.. adına dava dilekçesini vekaleten imzalayan S. Ç.'nın davaya vekalet ehliyeti olmadığından davacı adına dava açma ve davayı yürütme yetkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki baba, reşit çocuğu adına dava da açamaz. HMK 77. maddesi uyarınca da vekaletsiz dava açılması ve işlem yapılması halinde dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır. Davacının, dava dilekçesindeki hususları duruşmada beyan etmesi de sonucu değiştirmez. Hal böyle olunca mahkemece, usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre, davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2012/32118 E., 2013/6891 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varUşak İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda uygun düştüğü ölçüde HMK.nun hükümleri uygulanır. Somut olayda borçlunun icra mahkemesine başvurusu İİK.'nun 71. maddesine dayalı zamanaşımı itirazıdır.
12. Hukuk Dairesi         2012/32118 E.  ,  2013/6891 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Uşak İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/11/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Tarım tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : İcra mahkemesi İİK.nun 4. maddesinde düzenlenmiş özel mahkemeler olup yargılama usulleri de 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda uygun düştüğü ölçüde HMK.nun hükümleri uygulanır. Somut olayda borçlunun icra mahkemesine başvurusu İİK.'nun 71. maddesine dayalı zamanaşımı itirazıdır. Anılan başvuru ise Medeni Usul Hukuku anlamında dava olmadığından HMK.nun davaya ilişkin kuralları mutlak anlamda  uygulanmaz. Başvurunun yasal hasmı icra takip dosyasının alacaklısı olup mahkemece alacaklıya duruşma günü tebliğ edilip taraf teşkili sağlanması gerekir. Bu nedenle mahkemece 6100 sayılı HMK.nun 119/b maddesi gereğince verilen kesin süreye rağmen taraf teşkilinin sağlanmadığı gerekçesiyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, davaya vekalet ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Dava ehliyeti olan herkes davasını vekil aracılığıyla takip edebilir.
B) Vekalet ilişkisinde Borçlar Kanunu'nun temsil hükümleri uygulanır.
C) Davaya vekalet, hüküm kesinleşinceye kadar davanın takibi için gerekli işlemleri kapsar.
D) Davaya vekalette, kanuni yetkileri kısıtlayan sınırlandırıcı işlemler karşı taraf yönünden geçerlidir.
E) Birden fazla vekil varsa, her biri yetkilerini diğerinden bağımsız kullanabilir.