6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 153

Türk Ticaret Kanunu 153. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 153- (1) Birleşme, birleşmenin ticaret siciline tescili ile geçerlilik kazanır. Tescil anında, devrolunan şirketin bütün aktif ve pasifi kendiliğinden devralan şirkete geçer. (2) Devrolunan şirketin ortakları devralan şirketin ortağı olur. Ancak bu sonuç, devralan şirketin kendi adına fakat bu şirket hesabına hareket eden kişinin elinde bulunan paylar ile devrolunan şirketin kendi adına fakat bu şirket hesabına hareket eden kişinin elinde bulunan paylar için doğmaz. (3) 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümleri saklıdır. c) İlan

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2025/472 E., 2025/1331 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
TTK'nın md.
6. Hukuk Dairesi         2025/472 E.  ,  2025/1331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/870 E., 2024/1482 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/1061 E., 2021/49 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanının düzenlenmediği, toplantı tutanağında hazirun listesinin ortaklar/pay defterine uygun hazırlandığı kaydı bulunsa dahi gerçeği yansıtmadığı, sahte oy kullanımına yönelik tespitin yapılması gerektiği tüm kararların mutlak butlanla sakat olduğunu, Genel Kurul Toplantısına ilişkin duyurunun 01.04.2015 tarihinde tüm (170 ) ortağa taahhütlü mektupla gönderildiği kaydı bulunsa da teslim mazbatalarının PTT talep edildiğinde bu durumunda gerçeği yansıtmadığını, bakanlığın resmi sitesinde davetin "iadeli taahhütlü" şartının yerine getirilmediğini, dava konusu genel kurulda yönetim kurul üyelerinin ve kooperatif vekili tarafından yakında kat mülkiyetine geçileceği şeklindeki açıklamalarla mahkemeler aracılığıyla alacaklı çıkarılan yüklenici firmaya ödeme yapılması yönünde karar alınmasını sağladığı, ancak yüklenicinin onaylı bir inşaat projesinin dahi bulunmadığı projeye aykırı olarak yapıların inşasının yapıldığını, alınan kararların mutlan butlanla sakat olduğunu, 7. maddedeki 15 daire satış kararının geçeriz olduğunu beyan ederek genel kurul kararının iptaline, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; Ana Sözleşmenin 26. maddesi gereğince kooperatif merkezinin bulunduğu yerde toplandığı, yine ana sözleşmenin 28. maddesi gereğince "taahhütlü mektupla ve imza karşılığı toplantı tutanağı teslimi" suretiyle toplantıdan 30 gün önceden çağrı yapıldığı, sözleşmede iadeli taahhütlü çağrı şartının olmadığını, davacının davetiyenin usulüne, toplantı nisabına, karar nisabına uyulmadığı yolundaki iddialarının asılsız olduğunu, sahte oy kullanılmasının söz konusu olmadığını, davacının bu yoldaki usulsüz iddiasının reddi gerektiğini, genel kurulda satış olarak ifade edilse bile burada satış değil ortaklık pay bedelini belirlenmek suretiyle üye kaydının söz konusu olduğunu, davacının yaptığı tüm iddialarının asılsız ve usulsüz olduğunu, davacının iddia ettiği gibi dairenin tüm bedelinin üyelerin girişinde tahsil edilmediği, kooperatife ortaklık pay bedeli ödeyerek üye olanların ana sözleşme gereği kalan edimlerini yerine getirmek zorunda olduğunu, imzaladığı sözleşme gereği kooperatif üyesi olan ve ana sözleşme gereği kalan edimleri yerine getirmek durumunda bulunan davacının bu edimleri ödememek için açtığı davanın usulsüz olduğunu, davacının kooperatife yüklü miktarda borçlu olması nedeniyle kötü niyetle ve haksız dava açılması nedeniyle ...329 maddesi gereğince 5.000,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsilini, vekalet ücretinin üç katının davacıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda genel kurul toplantısının 5. maddesinin oylamasında yönetim kurulunun, oylamaya katılanlar üzerinden 44 evet oyuna karşılık 46 hayır oyu ve 3 çekimser oy ile ibra edilmediği, yine denetim kurulunun da oylamaya katılanlar üzerinden 36 evet oyuna karşılık 48 hayır ve 8 çekimser oy ile ibra edilmediği, bilirkişinin ana sözleşmenin 33. maddesini gerekçe göstererek hazirun cetvelinde imzası olanların salt çoğunluğunun olması gerektiği yolundaki görüşünün hatalı olduğu, çekimser oy olumsuz oy hesabında dikkate alındığından oylamaya katılanlar üzerinden yönetim kurulunun 44 evet oyuna karşılık 49 hayır oyu, denetim kurulunun da 36 evet oyuna karşılık toplam 56 hayır oyu ile ibra edilmediği, buna göre karar nisapları sağlandığından ibra edilmeme kararının hukuka uygun olduğu, bu yöndeki bilirkişi görüşünün hatalı olduğu, bilirkişinin, gündemde olmayan bir hususun görüşülemeyeceğini, görüşülemeyecek bir hususun da karara bağlanamayacağını, bu hükmün emredici mahiyette olduğunu ve yaptırımının da butlan olması gerektiğini belirttiği, gündeme bağlılık ilkesinin, pay sahibinin genel kurul toplantılarına iştirakini sağlamayı ve onun bilgilenerek toplantılara gelmesini sağlamak amaçlı geliştirilmiş güç boşluğunu engellemede önemli bir işleve sahip bir ilke olduğu, bu ilkenin, toplantıya katılımı teşvik edeceği ve toplantının düzen içinde geçmesini sağlayacağı ve genel kurulun işlevlerini arttıracağı, doğrudan doğruya kamu düzenine, kamu sağlığına ve insanın temel haklarını düzenleyen hükümlerin mutlak emredici hükümler olduğu ve bu kurallara aykırı kararların mutlak butlan ile batıl olduğu, bir kısım emredici hükümlerin ise doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Kooperatifler Kanunu'nun 46. maddesinin emredici bir hüküm olmakla birlikte doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da gündemde olmayan hususlarda karar alınmış olmasının yaptırımının mutlak butlan olmadığının defalarca zikredildiği, bilirkişi raporu takdiri olup nihai karar mercii mahkeme olduğundan hatalı olan bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, bilirkişinin gündemin 8. maddesi için yaptığı değerlendirmenin ise yerinde olduğu, pay sahiplerinin kişisel haklarını koruyan bir hususta farklı karar alınmış olmasının yaptırımının da mutlak butlan olmadığı, söz konusu genel kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış olup davacı eldeki bu davayı 08.08.2019 tarihinde açtığına göre bir aylık hak düşürücü sürenin geçtiği, tüm dosya kapsamı, atıf yapılan tüm yüksek mahkeme kararları ve yapılan hukuki nitelendirmeler kapsamında ispat edilemeyen davanın reddine dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş ve ilk derece mahkemesi gerekçesinden farklı olarak genel kurul kararının 8. maddesine dair emredici nitelikte olan bir kanun hükmüne aykırı olan alınan genel kurul kararının iptaline yönelik davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılma zorunluluğu olmadığı ilgili maddede kooperatifçe belirlenecek faiz oranında kanunun emredici hükmüne aykırı hareket edildiğinden 8. maddenin mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine davacının diğer talepleri yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanı düzenlemediği, hazirun cetvellerinde sahte oy kullanıldığı iddialarının değerlendirilmediğini, b. Yüklenicinin ruhsatsız projesi konusunda inceleme yapılmadığını, c. 1995-2004 yılları arasında, 1163 sayılı Kanun'un 59/6-ç fıkrasında yer alan "Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz" düzenlemesine aykırı hareket edildiğini, d. Hukuken ve fiilen yapı ruhsatı düzenlenmesi mümkün olmayan kooperatif yapıları için alınan yapı ruhsatları ile tapu masrafı adı altında borçlandırma ve tapuya kayıtlı olmayan kooperatif yapıları için alınan elektrik, doğalgaz abonelikleri, mahkemelerin alet edilerek yüklenici firmanın alacaklı çıkarılmasının mutlak butlanla batıl olduğunu, e. Toplantıya davetin iadeli taahhütlü olması gerektiğini, çağrı usulüne uyulmadığını, f. Toplantıya vekaleten katılan bakan ortakların tek bir kişiye vekalet edilebileceği, ancak somut olayda bu durumun araştırılmadığını beyan etmektedir. 2-Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Kooperatiflerin TTK'da tüzel kişi şirketlerden sayılmış olup TTK'nın m. 8 "Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir." hükmünü havi olup ticari nitelikte olan kooperatif işlemlerinde TBK'nın 120. maddesinin uygulanması doğru olmadığını, b. TTK'nın md. 1530. maddesinde belirtildiği üzere sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır. Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte öyle bir durumda dahi Yargıtay Kararları ile TTK'nın 1530. maddesinde görüldüğü üzere, maddenin tamamının iptali yerine belirlenen faiz oranının %100'ünü aşan kısmın iptal edilmesi gerekeceğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Kooperatif Genel Kurul kararının iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesince, kooperatif genel kurul kararının iptaline ilişkin açılan davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Yargıtaya İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 12.11.2021 tarih 2020/2 Esas-2021/3 Karar sayılı kararı ile yapı kooperatifleri tacir kabul edildiğinden kooperatif genel kurulunda faiz oranının serbestçe belirlenmeye başlandığı nazara alınarak faiz oranına ilişkin genel kurul kararının 8. maddesinin yok hükmünde olduğuna dair talebin de reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililerine iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI 6098 sayılı TBK 88. maddede ana para faizi, TBK 120. maddede ise temerrüt faizi düzenlenmiştir. 3095 sayılı Kanunun hem isminde, hem de içeriğinde ikili ayrım yapılarak, 1. maddede sözleşme faizi, 2. maddede ise temerrüt faizine yer verilmiştir. 6102 sayılı TTK’da da ikili ayrım bulunmaktadır. 8. madde akdi faize ilişkin olup ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceği hükmünü içermektedir. Ayrıca 9. madde mevcut olup burada kanuni faiz, temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır hükmü bulunmaktadır.. Kanundaki (TTK) 8 ve 9. madde ayrımı önceki TTK’da da bulunmakta idi ve o dönem yargısal uygulamalarda temerrüt faizinin 9. maddeye dayalı olduğu kabul ediliyor ve yaptığı yollamaya gidiliyordu. 6102 sayılı TTK da bu ayrımı korumuş olup, 8. madde temerrüt öncesi dönem için uygulanacak akdi faize, 9. madde ise temerrüt faizine ilişkin bir düzenlemedir. Kanunun (TBK) 88. maddesinde akdi faize ilişkin, 120. maddesinde temerrüt faizine ilişkin faiz tavan sınırları getirilmiş olup bu hükümler ticari iş sayılan tüm sözleşmeler için uygulanacak mıdır? Temerrüt öncesi dönemde uygulanacak akdi faiz yönünden ticari işlerde 8. madde gereğince faiz serbestisi bulunduğundan TBK 88. maddede yer alan tavan sınırları ticari işlerde uygulanamayacaktır. Çünkü TTK 8, TBK 88 e göre daha özel bir madde olup bu maddede ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılacağı düzenlenmiştir. Temerrüt faizi yönünden uygulanacak TTK 9. maddede ise böyle bir serbesti bulunmadığı gibi açıkça faize ilişkin genel düzenlemelere ve bu kapsamda TBK ve 3095 sayılı Kanuna yollama yapıldığından ticari işlerde temerrüt faizi yönünden TBK 120. maddedeki temerrüt faizi tavan sınırı uygulanacak ancak temerrüt faizinin sözleşmeyle serbestçe kararlaştırılan akdi faizin altında olamayacağı gözetilecektir. Bu şekilde belirlenmiş akdi faiz yok ise, temerrüt faizi avans faizinin iki katını geçemeyecektir. Önceki TTK 9. maddede 8. madde hükmünün saklı olduğu belirtilerek yollama yapıldığından serbesti temerrüt faizi için de geçerli iken, 6102 sayılı yeni TTK’da bu yollama kaldırılmış, serbestiye esas bağ kopartılmıştır. Bu nedenle artık ticari işlerde temerrüt faizi için tam serbesti bulunmayıp maddenin yaptığı yollama da gözetilerek, TBK 120. madde gereği tavan sınırlar uygulanmalıdır. Yasa koyucunun ticari hayatın korunması amacıyla kişilerin bu ağır faiz yükü altına girmesini kabul ederek TTK 8. maddedeki faiz serbestisini ticari işlerdeki temerrüt faizi için de kabul ettiğini düşünmek faiz tavan sınırlarının getirilme amacı ve mantığıyla da bağdaşmaz. Taraflardan biri için ticari iş sayılan sözleşme diğer taraf için de ticari iş sayıldığından taraflardan biri tacir ise diğer taraf tüketici olsa bile ticari iş hükümleri uygulanmaktadır. Bu nedenle ticari iş sayılan sözleşmelerin çoğu kez sadece bir tarafı tacir durumunda bulunmakta ve tacir sayılmayan esnaflar tüketiciler veya diğer kişiler de ticari iş sayılan sözleşmelerin tarafı olabilmektedirler. Günümüzde esnaf işletmelerinin yerini büyük ölçüde ticari işletmeler almış olup tacir sayılan marketten alınacak küçük bir ihtiyaç maddesi için dahi yapılan sözleşme ticari iş mahiyetindedir. Toplum hayatında ticari işlerin kapsamı bu ölçüde geniş iken ticari işler bakımından tacir sayılsın veya sayılmasın taraflarının bir korunma ihtiyacı altında olmadığı da düşünülemez. Ticari işlerde akdi faiz serbestisinin bir mantığı vardır. Çünkü kişilerin borçlanma için değişik kanalları mevcut olup piyasa rekabeti içinde kendisine en uygun faiz oranını araştırıp buna göre borçlanması mümkündür. Zaten piyasa rekabeti içinde bu da makul oranlarda olacağından serbestinin olumsuz sonuçları da ortaya çıkmayacaktır. Ancak temerrüt hali çoğu kez ödeyememe ve aciz hali olup, akdi faizlerin kat be kat üstünde temerrüt faizlerinin devreye girmesi, ödeyememe ve aciz halini derinleştirip daha da zorlaştıracağı ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları arttıracağı için, temerrüt faizinin akdi faizin altında olmamak üzere sınırlandırılması, toplum huzuru ve barışı için de bir zorunluluktur. Kanunun (TBK) 120. maddesindeki faiz tavan sınırının, TTK 9. maddede serbesti kuralı bulunmadığı için ticari işlerde temerrüt faizi için de uygulanması gerekli ve zorunlu olup mevcut düzenlemelerden ticari işlerde temerrüt faizi için de tam bir faiz serbestisi olduğu sonucu ortaya çıkmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; gündemin 8. maddesi ile, Kooperatif eski alacaklarını ödemeyenlerin aylık % 3 gecikme faizi ile ödeme yapmasına karar verilmiştir. Bu oran yıllık % 36 oranına denk gelmektedir. Genel Kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış dava ise 08.8.2019 tarihinde açılmıştır. Genel Kurulun yapıldığı tarihteki yasal faiz oranı % 9 olduğundan TBK 120. maddedeki temerrüt faiz tavan sınırı % 18'dir. Kamu düzenine aykırı biçimde Kanundaki tavan sınırı aşan temerüt faizi oranı belirlendiğinden bu karar mutlak butlanla batıldır. Bölge adliye mahkemesince açıklanan esaslara uygun bir gerekçe ve sonuç içerir biçimde gündemin 8. maddesi yönünden verilen karar yerinde olduğu için, hükmün tümüyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, ticari işlerde TBK 120. madddeki tavan sınırların uygulanamayacağı kabul edilerek hükmün bu yönden bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2019/453 E., 2019/7768 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Başkanlığı’nın 22/05/2014 tarih 9225 sayılı yazısı ile iş akdinin feshedildiğini, atamanın Genel Müdürlüğü yetkisinde yapıldığını, davalı bankanın yönetim kurulunun şube müdürlerinin atanması konusundaki genel müdüre yetki devri kararının TTK’nın 375, 391 ve 1530 maddelerine aykırı olduğunu ile sürerek, yapılan atamanın batıl olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2019/453 E.  ,  2019/7768 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26/01/2018 tarih ve 2015/590 E. - 2018/35 K. sayılı kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 15/11/2018 tarih ve 2018/226 E. - 2018/1106 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, davalı bankanın .../İstanbul Şubesinde Şube Yöneticisi-Müdür görev ve ünvanı ile çalışırken 04/07/2014 tarih 17187 sayılı atama tebligatı ile imza yetkisinin kaldırıp “Genel Müdürlük Emri Şube Müdürü” açıklaması ile pasif göreve atandığını, daha sonra İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı’nın 22/05/2014 tarih 9225 sayılı yazısı ile iş akdinin feshedildiğini, atamanın Genel Müdürlüğü yetkisinde yapıldığını, davalı bankanın yönetim kurulunun şube müdürlerinin atanması konusundaki genel müdüre yetki devri kararının TTK’nın 375, 391 ve 1530 maddelerine aykırı olduğunu ile sürerek, yapılan atamanın batıl olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davacının müvekkilinin Yönetim İç Yönergesinin 2.4 maddesi gereğince önce genel müdürlük emrine alındıktan sonra tüm hakları ödenmek sureti ile iş akdinin feshedildiğini, Yönetim İç Yönergesinin mevzuata uygun olarak hazırlandığını, TTK’nın 375 ve 391. maddelerine aykırılık bulunmadığını, davacının TTK 375. maddesinde belirtilen müdür kapsamına girmediğini, davacının atama ve görevden alma işlemlerinin yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında olmadığını, davacının daha önce işe iade davası açıp davanın kabul edilmesi sonrasında kendisine iş güvencesi tazminatı ödendiğini, tazminatını aldıktan sonra açtığı bu davada iş aktinin feshinin geçersiz olduğunu ileri sürmesinin iyi niyetli olarak hareket etmediğini gösterdiğini, savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, bankanın organizasyonel bağlılıklarında şube müdürünün genel müdür yardımcısı ve bölge koordinatörüne bağlı olduğu, banka üst düzey yöneticileri arasında yer almadığı, banka şube müdürlerinin TTK 375/1-d maddesinde “müdür” olarak ifade edilen yöneticiler arasında olmadığı, şube müdürünün atanmaları ve görevden alınmalarının yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı bankanın .../İstanbul Şubesinde Şube Yöneticisi-Müdür sıfatı ile çalışmakta iken Genel Müdürlük tarafından “Genel Müdürlük Emrine Şube Müdürü” açıklaması ile yapılan atamanın iptalini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, davacının İstanbul 5. İş Mahkemesinde 2014/599 E. sayılı dosyada işe iade davası açtığı, davacının davalının işçisi olduğunun kabulü ile yargılama sonucunda feshin geçersizliği ve işe iade kararı verildiği, karar sonrasında iş güvencesi tazminatlarının davacıya ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin işçi işveren ilişkisi olması nedeniyle davacının açtığı bu davanın da İş Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümünde ihtisas mahkemesi olan iş mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek açılan davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, açıklanan şekilde bir değerlendirme yapılmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün re'sen bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/4311 E., 2015/11343 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
10- 6102 S.Türk Ticaret Kanunu’nun 1530/1 (6762 S. TTK 1466/1) maddesi 2.cümlesinde, “Sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır;
11. Hukuk Dairesi         2015/4311 E.  ,  2015/11343 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.11.2014 tarih ve 2014/715-2014/479 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; davalının 01.08.1996 tarihinden itibaren müvekkil firmada üretim müdürü olarak çalıştığını, 30.01.2010 tarihinde kendi isteğiyle işten ayrıldığını, davalının çalıştığı süre boyunca şirketin satış üretim ve müşteri portföyü ile ilgili sırlarına vakıf olduğunu, taraflar arasında yapılan iş akdinde haksız rekabet yasağına ilişkin hükümlerin bulunduğunu, davalının bu hükümlere aykırı olarak iş akdinin feshi sonrasında müvekkil şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığını, davalının bu eylemlerinin rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve uğranılan zarara binaen fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin 30.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin davalı firmadan ayrılmadan önce geçici görevle ...'ye gönderildiğini, müvekkilin Türkiye'ye dönmek istemesine karşın davacı şirketin buna engel olması ve ailevi sebeplerle haklı nedenlerle iş akdini feshettiğini, müvekkilinin yurt dışında kaldığı süre ve kalınan yerin koşulları uyarınca davacının şirket sırlarına vakıf olma durumunun da bulunmadığını, müvekkilinin iş akdinde yer alan yer ve faaliyet sınırlamasına ilişkin düzenlemelerin kanunun emredici hükümlerine aykırı ve batıl olduğunu, müvekkilince daha sonra çalışıldığı belirtilen firmada kısa bir süre çalışıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının, davacı firmada çalıştığı süre boyunca vakıf olduğu üretim sırları, müşteri portföyü gibi bilgileri haksız rekabete sebebiyet verir şekilde kullandığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ihlali nedeniyle haksız rekabetin tespiti ve uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 6762 Sayılı TTK'nın 56. ve devamındaki maddelerde (6102 Sayılı TTK'nın 54. ve devamındaki maddeler) haksız rekabete ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup haksız rekabet; aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir şeklinde tanımlanmıştır. 818 Sayılı BK'nın 348. ve devamındaki maddelerde ise haksız rekabetin özel bir şekli olarak işçi ve işveren arasındaki hizmet akitlerinin devamı ve hitamında rekabet yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Somut olayda; davacı işveren ile davalı işçi arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan "İşveren'in hizmetinde olduğu süre boyunca ve sözleşmenin feshinden itibaren iki yıl süreyle, işgören, kendi adına veya başkaları adına veya başkalarıyla ortaklık halinde ve/veya ne olursa olsun herhangi bir sıfatla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde şirketin işine rakip herhangi bir işe veya faaliyete doğrudan veya dolaylı olarak girmeyeceğini, katılmayacağını veya ilgilenmeyeceğini kabul eder" hükmü uyarınca, davalının hizmet aktinin hitamı sonrasında iki yıllık süre dahilinde davacı şirketin faaliyet alanındaki bir işte çalıştığı iddiasıyla işbu dava açılmış, yapılan yargılama sonrasında mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki, davalının sözleşmenin hitamı sonrasında iki yıllık süre zarfında davacı şirketin faaliyet alanında kalan bir işte çalıştığı hususu dosya kapsamıyla sabittir. Haksız rekabetin varlığı yönünden; somut bir zararın doğmuş olması gerekmediği gibi haksız rekabet teşkil eden eylemler nedeniyle bir zarara düçar olma tehlikesinin varlığı yeterlidir. Bu itibarla yerel mahkemenin davanın reddine dair gerekçesi yerinde görülmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. 818 sayılı BK'nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte 20. maddesinde ise akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 Sayılı BK'nın 19, 20, 349. maddelerinde bu özgürlüğün sınırları çizmiştir. Sözleşmede öngörülen rekabet yasağı; ancak işçinin iktisadi geleceğinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, yer ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise geçerlidir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davalının imzaladığı hizmet akdinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı (Tüm Türkiye sınırlarını) kapsaması ve sözleşmede yer alan davacı şirketin faaliyet alanının tüm inşaat sektörünü ilgilendirmesi nedeniyle yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup, bu nedenle haksız rekabete ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerekmektedir. Bu husus gözetildiğinde davanın esasında taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin batıl olduğundan bahisle reddi gerekeceğinden sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının, HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 02.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY 1- Dava, işveren ile işçi arasında hizmet sözleşmesinin kuruluşu anında imzalanan gizlilik ve rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2- Davacı vekili, taraflar arasındaki iş akdinde, iş akdinin 30.01.2010 tarihinde feshinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir başka firmada çalışma yasağı bulunmasına rağmen, müvekkili firmada üretim müdürü olarak çalışan ve bu suretle firmanın üretim, satış ve müşteri portföyü bilgilerine sahip olan davalının, kendi isteğiyle iş akdini feshinden sonra dava dışı şirkette çalışmaya başlamak suretiyle rekabet yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur. 3- Davalı vekili, müvekkilinin iş akdini haklı sebeple feshettiğini, iş akdinin devamı sırasında Dubai’de bulunması nedeniyle, davacı şirketin sırlarına vakıf olmadığını, iş akdinde yer alan rakip firmalarda çalışma yasağına ilişkin hükümlerin, kanunun emredici düzenlemelerine aykırı olduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. 4- Yerel mahkemece, davalının işten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı dava dışı şirkette, davacı şirkette çalışırken vakıf olduğu üretim sırları ve müşteri portföyü gibi bilgileri haksız rekabete yol açar tarzda kullandığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Daire çoğunluğu tarafından farklı gerekçeyle onanmıştır. 5- Daire çoğunluğu ile aramızda, 6098 S. TBK 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerde düzenlenen “rekabet yasağı” sözleşmesinin haksız rekabetin özel bir türü olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmeye rağmen, davalı şahsın davacı şirketten ayrıldıktan sonraki yasaklı iki yıllık süre içerisinde, aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışmaya başladığı, rekabet yasağı da dahil, haksız rekabetin varlığı için somut bir zararın doğmasının gerekmediği, zarara uğrama tehlikesinin yeterli olduğu konusunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, rekabet yasağı sözleşmesinde bulunması gereken “yer” sınırlamasının bulunmaması, diğer bir anlatımla belirli coğrafi alanla sınırlamak yerine ülkenin tamamının yasaklı çalışma alanına dahil edilmesi halinde, sözleşmenin bütünü itibariyle geçersiz olacağına ilişkin Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum. 6- Uygulamada daha çok, hizmet sözleşmelerinde, işletme devir sözleşmelerinde ve ortaklık (şirket) sözleşmelerinde görülen ve doktrinde “kelepçeleme sözleşmeleri” (Knebelungsvertrage) olarak da nitelenen “rekabet yasağı sözleşmeleri” (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2013, Ankara), işçi-işveren ilişkileri bakımından 6098 S. TBK’nın 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 S. TBK 445 maddesi uyarınca rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Oysa 818 S. BK’da diğer koşullar baki kalmak koşuluyla belirli bir süre sınırı öngörülmemiştir. 7- Somut olayda, taraflar arasında imzalanan Sözleşmede rekabet yasağı tüm Türkiye yönünden öngörülmüştür. Sözleşmede bulunan rekabet yasağı sınırının tüm ülkeyi kapsamasının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşüreceğini ve bu nedenle geçerli olmadığını biz de kabul etmekteyiz. Bununla birlikte, sadece 6098 S. TBK döneminde değil, 818 S. BK’nın uyguladığı dönemde dahi, tüm ülke yönünden geçersiz olan bir Sözleşme hükmünün, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden geçerli, makuliyet dışında kalan alan yönünden ise geçersiz olduğunu düşünmekteyiz. -/- 8- 6098 S. TBK 19.maddesi (818 S. BK 18) uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınmalıdır. 9- Doktrinde “kısmi butlan” (Teilnichtigkeit) olarak da adlandırılan TBK 27.maddesi (818 S. BK’nun 20) uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Bununla birlikte, Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğer hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecektir. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz sayılacaktır. 10- 6102 S.Türk Ticaret Kanunu’nun 1530/1 (6762 S. TTK 1466/1) maddesi 2.cümlesinde, “Sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır. Bu sınırlarda, Türk Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uygulanmaz” demek suretiyle, yasal sınırı aşan edim yükümlülükleri yönünden sözleşmenin TBK 27/2 maddesinin 2.cümlesi uyarınca sözleşmenin tamamen geçersizliğine hüküm olunamayacağı ifade olunmuştur. 11- 6098 S. TBK 21/1 maddesinin 2.cümlesinde ve 21/2 maddesinde, bir sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin diğer kısımlarına etki etmeksizin sadece “o hükmün yazılmamış sayılması” müeyyidesine tabi tutulmuştur. 12- Doktrinde de, yazar Fikret Eren tarafından, “taraflardan birinin borçlandığı edim, kanuni miktarı aşırı ölçüde aşmış ise, sözleşme tüm olarak batıl sayılmamalı, bunun yerine uzun süre veya aşırı ceza koşulu kanuni sınırlara indirilmelidir… Süre veya miktar yönünden uzun veya aşırı edimlerin makul süre veya miktara indirilmesi halinde “değiştirilmiş bir kısmi butlan” söz konusu olur” denilmek suretiyle, yasal sınırdan daha fazla edimler yönünden sözleşmenin bu kısmının hükümsüz sayılması, diğer kısımlar yönünden sözleşmenin geçerli sayılması gerektiği, hatta emredici hükümlere aykırılık halinde dahi sözleşmenin sadece bu kısmının geçersiz sayılması gerektiği savunulmuştur (Fikret Eren, Türk Borçlar Hukuku, Yetkin, Ankara – 2012, s.338-339). Doktrinde diğer yazarlar da, rekabet sözleşmelerinin zaman, konu ve yer bakımından aşırı olan kısmının hâkim tarafından makul bir düzeye indirilmesi ve daraltılması gerektiği, bütünüyle geçersiz sayılmaması gerektiği savunulmuştur (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2012-Ankara, s.211; Stadinger / Sack, & 138, Nr. 138, 312). İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi de iki ayrı firma arasında, yasal süreden fazla bir süreyi kapsayan (sonsuz süreyle / süresiz –ewige dauer) rekabet yasağı anlaşmasının, sadece fazla süreler yönünden kısmen geçersiz olduğuna karar vermiştir (BGE’nin 14.06.1981 T. ve 107 II 216 sayılı Maloc A. Locher AG - Sicar s.n.c kararı). 13- Öte yandan, yeni dönemde (01.07.2012 tarihinden sonraki), 6098 S. TBK ‘nun 445/2 maddesinde açıkça, hakime, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilme yetkisi verilmiş olup, sözleşmenin sınır aşan kısımlarına müdahale edebilmesi hususunda mahkemeye açık bir takdir yetkisi verilmiştir. 14- Somut olayda, Sözleşmede her ne kadar rekabet yasağı “Türkiye Cumhuriyet sınırları” yönünden öngörülmüş ise de, Sözleşmedeki coğrafi sınırın, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde adları sayılan 81 vilayet olarak yorumlanması, Sözleşmede 81 vilayetin yer alması halinde ise Sözleşmenin bütünü itibariyle mi yoksa, en azından makul bir coğrafi alan dışında kalan iller yönünden mi geçersiz olacağının, 818 S. BK 18.maddesi uyarınca, Sözleşme taraflarının gerçek iradeleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. 15- Dava dosyasındaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, hem davacının, hem de davalının sonradan çalışmaya başladığı dava dışı Blaine Ltd. şirketinin “kimyasal ürünler” alanında faaliyet gösterdiği, her ikisinin de ikametgah adresinin İstanbul ili olduğu, taraflarca iş ilişkisinin sona ermesinden sonra hüküm ifade etmek üzere bir rekabet yasağı sözleşmesinin imzalandığı ve sözleşmenin diğer geçerlilik koşullarının da (yazılılık, süre, konu) da bulunduğu dikkate alındığında, Sözleşmedeki “tüm Türkiye Cumhuriyeti” coğrafi alanının en azından İstanbul ili için geçerli olduğu, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 S. BK 20/2 maddesi uyarınca, diğer iller yönünden sözleşmenin geçersiz olması, aynı ikamet alanı içerisindeki İstanbul için geçerliliği etkilemeyeceği, 818 S. BK 19.maddesinde yerini bulan irade teorisine göre (Eren, s.341) tarafların sözleşmenin kuruluşu aşamasındaki iradeleri dürüstlük kuralına göre değerlendirildiğinde, Kanunun 20/2-son cümlesi uyarınca, rekabet yasağının sadece “İstanbul” ilini kapsaması halinde tarafların bu sözleşmeyi imzalamayacaklarının düşünülemeyecek olmasına göre, sözleşmenin bütünü itibariyle değil sadece diğer iller yönünden geçersiz sayılması gerekmektedir. Anılan nedenlerle, yerel mahkeme kararının yukarıdaki gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.