Türk Ticaret Kanunu 25. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 25- (1) (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/163 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/158 md.) Ticaret sicili, ticaret sicili müdürü tarafından yönetilir. Ticaret sicili müdürü, 26 ncı maddeye göre çıkarılan yönetmelikte belirlenen nitelikleri haiz kişiler arasından odanın teklifi üzerine veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının uyarısına rağmen otuz gün içerisinde teklif edilmemesi halinde resen Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca atanır ve aynı usulle görevden alınabilir. Aynı usulle ticaret sicili müdürlüğünün iş hacmine göre, yeteri kadar müdür yardımcısı görevlendirilir. Ticaret sicili müdürlüklerinde çalışacak personelin tavan ve taban ücreti her yıl Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin görüşü alınarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenir.
(2) Ticaret sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet ve ilgili oda müteselsilen sorumludur. Devlet ve sicil görevlilerini atamaya yetkili kurum zararın doğmasında kusuru bulunanlara rücu eder. Ticaret sicili müdürü ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı kamu görevlisi olarak cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar kamu görevlisine karşı işlenmiş sayılır.
(3) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili müdürlüklerinin faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli önlemleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri, adı geçen Bakanlıkça alınan önlemlere ve verilen talimatlara uymakla yükümlüdür. (Ek cümle: 15/8/2017-KHK-694/163 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/158 md.) Odalar tarafından ticaret sicili müdürü ve müdür yardımcıları ile ticaret sicil işlemlerinde görevli personele görevleri dışında başka bir görev verilemez.
III – Yönetmelik[12]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
45 karar eşleşti
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2009/4088 E., 2009/10868 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davacının TTK’nun 25.maddesinde öngörülen 6 ay içinde ayıptan kaynaklanan davayı açmadığı, süresinde ayıp ihbarı yapıldığının ispat edilemediği, bu nedenle davacının malları ayıplı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2009/4088 E. , 2009/10868 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vek.Av.Ayşe ... Demir gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacılar vekili, meyve suyu üretimi ve satışı yapan müvekkili şirketlerin davalı şirketten Pe torbaları satın aldığını, ... AŞ.’ne 22.07.2004 ve 06.11.2004 tarihli faturalarla, ... Meyve AŞ.’e 20.08.2004 tarihli fatura ile malzemenin teslim edildiğini, ilk teslim alınan malzemede gizli ayıbın ortaya çıkması üzerine durumun davalıya bildirildiğini ve 276 kg torbanın iade edildiğini, ISO kalite belgesine sahip torbaların bu standartlara uygun olduğunun taahhüt edildiğini, torbalardaki sızdırma nedeniyle müvekkillerinin zarara uğradığını ileri sürerek, 11.000 Euro'nun davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, dava hakkının zamanaşımına uğradığını, satılan malı muayene etme yükümlülüğünün davacı alıcıya ait olduğunu, sızdırmazlık muayenesi yapmadan dolum yapan davacının bu nedenle uğradığı zararı talep edemeyeceğini, müvekkili şirkete ayıp ihbarında bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davacının TTK’nun 25.maddesinde öngörülen 6 ay içinde ayıptan kaynaklanan davayı açmadığı, süresinde ayıp ihbarı yapıldığının ispat edilemediği, bu nedenle davacının malları ayıplı kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle düzenlenen 22.07.2004 tarihli 623858 nolu, 20.08.2004 tarihli ve 631420 nolu, 06.11.2004 tarihli 638071 nolu faturalara konu polietilen torbaların ayıplı olduğunu, torbaların sızdırma yapması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek bu davayı açmış, mahkemece davanın TTK’nun 25.maddesinde öngörülen sürede açılmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
Davacılar tarafından dava konusu yapılmayan 26.07.2004 tarihli 624301 nolu faturaya konu polietilen torbanın 402 kg'lık kısmı davalı tarafından geri alınmıştır.
Davacı ... AŞ.tarafından davalıya gönderilen 13.09.2004 tarihli yazıda, torbaların sıvı ürünlerde kullanıldığı belirtilmiştir. Dava konusu 06.11.2004 tarihli 638071 nolu fatura konusu polietilen torbaların 276 kg'lık kısmının ayıplı çıkması nedeniyle iade edildiği, davalının da kabulündedir. Taraflar arasında sözleşme konusu polietilen torbaların sızdırma yaptığına ilişkin delil tespiti yaptırılmışsa da bu torbaların sızdırdığı, daha önce ortaya çıkmış ve davalı tarafından bir kısmı geri alınmıştır. Davalı da dava konusu polietilen torbaların sızdırdığını kabul ederek geri aldığına göre TTK’nun 25.maddesinde öngörülen süre uygulanmaz. Diğer taraftan dava konusu polietilen torbalar TSE belgelidir. Polietilen torbalarla ilgili Türk standardında konfeksiyon ve benzer amaçlarla kullanılacak Tip 2(U biçiminde torbalar) torbalar için su sızdırmazlık şartı aranmayacağı belirtilmiştir. Hükümden konfeksiyon ve benzer amaçlarla kullanılmayacak Tip 2 torbalar için su sızdırmazlık şartının aranacağı sonucu çıkmaktadır. Davalı taraflar arasında süregelen ticari ilişki nedeniyle davacıların torbaların hangi amaçla kullanılacağını bilmekte veya bilebilecek durumdadır. TSE markasını taşıyan ancak TSE standartlarına uymadığı anlaşılan torbalar yönünden davalının davacıyı iğfal ettiği anlaşıldığından davalı BK’nun 207 ve TTK’nun 25.maddesinde yazılı sürelerden yararlanamaz. Mahkemece işin esasına girilerek toplanan tüm deliller değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacılar yararına takdir edilen 625.00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/947 E., 2019/999 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece; 26.08.2008 tarihinde satın alınan aracın 31.07.2008 tarihinde davacıya teslim edildiği, davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığı, davacının ayıp ihbarını TTK’nun 25/3 maddesi gereğince süresinde yapmadığından satılanı bu şekliyle kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/947 E. , 2019/999 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “ayıplı malın misli ile değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.10.2014 tarihli ve 2013/222 E., 2014/391 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.03.2015 tarihli ve 2015/260 E., 2016/3665 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı, 26.08.2008 tarihinde davalı şirketten 2009 model araç satın aldığını, araçta ilk günden itibaren arızaların meydana geldiğini, yapılan başvuru üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin aracın teslim alınarak yenisi ile değiştirilmesine karar verdiğini iddia ederek, aracın yenisiyle değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yetkili servis olan davacının, dava konusu aracı ticari işlerinde kullandığını, bu nedenle 4077 sayılı Yasa hükümlerinin olayda uygulanmayacağını, davanın zamanaşımına uğradığını, arızaların üretim hatasından değil, kullanım hatasından kaynaklandığını, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, davacının onarım yönünde seçimlik hakkını kullanmış olup, aracın değiştirilmesini talep ettiği halde aracı kullanmaya devam ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; 26.08.2008 tarihinde satın alınan aracın 31.07.2008 tarihinde davacıya teslim edildiği, davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığı, davacının ayıp ihbarını TTK’nun 25/3 maddesi gereğince süresinde yapmadığından satılanı bu şekliyle kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 2012/4885 E., 2012/11703 K. sayılı ve 12.07.2012 tarihli bozma ilamı ile, ''somut olayda, dava konusu araçta ilk günden itibaren arızalar söz konusu olduğu, bu nedenle garanti süresi içerisinde birçok kez servise başvurulduğu ileri sürülmüş ve servis kayıtları dosyaya sunulmuştur. Araç ile ilgili servis kayıtları, garanti belgesi vs. evrak incelemesi ile araçtaki arızanın belirlenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiği kabul edilmelidir. Bu durumda mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişiden iddia ve savunma çerçevesinde ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir'' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davacının servise başvurmak suretiyle ayıp ihbarını süresinde yaptığının kabulü gerektiği, bilirkişi raporuna göre motorun yağ yakması nedeniyle sökülerek sekmanların değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunu gösterdiği, bu arızanın satış sözleşmesinin feshini gerektirecek nitelikte ayıp olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu yapılan aracın aynı marka ve model ile BK'nun 203/1. maddesi gereğince yenisiyle değiştirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı ...Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
Dava ayıplı aracın yenisi ile değiştirilmesi istemine ilişkindir. Dairemizin 2012/4885 E., 2012/11703 K. sayılı ve 12.07.2012 tarihli bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, bilirkişilerin davaya konu araç üzerinde herhangi bir teknik inceleme yapmadıkları gibi davacının dava dilekçesinde belirttiği arızaların giderilip giderilmediği, söz konusu arızaların gizli ayıp niteliğinde olup olmadığı tespit edilmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş; konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla dava konusu araç üzerinde teknik inceleme yaptırılıp, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemece alınan daha önceki bilirkişi raporlarına yapılan itirazlar hep birlikte değerlendirilerek, davaya konu araçtaki arızanın giderilip giderilmediği, arıza giderilmiş ise davacının arızanın giderilmesi yönünde talep hakkını kullanmış olması nedeniyle aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminde bulunamayacağı, ancak var ise araçtaki değer kaybını talep edebileceği hususları da dikkate alınarak, toplanan tüm delillere göre yapılacak değerlendirme sonucu uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ayıplı aracın yenisiyle değiştirilmesi istemine ilişkindir.
Davacı; 26.08.2008 tarihinde davalı şirketten 2009 model araç satın aldığını, ilk günden itibaren aracın direksiyonunda titremeler, kapılarda, frende ve koltuklarda ayarsızlıklar gibi problemlerle karşılaştığını, yapmış olduğu başvuru üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin aracın teslim alınarak yenisi ile değiştirilmesine karar verdiğini ileri sürerek aracın yenisiyle değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; yetkili servis olan davacının dava konusu aracı ticari işlerinde kullandığından olayda 4077 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmayacağını, talebin zamanaşıma uğradığını, arızaların üretim hatasından değil, kullanım hatasından kaynaklandığını, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, davacının onarım yönünde seçimlik hakkını kullanmış olduğunu ve aracın değiştirilmesini talep ettiği hâlde aracı kullanmaya devam ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; aracın 26.08.2008 tarihinde satın alındığı, davanın zaman aşımı süresi içinde açıldığı, davacının ayıp ihbarını TTK’nın 25/3. maddesi gereğince süresinde yapmadığından satılanı bu şekliyle kabul etmiş sayılacağı, davacının satılan şeyi yenisiyle değiştirme hakkını kaybettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının temyizi üzerine hüküm Özel Dairece; somut olayda dava konusu araçta ilk günden itibaren arızalar söz konusu olduğu, bu nedenle garanti süresi içerisinde birçok kez servise başvurulduğunun ileri sürülerek servis kayıtlarının dosyaya sunulduğu, araç ile ilgili servis kayıtları, garanti belgesi vs. evrakın incelemesi ile araçtaki arızanın belirlenmesinin özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiği, mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişiden iddia ve savunma çerçevesinde ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği gerekçesiyle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacının servise başvurmak suretiyle ayıp ihbarını süresinde yaptığının kabulü gerektiği, bilirkişi raporuna göre motorun yağ yakması nedeniyle sökülerek segmanların değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunu gösterdiği, bu arızanın satış sözleşmesinin feshini gerektirecek nitelikte ayıp olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu yapılan aracın aynı marka ve model ile BK'nın 203/1. maddesi gereğince yenisiyle değiştirilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; Özel Dairece verilen ilk kararda araç üzerinde herhangi bir teknik inceleme yapılmadığı şeklinde bir gerekçe yer almadığı, araç üzerinde inceleme yapmak gerektiği yönündeki belirlemenin bilirkişilerce yapılmasının gerektiği, bilirkişilerin böyle bir zorunluluktan ve ihtiyaçtan bahsetmedikleri, ilk bozma ilamında belirtilen şekilde rapor alınmasına rağmen bozma kapsamında olmayan bir konuda yeniden bozma kararı verilmesinin usul kurallarına ve hakkaniyete uygun olmadığı, davanın 28.04.2011’de açıldığı gözetildiğinde uyuşmazlıkta mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun uygulanması gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan ücretsiz onarım hakkının 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda yer almadığı, buna rağmen Özel Dairece geçmişe etkili kuralı bertaraf edilerek “davacının arızanın giderilmesi yönündeki talep hakkını kullanmış olması nedeniyle değiştirilmesi isteminde bulunamayacağı” gerekçesine dayanılmasının da doğru olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece uyulan bozma kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediği, burada varılacak sonuca göre konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla dava konusu araç üzerinde teknik inceleme yaptırılıp, dava konu araçtaki arızanın giderilip giderilmediği, söz konusu arızaların gizli ayıp niteliğinde olup olmadığının tespit edilip edilmediği, arızanın giderildiğinin kabulü hâlinde davacının arızanın giderilmesi yönünde talep hakkını kullanmış olması nedeniyle aracın yenisiyle değiştirilmesi istemi yerine ancak var ise araçtaki değer kaybını mı talep edebileceği hususları da dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmasının ve sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yasal mevzuatın ve konu ile ilgili kavramların irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi;
“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.” hükmünü içermektedir.
Aynı Kanun’un 202. maddesinde;
“Bayiin tekeffülü altındaki mebiin ayıbı anlaşıldığı zaman müşteri muhayyerdir. Dilerse mebii redde hazır olduğunu beyanla bey'in fesh edilmesini, dilerse mebii alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder.
Hakim, müşterinin mebii ret davası üzerine hal icabı bey'in feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir.
Kıymetinin noksanı mebiin semenine müsavi ise müşteri ancak bey'in feshini talep edebilir.” düzenlemesine yer verilmiş iken;
203. maddesinde ise;
“Mebi, miktarı muayyen misli şeylerden ise müşteri dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiç birini talep etmeyip mebiin ayıptan ari mislile değiştirilmesini dava edebilir.
Mebi, başka bir yerden gönderilmiyorsa bayiin de müşteriye derhal ayıptan ari mislini teslim ve müşterinin düçar olduğu zararı tamamen tazmin ederek aleyhine ikame edilecek davadan kurtulmağa salahiyeti vardır.” amir hükmü yer almaktadır.
Taraflar arasındaki ihtilafın BK 194 ve devamı maddelerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre; satıcı, satılandan yararlanmayı ortadan kaldıran ayıptan, ayıbın meydana gelmesinde kusuru olmasa bile alıcıya karşı sorumludur. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 25/3. maddesine göre ticari işlerde satılan malın ayıbı açıkça belli ise 2 gün, açıkça belli değil ise 8 gün içinde muayene etme ve tespit edilen ayıbın ihbarı zorunludur. Ayıbın gizli olması hâlinde, anılan 25. maddenin BK’nın 207. maddesine atfı nedeniyle nihayet altı ay içinde bu konudaki davanın açılması gerekmektedir. Dosyadaki belirlemelerden davacının ayıbı usulüne uygun şekilde bildirdiği ve davanın süresinde açıldığı hususunda bir uyuşmazlık yoktur.
Kanundaki düzenlemeler göstermektedir ki; satılanın ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine alıcının BK’nın 202. maddesine göre alıcı satılanı iadeye hazır olduğunu beyanla satımın feshini veya satılanı muhafaza ile satış bedelinin indirilmesini isteyebileceği gibi, BK’nın 203. maddesine göre satılan muayyen misli şeylerden ise, satılanın ayıptan ari misli ile değiştirilmesini isteyebilir. Dava konusu olan araç miktarı belli ve misli ile temini mümkündür. Davacı tercih hakkını ayıptan ari yenisiyle değiştirilmesi yönünde kullanmıştır.
Davaya konu aracın Dacıa marka Logan MCV tipinde, 2009 model, 4 silindirli, dizel yakıtlı olduğu ve 26.08.2008 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacı alınan beyanında aracı aldığı tarihten itibaren aracın direksiyonda titreme, kapılarında ayarsızlık, freninde sorun olduğu için ben doğrudan servise gittiğini, çeşitli işlemler yapılmasına rağmen servis tarafından tutanak düzenlenmediğini, araç 30.000 km’ye geldiğinde titremenin lastiklerden kaynaklandığını söylediklerinden kendi parası ile lastikleri değiştirdiğini, 40.000 km'ye geldiğinde de yağ lambasının yanıp söndüğünü belirtmiştir. Dosya kapsamında bulunan iş emirlerinden ve alınan bilirkişi raporlarından 17.09.2009 tarihinde 27.391 km’de garanti kapsamında sağ dikiz aynasının, 22.04.2010 tarihinde 43.826 km’de yağ eksiltiyor şikâyeti ile servise giren aracın piston segmanının, garanti kapsamında kol yatak takımının, 16.07.2010 tarihinde 51.515 km’de garanti kapsamında sağ ve sol rot başlarının, 28.07.2010 tarihinde 53.693 km’de garantiden aks keçesinin, tranself trj gibi parçalarının, 16.08.2010 tarihinde 55.854 km’de akünün, 22.09.2010 tarihinde 59.201 km’de bakım yapılarak soyulma olan direksiyon simidinin, 05.11.2010 tarihinde 62.372 km’de hidrolik direksiyon pompasının, 24.03.2011 tarihinde 76.209 km’de fren balatalarının, hava filtresinin, yağ filtresinin değiştirilmiş olduğu tespit edilmiş; sağ dikiz aynasının değişimi, lastiklerden dolayı aracın ses yapması gibi arızalar aracın değiştirilmesini gerektirecek arızalar olmadığından, arızaların garanti kapsamında onarımlarının bedelsiz yapılmış olması ve tekrarlamamış olması nedeniyle aracın değiştirilmesini gerektirecek şartların oluşmadığı, ancak motorun yağ yakması nedeni ile sökülerek segmanlarının değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunu gösterdiği, zira bu arızanın sözleşmenin feshini gerektirebilecek nitelikte gizli ayıp olduğu, iş emirlerinden periyodik bakımlarını yaptırdığı anlaşılan dava konusu aracın 43.826 km’de demonte edilerek piston segman değiştirilmesinin normal bir süreç olmadığı, motorun normal veya muadillerininki gibi olmamasının, motor kusurlarının bulunmasının tahsis veya kullanım amacı bakımından tüketicinin beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran ve aracın ikinci el satış aşamasında değerini düşürücü nitelikte olduğu bahse konu hatadan dolayı tüketicinin herhangi bir kusur ve ihmalinin bulunmadığı yönünde görüş beyan edilmiştir.
Görüldüğü üzere aracın “0” km olarak sahibine teslim edildikten sonra, ardı ardına gerçekleşen arızalar nedeniyle birçok parçasının tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın birçok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal hâlini kaybettiği gibi, motorun da tamamen demonte edilerek parçalarının değiştirilmesinin gizli ayıp niteliğinde bulunduğu, arızalar giderilse bile alıcının araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı, konforu ve perfonmansı sağlayamadığı, davacı tarafça değişiklik talebi iletilmesine karşın, davalı yanın bu istemi yerine getirmediği, alıcının değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa aracı bu şekilde kullanmaya zorlanamayacağı, araçtaki bu nitelikte arızaların giderilmesinin aracın gizli ayıplı olduğunu ve değiştirilmesi şartlarının gerçekleşmediğini göstermeyeceği belirgindir. Bu nedenle yeniden bilirkişi raporu alınması somut dosya bakımından yargılamaya bir katkı sağlamayacaktır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında alınan bilirkişi raporunun yeterli olmadığı, araç üzerinde teknik inceleme yapılarak ayıpların onarıma rağmen devam edip etmediği, arızaların onarımından dolayı araçta bir değer kaybının olup olmadığı, davacının ücretsiz onarım talebinin içeriği, onarımdan dolayı araçta bir değer kaybının bulunup bulunmadığı, araçta meydana gelen arızaların sıklığı ve niteliğinin tespiti ile sonucuna göre, hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozması halinde ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme ya da misli ile değiştirme hakkının olup olmadığı da değerlendirilerek sonuca varılması gerektiği gerekçesiyle Özel Daire bozma kararı genişletilmek suretiyle kararın bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir. Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesi, somut olaya uygun düşmemekle beraber sonuç olarak verilen kabul kararı yukarıda açıklanan gerekçelerle yerindedir.
Hâl böyle olunca mahkemenin direnme kararı yukarıda belirtilen bu değişik gerekçelerle onanmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (1.604,38TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun 25/4. maddesinde de, BK'nun 207.maddesindeki zamanaşımı süresinin tacirler arasındaki ticari satışlarda altı (6) ay olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2013/19-78 E. , 2013/1624 K.
"İçtihat Metni"
ESAS NO : 2013/19-78
KARAR NO : 2013/1624
Taraflar arasındaki “ayıplı mal nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 08.12.2009 gün ve 2006/754 E., 2009/811 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2011 gün ve 2010/7911-2011/1566 sayılı ilamı ile;
(... Davacı vekili, davalı tarafından kendisine teslim edilen domates fidelerinin hastalıklı olmasından dolayı meydana gelen zararının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya verilen fidelerin hastalıklı olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacının davalıya teslim ettiği tohumların fide haline getirildikten sonra davacıya tesliminin kararlaştırıldığı, davalının davacıya teslim ettiği domates fidelerinde hastalık olduğu, bilirkişi raporları ve bu raporlara yönelik itirazlar nedeniyle en son Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden seçilen üç kişilik akademisyen bilirkişiden alınan heyet raporuna göre davacının üretim sonrasında meydana gelen hastalığın davalının teslim ettiği domates fidelerinden kaynaklandığı, oluşan zararın davalı tarafından karşılanması gerektiği belirtilerek, 75.840.-TL’nin davalıdan tahsili suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekili, 30.11.2006 tarihli dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 11.110.-TL zararın tazminini istemiş olup, bu dava açısından ayıp ve zamanaşımı süreleri geçmemiştir. Davacı vekili 20.11.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu ıslah ederek istemini 75.840.-TL'ye yükseltmiş, davalı vekili ise zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Kısmi dava açılması halinde, sadece dava açılan kısım yönünden zamanaşımının kesilmesi mümkün olup, dava açılmayan alacak miktarı yönünden zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Bu durumda, tarafların tacir olduğu dikkate alınarak TTK'nun 25/4 hükmüne göre, ıslah yoluyla talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ayıplı mal teslimi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş, mahkemece “taraflar arasındaki sözleşmenin “eser” niteliğinde olduğu, BK. m.126/b.4 göre, zamanaşımı süresinin 5 yıl olması nedeniyle ıslaha konu alacak miktarının zamanaşımına uğramadığı” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir.
Kısmi davada, süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulup, dava açılması nedeniyle bu kısma yönelik temyiz itirazları Özel Daire tarafından reddedildiğinden, uyuşmazlık dışıdır.
Uyuşmazlık;taraflar arasındaki ilişkinin “satım sözleşmesi ” mi yoksa “eser sözleşmesi” mi olduğu; varılacak sonuca göre, ıslaha konu alacağın dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı, noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavramların irdelenmesinde yarar vardır:
Uyuşmazlığın çıktığı tarihte yürürlükte olan ve uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 355. maddesinde eser sözleşmesi, istisna akdi olarak adlandırılmış olup, "istisna bir akittir ki onunla bir taraf (mütahhit) diğer tarafın (iş sahibi) vermeyi taahhüt ettiği bir semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder" şeklinde ifade edilmiş; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 470. maddesinde de, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır.
Satım akdi ise, 818 sayılı BK'nun 182/1.maddesinde "satım bir akittir ki onunla satıcı, satılan malı alıcının iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyetini ona nakleylemek borcunu tahammül eder" şeklinde ifade edilmiş; 6098 sayılı TBK'nun 207/1. maddesinde de "...satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır.
Eser sözleşmesinin unsurları 818 sayılı Borçlar Kanunu'na göre bir şey imali; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre bir eser meydana getirme, eser ve iş bedelidir. Satım akdinin unsurları da satılan mal, satış bedeli ve tarafların anlaşmasıdır.
Eser sözleşmesinde yüklenici faaliyette bulunmak suretiyle bir sonucu gerçekleştirmektedir. Meydana getirme (imal) unsuru eser sözleşmesi ile satış sözleşmesi arasındaki en önemli farktır. Satış sözleşmesinde satıcı sözleşmenin yapıldığı sırada hazır olan bir şeyi, eser sözleşmesinde ise yüklenici iş sahibinin siparişi üzerine kendisinin meydana getirdiği şeyi bir bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 24.04.1978 gün ve E:3, K:4 sayılı ilâmının gerekçesinde, sözleşmede emek unsurunun değil de nesne teslimi üstün ise eser sözleşmesi değil, satış sözleşmesinin söz konusu olacağı belirtilmek suretiyle, ayırt edici unsurun imal (meydana getirme) olgusu olduğu vurgulanmıştır.
Öğretide de satımı, eser sözleşmesinden ayırmada farklı ölçütler kullanılmakla birlikte ağırlıklı bir görüşe göre, malzeme unsuru ön planda ise satım sözleşmesi, emek unsuru ön planda ise eser sözleşmesi bulunduğu kabul edilmektedir (Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 2.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, Sahife:8-9; Aydın Zevkliler/K.Emre Gökyayla:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 13.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2013, Sahife:475 vd.; Murat Aydoğdu/Nalan Kahveci:Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 1.Baskı, İleri, İzmir 2013, Sahife:659; Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:505 vd.; Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:42 vd.).
Somut olayda; taraflar arasında 10.07.2006 tarihli “sebze fidesi yetiştirme sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu sözleşme ile davalı, davacının verdiği tohumları kendi seralarında ekip, dikilme aşamasına kadar fide haline getirip, fideleri teslim etmeyi, bir bedel karşılığında üstlenmiştir. Sözleşmede davalı satıcı, davacı alıcı olarak gösterilmiş ise de; bu hal sözleşmenin satım akdi olarak kabulü için yeterli değildir.
Zira, 1086 sayılı HUMK'nın 76, 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesine göre Hakim Türk Kanunları ve Hukukunu re'sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp ispatlamak taraflara, hukuki vasıflandırma hakime aittir. Bu durumda davalı belirli bir bedel karşılığında emek ve becerisini kullanarak davacının verdiği tohumları ekip, sulamak, budamak, ilaçlamak gibi faaliyetlerde bulunarak fide haline getirip teslim etmeyi üstlendiğinden, taraflar arasındaki ilişki satım değil eser sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir.
Bu durum karşısında, eser sözleşmesinde ayıplı ifadan doğan hakların tabi olduğu zamanaşımı süresinin ne olduğuna da değinmek gerekir.
BK'nun 363.maddesinin 1.fıkrasında; yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu hakların, alıcının haklarının tabi olduğu zamanaşımına bağlı olduğu açıklanmış; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, gayrimenkul inşaatına ait kusurlardan dolayı iş sahibinin yükleniciye ve inşaata iştirak eden mimar ve mühendise karşı açacağı davanın, teslim tarihinden itibaren beş (5) yıllık zamanaşımına tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Bu madde, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu, diğer bir ifade ile ayıplı olması halinde dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı süresini göstermektedir. Maddenin 2.fıkrası taşınmaz inşaatı ile ilgili olduğundan, 1.fıkranın taşınır mallarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Birinci fıkranın gönderme yaptığı BK'nun 207/1.maddesinde taşınır malların satımında ayıba karşı tekeffülden dolayı açılacak her türlü davanın, teslim tarihinden itibaren bir (1) yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin son fıkrasında, satıcı alıcıyı iğfal etmiş ise bir (1) yıllık zamanaşımından yararlanamayacağı açıklanmıştır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun 25/4. maddesinde de, BK'nun 207.maddesindeki zamanaşımı süresinin tacirler arasındaki ticari satışlarda altı (6) ay olduğu hükmüne yer verilmiştir.
BK'nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmeden önce, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı hakkında BK'nun yukarıda açıklanan 363.maddesi ve dolayısıyla BK'nun 207.maddesi ile eTTK.nun 25/4. maddesi hükümleri; eser sözleşmelerinden dolayı açılacak diğer davaların zamanaşımı süresi hakkında da, BK'nun 125.maddesi hükmü uygulanmakta idi.
1.1.1957 tarihinde yürürlüğe giren 29.6.1956 günlü ve 6763 sayılı "Türk Ticaret Kanununun Mer'iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun'un 41.maddesi ile BK'nun 126.maddesine eklenen 4.fıkrada ise; "...müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere, istisna aktinden doğan bütün davalar" beş (5) yıllık zamanaşımı süresine bağlanmıştır. Bu fıkrada (istisna akdinden doğan bütün davalar) denildiği için, artık eBK'nun 363.maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış yahut ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar bu fıkra hükmünden hariç tutulmakla, bu gibi, davaların BK'nun 125.maddesindeki on (10) yıllık zamanaşımına tabi tutulması istenmiştir. Böylece eser sözleşmelerinden dolayı açılacak davalar, yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru bulunması halinde on (10) yıl, diğer hallerde beş (5) yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. BK'nun 126/4. maddesi, ayıplı işlerden dolayı açılacak davaları da kapsamına aldığından, 1.1.1957 tarihinden itibaren BK'nun 363 ve dolayısıyla BK'nun 207 ve eTTK'nun 25/4.maddelerinin uygulanması mümkün değildir. Kanun metninin, yorumu gerektirmeyecek bir şekilde açık olması halinde, yasama çalışmalarında geçen sözlere bakılarak, kanun metnine aykırı düşecek bir yoruma başvurulamaz. BK'nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmesi TBMM. Adliye Encümeni'nde kabul edilmiştir. Adliye Encümeni raporunda; şirket, vekalet, komisyon, acentalık, tellallık ve eser sözleşmelerinden doğan davaların on yıllık uzun bir zamanaşımına tabi olmasının doğru olmadığı belirtilerek, bu gibi davaların beş yıllık zamanaşımına tabi tutulmasının doğru olacağı benimsenmiştir. TBMM. Genel Kurulu'nda da, bu madde, üzerinde müzakere açılmadan kabul edilmiştir. Adliye Encümeni raporundaki sözlere bakılarak, eser sözleşmelerindeki on yıllık zamanaşımı süresinin beş yıla indirildiği, BK'nun 363.maddesindeki bir ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanmasına devam edilmesi gerektiği yolundaki bir görüş, BK'nun 126/4. maddesindeki "istisna aktinden doğan bütün davalar" şeklindeki açık kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, bu fıkradan hariç tutulan kasıt veya ağır kusurla ayıplı eser meydana getirilmesi halinde on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını öngören hüküm ile de bağdaşmaz.
Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu'nun 03.04.1963 gün ve E:T-47, K:11; 06.01.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6; 31.10.1984 gün ve E:1982/15-1053, K:1984/891; 22.03.1995 gün ve E:1995/15-31, K:1995/196 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir (Öğretideki tartışmalar ve aksi yöndeki görüşler için bakınız. Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 1.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:139 vd.;Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:222 vd.;Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:536 vd.;Cevdet Yavuz:Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 4.Bası, Beta, İstanbul 1996, Sahife:481 vd.).
Eldeki davada hukuki ilişki eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan, uygulanması gereken zamanaşımı süresi de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/b.4 maddesine göre, beş (5) yıldır. Olayda teslim ile ayıbın tespit edilip alacağın muaccel olduğu 24.08.2006 gününden 20.11.2009 ıslah tarihine kadar beş (5) yıllık zamanaşımı süresi geçmediğinden, yerel mahkemenin zamanaşımı süresine ilişkin direnme kararı yerindedir.
Ne varki, yerel mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre Özel Daire tarafından incelenmediğinden, bu yöne ilişkin inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daire'ye gönderilmelidir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin yerel mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.12.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/2031 E., 2021/3467 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13.HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bir geçiş hükmü mahiyetinde olan, Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında ki Kanunun 25'nci maddesi ile ise, “…Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanununun 623'üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir….” hükmü getiri
11. Hukuk Dairesi 2020/2031 E. , 2021/3467 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13.HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.02.2018 tarih ve 2015/810 E- 2018/115 K. sayılı kararın davalılar ... ile ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine , istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.12.2019 tarih ve 2018/1475 E- 2019/1830 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin dava dışı EDT End. Tük. Mad. Paz. ve San. Tic. Ltd. Şti.'nden olan ticari alacağına karşılık 31.05.2012 keşide tarihli 139.000,00 TL bedelli, 16.08.2012 keşide tarihli 17.500,00 TL bedelli, 30/08/2012 keşide tarihli 17.500,00 TL bedelli çekleri aldığını, çekler ödenmediği için dava dışı şirket aleyhinde icra takibi başlattıklarını, ancak alacağın tahsil edilemediğini, çeklerde imzası bulunan davalıların TTK 678 md. uyarınca temsile yetkisi olmadığı halde çeki imzalamış olması nedeniyle çek bedellerinden şahsen sorumlu olduklarını, davalılar aleyhinde başlatılan takibe haksız itiraz edildiğini ileri sürerek dava konusu çeklerin hangi davalılar tarafından imza edildiğinin tespiti ile şimdilik 10.000.-TL’nin çeklerin keşide tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiş, davacı vekili 27/04/2017 tarihli dilekçesiyle davalı ... yönünden 139.000,00 TL, davalı ... Cep’yönünden dava değerini 174.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı ... vekili, davalının şirketteki yetkisinin sona erdikten sonra şirketle ilişiğini kestiğini, çeklerdeki yazı ve imzaların davalıya ait olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiş, daha sonra davalının o dönem temsil ettiği firmayı temsilen imza attığını savunarak davaya cevaplarını ıslah etmiştir.
Diğer davalılar vekili, belirli alacak için kısmi dava açılamayacağını, davacının hangi dosya ve çeklerle ilgili talepte bulunduğunun açık olmadığını, davaya konu çeklerin çek vasfına halel gelmediğini ve keşideci ile cirantaya karşı hakların devam ettiğini, eksik harcın tamamlanması gerektiğini, davacının dava dışı şirketle olan ticari ilişkisinde benzer şekildeki çeklerin daha önce de verildiğini ve ödendiğini, davacının bu ödemeleri kabul ettiğini, alacağın bir kısmının tahsil edildiğini, davacının kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davaya konu çeklerde dava dışı şirket kaşesi üzerinde yer alan imzaların davalı ... ve ...’ya ait olmadığı, davalılar ... ve ...'in dava dışı EDT şirketinin 24.10.2008 tarihli ana sözleşmesine göre 3 yıl süreyle şirkette temsil ve ilzama yetkili oldukları, yetkilerinin 24.10.2011 tarihinde sona erdiği, buna rağmen davalıların lehtarı dava dışı EDT şirketi olan 31.05.2012 keşide tarihli 139.000.-TL bedelli çeki şirket yetkilisiymiş gibi şirket kaşesi üzerine imza atarak davacı şirkete ciro etmelerinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, dava konusu diğer iki çekte şirket kaşesi üzerindeki imzanın davalı ...'in eli mahsulü olduğu, çeklerin keşide tarihi itibarı ile şirket yetkilisi olmadığı halde imzalaması nedeniyle davalı ...’in çeklerin hamili olan davacıya karşı sorumlu olduğu gerekçesiyle davalılar ... ve ... hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş, 18/07/2018 tarihli ek karar ile kesin süre içinde istinaf nisbi karar harcının ve posta giderinin depo edilmemiş olması nedeniyle davalı ... vekilince yapılan istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar ... ile ... vekili istinaf etmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, mahkemece yapılan ihtarın usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle ek kararın kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede, ilgili takiplerin derdest olup takiplerde tahsilat yapılamadığı, aciz vesikası düzenlenmediği, dava dışı şirketin 31.10.2008 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilerek kurulduğu, esas sözleşmesine göre kurucu ortakların ..., ... ve ... olduğu, her üç kurucu ortağın da şirket müdürü olarak 3 yıllığına atandığı ve şirketin müdürlerden ikisinin atacağı müşterek imza ile temsil ve ilzam olunacağının düzenlendiği, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden gelen evraklardan şirketin temsiline ilişkin başkaca bir kararın bulunmadığı, buna göre dava dışı şirketi müdür olarak esas sözleşmede belirtilen kurucu ortakları temsil ettiği ve çeklerde dava dışı şirket adına atılı bulunan ciro imzalarının geçerli olduğu, 139.000.- TL bedelli çek dışındaki çeklerde şirket adına tek imza ile ciro bulunduğu, şirket müdürleri tarafından ciro imzasına ve temsile ilişkin bir itiraz ileri sürülmediğinden eksik temsil kabul edildiği, davalıların borca kefil veya aval veren oldukları da iddia ve ispat edilmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalılar ... ve ... hakkında 10.000,00 TL değer üzerinden açılmış alacak davasının reddine, davalılar ... ile ... hakkında 174.000,00 TL değer üzerinden açılmış alacak davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 08.04.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, görev süreleri sona eren Ltd. Şti. müdürleri tarafından ilgili şirket adına ciro edilen üç adet çek kapsamındaki alacağın yetkisiz ciro eden davalılardan tahsili talebine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçe ile davalılardan ... ve ... hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın ise kabulüne karar verilmiş, ek karar ile de kesin süre içinde istinaf harcı yatırılmadığından davalı ... vekilince yapılan istinafın reddine karar verilmiştir. Kararın davalılardan ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ise yazılı gerekçe ile ek kararın kaldırılmasına, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, tüm davalılar aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Somut olayda, davalılardan ..., ... ve ... kurucu ortağı oldukları ve davacının alacaklı olduğu dava dışı EDT …. Ltd. Şirketi 31.10. 2008 yılında kurulmuş ve kurucu ortakların tamamı üç yıllığına en az iki imza ile müştereken temsile yetkili olmak üzere şirket ana sözleşmesi ile müdür olarak atanmışlar, diğer davalı ... ise sonradan şirket ortağı olmuştur. Şirket müdürlerinin görev süresinin dolduğu 31.10. 2011 tarihinden sonra, şirketin borcuna karşılık şirketin lehtarı olduğu 31.05.2012 keşide tarihli ve 139.000,00TL bedelli çeki davalılardan ... ve ... birlikte şirket adına ciro edip davacıya vermişlerdir. Yine dava konusu olan ve dava dışı borçlu şirketin yetkili hamili olduğu her biri 17.500,00TL bedelli biri 16.08.2012 keşide tarihli diğeri ise 30.08.2012 keşide tarihli olan çekleri ise davalılardan ... dava dışı şirket adına ciro edip yine şirketin borcuna karşılık davacıya vermiştir. Davacı ise çeklerin karşılıksız çıkması üzerine çek bedellerinin tahsili için keşideci, lehtar ve cirantalar aleyhine takip başlatmış, ancak başlatılan takip sonuçsuz kalmıştır. Görüldüğü üzere, şirket müdürü olarak ana sözleşme ile atanan davalıların üç yıllık görev süreleri dolduktan sonra, dava konusu çeklerden birini borçlu şirket adına iki imza ile e TTK’nın yürürlükte olduğu dönemde, diğer iki çek ise şirket adına atılan tek imza ile TTK’nın yürürlüğe girmesinden sonra borçlu şirket adına ciro edilmek suretiyle alacaklı davacıya verilmiştir.
Bu durumda, üç yıllık görev süresi sona erdikten sonra yenileri seçilene kadar davalıların müdür olarak şirketi temsile yetkili olup olmadıklarının hem eTK’ya hem de TTK’ya göre ortaya konulması gerekmektedir.
Bu kapsamda belirtilmesi gereken ilk hüküm TTK m. 818/1-c (eTK m. 730/1-3) hükmü gereği çeklere de uygulanan “yetkisiz imza” kenar başlıklı TTK m. 678 (eTK m. 590) hükmüdür. Bu hükme göre, “temsile yetkili olmadığı halde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; …”. Limited şirketlerde yönetim ve temsile ilişkin olan ve müdürleri düzenleyen eTK m. 540/1 hükmüne göre, “aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar”. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise, “ şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili şirket ortaklarından bir veya birkaçına bırakılabilir”. ETK’nın bu hükmü ile limited şirket yönünden özden organ ilkesi benimsenerek, bir sermaye şirketi olan limited şirket şahıs şirketine yaklaştırılmıştır. Bu nedenle eTK döneminde görev süresi sona eren müdürlerin bu hüküm uyarınca yenileri seçilene kadar ortaklar birlikte hareket etmek kaydı ile şirketi temsil yetkilerinin devam edeceği kabul edilebilir. Zira bu ilke tüm ortakların şirketi birlikte yönetmesi, dolayısıyla şirketin yönetiminin ve temsilinin ortaklar için hem hak hem de yükümlülük niteliği taşıması anlamına gelmektedir (bkz. madde gerekçesi). Limited şirket müdürlerini düzenleyen yürürlükte ki TTK m. 623/1 hükmüne göre ise, “şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir…”. Anlaşıldığı üzere, TTK, eTK’nın kabul ettiği özden yönetim sisteminden ayrılarak bu madde ile seçilmiş yönetim organı sistemini benimsemiştir (bkz. PORAY/TEKİNALP/ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku, C. II, 13. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017, s. 497 vd.). Bir geçiş hükmü mahiyetinde olan, Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında ki Kanunun 25'nci maddesi ile ise, “…Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanununun 623'üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir….” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce özden organ ile temsil ve idare edilen limited şirketler üç ay içinde seçilmiş yönetim organı sistemine geçmek durumundadırlar. O nedenle dava dışı borçlu şirket müdürlerinin üç yıllık görev süreleri dolduktan sonra ana sözleşme gereği yeni müdürler seçilmediğinden, ortaya çıkan özden organ durumu TTK’nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren üç ay daha devam etmek durumundadır.
Limited şirkete ilişkin temsil yetkisinin kapsamı ve sınırlandırılması yönünden anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı TTK m. 629 (eTK m. 542) hükmü ile düzenlenmiş olduğundan bu hususta anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulama alanı bulmaktadır. Anonim şirketlere ilişkin TTK m. 370, f. 1 hükmüne göre, şirket sözleşmesi ile aksi kararlaştırılmaz veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmaz ise, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. ETK m. 319, f. 2 hükmü ile ise, ana sözleşme ile temsil yetkisinin ve idari işlerinin verilmesi ve kullanılmasının düzenlenebileceği ön görülmüştür.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, davalıların ortağı oldukları borçlu şirket eTK döneminde kurulmuş ve kurucu üç ortak üç yıl süre ile sınırlı ve müşterek iki imza ile şirketi temsil etmek üzere ana sözleşme ile müdür olarak atanmışlar ve bu üç yıllık süre eTK döneminde sona ermesine rağmen yeniden müdür seçimi yapılmamıştır. Bu durumda eTK’nın kabul etmiş olduğu özden organ sistemi gereği, üç yıllık sürenin dolmasından sonra şirketin tüm ortaklarca temsil ve idare edilmesi gerekmektedir. Kuruluştan sonra ortak sayısı dörde çıktığından şirketi davalıların birlikte ancak ana sözleşmesi ile benimsenen çift imza ile temsil ve idare etmeleri söz konusu olmaktadır. Hal böyle olunca eTK’nın yürürlükte olduğu dönemde ortaklardan ikisinin imzası ile dava dışı borçlu şirket adına dava konusu 139.000,00TL miktarlı çeke yapılan cironun şirketi bağladığı düşünülmelidir. Dava konusu çeklerden ikisi ise TTK yürürlüğe girdikten ve Yürürlük Kanununun 25'nci maddesi ile tanınan üç aylık uyarlama süresi dolmadan, dolayısıyla özden organ sisteminin devam ettiği dönemde keşide edilmelerine rağmen, çift imza ile değil tek imza ile dava dışı borçlu şirket adına ciro edilerek devredilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, yürürlükteki TTK limited şirketler yönünden özden organ sistemini benimsememekle birlikte, diğer bir ifade ile yeni Kanun seçilmiş yönetim organı sistemini benimsemesine rağmen, geçiş hükmü ile tanınan üç aylık süre nedeniyle özden organ durumu TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay daha devam etmiş olmaktadır. Dava konusu çeklerden her biri 17.500,00TL tutarında olan iki çek özden organın söz konusu olduğu üç aylık süre içinde şirketi temsilen ciro edilmelerine rağmen, temsil için aranan çift imza ile yapılmadığından bu cirolar şirketi bağlamamaktadır. Dolayısıyla bu iki çeki tek imza ile şirket adına ciro eden kişi şahsen sorumlu olmak durumundadır. Böyle bir durumun eksik temsil kabul edilmesi, dava dışı borçlu şirketin hakkında başlatılan takibe, çeklerde ki cirolara ve temsile itiraz edilmediği gerekçesi ile ciroların şirketi bağladığı ve şirketin borçtan sorumlu olduğu ve dolayısıyla şirket adına ciro yapanın sorumlu olmadığı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü ve sonuç itibariyle her biri 17.500,00TL olan çekleri şirket adına tek imza ile ciro edip davacıya veren hakkındaki davanında tümden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Zira, yetkisi olmadığı halde dava dışı borçlu şirketi temsilen ciro yapan davalıların şirket adına böyle itiraz ileri sürmelerini beklemek hayatın olağan akışı ile bağdaşmamaktadır. Belirmek gerekirse yetkisiz temsilci olduklarını belirtip şirket adına borca itiraz etmeleri halinde borcu bizzat ödemeleri gerektiğini bilmektedirler.
Bu durumda, çift imza ile şirketi temsilen ciro edilen dava konusu 139.000,00TL miktarlı çekten dava dışı borçlu şirketin sorumlu olduğu, ciro eden şirket ortaklarının temsile yetkili olmaları nedeniyle sorumluluklarının bulunmadığı, TTK m. 678 (e TTK m. 590) uyarınca dava konusu diğer iki çeki tek imza ile ve dolayısıyla yetkisiz olarak şirket adına ciro eden davalının ise her biri 17.500,00TL tutarındaki iki çekten şahsen sorumlu olduğu gözetilerek tek imza ile şirket adına ciro yapan davalı hakkındaki davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın ise reddine karar vermek gerekirken tüm davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, dolayısıyla tek imza ile şirket adına ciro yapan davalı hakkındaki kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
13. Hukuk Dairesi, 2014/36592 E., 2015/29225 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Davalı, sorumluluğu olmadığı gibi, TTK. un 25/3 maddesi ve BK.
13. Hukuk Dairesi 2014/36592 E. , 2015/29225 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/02/2013
NUMARASI : 2013/20-2013/120
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat M.. B.. B.. ile davalı G.. F.. Üretim AŞ vekili avukat O.. C.. Y..'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 15.4.2009 tarihinde davalıdan satın aldığı C.. T.. F1 cinsi karpuz tohumunu tarlasına ekip geriği gibi baktığı halde, yetişmediği gibi 24.7.2009 da yaptırdığı tesbitte karpuz meyve yanığı hastalığı olduğunun tesbit edildiğini, kendisine hastalıkla bulaşık fidelerin satılması nedeniyle 149.082,37 TL zararının faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, sorumluluğu olmadığı gibi, TTK. un 25/3 maddesi ve BK. nun 198.maddesi hükmüne göre süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığından davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, TTK. nun 25/3 maddesi uyarınca 8 günlük sürede ve BK. nun 198. maddesi uyarınca derhal ayıp ihbarında bulunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı G.. Fidenin ürettiği ve sattığı karpuz fidelerinin hastalıkla bulaşık olması nedeniyle zararının tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, her iki taraf için de ticari sayılan bir sebebe dayandığından davanın ticari dava mahiyetinde olduğu belirtildikten sonra, TTK.nun 25/3. maddesindeki 8 günlük ihbar süresine ve BK. nun 198.maddesindeki derhal ihbar mükellefiyetine uyulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı dava dilekçelerinde kendisini çiftçi olarak tanımlamıştır. Davacının tacir olduğu konusunda dosyada bir araştırma yada delil bulunmadığından davacının dosya kapsamına göre çiftçi olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacı hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanamaz. 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun kapsam başlıklı 2.maddesinde “ Bu Kanun; tarla bitkileri, bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri ve diğer bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması, tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal yapılanmalar ile ilgili düzenlemeleri kapsar.”şeklinde düzenleme getirilmiştir. Tohum ve türevlerinin üretim ve satışı, gerekli izinlerin alınmasının bu kanun kapsamında düzenlendiği de gözetildiğinde, kanunun bu süreçte yer alanlar için uygulanması gerekir. Yine, 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun 11.maddesinde” Fiillerinin ayrıca suç sayılma hâli saklı kalmak üzere, zarara neden olan kusurlu tohumluğu üreten, satan, dağıtan, ithal eden veya başka şekilde piyasaya süren gerçek veya tüzel kişiler, meydana gelen zararı müteselsilen tazmin etmekle yükümlüdür. Bunlar zararı, kusurları oranında birbirlerine rücu edebilirler.
Dava, zarara uğrayanın zarara uğradığının tespit edilmesinden itibaren altı ay içinde, her hâlde zararın meydana gelmesinden itibaren iki yıl içinde açılabilir.” hükmünü içermektedir. Dava konusu karpuz fidelerinin gelişmeyip çürümeye başlaması üzerine davacı mahkeme aracılığı ile tesbit yaptırmış, tesbit dosyasında alınan bilirkişi raporlarının tebliği ile dava konusu zararın karpuz fidelerindeki bakteriyel hastalıktan ileri geldiği öğrenilerek eldeki dava açılmıştır. Mahkemece tarafların sorumluluklarının ve süresinde dava açılıp açılmadığı hususlarının 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Davacının, 31.7.2009 tarihinde tesbit yaptırdığı ve zararını öğrendiği, 5553 Sayılı Kanunun 11.maddesinde yazılı 6 aylık süre içinde eldeki davasını açtığı kaldı ki davacının alıcı olarak iğfal edildiğini iddia ederek delil olarak gösterdiği ceza davası dosyasında “2009 yılındaki yurt içinde satılan tohumların ayıplı olduğu yurt dışındaki üretici firma tarafından bildirildiği halde, İstanbul Bayii tarafından sahte uygunluk raporu alınarak satışa sunulduğu iddiası” ile dava açıldığı Adana 15.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/425 esaslı davasında yargılandıkları, davacının adının da mağdur olarak geçtiği hususları gözetildiğinde eldeki davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece taraf delilleri toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 24.30 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Ticaret sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlardan doğan hukuki sorumluluk rejimi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Sadece ilgili Ticaret Odası sorumludur.
B) Sadece kusuru bulunan sicil memuru şahsen sorumludur.
C) Devlet ve ilgili Oda müteselsilen sorumludur.
D) Öncelikle sicil memuruna dava açılır, tahsil edilemezse Devlete gidilir.
E) Sorumluluk sadece Devletindir, Odanın sorumluluğu yoktur.