Türk Ticaret Kanunu 269. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 269- (1) Tasfiye hâline giren şirket, ortaklarla ilişkilerinde de, 293 üncü madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, ehliyeti tasfiye sonuna kadar bu amaçla sınırlı olarak tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını buna “tasfiye hâlinde” ibaresini ekleyerek kullanmakta devam eder.
III - İflas
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
8 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2023/1275 E., 2024/6264 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
5.Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269 uncu maddesine göre;
10. Hukuk Dairesi 2023/1275 E. , 2024/6264 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1129 E., 2021/177 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/86 E., 2018/437 K.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede: önceki geri çevirme ilamı gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmakla;
1.Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
2.Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
3.Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-... ...-Ejder ..., Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231).
4.Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288).
5.Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269 uncu maddesine göre; “ (1) Tasfiye hâline giren şirket, ortaklarla ilişkilerinde de, 293 üncü madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, ehliyeti tasfiye sonuna kadar bu amaçla sınırlı olarak tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını buna “tasfiye hâlinde” ibaresini ekleyerek kullanmakta devam eder.” yine aynı Kanunun “Tasfiyenin sonu” başlıklı 303 üncü maddesinde; “ (1) Tasfiyenin sona ermesi üzerine, şirketin ticaret unvanının sicilden silinmesi ve bunun tescil ve ilanı için durum, tasfiye memurları tarafından ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir.” denilmektedir.
6.Bir ticaret şirketinin, taraf bulunduğu bir dava devam ederken şirket tasfiye haline girerse, şirketin taraf ehliyeti son bulmaz. Zira, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere devam eder. Şirket, davada taraf olarak kalmayı sürdürür; yalnız, şirket davada tasfiye memurları tarafından temsil edilir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, İstanbul 2001, s. 935, aynı yönde görüş için bkz. İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, s. 209 ). Ancak ortaklık, ticaret sicilinden kaydı silininceye kadar tüzel kişiliğini korur. Bu nedenle, gerek infisah gerekse fesih kararı, ortaklığın sonunu değil, tasfiye işlemlerinin başlangıcını ifade eder ( ... Pulaşlı, Şirketler Hukuku ... Esaslar, 10. Baskı, 2011, s. 511; ... Doğanay, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. II, 4. Baskı, 2004, s. 1309)
7.Mahkemece Ticaret Sicil Müdürlüğünden ... Yapı Tic. Ltd. Şti.'nin tasfiye ve terkin edilip edilmediği sorulmak suretiyle, ilişkin tüm kayıt ve belgelerin ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğünden celbinin sağlanması, ticaret sicil gazetesi ilanlarının sorulup dosyaya celp edilmesinden sonra şirketin tasfiyeye girdiğinin anlaşılması halinde gerekçeli kararın yetkili tasfiye memuruna tebliğ edilmesi ile ilgili temyiz prosedürü işletildikten sonra dosyanın Daireye gönderilmesi gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın hükmü veren Bölge Adliye Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE,
04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Hukuk Dairesi, 2022/1032 E., 2022/3738 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269. maddesine göre;
10. Hukuk Dairesi 2022/1032 E. , 2022/3738 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, hükümde belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, ... 1995, s. 231).
Bu nedenle davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da hükmi şahıs olmak gerekir. Zira taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, ... 2000, s. 288).
Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269. maddesine göre; “ (1) Tasfiye hâline giren şirket, ortaklarla ilişkilerinde de, 293'üncü madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, ehliyeti tasfiye sonuna kadar bu amaçla sınırlı olarak tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını buna “tasfiye hâlinde” ibaresini ekleyerek kullanmakta devam eder.” yine aynı Kanunun “Tasfiyenin sonu” başlıklı 303. maddesinde; “ (1) Tasfiyenin sona ermesi üzerine, şirketin ticaret unvanının sicilden silinmesi ve bunun tescil ve ilanı için durum, tasfiye memurları tarafından ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir.” denilmektedir.
Bir ticaret şirketinin taraf bulunduğu bir dava devam ederken şirket tasfiye haline girerse, şirketin taraf ehliyeti son bulmaz. Zira, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere devam eder. Şirket davada taraf olarak kalmayı sürdürür; yalnız, şirket davada tasfiye memurları tarafından temsil edilir. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, ... 2001, s. 935, aynı yönde görüş için bkz. İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, ... 1975, s. 209). Ancak ortaklık, ticaret sicilinden kaydı silininceye kadar tüzel kişiliğini korur. Bu nedenle, gerek infisah gerekse fesih kararı, ortaklığın sonunu değil, tasfiye işlemlerinin başlangıcını ifade eder. (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Temel Esaslar, 10. Baskı, 2011, s. 511; İsmail Doğanay, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. II, 4. Baskı, 2004, s. 1309)
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.06.2009 gün ve 2009/11-173 E.-2009/247 K sayılı ve 14.3.2012 tarih ve E. 2011/12-850, K. 2012/147 sayılı ilamlarında da; iflas eden şirketin ticaret sicilinden kaydı silinmekle dava ve taraf ehliyetinin sona ereceği kabul edilmiştir.
Somut olay değerlendirildiğinde; davalı ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin ticaret sicil kaydının, Dairemiz geri çevirme kararı sonrası 23.01.2014 tarihinde re’sen silindiği tespit edilmiştir. İlgili Mahkemece, geri çevirme kararı sonrası, kuruma iş bu şirketin ihyasının sağlanması ve tasfiye memurunun atanmasına dair ihtaratta bulunduğu; Kurumun ise mahkemeye sunmuş olduğu dilekçe ile; şirket yönünden davayı takip etmedikleri; diğer davalı ... yönünden davaya devam ettiklerini belirttiği görülmüştür. Bu kapsamda; yukarıdaki açıklamalara istinaden davalı şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından silindiği tespit edilmiş olup, taraf ehliyeti bulunmayan şirket aleyhine karar verildiğinden davalı şirketin ihya edilmesi için yasal prosedür işletilmek suretiyle, şirketin ihyasına dair karar alındıktan sonra, usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanması ve sonrasında karar verilmesi gerekirken, öte yandan davacı tarafından davalı şirket yönünden dava takip edilmiyorsa bu husus değerlendirilerek karar tesis edilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve infazı mümkün olmayacak şekilde yazılı karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.03.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2022/11491 E., 2022/15420 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269. maddesine göre;
10. Hukuk Dairesi 2022/11491 E. , 2022/15420 K.
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava dosyası her ne kadar temyiz incelemesi için Dairemize gönderilmiş ise de;
1- Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (..., Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, ... 1995, s. 231).
Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( ..., Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, ... 2000, s.288).
Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna ilişkin; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun “Tüzel kişiliğinin devamı” başlıklı 269. maddesine göre; “ (1) Tasfiye hâline giren şirket, ortaklarla ilişkilerinde de, 293'üncü madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, ehliyeti tasfiye sonuna kadar bu amaçla sınırlı olarak tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını buna “tasfiye hâlinde” ibaresini ekleyerek kullanmakta devam eder.” yine aynı Kanunun “Tasfiyenin sonu” başlıklı 303. maddesinde; “ (1) Tasfiyenin sona ermesi üzerine, şirketin ticaret unvanının sicilden silinmesi ve bunun tescil ve ilanı için durum, tasfiye memurları tarafından ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir.” denilmektedir.
Bir ticaret şirketinin, taraf bulunduğu bir dava devam ederken şirket tasfiye haline girerse, şirketin taraf ehliyeti son bulmaz. Zira, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere devam eder. Şirket, davada taraf olarak kalmayı sürdürür; yalnız, şirket davada tasfiye memurları tarafından temsil edilir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, ... 2001, s. 935, aynı yönde görüş için bkz. ..., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, ... 1975, s. 209 ). Ancak ortaklık, ticaret sicilinden kaydı silininceye kadar tüzel kişiliğini korur. Bu nedenle, gerek infisah gerekse fesih kararı, ortaklığın sonunu değil, tasfiye işlemlerinin başlangıcını ifade eder ( ... Hukuku Temel Esaslar, 10. Baskı, 2011, s. 511; ..., Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. II, 4. Baskı, 2004, s. 1309)
Mahkemece ilgili ... Müdürlüğü’nden, davalılardan ... Şti. ’nin tasfiye ve terkin edilip edilmediği sorulmak suretiyle, ilişkin tüm kayıt ve belgelerin ilgili ... Müdürlüğünden celbinin sağlanması, ... gazetesi ilanlarının sorulup dosyaya celp edilmesinden sonra şirketin tasfiyeye girdiğinin anlaşılması halinde gerekçeli karar ve davalı Kurum vekilinin gerekçeli temyiz dilekçesinin yetkili tasfiye memuruna tebliğ edilerek, temyiz süresi geçtikten ve gerektiğinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi gereğince, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesindeki prosedür işletildikten sonra gönderilmek üzere, dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, temyiz itirazlarının bu noksanlıklar giderilip dosya geldikten sonra incelenmesine, 05/12/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2018/2372 E., 2020/617 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140.
11. Hukuk Dairesi 2018/2372 E. , 2020/617 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/12/2015 tarih ve 2011/391-2015/888 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı TMSF vekili tarafından istenmiş ise de mümeyyiz davacı vekilinin 15/01/2020 tarihli havale dilekçesi ile duruşmadan vazgeçme dilekçesi de dikkate alınarak, dosyanın incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin yönetim ve denetimine el konulmasından sonra yapılan denetimde fiilen ödenmediği halde fiktif olarak ödenmiş görünen 292.500.- TL apel alacaklarına bağlı olarak kasa açığı tespit edildiğini, şirketin hakim ortaklarının... ailesine mensup davalılar olduğunu, bu ortakların apel borcundan sorumlu tutulması gerektiğini, resmi ortakların da apel ödemelerinden sorumluluklarının bulunduğunu, yönetim ve denetim kurulu üyeleri davalıların görevlerini ihmal ettiklerini, şirketin muhasebe, finans ve diğer ilgili departmanlarında görev yapan şirket çalışanı davalıların şirket ortakları ile birlikte hareket ettiklerini, belgesiz harcama formlarının düzenlenerek kanunen kabul edilmeyen giderlerde muhasebeleştirilen, böylece usulsüz
giderleştirilen 1.367.500.- TL'nin şirket zararı teşkil ettiğini ileri sürerek şimdilik 91.000.- TL apel alacağının sorumlu oldukları miktarlarla davalılardan tahsilini, 1.367.500.- TL kanunen kabul edilmeyen giderden oluşan şirket zararının müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 1.660.000.- TL'ye çıkarmıştır.
Bir kısım davalı vekilleri ile davalılar davanın reddini istemiş, bir kısım davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TMSF tarafından şirkete el konulduğu anda derhal bir kasa sayım tutanağı düzenlenmediği, mevcut kasa açığının sebebinin dayandırıldığı sermaye ödeme borçlarının yerine getirilmediği ve kasa sayımında da bunlara rastlanmadığı yolundaki davacı iddiasının ve iddia olunan açığın ne zaman, ne şekilde ve hangi tutarda olduğuna dair verilerin sunulmadığı, tek başına teftiş kurulu ve denetim kurulu raporları ile kasa açığının varlığına kanaat edilemeyeceği, teslim anında kasada ne kadar para bulunduğunun bilinmemesi sebebiyle, zarar olarak dayanılan kasa açığı ve bunun sebebi olarak dayanılan sermaye borcunun yerine getirilmemesi iddialarına itibar edilmesi ve buna bağlı sorumluluğa gidilmesine imkan bulunmadığı, belgesiz harcamalara ilişkin, iddiaların temelinin de TMSF'nin el koyma anındaki kasa miktarlarından ve mevcut açık iddialarından kaynaklandığı için aynı gerekçe ile el konulduğu anda mevcut kasa tutarının ne olduğu usulünce TMSF tarafından tespit edilmediği gibi salt harcama belgelerine ulaşılamamış olmasının bu belgelerin de teslimine dair tutanak mevcut olmadığından, açık ve bu açığın dayandığı belgesiz harcamalar iddialarının hukuken kabul edilemeyeceği, iddia olunan kasa açığının bizzat el koyma tarihinde mevcut olup olmadığı ve varsa miktarı belli olmadığından, ödenmeyen apel borcu ve belgesiz harcamalara ilişkin zarar taleplerinin mevcut şirket kayıtlarına dayanılarak davalılar ile illiyet kurulamayacağı, bir kısım davalılar hakkındaki davanın takip edilmediği gerekçesiyle davalılardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'e yönelik davanın HMK'nın 150. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, ölü kişiye karşı dava açılamayacağından davalı Mehmut... hakkındaki reddine, diğer davalılara yönelik davanın sabit olmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı vekili, davalılardan ..., ..., ..., ... hakkında verilen red kararını da temyiz etmiş ise de sonradan verdiği 05.10.2018 ve 08.01.2019 tarihli dilekçelerinde bu davalılar yönünden temyizden feragat ettiğini bildirmiş ve vekaletnamesinde de temyizden feragat yetkisinin olduğu anlaşılmış olmakla, anılan davalılar yönünden temyizden feragat nedeni ile davacı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, diğer davalılar yönünden davacı TMSF vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin davalılardan ..., ..., ..., ... yönünden temyiz isteminin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı TMSF vekilinin diğer davalılara yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davacı TMSF harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 21/01/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, apel ödemelerinin yapıldığının ispatı yükünün davalılarda olduğu gözönüne alınarak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir (11. HD. 12.04.2012- E.831/K 5961, 21.11.2013- E. 2012/4050/K. 2013/21038).
Belgesiz harcama formu düzenleyerek gider gösterilmesi eylemini, kasa açığı ile izah etme olanağı yoktur. Bu harcama formları değerlendirilerek, harcamanın şirket için yapılmasının gerekli olup olmadığı, yapılıp yapılmadığı belirlenip sonucuna göre karar verilmesi zorunludur.
Bu nedenlerle eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile verilen kararın, onanması görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2018/1736 E., 2018/4813 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140.
11. Hukuk Dairesi 2018/1736 E. , 2018/4813 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/05/2015 tarih ve 2014/293-2015/322 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı TMSF vekili ile davalılar ... ..., ... vekilleri ile davalı ...tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 19.12.2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı TMSF vekili Av. ... ile davalılardan ... ... vekili Av. ...... ve davalılardan asil ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili,...ve Yayıncılık Tic. A.Ş.'nin fon tarafından yönetim ve denetime el konulan 74 adet medya grubu şirketinden bir tanesi olduğunu, grup şirketlerinin muhasebe kayıtlarının incelenmesinde kasada olması gereken nakit ve çek tutarları ile mevcutlar arasında farklar bulunduğunun tespit edildiğini, Denetim Kurulu Raporu uyarınca şirket kasasında mevcut açığın fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte fiktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığı, bu tespit yapılırken aynı zamanda şirketin ortağı olarak resmi kayıtlarda gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup tarafından yürütüldüğünü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise (figüran ortaklar) göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıklarının anlaşıldığını ileri sürerek, 29/03/2000, 30/04/2001, 19/04/2002
ve 24/01/2003 tarihlerinden beri ödenmeyen toplam 500.000,00 TL apel ödemesinin şimdilik 126.000,00 TL’nin şirket ortakları, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, şirket çalışanları ve hakim ortaklardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, davacı vekili ıslah dilekçesiyle talep sonucunu 500.000,00 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı asiller ve vekilleri, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, fon tarafından el konulan...ve Yayıncılık Tic. A.Ş.'nin ortaklarının ödenmediği halde apel ödemelerini ödenmiş gibi gösterdikleri, kasa açığı sermaye alacağının tahsil edilmiş gibi görünmesi sebebiyle oluştuğundan şirket açısından zararın meydana geldiği, zarara sebebiyet veren yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de TTK.'nın 336/b-1 maddesi gereğince zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu bulundukları, şirket ortakları yönetim ve denetim kurulu üyesi davalıların kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispat edemedikleri, davalı ortaklar, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu oldukları, dava konusu alacağın fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu ve henüz sürenin dolmadığı, davacı şirkette yönetim kurulu üyesi ve/veya pay sahibi ya da şirkette dava konusu apel ödemelerini tahsil konusunda yetkilendirilmiş/görevlendirilmiş olmayan diğer davalıların sorumluluğunun bulunmadığı, davalı ...'ın dava açılmadan önce vefat ettiği anlaşılmakla ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı, davalılar ..., ..., ...... ve... yönünden ise davacı vekilinin davayı takip etmediği gerekçesiyle, davalılar ..., ..., ...... ve... aleyhine açılan davanın HUMK'nun 409 (HMK.150) maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, davalı ...'ın dava açılmadan önce öldüğü anlaşılmakla adı geçen aleyhine açılan davanın reddine, davalılar ..., ..., ..., ..., ... ... aleyhine açılan davanın ıslah edilmiş haliyle tam kabulü, davalılar ...ve ...aleyhine açılan davanın ıslah edilmiş haliyle kısmen kabulü ile 500.000,00 TL'nin (davalı ...'nın 275.000,00 TL ile davalı Hasan Kalafat'ın 200.000,00 TL ile sınırlı olması kaydıyla) anılan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, diğer davalılar aleyhlerine açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı TMSF vekili ile davalılar ... ..., ... ..., ..., ... vekilleri ile davalı ...temyiz etmiştir.
1- Davalı ... vekili, mahkeme kararının kendisine tebliği üzerine süresinde temyiz isteminde bulunmayıp, sonradan temyize cevap dilekçesinde kararın bozulmasını istemişse de; katılma yoluyla temyizin incelenebilmesi için, karşı tarafın usulüne uygun, süresinde ve temyizi kabil bir karara yönelik temyiz isteminin varlığı gerekir. Somut olayda davalı ... vekilinin katılma yoluyla temyiz istemi süresinde olmadığı gibi, harç da yatırılmadığından usulüne uygun bir temyizin varlığından söz edilemeyeceği anlaşılmakla davalı ... vekilinin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekili davalılardan ...hakkında verilen ret kararını da temyiz etmişse de; sonradan verdiği dilekçesinde temyizden feragat ettiğini bildirmiş ve vekaletnamesinde de temyizden feragat yetkisinin olduğu anlaşılmış olmakla, anılan davalı yönünden temyizden feragat nedeniyle temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
3-Davalı ..., temyiz dilekçesiyle birlikte adli yardım talebinde bulunmuş olup, talep dilekçesi içeriği ve ekli belgeler ve yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardım talebinin kabulüne ve temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
4- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin diğer davalılara ilişkin tüm, davalılar ... ..., ... ..., ... vekilleri ile davalı ...’nın aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
5-Dava, 6762 sayılı Yasa’nın 341. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticiler, denetçiler, ortak olan davalılar ve hakim ortaklar ve ... Grubunun üst düzey yöneticileri olan diğer davalıların davacı şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı sorumluluk davasıdır. Davacı, şirket kasasındaki mevcut açığın fiili olarak şirket kasasına ödenmemekle birlikte ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığını ileri sürmüştür....ve Yayıncılık Tic. A.Ş.'nin taahhüt edilen toplam sermayesinin 500.000,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Dava dayanağı denetim raporunda; saptanan kasa açığının toplam 402.741,46 TL olduğu, kasa açığını oluşturan tutarlardan 225.000 TL’sinin şirket ortaklarınca 24.01.2003 tarihinde şirket kasasına ödendiği şekilde kayıtlanan apel ödemesinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Davacının dayandığı denetim raporunda kasa açığını oluşturan tutarlardan 225.000TL’sinin apel ödemesinden kaynaklandığı belirtilmesine rağmen davacı davasını 500.000,00TL olarak ıslah etmiş, mahkemece de ıslah edilen tutarın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca ... Grubu şirketlerinden olan...ve Yayıncılık Tic. A.Ş.'ye TMSF tarafından el konulması sırasında eski yöneticiler ile TMSF tarafından atanan yöneticiler arasında fiili kasa sayım tutanağı, devir tutanağı gibi bir belge düzenlenmemiş, kasa açığı bulunduğuna dair belirleme TMSF tarafından yapılan denetleme raporu ile ileri sürülmüştür. Kasa günlük olarak tutulduğundan geriye dönük olarak kasa açığının hangi tarihte oluştuğunun tespiti gerekmekte olup, zarar ile sorumlular arasındaki illiyet bağının da kurulması gerekirken, kasa açığının el koyma anında mevcut olduğu hususu tespit edilememiş ve davalılar ile zarar arasında illiyet bağı kurulamamış olduğundan mevcut kasa açığından davalıların sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
6-Davalı ... ... yönünden mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de; anılan davalının ortak, yönetim kurulu üyesi ve denetçi olmadığı gibi, şirkette de muhasebe ve finansman ile ilgili bir görevi bulunmamaktadır. Davalı ... ... şirket çalışanı olmadığından ve kasa açığına ilişkin şirketi zarara uğratan bir eylem ve işlemi iddia ve ispat edilmediğinden anılan davalının sırf ... Medya grubunda icra kurulu üyesi olması nedeniyle sorumlu tutulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
7-Davalı ... ... şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla zarardan sorumlu tutulmuşsa da; TMSF tarafından el konulan...ve Yayıncılık Tic. A.Ş.’de ... ...’ın şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi sıfatı bulunmadığı, şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesinin ... olduğu ve anılan davalıyla ilgisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalı ... ...’ın şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olmadığı nazara alınarak davanın reddi gerekirken kabulü doğru olmamıştır.
8- Kabule göre de, davacı tarafından 18.12.2012 tarihli dilekçe ile davalıların sorumlu olduğu miktarlara ilişkin yapılan açıklamada, davalı ...’nın denetçi sıfatıyla 200.000TL’den, davalı ... ...’ın icra kurulu üyesi sıfatıyla 375.000,00TL’den sorumlu olduğu belirtilmesine rağmen, mahkemece 6100 sayılı HMK’nın 26/1. maddesindeki taleple bağlılık kuralını ihlal edecek mahiyette davalı ...’nın 275.000TL’den, ... ...’ın da 500.000,00TL’den sorumluluğuna karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz isteminin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Eyyübi Faruk Öner yönünden davacı TMSF vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...’nın kanun yolu harç ve giderleri yönünden adli yardım talebinin kabulüne; (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı TMSF vekilinin tüm, davalılar ... ..., ... ..., ... vekilleri ile davalı ...’nın sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (5),(6), (7) ve (8) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalılar ... ..., ... ..., ... ve ... yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı TMSF'den alınarak davalı ... ...'a verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, TMSF'den harç alınmasına yer olmadığına 26/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır. Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim
kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır. Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, apel ödemelerinin yapıldığının ispatı yükünün davalılarda olduğu gözönüne alınarak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir (11. HD. 12.04.2012- E.831/K 5961, 21.11.2013- E. 2012/4050/K. 2013/21038).
Tüm bu nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Tasfiye sürecine giren bir ticari şirketin ticaret unvanı kullanımı ile ilgili yasal zorunluluk nedir?
A) Unvan kullanımına son verilir.
B) Unvanın başına "Tasfiye Halinde" ibaresi eklenir.
C) Unvanın sonuna "Kapanmıştır" ibaresi eklenir.
D) Unvan sadece tasfiye memurlarınca kullanılabilir.
E) Ticaret sicilinden unvan derhal silinir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.