Türk Ticaret Kanunu 305. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 305- (1) Bu Bölümdeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, kollektif şirkete dair 212 ilâ 216 ncı maddeler komandit şirketler hakkında da uygulanır.
(2) Şirket sözleşmesinde, her komanditer ortağın sermayesinin miktarı, cinsi ve ortak sıfatından kaynaklanan ve bir yönetim hakkı niteliğinde olmaması gereken, komanditer ortaklara verilen yönetim görevleri açıkça belirtilir.
C) Sözleşme
I - Yorum
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2011/15708 E., 2013/199 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacılar vekili her ne kadar TTK nun 309 maddesi gereğince dava açıldığını bildirmiş ise de, TTK'nun 309 maddesinde şirketin TTK nun 305, 306, 307, 308 maddelerinde belirtilen fiiller ile zarar görmesi halinde bundan dolayısıyla zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarına dava açma hakkı tanındığı, şirketin kuruluş aşamasında vesikalar
11. Hukuk Dairesi 2011/15708 E. , 2013/199 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/05/2011 tarih ve 2009/728-2011/207 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, ...'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davalı ile denetçi ... aleyhine ... ATM nin 2009/651 esas sayılı dosyası ile TTK nun 435.maddesi kapsamında yönetim kayyımı atanması için dava açtıklarını, müvekkili ...'in şirketin yönetim kurulu başkanı olup eczacı olması nedeniyle yönetim işleri ile ilgilenemediği, yöneticiliğin eczacılık mesleğine aykırı düşmesi nedeniyle yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, diğer müvekkili ...'in de yönetim işleri ve evraklarına fiilen ulaşamadığı gerekçesi ile yöneticilik görevinden istifa ettiğini, davalı ile denetçiye durum ihbar edilerek genel kurulun murakıp tarafından toplantıya çağırmasının talep edildiğini, ancak denetçinin toplantı çağrısında bulunmadığını, davalının idareyi ele aldığını, davalının yetkisi olmadığı halde tek imza ile bankalara borçlandığını, şirket çeklerini tek imza ile ... isimli kişiye keşide ettiğini, bu kişi tarafından da çeklerin ciro edildiğini ve bu sebeple ... İcra Müdürlüğünün 1999/78 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, itiraz edilmediği için takibin kesinleştiğini, yine davalının ... ... şubesindeki mevcut krediyi tek imza ile çek ile kullanmak suretiyle şirket hakkında banka tarafından ... İcra Müdürlüğünün 2009/18937 esas sayılı dosyası ile takibe başlanmasına ve bu takibin kesinleşmesine sebebiyet verildiğini, TTK nun 309 maddesi uyarınca işbu davayı açtıklarını ileri sürerek, şimdilik 40.000,00 TL tazminatın şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacılar vekili her ne kadar TTK nun 309 maddesi gereğince dava açıldığını bildirmiş ise de, TTK'nun 309 maddesinde şirketin TTK nun 305, 306, 307, 308 maddelerinde belirtilen fiiller ile zarar görmesi halinde bundan dolayısıyla zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarına dava açma hakkı tanındığı, şirketin kuruluş aşamasında vesikaların doğru olmaması, esas sermaye hakkında yanlış beyan, ayın nevinden sermayeye değer biçilmesinde fiile, ilk yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin ihmali halinde TTK'nun 309 maddesinin uygulanabileceği, oysa davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerin şirket kuruluşu aşamasında gerçekleşen ve TTK nun 305, 306, 307, 308 maddesinde açıklanan hallerden hiçbirisine uymadığının anlaşıldığı, davanın TTK nun 341.maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olması nedeniyle davacılar vekiline bu yönde genel kurul kararını sunması için müteaddit defalar süre verilmesine ve bu yönde kesin süre verilerek sonuçları ihtar edilmesine rağmen davacı tarafça bu yönde alınmış bir genel kurul kararının sunulmadığı, böylece dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, TTK’nun 309. maddesi gereğince açılmış olan sorumluluk davasına ilişkindir.
Yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında yaptıkları işlemler ile ilgili olarak sorumlulukları TTK m. 336 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, şirketin kuruluşunda ortaya çıkabilecek olan usulsüzlüklere ilişkin olarak dava hakkına ise TTK’nun 309. maddesinde yer verilmiş ve bu kapsamda pay sahiplerinin de dava hakkının bulunduğu ancak hükmolunacak tazminatın şirkete verileceği hususu düzenlenmiştir. Her ne kadar 309. madde kapsamında yer alan dava ve tazminat hakkı, kuruluştan kaynaklanan hususlarla ilgiliyse de aynı yasanın 340. maddesinde, 336 ve 337. maddelerin hükümleri gereğince yönetim kurulu üyelerine yükletilen sorumluluk hakkında 309. madde hükmünün de tatbik olunacağı belirtilmiş ve bu hali ile şirket hissedarları tarafından yönetim kurulu üyeleri hakkında doğrudan ve dolaylı zararlara ilişkin olarak sorumluluk davası açılmasına cevaz verilmiştir. Nitekim Dairemizin kararlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu durumda mahkemece, davacılar tarafından TTK’nun 309. maddesi kapsamında davalı yönetim kurulu üyesi hakkında sorumluluk davası açılmasının mümkün olduğu göz önüne alınarak, işin esasına girilmek suretiyle, oluşacak kanaate göre sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (2)
11. Hukuk Dairesi, 2011/3335 E., 2011/6450 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
alacaklı duruma geçtiğini, şirket üzerindeki villaların çok ucuza satılmış gibi kayıtlandırıldığını, oysa bu villaların çok daha fazla bedelle satılabileceğini, şirketi zarara soktuğu gibi en azından bu sonucu doğuracak kayıtlar tuttuğunu, TTK m.305'e göre davalının bu fiilinden dolayı şirket paydaşlarına ve alacaklılarına karşı sorumlu olduğunu ve elde edilecek tazminatın şirkete verileceğini, bu
11. Hukuk Dairesi 2011/3335 E. , 2011/6450 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/11/2008 gün ve 2006/518-2008/658 sayılı kararı bozan Daire’nin 25/11/2010 gün ve 2009/1003-2010-12023 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili müvekkili ile davalı yanın KORDON İnş. San.ve Tic.Ltd.Şti.'nin %43 er hisse ile ve münferit imza yetkisine sahip ortağı olduklarını, bu aile şirketinin müvekkili ve davalının müşterek malik olduğu, İzmir Urla İlçesi 737 ada 44 parsel ve 1558 ada 5 parselde kayıtlı yaklaşık 130 dönüm büyüklüğünde bulunan iki arazi üzerine villa tipi bağımsız bölümlerden oluşan inşaat yapımı işini üstlendiğini, diğer müşterek malikler ile birlikte 06.04.1995 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşmenin 3-4. maddelerinde “inşa olunacak villaların 11 adetinin arsa sahibinin diğerlerinin ise müteahhidin olacağını“ belirlediklerini, ancak müvekkilinin 2000 yılında bu şirket ile ilişkisini fiilen bitirdiğini, diğer arazi paydaşlarının bu bağımsız bölümden kendilerine düşen miktardaki villaları aldıklarını, fakat müvekkiline hiçbir villanın verilmediğini, öte yandan şirkete müteahhit sıfatıyla düşen taşınmazların satışlardan elde edilen gelirin şirket kayıtlarına yansımadığını ve rayiçler karşısında düşük kaldığını, arazi parçalarının usulsüz vekaletlerle satıldığını bu arada davalının müvekkilinin imza yetkilerini kaldırmaya çalıştığını, buna karşılık ihtiyadi tedbir kararları ile engel olunması ile davalının şirket mallarını bir başka firmaya muvazaalı olarak satmaya çalıştığını, davalının aslında var olmayan bir zarar çıkarmaya çalışıp, şirketi zarar soktuğunu ve şirkete borç vermiş gibi bir durum meydana getirerek alacaklı duruma geçtiğini, şirket üzerindeki villaların çok ucuza satılmış gibi kayıtlandırıldığını, oysa bu villaların çok daha fazla bedelle satılabileceğini, şirketi zarara soktuğu gibi en azından bu sonucu doğuracak kayıtlar tuttuğunu, TTK m.305'e göre davalının bu fiilinden dolayı şirket paydaşlarına ve alacaklılarına karşı sorumlu olduğunu ve elde edilecek tazminatın şirkete verileceğini, bu nedenle davalının kendisine menfaat sağlayan kusurlu davranışları nedeni ile T.T.K.m 309 ve 336' ya göre sorumlu olup gerek şirkete gerek müvekkiline karşı tazminat borcu bulunduğunu öne sürerek, şirket için 50.000 YTL maddi ve müvekkili için de (ayrı) yine 100.000 YTL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıya ödetilmesini, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilen karar Dairemizin 25.11.2010 tarihli ilamında yazılı gerekçeyle davacı yararına bozulmuştur.
Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 38,20 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nun 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 185,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 27/05/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi yollamasıyla sermaye artırımlarında da cari olan TTK'nun 305 ila 307. maddeleri hükümlerine göre, kuruluş ve sermaye arttırımlarında İstinat edilen belgelerin doğru olmamasının, esas sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulmasının ve ayni sermayeye değer biçilmesinde hile yapılmasının tazminat ve ceza yaptırımın bağ
11. Hukuk Dairesi 2009/11773 E., 2011/7602 K.
11. Hukuk Dairesi 2009/11773 E., 2011/7602 K.
- ŞİRKETİN SERMAYE ARTIRIMINA İLİŞKİN GENEL KURUL KARARININ İPTALİ- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 20 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 324 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi )'nce verilen 10.06.2009 tarih ve 2008/184 - 2009/159 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan olan alacağın teminatı olarak davalı şirket ortaklarından İsmail, Mustafa ve Ali adlarına kayıtlı iken daha sonra şirkete ayni sermaye olarak konulmasına karar verilen 6 adet taşınmaz üzerine 1. dereceden ipotek konulduğunu, alacaklarının bu taşınmazların satışı yoluyla karşılanabilme imkanı varken, şirket ortağı ve yetkilisi olan davalı ma-liklerce söz konusu taşınmazların, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirkete, üzerlerindeki ipoteklerle yükümlü olarak ve tahminlerine göre, İİK'nun 179/b maddesi uyarınca satışlarının önlenmesi amacıyla kötü niyetle ayni sermaye olarak konulduğunu, 14.12.2007 tarihli genel kurul toplantısında bu yönde karar oluşturulduğunu, bu kararın geçersiz ve mutlak butlanla malul olduğunu, alacaklı sıfatıyla bu konuda süreye bağlı olmaksızın dava açma hak ve yetkilerinin bulunduğunu, gerçekte bir sermaye artışı yapılmadığını, çünkü genel kurulda şirket sermayesinin TTK'nun 303. maddesine göre 9.314.464,45 YTL artırılmasına, bunun ayın oiarak karşılanmasına karar verildiğini, oysa söz konusu taşınmazların müvekkili bankaya 7.050.000,00 YTL bedelle ipotekli olduğunu, taşınmazların değerinin Denizli Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/70 Esas sayılı dosyasında alınan ekspertiz raporu ile toplam, 1.297.00,00 YTL olduğunun tesbit edildiğini, toplamda bu değerle satılmaları halinde dahi, şirket sermayesine ilave edilecek her hangi bir bakiye kalmayacağını, bilirkişilerin bu hususu ve taşınmazlar üzerindeki ipotekleri dikkate almayarak, Ticaret Sicil Memurluğu'nu ve alacaklıları yanılttığını, ipotekli taşınmazların ayni sermaye olarak konulmalarına yasal bir engel yoksa da, taşınmazların gerçek değerlerinin üzerindeki ipotek bedelinden daha fazla olması gerektiğini, aksi halde sermaye artışının hayali ve ayrıca emredici kurallara ve kamu düzenine aykırı olup, yokluk ve butlanla malul olduğunu, gerçek amacın şirket ortaklarına ait taşınmazların, iflas ertelenmesi ve tedbir kapsamında, satışının önlenmesi olduğunu ileri sürerek sermaye artışına dair kararın butlanla malul ve geçersizliğinin tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davacı bankanın dava açma ehliyeti bulunmadığını, davanın üç aylık hak düşürücü sürede açılmadığını, husumetin sadece şirkete yöneltilebileceğini, şirket ortağı davalılara husumet tevcih edilemeyeceğini, ipoteklerin ortakların kişisel değil, kefillikleri nedeniyle şirket borcundan dolayı konulduğunu, şirketin borç yükünü artırmayıp, pasifte oluşacak azalma nedeniyle aktifine olumlu katkı yapacağını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ekonomik kriz nedeniyle darboğaza giren ve pasifleri toplamı, aktifler toplamını geçerek borca batık hale gelen ve mahkemenin 2007/507 Esas sayılı dosyası ile iflasın ertelenmesi talebine konu olan, davalı D... San.ve Tic. A.Ş.'nİn, ilgili dava dosyasına sunulan ve erteleme talebine dayanak gösterilen, iyileştirme projesi kapsamında, şirket ortağı olan diğer gerçek kişi davalılar adına kayıtlı ve davalıların şirket borcuna olan kefillik ve sorumlulukları nedeniyle üzerlerine davacı bankaca ipotek konulan 6 adet taşınmazın, şirkete ayni sermaye olarak konulmasına karar verildiği, davaya konu iddiaların, BK'nun 19 ve 20. maddelerine dayandırılması nedeniyle davanın süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği, davalıların da, ipotekle yükümlü taşınmazların önceki tapu malikleri olmaları karşısında, davada hasım gösterilebilecekleri, davacı vekili tarafından ipotekli taşınmazların, ayni sermaye olarak konulamayacağına ilişkin iddiaların, iflasın ertelenmesi dosyasında da öne sürüldüğü, bu dosyada alınan bilirkişi raporunda, ipoteklerin, ortakların kişisel borçlarından dolayı değil, kefil oldukları şirket borcundan dolayı konulmaları nedeniyle, taşınmazların toplam değeri kadar bir tutarda, şirketin borç yükünden kurtulacağı bu işlemin, şirkete olumlu katkı sağlayacağı bildirildiği ve mahkemece erteleme karan verildiği, her ne kadar karar Yargıtay Ondokuzuncu Hukuk Dairesi'nce bozulmuş ise de, bozma kararının sermaye artışına dair kararın geçersizliği yönünden değil, iyileştirme projesine katkı yapıp yapmayacağının değerlendirmesi yönünden bozulduğu, kararın geçersiz ve butlanla malul oluşu farklı, iyileştirme projesine katkı sağlayıp, sağlamayacağı hususlarının farklı konular olduğu, ortada sermaye artışına ilişkin genel kurul kararının butlanla (yokluk) malul olduğuna ilişkin başkaca da yeterli kesin ve inandırıcı delil ve nedenler bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı şirketin sermaye artırımına ilişkin 14.12.2007 tarihli genel kurul kararının iptali istemine İlişkindir.
Mahkemece, ipoteklerin, ortakların kişisel borçlarından dolayı değil, kefil oldukları şirket borcundan dolayı konulmaları nedeniyle, taşınmazların toplam değeri kadar bir tutarın, şirketin borç yükünden kurtulacağı bu işlemin, şirkete olumlu katkı sağlayacağı, ortada genel kurul kararının butlanla malul olduğuna ilişkin başkaca delil ibraz edilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dosyası kapmasına göre, davacı bankanın davalı D... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye yüksek meblağlı kredi kullandırdığı, bu kredilerin teminatını oluşturmak üzere davalı şirket ortaklarına ait 6 parça taşınmaz üzerinde toplam 7.050.000 YTL bedelli 1. derece ipotek alındığı, davalı şirketin borç taksitlerini ödeyemediği bankanın hesabı kat ederek şirket ve onun lehine ipotek veren ortaklan aleyhine 02.01.2008 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıldığı, (1.956.190,37 Euro+50.139.22 YTL ana para için), bundan kısa bir süre önce 14.11.2007 tarihinde davalı şirketin İflasın ertelenmesi davası açtığı, yine davalı şirketin 14.12.2007 tarihinde yaptığı genel kurulda 12.000.000 YTL olan sermayesinin 9.400.000 YTL arttırılarak 21.400.000 YTL'ye çıkartıldığı, artırıma ilişkin ana sözleşme değişikliği kararı ticaret siciline tescil ve ilan edilerek taşınmazların 31.12.2007 tarihinde D... A.Ş. adına tescil edildiği, sermaye artırıma ilişkin taşınmazların değerinin ise kıymet takdir raporuna göre 1.297.000 YTL olduğu esasen bu hususlarda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacı vekili, taşınmaz değerlerinin, ipotek değerlerinden düşük olduğunu, ipotekli taşınmazın sermaye artırımına konu olabilmesi için taşınmaz değerlerinin daha fazla olmasının gerektiğini, aksi takdirde sermaye konulması ve taahhüdünün geçerli olmayacağı bu nedenle yapılan sermaye artışının mutlak butlanla malul olduğunu iddia ederek işbu davayı açmıştır.
Kural olarak ipotekli bir taşınmazın bir şirkete ayni sermaye olarak konulmasına hukuken bir engel yoktur. Ancak bu taşınmazların gerçek değerlerinin, onu kanıtlayan ipotek bedelinden fazla olması gerekir. İpotekli taşınmaz bu artık değeriyle ve artık değeri kadar sermaye olur. Aksi halde, sermaye taahhüdü ve konulması hayali (fiktif) bir işlem olur.
Anonim ortaklıklarda sermaye paylarının her türlü muvazaadan âri olarak taahhüdü (TTK md. 285/1, 286/1) ve ödenmesi (TTK md. 405/11, 404, 409/3, 419/2), dolayısıyla anonim ortaklığının malvarlığının gerçeğe (yani ana sözleşmesinde gösterilen itibari rakama) uygun olarak oluşturulması emredici bir ilkedir. Kanun koyucu anonim ortaklıkta bir yandan pay sahiplerinin sınırlı sorumluluklarını benimserken, diğer yandan, şirket alacaklarının başlıca teminatlarını oluşturan malvarlığının ortaklığa esas sermaye rakamına uygun de-ğerde getirilmesine ve korunmasına Özel özen göstermiştir. Anonim ortaklığı sermaye olarak konulacak ayınlara mahkemece atanan bilirkişilerce kıymet takdir edilmesi zorunluluğu TTK'nun 392/1. maddesi yollamasıyla sermaye artırımlarında da cari olan TTK'nun 305 ila 307. maddeleri hükümlerine göre, kuruluş ve sermaye arttırımlarında İstinat edilen belgelerin doğru olmamasının, esas sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulmasının ve ayni sermayeye değer biçilmesinde hile yapılmasının tazminat ve ceza yaptırımın bağlanmış olması da söz konusu özenden kaynaklanmaktadır. Bu hükümler ayrıca, sermaye paylarının ortaklığa gerçek değerleriyle gösterilmesi ve korunması ilkesinin emredici nitelikte olduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan davalı şirket Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak İİK'nun 179 vd. maddelerine müsteniden borca batık olduğunun tesbiti ile iflasın 1 yıl süreyle ertelenmesini talep etmiştir.
TTK'nun 324. maddesine göre son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda yönetim kurulunun derhal toplanarak durumu genel kurula bildirilmesi, şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcut ise yönetim kurulunun şirket aktiflerinin satış fiyatları esas alınarak bir ara bilanço düzenlenmesi ve sermayenin 2/3'ünün karşılıksız kaldığının belirlenmesi durumunda genel kurulca ya sermayenin tamamlanmasına ya da mevcut 1/3 sermaye ile yetinmeye karar vermesi gerekmektedir. Şirketin aktiflerinin şirket borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde yönetim kurulunun durumu derhal mahkemeye bildirmesi zorunludur. Şirket genel kurulu bunlar dışında şirketin feshine mütedair karar hariç başka bir karar, bu arada sermayenin arttırılmasına dair bir karar ittihaz edemez. Kanun genel kurula bu yetkiyi vermemiştir. Binaenaleyh, genel kurulun yetkisi mevcut olmadığı halde aldığı karar muteber bir karar olamaz. Bu halde BK'nun 20. maddesinin tatbiki ile alınan sermayenin artırılmasına dair kararın batıl olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda sermaye arttırıma esas kıymet takdir raporunda taşınmazların değeri ipotekler ve üzerindeki hacizler nazara alınmadan 1.297.000 YTL olarak takdir edilmiş, aynı taşınmazlar bankaya 7.050.000 YTL bedelle ipotek edilmiş bulunduğundan, bu şekilde sermaye artışı île ilgili yasanın emredici kurallarına aykırı bir şekilde artış gerçekleştirildiğinden genel kurul kararının butlanla malul olduğu, davacının dava hakkı bulunduğu nazara alınarak davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin barem isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Şirket sözleşmesinin hukuki niteliği ve klasik sözleşmelerden farkına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Şirket sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme niteliğinde değildir.
B) Klasik sözleşmelerdeki borçlunun temerrüdü hükümleri şirket sözleşmesinde aynı etkiyi doğurmaz.
C) Tek ortaklı şirketlerde sözleşme yerine esas taahhütname tabiri kullanılır.
D) Ödemezlik defi gibi kuralların şirket sözleşmesinde bir anlamı yoktur.
E) Şirket sözleşmesinin kurulabilmesi için en az 2 kişinin iradesinin uyuşması her durumda şarttır.