6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 334

Türk Ticaret Kanunu 334. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 334- (1) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişilerinden birine, esas sözleşmede öngörülecek bir hükümle, pay sahibi olmasalar da, işletme konusu kamu hizmeti olan anonim şirketlerin yönetim kurullarında temsilci bulundurmak hakkı verilebilir. (2) Birinci fıkrada yazılı şirketlerde pay sahibi olan kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulundaki temsilcileri, ancak bunlar tarafından görevden alınabilir. (3) Kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulundaki temsilcileri, genel kurul tarafından seçilen üyelerin hak ve görevlerini haizdir. Kamu tüzel kişileri, şirket yönetim kurulundaki temsilcilerinin bu sıfatla işledikleri fiillerden ve yaptıkları işlemlerden dolayı şirkete ve onun alacaklılarıyla pay sahiplerine karşı sorumludur. Tüzel kişinin rücû hakkı saklıdır. B) Kuruluş I - Kurucu işlem

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

11 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2009/14210 E., 2011/15608 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
ile icra edildiği, 2000 yılı ve sonrasında devamlı olarak anılan ortağın yönetim kurulu asil üyeliğine seçildiği, geçersizliği talep edilen genel kurullarda bilanço-kar ve zarar hesaplarının, ibraların ayrı ayrı oylandığı, yönetim kuruluna TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca yetki verildiği, 2002 yılı genel kurulunda yasal zorunluluk nedeniyle sermayenin artırılması kararı alındığı anlaşılmakta
11. Hukuk Dairesi         2009/14210 E.  ,  2011/15608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/07/2009 tarih ve 2007/577-2009/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davetiye tebliğine rağmen taraf vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette nama yazılı pay sahibi olduklarını, TTK'nun 368. ve 37. maddelerine aykırı şekilde genel kurul toplantıları gerçekleştirildiğini, müvekkillerine çağrı yapılmadığını, sermaye artırımları ile pay oranlarının düşürüldüğünü, özelikle dava dışı ortak...'ın hukuka aykırı davranışlarının olduğunu, müvekkili ...'ın 23.08.2000 tarihli genel kurula katılmadığı halde katılmış gibi gösterilerek imzasının taklit edildiğini, kararlar alındığını ileri sürerek, 2000 yılından itibaren davalı şirketin yaptığı tüm genel kurulların ve alınan genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğundan geçersizliğine, sermaye artırım kararlarının iptaline, şirketteki payların 31.12.1999 tarihindeki duruma ve oranlara dönmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurullardan ve alınan kararlardan davacıların haberdar olduğunu, dava açma süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, 23.08.2000 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin hazurun cetveli ve toplantı tutanağındaki imzanın davacı ...'a ait olmadığı, TTK'nun 368.maddesinde nama yazılı pay sahiplerinin genel kurula çağrılması usulünün düzenlendiği, davacılara taahhütlü mektupla çağrı yapıldığının kanıtlanmadığı, ancak bu durumun yokluk nedeni sayılmayacağı, kararların iptaline neden olabileceği 30.07.2007 tarihli genel kurul dışındaki diğer genel kurul kararları için iptal davası açma süresinin geçirildiği, 30.07.2007 tarihli genel kurulda alınan kararların da kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, 23.08.2000 günlü genel kurul toplantısındaki imzanın sahteliğinin de tek başına iptal veya butlan nedeni olmayacağı, oy oranı ve nisabın bulunduğu, 07.08.2002 tarihli genel kurulda sermayenin 5.000.000 TL'den 50.0000.000.000 TL'ye çıkarılmasının ise, TTK'nunda yapılan yasal değişiklik gereği olduğu, pay sahilerinin zararına değişiklik kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı şirketin 2000 yılı ve sonrası yapmış olduğu genel kurullarda alınan kararların geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı şirketin davacılar dahil olmak üzere, birden çok ortağının bulunduğu ve dava dışı ...’ın bu şirketin hakim ortağı olduğu, 2001 yılı genel kurulu dahil olmak üzere geçersizliği talep edilen genel kurulların yalnızca bu ortağın katılımı ile icra edildiği, 2000 yılı ve sonrasında devamlı olarak anılan ortağın yönetim kurulu asil üyeliğine seçildiği, geçersizliği talep edilen genel kurullarda bilanço-kar ve zarar hesaplarının, ibraların ayrı ayrı oylandığı, yönetim kuruluna TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca yetki verildiği, 2002 yılı genel kurulunda yasal zorunluluk nedeniyle sermayenin artırılması kararı alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan yargılama ile davacı ...’ın katılmış gibi tutanak düzenlendiği 2000 yılı genel kurulunda da imzasının taklit edildiği, bu genel kurul toplantısındaki kararların da tek başına hakim ortak tarafından alındığı ortaya çıkmıştır. Genel kurulu çağrıda usulsüzlük, kural olarak bu genel kurulda alınan kararların yokluğu sonucunu doğurmamaktadır. Ancak, usulsüz çağrı nedeniyle genel kurula katılmayan ortağa süresinde kararlara karşı oy kullanmadan ve muhalefet şerhi yazdırmaya gerek olmaksızın iptal davası açmak hakkı verir. Bu durumda da TTK'nun 381. maddesi uyarınca iptal dava açma süresi, genel kurul tarihinden itibaren üç aydır. Genel kurulda alınan kararların iptal edilebilirliği TTK’nunda açıkça düzenlenmişken, mutlak butlanı veya geçersizliği ayrıca hüküm altına alınmamıştır. Esasen, mutlak butlan mevzuatımızda tanımlanmamış, BK.nun 19 ve 20. maddelerinde sadece hangi hallerin mutlak butlana neden olacağı sayılmıştır. TTK'nun 1. ve TMK'nun 5. maddeleri uyarınca, anılan BK'nun genel hükümlerinin ticari işlere de uygulanacağı tartışmasızdır. Bu bakımdan, nitelikleri itibariyle imkansız veya emredici hukuk kurallarına aykırı olana yahut ahlak ve adaba aykırı bulunan genel kurul kararlarının da mutlak butlanla batıl olduğu ileri sürülebilecektir. Hukuki yararı olanlar, kararın mutlak butlan ile batıl veya geçersiz olduğunun tespitini talep edebilecektir. Böyle bir davanın iptal davasında olduğu gibi bir süreye tabi olmadan her zaman açılması mümkündür. Ayrıca, karara muhalefet ve karşı oy kullanma şartı da bulunmamaktadır. Uygulamada daha çok kanunun emredici hükümlerine uymamak durumu, genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl veya geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Özellikle toplantı ve karar nisabına uymadan kararlar alınması, en sık rastlanan geçersizlik halidir. Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında ‘ibra kararı’ yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Dairemiz kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nun 374/2. maddesi uyarınca, ortalık işlerinin görülmesine herhangi bir suretle katılmış olanlar, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ait kararlarda oy hakkına haiz değildirler. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır. Bilançonun onaylanması, aksine karar yok ise, ibra sonucunu da doğurmaktadır. Bu nedenle, bilançonun oylanması ile ibra işlemi ayrı ayrı gündeme yazılmalı ve ayrı ayrı görüşülerek karara bağlanmalıdır. Şayet, bilançonun onaylanması gündem maddesinden ayrı ibra gündem maddesi var ise, yönetim kurulu üyeleri, müdür ve denetçilerin, bilançonun onaylanmasına ilişkin gündem maddesiyle ilgili oy kullanmalarına engel bir hal bulunmamaktadır. Aksi halde, bilançonun onaylanması gündem maddesinde oy hakkından yoksunlukları söz konusu olur. Ayrıca, anonim şirketin sermayesinin değiştirilmesi kararı da bir anasözleşme değişikliği niteliğindedir. Bu tür anasözleşme değişikliğinin geçerli olabilmesi için de anasözleşmede daha yüksek bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiş ise, TTK'nun 388. maddesinde açıklanan toplantı ve karar nisabına uyulması gerekmektedir. Sermaye artırımı, yasal bir zorunluluktan kaynaklansa bile, o yasada ayrıca bir düzenleme yoksa, bu kararın geçerli olabilmesi için, yine sermaye artırımına ilişkin varsa anasözleşme, yoksa TTK.nun da düzenlenen toplantı ve karar nisabına uygun karar alınması gerekmektedir. Öte yandan, TTK'nun 334. maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma yasağı, 335. maddesiyle de şirketin konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak emredici nitelikte hükümler değildir. Her iki maddede getirilen yasağın genel kurul kararı ile kaldırılması mümkündür. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut bir kaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nun 334 ve 335. maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda, hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri oy kullanamazlar. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, öncelikle davalı şirketin ticaret sicil dosyası getirtilip, anasözleşmesi hükümleri değerlendirilip, dava dışı yönetim kurulu üyesinin geçersizliğine karar verilmesi istenen genel kurulların tamamına hakim ortak olarak katıldığı, devamlı suretle yönetim kurulu üyesi seçildiği, ibra kararları alındığı, oy kullandığı, kendisine TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiği hususları dikkate alınıp, gerektiğinde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2011/15039 E., 2013/16943 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
adığını, müvekkilinin verdiği 14 adet önerge görüşülmediği halde tutanağa görüşüldüğünün yazıldığını, verilen önergelerin hakim ortakların oylarıyla sebep gösterilmeden reddedildiğini, azınlığın muhalefetine rağmen yönetim kurulu üyelerine TTK’nın 334. ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiğini, yapılan toplantının hakim ortakların menfaatine, şirket ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine, yasa, an
11. Hukuk Dairesi         2011/15039 E.  ,  2013/16943 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Eskişehir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.10.2011 tarih ve 2008/345-2011/379 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27.09.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 27,65 hisseye sahip olduğunu, şirketin 12.04.2008 tarihli Genel Kurulu'nda bilançonun görüşülmesinin TTK’nun 377. maddesi uyarınca 1 ay ertelenmesine rağmen yasada öngörülen bu 1 aylık süreye riayet edilmeden toplantının 24.05.2008 tarihinde yapıldığını, toplantı tebligat ve ilanında sürelere uyulmadığını, bilanço konusunda yeterli bilgi verilmediği gerekçesiyle genel kurulun yeniden ertelenmesi talebinin ortaklara gönderilen yazı ile bilgi verildiği belirtilerek reddedildiğini, hesaplarla ilgili çelişkilerin açıklanmadığını, müvekkilinin verdiği 14 adet önerge görüşülmediği halde tutanağa görüşüldüğünün yazıldığını, verilen önergelerin hakim ortakların oylarıyla sebep gösterilmeden reddedildiğini, azınlığın muhalefetine rağmen yönetim kurulu üyelerine TTK’nın 334. ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiğini, yapılan toplantının hakim ortakların menfaatine, şirket ve azınlık pay sahiplerinin aleyhine, yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, 24.05.2008 tarihli genel kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, toplantı davet ve ilanlarının mevzuata uygun olduğu, ertelenen bilanço hakkında ortaklara bilgi yazısı gönderildiği, davacının sadece toplantının 7. gündem maddesinde görüşülen TTK’nın 334. ve 335. maddeleri gereğince yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi kararına önerge ile muhalefetini bildirdiği, diğer kararlara muhalefetini bildirerek tutanağa geçirilmesini sağlamadığı, hazırun cetveline göre yapılan hesaplamada yönetim kurulu üyelerinin oylamaya katılmalarının sonuca etkili bulunmadığının anlaşıldığı, toplantıda alınan 7 numaralı kararın yasaya, anasözleşmeye ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, diğer kararlar yönünden davacının dava açma hakkı bulunmadığı ve iptal koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve iptali talep edilen genel kurulun 7. maddesine usulüne uygun şekilde muhalefet şerhi verilip keyfiyetin tutanağa geçirtilmemiş olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 990.00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 05,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 27.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/3158 E., 2024/1124 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesine göre ise, yönetim kurulu üyelerini görevden alma yetkisinin, TTK'nın 334/2. maddesi hükmü saklı olmak üzere, münhasıran genel kurula ait olduğu, ancak, somut olayda, kayyım atanması talep edilen davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirildiği, davacılar taraf
6. Hukuk Dairesi         2023/3158 E.  ,  2024/1124 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/831 E., 2023/853 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/339 E., 2021/518 K. 1- İlk derece mahkemesince, kooperatife kayyım atanması davasında, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula bildirip, buradan alacağı ret kararına karşı dava açabileceği, doğrudan mahkemeden kooperatife kayyım atanması talebinde bulunamayacağı gibi organ boşluğu da bulunmadığından bu nedenle de kayyım tayini istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesine göre, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre, Kooperatifler Kanunu'nun 98.maddesi yollamasıyla, anonim şirketlerde kayyım atanmasına ilişkin şart ve koşulların, TMK'nın 427/4 ve 6102 sayılı TTK'nın 530 ncu maddesinde düzenlendiği, anonim şirkete kayyım atanması için gerekli olan, şirket organlarının gerekli sayının altına düşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirilememesi, şirket yönetiminin sağlanamaması nedenlerinin sayıldığı, TTK'nın 364. maddesine göre ise, yönetim kurulu üyelerini görevden alma yetkisinin, TTK'nın 334/2. maddesi hükmü saklı olmak üzere, münhasıran genel kurula ait olduğu, ancak, somut olayda, kayyım atanması talep edilen davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirildiği, davacılar tarafından genel kurula başvuru yapılmadan, kooperatif hasım gösterilerek ve müdürün azli talep edilmeksizin kayyım atanması talepli dava açıldığı için, davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 3- Bu karara karşı süresinde davacılar vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı ve genel kurula başvurulmaksızın doğrudan kayyım atanması talepli dava açılmış olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacılar vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın temyiz edenlerden tahsilatta tekerrüre sebebiyet vermemek kaydıyla müştereken ve müteselsilen alınmasına, Dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.04.2024 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/1149 E., 2022/5092 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44.HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
a dava açılmasında usule aykırı bir yön bulunmadığı, şirketin ana sözleşmesinde marka devir işlemleriyle uğraşılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı, markanın şirket faaliyetleri açısından önemli olması, devir tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'nın 321, 334 ve 335. maddeleri dikkate alındığında genel kurul kararı olmadan marka devir işleminin yapılamayacağının açık olduğu, davalı ...'e
11. Hukuk Dairesi         2021/1149 E.  ,  2022/5092 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44.HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04.07.2017 tarih ve 2014/233 E- 2017/147 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nce verilen 26.11.2020 tarih ve 2020/113 E- 2020/323 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 009/21896 numaralı "DEVAL DENİZCİLİK" markasının 30/04/2009 tarihinde müvekkili şirket adına tescil edildiğini, bu markanın şirket genel kurulu ya da yönetim kurulu kararı olmaksızın 27/06/2012 tarihinde dönemin yönetim kurulu üyesi davalı ... tarafından kendi kızı davalı ...'e devredildiğini, marka devir işleminin müvekkili şirketten saklandığını, şirkete ait son derece önemli bir malvarlığı değeri ve aynı zamanda şirketin faaliyetlerini ve işleyişini doğrudan etkileyebilme niteliğine sahip olan markanın yönetim kurulu üyesinin görev ve yetkisini aşmak suretiyle tamamen kötü niyetli bir şekilde devredildiğini, devir için davalı ... tarafından bir bedel ödenmediğini, bu işlemin TTK'nun 395. maddesi uyarınca batıl olduğunu ileri sürerek, "DEVAL DENİZCİLİK" markasının ...'e devrine ilişkin sözleşmenin batıl ve hukuka aykırı olması nedeniyle hükümsüzlüğüne, markanın yeniden davacı şirket adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, dava konusu "DEVAL DENİZCİLİK" markasının davalı ... adına tescilli olduğunu, hükümsüzlük davasının ancak marka sahibine karşı açılabileceğini, davalı ...'e husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkili ...'in davacı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, şirketi tek başına temsil ve ilzam yetkisine sahip olduğunu, marka devrini yetkisi kapsamında gerçekleştirdiğini, işlemin hukuka uygun olduğunu, devrin hükümsüzlüğü talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, işlemin muvazaalı olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu devir işleminin yapıldığı tarihe göre somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK hükümlerine ve şirket ana sözleşmesine göre, kural olarak şirketi temsile yetkili kişinin şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceği, ancak bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde, anılan devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için yönetim kurulundan karar alınması gerektiği, davaya konu markanın, davacının ticari unvanı ile aynı olup, davacı şirketin denizcilik işiyle iştigal etmesi nedeniyle davacı şirket için hayati öneme haiz olduğu, şirket adına tescilli olan markanın devri konusunda şirketin yetkili organlarınca alınmış bir kararın mevcut olmadığı, 2009/21896 tescil numaralı "DEVAL DENİZCİLİK" markasının muvazaalı olarak 500,00 TL gibi düşük bir bedelle davalı ...'e devredildiği ve davalı ...'in tek başına markayı devir yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne davalılar ... ve ... arasında 2009/21896 tescil numaralı "ŞEKİL+DEVAL DENİZCİLİK" markasının devrine ilişkin ...9. Noterliği’nin 26.04.2012 tarih ve 14559 yevmiye numaralı sözleşmenin iptaline, 2009/21896 numaralı "ŞEKİL+DEVAL DENİZCİLİK" markasının davacı ... Denizcilik ve Tic. A.Ş. adına tesciline karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, 25/11/2016 tarihli bilirkişi heyeti raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafça aynı zamanda TBK'da düzenlenen muvazaa hukuki sebebine dayanılması nedeniyle muvazaalı işlemi gerçekleştiren her iki davalı hakkında dava açılmasında usule aykırı bir yön bulunmadığı, şirketin ana sözleşmesinde marka devir işlemleriyle uğraşılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı, markanın şirket faaliyetleri açısından önemli olması, devir tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'nın 321, 334 ve 335. maddeleri dikkate alındığında genel kurul kararı olmadan marka devir işleminin yapılamayacağının açık olduğu, davalı ...'e verilen temsil ve ilzam yetkisinin marka devrini kapsayacak nitelikte bulunmadığı, genel kurul kararı ile davalı ...'in ibra edildiği ileri sürülmüşse de, 19/06/2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi incelendiğinde şirket genel kurul gündeminde marka devrine ilişkin işlemin görüşülmesi ile ilgili bir maddenin bulunmaması nedeniyle davalı ...'in bu konuda ibra edildiğini söylemenin mümkün olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istekleri halinde aşağıda yazılı 28,10 TL harcın temyiz eden davalılara iadesine, 21/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/4094 E., 2014/10952 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKONYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
en bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının yetkilisi bulunduğu şirketten alacakları bulunduğu gerekçesi ile kendisi kendi lehine çek düzenlediği, davacının davaya konu çeki yetkili bulunduğu dönem içinde düzenlemesi halinde TTK 334. Maddesi hükmü gereği davalı şirketin itirazı karşısında çek keşidesinin batıl olduğu, davacının yetkili olmadığı bir dönemde çeki keşide etmesi halinde
11. Hukuk Dairesi         2014/4094 E.  ,  2014/10952 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KONYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/12/2013 NUMARASI : 2013/5-2013/347 Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/12/2013 tarih ve 2013/5-2013/347 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketten 31.07.2009 tarihinde ayrıldığını, ayrılırken maaş, masraf, ortaklık hissesi, araç kiralama gibi sebeplerle müvekkilinin 153.833,00 TL tutarında şirketten alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu alacaklara karşılık verilmesi kararlaştırılan 4 adet çekin münferit imza ile temsil ve ilzam yetkisine sahip müvekkilince 13.07.2009 tarihinde ve ileri tarihli olarak keşide edildiğini, diğer üç çekin hiç bir itiraz görmeden ödenmesine rağmen 20.11.2009 keşide tarihli 38.500,00 TL bedelli çekin tahsil edilemediğini, bu çeke dayanılarak yapılan icra takibine de itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının 04.09.2009 tarihinde hisselerini devrederek şirketten ayrıldığını, dava konusu çekin keşide tarihi itibariyle şirkette herhangi bir görev ve yetkisinin kalmadığını, müvekkilinin davacıya bir borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının yetkilisi bulunduğu şirketten alacakları bulunduğu gerekçesi ile kendisi kendi lehine çek düzenlediği, davacının davaya konu çeki yetkili bulunduğu dönem içinde düzenlemesi halinde TTK 334. Maddesi hükmü gereği davalı şirketin itirazı karşısında çek keşidesinin batıl olduğu, davacının yetkili olmadığı bir dönemde çeki keşide etmesi halinde de davalı şirketi bağlamayağı, davacının çeki düzenleme sebebi saydığı alacaklarının davalı şirketin imzasının bulunduğu belgeler ile ispat etmesi gerektiği, davalı şirketin imzasını içermeyen bir takım yazıların, cari hesap olarak gösterilen listelerin dava tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nın 288 ve 290'ıncı maddeleri kapsamında delil olarak nitelendirilemeyeceği, davacının davasını açarken alacağına ilişkin delil olarak davalı şirket defterlerine de dayandığı, bilirkişi incelmesinde davacının davalıdan maaş, masraf, araç kirası ve ortaklık hissesi karşılığı alacağının olmadığının belirlendiği gerekçesi ile davanın ve davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı şirketin eski ortağı ve yöneticisi olan davacının, davalı şirketten olan alacaklarına karşılık lehine keşide edilen çekin ödenmemesi nedeniyle çek bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzene davacı dava konusu ettiği alacağını, maaş, masraf, araç, kiraları ve ortaklık hissesine dayandırmıştır. Ancak davacı hangi kalemden ne miktar alacağı olduğunu belirtip somutlaştırmamıştır. Bu durumda mahkemece, davacının alacağının kaç lirasının hangi dönemlere ilişkin maaş alacağı olduğu, masraf talebinin ne miktar ve hangi masrafın karşılığında istendiği, şirketin hangi borcunun davacı tarafından kime ödendiği, şirketten alacak iddiasına dayanak yapılan tüm kalemlerin ne miktar olduğu hususlarının davacıya açıklattırılıp şirketin bu şekilde mal veya hizmet alımı olup olmadığı, olmuşsa şirket tarafından ne şekilde ödendiği, gerektiğinde mal ve hizmet alınan 3. kişi kayıtlarının da incelenmesi suretiyle tüm talepler yönünden somut verilerin değerlendirildiği, hüküm kurmaya ve hükmü izlemeye elverişli bir bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerikirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.