6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 363

Türk Ticaret Kanunu 363. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 363- (1) 334 üncü madde hükmü saklı kalmak üzere, herhangi bir sebeple bir üyelik boşalırsa, yönetim kurulu, kanuni şartları haiz birini, geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yolla seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar görev yapar ve onaylanması hâlinde selefinin süresini tamamlar. (2) Yönetim kurulu üyelerinden birinin iflasına karar verilir veya ehliyeti kısıtlanır ya da bir üye üyelik için gerekli kanuni şartları yahut esas sözleşmede öngörülen nitelikleri kaybederse, bu kişinin üyeliği, herhangi bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer. III - Görevden alma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1636 E., 2019/319 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363). Yine TTK’nın 702. maddesi “ Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1636 E.  ,  2019/319 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.12.2012 tarihli ve 2012/24 E., 2012/259 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 tarihli ve 2013/15593 E., 2013/19698 K. sayılı kararı ile; (...Davacılar vekili; müvekkili ...'un diğer müvekkilinden satın aldığı mala karşılık çek düzenleyip verdiğini, çekin cirosuz olarak kaybedilmesi üzerine açılan davada çekin iptaline karar verildiğini, davalının anılan çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekteki cironun sahte olduğunu ve keşide tarihinde tahrifat yapıldığını belirterek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki 1. ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacı yan, davacı ...'un keşide ettiği çeki diğer davacıya teslim ettiğini, çekin diğer davacı elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı yan ise iyiniyetli hamil olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından iş bu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmıştır. Davaya konu çekin lehdarı olan davacı..... Enerji şirketi çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda davacı lehtar..... Enerji şirketinin davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile, TTK.'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; dosya kendisine gönderilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davacılar vekili; müvekkili ...’un diğer müvekkil ve takip borçlusu olan..... Enerji Madencilik İnş. San. ve Tic. A.Ş.'den satın aldığı mal bedeline karşılık olarak 15.10.2006 tarihli ve 6.250,00TL bedelli bir adet çeki müvekkil şirket emrine düzenleyip teslim ettiğini, çekin yitirilmesi üzerine lehdar olan müvekkil şirket tarafından açılan davada çekin iptaline karar verildiğini ve verilen kararın kesinleştiğini, davalının iptal edilen bu çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekin lehdarı olan müvekkil şirket tarafından süresinde itiraz edildiğini ve şirket bakımından takibin durdurulduğunu, ancak keşideci olan müvekkil şahıs yasal süresi içinde itiraz etmediği için bu davacı yönünden icra takibinin kesinleştiğini, davacı şirketin rızası hilafına elinden çıkmış, tahrif edilmiş ve bulan yahut çalan şahıslarca taklit ve sahte cirolarla tedavül ettirilmiş görüntüsü verilen dava konusu çekte davalının iyiniyetli meşru hamil olmadığını, TTK.'nın 704. vd. maddeleri karşısında çekin davacı tarafa iadesinin yahut da iptal edilmesinin gerektiğini, davalının takip ve dava konusu çeke dayalı herhangi bir talep hakkının bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 oranında tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alırken davacı lehtarın cirosunun sahte olup olmadığını bilmesinin mümkün bulunmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin mağdur olduğunu, kambiyo senetlerinin tek başına bir alt ilişkiye bağlı olmaksızın hak ve borç doğuran belgelerden olduğunu, ödeme aracı olduğundan neden ve niçin ödenmeyeceğini iddia eden tarafın bu iddiasını yine senet gücündeki kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alacağına karşılık aldığını, çeki elinde bulundurmasının da tek başına bu durumun ispatı olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacıların %40 oranında tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki birinci ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği, davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Taraf vekillerinin ayrı ayrı temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler ve bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda TTK.'nın 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. 6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu da aynı esas benimsemiştir. Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri) Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268). Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi). Türk hukukunda çek kıymetli evrak olmasının yanı sıra kambiyo senedi de sayılır ve diğer kambiyo senetleri poliçe ve bono gibi sıkı şekil şartlarına tabidir. Çek diğer kambiyo senetleri olan poliçe ve bono gibi, kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Kanunen emre yazılı olduğu için "emre" kaydını kapsamadan bir kişi adına düzenlenen çek de emre yazılı sayılır. Çekin nama ve hamiline yazılı olarak düzenlenmesi de mümkündür (Bozer /Göle -s:225 vd). Poliçe ve bononun aksine çekte lehtarın gösterilmemesi çeki geçersiz kılmaz. Çekte lehdar gösterilmemişse bu çek hamile yazılı çek olarak geçerliliğini sürdürür (eTTK 697, TTK 795, Kayıhan, Ş.:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018,s:107). 6762 sayılı Mülga TTK’nın “Muteber Olmıyan İmzaların Bulunması” başlıklı 589. maddesi; “Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmıyan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalıyan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısiyle ilzam etmiyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” şeklinde düzenleme içermektedir. Bu maddeye göre, bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcutsa, bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Ö., Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s: 414vd). Anılan madde eTTK’nın 730/3. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, poliçeye atılan her geçerli imzanın (düzenleyenin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen, poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların geçersizliği ilkesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Poliçeye imza koyan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte olmasının riskini de taşır. Sahte imza sahibini bağlamaz, ancak sahte imzanın sahibi, sonradan onay verirse senetten dolayı egemen olan görüşe göre sorumlu tutulabilir. Kamu güvenliğini haiz bir senedin dolaşım gücü böyle sağlanabilir. Maddeye göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar (P., Reha/ T., Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s: 178). Ticari senetlerde, senedin geçerliliği meselesi ile sorumluluk meselesi birbirinden tamamen ayrıdır. Kanun yapıcı, 589. maddede senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (sahte imzayı atan dâhil olmak üzere). Borç yaratmayan imzalar yönünden müracaat kullanılmasına muhatap olmak da söz konusu değildir. Demek oluyor ki bu gibi imzaların varlığı hâlinde bütün riskler geçerli kalan imza sahiplerine kaymaktadır. Kambiyo senetlerine karşı güveni arttırmak, dolayısıyla da bu senetlerin tedavül gücünü yükseltmek bakımından taahhütlerin geçerliliği ilkesi Kıymetli Evrak Hukukunda büyük önem arzeder. Ticari senetlerin tedavül gücünü korumak açısından, poliçeyi iktisap edecek kimselerden, sadece kendilerini hak sahibi yapacak beyanın (doğrudan doğruya) geçerliliğini araştırmaları istenmiş; buna karşılık kendilerine poliçeyi (bonoyu veya çeki) devreden şahsı hak sahibi yapan beyanların da sıhhatini her yönüyle araştırmaları talep olunmamıştır. Bununla beraber Kanun yapıcının, poliçeyi iktisap eden kimseden doğrudan doğruya ilişkide bulunmadığı şahısların, özellikle temel poliçede yer alan temel beyanlar, sahipleri (bu beyanları yapmış görünen kimseler) yönünden geçersiz de olsa “sonraki beyanlar” geçerli kalır, yani bağımsızdır. Mamafih, bunun için, temel borçların, dış görünüşleri itibari ile yani şeklen kusursuz olması gerekir. Kısacası, maksat temel beyanın "geçerli olduğu hukukî görünümüne" güvenen kimselerin bu güvenini korumaktır. Bu himaye poliçe hukukunda görünüşe itimat esasının söz konusu olduğu diğer bütün hâllerden daha öteye gitmektedir; zira, bu hâllerde sadece iyiniyetli üçüncü şahısların iktisapları korunmaktadır; halbuki 589. madde, bunlardan da önce, lehtarın korunmasını da mümkün kılmıştır. Cirantaların taahhütlerinin 589. maddede ifade olunan bağımsızlığına ilâveten, burada bir de, 598'. maddenin 2. fıkrası ve 599. madde ile, senedi devralanlar lehine getirilen himaye de söz konusu olmaktadır ( Öztan-s.414,416). 6762 sayılı TTK’nın 598. maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir. Sahte imza, bir başkasının imzasının taklit edilmesi hâli olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Gürbüz,H ; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Alışkan, M; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363). Yine TTK’nın 702. maddesi “ Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takibederse bu son ciroyu imzalıyan kimse çeki beyaz ciro ile iktisabetmiş sayılır.” düzenlemesine yer vermiş iken; 704. madde ile de “Çek, her hangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702 nci maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir.” hükmü getirilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, anılan düzenleme ile çekin kaybolması hâlinde çeki elinde bulunduran hamile ancak çeki kötü niyetle iktisap etmesi ya da iktisapta ağır kusuru bulunması hâllerinde geri verme mükellefiyeti getirilmiştir. Bu hâller dışında çeki elinde bulunduran hamil geri verme mükellefiyetinde olmadığı gibi çeki elinde bulundurmasından kaynaklanan yasal haklarını kullanma olanağına da sahiptir. Çekin rıza dışında elden çıkması hâlinde keşidecinin muhatabı ödemeden men etme olanağını düzenleyen 711.maddenin 3.fıkrasında ise; “Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Yeri gelmişken kısaca; mahkemece verilen çekin iptali kararlarının etkisi üzerinde de durmakta yarar vardır. Mahkemece verilen bu karar maddi hukuk anlamında kaziyei muhkeme (kesin hüküm) teşkil etmez. Maddi hukuk yönünden mevcut hukuki durum aynen devam eder. İptal kararı, hakkın varlığına, muhtevasına ve bu hak üzerindeki tasarruf yetkisine tesir etmez (Poroy/Tekinalp-s:274). Senedin ziyaının söz konusu olduğu bütün hâllerde, senedi iyiniyetle devralan üçüncü şahısların haklarına iptal kararının hiç bir etkisi olmaz. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş bulunan şahsın durumu, iptal kararıyla değişmez. Başka bir deyişle, iyiniyetin korunması esası iptal kararıyla sınırlandırılmamıştır. İptal davası davacının talebi doğrultusunda sonuçlandıktan sonra, bu davadan haberi olmadığı için, senedi iyiniyetle iktisap etmiş olsa bile, hamil, borçluya karşı hak sahibi olarak teşhis edilebilme pozisyonunu kaybetmektedir; çünkü iptal edilen kıymetli evrak, artık kıymetli evrak değildir. Buna karşılık, dava sonuçlanmadan önce senet iyiniyetle devralınmışsa, artık bundan sonra, iptal kararının iyiniyetli müktesebin iktisabına aleyhte bir etkisi olmaz. Davacı, elindeki kararı, iyiniyetli hamile vermek zorundadır; bu karara dayanarak, senet bedelini borçludan tahsil etmiş bulunduğu takdirde ise, bu meblağın devri gerekir. Bu gibi hâllerde, iyiniyetli üçüncü şahsın senedin kendisine verilmesi veya sebepsiz zenginleşme iddiasıyla, iptal kararı hamiline yönelmek hakkı vardır. Öte yandan, orijinal senedi iyiniyetle devralmış bulunan üçüncü şahıs, iptal davası devam etmekteyken, yapılan ilandan haberi olmaz ve senedi mahkemeye vermezse (tevdi), iptal kararı sonucunda, elindeki senede istinatla hak sahibi olarak teşhis edilebilme imkânını kaybeder; yani, borçludan ödeme talebinde bulunamayacak bir duruma düşer. Şüphesiz, ilânların tek tek herkese duyurulmasına imkân yoktur; bunu genel bir esasa bağlamakta yarar vardır; ama, elinde bir senet bulunan herkesin, o senet hakkında bir iptal kararı verilip verilmediğini devamlı surette araştırmak mecburiyetinin olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş ve maddî hukuk yönünden hak sahibi olmuş bulunan üçüncü şahıs, iptal kararıyla şeklen hak sahibiymiş gibi görünen şahsa karşı, bu sebeple, burada da, senedin kendisine verilmesini talebe (Herausgabeanspruch) veya sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle talepte bulunmaya (Bereicherungsansprııch) haklıdır ( Öztan -285). Eldeki davada davacılar vekili; çekin davacı lehdar elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise çeki şeklen düzgün olan ciro silsilesine göre iktisap eden davalının iyiniyetli hamil olduğunu belirtmiştir. Lehtar cirosunun sahte olduğu ileri sürülmüş, keşidecinin imzası inkâr edilmemiş ve tartışma konusu yapılmamıştır. Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından işbu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmış ve 27.09.2010 tarihli ödeme emri gönderilmiştir. Başlatılan bu takibe davacı lehdar tarafından 22.11.2010 tarihli dilekçe ile takibe, borca, işlemiş ve işleyecek yasal faizlere itiraz edilmiştir. Yine davacı lehdar tarafından, çekin şirketin rızası hilafına elinden çıktığından bahisle 09.10.2006 tarihinde çek iptal davası açılmış; Torbalı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2007 tarihli ve 2006/512 E., 2007/144 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne ve çekin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, 10.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Dosya kapsamında bulunan 19.11.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda “ İnceleme konusu çekteki 1. Ciro imzası ile Ayhan Mızrakçı' nın mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla Ayhan Mızrakçı'nın eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı” belirtilmiştir. Çek bankaya, 15.12.2006 tarihinde ibraz edilmiş ve Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereğince banka tarafından bir işlem yapılmayarak iade edilmiştir. Çek bedeli ödenmemiştir. Davacı lehtarın dava konusu konu çekten dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı hususunda mahkeme ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf; çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmamasının gerekip gerekmediğidir. Ticari senetteki geçersiz imza sadece imza sahibi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur ve senetteki her imza diğerlerinden bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke gereğince de geçerli imzaların sahipleri başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu nedenle de kendi imzasını inkâr etmeyen davacı keşideci lehtarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Eş söyleyişle; lehtar imzasının sahte olması hâli, keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öte yandan; Senedi şeklen düzgün silsileye dayalı olarak ele geçiren hamilin son cirodan önceki cirolardaki imzaların sahte olduğunu bilmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da kendisine yüklenemez. Senet borçlusu ile senet alacaklısı arasındaki kişisel itiraz ve savunmalar senedi şeklen düzgün ciro silsilesi yolu ile ele geçirmiş olan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülemez. O hâlde, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince imzası inkâr edilmeyip tartışma konusu yapılmayan davacı (keşideci) ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması yerinde görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının lehtar tarafından açılan iptal davasından yapılan ilanlarla ve çekin ibrazı ile haberdar olduğu, buna rağmen elinde bulunan çeki mahkemeye ibraz edip istirdat davası açmaya olanak sağlamadığı, çek iptal kararının iptali yoluna da başvurmadığı, alınmış olan bu iptal kararından sonra senedin teşhis fonksiyonunun kaybolduğu, davalının yetkili hamil olmadığı, imzalar arasında muntazam teselsül bulunmadığını bilerek ödeme yapan keşidecinin lehtara karşı olan sorumluluğundan kurtulamayacağı ve yetkili olmayan hamile ödeme yapan keşidecinin lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalabileceğinden davacı keşidecinin de davalıya (hamile) ödeme yapmama hakkına sahip olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulmak gerekirken; önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.03.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Dava, çeke dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit davasıdır. Davacılardan..... Enerji Madencilik A.Ş. çekin lehdarı, ... keşidecisidir. Davalı çekin en son hamili olup, davacılar aleyhine icra takibi yapmıştır. Dava konusu çek davalı tarafından 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edilmiş, bankaca Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereği işlem yapılamadığı şerh edilerek çek davalı hamile geri verilmiştir. Mahkemece yukarıda özette yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş Özel Dairece davacılardan lehdar ilk cirantanın imzası sahte olduğundan çekten sorumlu olmasa da TTK’nun 589. maddesindeki imzaların istiklâli prensibi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un sorumlu tutulmamasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle hüküm oyçokluğuyla bozulmuş, yerel mahkemece davanın kabulü kararında direnilmiştir. Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dava konusu çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un, lehdar cirosundaki ilk imzanın sahteliği ve alınan zayi nedeniyle iptal kararına rağmen son hamil davalıya çekten dolayı borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı uygulanacak olan 6762 sayılı TTK’nın 702. maddesine göre, cirosu kâbil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Hamilin, kendisine ciro edenden çeki alırken, önceki ciroların birbirine bağlı olduğunu görmesi yeterli olup, bir de bu ciro imzalarının sahte olup olmadığını tetkik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Çekte imzası bulunan cirantalar da tıpkı keşideci gibi son yetkili hamile karşı sorumludurlar. TTK 589. maddesinde imzaların istiklâli prensibi düzenlenmiştir. Çekteki ciro imzasının sahteliği herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak defidir. Davacı lehdarın imzasının sahteliği dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olup, son hamil davalıya karşı bunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak, lehdarın imzasının sahte olması, kambiyo senetlerinde imzaların istiklâli prensibi gereğince keşidecinin senetten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak somut davada, lehdar, davacı..... Enerji A.Ş. Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde 9.10.2006 tarihinde zayi nedeniyle iptal davası açmış ve 2006/512 esas 2017/144 karar sayılı kararla, 10.4.2007 tarihinde dava konusu çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Lehdarın aldığı zayi iptal kararının hamile etkisi irdelenmesi gerekir. Davalı, lehdardan sonraki müteselsil üç ciro imzasından sonra çeke hamil olmuş ve bankaya ibraz ettiği 15.12.2006 tarihinde bankanın mahkemenin ödeme yasağı nedeniyle ödememe şerhi üzerine bu çekle ilgili iptal davası olduğunu öğrenmiştir. Ancak çeki zayi iptal davasına bakan mahkemeye ibraz ederek çekin hamili olduğunu ileri sürmemiştir. İbraz etseydi, iptal davasının davacısı olan lehdara çeki ibraz edene karşı istirdat davası açması için mehil verilecek ve sonucuna göre karar verilecekti. Çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiş, kesinleşmiştir. İptal kararı üzerine hak sahibi, hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet ihdasını talep edebilir. (TTK m. 652) Böylece senet ile kağıt arasındaki bağ çözülmüş olur. Çözülme ile zayi olan senet artık hakkın talep edilmesinde kullanılamaz, artık “kağıt” poliçe olarak hakların taşıyıcısı olmak vasfını yitirmiştir, senet iyiniyetli müktesibin elinde bulunsa da durum değişmez, karar, iptali talep eden yönünden asıl borçluya karşı, sadece, şeklen teşhis ettiricidir, senetle meşru hamilin tanınması (belirlenmesi) işlevini yok eder. (Prof Dr. Reha Poroy-Prof Dr. Ünal Tekinalp- Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 2018 – sayfa 122, 123.) iyiniyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. İptal kararı verildikten sonra, fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa, borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket senet bedelini tevdi etmektir. ( Prof. Dr. Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuku -1997. Sayfa 283). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 5.11.2001 tarih 5674 e. -8724 k. sayılı ilamında, zayi nedeniyle iptal kararının maddi anlamda kesin hüküm sonuçları doğurmadığı, keşideciyi ve hamil senet zilyedini bağlamayacağı ancak iptal kararı ticari senedin teşhis fonksiyonunu ortadan kaldıracağından artık senet zilyedinin keşideciye müracat ederek senet bedelinin kendisine ödenmesini istemesi mümkün olmadığı gibi, keşidecinin iptal kararıyla senedi ödemekden kaçınması gerektiği, ne var ki senedin zilyedinin meşru hamil olduğunu iddia ederek, iptal kararının iptali istemi ile dava açıp, zayi nedeniyle verilen iptal kararını ortadan kaldırtıp senede dayalı haklarına kavuşması, senede dayanarak ödeme talebinde bulunması mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu ilke HGK’nun 5.6.2002 tarihli 19-443 E. -474 K. sayılı kararında da yer almıştır. (Poroy-Tekinalp sayfa 123) Somut olayda, senedin zilyedi olan davalı hamil, iptal davasında verilen ödeme yasağı kararı nedeniyle bankaya ibrazında çek karşılığını alamamış, iptal davasından haberdar olduğu halde çeki mahkemeye ibraz ederek istirdat davası açılmasını sağlamadığı gibi, iptal kararından sonra da yerleşmiş Yargıtay kararlarıyla uygulanır olan zayi iptal kararının iptali davası da açarak iptal kararını iptal ettirmemiş olmakla, aksi sonuca varıldığında, iptal kararı ile kendisine gelen lehdara da çekin zilyedi son hamile de ödeme durumunda kalacak olan keşideci tek çek bedelini iki kez ödemiş olacağından, keşidecinin menfi tespit davasının kabulü gerekirken, Özel Dairece iptal kararının neticeleri tartışılmaksızın kararın bozulmasının doğru olmadığı, keşideci bakımından da davanın kabulü kararının bu gerekçelerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.

Diğer kararlar (3)

Hukuk Genel Kurulu, 2013/2238 E., 2015/1062 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998 sh. 363). Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca;
Hukuk Genel Kurulu         2013/2238 E.  ,  2015/1062 K. * BONOYA DAYALI MENFİ TESPİT * HAYATIN OLAĞAN AKIŞI * KÖTÜ NİYETLE İKTİSAP * YÜKSEK BEDELLİ İKTİSAP EDİLEN SENET * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 690 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 589 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 622 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 599 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 737 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 595 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.07.2011 gün ve 2008/611 E., 2011/371 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan E.. G.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.05.2012 gün ve 2011/14950 E., 2012/7342 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan M.. M..'e olan borcuna karşılık vade kısmı boş 03.06.2006 tanzim tarihli, 250.000 USD bedelli bono verdiğini, davalıya olan borcunu dava dışı N. M. vasıtasıyla ödediği halde dava dışı N. M.'nun sahte imza ile senedi davalı M.. M.. adına ciro ettiğini, senedin arkasında diğer davalılar A.. Ö.. ve M.. Y..'ın ciranta olarak gözüktüğünü, son hamil durumundaki davalı E.. G..'in bu senede dayalı olarak müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, adı geçenin yetkili hamil sayılamayacağını ileri sürerek senetten dolayı davalılara borçlu olunmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, % 40 tazminatın davalı E.. G..'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı M.. M.., davacının dava konusu bonoya bağlanmış borcunu dava dışı N. M. aracılığıyla ödediğini, kendisinin de senedi bu kişiye verdiğini, ancak sahte imza ile senedin ciro edildiğini belirterek, hakkında açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davalı E.. G.. vekili, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi hamil olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği def'ileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece, davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..'in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötü niyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği, davalı E.. G..'in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..'a elden verdiği 250.000 USD borç paraya karşılık ciro ile devraldığını, ancak adı geçen cirantanın açık adresini bilmediğini belirttiği, bir kimsenin bu miktardaki parayı açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, senedin lehtarı M.. M..'in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tespit edilmiş olduğu, davalılar Ahmet ve Mustafa'nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..'in senedi kötü niyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan E.. G.. vekilince temyiz edilmiştir. TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesi uyarınca; “poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” İmzaların bağımsızlığı(istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz. Ancak, ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “İmzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre, senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, TTK.nun 589. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Bu açıklamalar için bkz, Prof.Dr. Reha Poray/Prof. Dr. Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, Sayfa 141-142; Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası, Ankara 1997, Sayfa 414 vd; Prof. Dr. Hüseyin Ülgen /Doç. Dr. Mehmet Helvacı /Doç. Dr. Abuzer Kendigelen/Doç. Dr. Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, Sayfa 126 vd; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, Sayfa 122 vd;Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu İkinci Cilt-Kıymetli Evrak ve Taşıma Ankara 1988 sh. 174 vd- sh.286-Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Prof.Dr. Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, sh.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı Ankara 1990 sh.1611 vd.). TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 598/1.maddesi uyarınca; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.” Zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz, Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, sh.295; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı, Ankara 1990, sh. 1646-1647; Murat Alışkan, Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 sh. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998 sh. 363). Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimse borcundan kurtulmuş olur. Ödeyen kimse, cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de, cirantaların imzalarının sıhhatini araştırmaya mecbur değildir.” Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dava konusu bonoda davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, senedin lehtarı durumundaki M.. M.. imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Senet metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar M.. M..'in yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, lehtardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mefhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde bu kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Hamilin ciro yoluyla senedi devraldıktan sonra cirantasını takip etme gibi yasal bir zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK’da yer alan ve kambiyo hukukuna ilişkin ilkeleri belirleyen kuralların kişiden kişiye değişebilen “hayatın olağan akışı” şeklindeki subjektif bir takım değerlendirmelerle ortadan kaldırılması doğru görülemez. Kambiyo senetlerinde imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi ile ilgili olarak Dairemiz uygulaması istikrar kazanmıştır (Yargıtay 19.HD.’nin 17.02.2011 tarih, 2010/7937 E, 2011/2072 K; 31.03.2011 tarih 2010/8614 E, 2011/4185 K; 18.04.2011 tarih 2011/3624 E, 2011/5149 K; 13.05.2010 tarih 2009/7134 E, 2010/6030 K; 14.10.2010 tarih, 2010/4431 E, 2010/11296 K; 21.03.2012 tarih 2011/13865 E, 2012/4619 K. sayılı kararları). Her ne kadar, davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ibraname sunmuş ve davalı M.. M.. ödeme iddiasını ve davayı kabul etmişse de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde, keşideci ile lehdar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (TTK.madde 599). Somut olayda, hamil E.. G..’in senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi bu davalıya karşı ileri süremez. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalılardan E.. G.. vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, “…davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..’in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötüniyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği, davalı E.. G..’in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..’a elden verdiği 250.000 USD (Amerikan Doları) borç paraya karşılık ciro ile devraldığı, ancak adı geçen cirantanın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sadece dava dışı N.M..’nun bildiği taşınmaza haciz koydurulduğu, senedin lehtarı M.. M..’in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tesbit edilmiş olduğu, davalılar A.. ve M..’nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..’in senedi kötüniyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı…” gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalılardan E.. G.. vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki gerekçelerine ilave olarak, “bozma ilamında belirtilen kambiyo ilkelerinin doğru olduğu ve bunların mahkemenin de kabulünde olduğu ancak senedin kötüniyetle iktisabının haksız fiil niteliğinde olduğu, bu nedenle tanık dahil her türlü delille ispatlanabileceği, hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırı olmadığı, bunu engelleyen yasal bir düzenlemenin de bulunmadığı, kötüniyetle iktisabın fiili bir durum olduğu, hukuk sistemimizde hayatın olağan akışının fiili karine olarak kabul gören bir ispat vasıtası olduğu, fiili karine denen yaşam deneyi kurallarının tarafların olay iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında, hakimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam deneylerinin ortaya koyduğu değer hükümleri olduğu (Bilge Umar/Ejder Yılmaz:İspat Yükü, 2. Bası, İstanbul 1980, s.165 vd.174 ve 60 vd.), hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşeceği (Prof.Dr. Baki Kuru:Hukuku Muhakemeleri Usulü, C.II, İstanbul 2001, s.2011), somut olayda da ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı savunmada bulunan davalıya düştüğü…” kabul edilerek, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalılardan hamil E.. G.. vekili temyize getirmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, Ankara 29. İcra Müdürlüğü’nün 2008/13161 Esas sayılı dosyasında; alacaklı E.. G.. vekili tarafından 05.11.2008 tarihinde borçlular (1-M.. A.., 2-M.. M.., 3-A.. Ö.., 4-M.. Y..) hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde; 392.750,00 TL asıl alacağın (250.000 USD karşılığı) faiziyle tahsili istenilmiştir. Borcun sebebi olarak “250.000 USD 15.07.2008 vadeli bono” gösterilmiştir. Takibe ve eldeki davaya konu yapılan bononun keşidecisi davacı M.U..A.., lehtarı davalı M.. M.., senedin sırasıyla ilk cirantası lehtar, ondan sonraki cirantaları sırasıyla davalılar A.. Ö.. ve M.. Y.. ile senedin hamili davalı E.. G..’dir. Davalı lehtar M.. M..’in imzasını taşıyan 07.11.2008 tarihli ibraname içeriğinden, takibe konu yapılan bonodaki ilk ciro (lehtar) imzasının kendisine ait olmadığını, keşideciden olan alacağının tamamını aldığını ifade ederek, keşideci-borçlu davacıyı ibra ettiği anlaşılmaktadır. Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.06.2008 tarih ve E:2008/1210, K:2009/833 sayılı dosyasında bonodaki lehtar M.. M.. imzasının sahte olduğu ve bu nedenle imzaya itirazın kabulü ile M.. M.. yönünden takibin iptaline karar verilmiştir. Davacı tanıkları beyanlarında özetle; davacının senet borcunu dava dışı N.M.. aracılığıyla ödediği, aralarında daha sonra ihtilaf çıkması nedeniyle davaya konu yapılan bononun takibe konulduğunu ifade etmişlerdir. Davalı hamil E.. G.. dosyadaki beyanlarında özetle; bonoyu komisyonculuk yapan M.. Y.. isimli kişiden borca karşılık aldığını, bu kişinin açık kimlik ve adresini bilmediğini, bu kişiyi sürekli işyerine gelmesi nedeniyle tanıdığını, büyük ihtimalle bu kişinin Karadenizli olduğunu, toptancı halinde balıkçılık yaptığını, M.. Y.. dışındaki cirantaları ve keşideciyi tanımadığını beyan ve ifade etmiştir. Gerek maddi olgu, gerekse bozma ilamında kambiyo senetlerine özgü belirtilen ilkeler bakımından hem yerel mahkeme hem de Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulundaki görüşmelerde de bozma ilamında belirtilen; imzaların istiklali 6762 sayılı TTK. m.589; meşru hamil m.598/1; ödeme-borçtan kurtulma m.622/2; iyiniyetli hamile karşı şahsi defiler ileri sürülemez, meğer ki kötüniyetle iktisabı kanıtlanmış olsun m.599 ilkeler, kambiyo hukukunun temelini oluşturması nedeniyle ilke düzeyinde oybirliğiyle benimsenmiştir. Şu halde, uyuşmazlık; eldeki davada, hamil E.. G..’in (davalı-takip alacaklısının) senedi iktisap ederken bile bile keşidecinin (davacı-takip borçlusu) zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğunun kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır: Karine, sözlük anlamı bakımından karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına ve çözümlenmesine yarayan durum, ipucu, belirtidir. En genel anlamıyla karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkarımıdır. Dolayısıyla karine, bilinen bir olaydan, bilinmeyen diğer bir olayın veya hukuki durumun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasına olanak vermektedir. Genel olarak karineleri, fiili ve kanuni olmak üzere, iki grupta toplanmaktadır. Bu bağlamda, fiili karineler, bir hukuk kuralı ile bağlı olmaksızın, hakimin insanlar ve yaşam konusunda ortaya çıkan tecrübe kurallarından yararlanarak belli olmayan olaylar hakkında sonuç çıkarmasına yaramaktadır. Bu yönüyle, fiili karineler, hakimin kanaat edinmesine yardımcı olmaktadır. Görüldüğü üzere, fiili karinelerin temelinde tecrübe kuralları (yaşam deneyi kuralları) yatmaktadır. (Bilge Umar-Ejder Yılmaz:İsbat Yükü, Büyükçekmece 1980, Sahife:165 vd.; Ahmet, Başözen:Medeni Usul Hukukunda İlk Görünüş İspatı, Ankara 2010, Sahife:63 vd.; Gökçen, Topuz:Medeni Usul Hukukunda Karinelerle İspat, Ankara 2012, Sahife:50, 56, 121 vd.; Ayrıca bakınız.Yavuz, Alongoya:Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ve “Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, Sahife:528, dipnot 32; Baki, Kuru:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, Ankara 2001, Sahife:2006 vd.). Nitekim, Yargıtay da kararlarında tecrübe (yaşam deneyi) kurallarına dayanmakta ve bu konuda genellikle “hayatın olağan akışı” kavramını kullanmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 21.04.982 gün ve E:4/1528, K:412; 17.12.2003 gün ve E:2003/13-787, K:2003/774; 6.6.2007 gün ve E:2007/2-331, K:2007/332; 08.12.2010 gün ve E:2010/19-590, K:2010/640; 12.09.2012 gün ve E:2012/8-365, K:2012/561; 28.03.2014 gün ve E:2013/21-2219, K:2014/411 sayılı kararları). Delillerin gösterilmesi ve bunun hakim tarafından ispat vasıtası olarak kabulünden sonraki aşamada delillerin değerlendirilmesi gündeme gelmektedir. Kural olarak (kanunda gösterilen istisnalar dışında), hakim delilleri serbestçe değerlendirecektir. Bu kapsamda, delillerin takdiri, hakimin vicdani kanaatinin esas olduğu bir aşamayı ifade etmektedir (Haluk, Konuralp:Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 1999, Sahife:46 vd.). Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (eTTK. 690, 730). eTTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 599. maddesi; “Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Alacağın temliki yoliyle yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.” Hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, poliçede şahsi defiyi düzenleyen yukarıdaki madde metninde kural olarak, şahsi defilerin, iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceği belirtilmiş; bu kuralın tek istisnası ise, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması yani kötüniyetle senedi iktisap etmesi gösterilmiştir. Madde hükmüyle, kanun koyucu kambiyo senetlerine özgü katı kurallar karşısında, bir kapı aralayarak, kötüniyetin ispatına olanak tanımış ve bu konuda bir sınır da koymamıştır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; takibe ve eldeki davaya konu bononun lehtar M.. M..’in aşamalardaki ikrarı ve davayı kabul beyanından da anlaşılacağı üzere, davacı keşideci tarafından yapılan ödeme ile bedelsiz olduğu sabittir. Bononun bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin kural olarak, davalı lehtara karşı ileri sürebilir ise de, hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürülebilmesi için kötüniyetle iktisabının ispatı gerekir. Dosya kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; senet lehtarının ilk cirosunun sahte oluşu, ondan sonraki Ahmet ve Mustafa adındaki davalı cirantaların bilinememesi, bedelsiz olduğu sabit olan bononun, davalı hamil tarafından açık kimlik ve adresini bilmediği M.. Y.. adındaki kişiden miktarı oldukça yüksek borç para karşılığında devraldığını beyan etmesi, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarında adı geçen dava dışı N.Mutlu’nun bildiği Muğla ili Milas ilçesindeki davacı taşınmazlarına takibin kesinleşmesini müteakip hemen haciz konulması karşısında, davalı hamil E.. G..’in bonoyu davalı ciranta M.. Y..’dan iktisabederken, iyiniyetli olduğunu ileri sürmesi hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir. Zira, lehtarın ilk cirosunun sahte olduğunu hamilin bilmesi gerekmez ise de, bonoyu devraldığı kendi cirantası M.. Y..’ın kim olduğunu bilmediğini ileri sürerek, senedi iyiniyetle devraldığını ileri süremez. Dolayısıyla, davalı hamil E.. G..’in bonoyu kötüniyetle iktisabettiğinin kabulü gerekir. Şu halde, bononun ödeme nedeniyle bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin, senedi kötüniyetle devralan hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürerek, borçtan kurtulabilir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde azınlıkta kalan bir kısım üyelerce; ibranamede keşideci tarafından yapılan ödeme nedeniyle senet aslının lehtar tarafından keşideciye verildiği belirtilmesine karşın, keşideci tarafından senet aslının dava dışı N.Mutlu’ya verildiği belirtilerek çelişkinin ortaya çıktığını, ibranamedeki beyanın aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, dinlenen davacı tanıklarının dava dışı N.Mutlu hakkında beyanlarda bulunduğunu, doğrudan davalı hamil Erkan hakkında kötüniyetine ilişkin bir beyanlarının bulunmadığını, ayrıca tanıkların davacının yakınları (eşi, eşinin eczanesinde çalışan işçisi, eniştesi ve oğlu) olduğunu ve yeminsiz dinlenildiklerini, esasen ödeme yapan keşideci davacının senet aslını alıp imha etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bu nedenle kötü ödeyen keşidecinin bu davranışının sonuçlarına katlanması gerektiğini, kambiyo senetlerinde hayatın olağan akışı kavramına yer verilmemesi gerektiğini, dosyadaki delillerin davalı hamil Erkan’ın kötüniyetli olduğunu göstermeye elverişli olmadığını, hamilin senedi devraldıktan sonra kendi cirantasını takip etme ve durumunu araştırma yükümlü olmadığı gibi bu konudaki ağır ihmalinin de sonucu değiştirmeyeceğini, hayatın olağan akışı kavramının objektif olmayıp, subjektif bir olgu olduğunu ve bu nedenle kişiden kişiye değişebileceğini, böyle bir kavrama üstünlük tanınamayacağını, bu nedenlerle Özel Daire bozma ilamının yerinde olduğu ve direnme kararının bu yönde bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir. O halde, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına karşı, davalı hamil E.. G..’in bonoyu devralırken kötüniyetli olduğu ve bu nedenle eldeki menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup, onanması gerekir. SONUÇ: Davalı E.. G.. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (20.121,75 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 25.03.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, davacının keşideci, davalı (temyiz eden) E.. G..'in hamil olduğu 03.06.2006 tanzim tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Yerel mahkemenin “davanın kabulü”ne ilişkin kararı, davalı E.. G.. vekilinin temyizi üzerine Yüksek Dairece yapılan temyiz incelemesi sonucunda bozulmuş ve bozma kararında özetle; “TTK'nun 690. maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesinde hükme bağlanan “İmzaların bağımsızlığı (istiklali)” ilkesi, aynı yasanın 598/1. maddesinde düzenlenen “hak sahipliğini ispat vazifesi” başlıklı yetkili hamilin müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşılması ilkesi, 622. maddesinde hükme bağlanan “hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimsenin borcundan kurtulmuş olacağı” ilkesi, “şahsi def'ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için aynı Kanunun 599. maddesi uyarınca hamilin bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin borçlu tarafından kanıtlanması gerektiği” ilkesi ile ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut olay bakımından davalının bile bile borçlunun zararına hareket ettiği kanıtlanamadığından keşideci davacının lehdara ödeme yaptığına ilişkin kişisel def'inin iyiniyetli hamil durumundaki davalı E.. G..'e ileri sürülemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği” belirtilmiş, karar düzeltme talebi de reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmamış, direnme kararında özetle; “bozma kararında bahsedilen imzaların bağımsızlığı ilkesinin mahkemenin önceki kararında gözardı edilmediği, önceki kararın lehdar imzasının sahteliği vakıasına dayanılarak verilmediği, yine TTK'nun 622. maddesi hükmünün de önceki kararda gözardı edilmediği, mahkemenin, lehdardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mevhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin, cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde böyle bir kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de, hamilin hilesi ve ağır kusuru konusundaki iddiaların, tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği konusundaki ilkenin somut uyuşmazlık yönünden açıklanmasına ilişkin olduğu, bu konudaki kabulün yani hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırılığının bulunmadığı, kambiyo senedinin hile veya ağır kusurla iktisabının fiili bir durum olup bu konudaki iddiaların tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceğinin kabul edilmekte olduğu, hayatın olağan akışı da fiili bir karine olup bu fiili karinenin aksine savunmada bulunan davalının ispat yükünü üstüne aldığı, bu bakımdan senet hamili/takip alacaklısı E.. G..'in senedi nasıl iktisap ettiği yönündeki beyanının önem taşıdığı, adı geçen davalının 15.09.2009 havale tarihli dilekçesinde senedi, kendinden önceki ciranta M.. Y..'dan iktisap ettiğini, bu kişiye 250.000 USD elden borç para verdiğini, açık adresi ve kimlik bilgilerini bilmediğini belirttiği, bu durumun hayatın olağan akışına uygun düşmediği, dinlenen tanık anlatımları, senedin lehdar yerine sahte imza atılmak suretiyle tedavüle sokulduğunun imza incelemesi sonucu ortaya çıkmış bulunması, bu nedenle icra mahkemesinin lehdar yönünden takibi iptal etmesi, sadece Nurettin Mutlu isimli kişinin bildiği taşınmaza haciz koydurulmuş olması, aradaki cirantaların kimlik ve adreslerinin tespit edilememesi, bu şahısların muhtemelen mevhum şahıslar olmaları itibariyle davalı E.. G..'in senedi kötüniyetle iktisap ettiği sonuç ve kanaatine” varıldığı belirtilmiştir. Direnme kararındaki bu gerekçeler karşısında, yerel mahkeme ile Yüksek 19. Hukuk Dairesi arasında, “imzaların istiklali” “Görünürdeki ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davalı E.. G..'in yetkili hamil olduğu” konularında uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın, keşidecinin ödeme def'inin hamil – davalı E.. G..'e ileri sürülüp sürülemeyeceği, bu cümleden olarak adı geçen davalının senedi ciro yoluyla devralırken bile bile borçlunun zararına hareket edip etmediği noktasında toplandığı görülmektedir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle konuya ilişkin kıymetli evrak hükümlerine değinmek gerekmektedir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.'nun 690. maddesi yollamasıyla bononun mahiyetine aykırı düşmedikçe poliçelerin cirosuna ait aynı yasanın 593-602. maddeleri hükümleri bonolar hakkında da uygulanır. Hemen belirtilmelidir ki, bono kanunen emre yazılı senetlerdendir. 6762 sayılı TTK'nun 560/1. maddesi uyarınca ''Bütün hallerde ciro, poliçenin cirosu hakkındaki hükümlere göre yapılır.'' Poliçenin cirosu TTK'nun 593. vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nun 593/1. maddesinde ''Her poliçenin sarahaten, emre yazılı olmasa dahi, ciro ve teslim yoluyla devrolunabileceği hükme bağlanmış, 594. maddesinde ''cironun kayıtsız ve şartsız olması gerektiği'', 595. maddesinde ''cironun şekli'' düzenlenmiştir. TTK'nun 595/2. maddesine göre; ''lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından bile ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara beyaz ciro denilir. Bunun muteber olması için cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yapılması lazımdır.'' TTK'nun 596/1. maddesi uyarınca; ''ciro ve teslim neticesinde poliçeden doğan bütün haklar devredilmiş olur.'' TTK'nun 598. maddesine göre; ''Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.'' Def'iler başlıklı TTK'nun 599. maddesinde ise; ''poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse, keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.'' hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun emre yazılı senetlerle ilgili 737. maddesinde de ''Borçlunun Def'ileri'' kenar ba
11. Hukuk Dairesi, 2012/9915 E., 2014/1889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anonim şirketlerde Türk Ticaret Kanunu'nun 363. maddesinin birinci fıkrası uyarınca seçim yapılan durumlarda, anılan Kanun'un 359.
11. Hukuk Dairesi         2012/9915 E.  ,  2014/1889 K. * LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN ATANMASI VE AZLİ * OY HAKKININ SINIRLANDIRILMASI * ÖZDEN ORGAN İLKESİ * HUKUKİ YARAR * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 540 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 537 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 363 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 359 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 623 * TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (6103) Madde 3 * TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (6103) Madde 25 "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.03.2012 tarih ve 2009/79-2012/130 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.02.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, kardeş olan tarafların dava dışı limited şirketi kurduklarını, 02.12.1999 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 10 yıllığına ortakların müdür atandıklarını, 2001 krizi sonrası sorunlar çıktığını, %51 pay sahibi olan davalının müvekkillerini şirketten uzaklaştırmak için usulsüz ve muvazaalı işlemler yaptığını, TMK'nın ilgili hükümlerine aykırı şekilde eşine ortaklığı devir ettiğini, anılan devrin usulsüzlüğünün tespit ettirildiğini, bu kişiyle alınan kararların yok olduğunun tespiti davasının kabul ile sonuçlandığını, müvekkillerinin müdürlük sıfatlarının geri döndüğünü, sonrasında şirketin defter ve kayıtlarının ortadan kaldırıldığını, denetleme hakkından mahrum bırakıldıklarını, bilgi istenmesine rağmen şirketle ilgili bilgilendirmeyi yapmadığını, şirketin mali tablolarının gerçeğe aykırı düzenlendiğini, belgelerde tahrifat olduğunun ortaya çıktığını, yeni işleri kendisinin akrabaları ve yakınları üzerine kurdurduğu şirketler üzerinden yaptığını, haklı nedenlerin ortaya çıktığını ileri sürerek, davalının müdürlükten azline, şirketi temsil ve idare yetkisinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacıların şirketi 2004 yılına kadar kötü ve usule aykırı şekilde yöneterek borca batık hale getirdiklerini, aynı vakıalara dayalı olarak açtıkları kayyım tayini istemli davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, kesin hüküm bulunduğunu, iddiaların dayanaklarının olmadığını, çelişkiler içerdiğini, husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiğini, bu davayı ilgilendiren hukuk ve ceza davalarının sonuçlanmasının beklenilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, taraflar arasında yıllardan beri devam eden hukuk ve ceza davalarıyla soruşturmalar bulunduğu, tarafların dava dışı şirketin ortakları olduğu, davalının müdürlük sıfatının devam ettiğinin dosya kapsamıyla sabit bulunduğu, davalının katılımı ile alınan ve davacıların müdürlükten azlini içeren şirketin 79, 80 ve 84 numaralı kararlarının yok hükmünde olduklarının tespitine karar verildiği, davalının şirketin paralarını kendi hesabına geçirdiği, müdürlükten azli için haklı sebeplerin ortaya çıktığı, her ne kadar yok hükmünde olduğu belirlenen kararlarda davalının salt ortaklar kurulunu toplantıya çağırdığı, şirketin paralarını usulsüz şekilde de olsa şirketin menfaatine hesaplarına geçirdiği ve sonradan şirkete iade ettiği yönünde özel rapor sunmuş ise de şirketin hukuka aykırı idaresinin haklı gerekçe kabul edilemeyeceği, ayrıca yok hükmünde alınan kararların ortaya çıkması için sistemli şekilde çaba sarf ettiği, haklı nedenlerin bulunduğu, davacı Zülfikar'ın ceza dosyasında ortaklar kurulu kararında sahtecilik yaptığından bahisle mahkum olduğu, diğer davacı hakkında yağmacılık suçundan dolayı soruşturma bulunduğu, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/392 sayılı dosyasında davalının yöneticiliği döneminde başarı gösterdiğinin ortaya çıktığı, azli yerine idare ve temsil yetkisinin sınırlandırılmasının daha uygun çözüm olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının şirketi idare ve temsil yetkisinin kayyım olarak atanan D... Ö..., H... U... ve F... G...'ye üç ayda bir rapor vermesi ve 10.000.00 TL'nin üzerinde yapacağı işlemleri kayyım heyetinin onayına sunması suretiyle sınırlandırılmasına, atanan kayyımlara aylık 4.000'er TL ücret takdirine karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dava, tarafların ortağı bulunan dava dışı limited şirketin müdürü olan davalının haklı nedene dayalı olarak müdürlük görevinden azli istemine ilişkindir. Tarafların dava dışı Ş... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti'nin ortakları olduğu, anılan şirketin başka ortağının bulunmadığı, 02.12.1999 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 10 yıl süre ile tarafların münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atandıkları, daha sonra davalının bir kısım paylarını eşine devrettiği, davacıların müdürlükten azli dahil bir takım kararların alındığı, bu kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verildiği, yine taraflar arasında ceza ve hukuk davalarının görüldüğü, temyize konu işbu davanın 10.02.2009 tarihinde açıldığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. 28.12.1989 tarihinde tescil edilerek tüzel kişilik kazanan tarafların ortağı bulunduğu limited şirketin ana sözleşmesinin 17. maddesinde her ortağın oy hakkının sermayesine göre hesap edileceği, her 1.000 TL'nin bir oy hakkı vereceği, ancak bir ortağın bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamayacağının hüküm altına alındığı, dava açıldıktan sonra 21.02.2009 tarihinde alınan ortaklar kurulu kararı ile davalının müdürlük süresinin 15 yıla çıkarıldığı, bu karara davacıların muhalefet ettiği, kararın %51 pay sahibi davalı oyu ile alındığı hususları da dosya kapsamıyla sabittir. Somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle davalının müdür sıfatının irdelenmesi gerekmektedir. Mahkemece, dava tarihinden önce geçerliliğini koruyan 02.12.1999 tarihli karar ile hem davacıların hem de davalının 10 yıl süreyle müdür olarak atandığı, dava açıldıktan sonra davacıların müdürlükten azline ve davalının 15 yıl süreyle müdür atanmasına karar verildiği, bu karar hükümsüz sayılsa bile davalının müdürlük sıfatının 1999 yılı ataması nedeniyle devam edeceği, yerine atama yapılmadığı, bu yönüyle bir itirazın olmadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere, dava tarihi itibariyle geçerliliğini koruyan 02.12.1999 tarihli karar ile taraflar 10 yıl süre ile münferiden müdür olarak atanmışlardır. Ortaklar kurulu kararında belirtilen süre, dava tarihi itibariyle dolmamış, aşamalarda sona ermiştir. Dava açıldıktan sonra salt davalının oyu ile alınan karar ile davalının müdürlük görevi 15 yıla çıkarılmıştır. Ancak, davalı ana sözleşmesinin 17. maddesinde oy hakkının sınırlandırılması kapsamında bir ortağın ancak bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamayacağı yönünde hüküm mevcut olup, bu düzenleme, dava dışı şirketin tüzel kişilik kazandığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı mülga TTK'nın 537. maddesi ve hatta sonradan 559 sayılı KHK ile değişik hali karşısında geçerli ve ortakları bağlayıcı niteliktedir. Esasen, belirtilen ana sözleşme hükmü, kanun koyucunun ortaklara verdiği oy hakkının sınırlandırılması yönündeki yetkinin kullanılmasına ilişkindir. Bu durum karşısında, dava açıldıktan sonra %51 pay sahibi olan davalının ana sözleşme hükmü uyarınca getirilen sınırlama itibariyle %33,3 oy oranıyla aldığı bu kararın, karar nisabı itibariyle geçersiz olduğu açıktır. O halde, davalının müdürlük sıfatı itibariyle 10 yıllık sürenin dava tarihi itibariyle sona erdiği, geçerli bir karar alınmadığı ve mülga 6762 sayılı Kanun'un 540. maddesi uyarınca tarafların özden organ olarak müdürlük sıfatının devam ettiğinin kabulü gerekmektedir. Karardan sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK, limited şirketin temsil ve ilzama yetkili organı olan müdürler düzenlemesinde mülga 6762 sayılı TTK'nın sisteminden farklı şekilde 'özden organ' ilkesinden vazgeçmiş, başka bir ifadeyle yönetim ve temsilin ortaklar için hem hak hem de borç olması kuralından ayrılmış, 623 ve devamı maddelerinde limited şirket müdürünün ancak ana sözleşmeyle veya şirket genel kurul kararıyla atanmasını zorunlu hale getirmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır Öte yandan, aynı yürürlük Kanun'un 25/1. maddesi hükmü uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623. maddesi hükmünün gereği yerine getirilir. Anonim şirketlerde Türk Ticaret Kanunu'nun 363. maddesinin birinci fıkrası uyarınca seçim yapılan durumlarda, anılan Kanun'un 359. maddesindeki şartları taşıyan yönetim kurulu üyelerinin seçilmeleri şarttır. Görevdeki yönetim kurulunun görevinin sona ermesinden sonra seçilecek üyelerin, anılan 359'uncu maddedeki şartları taşımaları zorunludur. Ayrıca, bir davanın açılabilmesinin temel koşullarından biri hukuki yararın varlığıdır. Hukuki yararın varlığı karar kesinleşinceye kadar devam etmek durumundadır. Somut uyuşmazlıkta yargılama sırasında davacılardan Z.. Ş..'nun haklı nedenle ortaklıktan çıkarılması için aleyhine dava açıldığı anlaşılmaktadır. Açılan davanın sonucu, özellikle anılan davacının aktif dava ehliyeti ile hukuki yararı bakımından işbu dava sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Bu durum karşısında, temyiz incelemesi öncesinde 6102 Türk Ticaret Kanunu ile 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un yürürlüğe girdiği ve kararın henüz kesinleşmediği dikkate alınıp, yukarıda yapılan açıklamalar ile yasal hükümler çerçevesinde değerlendirme yapılması, özellikle 6103 sayılı Kanun'un 3 ve 25. maddeleri ile 6102 sayılı Kanun'un 623. maddesi çerçevesinde işbu müdür azli davasının konusunun kalıp kalmadığının incelenmesi ve davacı Z.. Ş.. hakkındaki açılan ortaklıktan çıkarma davasının işbu davaya etkisinin tartışılması için kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 04.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2011/14950 E., 2012/7342 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt ... 1988, sh. 807; Erol Ertekin/ İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: ... 1998 sh. 363) Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca;
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2011/14950 E.  ,  2012/7342 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan ...'e olan borcuna karşılık vade kısmı boş 03.06.2006 tanzim tarihli, 250.000 USD bedelli bono verdiğini, davalıya olan borcunu dava dışı .... vasıtasıyla ödediği halde dava dışı ...'nun sahte imza ile senedi davalı ... adına ciro ettiğini, senedin arkasında diğer davalılar ... ve ...'ın ciranta olarak gözüktüğünü, son hamil durumundaki davalı ...'in bu senede dayalı olarak müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, adı geçenin yetkili hamil sayılamayacağını ileri sürerek senetten dolayı davalılara borçlu olunmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, % 40 tazminatın davalı ...'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..., davacının dava konusu bonoya bağlanmış borcunu dava dışı Nurettin Mutlu aracılığıyla ödediğini, kendisinin de senedi bu kişiye verdiğini, ancak sahte imza ile senedin ciro edildiğini belirterek, hakkında açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi hamil olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği def'ileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece,davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı ...'in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötü niyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği, davalı ...'in senedi kendisinden önceki ciranta davalı ...'a elden verdiği 250.000 USD borç paraya karşılık ciro ile devraldığını, ancak adı geçen cirantanın açık adresini bilmediğini belirttiği, bir kimsenin bu miktardaki parayı açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, senedin lehtarı ...'in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tespit edilmiş olduğu, davalılar ... ve Mustafa'nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil ...'in senedi kötü niyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı ...'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan ... vekilince temyiz edilmiştir. TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesi uyarınca; “poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” İmzaların bağımsızlığı(istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz. Ancak, ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “İmzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre, senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, TTK.nun 589. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Bu açıklamalar için bkz, ... Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, Sayfa 141-142; Prof. Dr. ... , Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası, ... 1997, Sayfa 414 vd; Prof. Dr....; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, Sayfa 126 vd; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, ... 1999, Sayfa 122 vd;Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu İkinci Cilt-Kıymetli Evrak ve Taşıma ... 1988 sh. 174 vd- sh.286-Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Prof.Dr. Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, sh.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı ... 1990 sh.1611 vd.) TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 598/1.maddesi uyarınca; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.” Zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz, Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, sh.295; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı, ... 1990, sh. 1646-1647; Murat Alışkan, Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 sh. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt ... 1988, sh. 807; Erol Ertekin/ İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: ... 1998 sh. 363) Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimse borcundan kurtulmuş olur. Ödeyen kimse, cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de, cirantaların imzalarının sıhhatini araştırmaya mecbur değildir.” Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dava konusu bonoda davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, senedin lehtarı durumundaki ... imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Senet metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar ...'in yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun ... İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, lehtardan sonra ciro silsilesinde yer alan ... ve ...'ın mefhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin cirantası olan ...'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde bu kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Hamilin ciro yoluyla senedi devraldıktan sonra cirantasını takip etme gibi yasal bir zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK’da yer alan ve kambiyo hukukuna ilişkin ilkeleri belirleyen kuralların kişiden kişiye değişebilen “hayatın olağan akışı” şeklindeki subjektif bir takım değerlendirmelerle ortadan kaldırılması doğru görülemez. Kambiyo senetlerinde imzaların istiklali(bağımsızlığı) ilkesi ile ilgili olarak Dairemiz uygulaması istikrar kazanmıştır (Yargıtay 19.HD.’nin 17.02.2011 tarih, 2010/7937 E, 2011/2072 K; 31.03.2011 tarih 2010/8614 E, 2011/4185 K; 18.04.2011 tarih 2011/3624 E, 2011/5149 K; 13.05.2010 tarih 2009/7134 E, 2010/6030 K; 14.10.2010 tarih, 2010/4431 E, 2010/11296 K; 21.03.2012 tarih 2011/13865 E, 2012/4619 K. sayılı kararları). Her ne kadar, davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ibraname sunmuş ve davalı ... ödeme iddiasını ve davayı kabul etmişse de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde, keşideci ile lehdar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (TTK.madde 599). Somut olayda, hamil ...’in senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi bu davalıya karşı ileri süremez. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz eden davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.05.2012 gününde gerekçede oyçokluğu, sonuçta oybirliğiyle karar verildi. -KARŞI OY YAZISI- Dava konusu bononun keşidecisi davacı, lehtarı ... olup, ...’den sonra gelen ...’nın cirolarıyla son hamil ...’e geçtiği ve ... tarafından da icra takibine girişildiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Davacı keşideci, dava konusu bonodaki lehtar ... adına atılı imzanın adı geçene ait olmadığını, davalı ... ’in yetkili hamil sayılamayacağını,senetten doğan borcu lehtar ...’e dava dışı ...aracılığıyla ödediğini ve bu senetten dolayı borçlu olmadığını ileri sürerek işbu menfi tespit davasını açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, senet arkasındaki birinci ciro imzasının lehtar ...’e ait olmadığı saptanmıştır. TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla uygulanması gerekli aynı yasanın 622/ son maddesine göre bono bedelini ödeyecek kimse cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecburdur. Bu incelemede hile veya ağır bir kusurun bulunmaması halinde ödeme yapmakla borcundan kurtulur. Oysa somut olayda keşideci, cirolar arasında muntazam teselsül bulunmadığını, lehtarın ciro imzasının o kişiye ait olmadığını bildiğinden bu durumda bono bedelini hamil olan davacıya ödemekle lehtara olan sorumluluğundan kurtulamaz. Davacının lehtara karşı sorumluluğu devam ettiğinden yetkisiz hamile ödeme yapması halinde lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalacağından TTK’nun 620/ son maddesi uyarınca yetkili olmayan hamile ödeme yapmama hakkına sahiptir (Yargıtay 19.HD,19.12.1995, 9111/11487; 19 HD 11.11.2010, 265/12930). Bu durumda somut olayda davalı ... yetkili hamil olarak kabul edilemez. İİK’nun 72/5.maddesi uyarınca kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılması” gerekir. Somut olayda senet hamili ... takibinde haksız ise de kötüniyetle takip yaptığı kanıtlanamadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmesi isabetsizdir. Hükmün bu gerekçelerle bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

"Lale Yazılım Anonim Şirketi"nin 5 üyeden oluşan yönetim kurulunda, üye Murat istifa etmiştir. Kalan üyeler, boşalan bu yere bir sonraki genel kurula kadar görev yapmak üzere Sinan’ı atamışlardır. "Kooptasyon" (yönetim kurulunda boşalan üyeliğe atama) usulü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Yönetim kurulu üyeliği boşaldığında, yönetim kurulu yeni bir üyeyi seçip ilk genel kurulun onayına sunabilir.
B) Seçilen yeni üye, genel kurul tarafından onaylanana kadar eski üyenin tüm yetkilerine sahip olarak görev yapar.
C) Boşalan üyeliğe atama yapabilmek için, kalan yönetim kurulu üyelerinin oybirliği ile karar alması kanuni zorunluluktur.
D) Genel kurul, yönetim kurulu tarafından atanan Sinan’ın üyeliğini reddederse, Sinan’ın görevi o andan itibaren sona erer.
E) Yönetim kurulunun kooptasyon yoluyla üye atama yetkisi, şirket esas sözleşmesiyle tamamen kaldırılabilir.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol