6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 408

Türk Ticaret Kanunu 408. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 408- (1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır. (2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: a) Esas sözleşmenin değiştirilmesi. b) Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. c) (Değişik: 26/6/2012-6335/22 md.) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması. d) Finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması. e) Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi. f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı. (3) Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. C) Toplantılar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3646 E., 2024/7155 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
ve onun kontrolündeki şirketlere aktarıldığını, tüm bu işlemlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendine aykırı olup, ...'ın önemli miktarda mal varlığının genel kurul kararı olmaksızın gerçekleştirilen işlemle devrinin sağlandığını ileri sürerek;
11. Hukuk Dairesi         2023/3646 E.  ,  2024/7155 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2428 Esas, 2023/681 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/246 E., 2022/656 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.09.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacılar vekili Avukat ..., ..., ... ve davalılar ... ve ... Yapı A.Ş. vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin dava dışı ... ile birlikte davalı ......A.Ş.'nin ortakları olduklarını, davalı ...'a ait olan Fikirtepe Kentsel Dönüşüm alanında yer alan adalar üzerinde ... ... ile birlikte dava konusu Fikirtepe projesinin yürütüldüğünü, Fikirtepe Projesinin gerçekleştirileceği taşınmazların tevhit/ifraz işlemi öncesi davalı ... adına tapuda kayıtlı olduğunu, aynı zamanda Fikirtepe Projesi kapsamında kalan taşınmazların diğer malikleriyle de ... tarafından gayrımenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin yapıldığını, inşaat için gerekli tüm izinlerin ... tarafından alındığını, projenin ... ait olduğunu, ... ...'nın davacılardan mal kaçırmak için ... yönetim kurulu başkanı sıfatıyla yönetim yetkisini kötüye kullanıp genel kurulda karar almadan Fikirtepe projesinin uygulanacağı tapuları, diğer maliklerin imzaladığı sözleşmeleri topluca davalıların oluşturduğu ortaklığa devrettiğini, davalılardan ... AŞ'nin ortak ve yetkilisinin ... ...'nın oğlu ... ... olup bu durumun da muvazaayı gösterdiğini, taşınmazların 3.430.396,99 TL bedelle devrinin gerçekleştirildiğini, devir bedelinin ... ... ve onun kontrolündeki şirketlere aktarıldığını, tüm bu işlemlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendine aykırı olup, ...'ın önemli miktarda mal varlığının genel kurul kararı olmaksızın gerçekleştirilen işlemle devrinin sağlandığını ileri sürerek; öncelikle ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalı ... tarafından diğer davalılar ... - ...’ya devri yapılan Fikirtepe Projesi’nin ve bu proje kapsamında alınan izin ve ruhsatların devrinin, davalı ...’tan diğer davalı şirketlere yönelik yapılan tapuların devrine yönelik işlemlerin, Fikirtepe Projesi kapsamında bölgede bulunan taşınmazlara malik kişiler ile ... arasında yapılan sözleşmelerin davalılar ... - ...’ya devrine yönelik ... 8. Noterliğinin 29.05.2015 tarih 8376 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Ek Sözleşmesi ile bu mahiyetteki Mahkemece tespiti talep edilen diğer devir sözleşmelerinin batıl/geçersiz olduğunun tespitine, İstanbul ili ... İlçesi Merdivenköy Mahallesi 3424 ada nolu 4, 5, ve 6 sayılı parsellerde bulunan davalı ... tarafından diğer davalılar ... - ...’ya devri yapılan taşınmazların ve bu taşınmazlar üzerinde inşa edilen ve kat irtifakı tesis edilen binalarda bulunan bağımsız bölümlerde ve ticari alanlarda davalılar ... - ... adına kayıtlı tapuların iptali ile ... adına tesciline, Fikirtepe Projesi kapsamında ve/veya malikler ile imzalanan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri veya benzer mahiyetteki sözleşmeler uyarınca davalılar ... - ...’nın payına düşen bağımsız bölümlerin ve ticari alanlardaki payların tespiti ile bu bağımsız bölümlerin ve ticari alanlardaki payların tapularının iptali ile ... adına tesciline, Fikirtepe Projesi ile ilgili Çevre İl Müdürlüğü, ... Belediye Başkanlığı ve ilgili kurumlar nezdindeki tüm inşaat ve diğer izin ve ruhsatların ... adına tesciline ve vaki durumun eski haline getirilmesine; bu talebin kabul edilmemesi halinde İstanbul ili ... İlçesi Merdivenköy Mahallesi 3424 ada no’lu 4, 5, ve 6 sayılı parsellerde bulunan davalı ... tarafından diğer davalılar ... - ...’ya devri yapılan Fikirtepe Projesi’nin ve bu proje kapsamında alınan izin ve ruhsatların devrinin, davalı ...’tan diğer davalı şirketlere yönelik yapılan tapuların devrine yönelik işlemlerin, Fikirtepe Projesi kapsamında bölgede bulunan taşınmazlara malik kişiler ile ... arasında yapılan sözleşmelerin davalılar ... - ...’ya devrine yönelik ... 8. Noterliğinin 29.05.2015 tarih 8376 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Ek Sözleşmesi ile bu mahiyetteki mahkemece tespiti talep edilen diğer devir sözleşmelerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19 uncu maddesi uyarınca muvazaalı olduğunun tespitine ve İstanbul ili ... İlçesi Merdivenköy Mahallesi 3424 ada no’lu 4, 5, ve 6 sayılı parsellerde bulunan davalı ... tarafından diğer davalılar ... - ...’ya devri yapılan taşınmazların ve bu taşınmazlar üzerinde inşa edilen ve kat irtifakı tesis edilen binalarda bulunan bağımsız bölümlerde ve ticari alanlarda davalılar ... - ... adına kayıtlı tapuların iptali ile ... adına tesciline, Fikirtepe Projesi kapsamında ve/veya malikler ile imzalanan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri veya benzer mahiyetteki sözleşmeler uyarınca davalılar ... - ...’nın payına düşen bağımsız bölümlerin ve ticari alanlardaki payların tespiti ile bu bağımsız bölümlerin ve ticari alanlardaki payların tapularının iptali ile ... adına tesciline, Fikirtepe Projesi ile ilgili Çevre İl Müdürlüğü, ... Belediye Başkanlığı ve ilgili kurumlar nezdindeki tüm inşaat ve diğer izin ve ruhsatların ... adına tesciline ve vaki durumun eski haline getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... Yapı Turizm Enerji İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; öncelikle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacı gerçek kişilerin ABD vatandaşı olduğunu ve teminat yatırması gerektiğini, ayrıca davacıların 11.06.2010 tarihli mutabakat anlaşması uyarınca diğer davalı ...'a proje bazlı ve sınırlı olarak ortak olduklarını, davacıların dava konusu Fikirtepe Projesine destek vermediklerini, ... tarafından Fikirtepe Projesi kapsamında 2015 yılına kadar arsa sahipleriyle satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin akdedildiğini, yaşanan ekonomik zorluklar nedeniyle sözleşmelerin tamamlanamadığını, projenin devam ettirilemeyeceğinin anlaşılması imzalanan sözleşmelere aykırılık nedeniyle tazminat ödenmesinin gerekmesi nedeniyle şirketi zarara uğratmamak adına projeyi devir zorunluluğunun doğduğunu, inşaat ruhsatlarının ...-... Adi Ortaklığı adına düzenlendiğini, davalı ... adına kayıtlı devre konu olabilecek önemli miktarda mal varlığının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı ... İnşaat San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacıların aktif husumetinin bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacı gerçek kişilerin teminat yatırması gerektiğini, dava konusu iddiaların 6102 sayılı Kanun'un 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ... adına kayıtlı hiçbir taşınmazın müvekkiline yahut ... Yapı...A.Ş'ye devredilmediğini, bu yüzden tapu iptal ve tescil talebinde bulunulamayacağını, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup davalı ...'ın bu sözleşmedeki edimlerini yerine getirememiş olması nedeniyle tüm hak ve yükümlülüklerini ...-... Adi Ortaklığına devrettiğini, bu devre arsa sahiplerinin de muvafakatının bulunduğunu, ayrıca tüm ruhsat, izin ve inşaat faaliyetlerinin de adi ortaklık eli ile yürütüldüğünü, adi ortaklığın tüm edimlerini yerine getirerek proje kapsamında meydana getirilen birçok bağımsız bölümün üçüncü kişilere devrinin yapıldığını, ayrıca ... hakkında İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/276 E. sayılı dosyasında tasfiye davasının görüldüğünü, bu davanın tasfiye neticesinden etkilenecek olması nedeniyle tasfiye davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı ... İnşaat ve San. A.Ş. davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şirket ortağı olan davacıların aktif husumetinin bulunduğu, geçersizlik ve muvazaa iddiaları bakımından kanunda öngörülmüş bir zamanaşımının bulunmadığı, davalı ...'ın bir kısım arsa sahipleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığı, bu sözleşmelerin diğer davalılara devredildiği, geri kalan arsa sahipleriyle davalı ...-... adi ortaklığı tarafından sözleşme imzalandığı, ... tarafından imzalanan sözleşmelerin devri için arsa sahiplerinin muvafakatlerinin alındığı, devir karşılığı ... tarafından yapılan masrafların ve devir bedelinin fatura edilmek suretiyle ...'a ödendiği, ...'ın o günkü finansal yapısı itibariyle davaya konu projeyi tamamlama yeterliliğine sahip olmadığı, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin şirket açısından bir finansal değer taşımadığı, davalı ...'ın projeyi tamamlama imkanının bulunmadığı, yüklenilen tazminatlar nedeniyle finansal risk altında olduğu, devir ile bu risklerin sonlandırıldığı bilgilerine yer verildiği, anılan kanuni düzenleme uyarınca şirketin önemli mal varlığının yönetim kurulunca devri için genel kurul kararı gerekli olduğu, somut olayda ise ...'a ait mal varlığının ya da taşınmazların devrinin söz konusu olmayıp ...'ın arsa malikleri ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin arsa sahiplerinin de muvafakatleri de alınmak suretiyle devredilmesine ilişkin olduğu, bu nedenle devir için şirket genel kurulundan karar alınmasına gerek olmadığı, bu hukuki sebebe dayalı geçersizlik iddiasının bu nedenle yerinde görülmediği, davacılar vekilinin terditli olarak ileri sürdüğü ikinci talebin ise muvazaa iddiasına dayalı olup kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin devrine ilişkin bu işlemler bakımından muvazaanın söz konusu olmadığı, çünkü bu devir karşılığı davalı şirkete tüm masraflarının ve ayrıca devir bedelinin fatura karşılığı ödendiği, muvazaanın koşullarının somut olayda mevcut olmadığı, salt devir bedelinin düşük olmasının muvazaa iddiasını kabule yeterli olmadığı, davalı ... tarafından belediye ya da diğer kuruluşlardan alınmış ruhsat veya izin bulunmadığı, dolayısıyla davacılar vekilinin taşınmazlara ilişkin ruhsatların devrinin muvazaalı olduğu iddiasının yerinde görülmediği, ...'a ödenmiş olan masraf bedelinin ve devir bedelinin ... ... tarafından onun kontrolündeki şirketlere aktarılmış olmasının şirket yöneticisinin sorumluluğunu doğuracak nitelikte olabilirse de davalı şirketlerin muvazaa yaptığına dair kanıt oluşturmadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ve davalılar ... Yapı... A.Ş. ve ... İnşaat... A.Ş. vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ...'ın ..., Merdivenköy Mahallesi 3424 Ada, 4-5 ve 6 parsellerde bulunan taşınmaz maliklerinden büyük bir kısmıyla kat karşılığı inşaat sözleşmeleri imzaladığı, ancak proje kapsamında yer alan tüm arsa sahipleriyle sözleşme imzalayamadığı, sözleşme örneklerine göre, davalı ...'ın projesine göre inşaat yapmayı üstlendiği, yapılacak inşaat sonucu ortaya çıkacak bağımsız bölümlerin tamamının %43'ün ...'a, diğer bağımsız bölümlerin ise arsa sahiplerine ait olacağının kararlaştırıldığı, ...'ın inşaat yapım sürecinde bir kısım kiraları ödemeyi ve bazı yan edimler yüklendiği, arsa malikleriyle sadece kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin imzalandığı, ...'a herhangi bir tapu devrinin yapılmasının söz konusu olmadığı, ...'ın bir kısım arsa malikleriyle anlaşma sağlayamadığı, mevcut sözleşmeleri de Adi Ortaklığa devrettiği, kalan bu arsa malikleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmelerini ise arsa sahipleriyle ...- ... Adi Ortaklığının yaptığı, ... tarafından alınmış bir inşaat ruhsatının bulunmadığı, sözleşme devirlerinin yapıldığı sırada henüz ...'ın arsa maliklerinden talep edeceği bir alacak hakkının doğmadığı, dolayısıyla kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin davacının aktifinde yer alan bir mal varlığı olmadığı, bu devirlerin yapılması için şirket yönetiminin genel kurul kararı almasına gerek bulunmadığı, imzalanan sözleşmelerin ... ve ortakları bakımından "beklenen haklar" niteliği de kazanmadığı, Mali Müşavir tarafından düzenlenen raporda davalı ...'ın mali tablolarının incelendiği, ...'ın davaya konu inşaat projesini yapmaya yeterli aktifinin bulunmadığı, projeyi yapacak aktife ve sermayeye sahip olmayan şirket yönünden davacılar vekilinin bahsettiği şekilde beklenen hakların varlığından söz edilemeyeceği, ticaret sicil kayıtları incelendiğinde her iki davacının davalı ...'ın münferit yetkili yöneticileri oldukları, 2015-2016 yıllarında yapılan devir işlemlerine ve 2017 yılında davalılar ...- ... tarafından inşaat ruhsatı alınıp inşaatların bitme aşamasına geldiği dava tarihine kadar yapılan inşaat çalışmalarına karşı herhangi bir girişimde de bulunmadığı, davalı ... ile ...- ... Adi Ortaklığını oluşturan şirketler arasında, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin devri konusunda açık bir irade olduğu, davalı ......A.Ş.nin ortağı ve yetkilisinin, davalı ... yetkilisiyle baba-oğul olması ya da ... ortakları arasında husumet ve başka bir davanın bulunması yahut şirket ortağının başka bir davada tazminata mahkum olmasının muvazaayı ispata yeterli olmadığı, nitekim bu devir işlemlerini takiben ...- ... Adi Ortaklığı tarafından inşaata başlandığı, tamamlanma aşamasına getirildiği, bağımsız bölüm tapuları oluşturulduğu, sözleşmelerindeki edimlerin büyük oranda yerine getirildiği, bu haliyle tarafların devir iradesinin gerçek olduğu anlaşılmakla davalılar arasında mutlak muvazaa bulunduğundan söz edilemeyeceği, devir bedelinin de fatura karşılığı ...'a ödenmiş olduğu, ödemelerin yeterli olup olmadığı hususu, muvazaa iddiası kapsamında değil ancak bir sorumluluk davası içinde tartışılabilecek hususlar olup aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, keşif sonucu alınan raporda belirlenen değerin, inşaatın büyük oranda bitirilmiş hâldeki değeri olduğu ve bu değerin sözleşme devir bedeliyle kıyaslanarak sonuca gidilmesinin mümkün olmayacağı, davalı ... Yapı... A.Ş. ve ... İnşaat... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun sadece ihtiyati tedbire yönelik olduğu, yargılama sürecinde dava konusu bir kısım bağımsız bölümler üzerine ihtiyati tedbir konulduğu, ihtiyati tedbir kararının istinaf denetiminden de geçtiği, ihtiyati tedbir kararının etkisinin mahkeme kararında aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği, İlk derece mahkemesi nihai hükmünü verirken tedbirin kaldırılması yönünde bir karar vermediğinden ihtiyati tedbirin hüküm kesinleşinceye kadar devam edeceği, ilk derece mahkemesince tedbirin kaldırılmamış olmasında usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, tapu iptali ve tescili istemine ilişkin olup, uyuşmazlık şirketin malvarlığının devri hususunda genel kurul kararına ihtiyaç olup olmadığı ve muvazaa şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi,6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalılardan ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. ile ... Yapı Turizm Enerji İnş. San. ve Tic. A.Ş.'ne verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, 07.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/2408 E., 2021/998 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Anonim şirketin karar organı olan genel kurul ise TTK’nın 408/2-b maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin seçiminde ve görevden alınmalarında yetki sahibidir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2408 E.  ,  2021/998 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın bir kısım talepler yönünden usulden reddine, bir kısım talepler yönünden ise esastan reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin 17.08.2011 ilâ 27.05.2013 tarihleri arasında 3.000TL ücret ve 2.000TL prim üzerinden davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığını, Mart, Nisan, Mayıs ayı ücretlerinin, hafta tatili, genel tatil, fazla mesai çalışmaları karşılıklarının ödenmediği gibi yıllık izinlerin de kullandırılmadığını, 05.06.2013 tarihli ihtarname ile iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem tazminatı, fazla çalışma, genel tatil, yıllık izin ücreti ve üç aylık birikmiş ücreti karşılığı olarak şimdilik 1.000TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 01.07.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle talep sonucunu 16.528,20TL'ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; davacının müvekkilinin kurucu ortaklarından olduğunu, 07.02.2013 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olarak, 17.08.2011 ilâ 25.07.2013 tarihleri arasında genel müdür sıfatıyla hizmet verdiğini, davacının yönetim kurulu üyeliğinden istifasının 07.02.2013 tarihli genel kurul kararıyla kabul edildiğini, bu kararın 15.02.2013 tarihinde ilan edildiğini, davacının 01.03.2013 tarihine kadar ara ara şirkete gelmekle genel müdürlük vazifesini aksattığı gibi bu tarihten sonra hiç gelmez olduğunu, haklı nedenle fesih hakkı doğduğu hâlde %10 ortaklık sıfatı da bulunduğundan görevinin başına tekrar geçeceği düşüncesiyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde çıkışının yapılmadığını, dava dilekçesinin tebliğinin ardından haklı nedenle fesih ve çıkış işlemlerinin gerçekleştirildiğini, davacının kıdem tazminatına hak kazanamadığını, yönetim kurulu üyesi ve genel müdür sıfatı ile diğer işçilik alacakları iddiasının da hayatın olağan akışına aykırılık taşıdığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul 3. İş Mahkemesinin 23.10.2013 tarihli ve 2013/301 E., 2013/852 K. sayılı kararıyla, görevli mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir. Anılan görevsizlik kararı, tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine 01.11.2013 tarihinde kesinleşmiş olup davacı vekilinin talebi üzerine dosya görevli olarak gösterilen mahkemeye gönderilmiştir. 7. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.03.2015 tarihli ve 2014/444 E., 2015/163 K. sayılı kararı ile; davacının 15.02.2013 tarihinde hisse devri yaparak ortaklıktan ve yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı, 15.02.2013 tarihine kadar davalı şirkette ortak ve yönetim kurulu üyesi olmakla işveren sıfatı bulunduğundan anılan tarihe kadar işçilik alacağı isteyemeyeceği, bundan sonraki çalışmasının hizmet akdi kapsamında kaldığı, hizmet akdi kapsamında kalan talepler yönünden iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle davaya konu 9.000TL ücret alacağı ve 890,53TL kıdem tazminatı alacağı olmak üzere toplam 9.890,53TL yönünden dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, davaya konu 4.637,67TL kıdem tazminatı alacağı ve 2.000TL yıllık izin ücret alacağı olmak üzere toplam 6.637,67TL alacak istemleri yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2016 tarihli ve 2016/2995 E., 2016/3579 K. sayılı kararı ile “…1- Dava, davalı şirkette genel müdür olarak çalışılan dönem içinde tahakkuk eden alacağın tahsili istemine ilişkin olup davacının, fesih tarihine kadar davalı şirkette genel müdür ve 07.02.2013 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi sıfatının bulunduğu, ayrıca davalı şirketin ortağı olduğu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Anonim şirket ile şirketi temsile yetkili murahhas üye veya müdürler arasındaki ilişki 6102 sayılı TTK'nın 365 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yine TTK'nın 4. maddesinde bu kanundan kaynaklanan uyuşmazlıkların tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava olduğu belirtilmiş; aynı yasanın 5. maddesinde ise aksine hüküm bulunmadıkça tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerinin asliye ticaret mahkemesinde görüleceği öngörülmüştür. Davacının, davalı şirkette genel müdür sıfatının bulunduğu ve 07.02.2013 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olduğu sabittir. Ayrıca davacının şirket hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığına ilişkin bir belgeye dosya içerisinde rastlanmadığı, 20.05.2015 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu sorgulama kaydında davacının halen davalı şirket ortağı olduğu görüldüğü halde mahkemece hangi belgeye dayandırıldığı açıklanmadan, davacının 15.12.2013 tarihinde hisselerini devrettiği ve şirketten ayrıldığının görevsizlik kararına gerekçe yapılması doğru görülmemiştir. Bu durumda uyuşmazlığa konu tüm talepler hakkında asliye ticaret mahkemesinin görevli bulunduğu gözetilip işin esasına girilerek neticesine göre bir hüküm tesis edilmesi gerektiği halde davacının yönetim kurulundan ayrılmasına ilişkin kararın Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği 15.12.2013 tarihinden sonraya tekabül eden istemler yönünden görevsizlik kararı verilmesi yerinde olmamış, davacı vekilinin görevsizlik kararına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir. 2- Davacının esastan incelenip reddedilen kısma ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki 3 nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 3- Ancak, davacı, davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığını ve Mart, Nisan, Mayıs ayları ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek bu alacağının tahsilini de istemiş olup davacının genel müdür sıfatının bulunduğu taraflar arasında uyuşmazlık dışıdır. Bu durumda davacının genel müdür sıfatına bağlı olarak ücret isteme hakkı bulunduğu nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken işveren sıfatının da bulunduğu, bu nedenle alacak talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmesi yerinde olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.12.2016 tarihli ve 2016/735 E., 2016/827 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ek olarak; davacının 15.02.2013 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı, şirkette temsil ve ilzam yetkisi ile müdür ya da genel müdür sıfatının bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 370. maddesi kapsamında temsil ve ilzam yetkisi yönetim kuruluna ait olduğundan 15.02.2013 tarihinden sonraki dönemin aynı Kanun’un 365. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, anılan dönemde davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin işçi ve işveren ilişkisi olduğu, taraflar arasında hizmet akdi bulunduğundan görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğu, esasa dair olarak kıdem tazminat alacağı ve yıllık izin ücreti alacağı bakımından anılan alacak kalemlerinin davacının işçilik hakları mahiyetinde olması nedeniyle işveren sıfatıyla talepte bulunamayacağı, bozma kararındaki ücret alacağının Mart-Nisan-Mayıs 2013 aylarına ilişkin olup anılan dönemin 15.02.2013 tarihinden sonrasına ilişkin olması nedeniyle verilen görevsizlik kararına dair müddeabih kapsamında kaldığı, 15.02.2013 tarihinden önceki dönem için aylık ücret alacağı talebinin bulunmadığı, anılan dönem için talep edilen alacağın kıdem tazminatı ve yıllık izne ilişkin olması nedeniyle yerinde olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı tarihten sonraki döneme ilişkin alacak talepleri yönünden asliye ticaret mahkemesinin mi yoksa iş mahkemesinin mi görevli olduğu, buradan varılacak sonuca göre aynı döneme ilişkin davacının genel müdür sıfatına bağlı olarak ileri sürdüğü ücret alacağına ilişkin talebin esası yönünden inceleme yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 14. Genel anlamda bir mahkemenin görevi; belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna giren ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılacağını ifade eder. Mahkemelerin görevlerini belirleyen usul hukuku kuralları kamu düzenine ilişkin olup görev itirazı yargılamanın her aşamasında, usul hukukuna ilişkin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın taraflarca ileri sürülebileceği gibi, davayı gören mahkeme de bu yönde bir itiraz olmasa bile görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Her dava, usul hukukunun kamu düzenine ilişkin kurallarının gösterdiği görevli mahkeme hangisi ise onda görülmelidir. 15. Asliye ticaret mahkemeleri, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 5/3. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda asliye ticaret mahkemelerinin iş sahası ve hangi davalara bakacağı TTK'nın 5. maddesinde belirtilmiş olup anılan madde “Aksine hüküm olmadıkça, dava olunan şeyin değerine göre, Asliye Hukuk veya Sulh Hukuk Mahkemesi ticari davalara dahi bakmakla görevlidir. Şu kadar ki; bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. ncü maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla, hususi hükümler uyarınca Ticaret Mahkemesinde görülecek diğer işlere Ticaret Mahkemesinde bakılır.” hükmünü içermektedir. Buradan hareketle ele alınması gereken ticari dava kavramının çerçevesi TTK’nın 4. maddesinde “(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddede sayılan bu tür davalar mutlak ticari dava niteliği haiz olup işaret edilen bu ticari davalar dışında tarafların sıfatına ve uyuşmazlık ticari işletmeye ilişkin bulunmasa bile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 99, 1147 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 22, 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun 31, 2003 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 154, 182 ve 296. maddelerinden doğan davalar da mutlak ticari dava sayılmaktadır. 16. Bir davanın ticari nitelikte olup olmadığı, bir diğer ifade ile asliye ticaret mahkemesinde görülüp görülmeyeceğinin belirlenmesi işi de TTK’nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre yapılmalıdır. Öğretide de benimsenen görüşe göre ticari davalar mutlak ticari davalar ve nispî ticari davalar olarak iki gruba ayrılmakta olup TTK’nın 4/1-a maddesi uyarınca bu Kanun’da düzenlenen hukuk davaları mutlak ticari davalardır. Nispî ticari davalar ise konusu ne olursa olsun, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları olup (TTK m. 4/1) belirtilen kanunî düzenlemeler uyarınca sadece mutlak ya da nispî ticari davalar asliye ticaret mahkemesinin görev alanı içerisindedirler. 17. İş mahkemelerinin görevi ise ilk olarak dava tarihinde yürürlükte olan mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile düzenlenmiştir. 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre, “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının” çözülmesi görevi iş mahkemelerine aittir. Öte yandan 25.10.2017 tarihinde 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesi ile 5521 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, 7036 sayılı Kanun ile de göreve ilişkin yeni kurallar ihdas edilmiştir. Bu kapsamda 7036 sayılı Kanun’un görevi düzenleyen 5. maddesi, “(1) İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar...” hükmünü içermektedir. 18. İş mahkemelerinin görevli olduğu davaların tespitinde iş/hizmet sözleşmesi, işçi, işveren, işveren vekili ve iş ilişkisi kavramlarının da irdelenmesi önem arz etmektedir. İş Kanunu’nun işçi, işveren ve iş ilişkisi kavramlarına ait tanımlamayı içeren 2/1. maddesinin 1. cümlesi “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.” hükmünü haizdir. Bu kapsamda iş sözleşmesi ise, İş Kanunu’nun 8. maddesinde “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. 19. Buradan hareketle iş sözleşmesinin, niteliği itibariyle iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını ihtiva eden bir sözleşme olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 393. maddesinde düzenlenen hizmet sözleşmesi kavramının da İş Kanunu’nda düzenlenen iş sözleşmesi kavramından herhangi bir farkı bulunmamaktadır. Bu sebeple TBK’da düzenlenen hizmet sözleşmesi de iş mevzuatına dâhil olan ve iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını kendi bünyesinde barındıran bir tür sözleşme olup anılan sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklar da İş mahkemelerinin görev kapsamına dâhildir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 223; Doğan Yenisey, Kübra: Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği ve İş Sözleşmesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 74, 2016, s. 318). 20. İş sözleşmesinin varlığı için ilk olarak işçi tarafından bir iş görme ediminin üstlenilmiş olması gerekmekte olup bu edim karşılığında işveren tarafından ücret ödenmesi, varlığı aranan diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak iş sözleşmesinin varlığının kabulü için gerekli olan ve iş sözleşmesini diğer sözleşmelerden ayıran yegâne unsur bağımlılıktır. Bağımlılık unsuru İş Kanunu’nun 8/1. maddesinde de (TBK m. 393/1) “…bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi,…” şeklindeki ifadeyle vurgulanmıştır. İş sözleşmesindeki bağımlılık unsuru niteliği itibariyle ekonomik veya teknik bir bağımlılıktan ziyade kişisel ve hukukî nitelikte bir bağımlılığı ifade eder. Zira işverenin yönetimi/otoritesi altında ve onun vereceği talimatlarla iş görme edimini ifa eden işçinin bağımlılığı işçinin kişiliğiyle ilgili olup bu anlamda bağımlılık unsuru işçi nezdinde bir tür kişisel nitelik barındırmaktadır. Bu çerçevede iş ilişkisinde işverenin talimat verme hakkı karşısında işçinin verilen emir ve talimatlara uyma borcu bulunmaktadır. Bu emir ve talimatlar, diğer sözleşmelerden farklı olarak işçinin edimini ve bu edimin ifa sürecini organize eder. Bu tür bir bağımlılık, iş sözleşmesi tarafları arasında hukukî bir hiyerarşi oluşturmakta olup bu hiyerarşinin meşruiyeti, işçinin iş sözleşmesiyle bu durumu özgür iradesiyle kabulünden gelmektedir. Bu bağlamda iş sözleşmesindeki bağımlılık unsuru aynı zamanda hukukî nitelikte bir bağımlılığı da içermektedir (Süzek, s. 223-225). Buradan hareketle işin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. 21. Buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişiler ise işçi statüsünde kabul edilemezler. Bu kişiler arasında, herhangi bir işverene iş sözleşmesi ile bağlı olmayan esnaf ve sanatkârlar, kolektif, komandite ve limited şirket ortakları, anonim şirket kurucu ortakları, yönetim kurulu üyeleri gibi kimseler kural olarak sayılabilirler. Ancak hukuksal olgu belirtilen şekilde olmakla birlikte, iş hayatında ayrık durumların ortaya çıkması mümkündür. Bir kimsenin biçimsel anlamda anonim şirket yöneticisi veya ortağı gözükmesine karşın, iş sözleşmesinin unsurlarını ihtiva eden bir iş ilişkisi içerisinde çalışma yapması durumunda salt ortaklık veya yöneticilik statüsünden hareketle şirket ile arasında iş/hizmet ilişkisinin bulunmadığına dair bir sonuca varılamaz. Bu sebeple hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin şirket içerisindeki pozisyonu, gördüğü iş, çalışma koşulları ve aldığı ücret birlikte değerlendirilerek ekonomik yaşamının ne şekilde sürdürüldüğü ortaya konulup taraflar arasındaki hukukî ilişkinin niteliği belirlenmelidir. 22. Ayrıca belirtilmelidir ki; işçinin, işverenin kapsam ve sınırlarını belirlemiş olduğu iş organizasyonu içerisinde işverene bağımlılığına zarar vermeyecek oranda ve yükümlü olduğu iş görme ediminin ifası uğruna karar alma yetkisiyle işveren yararına iş sözleşmesiyle bağlı olarak çalışması bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira genel nitelikte de olsa işveren tarafından çerçevesi çizilen ve organize edilen bir iş görme ediminin ifası, işverenin yönetim ve talimatı altında gerçekleşen bir bağımlılık ilişkisinin varlığını ortaya koymakta olup bu tür bir iş ilişkisinde bağımlılık unsuru görece zayıf olsa da varlığını korur. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi üretici gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi işverenle arasındaki bağımlılık unsuruna zarar veren bir olgu olarak değerlendirilemez. 23. Bu aşamada tüzel kişinin işveren niteliği ve yine tüzel kişinin organlarının iş ilişkisindeki konumları üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır. Genel olarak tüzel kişiler, hak ehliyetine sahip kişiler olarak oluşumları gereği insana özgü niteliklere bağlı durumlar dışındaki bütün haklara sahip olabilirler. Keza fiil ehliyetine de sahiptirler. Dolayısı ile kendi eylemleri sonucu hak sahibi olabilir, sahip oldukları hakları kullanabilir ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Tüzel kişi soyut bir varlık olduğuna göre onun iradesini oluşturacak ve oluşan iradeyi açıklayacak olan yapılar yine şirketin organları olup bu organlar belirli kişi veya kişilerden oluşmaktadırlar. 24. İşveren sıfatına sahip tüzel kişilerde yönetim ile emir ve talimat verme yetkisi tüzel kişinin yukarıda açıklanan organları tarafından kullanılmaktadır. Bu bağlamda geniş anlamda tüzel kişinin iradesinin oluşmasında ve ifade edilmesinde rol oynayan herkes geniş anlamda organ olarak kabul edilebilir. İş hukuku bakımından ise organ; tüzel kişinin yasa veya esas sözleşme gereği var olan organ içerisinde görev ifa eden kişileri ifade etmektedir (Doğan Yenisey, s. 316). Bu doğrultuda tüzel kişilerin iradesi organları vasıtasıyla açıklandığından (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 50) tüzel kişi işverenlerin kendileri soyut işveren, tüzel kişinin icra/yönetim organı ise somut işveren olarak nitelendirilebilir. Bu durumda anonim şirketlerde, iş sözleşmesinin tarafı olan şirketin kendisi soyut işveren, şirketin yönetim ve icra organı olan yönetim kurulu ise somut işveren olarak kabul edilir. Anonim şirketlerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kuruldan oluşabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür. Bu bağlamda TTK’nın 367. maddesi uyarınca anonim şirket, yönetimini tek bir yönetim kurulu üyesine bırakılabileceği gibi üçüncü kişiye de devredebilir. Bu düzenleme çerçevesinde yönetim yetkisini devralan yönetim kurulu üyesi yahut üçüncü kişi organ sıfatıyla somut işveren niteliğine sahip olacaktır. Zira tüzel kişinin temsil ve yönetimi ile iradesi bu kişi tarafından ortaya konmaktadır (Süzek, s. 144). Böyle bir durumda murahhas yönetim kurulu üyesi ya da müdür olarak TTK’nın 367. maddesi kapsamında atanan kişiler sahip oldukları işveren sıfatlarıyla ve iş sözleşmesi dâhilinde iş görme ediminin ifası sırasında yönetim ile emir ve talimat verme yetkisine sahip olurlar. Bu sebeple şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan bu kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılamazlar. 25. Uyuşmazlığın niteliği gereği üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise; anonim şirketlerde yönetim yetkisinin kullanımında şirkette farklı düzeylerde görev alan ve şirkette pay sahibi olan yöneticilerin şirketle aralarındaki hukukî ilişkidir. Zira pay sahibi yönetici olarak şirket organlarında yahut farklı konumlarda görev alıp şirketin yönetimine katılan kişilerin şirketle olan ilişkilerinin hangi hukuk dalının inceleme konusu olduğunun belirlenmesi, tarafların hak ve yükümlülüklerinin tespitinde ve ortaya çıkacak olan uyuşmazlıklardan kaynaklanan davaların hangi mahkemelerin görev alanında gireceğinin belirlenmesinde önem arz etmektedir. 26. Anonim şirketler, TTK’nın 359. maddesi uyarınca zorunlu yasal organlarından biri olan yönetim kurulu vasıtasıyla yönetilir ve temsil edilirler (TTK m. 365). Ayrıca TTK’nın 135. maddesinde yönetim organı kavramının anonim şirketlerde yönetim kurulu olarak anlaşılması gerektiği açık bir biçimde düzenlenmiştir. Bu doğrultuda yönetim kurulu anonim şirketin hem yönetim hem de temsil organıdır. Yönetim kurulunu oluşturan kişiler de kişi-organ sıfatlarıyla şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukukî işlemleri şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanarak yapacağı işlemlerle şirket lehine hak elde edebileceği gibi şirketi borç altına sokabilirler (TTK m. 371). Bu bağlamda şirketi temsil ve ilzama yetkili olarak yöneten ve bu suretle kişi-organ sıfatına sahip anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, iş hukuku bağlamında somut işveren niteliği haiz olup bu kişilerin anonim şirketle aralarındaki ilişki iş/hizmet ilişkisi olarak kabul edilemez. 27. Anonim şirket ile yönetim kurulu üyesi arasındaki ilişkinin hukukî niteliği karşılaştırmalı hukukta tartışmalı olmakla beraber hukukumuzda bu ilişkinin vekâlet akdi olduğu görüşü hakimdir (Çamoğlu, Ersin: Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 1972, s. 102-104). Genel kabul bu olmakla birlikte kişi-organ statüsündeki murahhas yönetim kurulu üyeleri dışında anonim şirket yönetim kurulunu oluşturan kişilerle şirket tüzel kişiliği arasındaki ilişki kural olarak vekâlet akdine dayansa da bu ilişkinin iş/hizmet ilişkisi olarak kurulmasına da bir engel bulunmamaktadır. O hâlde hukukî nitelendirme her somut olaydaki çalışma ilişkisi özelinde yapılmalıdır (Süzek, s. 147). Bu bağlamda İş Kanunu’na tabi genel müdür olarak çalışan pay sahiplerinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları hâlinde dahi kişi-organ statüsünü taşıyıp taşımadıklarının ayrıca araştırılması gerekir. 28. Anonim şirket yönetim kurulunda yer almamakla veya TTK’nın 367. maddesi kapsamında şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olarak tayin edilmemekle birlikte şirketin somut işveren niteliğine sahip yönetim kurulundan aldıkları temsil yetkisine dayalı olarak işveren adına farklı seviyelerde yönetimde görev alan ve işçilere emir-talimat verme yetkisine sahip olan genel müdürler, müdürler vb. kişiler ise İş Kanunu kapsamında işveren değil işveren vekili sayılırlar. İşveren vekili ise İş Kanunu’nun 2/4. maddesinde “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir.” şeklinde tanımlanmış olup işveren vekili hem işçi hem de işveren vekili sıfatlarını birlikte taşımaktadır. Burada işveren vekili sayılabilmek için işveren adına hareket etmek ve işyerinin yönetiminde görevli olmak kanunda aranan iki unsur olarak karşımıza çıkar. Bu kapsamda iş sözleşmesiyle bağlı olarak çalışan işveren vekili işverene karşı işçi sıfatına sahip olduğundan işveren karşısında İş Kanunu’ndan kaynaklanan tüm haklardan yararlanarak aynı Kanun’daki tüm yükümlülüklerden de sorumludur. Bu husus ayrıca İş Kanunu’nun 2/5. maddesinde “Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.” hükmüyle açıkça ifade edilmiştir. Ancak anonim şirketin genel müdürünün, kişi-organ sıfatını haiz bir biçimde şirketi yönetim ve temsil yetkisine sahip bir biçimde yönetim kurulu üyesi olarak atanması durumunda somut işveren sıfatına sahip olması nedeniyle iş/hizmet sözleşmesi çerçevesinde bir çalışan olarak kabulü mümkün değildir. 29. Bu hususla alakalı olarak anonim şirkette çalışan şirket ortaklarının ve yöneticilerinin sosyal güvenlik mevzuatındaki sigortalılık statüleri de yol gösterici mahiyette düzenlemeler içermekte olup 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 4. maddesinde; anılan Kanun’un kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar ile (b) bendine göre hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan (3) numaralı alt bende göre anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları hakkında uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu çerçevede anonim şirketlerin ortaklarının pay sahibi oldukları şirkette hizmet/iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyan bir biçimde fiili bir çalışmalarının bulunması hâlinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a kapsamında sigortalı oldukları kabul edilerek bu kişilerin bahse konu madde kapsamında hizmet/iş akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar statüsüne değerlendirme kapsamına alındıkları göze çarpmaktadır. Bu anlamda anonim şirket ortaklarının yönetim kurulu üyesi olarak tayinleri durumunda dahi şirkette çalışan ortağın hangi işte ne kadar süre çalıştığı, özellikle iş/hizmet sözleşmesinin en önemli unsuru olan bağımlılık unsurunun varlığı göz önüne alınmakta, sigortalılık statüsü de buna göre belirlenmektedir. Bu doğrultuda yönetim kurulunda yer almayan ortağın diğer unsurların da varlığı hâlinde iş/hizmet sözleşmesi çerçevesinde ortağı olduğu şirkette çalışmasının iş/hizmet ilişkisi olarak kabulü de mümkündür. 30. Anonim şirket yönetiminde görev alan pay sahibi genel müdür ortak ile şirket arasında iş ilişkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine temel alınan yegâne ölçüt pay sahibi genel müdürün şirketle arasında var olan hukukî ilişkideki bağımlılık düzeyi olup genel müdür ortağın fiili olarak şirket karşısındaki konumu itibariyle sahip olduğu imkânlar, bu bağımlılığın varlığına veya düzeyine yaptığı etki oranında taraflar arasındaki ilişkinin de vasfını belirlemektedir. Bu sebeple bir anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olan yahut olmayan ve farklı düzeylerde şirketin yönetiminde görev alan ortakların şirketle olan ilişkilerinin nitelemesinde her olayın kendi içerisinde barındırdığı koşullara göre değerlendirme yapılıp çalışanın ticari amaçla ve bağımsız olarak kazanç sağlamanın mı yoksa iş/hizmet ilişkisinde olduğu gibi şirkete bağımlı ve ücretli bir çalışmanın mı söz konusu olduğu belirlenerek şirketle çalışan arasındaki ilişkinin niteliği belirlenmelidir. 31. Yönetim kurulu üyesi olmayan anonim şirket ortağının genel müdür olarak şirketle arasındaki ilişkinin niteliğinin ve şirketle arasındaki bağımlılık ilişkisinin belirlenmesinde sahip olduğu pay oranı da dikkate alınması gerekli diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira anonim şirketlerde pay sahipleri, TTK’nın 407/1. maddesi uyarınca şirket işlerine ilişkin haklarını genel kurulda kullanmaktadırlar. Anonim şirketin karar organı olan genel kurul ise TTK’nın 408/2-b maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin seçiminde ve görevden alınmalarında yetki sahibidir. Bu anlamda her pay sahibi TTK’nın 408/2-b, 359 ve 364. maddeleri çerçevesinde şirketin yönetim organı olarak yönetim kurulunun tayin ve azlinde sahip oldukları pay oranında söz sahibidirler. Dolayısıyla anonim şirkette çalışan ortağın sahip olduğu pay miktarının şirkette alınacak kararlara etki edebilecek ve karar almada gerekli çoğunluğu sağlayabilecek orana sahip bulunması hâlinde ortağın şirkete kişisel bağımlılığından ve bu suretle iş/hizmet ilişkisinin varlığından söz edilemez. Zira böyle bir durumda somut işveren olan yönetim kurulunu genel kurul vasıtasıyla belirleme yetkisi, çalıştığı şirkette sahip olduğu pay miktarı nedeniyle ortağa ait olacağından kendi belirleme serbestîsine sahip olduğu işveren ile arasında iş/hizmet ilişkisinin varlığı için gereken bir bağımlılık olgusunun mevcudiyetinden bahsedilemeyeceği gibi şirketle çalışan ortak arasında iş/hizmet ilişkisi anlamında bir hukukî hiyerarşinin bulunduğu da söylenemez. 32. Ancak pay sahibi olduğu şirkette çalışan ortağın pay oranının genel kurulda alınacak kararlara etki edemeyecek sembolik düzeyde kalması durumunda ise çalışan ortak ile şirket arasında kişisel ve hukukî anlamda bağımlılık unsurunun ve bu suretle iş/hizmet ilişkisinin varlığı kabul edilerek bu ortağın İş Kanunu’ndan kaynaklanan haklardan yararlanması mümkün olup yine şirketle arasında bu ilişkiden kaynaklı olarak ortaya çıkan uyuşmazlıklardan doğan davaların iş mahkemelerinde görülmesi mümkün olacaktır. Zira bir kimsenin biçimsel anlamda anonim şirket ortağı gözükmesine karşın, bağımlı çalışma koşulları ve aldığı ücret, bağımsız çalışma ve kazanç sağlama durumundan baskınsa salt ortaklık statüsünden hareketle bir sonuca gidilemez. Bu sebeple hukuksal statüsü belirlenmek istenilen şirket ortağının çalıştığı şirket içerisindeki pozisyonu, gördüğü iş, çalışma koşulları ve şirketle arasındaki bağımlılık düzeyi birlikte değerlendirilerek iş görme ediminin ne şekilde sürdürüldüğü ortaya konulması gerekir. Zira sembolik sayılabilecek bir oranda şirket orağı gözükmesine karşın kişinin yasaların öngördüğü anlamda ve yukarda unsurları ortaya konduğu biçimde hizmet/iş sözleşmesine göre çalışması belirlendiği takdirde bu kişiyle ortağı olduğu şirket arasında iş/hizmet ilişkisinin mevcudiyetinin kabulü zorunlu olup bu ilişkiden doğan uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalara bakma görevi iş mahkemelerine aittir. 33. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacının davalı şirketin kurucu ortağı olduğu ve 15.02.2013 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi genel müdür olarak davalı şirkette görev aldığı, yönetim kurulu üyeliği sırasında şirketi tek başına temsil ve ilzâm yetkisinin bulunmadığı, yönetim kurulundan ayrıldığı dönemde ise ortaklık sıfatıyla birlikte davalı şirketten ayrıldığı tarihe kadar şirkette genel müdür olarak görev aldığı, dava tarihi itibariyle davalı şirkette %10 oranında pay sahibi olduğu anlaşılmaktadır. 34. Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldıktan sonraki dönemde genel müdür sıfatıyla şirkette çalışmaya devam ettiğini, belirtilen bu çalışma sırasında davacının şirketin tüm operasyonel faaliyetinde ve şirket çalışanlarının koordinasyonunda görev aldığını belirtmiş olup, davalı tarafça verilen cevap dilekçesinde de davacının genel müdür olarak çalışması doğrulanmıştır. Ayrıca SGK tarafından mahkemeye gönderilen müzekkere cevaplarında davacının davalı şirkette çalıştığı dönemde SGK nezdinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında “Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar” tanımı içerisinde sigortalı olarak kayıtlı olduğu belirlenmiştir. Davacının SGK kayıtlarındaki meslek adı “Yönetici (İş Hizmetleri)” olarak tanımlanmakta olup sosyal güvenlik mevzuatına göre davalı şirkette yönetici olmakla beraber şirket ile bağımlılık unsurunu haiz bir iş ilişkisi içerisinde çalışmış olduğu kabul edilebilir. 35. Davalı şirketin ortaklık yapısı bakımından yapılan incelemede ise; şirketin sahip olduğu 50.000TL sermayenin her biri 1TL kıymetinde 50.000 paya bölünmüştür. Davacının davalı şirket sermayesi üzerindeki ortaklık payı 5000 pay ile 5.000TL tutarında olup mevcut durum itibariyle davalı şirkette %10 oranında paya sahiptir. Dava dışı diğer ortakların davalı şirketteki payları ise sırasıyla 40.000 pay, 4.000 pay, 500 pay ve yine 500 pay olarak kayıtlıdır. Davalı şirketin ana sözleşmesinin 13. maddesinde de genel kurul toplantı ve karar nisaplarında TTK’nın hükümlerinin uygulanacağı, ortakların sahip oldukları pay oranında oy haklarının bulunduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla toplantı ve karar nisabında uygulanacak olan TTK’nın 418. maddesi uyarınca davalı şirket genel kurulu, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanacak olup kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alınacaktır. 36. Bu doğrultuda yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldıktan sonraki dönemde genel müdür olarak yaptığı işin niteliği ve SGK nezdinde kayıtlı olduğu statü nazara alındığında; davacının davalı şirkette, işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan işveren vekili niteliğini haiz bir iş/hizmet ilişkisi içerisinde çalıştığının kabulü gerekmektedir. Zira anılan dönemde davacının, şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetici olarak iş/hizmet sözleşmesindeki bağımlılık unsurunu ortadan kaldırır düzeyde bir görev aldığı söylenemez. Ayrıca davacı tarafından ifa edilen iş görme ediminin şirketin operasyonel faaliyeti ve çalışanların koordinasyonu kapsamında yönetici olarak gerçekleştirilmiş olması nazara alındığında, davacının uyuşmazlık konusu dönemde, İş Kanunu’nun 2/5. maddesinde tanımlanan işveren vekilliği sıfatı için gerekli tüm unsurları bünyesinde barındıran bir çalışma içerisinde olduğu anlaşılmakta olup bu sebeple işveren vekili sıfatını haiz olan davacı, İş Kanunu’nun 2/6. maddesi uyarınca işveren davalı şirket karşısında iş/hizmet sözleşmesiyle çalışan konumundadır. Ayrıca davacının şirkette sahip olduğu pay oranı ile davalı şirketin ortaklık yapısı ve esas sözleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalı şirketin yönetim kurulunu tayini için alınacak genel kurul kararlarına etkisi, sahip olduğu pay oranı nedeniyle sınırlıdır. Dolayısıyla davacının payı, davalı şirketle olan iş/hizmet ilişkisindeki bağımlılık unsurunu ortadan kaldırabilecek düzeyde değildir. 37. Neticeten davacının, uyuşmazlık konusu dönemde pay sahibi olduğu davalı şirkette, işveren vekili sıfatıyla bağımlı bir nitelikte iş/hizmet ilişkisi içerisinde gerçekleştirdiği çalışma nazara alındığında, bu döneme ilişkin ileri sürdüğü alacak talepleri hakkında yapılacak inceleme ve değerlendirmelerin iş hukukuna ilişkin mevzuatın inceleme alanına girdiği açıktır. Dolayısıyla hem dava tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesi, hem de dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında; davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı tarihten sonraki uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olarak işbu dava ile ileri sürdüğü alacak talepleri bakımından yapılacak inceleme ve değerlendirme iş mahkemelerinin görevi kapsamında olup bu bağlamda davacının genel müdür sıfatına bağlı olarak uyuşmazlık konusu döneme ilişkin ileri sürdüğü ücret alacağına dair talebinin de yine görevli mahkeme olan iş mahkemesince incelenmesi gerekmektedir. 38. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.09.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/2864 E., 2025/1306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK'nın 408. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere şirket, iradesini kanunda ve esas sözleşmede öngörülen çağrı usulüne uygun olarak yapılan genel kurul toplantılarında alınan kararlarla açıklamaktadır.
11. Hukuk Dairesi         2024/2864 E.  ,  2025/1306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/183 Esas, 2024/417 Karar KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/314 E., 2022/268 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile küçük ın davalı şirkette pay sahibi oldukları, 17.10.2017 tarihinden beri davalı şirketin mali yapısı ve işleyişi ile ilgili bilgi sahibi olmak için müteaddit defalarca şirket yetkililerinden talepte bulunmuşlarsa da bu taleplerinin davalı şirket müdürlerinin engellemeleri nedeniyle sonuçsuz kaldığını, hiçbir bilgiye ulaşamadıkları ve sektöründe öncü konumda olan ve yüksek miktarda gelirler elde eden davalı şirketten ortağı olmalarına karşın ne bir bilgi ne de herhangi bir kazanç elde edemediklerini, murisin vefat ettiği tarihten itibaren 5 defa genel kurul toplantısı düzenlendiğini, müvekkili ve küçük 'ın bu toplantılara yasal zorunluluk gereği davet edilmiş olsalar da toplantılarda pasif kalmaları için yasal hükümlere aykırı usuller işletildiğini ve işbu toplantılarla müvekkili ve küçük'ın şirketlerden dışlanması ve şirket yetkilileri ile diğer ortakların maddi yarar sağlamasının amaçlandığını, gerek daha önceki olağan ve olağanüstü genel kurullarda ve gerek 29.03.2021 tarihli olağan genel kurulda alınan kararların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) ve sair ilgili yasal mevzuat ve şirket ana sözleşmesine aykırı olduğunu, dürüstlük ve iyiniyet kuralları kapsamında alınmadığını, amacın müvekkiline ait azlık hisselerinin eritilmesi ve azaltılması olduğunu belirterek 29.03.2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 4,5,6,7 ve 8 numaralı kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının toplantıya bizzat katılım sağlandığını, toplantıya vekaleten katılım sağladığını belirten Av. 14.02.2018 tarihli avukat vekaletnamesi ve bu vekaletnameye dayalı olarak hazırlanan yetki belgesine dayalı olarak toplantıya katılmak istediğini, vekaletname ve yetki belgesi 29.03.2021 tarihli genel kurula katılım ve oy verme yetkisi içermediğinden adı geçenin genel kurula katılmasına müsaade edilmediğini, genel kurul gündemi hakkında davacıların ihtarname gönderilerek bilgilendirildiğini, bilanço gelir tabloları ve faaliyet raporunun şirket merkezindeki ilan panosunda asılı olduğunu, ilan panosunu incelemeye gelen olmadığını, kar dağıtımı kararının çoğunluğun kararına bağlı olduğunu, müdürlere ödenmesi kararlaştırılan ücretin şirketin çapına ve piyasa şartlarına göre makul olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirkette hissedar olan ın vefat etmesi sebebi ile davacının davalı şirkette pay sahibi olduğu, 29.03.2021 tarihinde yapılan genel kurula davacıyı temsilen noterlikçe düzenlenen vekaletname sonucu 'in katıldığı, davalı şirketçe vekaletnamenin genel kurula katılma yetkisini içermediği iddia edilmiş ise de, Yargıtay 11.H.D' nin 2019/3647 E., 2020/1904 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere vekaletnamenin usulüne uygun olduğu anlaşılmakla davacının genel kurulda alınan kararlara muhalefet şerhinin bulunduğu, alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin faaliyet raporunu ve bilançoyu ortaklara gönderme yükümlülüğünün bulunmadığı, genel kurul tutanağında da faaliyet raporunun okunduğu ve müzakere edildiğinin yazılı olduğu, şirketin net satışları toplamının 388.264,68 TL, dönem karının 173.871,02 TL olduğu belirtilerek 29.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4 ve 5 numaralı kararların kanuna , esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılık taşımadığının belirtildiği, 6 numaralı kar dağıtımına ilişkin yapılan değerlendirmede, şirketin mali yapısı gözönünde tutulduğunda kar dağıtımı yapmama kararının 6102 sayılı TTK'nın 608. maddesine aykırı olduğu, davacının payına düşen kar payının dağıtılması gerektiği 7 numaralı kararda ise 6102 sayılı TTK'nın 619/1 hükmüne göre herhangi bir şekilde şirket yönetimine katılmış bulunanların, müdürlerin ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamayacakları, ancak yapılan oylamada şirket müdürü ...'ın temsilcisi ve müdür ...'ın temsilcisinin olumlu oy kullandığı, ibra kararında oy kullanması yasak olan müdürün oyu haricinde kalan oyların ibra için yeterli karar nisabını oluşturmadığının anlaşıldığı, müdürler kurulu üyelerine ücret ödemesinin görüşüldüğü 8 numaralı kararda ise bilirkişi raporunda davalı şirketin cirosu ,elde ettiği kar ve bu çapta bir şirketin müdürler kurulu üyelerine ödenen ücretin yüksek olduğu belirtilmiş olmakla bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olarak hazırlanması ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle davalı şirketin 29.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6,7,8 numaralı kararların iptaline, 4 ve 5 numaralı kararların iptali talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. 3. Değerlendirme 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Uyuşmazlık, davalı şirketin 29.03.2021 tarihli genel kurulunda alınan 4, 5, 6, 7 ve 8 numaralı kararların iptal şartlarının oluşup oluşmadığı, 7 numaralı kararın yoklukla malul olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. İlk Derece Mahkemesince 4 ve 5 numaralı kararların iptaline ilişkin talebin reddine, 6,7,8 numaralı kararların iptaline dair hüküm kurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 408. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere şirket, iradesini kanunda ve esas sözleşmede öngörülen çağrı usulüne uygun olarak yapılan genel kurul toplantılarında alınan kararlarla açıklamaktadır. Buna göre bir genel kurul kararının ortaya çıkması için iki unsur bulunması gerekmektedir. Bu unsurlardan biri genel kurul toplantısı, diğeri ise toplantı ve karar nisabına uygun alınan karardır. Bu unsurları barındırmayan kararlar varlık kazanamaz ve dolayısıyla yok hükmündedir. Aynı Kanun'un 619. maddesinin birinci fıkrası uyarınca herhangi bir şekilde şirket yönetimine katılmış bulunanlar, müdürlerin ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamazlar. Davalı şirketin 29.03.2021 tarihli genel kurulunun 7. maddesiyle şirket müdürlerinin de olumlu oylarıyla şirketin müdürler kurulu ve yönetim kurulu oy çokluğuyla ibra edilmiştir. Oy hakkından yoksun olan müdürlerin oyları dışında 77.402 adet paydan 7.740 pay sahibi ortağın olumlu, toplam 11.611 pay sahibi ortakların olumsuz oy verdiği gözetildiğinde karar nisabına uygun alınmış bir karar bulunmadığından ibraya ilişkin 7 numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken iptaline karar verilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan “Davalı Es Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti'nin 29.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6,7,8 numaralı kararların iptaline,” ibaresinin çıkartılarak yerine “Davalı Es Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti'nin 29.03.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 6 ve 8 numaralı kararların iptaline, 7 numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.02.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/2305 E., 2025/1521 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
'ye devredilmesi hususunda şirketlerin yönetim kurullarına izin verilmesine karar verilmiştir,'' şeklinde karar alındığı ve kayyım heyetinin bu karara istinaden davalılara hisse satış ve devrini yaptığı, 6102 sayılı TTK'nın 408. maddesinde genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerinin arasında, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına ilişkin karar alınmasının bulunduğunun açıkça düzen
11. Hukuk Dairesi         2024/2305 E.  ,  2025/1521 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2026 Esas, 2024/257 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/466 E., 2020/939 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... İnşaat Tur. San. Tic. A.Ş. (... İnş. A.Ş.) ve ... Gayrimenkul ve Ticari Yatırımlar A.Ş.'ye (AFK Gayrimenkul A.Ş.) ait Artaş-...-... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A.Ş. 'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (686 sayılı KHK) 4. maddesi uyarınca geçersizliğinin tespitine, talep kabul görmez ise kayyım heyeti tarafından ... Kurulunun (TMSF Fon Kurulu) 07.06.2018 tarih ve 2018/334 sayılı kararından sonra akdedilen ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.’ye ait Artaş-...-... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A Ş.'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19/3 hükmüne aykırı bir şekilde akdedilmiş olması, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27. maddesi uyarınca “kesin hükümsüzlük" halinin bulunması ve yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 391/1-b hükmü kapsamında “anonim şirketin temel yapısına uymayan ve sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen” ve yine 6102 sayılı TTK'nın 408/2-(f) hükmü kapsamında şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkisi kapsamında bulunan “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına karar vermek yetkisinin şirket yönetim kurulunu teşkil eden kayyım heyeti tarafından kullanılması ve uygulanması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 391/1-(d) hükmü uyarınca “diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin” kararlar kapsamında kaldığından batıl olup butlanla malul olması nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine, ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. unvanlı şirketlerin pay defterlerindeki ortaklık durumuna ilişkin kayıtların hisse devirlerinin geçersiz olduğuna yönelik tespit kararı sonucuna göre düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; söz konusu şirketlerin yönetimlerinin TMSF'ye devredildiğini, genel kurul yetkilerinin ise TMSF tarafından 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca kullanıldığını, bu bakımdan pay devrinin muvazaa nedeniyle geçersizliğini talep eden davacının, işbu davasını yalnızca ihbar olunanlar .... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye yöneltebileceğini, ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.'ye müvekkili şirketlerin adi ortaklıktan hakkına düşen büyük miktardaki taşınmazların devredilerek adi ortaklıktaki ve Vadi İstanbul'daki ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. paylarının müvekkili şirketler tarafından devir alındığını, devir alan tarafta olan müvekkili şirketlerin pay devir bedellerini ödemesi dışında herhangi bir sorumluluğu olmayacağını, şirketlerin haklarında FETÖ’ye iltisak iddiası bulunan bir yapıdan uzaklaşması karşısında zaruri olduğunu, davacının iddialarının aksine dava konusu hisse devirlerinin zorunlu ve mali sebeplere dayalı olarak gerçekleştirildiğini, dolayısıyla kayyım TMSF'nin kayyım yöneticileri tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda imzalanan sözleşmelerin ticari teamüle ve hakkaniyete aykırı olduğuna yönelik iddialarının tamamen dayanaksız ve afaki iddialardan ibaret olduğunu, davacının geçersizlik iddiasının dayanağı olduğu ileri sürdüğü 686 sayılı KHK’nın 4. maddesinin olayda uygulanma imkânı bulunmadığını, davacı her ne kadar 686 sayılı KHK’nın 4. maddesi uyarınca kayyum atanan şirketlerde, şirket hissedarları hakkında başlatılan soruşturma tarihinden sonra şayet herhangi bir hisse devri yaşanmışsa, hisse devir sözleşmelerinin muvazaalı kabul edilerek geçeriz sayılacağını iddia etmekte ise de ilgili mevzuat hükümlerinin dava konusu sözleşmelere uygulanamayacağını, soruşturma sonrası ortakların yapmış olduğu devir ve temlik işlemlerine yönelik olduğunu, uyuşmazlık konusu pay devirlerinin ise 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca TMSF tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda yapıldığını, TMSF'nin basiretli bir tacir olarak kendine KHK ve kanun ile verilen yetkiyi kullandığını, mevzuatta soruşturma açılan şirket paydaşları için öngörülen hisse devir sözleşmelerinin geçersiz sayılacağına ilişkin düzenlemenin, kayyım tarafından atanan TMSF tarafınca KHK ve Kanuna dayanarak yapılmış devirleri geçersiz kılınabileceği sonucunu doğurmasının mümkün olmadığını, dava konusu sözleşmelerin 686 sayılı KHK'nın 4. maddesi kapsamına girmediğini, dava konusu hisse devir bedellerinin bağımsız denetim şirketlerince yapılan değerlemeler doğrultusunda belirlendiğini, TMSF ile olan hisse devir sözleşmesinde; .... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye hisse devri karşılığı 39.600 m2’lik brüt ofis alanı verildiğini, taraflarca mutabık kalınan hisse devir bedellerinin de 17.10.2016 tarihinde düzenlenen Rasyonel Bağımsız Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş. tarafından düzenlenen Değerleme Raporuna dayandığını savunarak davacının aktif ve pasif husumetleri bulunmadığından davanın aktif husumet ve pasif husumet yokluğu nedenleriyle reddi ile birlikte tüm davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; TMSF'nin kayyum olarak yaptığı işlemlerin geçersiz olup olmadığı husus bakımından TMSF'nin görevlerini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (5411 sayılı Kanun) OHAL kapsamındaki 6758 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat ile kendisine verilen yetkiler çerçevesinde yerine getirdiği, görevleri arasında yer alan OHAL kapsamında yürütülen kayyımlık faaliyetlerinın yasal düzenleme bakımından 5411 sayılı Kanun'da belirtildiği, uyuşmazlık konusu pay devirlerinin ise 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca TMSF tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda yapıldığı, TMSF'nin genel kurul ve şirket idaresini kendine KHK ve kanun ile verilen yetkiyi kullandığı, devirlerle ilgili söz konusu işlemler KHK hükümlerine göre 6102 sayılı TTK'ya tabi olmaksızın yapıldığından ve 6102 sayılı TTK hükümlerine göre değerlendirme yapılamayacağından artık işlemlerin 6102 sayılı TTK'nın 391. maddesine aykırılığının ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Fon Kurulu'nun 21.12.2018 tarih ve 2018/696 sayılı kararı incelendiğinde; ''....... Adi Ortaklığı (%40) ve ... AVM Hizmetleri Anonim Şirketi (%22,50) hisselerinin önerge ekinde sunulan taşınmazların .... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. adına tapuda tescili ve diğer şartlar dahilinde ...ş ve ... Gruplarına devredilmesinin yararlı uygun olacağı, ...,İnvest .... İnşaat Yapı A.Ş. ve ... Yağ Gliserin Sanayi Ticaret A.Ş. tarafından önerge ekinde sunulan taşınmazların ... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye ait ... Ortaklığındaki % 40 oranındaki, .... AVM. A.Ş.deki % 22,50 oranındaki hisselerin (.... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.nin ... projesinde sahip oldukları hisselerin ) ... ve... İnşaat Yapı A.Ş. 'ye devredilmesi hususunda şirketlerin yönetim kurullarına izin verilmesine karar verilmiştir,'' şeklinde karar alındığı ve kayyım heyetinin bu karara istinaden davalılara hisse satış ve devrini yaptığı, 6102 sayılı TTK'nın 408. maddesinde genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerinin arasında, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına ilişkin karar alınmasının bulunduğunun açıkça düzenlendiği, istinafa konu davada genel kurula ait bu yetki ve görev anılan düzenlemeler uyarınca ... Fon Kurulununca verildiği gözetildiğinde; İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller ışığında mahkemece davanın reddine yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, .... İnşaat A.Ş. ve .... Gayrimenkul A.Ş.'ye ait .... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A.Ş.'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin muvaza nedeniyle geçersizliğinin tespiti ve pay defterindeki kaydın düzeltilmesi, Fon kurulu kararının 6102 sayılı TTK 391/1-(d) hükmü uyarınca “diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin” kararlar kapsamında kaldığından batıl olup butlanla malul olması nedeniyle geçersiz olduğunun tespiti ile .... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. unvanlı şirketlerin pay defterlerindeki ortaklık durumuna ilişkin kayıtların hisse devirlerinin geçersiz olduğunun tespiti istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/608 E., 2024/8804 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 32, 407/2, 408/3, 497/2 nci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi         2024/608 E.  ,  2024/8804 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1263 Esas, 2023/1804 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/322 E., 2021/323 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'in, geçirdiği beyin kanaması sonucu bilincini yitirmesi üzerine, TMK'nın 405 inci madde gereğince, Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/109 E., 2018/211 K. sayılı ilamı ile kısıtlandığını ve eşi ...'in vasi olarak atandığını, bu yetkiye istinaden müvekkili ...'i temsilen ... Asfalt ve Yalıtım Ürünleri AŞ'nin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısına katılan vasi ...'in yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini ve Kartal 20. Noterliğinin 29.03.2019 tarih 7985 yevmiye numarası ile tasdikli, 2018 yılı olağan genel kurul kararının tescili istemiyle Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuruda bulunduğunu, 23.05.2019 tarihli karar ile tescil talebinin reddedildiğini, ret kararının e-imzalı bir örneği aynı gün eki tescil başvuru evrakı ile birlikte elden teslim alındığını, tescil talebine konu genel kurul toplantı tutanağında belirtildiği üzere, toplantının şirket'in yönetim kurulu başkanı ... tarafından açıldığını, ayrıca diğer iki yönetim kurulu üyesinin de toplantıda hazır bulunduklarını, yönetim kurulunun hamiline yazılı pay senetlerine zilyet olduklarını ispat edemeyen kişileri genel kurul toplantısına katılacaklar listesine dâhil ederek görevi kötüye kullandığını ve vasisi bulunduğu ...'in pay sahipliği haklarını gasbetmeye kalkıştıklarını, toplantı başkanınca bu hukuksuz uygulamaya geçit verilmeyerek yasaya uygun bir şekilde tanzim edilen hazirun listesi esas alınarak genel kurul toplantısına devam olunması üzerine, yönetim kurulu üyelerinin bu noktada toplantıyı terk ettiklerini, kaldı ki TTK'nın 408/3 fıkrası uyarınca, tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibinin genel kurulun tüm yetkilerine sahip olup tek pay sahibi sıfatıyla genel kurula katılabileceğini ve oy kullanabileceğini, buna uygun şekilde bir hazirun listesi düzenlendiğini, toplantının devamında da bu listeyi esas alarak müzakere ve oylamaların yürütüldüğünü, toplantı tutanağı metninden açıkça anlaşıldığı üzere, payların türünün değiştirilerek hamiline yazılı payların nama yazılı hâle getirilmesine yönelik hiçbir irade beyanı bulunmadığını, hamiline yazılı pay senetlerinin müvekkili kısıtlının zilyetliğinde olduğunu, pay senetlerinde yönetim kurulu başkanı ...'in ve yönetim kurulu üyesi ...'in imzalarının bulunduğunu, ne genel kurul ne de yönetim kurulunda hamiline yazılı payların nama yazılı paylara dönüştürülmesine dair bir iradenin bulunmadığını, hâl böyle iken tescil talebinin reddi kararında şirketin pay sahipliğine ilişkin sözde tereddütlü noktayı bertaraf edecek bir belgenin başvuruya eklenmediği gerekçesine yer verildiğini, müvekkili kısıtlı, şirketin tüm paylarına sahip olup tek ortak olarak alınan kararın geçerli olmasına rağmen davalı tarafından tescil talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, sicil müdürlüğünün tescil başvurusunun reddine dair kararının iptaline, başvuru konusu genel kurul kararının tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilin ticaret siciline tescil konusundaki talepleri, ilgili yasanın kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendirdiğini, TTK'nın 32 nci maddesi uyarınca tescil talebinin kanuna uygunluğunu denetlemekle yükümlü olduğunu, TTK'nın 407/2 maddesi ve bu hükme ilişkin ikincil mevzuat kapsamında, 28.11.2012’de 28481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan anonim şirketlerin genel kurul toplantılarının usul ve esasları ile bu toplantılarda bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı temsilcileri hakkında yönetmeliğin 17 nci maddesinde yönetim kurulu üyelerinden birinin, genel kurul toplantısında hazır bulunmasının şart olduğu ve yine, genel kurul toplantı tutanağının da 16 ncı maddesi gereğince, yönetim kurulu tarafından hazırlandıktan sonra, toplantıda hazır bulunan yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından imzalanması gerektiği düzenlemesine yer verildiğini, tescil talebine konu genel kurulun, yönetim kurulu üyelerinden birinin katılımı olmadan yapıldığını ve dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinden herhangi birinin imzası genel kurula ilişkin hazirun cetvelinde bulunmadığı gibi, hazirun cetvelinin de yönetim kurulu tarafından hazırlanmadığını, bu aykırılıklar nedeniyle davacının tescil talebinin reddine karar verildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TTK 407/2 md. göre " Muahhas üyelerle en az bir yönetim kurul üyesinin genel kurul toplantısında hazır bulunması şarttır" hükmünü ihtiva etmesine rağmen yönetim kurulu üyelerinin kendilerine kanunen yüklenen görevi yerine getirmeyerek toplantıyı terk etmek suretiyle hakkın kötüye kullanımına yol açtıkları, şirketin organsız kalma halinin mevcut olup genel kurul toplantısının hayati öneme sahip olmasına rağmen görevin yerine getirilmemesinin genel kurul kararlarının geçerliliğine etki etmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle sicil müdürlüğü ret kararının gerekçesinin yerinde olmadığı, düzeltilebilecek tescil engellerinin de daha sonradan ikmalinin mümkün olup ve dahi sonradan yargılama devam ederken şirketin 16.12.2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısını da gerçekleştirdiği dikkate alındığında açıklanan gerekçeler doğrultusunda davanın kabulüne, ...'nün 23.05.2019 tarihli 113894 sayılı red kararının kaldırılarak 13929-0 sicil nosunda kayıtlı ... Asfalt ve Yalıtım Ürünleri A.Ş.'nin, 2018 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların tesciline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket genel kurulu yasal usule uygun şekilde yapılmış olup ortaklar arasındaki pay sahipliğinden kaynaklanan ihtilaflar ayrı bir davanın konusu olduğu, genel kurul kararının kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılığını iddia edenler elbette yasal süresi içinde iptal davası açabileceği, pay sahipliği iddiasında bulunanlar, pay sahipliğinin tespiti talepli dava açabileceği, ancak bu sebepler, genel kurul kararının tescil ve ilanını engellememesi gerektiği, bu nedenle ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin değerlendirmeleri isabetli olup davalı kurumun, davacının tescil talebini haksız olarak reddettiği kanaatine varıldığından, davalının yargılama giderlerinden ve bu kapsamda avukatlık ücretinden sorumlu tutulmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün kararına itiraz istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 32, 407/2, 408/3, 497/2 nci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 09.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Marmara Tekstil ve Sanayi Limited Şirketi'nin yöneticisi olan müdür, şirketin artan iş hacmi nedeniyle yeni ve büyük ölçekli ticari kararlar alma arifesindedir. Şirket ortakları ise genel kurulun yetki alanına giren hususlarda müdürün tek başına hareket etmesinden endişe duymaktadır. Bu bağlamda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi limited şirket genel kurulunun kanunen devredilemez yetkileri arasında sayılmamıştır?

A) Esas sermaye paylarının devirlerinin onaylanması
B) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması
C) Müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibraları hakkında karar verilmesi
D) Şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla, bir ortağın şirket sözleşmesinde belirtilen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılması
E) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı hakkında karar verilmesi

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol