6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 425

Türk Ticaret Kanunu 425. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 425- (1) Pay sahibi, paylarından doğan haklarını kullanmak için, genel kurula kendisi katılabileceği gibi, pay sahibi olan veya olmayan bir kişiyi de temsilcisi olarak genel kurula yollayabilir. Temsilcinin pay sahibi olmasını öngören esas sözleşme hükmü geçersizdir. 2. Şirkete karşı yetkili olma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/4859 E., 2024/1230 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
dava konusu olayda mevcut olmadığını, mahkemenin 08.02.2017 tarihli şirket genel kurul toplantısında davacı mirasçıların münferiden oy kullanmış olmaları ile şirket pay defterine miras hisselerine göre ayrı ayrı yazılmış bulunmalarının ve TTK'nın 425 ve 426.maddelerinin miras hisselerinin paylaştırılmış olduğuna gerekçe olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu;
11. Hukuk Dairesi         2022/4859 E.  ,  2024/1230 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/1069 Esas, 2022/412 Karar 2.... vekili Avukat ... FERİ MÜDAHİL :... DAVA TARİHİ : HÜKÜM :Kararın Kaldırılması İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2017/726 E., 2018/243 K. Taraflar arasındaki muarazanın tespiti ve meni davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı şirket vekili ve feri müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili ve feri müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Davacı ... vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin murisinin davalı şirketin yönetim kurulu başkanı ve sermayesinin %99,04'üne tekabül eden 6180 payına sahip olduğunu, murisin 27.05.2015 tarihinde vefat ettiğini, geriye kanuni mirasçı olarak davacıların ve dava dışı ...'ın kaldığını, davacılardan ...'in Ankara 35 inci Noterliği'nin 25.01.2016 tarihli düzenleme şeklinde miras payı devir sözleşmesi ile miras payını tümüyle müvekkilline devrettiğini, böylece 2317,5 adet hisseye ilave olarak 1545 adet hisseyle birlikte davalı şirket sermayesinin %61,8'ine tekabül eden 3862,5 adet hisseye sahip olduğunu, davalı şirketin başkanı ...'ın müvekkiline miras yoluyla intikal eden şirket hisselerinin sağladığı haklardan istifade ettirmemekte direnç gösterdiğini, miras payı devir sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu, davacıların bu sözleşmenin tarafı olup sözleşmede başkaca taraf bulunmadığını, sözleşmenin kanunun emredici hükümlerine aykırı olmadığını iddia ederek miras payı devir sözleşmesi gereğince davacı şirket sermayesinin %61,8'ine tekabül eden 3862,5 adet hissenin müvekkiline ait olduğunun tespiti ile şirket pay defterine tescil edilmesine karar verilmesini ve öncelikle davalı şirketin bankalarda bulunan mevduat hesaplarının dondurulması ve şirketin mevcut imza yetkilisi ...'ın hesaplar üzerindeki her türlü tasarruf ve imza yetkisinin kaldırılması, ayrıca şirketin her türlü taşınmazlarının tapu kayıtları üzerine satış ve kısıtlayıcı ayni hak tesisine engel olacak şekilde ihtiyati tedbir şerhi konulması doğrultusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın iş bölümü ve görev yönünden reddi gerektiğini, davacılar ve murisin diğer mirasçısı ... arasında el birliği mülkiyeti mevcut olup, mecburi dava arkadaşlığı nedeniyle dava şartının oluşmadığını, 25.01.2016 tarihli düzenleme şeklinde miras payı devir sözleşmesinin zarar görenin aşırı yararlanmayla sakat bir sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirme hakkı, niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu, tek taraflı bir irade beyanıyla yapılan bu bildirimin yararlananın hakimiyet alanına ulaştığı anda onun tarafından kabul veya reddedilmesine gerek olmaksızın kendiliğinden sözleşmeyi hükümsüz kıldığını, ...'in sözleşmeyle bağlı olmamama iradesini içeren bildirimi ...'e tebliğ edildiği 18.10.2016 tarihinde onun hakimiyet alanına ulaştığı için aşırı yararlanmayla sakat miras payını devir sözleşmesinin bu tarih itibariyle iptal edildiğini, dolayısıyla hükümsüz olduğunu, ayrıca anılan devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ve iptalinin hükme bağlanması için davacı ... B. aleyhine bir tespit davası da açıldığını ancak sonradan aynı sözleşme için ....'ye ulaşan sözleşmeyle bağlı olmadığı yolundaki iradesine rağmen bu irade beyanından vazgeçerek bu defa miras payı devir sözleşmesinin geçerli bulunduğunun tekrar ileri sürüldüğünü, açılan davanın müracaata bırakıldığını, sömürülen sözleşmeyle bağlı olmadığını sömürene ilettikten sonra bu beyanından rücu ederek sözleşmenin geçerli olduğu beyan ve iddiasında bulunamayacağını, böyle bir beyan ve iddianın hukuken geçerli olamayacağını bildirerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile muristen kalan hisselerin pay defterine her bir mirasçı için ayrı ayrı yazıldığı, şirket tarafından sunulan belgelerden ortaklara kar payı avansı olarak dağıtılan kâr payının her bir ortağın banka hesaplarına adına kayıtlı şirket hisseleri oranında yapıldığı, mali haklar bakımından elbirliği esasına göre hareket edilmediği, payların sağladığı idari haklar yönünden 06.01.2017 tarihli 2017/2 sayılı yönetim kurulu kararının ve bu karara dayalı her bir mirasçıya pay defterinde münferiden ortaklık giriş kaydı oluşturulmasının akabinde 08.02.2017 tarihli genel kurulda her bir kanuni mirasçı bakımından münferiden temsil edildiği, davacı ... vekilinin toplantının ertelenmesi talebinin şirket paylarının onda birine tekabül eden paydaşlarca talep edildiği takdirde toplantı genel kurulundan bir karara gerek kalmaksızın başkanın kararı ile bir ay sonraya bırakılır hükmü çerçevesinde toplantının ertelenmesine karar verildiği, davacının ortaklık haklarına dayanarak münferit talebinin karşılandığı, kabul edildiği, tüm ortak vekillerinin bu karara itirazlarının olmadığı, pay sahipliği haklarının pay defterine kayıtlı bulunan pay sahiplerince ancak kullanılabileceği, davalı şirket hisselerinin 06.01.2017 tarih 2017/2 sayılı yönetim kurulu kararı sonrası 08.02.2017 tarihli genel kurulunda mirasçıların ortaklıktan kaynaklı hakları münferit kullanması, kâr dağıtımının pay defterine kaydedilen ortaklık payları oranında her bir ortağın hesabına yapılmak suretiyle gerek ortaklıktan kaynaklı idari ve gerekse mali hakların münferiden kullanılması, 08.02.2017 tarihli genel kurula tüm mirasçıların temsilcilerinin iştirakiyle gerçekleşip bu hususa itiraz olunmaması, elden taksim sözleşmesinin tıpkı yazılı taksim sözleşmesinde olduğu gibi terekenin tamamı yahut sadece bir kısmı için yapılabileceğinden mirasen intikal eden davalı şirket hisselerinin elden/aynen taksiminin gerçekleştiği, her bir mirasçı pay defterinde ortağın beher hissesinin adedi ve tutarının ayrı sayfalara kaydedildiği, bu kaydın karşısında ihbar olunan, davacılar dışındaki tek ortağın imzasınında bulunduğu, her ne kadar pay defterinde müteveffa ... mirasçıları, veraset ilamında gösterilen paylarına göre pay defterine kaydedilmiş olup paylar elbirliği mülkiyetine tabidir ibaresi mevcut ise de bu kaydın mirasçı ortakların hisse adedi ve değerinin her bir ortak yönünden ayrı ayrı iştirak tablosuna kaydından sonra yazılı olduğu, feri müdahil davacılar dışı mirasçı ...'ın imzasının da bu şerhin altında olmayıp üstünde yer aldığı, mirasçıların idari ve mali yönden ortaklıktan kaynaklı haklarını kullanması değerlendirildiğinde bu şerhin de bir anlamı olmadığı, davacı ...'in diğer davacıya mirasen intikal eden paylarını miras hissesi devir sözleşmesiyle devrettiği, mirasçılar arasındaki miras hissesi devir sözleşmesinin yazılı olmasının geçerliliği için yeterli olduğu, her ne kadar bu sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti yönünde dava açılmışsa da takipsiz bırakıldığından dosyanın işlemden kaldırılarak davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, işbu davada sözleşmenin tarafı olan mirasçıların davacı sıfatıyla davada yer aldığından ve miras hissesi devir sözleşmesinin iptali yönünde mahkeme kararı da olmadığından davacılar arasında akdedilen miras hissesi devir sözleşmeside gözetilerek davalı şirketin sermayesinin %61,8'ine tekabül eden hissenin davacı ...'e aidiyetinin tespitine karar verilmesi gerektiği, muris ...'in vefat tarihi, taraflar arasında mevcut dava ve uyuşmazlıklar ile mahkemece verilen karar gözetilerek davalı şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetimin tüm iş ve işlemlerinin mahkemece re'sen tayin edilecek kayyım heyeti onayıyla gerçekleştirilmesine karar verilmesi gerektiği, fazlaya ilişkin ihtiyati tedbir talebinin yerinde görülmediği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile davalı Tubin A.Ş'nin %61,8'ne tekabül eden 3862,5 adet hissenin davacı ...'e aidiyetinin tespiti ile adına şirket pay defterine tescil edilmesine, davalı şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetimin tüm iş ve işlemlerinin mahkemece re'sen tayin edilecek kayyım heyeti onayı ile gerçekleştirilmesine, kayyım heyetinin Prof. Dr. ... ve Mali Müşavir ...'den teşekkül ettirilmesine, her bir kayyıma aylık 3.000,00'er TL ücret taktirine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket ve feri müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece re'sen kayyım heyeti tayinine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava arkadaşlığı kuralları nazara alınmadan dava şartı noksanlığından dolayı davanın reddine karar verilmesi yolundaki taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, şirketin yetkili bir yönetim kurulu bulunduğunu; ayrıca kayyım tayini kararının talep olmaksızın verildiğini ve taleple bağlılık ilkesine aykırı hareket edildiğini, kayyım tayinini gerektirir sebeplerinin gerekçe de açıklanmadığını; davanın davacı ...'in miras paylarının diğer mirasçı ...'e devredilmiş bulunmasının tespit ve tescili için açılmış olduğu ve davacılardan böyle bir talep gelmediği halde mahkemenin mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyetinin ortadan kalkmış bulunduğu yolunda karar vermesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı bulunduğunu, yazılı olarak miras paylaşım sözleşmesi veya hükmen paylaştırmanın dava konusu olayda mevcut olmadığını, mahkemenin 08.02.2017 tarihli şirket genel kurul toplantısında davacı mirasçıların münferiden oy kullanmış olmaları ile şirket pay defterine miras hisselerine göre ayrı ayrı yazılmış bulunmalarının ve TTK'nın 425 ve 426.maddelerinin miras hisselerinin paylaştırılmış olduğuna gerekçe olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu; hüküm fıkrasında " davanın kısmen kabulü" ne karar verilmiş olmasına rağmen reddedilen kısmın neye ilişkin olduğu anlaşılamadığı gibi reddedilen kısım için harç ve masraflar ile vekalet ücretine hükmedilmediğini, ilk derece mahkemesince miras payının devri sözleşmesinin geçersiz olduğu yönündeki savunmalarının dikkate alınmadığını ve kararda hiç tartışılmadığını; davacı ...'in devir sözleşmesinden yaklaşık 9 ay sonra diğer davacı ...'e davalı şirkete sözleşme ile bağlı olmadığını, noter ihtarı ile bildirdiğinden sözleşmenin geçersiz hale geldiğini ve ayrıca Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/556 Esas sayılı dosyasında açılan devir sözleşmesinin geçersizliği ve iptaline ilişkin dava ile de sözleşmenin geçersiz olduğunu, daha sonra davacı ...'ın bu beyanlarından dönerek sözleşmenin geçerli olduğuna ilişkin beyan ve iddialarına ilişkin hukuken geçerli olmadığını, yenilik doğran hakların bir defa kullanılınca ortadan kalkacağını, tüm sebeplerle davalı şirketin mirasçıları arasındaki ihtilaf sona erinceye kadar miras payı devir işlemini pay defterine kaydetmemesinin doğru olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Feri Müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle; mirasçılar arasında elbirliği mülkiyetin devam etmesi nedeniyle tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerektiğini, bu nedenle dava şartının oluşmadığını; ilk derece mahkemesinin 31.05.2018 tarihli kararının da hatalı olduğunu, mirasçılar arasında elden paylaşımın söz konusu olmadığını, uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemelerinin görev alanına girdiğini, huzurdaki davanın görülebilmesi için öncelikle miras paylaşımın gerçekleşmesinin gerektiğini, mahkemece verilen ihtiyati tedbir reddine ilişkin kararının kayyım atanmasına ilişkin kararı ile çeliştiğini, ilk derece mahkemesince mirasın paylaştırıldığına ilişkin kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin şirketten bölüşüme yönelik hiçbir talebinin olmadığını, mahkemenin görevini aştığını, herhangi bir gerekçe ve talep olmadan davalı şirkete kayyım tayinin usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, istinaf aşamasında davalı şirketin 08.03.2019 tarihli genel kurulunda davacı ...'in davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olarak seçilmesi nedeniyle davalı şirket ile davacı ... arasında oluşan menfaat çatışması nedeniyle Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/651 E. 2020/191 K. sayılı kararıyla davalı şirketi işbu davada temsil etmek üzere Avukat ... 6102 sayılı Türk Medeni Kanunun 426 ıncı maddesi gereğince temsil kayyımı olarak atanarak yargılamaya devam olunduğu, davalı şirket yönetim kurulunun istinaf aşamasında aldığı 03.09.2019 tarih ve 3 nolu kararıyla davacı ... adına kayıtlı dava konusu 1.545 adet hissenin davacı ... adına devir ve tescili hususunun pay defterine kaydedildiği, böylelikle eldeki davanın konusunu oluşturan 3.862,5 adet hissenin davacı ... adına davalı şirketin pay defterine kaydedildiği, böylelikle davanın konusuz kaldığının anlaşıldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 331 inci maddesine göre dava açıldıktan sonra davanın konusuz kalması durumunda yargılama giderleri ve vekalet ücreti davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre tayin edileceği düzenlendiği, somut olayda, işbu davanın açıldığı tarihte Ankara 3 üncü Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/43 E. sayılı tereke dosyasında görülen ve dava konusu hisselerin de konusunu oluşturduğu ortaklığın giderilmesi davasının derdest olması ve ortaklığın giderilmesi davasının henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle mirasçıların hisselerinin belirli olmaması gözetildiğinde davalı taraf davanın açıldığı tarih itibariyle haklı olduğundan anılan Kanun maddesi gereğince vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinden davacı yanın sorumlu, olduğu, davalı şirkete kayyım atanması yönünde bir talep yer almamasına karşın ilk derece mahkemesince davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmiş, 31.05.2018 tarihli ek karar ile söz konusu kararın ihtiyati tedbir mahiyetinde verildiği açıklanmış ve 04.07.2018 tarihli ek karar ile de 31.05.2018 tarihli ek karar doğrultusunda gerekli ilamların yapılması için Türkiye Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verilmiş ise de, talep olmaksızın davalı şirkete kayyım atanmasının 6100 sayılı Kanun'un 26 ıncı maddesine aykırı olduğu gibi davalı şirketin yönetim organları da mevcut olduğundan kayyım atama kararı bu yönüyle de hukuka aykırı olmakla kamu düzeni gözetilerek hükmün bu yönden de kaldırılmasına karar vermek gerektiği, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış olmakla davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının da kendiliğinden kalkacağı gözetilerek ihtiyati tedbirin kaldırılması yönünde ayrıca bir karar verilmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ilk derece mahkemesince atanan kayyımların görevlerine son verilmesi ve sicile tescil işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesi için İlk Derece Mahkemesince müzekkere yazılmasına, davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 5.100.000 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili ve feri müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin hangi gerekçe ile kaldırıldığının istinaf mahkemesince belirtilmediğini, dava tarihi itibariyle şirket pay defterinde ''elden ve aynen gerçekleşen miras taksimi neticesinde'' kendi miras payına düşen 2.317,5 adet hissenin zaten sahibi olarak gözüktüğünü, davalı şirketteki mirasa konu payların dava tarihi itibari ile mirasçılar arasında aynen ve elden taksim edilmiş durumda olduğunu, ancak o tarihlerde müvekkilinin ortak sıfatıyla genel kurul toplantısına kabul edilmediğini, oy kullanma hakkı başta olmak üzere ortaklık haklarının o tarihlerde kendisine kullandırılmadığını, diğer davacı ...'den 25.01.2016 tarihli miras payı devir sözleşmesi kapsamında devir almış olduğu şirket hisselerinin de o tarihte şirket yönetimi tarafından davacı adına kayıt edilmediğini, daha önceden zaten kendi adına şirket pay defterine kaydı yapılmış olan 2.317,5 adet şirket payına ilaveten diğer davacıdan aldığı 1.545 adet hisse ile birlikte toplamda 3.862,5 adet davalı hissesinin müvekkili adına aidiyetinin tespitini talep ettiklerini, ancak istinaf mahkemesince ''davalı şirket yönetimin kurulunun istinaf aşamasında 03.09.2019 tarih ve 3 no'lu kararıyla davacı ... adına kayıtlı dava konusu 1.545 adet hissenin davacı ... adına devir ve tescili hususunun pay defterine kaydedildiği, böylelikle eldeki davanın konusunu oluşturan 3.862,5 adet hissenin davacı ... adına davalı şirketin pay defterine kaydedildiği'' şeklinde başka hiçbir gerekçeye dayalı olmayan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bunun yanında davanın konusuz kalması halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden dava açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumlarına ilişkin yapılan tespitin de hatalı olduğunu, gerekçe olarak davanın açıldığı tarihte ortaklığın giderilmesi davasının derdest olması ve henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle mirasçıların hisselerinin belirli olmaması gözetildiğinde davalının dava açıldığı tarihte haklı olduğunun belirtildiği ancak mirasın mirasçılar arasında anlaşarak bölüşülmesinin sadece yazılı şekle tabi tutulan taksim sözleşmesi ya da mahkeme kararı ile değil bizzat ''aynen/elden'' paylaşma şeklinde de olabileceğini, 06.01.2017 tarihli Genel Kurul Kararının ''Paydaşların ve Pay durumlarının görüşülmesi başlıklı bölümünde ... tarafından sunulan mirasçılık belgesine göre bizzat talebi üzerine mirasçılar arasında taksim edildiğinin açıkça yazılı olduğunu, TTK 426 uyarınca ise tüm hakların pay defterinde kayıtlı olan kişiye geçtiğinin karine olarak kabul edildiğini, davanın derdest olması nedeniyle mirasçıların hisselerinin belirli olmadığı yönündeki kararın hatalı olduğunu, aynen elden taksim müessesinin var olduğunu, bu davanın varlığının hiçbir şekilde müvekkilinin haksız olduğu anlamına gelmeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muarazanın tespiti ve meni istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci, 331 inci, 361 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. İlk derece mahkemesi tarafından 24.05.2022 tarihinde verilen ek karar ile istinaf kanun yolu için ödenmesi gereken nispi karar harcı ile gider avansı kendisine verilen kesin süre içerisinde ödenmediğinden fer müdahil vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 344 üncü maddesi uyarınca yapılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın feri müdahil vekiline tebliğ edildiği, bu kararın kesinleştiği görülmektedir. Anılan Kanunun 361 inci maddesi uyarınca kural olarak istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın temyiz yoluna başvurma hakkı da bulunmamaktadır. Bu nedenli, Fer'i müdahilin temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Feri müdahil vekili temyizi yönünden: Feri müdahil vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, B. Davacı vekilinin temyizi yönünden; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacı ...'e yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde feri müdahile iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
914), tahviller (TTK. md.
Hukuk Genel Kurulu         2011/19-228 E.  ,  2011/328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 08/12/2010 Taraflar arasındaki “çek istirdadı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 14. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.03.2009 gün ve 2007/825  esas, 2009/177 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.06.2010 gün ve 2009/9341 esas, 2010/6774 karar sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı K... Gıda Ltd. Şti.nden aldığı 17.000.-TL. bedelli çeki kaybettiğini, bu nedenle açtığı çek iptali davasında davalı şirketin çeki dosyaya ibraz ettiğini, çekin nama yazılı olduğunu, müvekkili adına yapılan ciroda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, faktoring şirketi olan davalının fatura veya alacağın mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden belgelerle ilişkilendirilemeyen alacakları satın alamayacaklarını, müvekkilinin bir sonraki ciranta ile ticari ilişkisinin olmadığını, temlik edene karşı sahip olduğu def’ileri temellük edene karşı da ileri sürme hakkı olduğundan çekin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin davaya konu çekin yetkili hamili olduğunu, çekte bulunan ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davacının iddialarının çek metninden anlaşılamadığını, müvekkilinin imzaların geçerliliğini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, çekin dava dışı ....Taze Gıda Ltd. Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167. maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704. maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda çekte bulunan davacı adına atılan ciro imzasının davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesinin geçerli olduğu, davacının ciro imzasının sahte olmasının diğer ciranta imzalarının geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı şirketin iyiniyetli hamil olduğu ve çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu iktisap ettiğinin ispat edilememesi nedeniyle TTK.nun 704. maddesi gereğince davalının çeki geri verme yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. İlk ciro imzasının davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacının çek nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Davacı bu iddiasını davalıya karşı da ileri sürebileceğine göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, çekin istirdatı istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı cirantanın çekteki imzanın kendisine ait olmadığı def'ini kendisinden sonra gelen cirantadan senedi faktoring sözleşmesi ile devralan davalıya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Çam Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışıldığından, konuya ilişkin şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır. Hukukumuzda kıymetli evrakı, hak sahibinin senetten tespiti şekline göre "nama", "emre" ve "hamile" yazılı kıymetli evrak olarak üçe ayırmak mümkündür. Hak sahibi, diğer bir deyişle alacaklı, senede hamil olmak keyfiyetiyle birlikte, bir temlik (alacağın temliki) işlemine de bakılarak tespit ediliyorsa, böyle bir senet "nama yazılı senet" niteliğindedir. Yani, senette mündemiç hakkın sahibi olabilmek için, senedin mülkiyetini karşı tarafa geçiren işlemin yanında, ayrıca bir de temlik muamelesinin yapılması, nama yazılı senetlerde şarttır. Nama yazılı kıymetli evrak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 566. maddesinde, "Belli bir şahsın namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Nama yazılı senet için verilen tanımda iki husus üzerinde durulmuştur. Bir defa, "senedin belli bir şahsın namına (adına) yazılı olması" gerekir. Bu birinci şarttır (olumlu, pozitif şart). İkinci şart ise, "senedin emre kaydını ihtiva etmemesi" ve "kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmamasıdır" (olumsuz, negatif şart). Bazı kıymetli evrak vardır ki, Kanun bunları, aksine bir kayıt taşımadıkları takdirde, emre yazılı saymıştır. Bunlar, belli bir şahıs namına yazılı olsa ve emre kaydı ihtiva etmese bile, kanun hükmü gereği emre yazılı kıymetli evrak sayılır. Böyle senetleri, ancak emre yazılı olmadıklarını "açıkça" belirtmek suretiyle nama yazılı olarak düzenlemek mümkündür. Bu belirtme, senede "menfi emre kaydı" konarak yapılır. Buna karşılık, senede hamil olma durumunun hak sahipliği sıfatını tespit yönünden yeterli olduğu senetler ise, "hamile yazılı kıymetli evraktır". Hamile yazılı kıymetli evrakta, "senedin hamili olma", alacaklılık sıfatının tespitinde yeterli olmaktadır. Hamile yazılı senetler, Türk Ticaret Kanunu'nun kıymetli evraka ilişkin kitabının üçüncü faslında hükme bağlanmıştır (TTK. md. 570-581). Hamile yazılı senetler için verilen genel tanım  şöyledir: "Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise, o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile (hamiline) yazılı senet sayılır" (TTK. md. 570/1). Görüldüğü üzere tanım, iki ana unsura dayanmaktadır: Bunlardan birincisi, hamile yazılı senetlerin kıymetli evrak olduğu; ikinci unsur ise, hamile yazılı senetlere, hamile yazılı senet niteliği kazandıran "hamile kaydı"dır. Hamile kaydı hakkında belli bir şekil öngörülmemiştir. Bazı senetlerin hamile yazılı düzenlenebileceği ise, Kanun'da açıkça belirtilmiştir: Hamile yazılı çek (TTK. md. 697), ipotekli borç ve irat senedi (TMK. md. 914), tahviller (TTK. md. 425/1), rehinli tahvilât (TMK. md. 971), intifa senetleri (TTK. md. 573), hamile yazılı havale (BK. md. 426) gibi… Öte yandan, senede hamil olma hali yanında, hak sahibinin tespiti bakımından bir "cironun yapılmış bulunması" keyfiyetinin de arandığı kıymetli evrak da vardır ki, bunlara "emre yazılı kıymetli evrak" denir. Emre yazılı senetler, kambiyo senetlerinden sonra yer alan ve "Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler" başlığını taşıyan beşinci fasılda düzenlenmiştir. Kanun yapıcı, poliçe hakkındaki hükümlerin, bütün emre yazılı senetlerde de uygulanabileceğini düşünmüş; bu hükümler, özel bir hükümle farklı esaslar benimsenmediği sürece, diğer emre yazılı senetler için de uygulanabilecek genel hükümler olarak kabul edilmiştir. Emre yazılı senedin tanımı, TTK.nun 736. maddesinde yapılmıştır. Buna göre, "emre yazılı olan veya kanunen emre yazılı sayılan evrak, emre yazılı senetlerdendir" (TTK. md. 736). Tariften de anlaşılacağı üzere, emre yazılı senetler iki türlü olabilir: Ya, belli bir senet tipi kanun yapıcı tarafından "kanunen emre yazılı senetler" olarak kabul edilir; yahut da, esas itibariyle emre sayılmayan bazı senetlere "emre" kaydının konması suretiyle o senet emre yazılı senet haline getirilir (iradî olarak emre yazılı senetler). "Kanunen emre yazılı senet", belli bir tipe (gruba) dahil senetleri ifade eder. Bu tipe dahil senetlerin emre yazılı olduğu kabul edilir. Meselâ, kambiyo senetlerinin emre yazılı olması gibi. Poliçe, bono ve çek, "kambiyo senedi tipine dahil olduğu için" emre yazılı senettir. İsim ihtiva etmesine rağmen, "muayyen bir kimse lehine olarak, 'veya hamiline' kelimelerinin veya benzeri bir ibarenin ilâvesiyle keşide olunan çek, hamile yazılı çek sayılır" (TTK. md. 697/11) (F..Ö.., Kıymetli Evrak Hukuku, 11. Bası, Ankara 2005, s. 41- 51). Kıymetli evraka ilişkin bu açıklamalardan sonra, ticaret unvanı üzerinde de durulmalıdır: Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Bu yönüyle ticaret unvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırt etmeye yarar. Ticaret unvanını sadece tacirler kullanabilir;  tacir olmayan kişi (esnaf) ticaret unvanı kullanamaz. TTK.nun 20/1. maddesine göre; tacir, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya mecburdur. Tacir, ticari işletmesiyle işlemleri ticaret unvanıyla yapar; işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalar (TTK. md. 41/I). Ticaret unvanının da, ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK. md. 42/I). Ticaret unvanı iki unsurdan oluşur. Bunlar, çekirdek ve ektir. Ticaret unvanının asli unsurunu, çekirdek oluşturur. Ek kullanılması, kural olarak zorunlu değildir. Gerçek kişi tacirlerde ticaret unvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşur (TTK. md. 43/I). Dolayısıyla ad ve soyadı A.. Ö..olan kişinin, ticaret unvanı da, “A.Ö..”dir. Ancak unvan, TTK.nun 43/I. maddesindeki yasaklama nedeniyle “A. Ö.” şeklinde yazılamaz (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 5. Baskı, Ankara 1999, s. 240- 241). TTK.nun 589. maddesi "Bir Poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez" hükmünü amirdir. Bu hüküm gereğince, senetteki ciro silsilesinin düzgün olması ve senedi devralanın kötüniyeti veya iktisabında ağır kusuru bulunmaması halinde, senedi ciro ile devaralan iyiniyetli ve yetkili hamil sayılır. Hemen burada, davalı faktoring şirketinin dava konusu çeki usulüne uygun elde edip etmediği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Şirketlerin yapamayacakları iş ve işlemler” başlıklı 22. maddesine göre; “(1) Şirketler; a) Ana faaliyet konuları dışında faaliyette bulunamazlar, b) Teminat mektubu veremezler, c) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması dışında mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar. (2) Birinci fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler”. Dolayısıyla faktoring şirketlerinin devir aldığı alacak, bir kambiyo senedinden kaynaklanıyor olsa bile, alacağı doğuran temel ilişkiye ait fatura veya benzeri belgelerle bunu tevsik etmeleri gerekmektedir. Bu hüküm, nitelikçe “düzenleyici amir bir hüküm” olarak kabul edilmektedir. Faktoring şirketinin müşterisinden temliken aldığı bir alacağı takip edebilmesi için; alacak bir kambiyo senedinden kaynaklansa bile faktoring sözleşmesi ile beraber, alacağı doğuran temel satım ilişkisine ait fatura ve benzeri belgeleri de ibraz etmek zorundadır. Faktoring sözleşmelerine, uygulamada “Alacağın Temliki” hükümleri uygulandığından, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Akdin Şekli” başlıklı 163. maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılması gerekir (HGK'nun 03.11.2010 gün ve 2010/19-488-557 esas, karar sayılı ilamı). Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; Somut olaya gelince, davanın dayanağını oluşturan 17.000.TL meblağlı çek, dava dışı Kocabaşlar Gıda Ltd. Şti. tarafından “Ç..Ticaret” emrine düzenlenip, görünüşte “Ç..Ticaret H.. Ç..” tarafından B..Ltd. Şti.ne ciro edilmiş ve Bytaze Ltd. Şti. tarafından da faktoring şirketi olan davalı A.F.Hiz. A.Ş.’ye ciro edilmiştir. Ciro silsilesinde yer alan cirantalardan, dava dışı ByTaze Ltd. Şti. ile A..F.. A.Ş. arasında 22.05.2007 tarihli “F.. Temlik Sözleşmesi” düzenlendiği anlaşılmakta olup, çözümü gereken sorun; davalı A..F.. A.Ş.’nin davaya konu çeki, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak elinde bulundurup bulundurmadığıdır. Davalı faktoring şirketi, dosyaya dava dışı B.Ltd. Şti. tarafından davacı “Ç..Ticaret Haluk Ç. adına düzenlenmiş 01.08.2007 tarihli 6.615,35 TL'lik, 06.08.2007 tarihli 6.313,50 TL'lik ve 13.08.2007 tarihli 5.348,81 TL'lik üç adet fatura sunarak, davaya konu çeki bu temlik sözleşmesi gereğince, adı geçen şirketten, yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak temliken aldığını savunmuştur. Dosyaya sunulan faturaların incelenmesinde, çek bedeli ile fatura değerleri arasında bir uyum bulunduğu gibi adına fatura düzenlenen şahsın lehdar olarak ilk ciroda imzası bulunan davacı olduğu açıkça anlaşıldığından bu faturaların temel borçlandırıcı ilişkiye yeterli bir belge olduğu, ayrıca davalı ile dava dışı faturayı düzenleyen B..Ltd. Şti. arasında faktoring sözleşmesi bulunduğu da dikkate alındığında, davalı faktoring şirketinin anılan yönetmeliğin aradığı şartları yerine getirdiğinin ve davaya konu çekin, bir mal veya hizmet satışı sonucu temlik alındığının kabulü gerekmektedir. Yeri gelmişken, çekin niteliğine ilişkin tartışmaların ve buna göre varılan sonucun aktarılmasında da yarar vardır: Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Ç.. Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışılmış ve sözkonusu ibarenin geçerli bir ticaret unvanı olmadığı, bu nedenle çekin hamiline yazılı çek olarak kabulü gerektiği, hamiline yazılı çekte de ciro imzasının sahte olmasının bir öneminin olmadığı, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olmasının yeterli olduğu ve davalı faktoring şirketinin çeki ilgili yönetmeliğin hükümlerine uygun olarak elinde bulundurduğu anlaşıldığına göre yetkili hamil sayıldığından, davacının çekin istirdadı isteminde bulunamayacağı oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu çekin geçerli bir ticaret unvanı emrine düzenlenmediğinden hamiline yazılı çek olduğu ve söz konusu çekte ciro silsilesinin görünüşte de olsa düzgün olduğu, davalı faktoring şirketinin usulüne uygun olarak çeki elinde bulundurmakla yetkili hamil olduğunun kabulü ile davacının çekin istirdadına yönelik davasının reddedilmiş olması; sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olup; bu nedenle karar onanmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.05.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.