6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 504

Türk Ticaret Kanunu 504. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 504- (1) Her çeşidi ile tahviller, finansman bonoları, varlığa dayalı senetler, iskonto esası üzerine düzenlenenler de dâhil, diğer borçlanma senetleri, alma ve değiştirme hakkını haiz senetler ile her çeşit menkul kıymetler, aksi kanunlarda öngörülmedikçe, ancak genel kurul kararı ile çıkarılabilirler. Genel kurul bu kararı, kanunlarda farklı bir düzenleme yoksa, 421 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları hükümlerine göre verir. Esas sözleşme farklı bir nisap öngörebilir. Genel kurul kararının çıkarılacak menkul kıymete ilişkin, gerekli bütün hüküm ve şartları içermesi gerekir. Genel kurul kararını yönetim kurulu yerine getirir. Bu hükme tabi menkul kıymetler hamiline veya emre yazılı ve itibarî değerli olabilir. İtibarî değer genel kurul ve yetkilendirilmiş olması hâlinde yönetim kurulunca belirlenir. Borçlanma senetlerinin bedellerinin nakit olması ve teslimi anında tamamen ödenmesi şarttır. B) Yönetim kurulu kararıyla

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2016/926 E., 2019/1087 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Bilindiği üzere, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 504. maddesi uyarınca limited şirketlerde, ortak sayısı ikiden az, elliden fazla olamaz yine aynı Kanunun 540.
Hukuk Genel Kurulu         2016/926 E.  ,  2019/1087 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 18. İş Mahkemesince mahkemenin görevsizliğine dair verilen 23.12.2013 tarih ve 2013/806 E., 2013/418 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 06.11.2014 tarih ve 2014/24331 E., 2014/33067 K. sayılı kararı ile; “…A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin 2005 yılının ilk aylarında davalı ...Dericilik San.ve Tic. Ltd. Şirketinde müdürlük yaptığını, Tekirdağ Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından müvekkiline gönderilen defter ve belge isteme adlı bildirimde 2006 yılı kayıtlarının inceleneceğinden bahisle elinde bulunan belgeleri ibraz etmesinin istenildiğini, ancak müvekkilinin davalı firmadaki görevini 2005 yılı Mart ayı itibari ile sonlandırdığını ve aynı tarih itibariyle de İstanbul'da ikamet etmeye ve burada bulunan başka bir firmada çalışmaya başladığını, davalı firmadan ayrılırken de müdürlük yetkisinin başka bir şahsa verileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin İstanbul'da 2005 yılının 9. ayından itibaren kayıtlı olarak çalışmaya başladığını ve bunun SGM kayıtlarından anlaşılabileceğini, bu nedenlerle müvekkilinin 2005 yılının Mart ayından itibaren davalı firmadaki yöneticilik görevinden ayrıldığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı taraf, davaya cevap vermemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının iş akdinden veya İş Kanunu'ndan doğan bir hakkın tespitini talep etmediği, Limited şirtket vasfını taşıyan davalı şirkette müdürlük ve yetkililik sıfatı ile ilgili tespit talebinde bulunmakla söz konusu uyuşmazlığın çözümünün Ticaret Kanunu hükümlerine göre olacağından Mahkemelerinin görevsizliğine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Uyuşmazlık, iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Kanunun 2 nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir. Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir. Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür. Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. Türk Ticaret Kanununun 319 uncu maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir. Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hizmet ilişkisinden kaynaklandığı ve bu nedenle İş Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir ...” gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, limited şirketteki müdürlük görevinin sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili; 2005 yılının ilk aylarında davalı şirkette müdür olarak çalışmaya başlayan müvekkilinin görevinin 2005 yılı Mart ayı itibariyle son bulduğunu, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından müvekkilinden davalı şirkete ilişkin 2006 yılına ait bilgi ve belgelerin istendiğini ancak bahse konu belgelerin müvekkilinin uhdesinde bulunmadığını belirterek 2005 yılı Mart ayından itibaren müvekkilinin davalı şirketteki yöneticilik görevinden ayrıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...Dericilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, davaya cevaplarını bildirmemiştir. Kadıköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.01.2013 tarih, 2011/1214 E., 2013/19 K. sayılı kararı ile iş mahkemelerinin görevli olduğuna dair verdiği görevsizlik kararının kesinleşmesine müteakip davacının süresi içerinde iş mahkemesine başvurusu ile; Mahkemece; davacının iş sözleşmesi veya İş Kanunundan doğan bir hakkın tespitini talep etmediği, limited şirket vasfını taşıyan davalı şirkette müdürlük ve yetkililik sıfatı ile ilgili tespit talebinde bulunduğu, bu nedenle söz konusu uyuşmazlığın Ticaret Kanunu hükümlerine göre çözülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; bozma sonrası davacı asilin talebinin işçilik alacaklarına veya hizmet tespitine ilişkin olmadığını açıkça beyan ettiği, davada Sosyal Güvenlik Kurumu taraf olmadığı gibi Kurum tarafından yapılmış bir idari işlemin de davaya konu edilmediği, bu dava ile şirketteki müdürlük görevinin sona ermesi sebebiyle söz konusu belgeleri ibraz etme imkânının bulunmadığının amaçlandığı, şirket müdürlük sıfatının kazanılması veya sona ermesi hususlarının İş Kanununda değil Türk Ticaret Kanununda düzenlendiğini, uyuşmazlık, iş sözleşmesi yahut İş Kanunundan kaynaklanmayıp çözümünde de İş Kanunu ve iş sözleşmesi düzenlemelerinin etkili olmayacağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, limited şirketteki müdürlük görevinin sona erdiğinin tespitine ilişkin eldeki davada Asliye Ticaret Mahkemelerinin mi yahut İş Mahkemelerinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Genel olarak tüzel kişiler, hak ehliyetine sahip kişiler olarak yaratılışı gereği insana özgü niteliklere bağlı durumlar dışındaki bütün haklara sahip olabilirler. Keza fiil ehliyetine sahiptirler, dolayısı ile kendi eylemleri sonucu hak sahibi olabilir, sahip oldukları hakları kullanabilir ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Tüzel kişi soyut bir varlık olduğuna göre onun iradesini oluşturacak ve oluşan iradeyi açıklayacak organları vardır. Hukuk düzeni organların belirli kişi veya kişilerden oluştuğunu kabul etmiştir. Tüzel kişinin genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu gibi organları bulunur. Genel kurul ortakların oluşturduğu karar organı iken, seçimle oluşan yönetim kurulu temsil, denetim kurulu ise denetim organıdır. Bilindiği üzere, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 504. maddesi uyarınca limited şirketlerde, ortak sayısı ikiden az, elliden fazla olamaz yine aynı Kanunun 540. maddesinin birinci fıkrasında, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortakların, hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları belirtilmiştir. Dolayısıyla, limited şirketlerde, ortakların aynı zamanda müdür sıfatına sahip olması ve şirketi idare etmeleri sadece yetki olarak değil bir yükümlülük olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, ortakların aynı zamanda müdür sıfatıyla şirketi idare ve temsil yükümlülüğü, sadece kurucu ortaklar açısından söz konusu olup şirketin idaresinin ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılması mümkündür (TTK, m. 540/f.2). Diğer taraftan, Türk Ticaret Kanunu ortak olmayan kişilerin de limited şirkete müdür olarak atanabilmesine imkân tanımıştır. Buna göre, şirket sözleşmesi veya ortaklar genel kurulu kararıyla, şirketin idare ve temsili ortak olmayan kimselere de bırakılabilir (TTK,m. 541). Ortak olmayan müdürlerin, yetki ve sorumluluk yönünden, ortak olan müdürlerden herhangi bir farkları bulunmamaktadır. Bu husus, Türk Ticaret Kanununda da düzenlenmiş ve ortak olmayan müdürlerin yetki ve sorumlulukları hakkında ortak olan müdürlere ait hükümlerin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir (TTK, m. 541). Bununla birlikte, ortak olan ya da olmayan müdürler, şirketin yönetim ve yürütme organıdır. Birden fazla oldukları takdirde “müdürler kurulu” oluştururlar. Müdür/müdürler kurulu, limited şirketi idare ve temsil eder. Bu sebeple, müdür, özellikle de müdürler, anonim şirketlerdeki yönetim kuruluna benzer (Poroy/Tekinalp/ Çamoğlu: Ortaklıklar ve Kooperatif, İstanbul, 2005 s: 928). Gerçekten de; Kanunun 542. maddesinin birinci fıkrasında müdürlerin haiz oldukları temsil salahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dair olan 321. madde hükmünün tatbik olunacağı düzenlenmiştir. Ortak olan ve olmayan müdürler arasındaki tek fark sıfatın geri alınması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nun 543. maddesinde “Ortaklara ait idare ve temsil salahiyetlerinin kaldırılması hakkında, kollektif şirkete dair 161 ve 162 nci maddeleri hükümleri tatbik olunur. Ortak olmayan müdür umumi heyet kararıyla her zaman azlolunabilir. Azlolunan müdürün mukaveleden doğan hakları mahfuzdur.” denilmekle ortak olan ve olmayan müdürler arasında bir ayrıma gidilmiştir. Tüm bu anlatımlar karşısında; limited şirketin ortak müdürlerinin organ olmaları nedeniyle yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisini kullanabilecekleri, işçiye özgü şahsi bağımlılık unsurunun ortak müdürlerde söz konusu olmadığı, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil ettikleri, bu nedenlerle ortak müdürlerin konumunun İş Kanunu kapsamında değerlendirme olanağının bulunmadığı açıkca söylenebilecektir. Öyleyse, ortak olan ile olmayan müdürler arasında yetki ve sorumluluk açısından hiçbir fark bulunmayıp, sıfatın geri alınması hâli hariç aynı hükümlere tabi tutulduklarına göre, ortak olmayan müdürler de limited şirketin organı ve işverenidir. Bu hâlde de, şirketle aralarındaki ilişkiyi iş sözleşmesi kapsamında değerendirme ve müdürleri işçi sayma olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, limited şirket müdürlerinin nasıl belirleneceği, görevleri ve görevin sona erme şekli 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda açıkça düzenlendiğinden, buna ilişlkin bir dava aynı Kanunun 4. maddesi gereği ticari dava niteliği taşıyacağından ticaret mahkemelerinin görevli olacağı kuşkusuzdur. Somut olayda, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'nın 20.09.2011 tarihli 2440/259 sayılı yazısından davalı şirketin 2006 dönemine ait hesap ve işlemlerinin vergi kanunları yönünden inceleneği belirtilerek ilgili döneme ait belge ve defterlerin ibrazının istenmesi üzerine, davacı eldeki davada müdürlük görevinin ilgili tarihten önce sona erdiğinin tespitini talep etmiştir. 02.03.2005 tarih, 7 sayılı Ortaklar Kurulu kararından ise, on yıl süre içerisinde şirketi ortaklar kurulu tarafından dışarıdan tayin edilmiş müdürün temsil edeceği, şirket müdürü olarak davacı ...'ın seçildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda da açıklandığı gibi, ortak olmayan müdürler de limeted şirketin organı olduğundan ve şirketle arasındaki ilişki iş sözleşmesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden somut uyuşmazlıkta ticaret mahkemesinin görevli olduğuna dair verilen direnme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. O hâlde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekmektedir. Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 01.12.2011 olmasına rağmen 19.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahalinde düzeltilebilir maddi hata niteliği taşıdığından bozma nedeni yapılmamıştır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.10.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2011/9383 E., 2012/15650 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin iki ortaktan oluştuğu, TTK’nun 504/1. maddesi uyarınca limited şirketlerde ortak sayısının ikiden az olamayacağı, davacının şirketten çıkarılmasına ilişkin 6 nolu kararın iptali gerektiği gerekçesiyle, davalı şirketin 17.05.2004 tarihli ortaklar kurulunun 6 nolu kararının iptaline, 3
11. Hukuk Dairesi         2011/9383 E.  ,  2012/15650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24/02/2011 tarih ve 2010/693-2011/72 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin iki ortağından biri olan müvekkilinin 21.03.2002 tarihinde arttırılarak 800.000000 TL olan sermayenin 675.000.000 TL'na diğer ortak dava dışı ...'in ise geriye kalan sermayeye sahip olduğunu, ...’nin tek başına 5 yıllığına 30.12.2002 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müdür olarak atandığını, 17.05.2004 tarihli ortaklar kurulu toplantısına katılan müvekkilinin 2002 ve 2003 yılı bilançonun onanmasına ilişkin 2 nolu karara muhalefet şerhini yazdığını, bilançonun gerçeği yansıtmadığını, müvekkiline ihtarnameye rağmen önceden bilgi verilmediğini, müdürün kasadan kişisel harcamalar yaptığını, hisse senetlerini değerinin altında bir fiyatla devrettiğini, 3 nolu karar ile aynı yıllar için müdürün ibra edildiğini, oysa kendi ibrasında oy kullanamayacağını, TTK’nun 537/son maddesinin bunu yasakladığını, müvekkilinin bu karara da muhalif kaldığını, 4 nolu karar ile...’nin tekrar müdür seçildiğini, 2 nolu karara yapılan muhalefet gerekçelerinin bu karar için de geçerli olduğunu, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/1217 esasına müdürlükten azil ve şirkete kayyım tayin edilmesi yönünde dava açıldığını, ayrıca açılan tazminat davaları nedeniyle de iki ortak arasında güven kalmadığını, davacının bu yüzden bu karara da muhalif kaldığını, 5 nolu karar ile şirket sermayesinin 125.000.000.000 TL daha arttırılmasına ve mevcut ortakların rüçhan hakları kaldırılarak TTK’nun 546 ncı madde hükmü uyarınca Vildan Gülçelik’in 3 pay, Sevda Gülçelik’in ve Pınar Bora’nın 1’er pay karşılığı yeni ortak olarak alınmalarına karar verildiğini, müvekkilin bu karara şirketin küçük miktarlı bir artırıma ihtiyacı olmadığını, TTK’nun 520 nci madde hükmündeki 3/4 oy ve paydaş nisabını bertaraf etmek amacına matuf olduğunu, rüçhan hakkının engellenmesi amacı taşıdığını, artırım için 516 ncı maddedeki koşulların oluşmadığını ileri sürerek muhalif kaldığını, yeni ortaklara artan sermayenin tahsisinin pay devri niteliğinde olduğunu, ortak sayısını arttırıp, nisap temini için yapılan sermaye artırımının iyiniyet kurallarına aykırı düştüğünü, hisse devri için gerekli oy birliği koşulunu aşmak için bunun yapıldığını, öte yandan 6 nolu karar ile müvekkilinin TTK’nun 551 nci madde hükmü uyarınca şirketten çıkartılmasına, merasimin tamamlanması için mahkemeye başvurulmasına karar verildiğini, oysa anılan madde koşullarının oluşmadığını, bu karara da davacının muhalif kaldığını ileri sürerek, 2, 3, 4, 5 ve 6 nolu kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin iki ortaktan oluştuğu, TTK’nun 504/1. maddesi uyarınca limited şirketlerde ortak sayısının ikiden az olamayacağı, davacının şirketten çıkarılmasına ilişkin 6 nolu kararın iptali gerektiği gerekçesiyle, davalı şirketin 17.05.2004 tarihli ortaklar kurulunun 6 nolu kararının iptaline, 3 ve 5 nolu kararların iptaline ilişkin kararın kesinleşmesi nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,75 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2008/8424 E., 2010/3843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Oysa, TTK.nun 504/1.maddesi uyarınca,limited şirketlerde ortakların sayısı ikiden az olamayacağından, iki ortaklı limited şirketler bakımından, ortaklardan birinin ortaklıktan çıkarılması isteminin ortaklar kurulunca kabulü, sonucu itibariyle, tek kişi ile ortaklığın
11. Hukuk Dairesi         2008/8424 E.  ,  2010/3843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 7.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.12.2007 tarih ve 2004/935-2007/841 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.04.2010 gününde davacı avukatı... ile davalı avukatı... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin iki ortağından biri olan müvekkilinin 21.03.2002 tarihinde arttırılarak 800.000.000.000 TL olan sermayenin 675.000.000 TL'na diğer ortak dava dışı ...'in ise geriye kalan sermayeye sahip olduğunu, ...’nin tek başına 5 yıllığına 30.12.2002 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müdür olarak atandığını, 17.05.2004 tarihli ortaklar kurulu toplantısına katılan müvekkilinin 2002 ve 2003 yılı bilançonun onanmasına ilişkin 2 nolu karara muhalefet şerhini yazdığını, bilançonun gerçeği yansıtmadığını, müvekkiline ihtarnameye rağmen önceden bilgi verilmediğini, müdürün kasadan kişisel harcamalar yaptığını, hisse senetlerini değerinin altında bir fiyatla devrettiğini, 3 nolu karar ile aynı yıllar için müdürün ibra edildiğini, oysa kendi ibrasında oy kullanamayacağını, TTK’nun 537/son maddesinin bunu yasakladığını, müvekkilinin bu karara da muhalif kaldığını, 4 nolu karar ile ...’nin tekrar müdür seçildiğini, 2 nolu karara yapılan muhalefet gerekçelerinin bu karar için de geçerli olduğunu, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/1217 esasına müdürlükten azil ve şirkete kayyım tayin edilmesi yönünde dava açıldığını, ayrıca açılan tazminat davaları nedeniyle de iki ortak arasında güven kalmadığını, davacının bu yüzden bu karara da muhalif kaldığını, 5 nolu karar ile şirket sermayesinin 125.000.000.000 TL daha arttırılmasına ve mevcut ortakların rüçhan hakları kaldırılarak TTK’nun 546 ncı madde hükmü uyarınca ...’in 3 pay, ...in ve ...’nın 1’er pay karşılığı yeni ortak olarak alınmalarına karar verildiğini, müvekkilin bu karara şirketin küçük miktarlı bir artırıma ihtiyacı olmadığını, TTK’nun 520 nci madde hükmündeki 3/4 oy ve paydaş nisabını bertaraf etmek amacına matuf olduğunu, rüçhan hakkının engellenmesi amacı taşıdığını, artırım için 516 ncı maddedeki koşulların oluşmadığını ileri sürerek muhalif kaldığını, yeni ortaklara artan sermayenin tahsisinin pay devri niteliğinde olduğunu, ortak sayısını arttırıp, nisap temini için yapılan sermaye artırımının iyiniyet kurallarına aykırı düştüğünü, hisse devri için gerekli oy birliği koşulunu aşmak için bunun yapıldığını, öte yandan 6 nolu karar ile müvekkilinin TTK’nun 551 nci madde hükmü uyarınca şirketten çıkartılmasına, merasimin tamamlanması için mahkemeye başvurulmasına karar verildiğini, oysa anılan madde koşullarının oluşmadığını, bu karara da davacının muhalif kaldığını ileri sürerek, 2, 3, 4, 5 ve 6 nolu kararların yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen 18.08.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, büyük ortak ...’nin kendi ibrasında oy kullanmasının TTK’nun 537/3 ncü maddesine aykırı olduğu, müdür seçimine TTK’nun 539 ncu maddesine uygun nisapla karar verildiği, gerekli nisabın üzerinde sermaye arttırılmış ve eşit işlem kuralına uyulmuş ise de, şirketin sermayeye ihtiyacı olduğuna dair delil getirilemediği, 125.000.000.000 TL için sermayenin arttırılmasının düşündürücü olduğu, TTK’nun 520 ncı maddenin dolanılması amacıyla yeni ortak alınmasına karar verildiği kanısına ulaşıldığı, iyiniyete aykırı olduğu, diğer istemlerde iptal nedeninin gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 3 ve 5 nolu kararların iptaline, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir. 1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve hükme esas bilirkişi raporuna göre hüküm tesis eden mahkemenin rapordaki gerekçelere de dayanmış olmasına nazaran, davalı vekilinin tüm,davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2) Dava, davalı Limited Şirket ortaklar kurulu kararlarının iptali istemine ilişkin olup, davacının ortaklıktan TTK.nun 551 nci maddesi uyarınca çıkartılmasına ve merasimin tamamlanması için mahkemeye başvurulmasına ilişkin alınan 6 nolu kararın iptali isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa, TTK.nun 504/1.maddesi uyarınca,limited şirketlerde ortakların sayısı ikiden az olamayacağından, iki ortaklı limited şirketler bakımından, ortaklardan birinin ortaklıktan çıkarılması isteminin ortaklar kurulunca kabulü, sonucu itibariyle, tek kişi ile ortaklığın devamına olanak tanınması sonucu doğuracaktır. Oysa, yasa koyucu tarafından böyle bir sonuç amaçlanmış olamayacağından, aynı kanunun 551/3.maddesine dayanan hakkın, ancak ikiden fazla ortaklı limited şirketlerde uygulanmasının mümkün olacağının kabulü gerekir. Bu durumda, davacı aleyhine oy kullanan dava dışı ortağın aynı Kanun'un 549/4.maddesi uyarınca, şirketin feshini talep hakkını kullanması olanağı her zaman için mevcuttur. Bu durumda, anılan kararın iptaline karar verilmesi gerekirken, bu istemin bilirkişi raporunda yazılı gerekçelerle reddi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm,davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.