6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 588

Türk Ticaret Kanunu 588. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 588- (1) Şirket, ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. (2) Şirketçe kabul olunmadığı takdirde, kuruluş giderleri kurucular tarafından karşılanır. Bunların pay sahiplerine rücû hakları yoktur. (3) Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar, bu işlemler dolayısıyla şahsen ve müteselsilen sorumludur. (4) Bu gibi taahhütlerin, ileride kurulacak şirket adına yapıldıklarının açıkça bildirilmeleri ve şirketin ticaret siciline tescilini izleyen üç aylık süre içinde şirket tarafından kabul edilmeleri koşuluyla, bunlardan yalnız şirket sorumlu olur. İKİNCİ BÖLÜM Şirket Sözleşmesinin Değiştirilmesi A) Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2006/6630 E., 2007/819 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
miktar üzerinden takip başlattıldığını, oysa yazı ile yazılı olan bedel kısmında ise “otuzsekiz milyon beşyüz bin TL” yazılı olup, müvekkilinin bu miktar kadar borçlu olduğunu, rakam ve yazı ile yazılı bedeller arasında fark olması halinde TTK.’nun 588. maddesi gereğince yazı ile yazılı olan kısma itibar edilmesi gerektiğini belirterek, 38.461.500.000.TL.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2006/6630 E.  ,  2007/819 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davalı tarafça müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin dayanağı olan bonoda rakam ile yazılı bedel kısmının “38.500.000.000.TL.TL” olup bu miktar üzerinden takip başlattıldığını, oysa yazı ile yazılı olan bedel kısmında ise “otuzsekiz milyon beşyüz bin TL” yazılı olup, müvekkilinin bu miktar kadar borçlu olduğunu, rakam ve yazı ile yazılı bedeller arasında fark olması halinde TTK.’nun 588. maddesi gereğince yazı ile yazılı olan kısma itibar edilmesi gerektiğini belirterek, 38.461.500.000.TL. lık aşan kısım yönünden borçlu bulunmadıklarının tesbitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, senet metninde yazı ile, “otuz sekiz milyar beşyüz bin TL” yazıldığını, borcun 38.500.000 TL: olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, senet metninin dava dışı ... tarafından taraflar önünde doldurulduğunu bildirerek davanın reddine ve %40 tazminata karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre senedin rakamla yazılı olan bölümünde tahrifat olmadığı, yazı ile yazılan bölüm hususunda Adli Tıp Kurumu raporunda kesin bir tespit yapılamamış ise de, yazının davacının iddia ettiği gibi milyon olduğu hususunun teyit edilmediği, tanzim tarihi itibariyle 38.500.000.TL: için bono düzenlenmesinin hayatın olağan akışına göre mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-TTK.’nun 588/1 maddesi "Poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunur.” hükmünü içermektedir. Somut olayda dava konusu bononun rakamla gösterilen bedeli “ 38.500.000.000.TL” yazılmasına karşın, yazı ile gösterilen bedelinin “otuzsekiz milyon beşyüzbin” olduğu, bu nedenle az olan yazı ile yazılı bedele itibar edilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Ne varki mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan raporda senette tahrifat olmadığı ancak yazılı bölümdeki yazının milyon veya milyar olarak ayrımının yapılamadığı” belirtilmiştir. Mahkemece, senedin düzenleme tarihi itibariyle 38.500.000.TL. için düzenlenmiş olması hayatın olağan akışına uygun görülmediğinden davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, senedin yazılı bölümündeki yazının milyar olarak yazılı olduğu kabul edildiğine göre, bedelin “otuzsekiz milyar beşyüz bin “ olarak kabulü gerekirken, senet bedelinin “otuzsekizmilyar beşyüzmilyon” olarak kabulü TTK.’nun 588/1.maddesi hükmüne aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 2.2.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2023/2916 E., 2024/5775 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin, davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alınmış bir karar olduğu, Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, 6102 sayılı Kanun'un 585, 587 ve 588 inci maddeleri uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olduğu, sözleşmenin geçerliliği ve şirketi
11. Hukuk Dairesi         2023/2916 E.  ,  2024/5775 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/242 Esas, 2023/473 Karar HÜKÜM : Dava ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/509 E., 2019/1158 K. Taraflar arasındaki Genel Kurul Kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirkette 10.000 adet hisse sahibi olduğunu ve haksız devirlerden önce 31.998 hisse sahibi diğer şirket ortağı ... Korkut ile evli olduğunu ve tarafların boşanma sürecinde olduklarını, ... Korkut'un 15.03.2018 tarihli 2018-01 karar no.lu genel kurul kararı ile şiketteki toplam kayıtlı değeri 799.950,00 TL tutarındaki hisselerinden mevcut beheri 25.000,00 TL olan 1 adet hissesini daha sonra da beheri 249.975,00 TL olan 9999 adet hissesini hisse devir ve temlik sözleşmeleri ile toplamda beheri 250.000,00 TL olan 10.000 adet hissesini kız kardeşine devrettiğini, ayrıca yine aynı kararla şirkette mevcut beheri 500.000,00 TL olan 20.000 adet hissesini de ilk eşinden olma oğluna devrettiğini, hissedarlardan davacı ile A.B.A rüçhan haklarını kullanmak istediklerinden bahisle tüm haklarını saklı tuttuklarını ifade ederek tutanağa şerh düştüklerini, alınan hisse devirlerine ilişkin kararı onaylamadıklarını, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, yeni katılan ortakların da katılımıyla yani hisselerini usulsüz ve muvazaalı devrettiği yeni ortaklar kız kardeşi ve önceki evliliğinden olan oğlu ile birlikte şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilerek sermaye artırımına karar verildiğini, sermaye artırımı ve müvekkilinin yetkilerinin alınmasını amaçlayan genel kurulun ve alınan kararın yok hükmünde olduğunu belirterek sermaye artırımına ve hisse devrine ilişkin genel kurul kararının iptaline, bu mümkün olmadığı taktirde her iki karar yönünden müvekkiline geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasını ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla yoksun kalınan kâr ile müspet menfi zararlarının belirsiz alacak olarak tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iptalini talep ettiği genel kurul toplantısında alınan kararların hukuka ve usule uygun olarak alındığını, davacının iddialarının mahkemeyi yanıltmaya yönelik olup gerçek dışı olduğunu, davacının amacının şirketin işleyişini engelleyerek müvekkiline zarar vermek olduğunu, davacı tarafça şirketin yönetim kurulu kararlarına iştirak etmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, davaya konu 15.03.2018 tarih 2018/01 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinden Kadıköy 15. Noterliğinde düzenlenen 19.02.2018 ve 13.03.2018 tarihli üç ayrı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi uyarınca pay devirlerinin yazılarak bahsi geçen devirlerin kabulüne ve devir hususunun şirket pay defterine işlenmesine karar verildiği, toplantıya katılanlardan davacı ile A.B.A. rüçhan haklarını kullandığından bahisle hisse devirlerini onaylamadıkları yönünde muhalefet şerhi koydukları, 21.03.2018 tarih ve 2018/02 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinde de davalı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğu ile karar verildiği, karara toplantıya katılan davacı ile birlikte dava dışı A.B.A tarafından kâr paylarının ödenmesini talep etikleri ve tüm haklarını saklı tuttuklarına ilişkin muhalefet şerhi koydukları, davacı tarafça rüçhan hakkının kullandırılması gerektiği yönünde iddiasına konu ettiği 15.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2018/01 sayılı genel kurul kararında, davalı şirketin dava dışı ortağı olan ve davacının boşanma davası açılan eşinin sahip olduğu payları şirket dışı üçüncü kişilere devrettiği, şirketin ana sözleşmesinde de söz konusu bu devirleri engelleyen bir bağlam hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla söz konusu edilen devirler yönünden davacının iddia ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 461 inci maddesi anlamında rüçhan hakkının bulunmadığı, dolayısıyla iptali istenilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu, 21.03.2018 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan 2018/02 karar sayılı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğuyla karar verilmesine ilişkin kararın alınmasında genel kurul toplantısına ortak olmayanların katıldığı ve onların karara yönelik oy kullanmalarının bir usulsüzlük olduğu ileri sürülmekte ise de, genel kurul toplantısına katılan ortakların yukarıda irdelenen hisse devir sözleşmeleri uyarınca ortak olan ve yine yukarıda irdelenen 15.03.2018 tarihli 2018/01 sayılı genel kurul kararı uyarınca şirketin ortağı olan pay sahiplerinin ortak sıfatıyla genel kurula katıldıkları ve tutanağı bu sıfatla imzaladıkları, bu nedenle de toplantıya katılımlarının usulsüz olmadığı, şirketin mali bilirkişi tarafından yapılan incelenmesinde de, kararın şirketin mali yapısının güçlendirilmesine yönelik olduğu ve şirket yönetiminin tasarrufunda olan bir konu olduğu, davalı şirketin yönetiminin kötü niyetli hareket ettiğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle işbu kararın iptaline yönelik davanın da reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun, hukuka aykırı, gerçek dışı, yanlı, dayanaksız ve Yargıtay denetimine de elverişsiz bir rapor olduğunu, mahkemece 22.05.2019 tarihli ara karar uyarınca istenilen belge ve kayıtların da davalı tarafından tam olarak sunulmadığı gibi, ortaklardan alacaklar hesabına kaydedilen işlemleri ve sıhhat derecesini görmek için hesap hareketlerinin (kebir veya yardımcı defter kayıtları) dahi kötü niyetli olarak ibraz edilmediğini, kasten gizlendiğini, hisse devirlerine ilişkin noter senedinde de açıkça yazılı olduğu üzere, pay devirlerinin her türlü borç, alacak, hak ve yükümlülüklerin de devri anlamına geleceğini, muvazaalı pay devir işlemlerine, usulsüz, hukuka, iyi niyet kurallarına, ... ilişkisine aykırı olması vs. sebepleriyle itiraz eden pay sahibi müvekkilinin, pay devrettiğini ve pay devraldığını iddia edenlerden hangisinin, hangi tutardaki, borç-alacak hak ve yükümlülükleri devredip, üstlendiklerini de bilmesinin gerektiğini, noter nezdinde düzenlenen pay devir senetlerinde bu hususların açık olmadığını, ortaklar cari hesaplarının da incelenerek bu suretle bir rapor düzenlenmesinin gerektiğini, düzenlenen raporda ve mahkeme kararında dava konusu ihtilaf hakkında hatalı olarak salt rüçhan hakkı bakımından sınırlı bir yaklaşım ile değerlendirme yapıldığını oysa, şirketin pay devirleri ve bununla ilgili alınan Genel Kurul Kararı'nın dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, objektif iyi niyet kuralları ve hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, aynı zamanda muvazaalı bir inançlı işlem olduğunu, bu hususun, dava dilekçelerinde ileri sürdükleri, bilirkişi raporunda da belirtilen, ancak hiç bir şekilde işbu dava ile bağlantısı kurulmayan, irdelenmeyen taraflar arasında görülmekte olan boşanma dava dosyasından da belli olduğunu, sermaye artırımı bakımından ise davacının kâr payı alma hakkını ortadan kaldırarak, kendi paylarını hiçbir ödeme yapmadan yaklaşık 2.5 misli artırdıklarını, dolayısıyla işbu payların devralınması ve geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilavesi ile sermaye artırımı yapılmasının ekonomik hayatın olağan koşullarına aykırı olduğunu, bu sebeple, bilirkişi tarafından yapılan pay devirlerinin sübjektif şekilde iyi niyetli olarak yorumlanmasının, ‘haklı sebep’ oluşturmadığını, bilirkişi heyetinin mahkeme yerine geçip hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağını, 2018/2 sayılı kararın da 2018/1 sayılı karar gibi yetkisiz katılım ve yetkisiz karar olduğunu, şirketin iç kaynaklarından (geçmiş yıl kârlarının ve yedeklerinin sermayeye ilave edilmesi suretiyle) artırılması şirkete yeni ve taze bir kaynak girişi niteliğinde olmadığı gibi şirketin mali yapısını etkileyen veya güçlendiren nitelikte de olmadığını; sermayeye ilave edilen kaynağın şirketin içindeki ve kullanımındaki bir kaynak olduğunu, sermaye artışının mali yapıyı kuvvetlendirdiği iddiasını mali rasyolarla, finansal analiz teknikleriyle somut olarak ortaya koyamadığını, sermaye artırımı ve hisse devirlerinin yapılmasında asıl amacın müvekkilinin hisse oranını düşürmek olup, kötü niyetli olarak paydaşları ve kamunun menfaatini zarara uğratmak kastı ile sermaye artırımı yapılamayacağının muhakkak olduğunu ileri sürerek 2018/1 sayılı Genel Kurul Kararının yukarıda belirtildiği üzere iptal edilmesi gerektiğini, hukuken ortaklık hakları bulunmayan kişilerin yetkisiz katılımla almış olduğu 2018/2 sayılı sermaye artırım kararının da iptal edilmesi ve davalarının kabulü gerekirken reddinin hukuka aykırı olduğundan kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile pay devrinin onaylanmasına ilişkin kararın 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesinde sayılan ve nitelikli çoğunluk aranan kararlardan olmadığı, mezkur Kanun'un 620 nci maddesine göre kararın toplantıda temsil edilenlerin salt çoğunluğu ile alındığı, karar nisabının sağlanmış olduğu, keza 595 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğunu ve devirin bu onayla geçerli olduğu, limited şirketlerde esas sermaye payının sözleşme ile devredilmek istenmesi halinde, şirketin diğer ortaklarının önalım hakkı veya rüçhan hakkına sahip olacaklarına dair yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, incelenen davalı şirket esas sözleşmesinde de esas sermaye payının devrini yasaklayan veya sınırlayan(bağlam hükmü) bir düzenleme yer almadığı gibi, payın üçüncü kişiye devredilmek istenmesi halinde, mevcut şirket ortaklarına bu paya ilişkin ön alım hakkı veya rüçhan hakkı tanıyan bir düzenleme de mevcut olmadığı, limited şirketlerde ortakların sahip olduğu rüçhan hakkının 6102 sayılı Kanun'un 591 inci maddesinde düzenlendiği, bu düzenleme ise pay devrine ilişkin olmadığı, esas sermayenin arttırılması halinde, ortaklara payları oranında arttırıma katılma hakkı vermektedir ve sözleşme ile pay devri hallerine uygulanamayacağı, bu nedenle davacının diğer ortak tarafından devredilen paylar yönünden rüçhan hakkının kısıtlandığına bu nedenle devir onayına ilişkin 15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali gerektiğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı,15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ile onaylanan limited şirket hisse devir sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddiası ise, sadece genel kurul kararının iptali talebinin ileri sürüldüğü davada ve yalnızca davalı şirket hasım gösterilerek ileri sürülebilecek bir iddia olmadığı, muvazaalı olduğu iddia olunan devir sözleşmelerinin taraflarının hasım gösterildiği ayrı bir davanın konusunu teşkil edeceğinden, bu taleple açılmış bir dava da bulunmadığından davacının, muvazaa iddiasının incelenmediğine ve muvazaalı devirlerin onaylanmasına dair genel kurul kararlarının iptalinin gerektiğine dair istinaf sebebi de yerinde olmadığı, dava konusu 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının, 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin, davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alınmış bir karar olduğu, Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, 6102 sayılı Kanun'un 585, 587 ve 588 inci maddeleri uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olduğu, sözleşmenin geçerliliği ve şirketin tüzel kişilik kazanması bakımından tescil kurucu etkiye sahip olduğu, buna paralel olarak esas sözleşme değişikliklerinin geçerlilik kazanabilmesi de 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tescil ve ilan şartına tabi tutulduğu, somut olayda, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararı esas sermaye tutarının arttırılmasına ilişkin ve esas sözleşme değişikliği niteliğinde olduğundan ve 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sicile tescil edilmediğinden doğmadığı, nitekim davalı şirketin işbu davanın konusunu teşkil etmeyen 25.05.2018 tarihli 2018-02 nolu ortaklar kurulu kararı ile esas sermayenin arttırılmasına karar verildiği, davacının 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı doğmamış ve uygulanmamış ortaklar kurulu kararının iptalini talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı, bu çerçevede davacının anılan kararın iptali koşullarının oluştuğuna dair istinaf sebebi yerinde değil ise de hukuki yarar 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) maddesi uyarınca dava şartı olduğundan ve re'sen nazara alınması gerektiğinden, mahkemece bu karara yönelik iptal talebinin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesi yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 15.03.2018 tarihli 2018-01 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin esastan reddine, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin, hukuki yarar dava şartı noksanlığından usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 114, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 585, 587, 588, 589, 591, 595, 620 ve 621 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/827 E., 2019/689 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
göre; taraflar arasındaki tek ilişkinin polis memuru olan davacının müteahhitlik yapan davalıdan daire satın alınmasına ilişkin olduğu, bunun dışında aralarında başkaca ilişki bulunduğunun davalı tarafın defterlerinde de kayıtlı olmadığı, TTK'nun 588. maddesi gereğince her ne kadar senette rakam ve yazı ile yazılan bedeller arasında fark bulunması halinde yazıya itibar edilebileceği hükme bağlanmı
Hukuk Genel Kurulu         2017/827 E.  ,  2019/689 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara (Kapatılan) 18. Asliye Ticaret Mahkemesince davacının borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine dair verilen 22.01.2013 tarihli ve 2011/307 E., 2013/10 K. sayılı karar, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 10.03.2014 tarihli ve 2013/6714 E., 2014/4567 K. sayılı kararı ile; “...Dava, davalıya olan 900 TL'lik borç için verilen ve ödenen bononun, açık olan yazı ile yazılan kısmına ''dokuz yüz bin lira'' yazılarak davalı tarafından takibe konulduğu, davalıya 900.000 TL borcunun bulunmadığı iddiasıyla borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davalı vekili, davacının borcunun 900.000TL olduğunu, bedel kısmının sonradan doldurulduğuna ilişkin iddianın yazılı delille ispatlanmasının gerektiğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre; taraflar arasındaki tek ilişkinin polis memuru olan davacının müteahhitlik yapan davalıdan daire satın alınmasına ilişkin olduğu, bunun dışında aralarında başkaca ilişki bulunduğunun davalı tarafın defterlerinde de kayıtlı olmadığı, TTK'nun 588. maddesi gereğince her ne kadar senette rakam ve yazı ile yazılan bedeller arasında fark bulunması halinde yazıya itibar edilebileceği hükme bağlanmış ise de, Yargıtay İçtihatlarında belirtildiği üzere bu kuralın senetteki yazı hanesinin borçlu tarafından doldurulmuş olması haline munhasır olduğu, yazı hanesinin borçlu tarafından doldurulmadığı ve rakam hanesinde de tahrifat yapıldığı hallerde bu kuralın uygulanamayacağı, dava konusu senetteki rakam ve yazı ile yazılan bedelleri ile alacaklı ve borçlu isimlerinin tek bir seferde dava dışı...adlı şahıs tarafından yazıldığı ve senette bir tahrifat olmadığı hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, senedin gerçek bedeli olan 900 TL'nin davacı tarafından ödendiği, borçlu tarafından doldurulmayan ve yazı ile yazılmış kısmındaki bedelin borç verilmesinin tarafların ekonomik durumlarına, hayatın olağan akışına aykırı olması, senetteki rakamla yazılan bedelin dosyadaki diğer delillerle desteklenmesi, senet üzerindeki rakamla yazılı bedelin kenarlarının sıkıca kapatılmış olması nedeniyle TTK 588. maddesindeki kuralın dava konusu olayda uygulanmasının hakkaniyet duygusunu zedeleyeceği ayrıca Medeni Kanununun 2. maddesi de gözönüne alınarak davacının takipte talep edilen miktarda borcu olmadığı hususunda kanaat oluştuğu, davalının senedi takibe koymada kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın kabulü ile takip konusu senet nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava konusu bononun keşidecisi davacı ..., lehdarı davalı ... Olgun olup, 28.11.2009 tanzim tarihli olduğu, vade tarihinin yazılı olmadığı, veriliş nedeninin ''nakden'' olduğu, rakamla bedel hanesinde ''900 TL'', yazıyla bedel hanesinde ise ''dokuz yüz bin lira'' yazılı olduğu dosya içerisinde bulunan bono fotokopisinden anlaşılmaktadır. Bonoda vade tarihi ihtiyari unsurdur; vadenin yazılmamış olması 6762 sayılı TTK. 689/2. maddesi hükmü gereğince görüldüğünde ödeneceği anlamına gelir. Söz konusu bononun rakamla bedel hanesinde ''900 TL'' yazılı iken, yazı ile bedel hanesinde ''dokuz yüz bin lira'' yazması sonucu rakamla yazılı bedel hanesi ile yazı ile yazılı bedel hanesi arasında farklılık oluşmuştur. Bu durumda yazı ile yazılan bölümün bononun bedeli olarak kabulü anılan yasanın 588. maddesi hükmü gereğidir. Hal böyle olunca mahkemece yukarıda açıklanan hususlar ve yasa maddesi gözetilerek bir karar verilmesi gerekir iken, davacı iddialarına dayanılarak yasa hükümleri gözardı edilmek suretiyle hayatın olağan akışı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…” gerekçesi ile oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin polis memuru olduğunu, geçimini maaşı ile sağladığını, davalıdan Ankara ili Pursaklar ilçesi 308 ada 12 parselde bulunan binadaki 20 nolu bağımsız bölümü 67.000,00TL bedelle, 8.000,00TL'si peşin, kalan 59.000,00TL'si de kredi yoluyla ödenmek üzere satın aldığını, davalı tarafın evi 2009 yılı Haziran ayında teslim edeceğini taahhüt ettiğini, ancak taahhüt ettiği tarihte teslim edemediğini, davacı ile davalı arasında ev satın alınması dışında hiç bir ticari ilişki bulunmadığını, davacının 17.09.2009 tarihinde evin tam olarak bitmemiş olmasına rağmen taşınmak zorunda kaldığını, kendisinin dışında 21 nolu daireye de komşusu Musa Oğuz'un aynı şekilde taşındığını, taşındıkları tarihte evin iskanının henüz alınmamış olduğunu, bu nedenle elektrik ve suyunun bağlanmadığını, davacı ve komşusu Musa Oğuz'un şantiye elektrik ve suyunu kullanmak zorunda kaldıklarını, ancak 19.01.2010 tarihinde elektrik borcu nedeniyle şantiye elektriğinin BEDAŞ tarafından kesildiğini, kış ortasında davacı ile komşusunun elektriksiz kalması üzerine davacı ile komşusu Musa Oğuz ve diğer komşuları Ercan Kızılcı, Ahmet Şahin'in hep birlikte ödenmeyen elektrik borçlarının hesabını yaptıklarını ve problemin çözülmesi için elektriğe abone olunması amacıyla davalının talebi üzerine 900,00TL ödemeyi kabul etmek zorunda kaldıklarını, davalının bu bedeli hemen talep ettiğini, ancak davacı ile Musa Oğuz'un parayı peşin ödeyemeyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine davalının da kendisine senet verilmesini istediğini, Musa Oğuz'un 900,00TL bedeli 3 taksitte ödeyeceğini söylemesi üzerine onun için 3 ayrı senet düzenlendiğini, davacının da 900,00TL'nin tümünü 3 ay sonra ödeyeceğini beyan etmesi üzerine 900,00TL bedelli senedin komşuları...tarafından düzenlenerek davacı tarafından imzalandıktan sonra davalıya verildiğini, dava dışı Musa Oğuz'un 3 adet senedi emlakçı aracılığıyla ödediğine dair tutanak düzenlendiğini, davacının ise davalı ve kardeşleri ile aralarında mevcut savcılık şikâyetleri nedeniyle davalıya borçlu kalmamak amacıyla bu bedeli Nisan ayında ödemek istediğini, ancak davalının parayı almaktan imtina ettiğini, PTT aracılığıyla parayı havale ettiğini, ancak davalının yine almadığını, bunun üzerine Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/375 D. İş sayılı dosyası üzerinden tevdi mahalli tayini ile parayı yatırmış olduğunu, ancak düzenlenen senette bonoyu düzenleyen Ercan Kızılcı'nın TL ve YTL'yi karıştırarak rakam kısmına 900,00TL yazmasına rağmen yazı ile yazılan kısma "dokuz yüz bin lira" yazdığını, davalının da senedi haksız ve kötü niyetli olarak 900.000,00TL üzerinden icra takibine konu ettiğini, davacının davalıya 900.000,00TL borcu bulunmadığını, taraflar arasında ev alım satımı dışında hiçbir ticari ilişki olmadığını, davalının davacıya nakden para vermesinin de söz konusu olmadığını, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hiç kimsenin kendisinden ev satın alan şahsa 900.000,00TL gibi bir parayı nakit olarak vermesinin mümkün olmadığını, her iki tarafın banka kayıtları ile davalının defter kayıtları da incelendiğinde böyle bir paranın alınıp verilmesinin söz konusu olmadığının anlaşılacağını ileri sürerek davacının Ankara 31. İcra Dairesinin 2010/9906 sayılı dosyasından borçlu olmadığının tespitine, davalının kötü niyetli olması nedeniyle tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, TTK'nın hükümleri ve Yargıtay içtihatlarında belirtildiği şekilde senet bedeli hem yazı hem de rakamla yazıldığında ikisi arasında fark bulunması hâlinde yazı ile yazılan bedele itibar edileceği kuralının geçerli olduğunu, bu nedenle davacının borcunun 900.000,00TL olduğunu, bedel kısmının sonradan doldurulduğuna ilişkin bir iddia var ise bunun da yazılı delille ispatlanmasının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Yerel Mahkemece; toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre; taraflar arasındaki tek ilişkinin polis memuru olan davacının müteahhitlik yapan davalıdan daire satın alınmasına ilişkin olduğu, bunun dışında aralarında başkaca ilişki bulunduğunun davalı tarafın defterlerinde de kayıtlı olmadığı, TTK'nın 588. maddesi gereğince her ne kadar senette rakam ve yazı ile yazılan bedeller arasında fark bulunması hâlinde yazıya itibar edilebileceği hükme bağlanmış ise de, Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere bu kuralın senetteki yazı hanesinin borçlu tarafından doldurulmuş olması hâline münhasır olduğu, yazı hanesinin borçlu tarafından doldurulmadığı ve rakam hanesinde de tahrifat yapıldığı hâllerde bu kuralın uygulanamayacağı, dava konusu senetteki rakam ve yazı ile yazılan bedeller ile alacaklı ve borçlu isimlerinin tek bir seferde dava dışı tek bir seferde dava dışı...adlı şahıs tarafından yazıldığı ve senette bir tahrifat olmadığı hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, senedin gerçek bedeli olan 900,00TL'nin davacı tarafından ödendiği, borçlu tarafından doldurulmayan ve yazı ile yazılmış kısmındaki bedelin borç verilmesinin tarafların ekonomik durumlarına, hayatın olağan akışına aykırı olması, senetteki rakamla yazılan bedelin dosyadaki diğer delillerle desteklenmesi, senet üzerindeki rakamla yazılı bedelin kenarlarının sıkıca kapatılmış olması nedeniyle TTK’nın 588. maddesindeki kuralın dava konusu olayda uygulanmasının hakkaniyet duygusunu zedeleyeceği, ayrıca Türk Medeni Kanunun 2. maddesi de gözönüne alınarak davacının takipte talep edilen miktarda borcu olmadığı hususunda kanaat oluştuğu, davalının senedi takibe koymakta kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın kabulü ile takip konusu senet nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili ve davalı vekilinin ayrı ayrı temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; davacının davalıya bonoyu 900,00TL için verdiği ancak yazı ile yazılan kısmının sehven 900.000 lira YTL olarak yazıldığı, bu durumun tümü ile 2005 yılında liradan altı sıfır atılmasının, devamında 2009 yılında YTL'den TL'ye geçmekten kaynaklanan kafa karışıklığı ve yanlışlık eseri olduğu, senetteki bu yanlışlığa dayanarak davalının, sırf senetteki yanlış yazımdan kaynaklanan durumdan yarar sağlamasının kabulünün aşırı şekilcilik olacağı ve ağır hak kaybına sebep olacağı, nitekim Yargıtay'ın geçmişte benzer nitelikteki dosyalarda bu ilkeye dayanarak kararlar verdiği, yaşamın olağan akışına aykırı iddiada bulunan davalı müteahhidin ise iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay yönünden senette rakam ve yazı ile yazılan bedeller arasındaki farkın hayatın olağan akışına aykırı olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre direnme kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve uygulanması gereken hukuki kurum ve kuralların ne olduğunun tespitinde yarar vardır. Karine, sözlük anlamı bakımından karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına ve çözümlenmesine yarayan durum, ipucu, belirtidir. En genel anlamıyla karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkarımıdır. Dolayısıyla karine, bilinen bir olaydan, bilinmeyen diğer bir olayın veya hukuki durumun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasına olanak vermektedir. Genel olarak karineler, fiili ve kanuni olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Bu bağlamda, fiili karineler, bir hukuk kuralı ile bağlı olmaksızın, hâkimin insanlar ve yaşam konusunda ortaya çıkan tecrübe kurallarından yararlanarak belli olmayan olaylar hakkında sonuç çıkarmasına yaramaktadır. Bu yönüyle fiili karineler, hâkimin kanaat edinmesine yardımcı olmaktadır. Görüldüğü üzere, fiili karinelerin temelinde tecrübe kuralları (yaşam deneyi kuralları) yatmaktadır (Umar, B./Yılmaz, E.: İsbat Yükü, İstanbul 1980, s.165 vd.; Başözen, A.: Medeni Usul Hukukunda İlk Görünüş İspatı, Ankara 2010, s.63 vd.; Topuz, G.: Medeni Usul Hukukunda Karinelerle İspat, Ankara 2012, s.50, 56, 121 vd.; Alongoya, Y.: Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ve “Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, s.528; Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: II, Ankara 2001, s.2006 vd.). Fiili karinenin her şeyden önce usul hukukuna özellikle de ispat hukukuna ait olduğu kabul edilmektedir. Fiili karineler somut ihtilaflarda gereklidir, iddia edilen bir olayın gerçekten o tarz ve şekilde olup olmadığını anlamak için somut olaylarda ispat zorluklarında hâkime yardım eder. Fiili karineler mahkeme pratiğinde tipik görünümlerini genel yaşam tecrübelerinde bulurlar. Doğrulukları somut olayda hâkim tarafından değerlendirilir (Taşpınar, S.: Fiili Karinelerin İspat Yükünün Dağılımındaki Rolü, AÜHFD C.XLV, S.1-4, s.537). Nitekim Yargıtay da kararlarında tecrübe (yaşam deneyi) kurallarına dayanmakta ve bu konuda genellikle “hayatın olağan akışı” kavramını kullanmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1982 tarihli ve 1979/4-1528 E., 1982/412 K.; 17.12.2003 tarihli ve 2003/13-787 E., 2003/774 K.; 06.06.2007 tarihli ve 2007/2-331 E., 2007/332 K.; 08.12.2010 tarihli ve 2010/19-590 E., 2010/640 K.; 12.09.2012 tarihli ve 2012/8-365 E, 2012/561 K.; 28.03.2014 tarihli ve 2013/21-2219 E., 2014/411 K. sayılı kararları). Delillerin gösterilmesi ve bunun hâkim tarafından ispat vasıtası olarak kabulünden sonraki aşamada delillerin değerlendirilmesi gündeme gelmektedir. Kural olarak (kanunda gösterilen istisnalar dışında), hâkim delilleri serbestçe değerlendirecektir. Bu kapsamda delillerin takdiri, hâkimin vicdani kanaatinin esas olduğu bir aşamayı ifade etmektedir (Konuralp, H.: Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 1999, s.46 vd.). Öte yandan hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (eTTK), hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (eTTK. m.690, 730, TTK m.778,818). TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 588. maddesi; “Poliçe bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunur. Poliçe bedeli yalnız yazı ile veya yalnız rakamla mütaaddit defalar gösterilmiş olup da bedeller arasında fark bulunursa en az olan bedel muteber sayılır.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, bono bedeli senede sadece rakamla veya sadece yazı ile yazılmış olabileceği gibi, hem yazı ile ve hem de rakamla yazılmış olabilir. Rakam ve yazı ile gösterilmiş olan miktarlar birbirine tevafuk etmeyip değişik iseler yazı ile gösterilen miktar üzerinden bono keşide edilmiş sayılır (Doğanay, İ.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, II. Cilt, İstanbul 2004, s.1791,1792). Yukarıda yapılan açıklamalar, dosya kapsamı itibariyle taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi, kambiyo hukuku ilkeleri ve hayatın olağan akışı kavramı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davaya konu kambiyo senedinin alacaklı ve borçlu dışında...adlı bir şahıs tarafından düzenlendiği, senedin rakam ve yazı ile yazılan bedelleri ile alacaklı ve borçlu isimlerinin tek bir seferde bu şahıs tarafından yazıldığı, senette herhangi bir tahrifat bulunmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Ancak davalının, bankadan kredi çekmek suretiyle kendisinden toplam 67.000,00TL bedel ile daire satın alan davacıya 900.000,00TL gibi davacının mali durumu ile izah edilemeyecek yüksek meblağı herhangi bir teminat olmaksızın elden verdiği iddiasının hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, senedin tanzim edildiği 2009 tarihi itibariyle 900.000,00TL miktarında bir paranın genellikle banka aracılığıyla el değiştirdiği, 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun ve bu kapsamda çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 01.01.2009 tarihinden itibaren YTL kullanımından vazgeçilerek yeniden TL ibaresine geçildiği, bu nedenle senetteki bedelin tanzimi sırasında kavram karışıklığı nedeniyle senetteki yazı ile gösterilen bedelin, rakamla gösterilen bedelden bin kat fazla olduğu dikkate alındığında mahkemece eldeki menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi yerindedir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup direnme kararının onanması gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (46.104,00TL) harcın temyiz edenden alınmasına, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.06.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2009/22878 E., 2010/4624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri 1. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Somut olayda borçlu tarafça, takip dayanağı çekin metninde yazıyla “İkiyüz elli YTL” yazılı olmasına rağmen 250.000,00 YTL alacak için takip yapılmasının yasaya ve hukuka aykırı olduğu, TTK’nun 588.maddesinin “Poliçe bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunur” şeklindeki açık düzenlemesi gereğince, bu çekten dolayı bor
12. Hukuk Dairesi         2009/22878 E.  ,  2010/4624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri 1. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 23/07/2009 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı lehdar tarafından, borçlu keşideci aleyhinde bedeli; rakamla “250.000 YTL”, yazı ile “ ikiyüzelli YTL” olarak gösterilen çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmıştır. Mahkemece, TTK 'nun 730.maddesi atfıyla aynı yasanın 588/1.maddesi gereğince; yazıyla belirlenen miktar nazara alınarak, fazla talep edilen kısım iptal edilmiş ve esasa girilmediğinden bahisle borçlunun tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. İİK’nun 169/a-6.maddesi, borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde, kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklının, takip konusu alacağın %20' sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edileceği hükmünü içermektedir. Bononun yazı ile gösterilen miktar kısmı ile rakamla belirtilen miktarın farklı olması nedeniyle yazıya itibar edilerek fazla kısmın iptali talebi borca itiraz niteliğinde olup, bu itirazın kabul edildiği görülmektedir. Bonoda lehdar konumunda olan alacaklının kötü niyetli veya en azından ağır kusurlu bulunduğu sonucuna varılmalıdır. O halde, mahkemece borçlu isteminin de bulunması karşısında itirazın kabul edilen kısmı üzerinden alacaklının tazminatla sorumlu tutulması gerekirken, tazminata hükmedilmemesi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.03.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. Takip borçlusu Danışmanlık Hizm.Ltd.Şti. vekili itiraz dilekçesinde (Takip dayanağı çekin metninde yazıyla “ikiyüz elli YTL” yazıyor olmasına rağmen 250.000,00 YTL alacak için takip yapılması yasaya ve hukuka aykırıdır… Müvekkilin borçlu olduğu tutar 250.00,00 YTL değil 250,00 TL’dir. Müvekkil aleyhine yapılan takibin 250,00 TL tutarındaki kısımdan fazlasının iptali gerekeceğinden itiraz yoluna başvuruyorum…) şeklindeki beyanları . ile açıkça borca itiraz etmiş olup, borca itirazla ilgili bu inceleme işin esasına yöneliktir. İcra mahkemesinin aksi yöndeki kabulünü çoğunluk görüşü gibi isabetsiz buluyorum. Ancak, İİK’nun 169/a-6.maddesine göre itirazın kabulü halinde alacaklı aleyhine inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının takibi yapmakta kötüniyetli veya ağır kusurlu olması da gerekir. Somut olayda alacaklının senedi tahrif ederek fazla miktar üzerinden takip yaptığı bu nedenle kötüniyetli olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Ayrıca alacaklının senedin düzenlenmesi sırasında özen göstermemekle kusurlu davranmış olduğu kabul edilebilir ise de inkar tazminatına mahkum olabilmesi için aslolan takip yapmakta ağır kusurlu olmasıdır. Çek üzerinde yazılı değerlerden biri olan ve kendisince doğru bilinen 250.000 YTL miktar için takip yapan borçlunun ağır kusurlu olduğu da kabul edilemez. Anılan gerekçe ile tazminat talebinin reddi gerekeceğinden sonucu doğru mahkeme kararın onanması düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. İİK’nun 169/a-6.maddesine göre “Borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde, kötüniyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere… tazminata mahkum edilir.” Somut olayda borçlu tarafça, takip dayanağı çekin metninde yazıyla “İkiyüz elli YTL” yazılı olmasına rağmen 250.000,00 YTL alacak için takip yapılmasının yasaya ve hukuka aykırı olduğu, TTK’nun 588.maddesinin “Poliçe bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile gösterilen bedele itibar olunur” şeklindeki açık düzenlemesi gereğince, bu çekten dolayı borçlu olunan tutarın 250.000,00 YTL değil, 250,00 YTL olduğu ileri sürülmüş ve bu nedenle takibin 250,00 YTL dışındaki kısmı için iptali talep edilmiştir. Görüldüğü üzere dilekçede, borcun kaynağı ve hangi nedenle 250,00 YTL borçlu olunduğu konusunda hiçbir beyan yada iddiaya yer verilmemiş, sadece takibe konu çek üzerindeki şekli olgudan (farklılıktan), daha açık anlatımla, çekin rakamla yazılan bedeli ile yazıyla yazılan bedeli arasındaki farklılıktan söz edilerek ve TTK’nun 588.maddesine dayanılarak takibin 250,00 YTL üzerindeki kısmının iptali istenmiş, yerel mahkemece de talep doğrultusunda itirazın kabulüne karar verilmiştir. Bu durumda itirazın esasa ilişkin nedenlerle kabulünden söz edilemez. Diğer taraftan, borçludan 250.000,00 YTL alacağı olduğuna inanan alacaklının, çek bedelinin rakamla 250.000,00 YTL olduğunu görerek, çeki bu miktar üzerinden takibe koymasında kötüniyeti veya ağır kusuru bulunduğunu kabul etmek de mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin, davacı borçlunun tazminat talebinin reddine ilişkin kararı yerinde olup, kararın onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
21. Ceza Dairesi, 2015/6355 E., 2016/137 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFethiye 2. Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ayrıca Türk Ticaret Kanununun bu hususu düzenleyen çek ve bonodaki düzenlemelerin atıfta bulunduğu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 676 (6762 sayılı eski TTK.nun 588.) maddesinde "Poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedel üstün tutulur" hükmü ile senedin aradaki anlaşmaya aykırı olarak kullanıldığı ya da sahibinin zararına ol
21. Ceza Dairesi         2015/6355 E.  ,  2016/137 K. "İçtihat Metni" Tebliğname No : 11 - 2012/294335 MAHKEMESİ : Fethiye 2. Asliye Ceza Mahkemesi TARİHİ : 06/09/2012 NUMARASI : 2009/791 (E) ve 2012/707 (K) SUÇ : Resmi belgede sahtecilik 1) Sanığın suça konu bononun yazıyla bedel kısmını aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak “onüçbintl” olarak doldurup, rakamla bedel kısmında ise daha önce yazılı “1.300,00” ibaresine “0” ilave ederek tahrif ettiği bonoyu, ....... İth. İhr. ve Tic. Ltd. Şti' ne ciro ederek kullandığının iddia edildiği olayda; heyetçe yapılan gözlemde suça konu bonoda rakamla bedel kısmında en sağdaki “0” rakamının sıkışık vaziyette olması dolayısıyla sonradan tahrifen eklenmiş olabileceğinin görülmesi ve katılanların da bu hususta iddiada bulunmaları karşısında; suça konu bono üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak tahrifat olup olmadığı, bonodaki yazıların sanık veya katılanlar eli ürünü olup olmadığı senetteki 13.0000 yazısı ile yazı ile yazılan on üç bin yazılı kısmın aynı kalemle yazılıp yazılmadığının tespiti ve belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, mahkumiyet hükmünün konusunu teşkil eden emanette kayıtlı suça konu bono celp edilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve belge aslının denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, 2) Sanığın suça konu bonoyu verdiği ............. İth. İhr. ve Tic. Ltd. Şti' nin suçtan zarar gördüğü ve kamu davasına katılma hakkı bulunduğundan, duruşma gününün usulen bildirilip şikayet ve delillerini bildirme ve kamu davasına katılma olanağı sağlanmadan, duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 234/1-b maddesine aykırı davranılması yasaya aykırı, 3) Kabule göre de: T.C. Anayasa Mahkemesi' nin, TCK’ nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk, Bozmayı gerektirmiş, katılanların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.01.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Sanık hakkında; katılanlarca, aralarındaki balık alışverişi sonucu borçlu ve kefil olarak imzalamak suretiyle verdikleri 6 adet 1300,00-TL bedelli senetlerden 3 adedini vadesinde ödedikleri, diğer 3 adetinin sanıkta kaldığı, sanığın da senetlerden bir tanesinin meblağ kısmında rakamla “1.300 TL” yazmasına rağmen yazı ile yazılan kısmına “on üç bin YTL” yazarak ciro ettiği ........ Ltd. Şti. tarafından 13.000 TL üzerinden icra takibine geçtiğinden dolayı TCK'nun 204/1 ve 53. maddeleri gereği cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasında mahkemece yapılan yargılama neticesinde eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle beraatine dair verilen karar sayın çoğunluk tarafından eksik soruşturma yapıldığı gerekçesine dayanan bozma kararına katılmamaktayım. Mahkemece suça konu bononun takibe geçildiği icra dosyası ve suça konu bono 20.03.2012 günlü duruşmaya getirtilerek incelenmiş ve“alacaklının ........ şirketi adına Av..... ..., borçlunun .. .., .. ve ... olduğu, borcun 13000 TL lik 25/03/2008 tanzim tarihli 27/04/2008 vade tarihli senede dayandığı, borçlulardan .. .. ve .. ..'ın mal beyanında bulundukları, dosyada başkaca bir işlem yapılmadığı...” ile “Adli emanete kayıtlı senedin incelenmesinde; borçlunun .. ..; kefilin .. .., alacaklının .. .. olduğu, 13000 TL lik senet olup, 25/03/2008 tarihinde tanzim edildiği, ödeme tarihinin 27/04/2008 tarihi olduğu, rakam ile yazı incelendiğinde, 1300 TL (Binüçyüz) yazdığı, senedin .. .. cirosu ile .......... ürünlerine ciro edildiği...” hususları tespit edilmiştir. Öncelikle şu hususu tespit etmek gerekir. Sanık ile katılanlar arasında suça konu bononun gerçekliği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Katılanlar suça konu bonoya hiçbir itirazda bulunmamakta olup sadece borçlarının 1.300 TL olduğunu iddia etmektedirler. Katılanların 23.12.2008 tarihli şikayet dilekçelerinde; “senedin boş bırakılan metin kısmına 13.000 YTL yazılmış olduğunu fark ettik” ve “senet metnindeki ... kelimesi ve alacaklı .. .. kelimeleri ile alacak miktarını açıklayan on üç bin YTL ibareleri sonradan doldurulmuştur.” İddiasında bulunmuşlardır. Bu durum ise suça konu bononun katılanlarca sanığa kısmen boş olarak verildiğini göstermektedir. Yani katılanlarca iddia olunan husus senedin rakamla yazılan bölümü 1.300,00 TL olarak düzenlenmiş ancak yazı bölümü boş bırakılmış olup bu bölüm daha sonra sanık ya da ciro ederek verdiği kişi tarafından “on üç bin TL” olarak doldurulduğudur. Bu iddianın karşılığını ise TCK.nun 209. Maddenin 1. Fıkrasında görmekteyiz: 1. Fıkrada eylem “Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi..." şeklinde tarif edilmekte olup takibi şikayete tabii bir suçtur. Ayrıca Türk Ticaret Kanununun bu hususu düzenleyen çek ve bonodaki düzenlemelerin atıfta bulunduğu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 676 (6762 sayılı eski TTK.nun 588.) maddesinde "Poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedel üstün tutulur" hükmü ile senedin aradaki anlaşmaya aykırı olarak kullanıldığı ya da sahibinin zararına olarak hukuki hüküm ifade eden bir muamele yazıldığı ve yazdırıldığı iddiasının “HUMK’nun ayrık tuttuğu durumlar dışında tanıkla ispat edilemeyeceği, yazılı delille ispatının gerektiği"ne dair 24.03.1989 gün ve 1988/1- 1989/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı birlikte değerlendirildiğinde sanığa yüklenen eylemin sübutu halinde 5237 sayılı Yasanın 209.maddesinin 1. Fıkrasında düzenlenen ve takibi şikayete bağlı bulunan “Açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçı"nu oluşturacağı ve suça konu bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun belge ile ispatı gerekmektedir. Bu nedenlerle, şikayet dilekçelerinde suça konu bononun açıkça meblağın yazı kısmını boş olarak sanığa verdiklerini kabul eden katılanların yazılı olan ve hukuken itibar olunan 13.000 TL miktarın aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususunu yazılı belge ile ispat zorunda oldukları ve yargılama aşamasında bu hususta yazılı bir belgede sunamadıklarının anlaşılması karşısında; sonucu itibariyle doğru olan beraat kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki düşüncesine katılmamaktayım.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Ticaret şirketlerinin genel hükümlerine ilişkin aşağıdaki önermelerden hangisi hukuken geçerlidir?

A) Ticaret şirketine sermaye olarak taahhüt edilen malvarlığı değerleri, şirketin malvarlığına dahil olur ve ortaklar bu değerler üzerinde müşterek mülkiyet haklarını sürdürürler.
B) Bir ticaret şirketinin infisah etmesi, tüzel kişiliğinin derhal sona erdiği anlamına gelmez; tüzel kişilik, tasfiye sürecinin tamamlanıp sicilden terkin edilinceye kadar devam eder.
C) Türk Ticaret Kanunu uyarınca, her tür ticaret şirketinin kurulabilmesi için asgari ortak sayısı iki olarak belirlenmiştir.
D) Bir ticaret şirketinde tacir sıfatı, şirketin ortaklarına ait olup, şirketin kendisi tacir olarak kabul edilmez.
E) Şirket organlarının veya temsilcilerinin görevlerini ifa ederken üçüncü kişilere verdikleri zararlardan doğan sorumluluk şahsi olup, bu fiillerden dolayı şirket tüzel kişiliğine başvurulamaz.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol