Türk Ticaret Kanunu 593. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 593- (1) Esas sermaye payının şirketçe iktisabına ilişkin 612 nci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen hâller dışında, esas sermaye payı, ortaklar arasındaki devirler de dâhil olmak üzere sadece aşağıdaki hükümler uyarınca devredilebilir ve miras yoluyla geçer.
(2) Esas sermaye pay senetleri ispat aracı şeklinde veya nama yazılı olarak düzenlenir. Ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerinin, ağırlaştırılmış veya bütün ortakları kapsayacak biçimde düzenlenmiş rekabet yasağının ve şirket sözleşmesinde öngörülmüş önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım haklarının, bu senetlerde açıkça belirtilmesi gereklidir.
II - Pay defteri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2006/19126 E., 2006/22460 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana 1. İcra Mahkemesi
Ayrıca TTK.nun 593/1. maddesi hükmüne göre devir ciro ve teslimde mümkündür.
12. Hukuk Dairesi 2006/19126 E. , 2006/22460 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana 1. İcra Mahkemesi
TARİHİ : 25/07/2006
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolar hakkında uygulanması gerekli aynı yasanın 688/5. ve 689/1. maddeleri uyarınca kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadının tedavüle çıkarılmadan önce lehtar kısmında açıkça belirtilmesi gerekir. Ayrıca TTK.nun 593/1. maddesi hükmüne göre devir ciro ve teslimde mümkündür. TTK.nun 593/son maddesi gereğincede ciro, poliçeyi kabul etmiş olsun veya olmasın muhataba, keşideciye veya poliçe ile borç altına girmiş olanlardan herhangi birine de yapılabilir.
Somut olayda senedi elinde bulunduran takip alacaklısı bono lehtarı olup keşideci borçluyu takip ettiğine göre bono arkasında keşidecinin ayrıca bir imzasının olması lehtarın yetkili hamil olma sıfatını hükümsüz kılmaz.
Takip dayanağı bononun ön yüzünde keşideci borçlu ......................................'ın mevcut olan imzası geçerli ve kendisini sorumlu kılacak niteliktedir.
Bononun arka yüzünde de keşideciye ait ikinci bir imzanın bulunması bir hüküm ifade etmeyip kıymetli evrak hukuku bakımından ve kendisini sorumluluktan kurtaracak nitelikte kabul edilemez. Ayrıca bonodaki imzanın zorla attırıldığı yönündeki itiraz nedeninin ise icra mahkemesinde incelenmesi mümkün olmadığından borçlunun itirazının reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (3)
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2238 E., 2015/1062 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TTK'nun 593/1. maddesinde ''Her poliçenin sarahaten, emre yazılı olmasa dahi, ciro ve teslim yoluyla devrolunabileceği hükme bağlanmış, 594.
Hukuk Genel Kurulu 2013/2238 E. , 2015/1062 K.
* BONOYA DAYALI MENFİ TESPİT
* HAYATIN OLAĞAN AKIŞI
* KÖTÜ NİYETLE İKTİSAP
* YÜKSEK BEDELLİ İKTİSAP EDİLEN SENET
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 690
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 589
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 622
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 599
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 737
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 595
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.07.2011 gün ve 2008/611 E., 2011/371 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan E.. G.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.05.2012 gün ve 2011/14950 E., 2012/7342 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan M.. M..'e olan borcuna karşılık vade kısmı boş 03.06.2006 tanzim tarihli, 250.000 USD bedelli bono verdiğini, davalıya olan borcunu dava dışı N. M. vasıtasıyla ödediği halde dava dışı N. M.'nun sahte imza ile senedi davalı M.. M.. adına ciro ettiğini, senedin arkasında diğer davalılar A.. Ö.. ve M.. Y..'ın ciranta olarak gözüktüğünü, son hamil durumundaki davalı E.. G..'in bu senede dayalı olarak müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, adı geçenin yetkili hamil sayılamayacağını ileri sürerek senetten dolayı davalılara borçlu olunmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, % 40 tazminatın davalı E.. G..'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı M.. M.., davacının dava konusu bonoya bağlanmış borcunu dava dışı N. M. aracılığıyla ödediğini, kendisinin de senedi bu kişiye verdiğini, ancak sahte imza ile senedin ciro edildiğini belirterek, hakkında açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
Davalı E.. G.. vekili, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi hamil olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği def'ileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..'in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötü niyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği, davalı E.. G..'in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..'a elden verdiği 250.000 USD borç paraya karşılık ciro ile devraldığını, ancak adı geçen cirantanın açık adresini bilmediğini belirttiği, bir kimsenin bu miktardaki parayı açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, senedin lehtarı M.. M..'in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tespit edilmiş olduğu, davalılar Ahmet ve Mustafa'nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..'in senedi kötü niyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan E.. G.. vekilince temyiz edilmiştir.
TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesi uyarınca; “poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.”
İmzaların bağımsızlığı(istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz. Ancak, ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “İmzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre, senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, TTK.nun 589. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Bu açıklamalar için bkz, Prof.Dr. Reha Poray/Prof. Dr. Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, Sayfa 141-142; Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası, Ankara 1997, Sayfa 414 vd; Prof. Dr. Hüseyin Ülgen /Doç. Dr. Mehmet Helvacı /Doç. Dr. Abuzer Kendigelen/Doç. Dr. Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, Sayfa 126 vd; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, Sayfa 122 vd;Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu İkinci Cilt-Kıymetli Evrak ve Taşıma Ankara 1988 sh. 174 vd- sh.286-Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Prof.Dr. Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, sh.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı Ankara 1990 sh.1611 vd.).
TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 598/1.maddesi uyarınca; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.”
Zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz, Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, sh.295; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı, Ankara 1990, sh. 1646-1647; Murat Alışkan, Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 sh. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998 sh. 363).
Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimse borcundan kurtulmuş olur. Ödeyen kimse, cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de, cirantaların imzalarının sıhhatini araştırmaya mecbur değildir.”
Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince;
Dava konusu bonoda davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, senedin lehtarı durumundaki M.. M.. imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Senet metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar M.. M..'in yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, lehtardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mefhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde bu kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Hamilin ciro yoluyla senedi devraldıktan sonra cirantasını takip etme gibi yasal bir zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK’da yer alan ve kambiyo hukukuna ilişkin ilkeleri belirleyen kuralların kişiden kişiye değişebilen “hayatın olağan akışı” şeklindeki subjektif bir takım değerlendirmelerle ortadan kaldırılması doğru görülemez. Kambiyo senetlerinde imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi ile ilgili olarak Dairemiz uygulaması istikrar kazanmıştır (Yargıtay 19.HD.’nin 17.02.2011 tarih, 2010/7937 E, 2011/2072 K; 31.03.2011 tarih 2010/8614 E, 2011/4185 K; 18.04.2011 tarih 2011/3624 E, 2011/5149 K; 13.05.2010 tarih 2009/7134 E, 2010/6030 K; 14.10.2010 tarih, 2010/4431 E, 2010/11296 K; 21.03.2012 tarih 2011/13865 E, 2012/4619 K. sayılı kararları).
Her ne kadar, davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ibraname sunmuş ve davalı M.. M.. ödeme iddiasını ve davayı kabul etmişse de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde, keşideci ile lehdar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (TTK.madde 599). Somut olayda, hamil E.. G..’in senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi bu davalıya karşı ileri süremez. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…)
gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalılardan E.. G.. vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
Mahkemece, “…davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..’in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötüniyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği, davalı E.. G..’in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..’a elden verdiği 250.000 USD (Amerikan Doları) borç paraya karşılık ciro ile devraldığı, ancak adı geçen cirantanın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sadece dava dışı N.M..’nun bildiği taşınmaza haciz koydurulduğu, senedin lehtarı M.. M..’in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tesbit edilmiş olduğu, davalılar A.. ve M..’nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..’in senedi kötüniyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı…” gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hüküm, davalılardan E.. G.. vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki gerekçelerine ilave olarak, “bozma ilamında belirtilen kambiyo ilkelerinin doğru olduğu ve bunların mahkemenin de kabulünde olduğu ancak senedin kötüniyetle iktisabının haksız fiil niteliğinde olduğu, bu nedenle tanık dahil her türlü delille ispatlanabileceği, hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırı olmadığı, bunu engelleyen yasal bir düzenlemenin de bulunmadığı, kötüniyetle iktisabın fiili bir durum olduğu, hukuk sistemimizde hayatın olağan akışının fiili karine olarak kabul gören bir ispat vasıtası olduğu, fiili karine denen yaşam deneyi kurallarının tarafların olay iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında, hakimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam deneylerinin ortaya koyduğu değer hükümleri olduğu (Bilge Umar/Ejder Yılmaz:İspat Yükü, 2. Bası, İstanbul 1980, s.165 vd.174 ve 60 vd.), hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşeceği (Prof.Dr. Baki Kuru:Hukuku Muhakemeleri Usulü, C.II, İstanbul 2001, s.2011), somut olayda da ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı savunmada bulunan davalıya düştüğü…” kabul edilerek, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını, davalılardan hamil E.. G.. vekili temyize getirmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, Ankara 29. İcra Müdürlüğü’nün 2008/13161 Esas sayılı dosyasında; alacaklı E.. G.. vekili tarafından 05.11.2008 tarihinde borçlular (1-M.. A.., 2-M.. M.., 3-A.. Ö.., 4-M.. Y..) hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde; 392.750,00 TL asıl alacağın (250.000 USD karşılığı) faiziyle tahsili istenilmiştir. Borcun sebebi olarak “250.000 USD 15.07.2008 vadeli bono” gösterilmiştir.
Takibe ve eldeki davaya konu yapılan bononun keşidecisi davacı M.U..A.., lehtarı davalı M.. M.., senedin sırasıyla ilk cirantası lehtar, ondan sonraki cirantaları sırasıyla davalılar A.. Ö.. ve M.. Y.. ile senedin hamili davalı E.. G..’dir.
Davalı lehtar M.. M..’in imzasını taşıyan 07.11.2008 tarihli ibraname içeriğinden, takibe konu yapılan bonodaki ilk ciro (lehtar) imzasının kendisine ait olmadığını, keşideciden olan alacağının tamamını aldığını ifade ederek, keşideci-borçlu davacıyı ibra ettiği anlaşılmaktadır.
Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.06.2008 tarih ve E:2008/1210, K:2009/833 sayılı dosyasında bonodaki lehtar M.. M.. imzasının sahte olduğu ve bu nedenle imzaya itirazın kabulü ile M.. M.. yönünden takibin iptaline karar verilmiştir.
Davacı tanıkları beyanlarında özetle; davacının senet borcunu dava dışı N.M.. aracılığıyla ödediği, aralarında daha sonra ihtilaf çıkması nedeniyle davaya konu yapılan bononun takibe konulduğunu ifade etmişlerdir.
Davalı hamil E.. G.. dosyadaki beyanlarında özetle; bonoyu komisyonculuk yapan M.. Y.. isimli kişiden borca karşılık aldığını, bu kişinin açık kimlik ve adresini bilmediğini, bu kişiyi sürekli işyerine gelmesi nedeniyle tanıdığını, büyük ihtimalle bu kişinin Karadenizli olduğunu, toptancı halinde balıkçılık yaptığını, M.. Y.. dışındaki cirantaları ve keşideciyi tanımadığını beyan ve ifade etmiştir.
Gerek maddi olgu, gerekse bozma ilamında kambiyo senetlerine özgü belirtilen ilkeler bakımından hem yerel mahkeme hem de Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulundaki görüşmelerde de bozma ilamında belirtilen; imzaların istiklali 6762 sayılı TTK. m.589; meşru hamil m.598/1; ödeme-borçtan kurtulma m.622/2; iyiniyetli hamile karşı şahsi defiler ileri sürülemez, meğer ki kötüniyetle iktisabı kanıtlanmış olsun m.599 ilkeler, kambiyo hukukunun temelini oluşturması nedeniyle ilke düzeyinde oybirliğiyle benimsenmiştir.
Şu halde, uyuşmazlık; eldeki davada, hamil E.. G..’in (davalı-takip alacaklısının) senedi iktisap ederken bile bile keşidecinin (davacı-takip borçlusu) zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğunun kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır:
Karine, sözlük anlamı bakımından karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına ve çözümlenmesine yarayan durum, ipucu, belirtidir. En genel anlamıyla karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkarımıdır. Dolayısıyla karine, bilinen bir olaydan, bilinmeyen diğer bir olayın veya hukuki durumun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasına olanak vermektedir. Genel olarak karineleri, fiili ve kanuni olmak üzere, iki grupta toplanmaktadır. Bu bağlamda, fiili karineler, bir hukuk kuralı ile bağlı olmaksızın, hakimin insanlar ve yaşam konusunda ortaya çıkan tecrübe kurallarından yararlanarak belli olmayan olaylar hakkında sonuç çıkarmasına yaramaktadır. Bu yönüyle, fiili karineler, hakimin kanaat edinmesine yardımcı olmaktadır. Görüldüğü üzere, fiili karinelerin temelinde tecrübe kuralları (yaşam deneyi kuralları) yatmaktadır. (Bilge Umar-Ejder Yılmaz:İsbat Yükü, Büyükçekmece 1980, Sahife:165 vd.; Ahmet, Başözen:Medeni Usul Hukukunda İlk Görünüş İspatı, Ankara 2010, Sahife:63 vd.; Gökçen, Topuz:Medeni Usul Hukukunda Karinelerle İspat, Ankara 2012, Sahife:50, 56, 121 vd.; Ayrıca bakınız.Yavuz, Alongoya:Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ve “Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, Sahife:528, dipnot 32; Baki, Kuru:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, Ankara 2001, Sahife:2006 vd.).
Nitekim, Yargıtay da kararlarında tecrübe (yaşam deneyi) kurallarına dayanmakta ve bu konuda genellikle “hayatın olağan akışı” kavramını kullanmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 21.04.982 gün ve E:4/1528, K:412; 17.12.2003 gün ve E:2003/13-787, K:2003/774; 6.6.2007 gün ve E:2007/2-331, K:2007/332; 08.12.2010 gün ve E:2010/19-590, K:2010/640; 12.09.2012 gün ve E:2012/8-365, K:2012/561; 28.03.2014 gün ve E:2013/21-2219, K:2014/411 sayılı kararları).
Delillerin gösterilmesi ve bunun hakim tarafından ispat vasıtası olarak kabulünden sonraki aşamada delillerin değerlendirilmesi gündeme gelmektedir. Kural olarak (kanunda gösterilen istisnalar dışında), hakim delilleri serbestçe değerlendirecektir.
Bu kapsamda, delillerin takdiri, hakimin vicdani kanaatinin esas olduğu bir aşamayı ifade etmektedir (Haluk, Konuralp:Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 1999, Sahife:46 vd.).
Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (eTTK. 690, 730).
eTTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 599. maddesi;
“Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.
Alacağın temliki yoliyle yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.”
Hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere, poliçede şahsi defiyi düzenleyen yukarıdaki madde metninde kural olarak, şahsi defilerin, iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceği belirtilmiş; bu kuralın tek istisnası ise, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması yani kötüniyetle senedi iktisap etmesi gösterilmiştir. Madde hükmüyle, kanun koyucu kambiyo senetlerine özgü katı kurallar karşısında, bir kapı aralayarak, kötüniyetin ispatına olanak tanımış ve bu konuda bir sınır da koymamıştır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; takibe ve eldeki davaya konu bononun lehtar M.. M..’in aşamalardaki ikrarı ve davayı kabul beyanından da anlaşılacağı üzere, davacı keşideci tarafından yapılan ödeme ile bedelsiz olduğu sabittir.
Bononun bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin kural olarak, davalı lehtara karşı ileri sürebilir ise de, hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürülebilmesi için kötüniyetle iktisabının ispatı gerekir.
Dosya kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; senet lehtarının ilk cirosunun sahte oluşu, ondan sonraki Ahmet ve Mustafa adındaki davalı cirantaların bilinememesi, bedelsiz olduğu sabit olan bononun, davalı hamil tarafından açık kimlik ve adresini bilmediği M.. Y.. adındaki kişiden miktarı oldukça yüksek borç para karşılığında devraldığını beyan etmesi, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarında adı geçen dava dışı N.Mutlu’nun bildiği Muğla ili Milas ilçesindeki davacı taşınmazlarına takibin kesinleşmesini müteakip hemen haciz konulması karşısında, davalı hamil E.. G..’in bonoyu davalı ciranta M.. Y..’dan iktisabederken, iyiniyetli olduğunu ileri sürmesi hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir. Zira, lehtarın ilk cirosunun sahte olduğunu hamilin bilmesi gerekmez ise de, bonoyu devraldığı kendi cirantası M.. Y..’ın kim olduğunu bilmediğini ileri sürerek, senedi iyiniyetle devraldığını ileri süremez. Dolayısıyla, davalı hamil E.. G..’in bonoyu kötüniyetle iktisabettiğinin kabulü gerekir.
Şu halde, bononun ödeme nedeniyle bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin, senedi kötüniyetle devralan hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürerek, borçtan kurtulabilir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde azınlıkta kalan bir kısım üyelerce; ibranamede keşideci tarafından yapılan ödeme nedeniyle senet aslının lehtar tarafından keşideciye verildiği belirtilmesine karşın, keşideci tarafından senet aslının dava dışı N.Mutlu’ya verildiği belirtilerek çelişkinin ortaya çıktığını, ibranamedeki beyanın aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, dinlenen davacı tanıklarının dava dışı N.Mutlu hakkında beyanlarda bulunduğunu, doğrudan davalı hamil Erkan hakkında kötüniyetine ilişkin bir beyanlarının bulunmadığını, ayrıca tanıkların davacının yakınları (eşi, eşinin eczanesinde çalışan işçisi, eniştesi ve oğlu) olduğunu ve yeminsiz dinlenildiklerini, esasen ödeme yapan keşideci davacının senet aslını alıp imha etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bu nedenle kötü ödeyen keşidecinin bu davranışının sonuçlarına katlanması gerektiğini, kambiyo senetlerinde hayatın olağan akışı kavramına yer verilmemesi gerektiğini, dosyadaki delillerin davalı hamil Erkan’ın kötüniyetli olduğunu göstermeye elverişli olmadığını, hamilin senedi devraldıktan sonra kendi cirantasını takip etme ve durumunu araştırma yükümlü olmadığı gibi bu konudaki ağır ihmalinin de sonucu değiştirmeyeceğini, hayatın olağan akışı kavramının objektif olmayıp, subjektif bir olgu olduğunu ve bu nedenle kişiden kişiye değişebileceğini, böyle bir kavrama üstünlük tanınamayacağını, bu nedenlerle Özel Daire bozma ilamının yerinde olduğu ve direnme kararının bu yönde bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir.
O halde, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına karşı, davalı hamil E.. G..’in bonoyu devralırken kötüniyetli olduğu ve bu nedenle eldeki menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup, onanması gerekir.
SONUÇ: Davalı E.. G.. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (20.121,75 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 25.03.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacının keşideci, davalı (temyiz eden) E.. G..'in hamil olduğu 03.06.2006 tanzim tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Yerel mahkemenin “davanın kabulü”ne ilişkin kararı, davalı E.. G.. vekilinin temyizi üzerine Yüksek Dairece yapılan temyiz incelemesi sonucunda bozulmuş ve bozma kararında özetle; “TTK'nun 690. maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesinde hükme bağlanan “İmzaların bağımsızlığı (istiklali)” ilkesi, aynı yasanın 598/1. maddesinde düzenlenen “hak sahipliğini ispat vazifesi” başlıklı yetkili hamilin müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşılması ilkesi, 622. maddesinde hükme bağlanan “hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimsenin borcundan kurtulmuş olacağı” ilkesi, “şahsi def'ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için aynı Kanunun 599. maddesi uyarınca hamilin bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin borçlu tarafından kanıtlanması gerektiği” ilkesi ile ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut olay bakımından davalının bile bile borçlunun zararına hareket ettiği kanıtlanamadığından keşideci davacının lehdara ödeme yaptığına ilişkin kişisel def'inin iyiniyetli hamil durumundaki davalı E.. G..'e ileri sürülemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği” belirtilmiş, karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmamış, direnme kararında özetle; “bozma kararında bahsedilen imzaların bağımsızlığı ilkesinin mahkemenin önceki kararında gözardı edilmediği, önceki kararın lehdar imzasının sahteliği vakıasına dayanılarak verilmediği, yine TTK'nun 622. maddesi hükmünün de önceki kararda gözardı edilmediği, mahkemenin, lehdardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mevhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin, cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde böyle bir kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de, hamilin hilesi ve ağır kusuru konusundaki iddiaların, tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği konusundaki ilkenin somut uyuşmazlık yönünden açıklanmasına ilişkin olduğu, bu konudaki kabulün yani hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırılığının bulunmadığı, kambiyo senedinin hile veya ağır kusurla iktisabının fiili bir durum olup bu konudaki iddiaların tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceğinin kabul edilmekte olduğu, hayatın olağan akışı da fiili bir karine olup bu fiili karinenin aksine savunmada bulunan davalının ispat yükünü üstüne aldığı, bu bakımdan senet hamili/takip alacaklısı E.. G..'in senedi nasıl iktisap ettiği yönündeki beyanının önem taşıdığı, adı geçen davalının 15.09.2009 havale tarihli dilekçesinde senedi, kendinden önceki ciranta M.. Y..'dan iktisap ettiğini, bu kişiye 250.000 USD elden borç para verdiğini, açık adresi ve kimlik bilgilerini bilmediğini belirttiği, bu durumun hayatın olağan akışına uygun düşmediği, dinlenen tanık anlatımları, senedin lehdar yerine sahte imza atılmak suretiyle tedavüle sokulduğunun imza incelemesi sonucu ortaya çıkmış bulunması, bu nedenle icra mahkemesinin lehdar yönünden takibi iptal etmesi, sadece Nurettin Mutlu isimli kişinin bildiği taşınmaza haciz koydurulmuş olması, aradaki cirantaların kimlik ve adreslerinin tespit edilememesi, bu şahısların muhtemelen mevhum şahıslar olmaları itibariyle davalı E.. G..'in senedi kötüniyetle iktisap ettiği sonuç ve kanaatine” varıldığı belirtilmiştir.
Direnme kararındaki bu gerekçeler karşısında, yerel mahkeme ile Yüksek 19. Hukuk Dairesi arasında, “imzaların istiklali” “Görünürdeki ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davalı E.. G..'in yetkili hamil olduğu” konularında uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın, keşidecinin ödeme def'inin hamil – davalı E.. G..'e ileri sürülüp sürülemeyeceği, bu cümleden olarak adı geçen davalının senedi ciro yoluyla devralırken bile bile borçlunun zararına hareket edip etmediği noktasında toplandığı görülmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle konuya ilişkin kıymetli evrak hükümlerine değinmek gerekmektedir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.'nun 690. maddesi yollamasıyla bononun mahiyetine aykırı düşmedikçe poliçelerin cirosuna ait aynı yasanın 593-602. maddeleri hükümleri bonolar hakkında da uygulanır.
Hemen belirtilmelidir ki, bono kanunen emre yazılı senetlerdendir. 6762 sayılı TTK'nun 560/1. maddesi uyarınca ''Bütün hallerde ciro, poliçenin cirosu hakkındaki hükümlere göre yapılır.'' Poliçenin cirosu TTK'nun 593. vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nun 593/1. maddesinde ''Her poliçenin sarahaten, emre yazılı olmasa dahi, ciro ve teslim yoluyla devrolunabileceği hükme bağlanmış, 594. maddesinde ''cironun kayıtsız ve şartsız olması gerektiği'', 595. maddesinde ''cironun şekli'' düzenlenmiştir. TTK'nun 595/2. maddesine göre; ''lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından bile ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara beyaz ciro denilir. Bunun muteber olması için cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yapılması lazımdır.''
TTK'nun 596/1. maddesi uyarınca; ''ciro ve teslim neticesinde poliçeden doğan bütün haklar devredilmiş olur.''
TTK'nun 598. maddesine göre; ''Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.''
Def'iler başlıklı TTK'nun 599. maddesinde ise; ''poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse, keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.'' hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanunun emre yazılı senetlerle ilgili 737. maddesinde de ''Borçlunun Def'ileri'' kenar ba
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2008/11638 E., 2009/729 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Gerçekten TTK. 593. maddesine göre
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2008/11638 E. , 2009/729 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av.... gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı şirket, davalı ... şirketi tarafından takibe konulan çekten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş, davalı ... şirketi takip ve dava konusu çeki müşterisi ... Ltd.Şti’den factoring işlemi uyarınca aldığını savunmuştur.
Finansal Kiralama Factoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22/2. maddesine göre factoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile bir mal veya hizmet satışından doğmuş ve doğacak fatura ve benzeri belgelerle tevsik edilmeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler. Davalı ... şirketi tarafından 2 adet fatura ibraz edilerek çekin faturalardan kaynaklanan alacakla ilgili olarak ciro edildiğini belirtmiştir.Faturaları düzenleyen ... Ltd.Şti. ile davalı ... şirketi arasında factoring sözleşmesi vardır. Ancak dava konusu çeki davalı ... firmasına ... Ltd.Şti. değil Sait Özcan adında bir kişi ciro etmiştir. Davalı ... şirketi ile Sacit Özcan arasında factoring ilişkisi bulunduğu iddia ve ispat edilemediğinden davalı ... firması bu çeke dayanarak keşideciden çekin bedelini talep edemez. Zira çek davacı A Yayıncılık A.Ş tarafından hamiline olarak keşide edilmiş olup, sırasıyla F.Karagümrük Spor Kulübü tarafından ... Elektrik Ltd.Şti’ne, bu şirket tarafından Sait Özcan'a, Sait Özcan tarafından da davalı ... firmasına ciro edilmiştir. Davalı ... firması çeki yönetmeliğin 22/2.maddesine uygun olarak elinde bulundurduğunu kanıtlayamadığından, mahkemece davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle reddinde isabet görülmemiştir.
../..
(2)
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 625.00.-TL duruşma vekalet ücretinin, davalılardan alınarak, davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 05.02.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
Aslı gibidir.
K A R Ş I O Y
Davacı vekili, müvekkili şirketin 2004 yılına ait bir çek yaprağını kaybettiğini, davalı ... Hizm. A.Ş.’nin çeke dayanarak ihtiyati haciz kararı alıp haciz uyguladığını, saklı kalmak üzere de borcu ödediğini belirterek menfi tespit iddiasında bulunmuştur.
Davalı ... Hizm. A.Ş. vekili cevabında, çekin davalı ... Elek. San. Tic. Ltd. Şti.’den factoring işlemine esas alınmak üzere aldığını, çekin ödenmemesi üzerine icra takibinde bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan bozma ilamı ile uyulan karar sonucundaki toplanan delil ve bilirkişi tetkikatı neticesinde davalı ... Hizm. A.Ş. yönünden, ciro olduğuna ve kötüniyetin belirlendiğine dair delil ve belge de olmadığından bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun bozma kararında ise,
yönetmeliğin 22/2. maddesine göre bir mal ve hizmet satışının belgeleri ile doğrulanmamasına ve ciro eden kişinin S.O. olduğu, ancak davalının belge ve faturalarının ise ... Ltd. Şti. ile factoring şirketi arasında düzenlendiğinin belirtilmesine göre, davanın kabulü gerekirken reddinde isabet bulunmadığı belirtilerek, kesin bozma yapılmıştır.
Değerlendirmelerin yapılması bakımından aşağıdaki sistematik yol izlenmek suretiyle sonuca ulaşılması gerektiği düşünülmüş ve bu gerekçelere göre sayın çoğunluğun bozma kararına karşı oy kullanılmıştır.
a)Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu olan çekin yaprağının zayi olunduğunu belirtmiş, ancak imzanın sahteliği itirazında bulunmamıştır.
b) HUMK.’nun 75/2. ve 179/3. maddeleri gereğince ve öncelikle bu hususun halli gereklidir. (Prof. Dr. B. Kuru HUMK. C-2 1513,1602,1530,1750,1920- C-1 1571,1738,1514,1630 )
../..
(3)
c) Davacı açıkça çek altındaki imzayı reddetmemesine göre ,çekin keşide edilmek süretiyle tedavülde olduğu ve ödendiği hususunda bir belgede ibraz olunmadığından borcunun bu nedenlerle bulunmadığı savı sübut bulunmamaktadır.
d) Ödenme iddiası ise HUMK. 290. MK 6. maddesi. gereğince kanıtlanmamıştır. Aksinin kabulü ve izahı ile çelişkili davranış biçimi içinde olunan bir sonucu doğurur. (Venire Contra Factum Proprium)Böyle bir sonuç ise çelişkili davranış yasağı olup, MK 2 maddesi gereğince
yasaklanmıştır.
e) Davacı tarafından keşide edilen ve ödenmediği anlaşılan çekin tedavülde olması ile aşağıdaki şekilde ciro silsilesini taşıdığı belirlenmiştir. Mahkemece yapılan 3 ayrı inceleme ve bilirkişi raporu ile bu durum belirlenmiştir.
Keşidecisi davacı olup, 32.000.000 TL hamiline yazılı Karagümrük Oto Spor Kulübünün cirosu ile ... Elek. Tic. Ltd. Şti.’nin ve ciro ile de S ye ve ciro ile de davalı ... Hizm. A.Ş. ye intikal eden çekin ciro silsilesinde eksiklik olmadığı gibi davalı ... şirketi vekili , ... Elek. San. Tic. Ltd. Şti. ile arasındaki 01.09.2003 günlü factoring ve temlik sözleşmesine dayandırarak hamil olduğunu savunmaktadır.
TTK. 592., 599 ve finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyet esesları hakkında yönetmeliğinin 22/2. maddesinin ayrı ayrı incelenmesi ve anılan yönetmelik ile ilgili bu definin mutlak- nispi defi olup olmadığının da tayin ve takdiri ön mesele olarak incelenmelidir.
Finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyet esesları hakkındaki 10 Ekim 2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik ile değerlendirme yapmak gerekecektir.
Belirtilen yönetmeliğin 1. maddesi ile amaç ve kapsamı 2. maddesinde dayanak bölümü 22/2. maddesinde de 1. fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak
“Faktoring şirketleri kambiyo senedine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş ve doğacak fatura ve benzeri belgelerle tevsik edilmeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini isteyemezler.”
hükmü getirilmiştir.
Sayın çoğunluğun saygın kararının esasının anılan bu maddede belirtilen mutlak def’i niteliği taşıdığı yönündeki birleşimdir.
İşte buradaki kırılma noktaları şunlardır.
Def’ i le r etkilerine göre başlıca iki kısma ayrılır.
Bir takım def’iler senede hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Bu şekilde merkeze karşı dermeyanı mümkün olan def’ileri “mutlak def’iler” denilir.
Buna karşılık bazı def’ilerin sadece belli bir senet alacaklısına karşı ve sadece belli bir borçlu tarafından dermeyanı mümkün olup, böyle def’ilere de “nispi def’iler” ismi verilir.
Def’iler, maddi özelliklerine göre de üç kısımda toplamak mümkündür.
Bu bakımdan def’iler “senet metninden anlaşılan def’iler” “ senetteki bir taahhüdün hükümsüzlüğüne taalluk eden def’iler” ve “şahsi def’iler” olmak üzere üç grupta yer alır.
../..
(4)
Senet metninden anlaşılan def’iler
şekil eksikliği, zamanaşımı, müracaat hakkının kaybedilmesi, senet üzerinde yazılmış ifa keyfiyeti, senedin kabul edilmesinden veya ödenmesinden imtina halinden sorumlu olunmayacağına dair kayıt, ciro zincirindeki kopukluk, vadenin henüz gelmemiş olması, senette teminat senedi olduğunun yazılı bulunması senet üzerindeki çizgi ve yazılar gösterilebilir.
Hamil olan davalı ... şirketine yönelik böyle bir def’inin de ileri sürülmediği ve sübut bulmadığı açıktır.
Senetteki taahhüdün hükümsüzlüğüne ilişkin def’iler ise imza sahibinin ehliyetsizliği temsil yetkisinin bulunmaması, imzanın sahte olması, senedin hata, hile, ikrah gibi sebeplerle fesada uğramış bulunduğu bir durumda verilmesi, senedin ahlaka aykırı bir amacı gerçekleştirmek için verilmiş olması gibi hallerde, dermeyan edilebilecek def’iler olup, etkileri de değişik şekilde kendini gösterecektir.
Somut olayda davacının bu def’ileri dermeyan etmediği açıktır.
Şahsi def’iler ise, emre yazılı senetteki borç taahhüdünün objektif mevcudiyetine hiçbir etkisi olmayan, borçlunun belli bir alacaklı ile arasındaki hukuki münasebetten doğan def’ilerdir. Mahiyetleri dolayısıyla da esas itibariyle sadece doğrudan doğruya ilişkileri bulunan kimseler arasında dermeyan olunabilir.
TTK.’nun 599. maddesi, borçlunun kendisi ile belli bir hamil arasındaki şahsi defilerin, poliçeyi iktisap edenlere karşı dermeyanı engellenmiştir. Bir poliçeden dolayı kendisinden ödeme talebinde bulunan borçlu, keşideci, kabul eden, aval, ciranta veya aval veren kimse olabilir. Şahsi def’i dermeyanına karşı korunan hamil ise, senedi poliçe hukukuna has usulle iktisap eden kimsedir. Şeklen ve maddi hukuk açısından hak sahibi olmalıdır.
Şahsi def’iler konusunda somut olayın gereği üzerinde durulması gereken önemli bir sorun da, başkalarının ilişkilerinden kaynaklanan def’ilerin borçlu tarafından dermeyanına imkan olup olmadığıdır.
Borçlunun, keşideci veya önceki hamillerden biriyle arasındaki doğrudan ilişkilerden kaynaklanan def’ileriyle, hamilin üçüncü bir şahısla ilişkisinden doğan def’ileri birbirine karıştırmamak gerekir.
Prensip olarak, borçlu başkalarına ait def’ileri dermeyana haklı değildir. (Prof. Dr. F. Öztan a.g.e. sh. 218, 226,236,242 ) Kalpsüz T. Kıymetli Evrak Ank. 1975 Hukuki yönden çek. –Ank. 1974. Karayalçın Sak. Çek ve Uygulama. Ank.- 1986. Liver P. “Das. E.gentum” 1974. Reisoğlu S. Çek Yasası. Batıder C. Xv. S.2 Sh.3.6)
Factoring işleminin davalı ... San. Tic. Ltd. ile davalı ... Hizm. A.Ş. arasında olmasına göre anılan yönetmeliğin 22/2. maddesinin ancak ciro eden (temlik eden) tarafından ileri sürülme olanağı olacaktır. Mutlak defilerin incelenmesindeki butlan ile bu sorunu çözebiliriz.
Butlan sebepleri şunlardır;
1-Temyiz kudretinden yoksunluk,
2-Şahsiyet haklarının ihlali,
3-Şekil zorunluluğu koyan kurallara aykırılık,
4-Hukuka aykırılık,
5-Ahlaka aykırılık,
6-Kamu düzenine aykırılık,
7-İmkansızlık,
8-Muvazaa,
Bir hukuki işlem, yöneldiği hukuki sonuçları meydana getirebilme gücünden yoksun olduğu veya yoksun bırakılabildiği takdirde bu işlemin hükümsüzlüğünden bahsedilmesi mümkündür.
Hukuki işlemin hükümsüzlüğü,
a)Butlan
b) Yokluk şeklinde ortaya çıkacak olmasına göre yukarıda belirtilen ve 8 madde şeklinde gösterilen bir butlan hali somut olayımızda gerçekleşmemiştir.
Hukuki işlem sonuçlarını meydana getirmeye kesin olarak elverişsiz ise batıldır. Butlan herkes için olup, yargıç butlanı re’sen göz önünde tutacaktır.
Yokluk ise herhangi bir işlem doğmamıştır. Batıl işlemde batıl da olsa bir işlem vardır. Yoklukta ise işlem doğmamış olup muhteva bakımından doğmuş veya ortada bir işlem bulunduğu söylemeyecektir.
Taraflar arasında işlem temelinin çöktüğü esas olarak kabul edilir. (Tekinay- Akman –Burcuoğlu –Altuğ- Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümleri lot- 1993, sh. 363-379-383-391-409-424)
Davalı ... Hizm. A.Ş. ticari defter ve kayıtlarının 27/03/2008 günlü bilirkişi raporunun 3. sayfasından itibaren anılan yönetmeliğin 22/2. maddesine göre “bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilmeyi “ değerlendirmiştir.
Raporun 4. sayfa 9. a ve b. Bölümlerinden sunulan iki adet fatura ve temlik sözleşmesi ile Kurtuluş Factoring Hizm. A.Ş’nin bu külfetten kurtulduğu belirlenmiştir.aksinin kabulü halinde çek keşidecisi için ödemede ispat olunamadığından sebepsiz zenginleşme sonucu doğuracak bir işlemin sağlandığı görülecek olup çelişkili davranış yasağı kuralı gereğince de himaye görmeyecektir.
Üçüncü kırılma noktasının ise ;
a-TTK 592.
b) TTK. 599. maddesinde bulabilmek mümkündür.
Açık poliçe, verildiğinde şekil unsurları yönünden eksik olan ve bu eksikliklerin giderilmesi konusunda senedi veren tarafından senedi alanın yetkili kılındığı bir poliçedir.
Şekil şartlarına ilişkin bütün unsurlarının poliçenin keşidecisi tarafından poliçe üzerine bizzat yapılması şart değildir. İmza dışında eksikliğin her derecesinin mümkün olduğunu söylemek yanlış bir düşüncenin ürünü olmayacaktır. TTK.’nun 592 maddesinde düzenlenen “açık poliçe” ile “eksik poliçe” birbiriyle karıştırılmamalıdır.
Bir diğer incelenmesi gereken konu ise keşidecinin sorumluluğudur.
Keşideci kendisi tarafından imzalanmış bir senedin verilmemesi (akit) ile veya böyle bir verme işlemi olmasa bile, senedin iyiniyetli 3. şahıs tarafından iktisap olunmasıyla (görünüşe itimat ilkesi) senet hamiline karşı sorumlu hale gelir.
Bu sorumluluk konusundan doğan bir sorumluluk olup (ex lege) keşidecinin bu sorumluluğu isteyip, istememesi önemli değildir. Şeklen geçerli bir poliçe imzalayıp vermekle, keşideci sorumluluk altına sokar.
Keşideci, poliçenin ödenmemesi halinde de bizzat ödemek mecburiyeti altına girmektedir. TTK.’nun 730/3. maddesi göndermesi ile aynı Yasanın 592. maddesinin uygulanacağı açıktır.
Prof. Dr. F. Öztan Kıymetli Evrak Hukuku 2. Bası Ank. 1997 Sh. 495-530-519-599
Bu açıklama ışığında şu sonuca ulaşılması gerekir. Keşideci ciranta imzalarına ve cirantanın durumuna itiraz etmek suretiyle borçtan kurtulması düşünülememiş ,ilmi ve yargısal inançlarda buna imkan vermemiştir.
Ciro, poliçenin, bononun, çekin ve TTK. 743. maddesinde belirtilen diğer emre yazılı senetlerin devri konusunda mevcut yollardan sadece bir tanesine ilişkin işlemdir. Gerçekten TTK. 593. maddesine göre
“her poliçe ciro ve temlik yoluyla devredilebilir.”
Ancak şurasını da hemen belirtelim ki, emre yazılı senetlerin devri için cirodan başka ayrıca senedin zilyetliğinin intikalini de sağlayacak bir işleme ihtiyaç ve zaruret vardır.
Cironun birbirine bağlı olması, her şeyden önce ilk cironun lehtar tarafından yapılmasıyla mümkündür. Ciro zincirinde arada bir cironun imzasının sahte olması veya yetkisiz bir kişi tarafından atılması ciro zincirini zedelemez.
Ancak keşidecisinin garanti fonksiyonuna göre ciro zincirinin veya hamilin durumunun ileri sürülmemesi doğuracak def’ilerde kaçınması gereklidir.
Bir poliçenin cirosuyla, ciranta şeklen ve maddeten hak sahibi ise, kendisinin sorumluluğunun doğacağı tabidir. Birbirine bağlı cirolarla şeklen hak sahibi görünmekle beraber, maddi hukuk açısından hak sahibi olmayan bir cirantanın cirosu da, kendisini sorumluluk altına sokucu etkiye sahiptir.
Davacı keşidecisinin ciro zincirindeki kopukluğu ileri sürmesi, kambiyo senedini hamil olan, ancak factoring şirketine verdiğini, iddia ve ispat etmedikçe menfi tespit davasının reddi gerekecektir. (G. Eriş Uy. Çek Hukuku, 4. baskı, Ank. 2003 sh. 353-366- Yargıtay 11. H.D. 27/04.1995 gün, 1507 E, 3822 Karar, Yargıtay 19. H.D. 27/11/1996 gün 1174 Esas, 10589 Karar)
Kırılma noktasının bu şekilde belirlenmesi ile davacının iddiasının mutlak def’i olamayacağı şeklinde değerlendirmek kanımızca yanlış olmayacaktır.
Bu bağlamda, finansal kiralama, factoring ve finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyet esasları hakkında 10 Ekim 2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğin 22/2. maddesinde gösterilen def’inin nispi def ’i olup, doğrudan ilişkisi olan ile aralarındaki iç ilişkiden kaynaklanması sebebiyle keşideci davacı tarafından ileri sürülemeyecek olmasına göre, mutlak def’i niteliğinde görülerek ve kesin bozma suretiyle davanın kabulü niteliğindeki sayın çoğunluğun saygın görüşüne karşı oyumuzdur.
12. Hukuk Dairesi, 2006/24610 E., 2007/2277 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep 3. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
lehine keşide edildiği senedin ....tarafından tekrar keşideci borçlu şirkete ciro edilmesi üzerine borçlu (TTK'nun 690.madde göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 593/3.maddesi gereğince)...Ltd.Şti.
12. Hukuk Dairesi 2006/24610 E. , 2007/2277 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 07/11/2006
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu ...Ltd.Şti. hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine geçildiği ve örnek 10 no'lu ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun yasal sürede icra mahkemesine başvurarak, şirket adına vekaleten bono düzenleme yetkisinin olmadığı, ....19.07.2004 tarihinde vekaletten azledildiğini belirterek borca itiraz ettiği anlaşılmıştır.
Takip dayanağı bononun borçlu şirkete vekaleten ..... tarafından 17.03.2004 tarihinde ..... lehine keşide edildiği senedin ....tarafından tekrar keşideci borçlu şirkete ciro edilmesi üzerine borçlu (TTK'nun 690.madde göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 593/3.maddesi gereğince)...Ltd.Şti. tarafından 14.04.2004 tarihinde takip alacaklısı ... ciro edildiği görülmüştür.
Yargılama sırasında Gaziantep 4.Noterliği'nin 28.02.2002 tarih ve 5219 yevmiye no'lu vekaletnamesinde bonoda keşideci olarak yazılı olan ...Ltd.Şti.'nin çek düzenleme yetkisini de içerecek şekilde ...'ü vekil tayin ettiği tespit edilmiştir. Öte yandan ...4.Noterliği'nin 19.07.2004 tarihli azilnamesi ile vekaletten azledilmiş ise de, azil bononun tanzim tarihinden ve ciro tarihinden sonradır.
Yukarıda açıklanan ciro silsilesine göre diğer borçluya karşı müracaat sorumlusu durumunda olan...Ltd.Şti'nin çeki geriye ciro yoluyla alması ve başkalarına ciro etmesi geçerli ise de;
... verilen vekaletname kapsamına göre .... borçlu şirketi ticari işlerinde ve bankalarda temsil etmektedir. Vekaletnamede öngörülen kapsamlı yetki nedeniyle ... şirketin ticari mümessili olduğu kabul edilmelidir. Borçlar Kanunu'nun 449.maddesine göre ticari mümessil bir ticarethane veya fabrika ve ticari şekilde işletilen diğer müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak vekaleten imza koymak üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir. Aynı Kanun'un 450/1.maddesinde de ticari mümessilin, hüsnüniyet sahibi 3.şahıslara karşı müessese hesabına kambiyo taahhüdünde bulunmak ve onun namına müessesenin gayesine dahil olan bütün tasarrufları yapmak selahiyetine haiz sayıldığı belirtilmiştir. Ticari senetlerin ticari işletme ile olan ilgisi iyiniyetli 3.kişilerce kolaylıkla anlaşılamayacağından ticari mümessilin imzaladığı senetlerin iyiniyetli 3.kişiler bakımından işletmeyi bağlayacağı öngörülmüştür (HGK'nun 30.01.1980 tarih 1979/1962 E, 1980/170 K.).
O halde, ticari mümessil ...'ün imzaladığı takibe konu bonodan dolayı şirket sorumlu olup, bononun vekaletten azil tarihinden sonra tanzim ve ciro edildiği de İİK'nun 169/a maddesi uyarınca yazılı belge ile ispatlanamadığına göre, mahkemece itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlu vekilinin temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına, 15.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Pay senetlerinin "İlli (Sebebe bağlı)" nitelikte olması ne anlama gelir?
A) Senedin geçersizliğinin temel borç ilişkisini etkilememesi.
B) Pay senedindeki hakkın, pay sahipliği statüsünden ve esas sözleşmeden bağımsız olmaması.
C) Senedin her zaman ciro edilebilir olması.
D) Senedin sebebinin senet metninde yazması.
E) Senedin sadece kurucu ortaklara verilebilmesi.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.