Türk Ticaret Kanunu 595. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 595- (1) Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir.
(2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur.
(3) Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse, ortaklar genel kurulu sebep göstermeksizin onayı reddedebilir.
(4) Şirket sözleşmesiyle sermaye payının devri yasaklanabilir.
(5) Şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklı kalır.
(6) Şirket sözleşmesinde ek ödeme veya yan edim yükümlülükleri öngörüldüğü takdirde, devralanın ödeme gücü şüpheli görüldüğü için ondan istenen teminat verilmemişse, genel kurul şirket sözleşmesinde hüküm bulunmasa bile, onayı reddedebilir.
(7) Başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır.
2. Miras, eşler arasındaki mal rejimi ve icra
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
57 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/4190 E., 2024/6192 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin pay devrine ilişkin onayı reddedebileceği hükmü bulunmakta ise de, hisse devri yapan ...'un ayrıca şirketin tek ortağı olduğu, noter devir sözleşmesinde devrettiği hisse
11. Hukuk Dairesi 2023/4190 E. , 2024/6192 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/590 E, 2023/621 K.
HÜKÜM : Esastan ret; davanın kabülü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/186 E., 2020/611 K.
Taraflar arasındaki limited şirket pay devrinin pay defterine kaydı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ortak olduğu dava dışı Kaptan Sağlık Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ne ait Özel Yaşam Ftr Merkezi'nin uygunluk belgesinde bulunan kadroların davalı şirkete devredildiğini ve bu şirketin davalı şirkete satılması konusunda anlaşıldığını, akabinde davalı şirketin tek ortağı olan davalı ...'un şirketteki hissesinin %50'sini hisse devir sözleşmesi ile davacıya devrettiğini, ancak müvekkiline devredilen hisselerin kayıt ve tescilinin yapılması için davalı şirkete gönderilen ihtarnameye cevap verilmediğini, davalı şirket ortağı ve yetkilisine hisse devrinin pay defterine işlenmesi için başvuruda bulunulduğunu, fakat talebin yerine getirilmediğini, davalı şirket ortağı olduğu için davacının şirkette fiilen doktor olarak düşük maaş ile çalıştığını, ortaklık resmiyet kazanmadığı için davacının mağdur olduğunu, davalı ...'un pay devrine muvafakat ettiğini, noter devir sözleşmesinde kabul ettiğini belirterek davacının davalı şirketteki ortaklığının pay defterine kaydı ve Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmasına, aksi kanaat halinde ise davacının koymuş olduğu sermaye bedelinin ve dava dışı Kaptan Sağlık Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ne ait uygunluk belgesi ile uygunluk belgesinde bulunan kadroların piyasa rayiç bedelinin reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, yetkisizlik kararına rağmen davacının Aksaray'da arabulucuya başvurduğunu, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, talep miktarıyla dilekçe metninde talep edilen toplam bedelin çeliştiğini, davacının Kaptan ... Ltd. Şti. tarafından müvekkiline devredilen uygunluk belgesi ve belgedeki kadrolar yönünden dava açma hakkı bulunmadığını, ortaklar genel kurulunun herhangi bir sebep göstermeden pay devrini onay vermemesinin mümkün olduğunu, davacının onay başvurusunun genel kurul kararıyla reddedildiğini, devir sözleşmesinde, devir karşılığında davacının devralan şirkete ortak olacağı ve devrin bu ortaklık için ödenmesi gereken bedel mahsuben gerçekleştirildiğinin yazılı olmadığını, kabul anlamına gelmemek koşuluyla davacının hisse devri için ödediği iddia edilen miktar dışında talepte bulunamayacağını, davacının şirket ortaklığı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin pay devrine ilişkin onayı reddedebileceği hükmü bulunmakta ise de, hisse devri yapan ...'un ayrıca şirketin tek ortağı olduğu, noter devir sözleşmesinde devrettiği hissenin devir alan adına şirket pay defterinde ticaret sicil müdürlüğünde kayıt ve tesciline muvafakat ettiğini bildirmesine ve davacı tarafça yapılan ihtarnameye rağmen ortaklar genel kurulunda tek kişi olarak talebi gerekçesiz reddetmiş olmasının eldeki davada ortağın tek kişi olması sebebi ile hakkın kötüye kullanımı mahiyetinde olduğu, kanunun kötü niyeti korumasının söz konusu olmayacağı, tek kişilik şirket yönünden eldeki davada istisnai bir durumun bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ...'ın Pusat Sağlık Eğt. Dan. Turz. İnş. Taah. Oto San. Tic. Ltd. Şti.'de ... tarafından Ankara 58 inci Noterliğinin 15.04.2014 tarih 10552 yevmiye numarası ile yaptığı Limited Hisse Devrinin şirket pay defterine kaydının yapılmasına, Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, ticari davalarda arabuluculuğun dava şartı olduğunu, arabulucunun yetkisiz olması nedeniyle dava şartının gerçekleştirilmediğini, davacının davada hukuki yararının bulunmadığını, talep miktarıyla dilekçe metninde talep edilen toplam bedelin çeliştiğini, davanın kısmi olarak açılamayacağını, davacının yaşam merkezine ilişkin uygunluk belgesi ve belgedeki kadrolar yönünden dava açma yetkisi bulunmadığını, ortaklar genel kurulunun herhangi bir sebep göstermeden pay devrine onay vermemesinin mümkün olduğunu, somut olayda davacının talebinin genel kurul tarafından reddedildiğini, tacir olan davacının Özel Yaşam Ftr Merkezini davalı şirket ortaklığı karşılığında devrettiğini ileri sürmesi ve bu merkezle ilgili olarak hak iddia etmesinin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü ile bağdaşmadığını, 10.000,00 TL'nin sadece uygunluk belgesi ve kadroların değeri olduğunu, bu durumun sözleşmede de açıkça ifade edildiğini, devir sözleşmesinin sadece davacı tarafından değil, devreden şirketin diğer ortağı tarafından da imzalandığını, ortakların bu devir ile ilgili olarak alacaklarını aldığını, bu satış işlemiyle ilgili Kaptan Sağlık ... Ltd. Şti tarafından fatura tanzim edildiğini, müvekkilinin 10.000,00 TL bedelle aldığı uygunluk belgesi ve bu belgedeki kadroların piyasa rayiç bedeli üzerinden geri istenmesinin izah edilemeyeceğini, devir işleminin yapıldığı 2013 tarihinden sonra davacının müvekkili şirket nezdinde çalıştığını, davacının iddialarının soyut olduğunu savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında davalı şirketin tek ortağı olan davalı gerçek kişinin şirketteki hisselerinin %50'sini davacıya noterde akdedilen hisse devir sözleşmesi ile devrettiği, pay devrinin genel kurul tarafından oy birliği ile reddedilerek pay defterine işlenmediği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, uyuşmazlığın, davacının davalı ... ile arasında akdedilen limited şirket hisse devir sözleşmesinin davalı şirketin pay defterine kaydını ve ilanını talep edip edemeyeceği, davanın arabuluculuk dava şartına tabi olup olmadığı, tabi ise bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği, davanın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı hususundan kaynaklandığı, akdedilen hisse devir sözleşmesinin 15.05.2014 tarihli olduğu, bu tarihte 6102 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu, bu kanunun 595 inci maddesine göre pay devrinin geçerli olarak yapıldığının kabulü için noterde devire ilişkin işlem yapılması, devir işleminin şirkete bildirilmesi, ortaklar genel kurulu tarafından devire onay verilmesi gerektiği, devir işlemi ticaret sicile tescil edilmekle de 3. kişiler yönünden aleni hale geldiği, davacının davalı şirkete bu konuda ihtar gönderdiği, anılan ihtar üzerine davalı şirket genel kurul tarafından 30.12.2014 tarihli karar ile hisse devir işlemi ve ortaklar pay defterine kaydedilmesinin oy birliği ile reddedildiği, davalı ... davalı şirkette bulunan 50 adet payını 15.05.2014 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesi ile davacıya devrettiği, devir sözleşmesinde devreden davalı ... vekili devir sözleşmesinin pay defterine, ticaret sicil müdürlüğü ve diğer kurumlarda kayıt ve tesciline muvafakat ettiğini kabul ve beyan ettiği, davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarından 100 adet hissenin tamamının davalı ...'a ait olduğu, davacıya hisseyi devreden davalının, davalı şirketin yetkilisi bulunduğu, bu durumda mahkemece, hisse devir sözleşmesi ile davalı ...'un davalı şirketin tek ortağı ve müdürü olduğu, hisse devir sözleşmesinde anılan davalının açıkça hisse devir sözleşmesini pay defterine, ticaret sicil müdürlüğü ve diğer kurumlarda kayıt ve tesciline muvafakat ettiğini kabul ve beyan ettiği halde tek başına katıldığı genel kurul toplantısında hisse devir sözleşmesinin pay defterine işlenmesinin reddine karar verilmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırı bulunduğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davada dava zaman aşımı süresinin de dolmadığı, davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı, sözleşme tarihinin 15.04.2014 olarak yer alması maddi hata niteliğinde olup, mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün görüldüğü gerekçesiyle davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, limited şirket pay devrinin pay defterine kaydı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6100 sayılı Kanun'un 353üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi.
3. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesi.
3. Değerlendirme
6102 Sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin birinci fıkrasında esas sermaye payının devrinin yazılı şekilde yapılacağı ve imzaların noterce onanacağı, ikinci fıkrasında şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu, maddenin gerekçesinde bu onaya kadar sözleşmenin askıda olduğunun belirtildiği ve üçüncü fıkrasında ise şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin onayı reddedebileceği, madde gerekçesinde ise yine onay için herhangi bir sebep göstermenin gerekmediği hususları belirtilmiştir.
Davalı gerçek kişi davalı şirketin tek ortağı olup 15.05.2014 tarihli noterde onaylanan limited şirket hisse devri sözleşmesi ile 50.000,00 TL bedel karşılığında yarı hissesini davacıya devir etmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin üçüncü fıkrasının gerekçesinde belirtildiği üzere davalı ...'un ortaklar genel kurulunda vereceği pay devrine onay kararına kadar sözleşme askıdadır. Davacının sözleşmede öngörülen pay devrinin pay defterine kaydedilmesi talebi üzerine 30.12.2014 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılmış ve davacının pay devrine onayı sebep gösterilmeksizin reddedilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince davalı şirketin tek ortağı olan davalı ... sebep göstermeksizin pay devrine onayı reddedebilir, şirket sözleşmesinde aksine bir hüküm de bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle Mahkemece, davalı şirketin ortaklar genel kurulunca pay devrine verilecek onayına kadar askıda olan limited şirket pay devrinin pay defterine kaydı talebinin kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacı dava dilekçesinde taleplerini terditli olarak ileri sürmüş, davacının davalı şirketteki ortaklığının pay defterine kaydını, Mahkeme aksi kanaatte ise davacının koymuş olduğu sermaye bedelinin ve dava dışı Kaptan Sağlık Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'ne ait uygunluk belgesi ile uygunluk belgesinde bulunan kadroların piyasa rayiç bedelinin reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacının bu terditli talebi nazara alınarak değerlendirme yapılması ve delillerin takdiriyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
10.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2023/1063 E., 2024/4527 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1.Davalı şirket vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının şirket ortağı olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı gerektiğini, devrin bu onayla geçerli olacağını, davacı yazılı bir başvuru yapmadığından bir genel kurul kararı alınmadığını, onay bulunmadığından d
11. Hukuk Dairesi 2023/1063 E. , 2024/4527 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1750 Esas, 2022/1818 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/812 E., 2022/105 K.
Taraflar arasındaki asıl davada ortaklığın tescil ve ilanı, birleşen davada şirket kararının iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleşen davanın davalıları vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davanın davalıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı ... ile müvekkilinin babasının 2007 yılında davalı şirketi kurduklarını, 2013 yılında müvekkilinin babasından aldığı %50 oranındaki şirket hisselerini 2016 yılında davalı ...’ye devrettiğini, şirkette çalışmayı sürdürdüğünü, 20.08.2020 tarihinde noter senedi tekrar geri aldığını, ancak davalıların bu devri şirket kararına dönüştürmediklerini, tescil ve ilanını sağlamadıklarını, oysa işyerini müvekkilinin sevk ve idare ettiğini, yönettiğini, davalı ...’nün şirkette müdür sıfatını da taşıdığını ileri sürerek müvekkilinin noter satışına uygun şekilde ortaklığının tescil ve ilanını talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalı şirketin ortağı ...’in tek ortak iken %50 hissesini noterden müvekkiline satıp şirketin tekrardan iki ortaklı hale geldiğini, şirketlerde yönetim kurulunun 30 gün içinde devri kabul etmeme hakkı varsa da tek ortağın hisse devrini kabul etmemesinin iyi niyete aykırılık taşıdığını, hisse devri için açılan asıl dava varken 24.11.2021 tarihli ortaklar kurulu kararının müvekkilinin haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek 24.11.2021 tarihli kararın iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı şirket vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının şirket ortağı olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayı gerektiğini, devrin bu onayla geçerli olacağını, davacı yazılı bir başvuru yapmadığından bir genel kurul kararı alınmadığını, onay bulunmadığından devrin geçerlilik kazanmadığını, davacının 22.09.2021 tarihinde şirketten ayrıldığını, yeni iş yeri kurduğunu, şirketin işçilerini de götürdüğünü, müvekkili şirketin de davacı ile ayrılan işçilerin sözleşmesini feshettiğini, davacının işçilerle birlikte haksız rekabet ettiğini, şirkete zarar verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; şirket ortağı olmayan davacının şirket kararının iptalini isteyemeyeceğini, 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre esas sermaye payının devri için ortaklar kurulunun onayının gerektiğini, bu onay olmadığından devrin geçerlik kazanmadığını, aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre şirketin sebep göstermeden onayı reddedebileceğini, sadece noter devir sözleşmesi ile şirket ortağı olunamayacağını, bu durumda davacının sadece ticaret sicilinden kaydının silinmesini ve devir bedelini devredenden isteyebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'in Büyükçekmece 8. Noterliğinin 20.08.2020 tarihli pay devir sözleşmesi ile 22.500,00 TL bedelle payını davacıya devrettiği, Kanunda devrin hüküm ifade etmesinin ortaklar genel kurulunca onay şartına bağlandığı, taraflar hisse devri konusunda anlaştığından noter evrakının ortaklar genel kurul kararı olarak kabulünün gerekeceği, 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesinde 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 520 nci maddesinden farklı olarak pay defterine kayıt şartının aranmadığı, davalının devir işleminden vazgeçildiğine ilişkin noter evrakına eşdeğer bir belge sunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne, Büyükçekmece 8. Noterliğinin 20.08.2020 tarihli, 27079 yevmiye numaralı pay devir sözleşmesinin tesciline ve ilanına, pay defterine devrin kaydına, davalı şirketin 24.11.2021/1 tarihli pay devrinin reddine ilişkin kararının iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davanın davalıları vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asıl ve birleşen davanın davalıları vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesinde genel kurul kararının şart koşulduğunu, Mahkeme gerekçesinde “genel kurul kararı şarttır, ama bu sözleşme ortaklar kurulu olarak kabul edilebilir” denilerek Kanun metnine ve ruhuna açıkça aykırı bir yorum getirildiğini, birleşen davada şirketin sebep göstermeksizin onayı reddedebileceğini, devir onay olmadığından, tescil ve ilan edilmediğinden geçerlilik kazanmadığını, sicil kayıtlarında davacının halen şirket ortağı olmadığını, devir için devralanın şirkete yazılı başvurusu ve ortaklar kararı alınmasının gerektiğini, sadece noterden devir sözleşmesi yapılmasıyla şirket ortağı olunmayacağını, davacının baskıyla davalı ...’i yanılttığını, yarı yarıya hisse devrini sağladığını, bu devirde bir bedel ödenmediğini, davacının eski devrettiği hissesi 22000 adet olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesinde limited şirketlerde pay devrinin yazılı şekilde yapılıp noterce onaylanması ve devre ortaklar genel kurulunca da onay verilmesi şartına bağlandığı, ancak somut olayda pay devrinin noterde yapıldığı, uyuşmazlığın bu noktada çıktığı, davalı ...'in pay devrine muvafakat vermediği anlaşılmakta ise de, pay devrine muvafakat verecek genel kurulda oy hakkına sahip başkaca bir ortağın bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesinde ortaklar kurulu kararı şart olarak düzenlenmekle birlikte tek ortaklı limited şirkette bu kuralın ne şekilde uygulanacağı hususunda açık bir düzenleme bulunmadığı, şirketin ana sözleşmesinde pay devrini kısıtlayıcı bir hükme yer verilmediği, 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken iki ortaklı limited şirkette şirket ortaklarının biribirlerine yaptıkları pay devrine ilişkin olarak “dava konusu kararın da hisse devri sözleşmesinin tarafları olan anılanlar tarafından alınması karşısında esasen noterde yapılan hisse devri sözleşmesinin devreden açısından devre muvafakat niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.” yönünde içtihat bulunduğu, somut olayda şirketin payını devir eden tek ortak dışında başkaca bir ortak bulunmadığı, pay devir sözleşmesinin ortaklar kurulu tarafından verilen muvafakat niteliği taşıdığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davanın davalıları vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davanın davalıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; pay devri için ortaklar kurulu kararının gerektiğini, şirketin tek ortaklı olmasının bu kuralı değiştirmeyeceğini, şirketçe hisse devrinin reddine karar verildiğini, verilen kararla şekil şartının ihlal edildiğini, davacının aslında yarıdan az hisse devrettiği halde geri alırken müvekkili ortağı yanılttığını, yarı yarıya hisse devrini sağladığını, hisse devir bedeli ödenmediğini, davacının başka bir atölye kurup şirket işçilerini de buraya geçirdiğini, sözleşmenin genel kurul kararı olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu hisse devir sözleşmesinin şirket genel kurul kararının onayına tabi olup olmadığı, devreden dışında başka bir ortak bulunmamasının muvafakat niteliği taşıyıp taşımadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl ve birleşen davalarda davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5447 E., 2023/351 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var....Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla pay devrine ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, limited şirket pay devrinin 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin y
11. Hukuk Dairesi 2021/5447 E. , 2023/351 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ....Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki hisse devri ve müdür atama kararının tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın, davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde; Fırat Reklamcılık San. ve Tic. Ltd. Şti. sermayesindeki %50 paya isabet eden 12.500,00 TL olan hissenin tamamını, ....8. Noterliğinin 28.03.2008 tarihli hisse devir sözleşmesi ile birlikte davalı ...'e devrettiğini, pay devrinin şirket pay defterine işlendiğini, karar defterinin birinci sayfasına işlenerek, ortakların devre muvafakatinin sağlandığını, pay devrinin tescil ve ilan işleminin davalı şirket ve suiniyetli diğer ortaklar tarafından yaptırılmadığını ileri sürerek davacının davalı şirketteki hissesini davalı ...'e devrettiğinin ve davalı ...'ün şirkete müdür olarak atandığının kabulü ile Ticaret Sicil Gazetesinde ilanını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... cevap dilekçesinde; hisse devrinin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 520 nci maddesine uygun yapılması gerektiğini, gerekli olan işlemlerden sadece noter sözleşmesi yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla pay devrine ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, limited şirket pay devrinin 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının pay sahipliği sıfatının kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e 6103 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı şirkete müdür olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5. Noterliğinin 02.03.2010 tarihinde tasdik edildiği halde, buna ilişkin ticaret sicili nezdinde herhangi bir tescil ve ilanın yapılmadığı, aynı ortaklar kurulu kararı ile müdürlük yetkisinin son bulduğu oy birliği ile kararlaştırılan davacının, işbu hususun tescilini artık müdür olarak şirket adına yaptıramayacağı, bunu mahkemeden talep etmekte hukuki yararının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı şirketteki hissesini 28.03.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğinin ve 08.04.2008 tarihinde davalı ...'ün davalı şirkete müdür olarak atandığının Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil ve ilanına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; işbu davaya konu iddialarla Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2010/126 E. sayılı dosyası ile 2010 yılında bir davanın daha görüldüğünü, derdestlik itirazının değerlendirilmediğini, işlem tarihi itibari ile 6762 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, pay devrinin, ortaklar pay defterine kayıt edilmediğini, kanunun emredici hükmü varken, davada 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak davanın kabulüne karar verilmesinin, hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini, müvekkiline dava süresince usulüne uygun şekilde tebligat yapılmadığı için müvekkilinin hakkını yeterince savunamadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/126 E. sayılı dosyasında davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın kesinleşmediği, anılan dosyanın derdestlik oluşturmayacağı ve verilen kararın mahiyeti gereği kesin hüküm oluşturmayacağı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de devir 28.03.2008 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin uygulanması hatalı olup, devrin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesine göre geçerli bir devir bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; olaya 6102 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'a göre devir şartlarının sağlandığını, pay defterine kaydın yapılmasında yeni müdürün görevli olduğunu, davalı ortağın davada sıfatının bulunmadığını, davalı şirketin ise kararı istinaf etmediğini, artık müdür olmayan davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı limited şirketteki davacı payının davalı gerçek kişiye devredildiğinin ve şirket müdürlüğüne aynı kişinin seçildiğinin tespiti ile devrin Ticaret Sicilinde tescil ve ilanı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiği açıklanmıştır.
3. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının gerekçesinde de “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
4. 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesi
3. Değerlendirme ve Sonuç
1.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
2. “Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. ... Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
3. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
7.Somut olayda davacı vekilince, pay devri ve yönetici atanmasına ilişkin kararın tescili talep edilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince kurulan nihai hükümde, davacının müdür atama kararının tescili talebine ilişkin Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmamış olup kurulan red hükmünün yalnızca pay devrine ilişkin istem bakımından gerekçelendirildiği anlaşılmıştır.
8. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince tarafların talep ve iddialarının tümünü karşılar biçimde denetime elverişli hüküm kurulması gerekirken davaya konu taleplerden biri hakkında gerekçe oluşturulmaması doğru olmamış kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/1848 E., 2017/4574 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ayrıca devir 24.05.2010 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı TTK’nın 595. maddesinin uygulanması hatalı olup, devrin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi 2016/1848 E. , 2017/4574 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/09/2015 tarih ve 2014/302-2015/664 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı ... tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada, müvekkilinin davalı şirketteki hisselerini hisse devri sözleşmesi ile davalıya sattığını, söz konusu devir işleminin 17/06/2010 tarihinde karar defterine işlendiğini, ancak pay defterine işlenip ticaret siciline bildirim ve ilanın yapılmadığını, devir işleminin tamamen sonlandırılmadığını ileri sürerek davalının toplam 674 paya sahip olduğunun tespiti ile devrin tescil ve ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacılar vekili, müvekkillerinin hisse devri sözleşmeleri ile davalı şirketteki hisselerinin tamamını davalı ...’a sattığını, bu durumun 17/06/2010 tarihinde karar defterine işlenmesine rağmen pay defterine işlenip ticaret siciline bildirim ve ilanların yapılmadığını ileri sürerek devrin tescil ve ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı ..., davacının başkaları adına talepte bulunamayacağını, davalı şirket ortaklarının borçlu olan şirketi tehdit yoluyla kendisine sattığını, davaya konu hisselerin satın alınmasının nedeninin dava dışı ... adlı şahsın kendisini tehdit etmesi olduğunu hisseleri satın almak zorunda kaldığını, kendilerini borçtan kurtarmak için şirketin devredildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dava ve birleşen dava davacılarının davalı şirketteki hisselerini hisse devri sözleşmelerine istinaden davalı ...'a satıp bedellerini de almak suretiyle devrettikleri, durumun 17/06/2010 tarihinde karar defterine kaydedildiği ve aynı gün alınan ortaklar kurulu kararı ile davalı ...'ın 5 yıl süre ile şirket müdürü seçildiği, ortaklık payı devri sözleşmelerinin TTK'nın 595.maddesindeki şekle uygun yapıldığı, hisseleri devreden ortakların tamamının devir keyfiyetinin pay defterine kayıt ve ilgili yerlere tescili için adı geçen davalıya yetki verdikleri ve muvafakat ettikleri, 17/06/2010 tarihli ortaklar kurulu kararından itibaren 3 aylık red süresinin de geçmiş bulunduğu, davalı ...'ın dava dışı ...'ın davacılarla işbirliği içinde olup cebir ve tehditleri nedeniyle hisse devirlerinin yapıldığına yönelik savunmasına itibar edilmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulü ile asıl ve birleşen dava davacılarının hisse devri sözleşmesi ile davalı şirketteki paylarını devrettiğinin ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil ve ilanına karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davalı ... temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket hisse devir işleminin ticaret siciline tescil ve ilanına ilişkin olup, limited şirket hisse devri 24.05.2010 günü yapılmış olduğundan somut olayda 6762 sayılı TTK 520. maddesinin uygulanması gerekmektedir. TTK m. 520’ye göre limited şirket hisse devrinin gerçekleşmesi için devrin noterde yapılması, esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip ortakların dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve ayrıca devrin şirket pay defterine işlenmesi gerekmektedir. İlgili şekilde yapılmayan pay devri, şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi ilgililer arasında da hüküm ifade etmez.
Davacı, dava dilekçesinde noterde devir işleminin yapıldığını, karar defterine işlendiğini ve fakat pay defterine devrin işlenmediğini bildirmiştir. Bu durumda devrin tamamlanması için gerekli işlemlerden biri eksik olduğundan pay devri gerçekleşmemiştir. Pay devri gerçekleşmediğinden bu devrin ticaret siciline tescil ve ilanı yapılamaz. Ayrıca devir 24.05.2010 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı TTK’nın 595. maddesinin uygulanması hatalı olup, devrin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bu nedenle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı ...’ın temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/09/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde noter sözleşmesi ile devredilen ve ortaklar kuruluncada muvafakat edilen davacılara ait limited şirket paylarının davalıya devrinin, şirketten pay defterine kayıt edilmediği halde pay sahipliğinin davalı ...'a geçip geçmediğine ilişkindir.
Yerel mahkemece, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK 595 maddelesinde, pay defterine kayıt olgusunun hisse devrinin unsurları içerisinde yer almadığı, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... tarafından temyizi üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda "uyuşmazlıkta mülga 6762 sayılı yasa hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, pay devrinin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için pay defterine de kayıt edilmesinin zorunlu bulunduğu, devir keyfiyetinin pay defterine kayıt edilmediği" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.
Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun yürürlüğünden sonra açılmış olup, TTK'nın Uygulanması ve Yürürülüğü Hakkındaki 6103 sayılı Yasa'nın 3. maddesinde aynı Yasa'nın 2. maddesine istisna getirilerek "Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağı" düzenlenmiştir.
Pay devrine ilişkin hususlar taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğu için, bunlar 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğüne girmesinden sonra yeni kanun hükümlerine tabi olup somut uyuşmazlığa 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Limited şirket payının devri 6102 sayılı TTK'nın 595 maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının Noterce onaylanması zorunlu olup, mülga 6762 sayılı TTK 520/1 maddesinde yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenleme 6102 sayılı TTK 595 maddesine alınmıştır.
6102 sayılı Yasa, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmemiştir. Genel Kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılması pay sahipliği sıfatının kazanılması için yeterli sayılmıştır.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, davacılar davalı şirketteki paylarını diğer davalıya 6103 sayılı Yasa'nın 3. maddesine göre uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Yasa'nın 595 maddesine uygun şekilde devir etmiş olup yine, TTK 620 maddelerine uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verilmiştir. Pay devri ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlanmıştır. Devir keyfiyetinin pay defterine yazılması, pay sahipliğinin kazanılmasında ya da kaybedilmesinde etkili olmayan bir usul işlemidir.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunmaktadır.
Kaldı ki bir an için sayın çoğunluğun kabulünde olduğu gibi uyuşmazlıkta mülga 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği düşünülse bile devrin pay defterine kaydı, hisse devrinin mutlaka geçerlilik şartı olmayıp, pay defterine tescilin etkisi izhari niteliktedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.05.2001 gün, E. 2011/1607 K. 2001/3872, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 16.12.2004 gün ve E. 2004/3023, K. 2004/12406 sayı).
Ortak sıfatının geçişinin tamamlanması, ortaklığın onayı ile gerçekleşmektedir. (Baştuğ - Temel İlkeler. Sh.199, Poroy - Tekinalp - Çamoğlu -ortaklıklar ve Kooperatifler s. 889, Tekinalp- Tescil Davası s. 5, Hirsch - Tekinalp s. 267, Pulaşlı - Şirketler s. 1024)
Pay defterine kayıt, hukuki bir sonuç doğurmadığı gibi aksine yeni ortağın ve her şeyden önce ortaklığın hukuki durumunu belirlemeye yaramaktadır.
Devralan, kayıttan önce ortak sıfatını kazanmıştır ve ortaklıkta devralana ortak olarak davranma hakkına sahiptir.
Devrin pay defterine geçirilmesi, tarafların ortaklık hukukundan kaynaklanan taleplerini ileri sürmelerine imkan veren bir icra işlemidir. Bu işlemin devreden ve devralan arasındaki ilişki bakımından da bir anlamı yoktur. TTK 520/1 hükmünün amacını aşar biçimde kaleme alındığının kabulü ile niteliğine uygun yorumlanması gerektiği benimsenmelidir. (...Demirkapı - Limited Ortaklıkta payın devri sh. 379)
Devrin pay defterine kaydı, pay defterini tutmakla yükümlü olan kişiler tarafından gerçekleştirilmelidir. Sorumluluk ve yetki ilişkisi içerisinde, pay defterinin, tutulması müdürler tarafından yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Müdürler hatalı kayıtlardan ve eksik kaydedilmeden doğan zararlardan, ortaklara karşı olduğu gibi, üçüncü kişilere karşı da şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.
Ortaklar Kurulu, devri onayladığında, müdürlerin kaydı kendiliklerinden yapmaları gerekmektedir. Bu kaydın yapılması devir sözleşmesinin taraflarının iradelerine bağlı olmadığı gibi, devreden ve devralanın bu konuda bir taleplerinin bulunması dahi gerekmemektedir.
Hisse devrinin, şirket pay defterine kaydedilmesinden bu işle görevli şirket müdürü ile birlikte şirkete sorumludur.
Davacıların, şirket aleyhine açtığı davanın, çoğu isteyenin azıda istemiş sayılacağı ilkesinden hareketle davacının devrettiği payların, pay defterine kayıt ve tescili istemini de içerdiğinin kabulü zorunludur. Diğer taraftan pay devrinin, şirket pay defterine kaydedilmesinde davacıya bir kusur izafesi mümkün değildir.
Diğer taraftan, 6762 sayılı TTK 520/1 maddesi gereğince pay defterine kayıt, şirket yönünden hüküm ifade edebilmek için gerekli olup, davanın kabulüne ilişkin karar, davalı şirket yönünden temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davalı şirketle ilgili hususu, davacılara ait payları usulüne uygun devralmış olan davalının temyizde sıfatları bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4821 E., 2023/5958 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
sayılı kararıyla davacının sözleşme gereği olarak hisselerini devrettiği, akabinde ise taksitler halinde ödenmesi öngörülen devir bedelinin ilk takdisinin ödenmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi yazılı şekilde
11. Hukuk Dairesi 2022/4821 E. , 2023/5958 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 04.06.2013 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesi uyarınca ... Proje Mob. İnş. Nakl. San. ve Tic. Ltd. Şti.'deki tüm hisselerinin toplam 35.000,00 USD bedel ile davalılara satışı konusunda anlaştığını, müvekkilinin sözleşme sebebi ile üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini, davalıların ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalılara edimlerini yerine getirmeleri için ihtarname gönderildiğini, ancak sonuçsuz kaldığını, İstanbul Anadolu 25.İcra Müdürlüğü'nün 2015/25019 E. sayılı dosyası ile davalılar hakkında takibe geçilerek sözleşmeden doğan ödemelerin talep edildiğini, davalıların takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalıların itirazının iptaline ve takibin devamına, %20'den az olmamak üzere davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, hisse devir sözleşmesine konu 35.000,00 USD'nin 10.000,00 USD.lik kısmının noterde hisse devrinin yapıldığı tarihte ödenmesinin kararlaştırıldığını, hisse devir işleminin yapıldığı 04.06.2013 tarihinde müvekkillerinden ...'in Akcanlar Döviz Ticaret AŞ.ye talimat vererek saat 14:51'de davacının Garanti Bankasındaki hesabına 10.000,00 USD karşılığı 18.650,00 TL'nin EFT yoluyla yatırılmasını sağladığını, buna rağmen davacının 11.07.2013 tarihinde ihtarname göndererek ödeme yapılmadığını iddia ile sözleşmeyi feshettiklerini bildirdiğini, ödeme yapılmış olmasına rağmen davacının sözleşmeyi feshetmesinin açıkça kötü niyetli olduğunu, sözleşme feshedilmeseydi müvekkilleri tarafından diğer ödemelerin vadesinde yapılacağını, ancak davacının sözleşmeye aykırılık iddiasıyla sözleşmeyi feshetmesinden ötürü bakiye tutarın ödenme imkanının da kalmadığını, gönderilen 17.07.2013 tarihli ihtarnameyle bu durumun davacıya bildirilip bundan sonrasına davacı tarafça sözleşmenin aynen uygulanmaya devam edileceğine ilişkin yeni bir beyan göndermemesi halinde ödeme yapılmayacağının ancak ödeme yapılmamasının muhatabın sözleşmeyi feshi ve sözleşme uyarınca üstlenilen edimleri yerine getirmemesinden kaynaklı olduğunu, taahhütlerinin ihlali anlamına gelmediğinin de ihtaren bildirildiğini, davacının bu ihtarnameden sonra sözleşmenin aynen uygulanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını, öte yandan Ağustos ve Eylül 2013 tarihlerinde ödenecek hisse devir bedelleri davacı tarafça ihtarnameyle talep edilmiş olmakla birlikte bu tarihler itibariyle kendilerinin de davacıdan alacaklı olduklarını, davacının borç miktarının 25.000,00 USD'yi bulduğunu, bu nedenle kendi alacaklarından mahsup edilerek davacıya hisse devir sözleşmesinden kaynaklı borçları bulunmadığının da kabulü gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.07.2018 tarihli ve 2017/1381 E., 2018/611 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnameyle sözleşmenin feshedildiği ve sözleşmeyle öngörülen cezai şartın talep edildiği, davacı yanca bu ihtardan sonra fesih iradesinden vazgeçildiğine dair bir ihtarın da davalıya gönderilmediği, sözleşmenin feshine ilişkin irade beyanının tek taraflı, bozucu yenilik doğuran haklardan olup, karşı tarafa ulaşmasıyla hüküm doğuracağı, sözleşmenin feshi iradesinin karşı tarafa ulaşmasından sonra bu iradeden tek yanlı olarak dönülmesinin mümkün olmadığı, nitekim davalı tarafın savunmasında da aynı hususların belirtildiği, sözleşmenin davacı tarafça feshi karşısında fesihten sonra hisse devir bedelinin icra takibi yoluyla talep edilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.12.2019 tarihli ve 2018/1411 E., 2019/1823 K. sayılı kararıyla davacının edimini yerine getirerek sahip olduğu hisseleri devrettiğinin anlaşıldığı, keza dosyada davalının devir bedelinin ilk taksitini ödediğine dair dekontun da yer aldığı, ancak davacının sözleşmeyi feshettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun (6098 sayılı Kanun) 235 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, satılanın zilyetliği, satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmiş ise alıcının temerrüdü sebebi ile satıcının dönme hakkını kullanarak satılanın geri almasının ancak bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlı olduğu, somut olayda, satıcının sözleşmeyle dönme hakkını saklı tuttuğu, davacının hisse devir sözleşmesini feshetmiş olması karşısında, yerine getirdiği edimden bağımsız olarak davalı alıcıların edimlerini talep etmeye yönelik olarak yapmış olduğu ilamsız icra takibinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.02.2021 tarih, 2020/1478 E., ve 2021/620 K. sayılı kararıyla davacının sözleşme gereği olarak hisselerini devrettiği, akabinde ise taksitler halinde ödenmesi öngörülen devir bedelinin ilk takdisinin ödenmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulduğu, 6098 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yasanın sözleşmeler için öngördüğü şeklin geçerlilik şekli olduğu belirtilerek bu şekle uyulmadan akdedilen sözleşmelerin hüküm doğurmayacağı düzenleme altına alındığı, taraflar arasındaki hisse devir vaadi sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı ancak taraf imzalarının noterce onaylanmadığı, yasanın öngördüğü şekle riayet edilmeksizin akdedilen sözleşmenin geçersiz olduğu, bu nedenle mahkemece, geçersiz olan sözleşmede dönme hakkının saklı tutulduğundan bahisle hüküm tesisi yoluna gidilmesi doğru görülmediği, öte yandan, bir an için sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi mahkeme gerekçesinin aksine, ne hisse devir vaadi sözleşmesinde ne de daha sonra noterde yapılan hisse devir sözleşmesinde, satıcının, alıcının temerrüdü sebebiyle sözleşmeden dönerek, satılanı geri alma hakkını açıkça saklı tuttuğu bir sözleşme hükmü bulunmadığından sözleşmenin yanlış yorumlanması suretiyle hüküm kurulması da doğru görülmediği, bu itibarla, davacının edimini yerine getirerek hisselerini devrettiği, sözleşmede alıcının temerrüdü sebebiyle dönme hakkının açıkça saklı tutulmadığı, bu durumda davacının hisse devir bedelini talep edebileceği gözetilerek ve tarafların devir bedelinin ödenip ödenmediğine ilişkin iddia ve savunmaları da değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesinin yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulduğu, davacının edimini yerine getirerek hisselerini devrettiği, sözleşmede alıcının temerrüdü sebebiyle dönme hakkının açıkça saklı tutulmadığı, bu durumda davacının hisse devir bedelini talep edebileceği, taraflar arasındaki Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin birinci maddesine göre; "davacı 100.000,00 TL olan hissesinin 90.000,00 TL'sini davalı ...'e, 10.000,00 TL'sini Nejat Celal Yaba'ya devredeceği, 4/2 fıkrasında; hisse devir toplam bedelinin 35.000,00 USD olduğunun belirtildiği, davalıya devredilen hissenin % 90 olduğu görüldüğünden 35.000,00 USD toplam devir bedelinin ( 35.000,00 USD x % 90 = 31.500,00 USD) 31.500,00 USD 'sinden davalının sorumlu olduğu", davacı tarafın davalının 10.000,00 USD ödeme yaptığını kabul ettiği, davalının bakiye bedeli de ödediğine ilişkin herhangi bir makbuz, dekont vb delil sunmadığı, dolayısıyla davalı tarafın hisse devir bedelinin tamamını ödediğini ispatlayamadığı, mükerrer mahsup olmaması amacıyla Nejat Celal Yaba yönünden de bu 10.000,00 USD'nin mahsubunun yapılıp yapılmadığının tespiti açısından yetkisizlikle giden dosya incelendiği ve 10.000,00 USD ödemenin mahsubunun yapılmadığı, mezkur davanın reddine karar verildiği, davacının 21.500,00 USD bakiye alacağının bulunduğu, davalıya hisse devir bedelini ödemesinin ihtar edildiği, ihtarnamenin davalıya 28.06.2013 tarihinde tebliğ edildiği, sözleşmenin dördüncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalının 8 gün sonrası 07.07.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, takip tarihinin 15.12.2015 olduğu, davacının 07.07.2013-15.12.2015 tarihleri arasında 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca resen yapılan faiz hesaplama sonucu 1.828,16 USD olduğu, alacak miktarı belli olduğundan hükmedilen tutarın takip tarihindeki karşılığı hesaplanmak suretiyle davacı lehine bu bedelin %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında " davacı tarafın davalının 10.000,00 USD ödeme yaptığını kabul ettiği" şeklinde yapılan gerekçelendirme ile alacaktan mahsup yapılmasının hatalı olduğunu, yargılama aşamalarında bu iddianın hiç bir zaman kabul edilmediğini, davalının yapmış olduğunu iddia ettiği ödemeyi hisse devrine yönelik yaptığını ispatlayamadığını, anılan döviz firması ile arasında eskiden beri devam eden para alışverişi olduğunu, davalı ihtarnamesinde anılan parayı elden ödediğini iddia ettiğini bu sefer yargılama aşamasında ise döviz firması hesabından aktarıldığını iddia ettiğini, davalı iddiaları arasında çelişki olduğunu, davalı tarafından hisse devrine ilişkin yazılı delille ödemeye ilişkin her hangi bir delil sunmadığından kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin hissedar bulunduğu şirket hesaplamalarının tutulduğu 2013 yılına ilişkin dökumanda davacının borçlu olduğunu, bu borca binaen mahsuplaştırıldığından davacıya borçları bulunmadığını, hisse devir sözleşmesinde davacının hisse bedelinin davalılar tarafından nakden ve tamamen ödemesi nedeniyle devir ve temlik ettiğini açıkça beyan ettiğini, bu hususun davacıya karşı bir borçları kalmadığının kayıt altına alınmış delili olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık,taraflar arasında akdedilen hisse devir vaadi sözleşmesiyle kararlaştırılan devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir .
2.Taraflar arasında 04.06.2013 tarihli sözleşmede belirlenen 35.000,00 USD’nin, hisse devir bedeli olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Her ne kadar yasanın öngördüğü şekle riayet edilmeksizin akdedilen adi yazılı sözleşme geçerli değilse de daha sonra taraflarca şekil şartlarına uygun olarak noterde hisse devir sözleşmesi gerçekleştirilerek devir işlemi tamamlanmıştır. Bu durumda adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan 35.000,00 USD’ nin hisse devir bedeli olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki davalı da, cevap dilekçesinde ve dosya kapsamındaki beyanlarında bu bedelin bir kısmını üçüncü kişi havalesiyle ödediğini, kalan kısmının ise davacıdan alacaklarına mahsuplaşmak suretiyle ödendiğini savunmuştur. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalının mahsuplaşma savunması, usulüne uygun delillerle ispatlanamadığından anılan ödeme savunmasına itibar edilmemiştir. Davalının, hisse devir işleminin yapıldığı tarihte döviz bürosundan talimat verilerek davacının hesabına 10.000,00 USD karşılığı 18.650,00 TL'nin EFT yoluyla yatırıldığı savunması da usulüne uygun ve karşı taraftan sadır yazılı bir belgeyle ispat edilememiştir. Döviz bürosu tarafından davacıya gönderilen belgede göndericinin döviz bürosu olduğu, ne amaçla gönderildiği açıklanmayan, bu belgeye itibar edilemeyeceği gibi döviz bürosunun tek taraflı olarak mahkemeye hitaben verdiği ve davalı delili olarak sunulan belgeye dayanılarak davacının yapılan ödemeyi kabul ettiği değerlendirilmesi usulen mümkün olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilin tüm, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Aşağıda yazılı harcın istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Bir limited şirkette ortak olan (A), esas sermaye payının tamamını şirket dışından (B)'ye devretmek üzere 01.03.2023 tarihinde yazılı bir devir sözleşmesi akdetmiş ve tarafların imzaları aynı gün noterce onanmıştır. Şirketin esas sözleşmesinde pay devrine ilişkin onay mekanizmasını veya reddetme sebeplerini düzenleyen herhangi bir özel hüküm bulunmamaktadır. (A), devrin onaylanması için derhal şirkete başvurmuş ancak diğer ortaklar bu devre sıcak bakmamaktadır. Bu olayda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca esas sermaye payının devrinin geçerliliği ve onay süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Devir sözleşmesinin noter tarafından onanmasıyla birlikte payın mülkiyeti devralan (B)'ye geçtiğinden, ortaklar genel kurulunun onayı yalnızca devrin pay defterine işlenmesi için tamamlayıcı bir işlemdir.
B) Şirket sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadığı müddetçe, esas sermaye payının devri ortaklar genel kurulunun onayına bağlıdır ve genel kurul, herhangi bir sebep göstermeksizin bu onayı vermeyi reddetme hakkına sahiptir.
C) Şirkete yapılan başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul tarafından açık bir ret kararı alınmazsa, devir talebi zımnen reddedilmiş sayılır ve devir işlemi geçersiz hale gelir.
D) Ortaklar genel kurulu, yalnızca devralan (B)'nin şirketin ekonomik bağımsızlığı açısından bir tehlike oluşturması gibi haklı bir sebep ileri sürerek onayı reddedebilir.
E) Şirket sözleşmesinde ek ödeme veya yan edim yükümlülükleri öngörülmüş olsa dahi, devralanın ödeme gücünün şüpheli olduğu gerekçesiyle onayın reddedilebilmesi için bu yetkinin şirket sözleşmesinde ayrıca ve açıkça tanınmış olması gerekir.
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.