6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 633

Türk Ticaret Kanunu 633. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 633- (1) Esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır. II- İflâsın bildirilmesi ve konkordato talebi[94]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2019/699 E., 2020/4277 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2019/699 E.  ,  2020/4277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Dava dilekçesinde; davacının ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi 1725 parsel sayılı taşınmazı, icra dosyasından ihale sonucunda satın aldığı, ihalenin kesinleşerek tapuda tescilin yapıldığı, davalı şirket ile davacı arasında herhangi bir kira sözleşmesi veya sözleşme olmadığı halde, davalının bu yeri işgal ettiği ileri sürülerek ihale tarihinden tahliye tarihine kadar ki süre için fazlaya dair hakları saklı tutularak aylık 12.500,00 TL ecrimsil istenmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının, davacıya ait ve ihale sureti ile satın aldığı taşınmazda kötü niyetli şagil olmadığı, daha önce taşınmaz üzerindeki depoyu 06.01.2012 tarihi itibariyle 3 yıllığına kiraladığı, bir yıllık kirayı da peşin ödediği, söz konusu taşınmazın ... Gıda A.Ş'nin borcundan dolayı cebri ihale ile satılarak mülkiyetinin davacıya geçtiği, davacının sebze-meyve, paketleme, pazarlama ve ihracatı için kiralanan deponun bu işe uygun hale gelmesi için kiralayanın onay ve muvafakati ile toplam 155.800,00.-TL masraf yapıldığı, bu masrafların 66.163,00 TL'lik kısmının taşınmazın mütemmim cüz'ü halini aldığı, bu nedenle tahliye esnasında sökülüp götürülme imkanının olmadığı, davalının açıklanan gerekçelerle taşınmazda fuzuli şagil olarak nitelendirilemeyeceğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Davanın ilk açıldığı Asliye Hukuk Mahkemesi "TTK'nin 4. madde gereği her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarının da ticari dava olduğu ve açılan dava da ticaret mahkemesi görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine de dosya Asliye Ticaret mahkemesine göndermiştir. Asliye Ticaret Mahkemesi, görevsizlik kararı sonrası gönderilen dosyanın esasını inceleyerek davacının davasının kısmen kabulü ile 40.491,66.-TL alacağın dava tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davanın kısmen kabulüne dair mahkeme kararı davacı vekili ve katılma yolu ile de davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir. Gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle işgal tazminatı, hak sahibinin, taşınmazı kullanması nedeniyle kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunun 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’da ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davanın mutlak veya nisbi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan sözedilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görevi kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi uygulama, Asliye Ticaret Mahkemelerinin kuruluş amacına ve niteliğine aykırı düşecektir. Somut uyuşmazlıkta dava, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır. Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın ticari dava olduğu gerekçesi ile görevli mahkemenin Antalya Ticaret Mahkemesi olduğuna karar vermiş olup, verilen bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1). Bir mahkemenin verdiği görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise bu görevsizlik kararı, dosyanın gönderildiği mahkemeyi bağlamaz. Bu mahkeme de kendisinin görevli olmadığına ve ilk mahkemenin görevli olduğuna karar verebilir. Hâl böyle olunca; davanın, genel mahkeme sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 01.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2020/1322 E., 2020/4253 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2020/1322 E.  ,  2020/4253 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, ihtiyati haciz talebinin reddine ve davanın usulden reddine karar verilmiş olup hükmün ve ara kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, mülkiyeti vekil edenine ait 2118 ada 4 parsel sayılı taşınmaza davalılar tarafından haksız şekilde müdahale edildiğini, önceki döneme ilişkin ecrimisil davasının Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/356 Esası üzerinden devam ettiğini, dava dışı üçüncü kişinin açtığı tapu iptal ve tescil davasının bekletici mesele yapıldığını belirterek 01.09.2010-01.03.2011 tarihleri arası fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile aylık 15.000 TL üzerinden toplam 75.000 TL ecrimisil bedelinin ilgili aylardan dava tarihine kadar işlemiş reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, ecrimisil alacağının tahsilini teminen davalıların menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerde dahil her türlü hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılardan .... Tic. A.Ş vekili, açılan davanın öncelikle derdestlik nedeni ile reddi gerektiğini, müvekkili şirketin anılan dönemde dava konusu taşınmazda kiracı sıfatı ile bulunduğunu, fuzuli şagil olmadığını, taşınmazın mülkiyeti konusunda açılan davanın derdest olup aynı mahkemenin 2007/356 Esas sayılı ecrimisil davasında bekletici mesele yapıldığını ve ihtiyati haciz taleplerinin yerinde olmadığını belirterek davanın öncelikle derdestlik nedeni ile usulden reddine, olmadığı takdirde mahkemenin 2007/356 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/424 Esas sayılı dosya neticesinin beklenmesine, ihtiyati haciz taleplerinin ve neticeten davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, ( davanın esasına yönelik) dava konusu uyuşmazlığın kira sözleşmesi veya kira hukukundan kaynaklandığı gerekçesiyle (davaya Sulh Hukuk Mahkemesinde bakılması gerektiği belirtilerek) davanın usulden reddine, (ihtiyati hacze yönelik ise) ara karar ile “..davacı şirketin, dava konusu alacağının varlığı yaklaşık ispat seviyesinde ispatlanamadığından..” gerekçesiyle ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir. Kararlar davacı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Dava, mülkiyet hakkına dayalı ecrimisil isteğine ilişkindir. 1. İhtiyati hacze yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde, Davacı vekili, dava dilekçesi ile; İİK'nin 257. maddesi gereğince ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiş olup Mahkemece, 14.03.2016 tarihinde ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir. Somut olayda, mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup ihtiyati haciz talebinin reddi ve temyiz hususunu düzenleyen İİK'nın 258. maddesinin son fıkrasında, ihtiyati haciz kararının reddi kararlarına karşı temyiz yolunun açık olduğu, ancak temyiz incelemesi sonucu verilen kararın kesin olduğu düzenlenmiştir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre ihtiyati hacze yönelik yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. Davanın esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunu'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davada istenen ecrimisilin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. ve 995. maddeleri ve 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı YİBK'nda kabul edildiği gibi haksız fiil benzeri olupüstün bir hakka dayanmadan başkasının taşınmazını işgal eden, böylece haksız kazanç sağlayan tarafın iade etmekle yükümlü bulunduğu bir tazminat türü olduğu; her ne kadar taraflar tacir ve çekişme konusu taşınmaz üzerinde ticari faaliyet yapıyor ya da yapacak olsalar dahi, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilgisinin bulunmadığı, esasen dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiaya yer verilmediği, davanın bu özelliği itibariyle mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görev kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda esas görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olmayıp Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davalılardan .... Tic. A.Ş vekilinin kira ilişkisi savunmasınında görevli Asliye Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca; Mahkemece, (benzer gerekçe ile) Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 2 nolu bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ihtiyati hacze yönelik temyiz itirazlarının reddi ile (14.03.2016 tarihli ara karar yönünden) bu kararın kesin olmak üzere ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/14622 E., 2019/2287 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2018/14622 E.  ,  2019/2287 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı kurum, günübirlik alan olarak ilan edilen alanların ve kumsalların korunarak kullanılması esasları çevresinde işletilmesini sağlamak üzere sözleşme yapma yetkisine haiz olduğunu, bu kapsamda ... Kumsalı'nda bulunan tesislerin işletilmesi amacıyla ihale yapıldığını, ihale sonucunda dava dışı ... Turizm şirketinin tesisleri işletme hakkı kazandığını, dava dışı şirketin sözleşmedeki haklarını davalı şirkete devrettiğini ancak idare mahkemesince ihale işleminin iptal edilerek iptal kararının derecattan geçerek kesinleştiğini, davalı şirketin haksız işgalci olarak taşınmazı kullanmaya devam ettiğini ileri sürerek 01.01.2009 – 30.06.2009 tarihleri arası bakiye 272.635 TL , 01.07.2009- 31.12.2009 tarihleri arası 330.000 TL ecrimisilin dönem sonları itibariyle yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazda davacının mülkiyet hakkı bulunmadığı gerekçesiyle idare mahkemesinin ihaleyi iptal ettiğini, davacı kurumun tasarruf yetkisi bulunmadığından ecrimisil isteyemeyeceğini ayrıca istenilen miktarın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının haksız işgalci olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu ... Kumsalı'nda bulunan tesislerin işletilmesinin 18.05.2004 tarihli ihale ile dava dışı ... Turizm şirketine verildiği, dava dışı şirket ile ... 6.Noterliğinin 28.05.2004 tarihli ve 18732 yevmiye numaralı işlemi ile sözleşme aktedildiği, davacı kurumun muvafakati ile sözleşmenin davalı şirkete devredildiği, davalı şirketin tesisleri işletmek suretiyle taşınmazdan faydalandığı, Ölüdeniz Belediye Başkanlığı'nca ihaleye yönelik açılan dava sonucunda Muğla İdare Mahkemesi'nin 2004/1127E – 2005/1890K sayılı kararı ile işlemin iptaline karar verilerek, kararın, Danıştay 13.Dairesi'nin 21.05.2008 tarihli 2007/1695 Esas – 2008/437 Karar sayılı ilamı onanmasına karar verildiği sabittir. Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunun 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’da ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davanın mutlak veya nisbi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan sözedilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görevi kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi uygulama, Asliye Ticaret Mahkemelerinin kuruluş amacına ve niteliğine aykırı düşecektir. Hâl böyle olunca; davanın, genel mahkeme sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 05/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2018/2531 E., 2018/11280 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
1. Hukuk Dairesi         2018/2531 E.  ,  2018/11280 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : İPTAL-TESCİL-ALACAK Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil olmadığı takdirde alacak davası sonunda, yerel mahkemece görevsizliğe ilişkin olarak verilen karar ... Tic.ve San.Ltd.Şti. tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde alacak isteklerine ilişkindir. Davacı şirket, dava konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmazının cebri ihale yoluyla davalı şirket adına tescil edildiğini; ancak, ihaledeki usulsüzlükler nedeniyle tescilin yolsuz nitelik taşıdığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, tarafların tacir olmaları nedeniyle davaya Asliye Ticaret Mahkemesinde bakılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunu'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’nda ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nun 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatını haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davadaki isteğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) mülkiyet hakkıyla ilgili hükümlerine dayandırıldığı; her ne kadar taraflar tacir olsalar dahi, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilgisinin bulunmadığı, esasen dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiaya yer verilmediği, davanın bu özelliği itibariyle mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görev kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi uygulama, Asliye Ticaret Mahkemelerinin kuruluş amacına ve niteliğine aykırı düşecektir. Hâl böyle olunca; işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenle yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/9046 E., 2018/15609 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır.
8. Hukuk Dairesi         2018/9046 E.  ,  2018/15609 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Men'i Müdahale - Kal - Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, vekil edeninin 1288 ve 1169 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, dava konusu taşınmazlardan davalı şirkete ait boru hatları geçirildiğini, geçen boru hatlarının taşınmazların ekonomik değerini önemli ölçüde azalttığını ve tasarrufa engel olduğunu, boru hatlarının döşenmesinden önce taşınmaz maliklerinden muvafakat almak ve tapuya irtifak hakkı tesisi ettirmenin yasal zorunluluk olduğunu belirterek, davalı şirket tarafından dava konusu taşınmazlara yapılan müdahalenin boru hatlarının ve eklentilerinin kâl'i sureti ile önlenmesine ve 20.000,00-TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Dava konusu taşınmazlar, dava açıldıktan sonra ... A.Ş.'ye satılmış, davacı şirket vekili ecri misil talebi yönünden davaya devam edeceğini beyan etmiştir. Davalı vekili, boru hatlarının geçirilmesi nedeniyle taşınmazların ekonomik değerinin azalmadığını, davacı tarafın taşınmazlarını kullanmasına da engel olmadığını, öncelikle mecra irtifakına ilişkin ikame etmiş oldukları davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı ve davalının ticari şirket olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgili hususlardan kaynaklandığı ve uyuşmazlığın Ticaret Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle, görev yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanun'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır. Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davada istenen el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisilin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 683. vd. maddelerine dayandırıldığı; her ne kadar taraflar tacir olsalar dahi, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilgisinin bulunmadığı, esasen dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiaya yer verilmediği, davanın bu özelliği itibariyle mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görev kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi uygulama, Asliye Ticaret Mahkemelerinin kuruluş amacına ve niteliğine aykırı düşecektir. Hâl böyle olunca; işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 12.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.