Türk Ticaret Kanunu 695. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 695- (1) Kabul beyanı poliçe üzerine yazılır ve “kabul edilmiştir” veya buna eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve muhatap tarafından imzalanır. Muhatabın, poliçenin ön yüzüne yalnız imzasını koyması kabul hükmündedir.
(2) Poliçenin, görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart edilmiş olduğu veya özel bir şart gereğince belirli bir süre içinde kabule arz edilmesi gerektiği takdirde, hamil ibraz günü tarihinin atılmasını istemedikçe, kabul hangi gün gerçekleşmişse poliçeye o günün tarihi atılır. Tarih atılmamış olduğu takdirde, hamil cirantalarla düzenleyene karşı başvurma haklarını koruyabilmek için bu eksikliği zamanında düzenlenecek bir protesto ile tespit ettirmek zorundadır.
2. Kabulün sınırlandırılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
TTK 695/3. maddesinde ise, "Gösterilen paraya mukabil muhatap nezdinde karşılığı bulunmadan bir çek keşide eden kimse;
11. Hukuk Dairesi 2010/683 E., 2011/8676 K.
11. Hukuk Dairesi 2010/683 E., 2011/8676 K.
- KEŞİDECİNİN SORUMLULUĞU
- YETKİSİZ TEMSİLLE İMZALANAN ÇEKLERE DAYALI ÇEK BEDELİ VE TAZMİNAT İSTEMİ- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 39 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 590 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 695 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi)'nce verilen 09.09.2009 tarih ve 2008/167-2009/476 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilek-çesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı Ak…
… Asansör A.Ş. tarafından Ar…
… Ltd. Şti.'ye verilen ayrı ayrı 27.500 TL bedelli 3 adet çekin ciro yolu ile B…
… Tekstil Ltd. Şti.'ye oradan da ciro yolu ile müvekkili bankanın Kayseri Kurumsal Şubesine geçtiğini, çeklerin karşılığı ödenmediği için Kayseri İkinci İcra Müdürlüğü'nün 2007/8632 esas sayılı dosyası ile takibe konu edildiğini, ancak keşideci şirket Ak…
… A.Ş. anasözleşmesinde yetkili kılınan üç kişiden en az ikisinin imzası ile ilzam olunabileceği ve takibe konu çeklerdeki tek imzanın eksik temsille atıldığı belirtilerek İkinci İcra Mahkemesi'nin 2007/738 Esas sayılı dosyası ile itirazda bulunulduğunu ve itirazın kabulüne şirket hakkındaki takibin durdurulmasına, 16.500 TL tazminata karar verildiğini, takibe konu çekleri yetkisiz ve tek kişi imzalayan şirket yetkilisi H.Adnan'ın TTK 730-590. maddeleri gereğince şahsen sorumlu olduğu için 2007/946 D.İş sayılı kararla ihtiyati haciz kararı alınarak Kayseri Birinci İcra Müdürlüğü'nün 2007/9109 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, bu takibe de davalı tarafından Üçüncü İcra Mahkemesi'ne mükerrerlik iddiası ile itiraz edildiğini ve takibin iptaline ve banka aleyhine 32.800 TL tazminata karar verildiğini, kararın temyiz aşamasında olduğunu ileri sürerek davalı tarafından yetkisiz olarak keşide edilen çek nedeni ile ödemek zorunda kaldıkları 19.381,44 TL'nin ödeme tarihi olan 23.11.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, davalının yetkisiz olarak imzaladığı, bu nedenle şahsen sorumlu olduğu üç adet çek bedeli olan 82.500 TL alacağın ibraz tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile ve %5 çek tazminatıyla birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu çeklerin kambiyo senedi vasfında olmadığını, keşidecinin imzasının zorunlu unsur olduğunu, eksik imzalı çekin TTK 540 maddesine göre geçerli evrak niteliği taşımadığını ve eksik unsurlu çek olduğunda adi havale niteliğinde kabul edilebileceğini, kambiyo senedi vasfında bulunmayan çeklerin ciro yolu ile devrinin mümkün olmadığını, davacının alacağını ispat etmesi gerektiğini, müvekkili ile davalı arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, Ak…
… A.Ş. lehine hükmedilen tazminatın müvekkilinden tahsilinin talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, çeklerin B…
… Ltd. Şti. tarafından İ…
… Bankası'na devredilmesine rağmen B…
… Ltd. Şti.'den sonra İ…
… Bankası Kayseri Şubesi'nin cirosunun çeklerde bulunmamasının ciro silsilesinin kopmasına neden olduğunu, hamil olmayan davalının müvekkili aleyhine dava açmasının mümkün olmadığını, ticari mümessil olan banka şube müdürünün İ…
… Bankası A.Ş. kaşesi altına imza atmadığını, çeklerin kurumsal şube kaşesi altında imzalandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu çeklerdeki keşideci kısmında bulunan imzanın davalıya ait olduğu, çekleri şirket kaşesi altında imzalayan davalının tek başına şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, bu durumda TTK 730/3. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanması gereken TTK 590. maddesi gereğince davalının kişisel sorumluluğunun bulunduğu, sadece davalı tarafından imzalanan bu çeklerin şirketi sorumluluk altına sokmayacağı ancak, davacıya ciro yolu ile gelen ve unsurları tam olan çeklerdeki imzaların iki yerine tek imzalı olması nedeniyle davacı bankanın kusurlu kabul edilemeyeceği, alacağın TTK 590. maddesi gereğince şahsi sorumluluktan kaynaklanan bir alacak olduğu, bu nedenle TTK 695/3. maddesindeki çek tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının şahsen imzaladığı çek bedellerinin ibraz tarihlerinden itibaren değişen oranlarda yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davacının icra mahkemesi kararı doğrultusunda ödediği tazminata ilişkin talebinin ve %5 çek tazminatı ödenmesine ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, yetkisiz temsille imzalanan çeklere dayalı çek bedeli ve tazminat istemine ilişkindir. TTK'nın 590. maddesindeki, "Temsile salahiyetli olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kimse, o poliçeden dolayı bizzat mesul olur ve poliçeyi ödediği takdirde temsil olunanın haiz olabileceği haklara sahip olur. Salahiyetini aşan temsilci için dahi hüküm böyledir" hükmü gereği karşılığı bulunmayan ve davalı tarafından tek imza ile imzalanan şirkete ait çeklerden davalının şahsen sorumlu olduğuna mahkemece karar verilmiştir. TTK 695/3. maddesinde ise, "Gösterilen paraya mukabil muhatap nezdinde karşılığı bulunmadan bir çek keşide eden kimse; çekin kapatılmayan miktarının yüzde beşini ödemekle mükellef olduktan başka hamilin bu yüzden uğradığı zararı tazmine mecburdur" hükmü bulunmaktadır. TTK 695/3. maddesinde belirtilen "tazminat", bir "zarar" karşılığı ödenmesi gereken bir zarar değildir. Bu, bir nevi "medeni ceza"dır. Dolayısıyla hamilin zarar görmüş olmasına dahi gerek yoktur (İsmail Doğanay, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 2. Cilt, 2004, s. 2118).
TTK 590. maddesine göre, temsil yetkisi bulunmayan bir kimsenin muhatabın temsilcisiymiş gibi, onun adına senedi imzalaması halinde, sorumluluğu, kabul etmiş muhatabınki gibi olacaktır (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 1997, s. 884).
TTK 590. maddesinde yer alan özel hüküm uyarınca, temsile yetkili olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla poliçeye imzasını (bu imza keşide, kabul, ciro, aval, araya girme imzası olabilir) koyan kimse, o poliçeden dolayı bizzat sorumlu ve poliçeyi ödediği takdirde de temsil olunanın haiz olduğu haklara sahip olur. Bu kural, BK 39. maddesinde öngörüldüğü şekilde, yetkisiz temsilcinin tazminatla yükümlü olması değil, poliçeden bizzat sorumlu tutulması, yani yetkisiz temsilcinin keşide, kabul, ciro, aval, araya girme gibi kambiyo işleminin bizzat alacaklısı ve borçlusu sayılması, temsil edilenin ise anılan işlemler dolayısıyla herhangi bir hakkı ve borcunun bulunmamasıdır. Birlikte imzanın şart edildiği durumlarda tüzel kişinin unvanı altında tek başına imza atan yetkili TTK 590. maddesi uyarınca sorumlu olur (Poroy/Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 2007, s. 132-133).
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, çift imza ile düzenlenen çek karşılığı borç yükümlülüğü doğabilecek şirket adına, davalının tek imza ile bizzat düzenlediği ve imzaladığı karşılıksız çeke dayalı olarak davacıya karşı keşideci gibi sorumlu olması ve TTK 695/3. maddesi gereği çek tazminatından sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken, alacağın TTK 590. maddesi gereğince şahsi sorumluluktan kaynaklanan bir alacak olduğu gerekçesiyle çek tazminatına ilişkin talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
S o n u ç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/766 E., 2019/289 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
borçlunun çeki iade ederken ciroyu iptal etme hak ve yetkisine sahip iken böyle bir iptal ibaresine rastlanmadığı, bu nedenle İİK 170/a maddesi kapsamında kalan şikâyetlerin yerinde bulunmadığı, ne var ki davacının çekte ciranta olduğu ve TTK 695/son maddesi kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı, ayrıca 3095 sayılı Kanunun 2/2.
Hukuk Genel Kurulu 2017/766 E. , 2019/289 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “itiraz” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince itirazın kısmen kabulüne dair verilen 21.05.2010 tarihli ve 2009/1044 E., 2010/1061 K. sayılı karar, alacaklı vekili ve borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 E., 2012/8524 K. sayılı kararı ile;
“...1-Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklının temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Borçlunun Temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiği görülmüştür. Ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK.nun 720. maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi halinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat halinde ileri sürebilir. İcra mahkemesince yapılacak iş keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddi isabetsizdir…”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan icra takibine itiraza ilişkindir.
Borçlu vekili; müvekkili hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe geçildiğini, ancak çekin ciranta olan müvekkilinden diğer bir cirantaya verildiğini, çek bedeli ödenmeyince çek aslı yazdırılmadan müvekkili tarafından bu kişiden alınarak keşideci şirkete bedeli karşılığında teslim edildiğini, çek teslim belgesinin mahkemeye sunulduğunu, bu nedenle ciro zincirinde kopukluk olduğunu, çek aslı üzerinde tahrifat yapıldığını, bedel ve keşide tarih kısmının tahrifatlı olduğunu ve parafların borçlu keşideciye ait olmadığını, kendilerinden çek tazminatı talep edilemeyeceğini, ayrıca faizin fahiş olduğunu, bu nedenle takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı vekili; takip konusu çekte usulüne uygun ciro silsilesi içinde borçlunun ciro imzasının bulunduğunu, ciro zincirinde kopukluk olmadığını, kendi ciro imzalarına bir itiraz olmadığını, çekin yeniden keşideciye dönüp dönmediğini bilemediklerini, müvekkilinin iyi niyetle 20.04.2009 keşide tarihiyle ve 26.000TL bedelli olarak Aysun Nuhoğlu tarafından borca karşılık müvekkiline ciro edildiğini, borçlunun inkâr etmediği ciro imzası sebebi ile sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek itirazın reddini savunmuştur.
Mahkemece; takip dayanağı çek aslının keşide tarihinde ve bedel kısmında düzeltmeler yapıldığı, 20.11.2008 tarihinin 20.04.2009 olarak değiştirildiği, 25.000TL bedelin 26.000TL olarak değiştirildiği ve her iki kısma da paraf imzanın atıldığı, bu hususun 14.12.2009 tarihli bilirkişi raporu ile de teyit edildiği, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu, kambiyo evrakında herhangi bir geriye dönüş cirosuna rastlanmadığı, yapılan değişikliklerin paraf imzası ile onaylandığı, ciranta konumunda bulunan borçlunun keşideciye veya bir başka borçluya ait imza ya da paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, kaldı ki geriye dönüş cirosu açıkça belirtilmediğine göre borçlunun çeki iade ederken ciroyu iptal etme hak ve yetkisine sahip iken böyle bir iptal ibaresine rastlanmadığı, bu nedenle İİK 170/a maddesi kapsamında kalan şikâyetlerin yerinde bulunmadığı, ne var ki davacının çekte ciranta olduğu ve TTK 695/son maddesi kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı, ayrıca 3095 sayılı Kanunun 2/2. maddesi kapsamında 156,00TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve bu miktarın üzerinde kalan işlemiş faiz alacağının takipten iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı borçlunun çekte ciranta olduğu anlaşılmakla TTK 695/son maddesi gereğince çek tazminatı ve komisyon alacağına yönelik kısmın borçlu yönünden takipten iptaline, takip alacaklısının 156TL işlemiş faiz alacağı bulunduğu anlaşılmakla bu miktar üzerinde kalan kısmın takipten iptaline, sair itiraz ve şikâyetlerinin reddine karar verilmiştir.
Borçlu vekilinin ve alacaklı vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; borçlunun çekte ciranta, takip dayanağı çekin keşidecisinin ise Marivaverde Dekorasyon Ltd. Şti. olduğu ve çekin keşide tarihi ile bedel kısmında değişiklik yapıldığı, ancak bu değişikliğin keşideci firma yetkilisi tarafından paraf edildiği, bundan sonra çeki lehtarın cirosu ile elinde bulunduran davacının bir başka çek borçlusunun imzasına veya paraf imzasına itiraz edemeyeceği, zira çekte her imza yönünden bağımsız sorumluluğun söz konusu olduğu, dolayısıyla keşidecinin paraf imzasını ihtiva eden ve bu düzeltmeden sonra tedavüle konulan çekte cirantanın tedavül öncesi veya çekin kendisine gelmesinden önce diğer ilgililer tarafından yapılan imza veya paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak imza sahibine ait olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çek hamilinin müracaatı halinde ciro silsilesinde yer alan cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin itirazı ileri sürüp süremeyeceği, burada varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında daha önce verilen ve alacaklının temyiz itirazları reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan çek tazminatı, komisyon ve faiz alacağı konusunda yeniden hüküm kurulmayarak “…kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerin REDDİNE…” yönelik hüküm kurulmuş olmasının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’inci ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddelerine aykırı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Bu noktada tartışılması gereken husus bozma kararı ile bozma kapsamı dışında kalan hususlar da dâhil ilk hükmün tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı, varılacak sonuca göre direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konularda da karar verilmesinin gerekip gerekmediğidir.
6100 sayılı HMK’nın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’nci maddesine göre;
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddesi ise:
“(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.” hükmü yer almaktadır.
Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli ve 2017/8-1616 E., 2017/1707 K., 05.04.2017 tarihli ve 2017/19-909 E. 2017/622 K., 14.05.2014 tarihli ve 2013/9-1989 E., 2014/657 K., 05.10.2011 tarihli ve 2011/20-607 E.-604 K., 10.10.2012 tarihli ve 2012/9-851 E., 2012/705 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Yerel mahkeme kararı bu hâliyle az yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298’inci maddeleri gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden sair temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen "Geçici Madde 7" atfıyla uygulanmakta olan aynı Kanun'un 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.03.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2012/12195 E., 2012/29665 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadıköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
sal süresinde bankaya ibraz edilmediğini belirterek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, alonjun ciro ve aval imzası için kullanılabileceği, senedin kendisi veya tam anlamı ile bir parçası olmayan alonj üzerine TTK.nun 695/1 (eski TTK.nun 607/1.)maddesine göre ibraz şerhinin yazılamayacağı gerekçesi ile istemin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadı
12. Hukuk Dairesi 2012/12195 E. , 2012/29665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kadıköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/03/2012
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu şirketin, takibe konu çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı, sahte imza ile paraf edildiği, tahrifat nedeniyle kambiyo vasfının bulunmadığı ve çekin yasal süresinde bankaya ibraz edilmediğini belirterek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, alonjun ciro ve aval imzası için kullanılabileceği, senedin kendisi veya tam anlamı ile bir parçası olmayan alonj üzerine TTK.nun 695/1 (eski TTK.nun 607/1.)maddesine göre ibraz şerhinin yazılamayacağı gerekçesi ile istemin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
5941 Sayılı Çek Kanunu'nun İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tesbiti Ve Gecikme Cezası başlıklı 3/4.maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yazılacağı; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ödememe ve hamilin başvurma hakları başlıklı 808. (6762 sayılı TTK.nun 720.) maddesinde ibraz şerhinin çekin üzerine yazılması gerektiği; Uygulanacak Hükümler başlıklı 818/1-d.( eski TTK.nun 730/4.bendi) maddesi göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken cirolarla ilgili aynı Kanunun 683/1 (eski TTK.nun 595/1.)maddesinde "Cironun poliçe veya poliçeye bağlı olan ve "alonj" denilen bir kağıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması gerekir" hükmü yer almaktadır ve bu maddede aynı Kanun'un 605. (eski TTK.nun 607.) maddesine atıfta bulunulmamıştır.
Somut olayda, takip dayanağı çekin arkasında lehtarın cirosundan sonra dört adet cironun bulunduğu, cirolardan dolayı çekin arkasının dolduğu, çeke alonj eklenerek muhatap bankaya ibraz edildiği, alonj üzerine ibraz şerhinin yazdırıldığı görülmektedir
Kambiyo senetlerinin (poliçe, bono, çek) arka yüzüne yapılacak işlemler için yer kalmadığı zaman, senede uzunlamasına eklenen kâğıda alonj denilmekte ve alonj üstüne yapılacak işlemler hukuki açıdan senet üzerinde yapılan işlemlerle aynı hükümlere tabi olmaktadır. Ayrıca, ibraz şerhinin alonj üzerine yazılamayacağı yönünde bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece, duruşma açılarak, takibe konu çekin arka yüzünde cirolardan dolayı ibraz şerhinin yazılabilmesi için boş yer kalmadığından alonj üzerine yapılan ibraz geçerli olup, kambiyo vasfını etkilemeyeceğinden, borçlunun tahrifat iddiasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/730 E., 2010/8472 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
11. Hukuk Dairesi 2009/730 E. , 2010/8472 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar ar...ında görülen davada İstanbul 3....liye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.11.2008 tarih ve 2006/264 - 2008/620 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosy...ı için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı "... Elek.San.ve Tic.Ltd.Şti."ne sadece 1.500 YTL borcu olduğunu, davalı şirket müdürü ...’un personelin dalgınlığından faydalanarak keşidecisi "... Ecza Deposu A.Ş.", lehdarı davacı olan, "... Ltd.Şti."ne ciro edelip teslim için m...a üzerinde bekletilen 02.03.2005 tarihli, 37.016.049.827.-TL bedelli çeki aldığını, "... Ltd." cirosunu "... Elk" dışı kişi tarafından olarak tahrif edip, üçüncü kişilere ciro ettiğini, çek bedelinin davalı bankadan dava edildiğini ileri sürerek 37.016,04 YTL’nın 02.03.2005 tarihinden itibaren ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili,dava konusu çekin alınm...ında davacının ağır kusurunun olduğunu ve bankanın sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, tahrif edilmiş çekten dolayı davalı bankanın TTK'nun 724. maddesi, diğer davalıların ise BK'nun 41. maddesi gereğince sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 37.016,05 YTL’nın 02.03.2005 tarihinden itibaren y...al faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka vekili temyiz etmiştir.
1-Dava tazminat istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf, dava dışı keşideci tarafından kendisine keşide edilen emre yazılı çeki yine dava dışı ...… Ltd.Şti.’ne vermek üzere ciro ettiğini ve m...anın üzerinde bu şekilde duran çekin davalı ... tarafından alınarak üzerinde tahrifatla ciro edilen şirketin isminin ... Elektrik San. ve Tic.Ltd.Şti. olarak değiştirildiğini ve bu şekilde ele geçirilen çekin dava dışı şirketlere ciro edildikten sonra hamil İlker Ergün tarafından davalı bankanın bir başka şubesine ibraz edilerek tahsil edildiğini, çekin ödenmesinde davalı banka çalışanlarının da kusurlu olduğunu ileri sürmüş, mümeyyiz davalı ise incelemesinin TTK’nun 713. maddesi kapsamında olduğunu, durumu 1 yıl sonra bildiren davacının çek yaprağını saklamada ağır kusurlu bulunduğunu savunmuştur.
TTK’nun 695. maddesi uyarınca bankanın sorumluluğu es... itibariyle keşideciye karşı olup, aynı Y...a’nın 713. maddesi gereğince de muhatabın sadece muntazam bir teselsülün varlığını inceleme yükümlülüğü söz konusudur. Banka ciro imzalarının sıhhatini tahkike mecbur değildir. Dava konusu olayda çek birbirine bağlı cirolarla hamil eline geçmiş ve hamil de çeki ibraz ederek bedelini tahsil etmiştir. İleri sürülen tam ciro metnindeki yazıda tahrifat iddi...ı bakımından muhatabı cirantaya karşı sorumlu kılan bir y...al düzenleme de mevcut değildir. İmzanın sıhhatini inceleme mecburiyeti yüklenilmeyen bankadan ciro metnindeki yazıların sıhhatini incelemesinin istenmesi kendisini Çek Kanunu’nun 15. maddesinde yazılı müeyyidelere muhatap olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.
Daha önce ödeme y...ağı kararı bulunmam...ı nedeniyle çek ödenmiş olduğundan davacı çekin rız...ı hilafına elinden çıktığı iddi...ıyla, TTK’nun 704. maddesi uyarınca çek bedelinin istirdadı için çeki tahsil eden ve ileri sürdüğü iddia itibariyle yetkili olmadığı öne sürülen hamile müracaat etmek durumunda olup, ayrıca haksız fiil faili olduğunu ileri sürdüğü diğer davalılardan da uğradığını iddia ettiği zararını isteyebilir ki, mahkemece de diğer davalılar aleyhindeki dava kabul edilmiştir.
TTK’nun 724. maddesi muhatabın keşideciye karşı yükümlülükleri ile ilgili olup, dava konusu olayda uygulanm...ı mümkün değildir. Ayrıca, anılan maddede hesap sahibinin de müterafik kusuru ile ilgili düzenleme getirilmiş olup, muhatabın, cirantalara ve hamile karşı hesap sahibine karşı olan yükümlülüklerinden daha ağır bir yükümlülük altına sokulm...ı y...a koyucunun amacı ile de bağdaşmaz.
2-Öte yandan, bir an için mümeyyiz davalının sorumlu olduğu düşünüldüğünde de mahkemece davacının iddi...ına göre ciro edilmiş çeki kolayca üçüncü kişilerin eline geçecek şekilde b...iretli bir tacir davranışı ile bağdaşm...ı mümkün olmayan bir şekilde m...a üzerinde bırakm...ı ve 1 yıllık bir sürede muhatabı uyarmam...ı eylemlerinin kusurlu bir davranış olduğu olgusunun göz ardı edilmiş olm...ı da kabul şekli bakımından doğru olmamış, kararın bu nedenle de mümeyyiz davalı yararına bozulm...ına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULM...INA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/4153 E., 2010/11069 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Şu halde, çekin hayali bir kişi tarafından keşide edilmiş olması, karşılığının bulunmadığının saptanması ve TTK’nun 695/1. maddesinin son cümlesi de gözetildiğinde, davalı finans kuruluşunun kamu güvenini haiz bir kambiyo senedinin bu biçimde tedavüle sunulmasında ve karşılığının bulunmamasında ağır kusurlu olduğu ve bu ihmali nitelikteki fiilinden ötürü, haksız fiil hük
11. Hukuk Dairesi 2009/4153 E. , 2010/11069 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.02.2009 tarih ve 2007/65 - 2009/64 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 14.11.2003 keşide tarihli, 7.000 YTL bedelli, davalı finans kuruluşunun muhatabı olduğu çekin hamilinin müvekkili olduğunu, bankaya ibraz ettiğinde karşılıksız olduğunun belirlendiğini, keşideci ... isimli kişinin sahte nüfus cüzdanı kullandığını, bankanın çek hesabı açarken gerekli özen ve dikkati göstermemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, 7.000 YTL'nın ibraz tarihi olan 14.11.2003 tarihinden itibaren reeskont faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK 726.madde gereğince çekin zamanaşımına uğradığını, 6 aylık sürenin geçtiğini, çek hesabı açılırken gerekli dikkat ve özeni gösterdiklerini, resmi belgelere göre hesabın açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, bankanın çek hesabı açılırken müşterisinin kimliği, ekonomik durumu, ikametgahı ve sair konularda inceleme yapması gerektiği, 3167 SK 2/2 maddesine göre kusurlu olduğu, davacının ise ticari ilişkide bulunduğu kişilerin ekonomik durumu, ödeme kabiliyetini araştırması gerektiğinden % 50 müterafik kusurunun bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 3.500 TL'nın 14.11.2003 tarihinden itibaren reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, dava tazminat istemine ilişkin olup, davalının tazminatla sorumlu tutulabilmesi için diğer koşulların yanı sıra davacının zararının da gerçekleşmesi gerekir. Her ne kadar davalı finans kuruluşunda çek hesabı açan kişinin hayali olduğu anlaşılmakta ise de, davacı tarafça çekin cirantasının da takip edilmesi ve buna rağmen alacağın tahsil edilememiş olması icap eder. Nitekim görüşüne başvurulan bilirkişi de bu yönde mütalaada bulunmuştur.
Bu itibarla, çekte ciranta olan ...İnş.San.Tic.Ltd.Şti.’nin gerçekte var olup olmadığı, var ise çek bedelinin bu şirketten tahsilinin mümkün bulunup bulunmadığı incelenerek neticesine göre bir karar verilmek gerekirken, bu husus nazara alınmadan eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davalı finans kuruluşunun kusurlu sorumluluğuna dayalı bir tahsil davası niteliğindedir.
Mahkemece toplanan kanıtlar ile sabit olduğu, Dairemizce de kabul olunduğu üzere, davalı finans kuruluşu tarafından hayali bir kişi adına düzenlenen çek hesabından anılan kişiye çek karnesi verildiği, bu durumda davalının 3167 sayılı Yasa’nın 2., TTK’nun 20/2. maddeleri çerçevesinde, kendisinden beklenilen özen ve basireti göstermediği anlaşılmaktadır. Şu halde, çekin hayali bir kişi tarafından keşide edilmiş olması, karşılığının bulunmadığının saptanması ve TTK’nun 695/1. maddesinin son cümlesi de gözetildiğinde, davalı finans kuruluşunun kamu güvenini haiz bir kambiyo senedinin bu biçimde tedavüle sunulmasında ve karşılığının bulunmamasında ağır kusurlu olduğu ve bu ihmali nitelikteki fiilinden ötürü, haksız fiil hükümleri çerçevesinde davacı ve hatta diğer çek alacaklılarına karşı sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Öte yandan, zararın doğması ile tazmininin farklı kavramlar olarak ele alınması gerekmekte olup doğmuş bir zararın sonradan giderilmiş (tazmin edilmiş) olmasının zararın hiç doğmamış sayılmasını gerektirmeyeceği düşünüldüğünde, davacının henüz zararının oluşmadığı yolundaki görüşe itibar olunamayacağı kanısındayım. Öyle ki, dava konusu çekin TTK’nun 692. maddesi uyarınca kayıtsız ve şartsız bir ödeme vasıtası olduğu açık olup çekin karşılıksız çıkması ile birlikte davacının mamelekinde aktif olarak bir azalma, pasif olarak ise bir artma husule getirmesi nedeniyle davacının zararının oluştuğunun kabulü gerekir. Şu halde, davalının ihmali nitelikteki fiilinden ötürü davacının, en erken çekin karşılıksız çıktığı tarihte doğan bir zararının varlığında duraksanmamalıdır.
Davadışı kimliği belirsiz kişinin ise davacı ile aralarındaki ticari ilişki gereğince oluşan borçtan, gerek bu sözleşme ve gerekse de dava konusu çekin başvuru borçlusu olması nedeniyle kanundan kaynaklanan nedenlerle mamelekindeki azalmadan ötürü davacıya karşı mes’ul bulunduğu ve borçtan, bir diğer deyimle zarardan sorumlu tutulması gerektiği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, BK’nun 51. maddesi uyarınca birden fazla kişinin çeşitli nedenlere dayalı olarak bir zarara yol açmaları halinde “birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre” muamele yapılır. Diğer bir söyleyişle, bu hükümden, bu gibi kişiler arasında BK’nun 50. maddesi anlamında bir müteselsil sorumluluk bulunduğu anlaşılmak gerekir. Somut olay bakımından, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetildiğinde, davalı finans kuruluşu ile davadışı çek keşidecisi arasında bu biçimde bir eksik müteselsil sorumluluk bulunduğu, her ikisinin de borçtan, tıpkı tam teselsül halinde olduğu gibi, tümüyle sorumlu oldukları kabul edilmelidir.
BK’nun 142. maddesi uyarınca alacaklı, müteselsil borçluların tümünden yahut birinden borcun tümünü yahut bir kısmını istemekte serbest olup, özellikle maddenin ikinci fıkrası ile 145. madde hükümleri bir arada gözetildiğinde, müteselsil borçluların her birinin borcun tümü ödeninceye değin alacaklıya karşı sorumluluklarının devam edeceği hükmü karşısında, Dairemizin zararın tazminine ve hatta müteselsil borçluların birbirine rücu hakkına ilişkin hususlara temas ettiği anlaşılan değerlendirmesine katılmayı olanaklı görmüyorum. Davacı yanın temyizinin de bulunmaması karşısında, hükmün onanması görüşündeyim.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Tacir Mert, arkadaşı Berk’e verdiği bir poliçede vade kısmına "Görüldükten 60 gün sonra ödeyiniz" ibaresini yazmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca bu tür bir vade ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Bu senedin vadesinin belirlenebilmesi için muhataba "kabul için" ibraz edilmesi zorunludur .
B) Poliçenin düzenlenme tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde muhataba kabule arz edilmesi gerekir.
C) Muhatap kabul beyanında tarih belirtmezse, hamilin müracaat haklarını korumak için "tarih protestosu" çekmesi şarttır .
D) Düzenleyen Mert, bir yıl olan kabule arz süresini esas sözleşmede hüküm olması şartıyla 5 yıla kadar uzatabilir.
E) Kabul tarihi yazılmamış ve protesto da çekilmemişse, kabulün bir yıllık sürenin son gününde yapıldığı varsayılır.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.