Türk Ticaret Kanunu 732. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 732- (1) Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin hamiline karşı, onun zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar.
(2) Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem, muhataba, yerleşim yerli bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye ve düzenleyen, poliçeyi başka bir kişi veya ticari işletme hesabına düzenlemiş olduğu takdirde o kişiye veya ticari işletmeye karşı da ileri sürülebilir.
(3) Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir istem ileri sürülemez.
(4) Zamanaşımı süresi, poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıldır; ispat yükü, sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir.
C) Poliçe karşılığının devri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3369 E., 2024/4538 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
dava konusu hisse devir sözleşmesinin tarafı olmasa da davacı sözleşmeden bahsi geçen çeklere dayalı olarak icra takibi başlattığı, takibe konu çekler ibraz müddetinde bankaya ibraz edilmediği, dolayısıyla davacı ciranta hamil olduğu üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 732 nci maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hukuki sebebine dayanarak keşideci olan davalı şirkete baş
11. Hukuk Dairesi 2023/3369 E. , 2024/4538 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1686 Esas, 2022/1640 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1218 E., 2019/979 K.
BİRLEŞEN DAVA : İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1244 E.
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesince birleşen davada hüküm altına alınan ve asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 10.202,19 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
Asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili vekilinin asıl dava yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı ... Petrolcülük İnşaat Gıda Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'de bulunan hisselerini Karşıyaka 2. Noterliğinin 11.05.2016 tarihli limited şirket pay devir sözleşmesi ile davalılardan ...'e devrettiğini, sözleşmeye göre aynı gün taraflar hisse devrinin hangi şartlarda olacağına dair 11.05.2016 tarihli bir hisse devir sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmeye göre devir bedeli 1.000.000.00 TL olduğunu bu bedelin 590.000,00 TL'lik kısmını sözleşmenin imzalanması sırasında nakit olarak ödendiğini, bakiye devir bedelinin ise 10.000,00 TL'lik kısmının bir ay içinde elden nakit olarak, 200.000,00 TL meblağlı 25.06.2016 ödeme tarihli, 200.000,00 TL meblağlı 10.08.2016 ödeme tarihli keşidecisi davalılardan ...'in yetkilisi olduğu davalı .... Şti. olan çekler ile ödenmesi hususunda tarafların mutabakata vardıklarını, çeklerin tarihi geldiğinde davalıların bu çek bedellerinin 175.000,00 TL'sini ödediklerini, 225.000,00 TL'lik kısmına ödemediklerini bu nedenle davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığını davalıların takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesi talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl davada belirtilen sebeplerle davalının elden nakit olarak ödenmesi gereken 10.000,00 TL'nin davalı tarafından ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalılar birleşen davada davalı asıl ve birleşen davada cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 11.05.2016 tarihi adi yazılı hisse devir sözleşmesi altındaki imzanın davalı ... tarafından inkar edilmediği, isticvap ile sözleşmenin içeriğinin doğruluğunun kabul edildiği, dolayısıyla her ne kadar dava dışı limited şirket hissesinin devrine ilişkin noter sözleşmesinde hisse devir bedeli olan 1.000.000,00 TL'nin tamamının nakden alındığı yazılı olsa da, davacı 11.05.2016 tarihi adi yazılı hisse devir sözleşmesi ile hisse devir bedelinin yalnızca 590.000,00 TL'lik kısmının devir tarihinde nakden ödendiğini, kalanının ödenmesinin vadeye bağlandığını ispat ettiği, davalı şirket dava konusu hisse devir sözleşmesinin tarafı olmasa da davacı sözleşmeden bahsi geçen çeklere dayalı olarak icra takibi başlattığı, takibe konu çekler ibraz müddetinde bankaya ibraz edilmediği, dolayısıyla davacı ciranta hamil olduğu üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 732 nci maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hukuki sebebine dayanarak keşideci olan davalı şirkete başvurabileceği, 6102 sayılı Kanun'un 732 nci maddesi uyarınca ispat yükü kendisine düşen davalı şirket sebepsiz zenginleşmediğini kanıtlayamadığı, davalı ... ise hisse devir sözleşmesi uyarınca çek bedellerinden bakiye kalan 225.000,00 TL'den sorumlu olup, bu bedelin ödendiğini yazılı delille kanıtlayamadığı, takip tarihinden önce davalının temerrüde düşürülmediği, davacının işlemiş faiz isteminin yerinde olmadığı alacağın likit olduğu, birleşen dava yönünden, hisse devir sözleşmesinin 2 nci maddesinde bakiye hisse devir bedelinin 10.000,00 TL'lık kısmının 1 ay içinde elden nakit olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalının 10.000,00 TL'lik ödemeyi yaptığına dair delil bildirmediği, hisse devir sözleşmesinin 11.05.2016 tarihinde düzenlendiği, 10.000,00 TL'lik ödeme için öngörülen 1 aylık vadenin 11.06.2016 tarihinde dolduğu, davalının 12.06.2016 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, 02.09.2016 takip tarihine kadar işlemiş yasal faizin (82 gün x 10.000,00 x9/36500)= 202,19 TL olduğu, alacağın likit olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davalıların itirazlarının kısmen iptali ile 225.00,00 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek %9 yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesi için takibin devamına, icra inkar tazminatına, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptali ile 10.000,00 TL asıl alacak ile 202,19 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.202,19 TL alacağın, asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek %9 yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi için takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince yapılan 19.09.2019 tarihli duruşmada kısa kararın tefhimi ile istinaf yoluna başvuru sürelerinin başladığı, gerekçeli karar yazılana kadar istinaf başvuru süresi dolacağından istinaf başvuru dilekçesi yerine iş bu süre tutum dilekçesini verme zorunluluğu hasıl olduğunu, İlk Derece Mahkemesince 19.09.2019 tarihinde verilen kararın yasaya ve usule açıkça aykırı olduğundan karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf yoluna başvurduklarını, gerekçeli kararın taraflarına tebliğini müteakip, istinaf yoluna başvuru gerekçelerini ayrıntılı olarak bildirileceğini beyan etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı limited şirket hissesinin devrine ilişkin noter sözleşmesinde hisse devir bedeli olan 1.000.000,00 TL'nin tamamının nakden alındığı yazılı olsa da, davacının 11.05.2016 tarihi adi yazılı hisse devir sözleşmesi ile hisse devir bedelinin yalnızca 590.000,00 TL'lik kısmının devir tarihinde nakden ödendiğini, bakiye devir bedelinin ödenmesinin ise vadeye bağlandığını ispat ettiğinin kabulü gerektiği, zira, davacı noter devir sözleşmesinin aksini, imzası inkar edilmeyen başka bir yazılı delil ile ispat edebileceği, davalı sözleşme içeriğini ve sözleşme altındaki imzayı inkar etmediği gibi sözleşmeye konu borcun 800.000,00 TL' sini ödediğini de iddia etmiş ise de, ödemeye ilişkin herhangi bir delil sunmadığı, davacının ise devir sözleşmesine istinaden sözleşmede kararlaştırıldığı üzere hisse devrini gerçekleştirerek edimini yerine getirdiği, davalı tarafından yapılan kısmi ödeme tutarını beyan ederek bakiye alacağını asıl ve birleşen dosyada talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin noter huzurunda gerçekleşen pay devir sözleşmesine uygun bir şekilde 1.000.000,00 TL tutarının tamamını almış olduğu hisseye karşılık nakden ödediğini, müvekkilinin içeriğini ve altında bulunan imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiği sözleşmenin Karşıyaka 2. Noterliği'nin 11.05.2016 tarih ve 13328 yevmiye sayılı limited şirket pay devir sözleşmesi olduğunu, dolayısıyla hem İlk Derece Mahkemesi hem de Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında bu hususu hiç gözetilmeden müvekkilinin sanki davacı tarafın iddia ettiği 11.05.2016 tarihli hisse devir sözleşmesinin içeriğini kabul etmiş gibi bir algıyla hüküm tesis edildiğini, hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tüm belirsizlikleri ortadan kaldırılmasını sağlaması gerektiğini, 11.05.2016 tarihli hisse devir sözleşmesi şekil şartlarına uygunluk arz etmediğinden hükümsüz olduğunu, müvekkilinin devir bedeli olarak 800.000 TL ödediğini hatırladığı sözleşme başka bir sözleşme olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen davada; davacı tarafından limited şirket hisse devri sözleşmesinden kaynaklı bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılan takiplere davalılar tarafından yapılan itirazın iptali davasıdır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
A. Asıl Davada, Asıl Davada Davalılar Birleşen Davada Davalının Temyizi Yönünden Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
B. Birleşen Davada, Asıl Davada Davalılar Birleşen Davada Davalının Temyizi Yönünden
Asıl davada davalılar birleşen davada davalı vekili vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl dava yönünden davalılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2021/2725 E., 2021/12199 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSAKARYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
da sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve netice-i taleple bağlı, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların tavsifleriyle bağlı olmadığı, davanın hukuki sebebini belirlemenin mahkemenin görevi olduğu, davanın hukuki nedeninin TTK'nın 732. maddesi gereği sebepsiz zenginleşme olduğu, bu durumda da ispat yükünün çeki düzenleyen keşidecide yani işbu davanın davalısında olduğundan sebepsi
3. Hukuk Dairesi 2021/2725 E. , 2021/12199 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : SAKARYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden karar verilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; kararı temyiz eden davalı vekilinin bu isteminin reddine dair verilen ek kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; 12/01/2015 tarihinde dava dışı...'nın ... Şubesindeki hesabından çektiği 300.000 TL'yi davalı ...'a borç olarak verdiğini ve karşılığında 300.000 TL bedelli ve 06/07/2015 tarihli, keşidecisi işbu dava davalısı ... olan çeki aldığını, sonrasında dava dışı...'dan teslim aldığı bu çeki tahsil amacı ile aynı banka şubesine teslim ettiğini ancak bankanın çeki zamanında ibraz etmediğini, dava dışı bankanın ihmali hareketi nedeni ile alacağını alamadığını, süresinin de geçmesi sebebi ile davalının borcu ödemeye de yanaşmadığını, bu sebeple başlattığı takibe davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek; takibe yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; davacının dava dilekçesinde annesinden alınan borçtan bahsettiğini, davacının dava dışı annesi ile arasındaki bu ilişkiye dayanamayacağını, aktif dava ehliyetinin de bulunmadığını, ayrıca davanın da zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacının davaya ve takibe konu çeki lehtarından ciro yoluyla devraldığı, çekin ibraz süresi içerisinde bankaya ibraz edilmediği, davacının bu haliyle davalıya karşı kambiyo alacaklısı sıfatının bulunmadığı, davacı cirantanın keşideci ile lehtar arasındaki temel ilişkiye dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; davalının keşideci, dava dışı...'nın lehdar olduğu 06/07/2015 keşide tarihli ve 300.000 TL miktarlı çekin ciro yoluyla davacıya teslim edildiği, davacının hamil-ciranta olduğu, çekin ibraz tarihinin geçtiği, davacının keşideci olan davalıya karşı ibraz süresi geçen çeke dayalı olarak ilamsız icra takibine giriştiği, süresinde
yapılan itiraz üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, taraflar arasında temel ilişki bulunmadığı, çek süresi içerisinde ibraz edilmez ise kambiyo hukukuna dayalı müracaat haklarının kaybedileceği ancak bu durumda müracaat hakkını yitiren hamilin alacağına kavuşabilmesi için çeke yazılı delil başlangıcı olarak dayanmak suretiyle dava açması ya da süresi içerisinde TTK'nın 818. madde atfıyla çeklerde uygulanması gereken 732. madde gereğince sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda keşideciden alacağını talep edebileceği, hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve netice-i taleple bağlı, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların tavsifleriyle bağlı olmadığı, davanın hukuki sebebini belirlemenin mahkemenin görevi olduğu, davanın hukuki nedeninin TTK'nın 732. maddesi gereği sebepsiz zenginleşme olduğu, bu durumda da ispat yükünün çeki düzenleyen keşidecide yani işbu davanın davalısında olduğundan sebepsiz zenginleşmediğini ispat etmesi gerektiği, açıklanan nedenlerle tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak duruma göre karar verilmesi gerekirken, davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle; tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, bölge adliye mahkemesince 20/01/2021 tarihli ek karar ile kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmiş; ek karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalı tarafın ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
İstinaf, bir işe yeniden başlamak, yeniden ele almak anlamına gelir.
İstinaf ile ilgili monografilerin karşılaştırmalı hukuka ilişkin bölümlerinde “geniş (tam) istinaf sistemi” “dar istinaf sistemi” ayrımına yer verilmektedir. Geniş istinaf sistemi davanın istinaf merciinde adeta yeniden görülmesi ve yeniden hükme bağlanması esasına dayanmaktadır. Dar istinaf sistemi ise ilk derece mahkemesinde hükme bağlanmış olan davanın yeniden görülmesinden ziyade o davada verilen hükmün denetlenmesi esasını benimsemektedir. Buna göre geniş istinafta ikinci derece mahkemesi önüne yeni vakıa ve deliller getirtilmesi konusunda bir sınırlama bulunmamakta, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlanmamakta, istinaf yoluna başvurmanın hükmün icrasını erteleyici etkisine getirtilen istisnalar sınırlı tutulmaktadır. Buna karşılık dar istinafta kanun yolu incelemesinin kural olarak istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı tutulduğu görülmekte, ikinci derece mahkemesinde yapılabilecek taraf işlemleri sınırlamalara tabi kılınmakta, yeni vakıa ve deliller ileri sürülmesi istisnai hâllerle sınırlı tutulmakta, istinaf incelemesi sırasında hükmün teminat karşılığında icrasına imkan veren hükümler bulunmaktadır. Böylece geniş istinaf sistemi doğru karar verilmesi amacına öncelik verirken dar istinafın usul ekonomisini daha fazla gözettiğini söylemek mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz dar istinaf sistemini benimsemiştir. Gerçekten istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı tutulması, bölge adliye mahkemesinde yapılan istinaf incelemesinde kural olarak resen göz önünde tutulacak olanlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen savunmaların dinlenmemesi ve yeni delillere dayanılamaması ve bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp dosyayı bu mahkemeye geri göndermek konusunda geniş bir yetkiye sahip olması dar istinaf sistemine ait özelliklerdir (Budak, A.C; İlamat Torbası İstinaf Mahkemesi Karar İncelemeleri, Ekim 2020, s. 25-26).
İstinaf, aslında dar da olsa ikinci derecede yapılan bir yargılamadır. İstinaf yargılamasında duruşma yapılmadan karar verilebilen haller sınırlıdır. Diğer bir ifadeyle duruşmasız inceleme yapılabilecek haller dışında kural, istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasıdır.
İstinaf sistemi kavram olarak açıklandıktan sonra istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına ilişkin yasal düzenlemenin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353 üncü maddesinin ilk hâlinde;
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” hükmü yer almakta iken;
7035 ve 7251 sayılı Kanunlar ile yapılan değişiklikler sonucu 353 üncü madde;
“…(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarında, bölge adliye mahkemesi esas hakkında inceleme ve duruşma yapmadan (dosya üzerinden), ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi ise; aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca duruşma yapmadan istinaf başvurusunun esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararını düzelterek veya yargılamadaki eksiklikleri tamamlayarak yeniden esas hakkında karar tesis edebileceği gibi bu maddede belirtilen haller dışında, aynı Kanun’un 356 ncı maddesi uyarınca incelemeyi duruşmalı olarak yapmak suretiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verebilir.
"...İstinaf mahkemesince, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlarda, usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra, sadece ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahalline (ya da uygun görülen ilk derece mahkemesine) geri gönderilmesine karar verilmekle yetinilir. Bunun dışında bir müdahale söz konusu değildir. Bölge adliye mahkemesi böyle bir durumda kararı esas yönünden inceleyemez. Bu kararlara neden olan usule ilişkin hukuka aykırılıkların, istinaf aşamasında telafi edilemeyeceği düşünülmüş olduğundan, ilk derece mahkemesine ait kararın tümüyle kaldırılması ve (dosyanın gönderileceği ilk derecede) yeniden bir yargılama yapılması öngörülmüştür... (Kurtoğlu, T; Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması, Ankara 2017, s. 188)."
“...İstinafta da ilk derecedeki gibi kural, duruşma yapmak olmakla birlikte, istinafın özelliği ve işin niteliği gereği duruşmasız inceleme yapılacak haller ilk dereceden daha geniş tutulmuştur. Ancak, duruşmasız inceleme yapılacak hallere bakıldığında, çoğunluğu şeklî şeyler olup ya dosya üzerinden hemen karar verilebilecek usûlî hususlar (m. 353/1-a) veya dosya üzerinden değerlendirme yapılabilecek ya da dosya üzerinden eksiklik giderilerek karar verilebilecek esasa ilişkin hususlardır (m. 353/1-b).(...)İstinaf, yeniden ele almak, hukuka aykırı bulunan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak bir karar verilmesini gerektirmektedir. İstinaf mahkemelerinin asıl görevi bu olmakla birlikte, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiştir. (...)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin birinci fıkrasına göre, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, istinaf mahkemelerinin dar anlamda mahkemeler olmasıyla ilgilendirilemez. Dar istinaf ya da sınırlı istinaf, istinaf mahkemesini ilk derece mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutulmakta ve kararını ilk derece mahkemesince toplanan dava malzemesine dayandırmaktadır. Başka bir ifade ile istinaf yargılamasında yeni vakıalara dayanmak mümkün değildir. (...)İstinaf mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288).
Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılan hâllerde bölge adliye mahkemesinin verdiği esası incelemeden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesi kararları kesin olduğundan temyiz edilemez.
Öte yandan 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendine göre; “353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, hükmün gerekçesinde de; 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün korunması amaçlandığı ifade edilerek, 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, bölge adliye mahkemelerinin bu maddeye dayanarak vereceği kaldırma kararının, “esası incelemeden” ve /veya "kanunda belirtilen usule ilişkin hukuka aykırılık durumlarına ilişkin olarak verilmesi" gerektiğidir. Öyle ki bölge adliye mahkemesince kanun hükmüne aykırı olarak uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirmeler yapılarak, işin esası incelenip kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesi durumunda taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı sorunu da gündeme gelecektir.
Bölge adliye mahkemesinin, davanın esası hakkında istinaf incelemesi yapmış olmasına rağmen HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermesi durumunda, bu kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Zira, davanın esası hakkında duruşma açılmadan istinaf incelemesi yapılması halinde bölge adliye mahkemesince, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararını düzeltilerek veya yargılamadaki eksiklikler tamamlanarak yeniden esas hakkında karar verilmelidir. Bundan ayrı, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka aykırılık halleri ile bir ilgisi olmamasına rağmen, bu madde uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi halinde de, kararın kesin olduğu söylenemeyecektir. Çünkü, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiş olup, bu hususu HMK’nın 362 nci maddesine eklenen (g) bendinin gerekçesinde de yeniden belirtmek suretiyle vurgulamıştır. Aksinin kabulü halinde, karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda hukuk yargılamasında sadece Yargıtaya tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine tanındığı sonucuna varılacaktır ki herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Doktrinde de HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan hükmün lafzına bağlı kalınarak yorumlanması halinde, bu kararların Yargıtayın temyiz denetimi kapsamında incelenmesinin mümkün olmayacağı ve bu durumun da yargılamanın amacına ve yargılamaya hakim ilkelere aykırılık oluşturacağı görüşüne yer verilmiştir (Boztaş, N; İlk Derece Mahkemesi Kararlarının Eksik Tahkikat veya Gerekçesizlik Nedeniyle İstinaf Mahkemesince Kaldırılması Meselesi, MİHDER, C. 13, S. 37, 2017/2, s. 442 vd.; Akil, C; Bir İstinaf Sebebi Olarak HMK m.353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme, TAAD, Yıl:11, S. 38, 2019, s.13-14).
Doktrinde ayrıca; Yargıtayın böyle bir denetim yapmasının mümkün olmadığının kabulünün, bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ilgisi olmayan bir karar vermesi durumunda bu kararın denetlenmesinin mümkün olmamasına yol açacağı belirtilmiştir (Karaaslan, V; Kanun Yolları Sistemine Eleştirel Bir Bakış, MİHDER, C. 15, S. 43, s. 454).
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yer verilen yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından ibraz süresi kaçırılmış çek bedelinin tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemiyle açılan davanın görüldüğü ilk derece mahkemesince, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çek nedeni ile davacı cirantanın keşideci ile lehtar arasındaki ilişkiye dayanarak hak talep edemeyeceği, bu sebeple davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince; davacının hamil-ciranta olduğu ve keşideci olan davalıya karşı ibraz süresi geçen çeke dayalı olarak ilamsız icra takibine giriştiği, süresinde yapılan itiraz üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, taraflar arasında temel ilişki bulunmadığı, çek süresi içerisinde ibraz edilmez ise kambiyo hukukuna dayalı müracaat haklarının kaybedileceği ancak bu durumda müracaat hakkını yitiren hamilin alacağına kavuşabilmesi için çeke yazılı delil başlangıcı olarak dayanmak suretiyle dava açması ya da süresi içerisinde TTK'nın 818. madde atfıyla çeklerde uygulanması gereken 732. madde gereğince sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda keşideciden alacağını talep edebileceği, hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve netice-i taleple bağlı, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların tavsifleriyle bağlı olmadığı, davanın hukuki sebebini belirlemenin mahkemenin görevi olduğu, davanın hukuki nedeninin TTK'nın 732. maddesi gereği sebepsiz zenginleşme olduğu, bu durumda da ispat yükünün çeki düzenleyen keşidecide yani işbu davanın davalısında olduğundan sebepsiz zenginleşmediğini ispat etmesi gerektiği, tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak duruma göre karar verilmesi gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Diğer bir anlatımla; davanın niteliğine ve esasına ilişkin hukuki değerlendirme yapıldığı gibi dosya içerisinde toplanmayan tek delilin tanık delili olduğu, dolayısıyla olayda uygulama yeri bulunmayan HMK'nın 353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince, usul ekonomisi ilkesine de aykırı olacak şekilde dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu halde söz konusu kararın, HMK'nın 353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki açık hüküm ve (bu hüküm ile uyum sağlanması ve kanunun bütünlüğünün korunması amacıyla) aynı Kanun’un 362. maddesine eklenen (g) bendindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla; bölge adliye mahkemesinin davalı tarafın temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 20/01/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
2) Davalı tarafın esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun yanlış uygulandığı ve delillerin eksik toplandığı düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp davacının tanıkları da dinlendikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3) Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 29/11/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi
17. Hukuk Dairesi, 2014/14124 E., 2014/17479 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yine TTK'nın 732/1 maddesinde ise, "Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin
17. Hukuk Dairesi 2014/14124 E. , 2014/17479 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında ... ... 29. Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... ... 5.Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Asliye Ticaret Mahkemesince, davacının ve temlik edenin tacir olmadığı ve davanın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
Asliye Hukuk Mahkemesi ise, uyuşmazlığın kambiyo senedinden kaynaklandığı ve mutlak ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 814. Maddesinde “Hamilin, cirantalarla düzenleyene ve diğer çek borçlularına karşı sahip olduğu başvurma hakları, ibraz süresinin bitiminden itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar” şeklinde düzenlenmiştir. Yine TTK'nın 732/1 maddesinde ise, "Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin hamiline karşı, onun zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar." şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Somut olayda davacı, 24.08.2007 vade tarihli ... takibine konu çeki dava dışı gerçek kişiden temlik aldığını, davalının takibe haksız yere itiraz ederek takibi durdurduğunu iddia ederek itirazın iptalini talep etmiştir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında, zamanaşımına uğramış çekten kaynaklanan ve TTK 732. maddesine göre ticari dava niteliğinde bulunan uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.’nun 21. ve 22. maddeleri gereğince ... ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,02.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
19. Hukuk Dairesi, 2018/1503 E., 2019/2522 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
amilin cirantalar ile keşideciye karşı açılacak davalar müddetinde keşide edilen protesto tarihinden veya senette masrafsız iade alınacaktır kaydı varsa vadenin bittiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle müruru zamana uğrar." hükmünü; yine 6102 sayılı Kanunun 732/1 maddesinin "Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olmas
19. Hukuk Dairesi 2018/1503 E. , 2019/2522 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davacıya ait şirketin davalı ... Prefabrik Ltd Şti'den demir almak için davalı şirketin hesabına gönderdiği 165.000,00 TL karşılığı 200 ton demir gönderilmesi gerekirken 40 ton gönderildiğini, kalan malın karşılığı olarak davalı tarafından takip konusu senedin düzenlendiğini ancak davalının davacıyı oyalarak borcu ödemediğini ve icra dosyasında senedin zamanaşımına uğradığının ileri sürüldüğünü, imza itirazında bulunulmadığını, zamanaşımına uğramış bononun yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup her türlü delil ile ispatının mümkün olduğunu belirterek davalının icra takibine itirazının iptaline, davalı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, süresinden sonra verdiği beyan dilekçesinde takip dayanağı senedin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımına uğramış bonoya istinaden açılacak alacak davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, davanın süresinde olmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 661.maddesinin "Poliçeyi kabul edene karşı açılacak davalar vadenin geldiği tarihten itibaren 3 yıl geçmekle müruru zamana uğrar. Hamilin cirantalar ile keşideciye karşı açılacak davalar müddetinde keşide edilen protesto tarihinden veya senette masrafsız iade alınacaktır kaydı varsa vadenin bittiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle müruru zamana uğrar." hükmünü; yine 6102 sayılı Kanunun 732/1 maddesinin "Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakların korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş olması dolayısıyla düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan yükümlülükleri düşmüş olsa bile hamiline karşı, onun zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar." hükmünü ve 4. bendinin "Zamanaşımı süresi poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıldır. İspat yükü sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir." hükmünü içerdiği, takip dayanağı bononun vade tarihinin 09/01/2007 olduğu, icra takibinin 01/12/2011 tarihinde başlatıldığı, buna göre itiraza uğrayan takibin dayanağı bononun vade tarihine göre 3 yıllık zamanaşımı süresinin 09/01/2010 tarihinde dolduğu, icra takibinin bu tarihten bir yıllık süre dolduktan sonra 01/12/2011 tarihinde başlatıldığı, bu nedenle davalı tarafın itirazlarının sübut bulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i ve savunma aracı olan zamanaşımı def'inin, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar ileri sürülmesi gerekmektedir. Bu ana kadar ileri sürülmeyen zamanaşımı def'inin sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde olacağından, mahkemece dikkate alınabilmesi davacının itirazı ile karşılaşmaması koşuluna bağlıdır. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi halinde davalının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılacağı 6100 sayılı HMK'nın 128. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkarı ileri sürülen vakıaların inkarı niteliğinde olup, bu inkarın zamanaşımı def'ini de kapsadığı söylenemez. Davaya yasal süresi içerisinde cevap vermemiş olan davalının süresinden sonra vereceği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunabilmesi ancak davacının muvafakat etmesi ile mümkündür. Aksi halde savunmanın genişletilmesi itirazı ile karşılaşan zamanaşımı def'ine değer verilemez. HUMK'un 202. maddesi uyarınca davacının açık ya da zımni muvafakati yeterli iken, 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğünden sonra tarafların açık muvafakati olmadığı sürece iddia ve savunma genişletilemeyeceğinden, davacının açık muvafakati olmadığı sürece zamanaşımı savunması dikkate alınamaz.
Bu itibarla eldeki davada, davalı süresinde cevap dilekçesi vermemiş, süresinden sonra verdiği dilekçe ile zamanaşımı def’inde bulunmuş olup, davalının zamanaşımı def’inde bulunması ancak davacının açık muvafakati ile mümkündür. Davacının da açık muvafakatinin olmaması nedeniyle mahkemece zamanaşımı def’inin reddine karar verilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 15/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/11341 E., 2014/18462 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYALOVA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi) 6102 sayılı TTK'nun 732. maddesine dayalı olarak ya hakkında sebepsiz zenginleşme nedeniyle keşideci aleyhine ya da temel ilişkiye dayalı olarak cirantası aleyhine alacak davası açabilir.
11. Hukuk Dairesi 2014/11341 E. , 2014/18462 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : YALOVA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/03/2014
NUMARASI : 2013/161-2014/150
Taraflar arasında görülen davada Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/03/2014 tarih ve 2013/161-2014/150 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; ticari alışveriş neticesinde davacı müvekkiline 28/02/2007 keşide tarihli, 3.970,00 TL bedelli çek tanzim edildiğini, çek bedelini tahsil için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, zamanaşımı sebebiyle icranın geri bırakılmasına karar verildiğini, alacağın tahsili için işbu davayı açtıklarını ileri sürerek davanın kabulü ile, alacağının keşide tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek ticari faizi ile birlikte tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; çek bedelini S... A.Ş'ye fazlasıyla ödediğini, S... A.Ş'den alınan mallar karşılığı bu çekin verildiğini, alınan malların da bozuk çıktığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı M.. Ş..'in dava dışı S... A.Ş. firmasından malzeme satın almış olduğu, bunun karşılığında dava konusu çeki ciro ederek S... A.Ş. firmasına verdiği, S... A.Ş'nin ise bu çeki davacı A... A.Ş. firmasına ciro ettiği, davacı ile S... A.Ş. firması arasında organik bağ bulunmadığı, iki ayrı tüzel kişilik olduğu, aynı şirket olduğuna dair delil ve belge ibraz edilemediği, davalının ticari alışverişini dava dışı S...A.Ş. ile yaptığı, çekin son ciranta olan davacı A... Boya firmasının elinde olduğu, son cirantanın gerek keşideciden gerekse kendinden önceki cirantadan TTK hükümlerine göre çekin bedelini talep etme hakkına sahip olduğu, davalı ile S...A.Ş. arasındaki ticari ilişkinin son ciranta olan davacıyı bağlamayacağı, davacı şirket tarafından çek bedelinin ödenmediğine ilişkin her hangi bir ihtarname gönderilmediği, buna göre ticari faiz oranının davalı yönünden keşide tarihinden itibaren değil, ilk takip tarihinden itibaren uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.970,00 TL'nin takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, zamanaşımına uğramış kambiyo senedine dayalı alacak istemine ilişkindir. Hamil, (6762 sayılı TTK'nun 644. maddesi) 6102 sayılı TTK'nun 732. maddesine dayalı olarak ya hakkında sebepsiz zenginleşme nedeniyle keşideci aleyhine ya da temel ilişkiye dayalı olarak cirantası aleyhine alacak davası açabilir. Somut olayda çek, davalı tarafından davacıya ciro edilmediğine ve davalı ile aralarında temel ilişki bulunduğu da davacı tarafından iddia ve ispat edilmediğine göre, dava konusu çeke dayalı olarak ciranta sıfatı taşıyan davalı aleyhine işbu dava açılamayacağından davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabule göre de, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Kambiyo senetlerinde "Müteselsil Sorumluluk" ilkesi geçerlidir. Ancak senet üzerinde imzası bulunan kişilerin sorumluluğunun devam etmesi, belirli şartların yerine getirilmesine bağlı olabilir. Bir poliçede, hamilin müracaat hakkını (başvuru hakkını) kaybetmesi durumunda dahi, borçlunun sorumluluğunun "Sebepsiz Zenginleşme" hükümlerine göre devam edebileceği kişi kimdir?
A) Cirantalar (Ciro edenler)
B) Avalistler (Kefiller)
C) Araya girerek kabul edenler
D) Keşideci (Düzenleyen) ve Poliçeyi kabul etmiş olan Muhatap
E) Sadece son ciranta
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.