Türk Ticaret Kanunu 808. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 808- (1) Zamanında ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödememe hâli;
a) Resmî bir belge, “protesto” ile,
b) Muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla,
c) Bir takas odasının, çek zamanında teslim edildiği hâlde ödenmediğini tespit eden tarihli bir beyanıyla,
sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, düzenleyen ve diğer çek borçlularına karşı başvurma haklarını kullanabilir.
II - Protesto
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2019/7683 E., 2019/17547 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Hamilin Müracaat Hakları” başlıklı 808. maddesinde de;
12. Hukuk Dairesi 2019/7683 E. , 2019/17547 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından keşideci-borçlu aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile (örnek 10) takipte; borçlu vekilince, icra mahkmesine başvurularak çekte yer alan imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığından bahisle takibin durdurulmasının talep edildiği, ilk derece mahkemesince; imza itirazının kabulü ile icra takibinin durdurulmasına, yasal şartlar oluşmadığından tazminat ve para cezası tayinine yer olmadığına karar verildiği, hem alacaklı hem de borçlu tarafından yapılan istinaf başvurusunun ise ... Bölge Adliye Mahkemesi.... Hukuk Dairesinin 28/02/2019 tarih ve 2018/2182 E. - 2019/514 K. sayılı kararı ile esastan reddedildiği görülmüştür.
5941 Sayılı Çek Kanunu'nun "İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tespiti Ve Gecikme Cezası" başlıklı 3/4. maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Hamilin Müracaat Hakları” başlıklı 808. maddesinde de; “1- Zamanında ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödememe hali:
a) Resmi bir belge, “Protesto” ile;
b) Muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla;
c) Bir takas odasının, çek vaktinde teslim edildiği halde ödenmediğini tesbit eden tarihli bir beyanı ile; sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, düzenleyen ve diğer çek borçlularına karşı başvurma haklarını kullanabilir.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, vaktinde ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödememe hali, muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, “çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla” sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, düzenleyen ve diğer çek borçlularına karşı müracaat haklarını kullanabilir.
Bununla birlikte; 6102 sayılı Kanunun "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinin göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken cirolarla ilgili aynı Kanun'un 683/1. maddesinde; "Cironun poliçe veya poliçeye bağlı olan ve "Alonj" denilen bir kağıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması gerekir" hükmünün yer aldığı ve bu maddede aynı Kanun'un 695. maddesine atıfta bulunulmadığı anlaşılmıştır.
Alonj, arka yüzünde yer kalmadığı zaman yapılacak işlemler için bono, çek veya poliçeye eklenen kağıt parçası olup, alonj üstüne yapılacak işlemlerin hukuki açıdan senet üzerinde yapılan işlemlerle aynı hükümlere tâbi olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan yasal düzenlemeler göstermektedir ki, çekin ibrazı ve ibraz tarihinin çek üzerinde veya çeke eklenen alonjda yer alması yasal hakların kullanılması bakımından önem taşımaktadır.
Somut olayda ise; takip konusu çekin arkasında ibraz şerhi bulunmamakta olup, çeke alonj eklenmemiştir. Bankaca düzenlenen A4 kağıda yazılan yazı ile çekin ibraz edildiği açıklanmıştır. Bu yazı ibraz şerhi niteliğinde değildir. Bir başka ifadeyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 808. maddesine uygun bir ibrazın varlığından söz edilemez.
Bununla birlikte; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Borçlunun Kambiyo Hukuku Bakımından Şikayeti” başlıklı 170/a-2 maddesinde; “İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyle, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı hususlarını re'sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.” hükmü bulunmaktadır.
Bu hükme göre; icra mahkemesi, müddetinde yapılan şikayet ve itiraz dolayısıyla, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı hususlarını resen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir. Bir diğer anlatımla, borçlunun İİK'nun 168. maddesinde yazılı yasal 5 günlük sürede borca ya da imzaya itiraz etmesi veya zamanaşımı itirazında bulunması durumunda, takip konusu belgenin kambiyo senedi vasfını haiz olmadığının veya alacaklının kambiyo senetlerine özgü yol ile takip hakkının bulunmadığının tespit edilmesi halinde, diğer itiraz nedenleri incelenmeksizin İİK'nun 170/a-2. maddesi uyarınca re'sen takibin iptaline karar verilmesi gerekir.
Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.06.2008 gün ve 2008/12-450 Esas 2008/452 Karar sayılı ilamında da vurgulanmıştır.
O halde, ilk derece mahkemesince; alacaklının takip hakkı bulunmadığından İİK'nun 170/a-2. maddesi gereğince takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, imza incelemesi sonucunda imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 28/02/2019 tarih ve 2018/2182 E. - 2019/514 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 18/10/2018 tarih ve 2018/629 E.-2018/1056 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma nedenine göre alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 09/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2024/18 E., 2024/184 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
009" şekline dönüştürülmüş olduğu hususunun bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 796 ncı maddesine göre yasal süre içinde çekin muhatap bankaya ibrazının zorunlu olduğu, ibraz edilmemesi hâlinde alacaklının 6102 sayılı Kanun’un 808 inci maddesi gereğince takip borçlularına karşı müracaat hakkını kaybedeceği, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çek adi havale niteliği
Hukuk Genel Kurulu 2024/18 E. , 2024/184 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/206 E., 2023/620 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve
2011/21426 Esas, 2012/8524 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki kambiyo şikâyeti isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi
4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe dayanak çekte tahrifat bulunduğunu, çek bedelinin 26.000,00 TL değil 25.000,00 TL olduğunu, çekin keşide tarihinin ise 20.04.2009 değil 20.11.2008 olduğunu, çekte bulunan parafların keşideciye ait olmadığını, paraf imza yönünden imza incelemesi yapılması gerektiğini, çekin kambiyo vasfını haiz olmadığını, çek tazminatı ve komisyonunun sadece keşideciden talep edilebileceğini, borca ve faize de itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin iptali ile alacaklı aleyhine asıl alacağın % 40’ı oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı Cevabı
5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; borçlunun ciro imzasına itiraz etmediğini, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek istemin reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2009/1044 Esas, 2010/1061 Karar sayılı kararı ile; icra mahkemesince alınan 14.12.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre takip dayanağı çek aslının keşide tarihinde ve bedelinde düzeltmeler yapıldığı, 20.11.2008 olan tarihin 20.04.2009 olarak, 25.000,00 TL bedelin 26.000,00 TL olarak değiştirildiği ve her iki kısma da paraf imzanın atıldığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu, kambiyo evrakında herhangi bir geriye dönüş cirosuna rastlanmadığı, yapılan değişikliklerin paraf imzası ile onaylandığı, ciranta konumunda bulunan borçlunun keşideciye veya bir başka borçluya ait imza ya da paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, ayrıca icra mahkemesinin kambiyo evrakının düzenleniş sebebine dayalı olarak temeldeki hukuki ilişkiye ait inceleme yapma yetkisine sahip olmadığı, bu olguların ancak açılacak bir menfi tespit davasında incelenebileceği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 170/a maddesi kapsamında kalan şikâyetlerin yerinde bulunmadığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 695/son madde kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı, ayrıca 3095 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 156,00 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve bu miktarın üzerinde kalan işlemiş faiz alacağının iptali gerektiği gerekçesiyle istemin kısmen kabulü ile takibin çek tazminatı ve komisyon alacağına yönelik kısmının borçlu yönünden iptaline, işlemiş faiz alacağının 156,00 TL üzerinde kalan kısmın iptaline, sair itiraz ve şikâyetlerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı kararı ile;
"... 1-Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklının temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Borçlunun Temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiği görülmüştür. Ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK.nun 720. maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi halinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat halinde ileri sürebilir. İcra mahkemesince yapılacak iş keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddi isabetsizdir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Birinci Direnme Kararı
9. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 04.04.2013 tarihli ve 2013/94 Esas, 2013/270 Karar sayılı kararı ile; borçlunun çekte ciranta olduğu, çekin keşide tarihi ile bedel kısmında değişiklik yapıldığı, ancak bu değişikliğin keşideci şirket yetkilisi tarafından paraf edildiği, çeki lehtarın cirosu ile elinde bulunduran borçlunun bir başka çek borçlusunun imzasına veya paraf imzasına itiraz edemeyeceği, çekte her imza yönünden bağımsız sorumluluğun olduğu, dolayısıyla keşidecinin paraf imzasını ihtiva eden ve bu düzeltmeden sonra tedavüle konulan çekte cirantanın tedavül öncesi veya çekin kendisine gelmesinden önce diğer ilgililer tarafından yapılan imza veya paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak imza sahibine ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Birinci Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu Kararı
11. Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas, 2019/289 Karar sayılı kararı ile;
"...Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında daha önce verilen ve alacaklının temyiz itirazları reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan çek tazminatı, komisyon ve faiz alacağı konusunda yeniden hüküm kurulmayarak “…kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerin REDDİNE…” yönelik hüküm kurulmuş olmasının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’inci ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddelerine aykırı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir….
Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298’inci maddeleri gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden sair temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle direnme kararının usulden bozulmasına, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
12. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas, 2022/70 Karar sayılı kararı ile; borçlunun tahrifat iddiasının değerlendirilmesi için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, Adli Tıp Belge İnceleme Uzmanı bilirkişiden alınan 11.05.2022 tarihli raporda inceleme konusu çekin keşide tarihinin evvelce "20.01.2008" olarak yazılmışken, ayları gösterir hanedeki evvelce mevcut "11" rakamlarının farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj (üzerinden gitme) yöntemiyle "4" rakamına dönüştürüldüğü, yıllar hanesinin birler basamağında evvelce mevcut "8" rakamının ise farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj yöntemiyle "9" rakamına dönüştürülerek çek keşide tarihinin mevcut durumu olan "20.04.2009" şekline dönüştürülmüş olduğu hususunun bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 796 ncı maddesine göre yasal süre içinde çekin muhatap bankaya ibrazının zorunlu olduğu, ibraz edilmemesi hâlinde alacaklının 6102 sayılı Kanun’un 808 inci maddesi gereğince takip borçlularına karşı müracaat hakkını kaybedeceği, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çek adi havale niteliği taşıdığından borç ikrarını içermeyeceği, borçlular hakkında bu belgeye dayanılarak takip yapılamayacağı, somut olayda takibe konu çekin gerçek keşide tarihinin 20.11.2008 olduğu, ibraz tarihinin ise 20.04.2009 olduğu, çekin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istemin kabulü ile takibin borçlu yönünden iptaline, borçlunun kötü niyet tazminatı talebin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
13. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
14. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.02.2023 tarihli ve 2022/13884 Esas, 2023/794 Karar sayılı kararı ile;
"...8.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; mahkemece direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Dairemizin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı HUMK'nın 439/son maddesi gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
9. Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmadığı hususu göz önüne alındığında, mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Dairemizin bozma kararının gereğini yerine getirecek şekilde araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra davanın kabulüne dair karar vermesi isabetli bulunmamıştır.
10. Bu nedenlerle mahkemenin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas 2022/70 Karar sayılı kararının açıklanan usuli nedenle bozulması gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K.2020 (7)9-456 E.,2021/474 K. sayılı kararları)...” gerekçesiyle kararın usulden bozulmasına, bozma nedenine göre alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
İkinci Direnme Kararı
15. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 20.09.2023 tarihli ve 2023/206 Esas, 2023/620 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usul bozması öncesindeki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
İkinci Direnme Kararının Temyizi
16. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Alacaklı vekilinin temyizi yönünden
18. Hukuki yarar dava (şikâyet) şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır.
19. İlk Derece Mahkemesince istemin kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece alacaklının temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur. Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen tarafın direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmamaktadır.
20. O hâlde alacaklı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B. Borçlu vekilinin temyizi yönünden
21. İcra ve İflas Kanunu’nun 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir. 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin 3 ve 170/a maddesinin birinci fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması üzerine bu husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. Başka bir anlatımla borçlu imzaya itirazını geri almış veya borcu kısmen veya tamamen kabul etmiş ise, takip dayanağı senet kambiyo senedi niteliğinde olmasa veya alacaklı kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip olmasa bile, icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez.
22. Kambiyo senedinin lehtara verilmesinden sonra senet metninde yapılan değişikliklere tahrifat denir. Şekli unsurları tamam tedavüldeki senede bazı ilaveler yapılabilir veya bazı kayıtlar silinip, karalanabilir. Senet metni üzerinde yapılan tahrifat poliçe kelimesine, bedele, vade ve keşide tarihine, ödeme ve keşide yerine, lehtarın ismine vb. ilişkin olabilir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 298 inci [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 207 nci] maddesi hükmü gereğince senetteki düzeltmelerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkâr hâlinde yok hükmündedir. Bu nedenle, senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. İmzaya veya paraf imzasına itiraz hâlinde ise mahkemece yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin paraflı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılması gerekir.
23. Bu bağlamda çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan, çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Ayrıca bu durum çekin kambiyo vasfını etkileyen bir hâl olduğundan keşideci dışındaki borçluların da itirazda hukuki yararları vardır. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2010 tarihli ve 2010/12-74 Esas, 2010/243 Karar; 04.03.2015 tarihli ve 2013/19-1746 Esas, 2015/896 Karar ile 10.03.2022 tarihli ve 2018/12-43 Esas, 2022/300 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “İmzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb… def'iler her hamile–iyiniyetli olsa dahi- karşı ileri sürülebilen mutlak def'i olarak kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde sahtekarlık (tahrifat) iddiası mutlak def'idir ve mahkemece bu iddia incelenmelidir.
24. Çek için kanunda belirlenen ibraz sürelerinin geçip geçmediği hâkim ya da icra müdürü (2004 sayılı Kanun md. 168) tarafından resen dikkate alınır. Süresi içinde çeki muhatap bankaya ibraz etmeyen hamil tüm sorumlulara, hatta düzenleyene karşı da kambiyo hukukuna dayalı başvurma hakkını kaybeder (Abuzer Kendigelen, Çek Hukuku, İstanbul, 2019, s.289-290).
25. 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddeleri gereğince çekin yasada belirlenen sürede muhatap bankaya veya takas odasına ibrazı veya ödemeden imtina keyfiyetinin resmî bir protesto vesikası ile saptanması zorunludur. Aksi hâlde hamil, 6762 sayılı Kanun'un 718 ve 720 nci maddeleri gereğince müracaat hakkını kaybeder. Bir başka anlatımla, böyle bir çek kambiyo senedi vasfını taşımayan (adi havale) belge niteliğini alır. Bu husus Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2015 tarihli ve 2013/12-2013 Esas, 2015/1182 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
26. Bu itibarla çekin keşide tarihindeki düzeltmenin paraflı olmaması veya yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda paraf imzasının keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olacağından, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılarak çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerekir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez.
27. Diğer taraftan 6762 sayılı Kanun'un 589 uncu (6102 sayılı Kanun md. 677) maddesine göre bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcut ise bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s.414 vd). Anılan madde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi poliçeye (çeke) atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin (çekin) geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurutulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul, 2001, s.136). İmzaların bağımsızlığı hükmünün işleyebilmesi için senedin kambiyo senedi (poliçe/bono/çek) olarak geçerli olması şarttır. Şayet kambiyo senedi herhangi bir nedenden ötürü hükümsüz ise (örneğin senet metninde çek kelimesi yok ise) bu senedin üzerindeki imzaların (taahhütlerin) kıymetli evrak hukukundaki anlamıyla geçerliliği düşünülemez. İmzaların bağımsızlığının sonucu olarak sahibini bağlamayan imzaların bulunması hâlinde imzası kendisini bağlamayan kişi bunu herkese karşı hükümsüzlük def'i olarak ileri sürebilir. Ancak geçerli imzaların sahipleri geçersiz imzaların mevcudiyeti dolayısıyla çek sorumluluğundan kurtulamazlar (Hüseyin Ülgen vd., Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul, 2015, s.151).
28. Bu noktada belirtmek gerekir ki 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu maddesinin göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı maddesi "Bir poliçe metni tahrif ediliği takdirde değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kimseler değişmiş metin gereğince ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metin gereğince mes'ul olurlar." hükmünü içermektedir. Bu hüküm değiştirilen poliçenin şekil unsurlarını muhafaza etmesi şartıyla geçerliliğini sürdüreceğini, kambiyo borçlularının sorumlu olmaya devam edeceğini ve eski metne imza atmış olanların eski metinle, değişik metinde imzası bulunanların ise yeni metinle sorumlu tutulacaklarını belirlemektedir. Poliçedeki tarih değiştirilmiş olursa değişiklikten önce imza koyanlara karşı müracaat hakkının kullanılması için yapılacak işlemler (ibraz, protesto keşidesi gibi) eski tarihe göre olmalıdır. Değişiklikten sonra imza koyanlar için ise süreler yeni tarihe göre hesap edilir (Poroy, Tekinalp, s.205-206; Ülgen vd., s.152). Bu hüküm öğretide “imzaların bağımsızlığı” olarak adlandırılan ilkenin gereği ve sonucudur.
29. Senet metninde değişiklik hâlinde borçlunun sahip olduğu savunma imkânı, tahrif edilmiş senedin tamamen geçersiz olduğunun değil, kendisi bakımından senede ilişkin taahhütlerinin değişikliğe uğradığı oranda senedin geçersiz olduğunun def'î olarak ileri sürülebilmesidir. Zira imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca, senetteki taahhütlerden birinin geçersizliği, diğerlerinin geçerliliğine etkide bulunmayacaktır. Böylelikle söz konusu def'i sadece sorumlulukları ağırlaşmış bulunan borçlular tarafından kullanılabilir ve diğer borçlulukların sorumlulukları devam eder (Hayri Domaniç, Kıymetli Evrak Uygulaması, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. IV, İstanbul 1990, s.115).
30. Açıklanan yasal düzenlemelere göre somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından borçlular aleyhine çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte ciranta olan borçlunun icra mahkemesine başvurusunda çekteki keşide tarihinin tahrif edildiğini, çekin keşide tarihinin 20.04.2009 değil, 20.11.2008 olduğunu, paraf imzasının keşideciye ait olmadığını, çekin kambiyo vasfının bulunmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir. Takip dayanağı çekin lehtarın cirosuyla borçluya geçtiği anlaşılmıştır.
31. Borçlunun icra mahkemesine başvurusu bu hâliyle 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı çekin kambiyo vasfına ilişkin şikâyet olup, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesine dayalı imzaya itiraz değildir. Dolayısıyla imzaların istiklali ilkesi burada uygulanmaz. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı iddiası keşideci tarafından ileri sürülmese dahi, çekin geçerliliği mutlak def'i mahiyetindeki bu iddiaya bağlı olduğundan borçlu ciranta tarafından alacaklı hamile karşı ileri sürülebilir.
32. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı, paraf imzasının da sahte olduğu yönündeki itirazlar çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden 6100 saylı Kanun'un 266 ncı maddesi uyarınca bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerektiğinden somut olayın özelliği ve iddianın ileri sürülüşü gereğince 20.04.2009 tarihi itibariyle keşideci şirket yetkililerinin araştırılarak yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır.
33. Yapılacak imza incelemesi sonunda keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olmadığı anlaşılır ise düzeltme yok hükmünde olup düzeltme öncesi duruma göre değerlendirme yapılması, buna göre çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise kambiyo vasfında olmayacağından 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi uyarınca borçlu yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekir.
34. Keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olduğu anlaşılır ise çek üzerinde yapılmış olan değişiklik keşideci tarafından 1086 sayılı Kanun'un 298 inci maddesine (6100 sayılı Kanun md. 207) uygun olarak onaylanmış olduğundan değişiklik hukuken geçerli olacaktır. Ancak bu hâlde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı (6102 sayılı Kanun md. 748) maddesi uyarınca değişiklikten sonra imza koymuş olanlar değişmiş metin gereğince sorumlu olacağından borçlunun iddialarının bu hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir.
35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ile ileri sürülen hususların bankadan sorularak alınacak cevap ile borçlu tarafından sunulan çek teslim belgesi birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1- Alacaklı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
2- Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA (III-B),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile eklenen Geçici 7 nci maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken 2004 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
17.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
Özel Daire bozma kararında; takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiğinin görüldüğü, ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK'nun 720 nci maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi hâlinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat hâlinde ileri sürebileceği, İcra mahkemesince yapılacak işin keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir.
Özel daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Bu durumda Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesinin de bu uyuşmazlık kapsamıyla sınırlı olması gerekir.
Mahkeme bu bozmaya uyduğu takdirde usulüne uygun biçimde inceleme yaparak tahrifat olgusu bulunup bulunmadığını tespit edip, tahrifatın bulunması veya bulunmaması ihtimaline göre gerekli değerlendirmeyi de yaparak bir karar vermesi gerekecektir.
Bu durumda özel daire kararı gibi bozma yapılması dosya kapsamına uygun ve yeterli olup tahrifatın bulunduğu veya bulunmadığı sonucuna bağlı olarak mahkemenin bozmadan sonra değerlendirmesi gereken ve sonrasında bu değerlendirmenin doğru olup olmadığının yeni temyize bağlı olarak özel dairece incelemesi gereken ileriki aşamayla ilgili hususları da kapsar şekilde Hukuk Genel Kurulunca farklı bir bozma yapılması usulen mümkün değildir.
Direnme kararlarının temyiz incelemesinin özel daire ile mahkeme arasında uyuşmazlık konusu olan konuda yapılacak olması bunu gerektirdiği gibi henüz mahkemenin ve özel dairenin inceleyip bir sonuca varmadıkları konuda özel daire ve mahkeme yerine geçerek önceden değerlendirme yapılıp karar verilemeyecek olması da bunu gerektirmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle özel daire kararında belirtilen nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan genişletilmiş ilaveli bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/354 E., 2019/1219 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
hükümlerine göre temlik cirosu ile müvekkili bankaya temlik edildiğini, TTK hükümlerine göre kambiyo vasfını taşıyan çekin arkasında karşılıksızdır kaşesinin açıkça yer aldığını, TTK'nın 808. maddesine göre ödenmeme sebebinin muhatap banka tarafından belirtildiğini ve başvuru koşullarının oluştuğunu, imzanın borçlu cirantaya ait olmaması veya benzememesinin bir iddia olup ispatlanması için mahkeme
Hukuk Genel Kurulu 2017/354 E. , 2019/1219 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince takibin durdurulması ile borçlunun tazminat isteğinin reddine dair verilen 04.12.2014 tarihli ve 2014/1086 E., 2014/1293 K. sayılı karar, borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/763 E., 2015/10042 K. sayılı kararı ile;
"... İİK.nun 170/4. maddesi gereğince itirazın kabulüne karar verilmesi halinde senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklının takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminatla sorumlu tutulacağı hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda, takip dayanağı çekin muteriz borçlu Çakıcı Kap Kalıp Ve Plastik San. A.Ş. nin cirosu ile alacaklı Garanti Bankası A.Ş. geçtiği görülmektedir.
Bu durumda alacaklı, borçlu Çakıcı Kap Kalıp Ve Plastik San. A.Ş. ile doğrudan ilişki içinde olduğundan ciro imzasının adı geçene ait olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Çekteki ciro imzasının borçlunun eli ürünü olduğunu kontrol etmeden ya da imzanın huzurunda atılmasını sağlamadan çeki alan alacaklı imzaya itirazı kabul edilene karşı başlattığı takipte ağır kusurlu kabul edileceğinden tazminat ve para cezası ile sorumlu tutulması gerekir.
Bu durumda mahkemece borçlu lehine tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir ..."
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde imzaya itiraza ilişkindir.
Borçlu vekili; takibe konu çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığını belirterek imzaya, yetkiye ve faize itirazının kabulü ile ağır kusurlu olan alacaklının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı vekili; takip borçlusu Koza Pack Kozmetik Ambalaj San. ve Tic. AŞ. ve Çakıcı-Kap Kalıp ve Plastik San. AŞ. ile müvekkil banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri uyarınca kullandırılan nakdi ve gayri nakdi kredi borçlarının tasfiyesini sağlamak amacıyla takibe konu çekin müvekkili bankaya temlik cirosu ile teslim edildiğini, takip konusu çekin süresinde ödenmemesi nedeniyle kredinin tasfiyesini sağlamak amacıyla muhatap bankaya yasal süresinde ibraz edildiğini ancak karşılıksız çıktığını, bu nedenle icra takibi başlattıklarını, müvekkilinin çeki elinde bulunduran iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, çekin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 681 vd. hükümlerine göre temlik cirosu ile müvekkili bankaya temlik edildiğini, TTK hükümlerine göre kambiyo vasfını taşıyan çekin arkasında karşılıksızdır kaşesinin açıkça yer aldığını, TTK'nın 808. maddesine göre ödenmeme sebebinin muhatap banka tarafından belirtildiğini ve başvuru koşullarının oluştuğunu, imzanın borçlu cirantaya ait olmaması veya benzememesinin bir iddia olup ispatlanması için mahkemece yapılacak inceleme neticesinde verilecek bir karar gerektiğini, çekin ibraz edildiği ve takibin açıldığı tarihlerde aksi yönde bir karar (mahkeme kararı) sunulmadığını, müvekkili bankanın iyi niyetli hamil olduğunu ve çek üzerinde bulunan imzaların cirantalara ait olup olmadığını bilmek durumunda olmadığını, müvekkili bankanın kötü niyetli ve kusurlu olduğundan söz edilemeyeceğini savunarak davanın (itirazın) ve müvekkili aleyhine koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İcra Mahkemesince; çekin miktarının 25.000,00TL olduğu, bu nedenle çekin tek başına yönetim kurulu başkanı Ali İhsan Çakıcı veya diğer yetkililer Murat Çakıcı ve Deniz Hüseyin İlgün'ün birlikte şirket kaşesi altında atacakları müşterek imza ile düzenlenebileceği, tefrik kararından önce mahkemenin 2013/866 E. sayılı dosyasında imzanın münferit yetkiye sahip olan yönetim kurulu başkanı Ali İhsan Çakıcı’ya ait olup olmadığının tespiti için alınan bilirkişi raporunda söz konusu imzanın Ali İhsan Çakıcı'ya ait olmadığının bildirildiği, benimsenen bilirkişi raporuna göre münferit yetkili Ali İhsan Çakıcı'nın çeki düzenlemediği, diğer yetkililer Murat Çakıcı ile Deniz Hüseyin İlgün'ün birlikte ve ortaklaşa olarak (müştereken) kambiyo senedi tanzim etmelerinin zorunlu olduğu, çekte imzanın tek olmasının bu iki yetkili tarafından kambiyo senedinin tanzim edilme olasılığını ortadan kaldırdığı, usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek bu iki yetkilinin imzaları üzerinde inceleme yapılmasına gerek görülmediği, tek imzalı olan bu kambiyo senedinden ötürü şirketin borçtan dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 170. maddesi uyarınca borçlu yararına tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunun belirlenmesi gerektiği, somut olayda alacaklının haksızlığının onun kötü niyet ve ağır kusurlu olduğunu göstermeyeceği, tazminata hükmedebilecek bu iki olguyu yaslayabilecek herhangi bir argüman bulunmadığı gerekçesiyle (imzaya itirazın kabulü ile) İİK'nın 170. maddesi gereğince takibin durdurulmasına, davacı (borçlu) yanın tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir.
Borçlu vekilinin temyiz itirazı üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; önceki gerekçelere ek olarak, İİK'nın 170/son maddesi itirazın kabulüne karar verilmesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edileceğini emrettiği, bu düzenlemeye göre anahtar sözcüklerin a)Borçlunun haklılığının mahkeme tarafından belirlenmesi, b)Alacaklının senedi takibe koymada kötü niyetli olması, c) Ya da ağır kusurlu bulunması olduğu, dava(itiraz) kabul edildiğine göre tazminatın borçlu yararına tahakkuk etmesi için gerekli ilk koşulun gerçekleştiği, borçlu yararına tazminata hükmedilebilmesi için ya alacaklının takibi başlatmakta kötü niyetli olması ya da ağır kusurlu olmasının borçlu tarafından ispatlanması gerektiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun ispata ilişkin 190 ve devamı maddeleri gereğince ispat külfetinin borçluya ait olduğu, borçlunun süresi içerisinde alacaklının kötü niyetli olarak ya da ağır kusurlu olarak kambiyo senetlerini takibe koyduğuna ilişkin herhangi bir delil sunmadığı, itiraz dilekçesinin hukuksal kanıtlar kısmında dayanılan delillerin hiçbirisinin alacaklının kötü niyetli ya da ağır kusurlu olduğunu ispatlayacak debi ve nitelikte olmadığı, vesair hukuki delillerin yeni delil sistemine göre kabul edilebilir delil olmadığı, tarafların birbirini tanıyor olmaları, hukuki ve ticari ilişkiye kalkışmaları ya da evvelce imzalanan çekin diğeri tarafından alınmış olmasına ilişkin varsayımların tek başına kuşku olduğu, bozma ilamında zikri geçen olguların tahakkukuna ilişkin bir veri bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibinde imzaya itirazı kabul edilen borçluya karşı takip başlatan alacaklının ağır kusurlu kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre İİK'nın 170. maddesinin 4. fıkrasına göre borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte imzaya itiraz İİK'nın 168. maddesinin 4. fıkrası ve 170. maddesinde yer almaktadır.
İİK'nın 168. maddesinin 4. fıkrası;
"... Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum edileceği ve merciden itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı ..." şeklinde olup,
Aynı Kanunun 170. maddesi;
"... Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz.
İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/47 md.) İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.
(Değişik birinci cümle: 17/7/2003-4949/47 md.) İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar ..." hükmünü içermektedir.
Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki borçlunun kambiyo senedindeki imzaya itirazını ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 gün içinde icra mahkemesine bildirmesi, icra mahkemesinin de bu itirazı İİK'nın 170. maddesi ile atıf yapılan aynı Kanunun 68/a maddesinin 4. fıkrasında yer alan yönteme göre denetlemesi gerekir. Bu inceleme sonucunda imzanın borçlunun eli ürünü olmadığının belirlenmesi hâlinde ise itirazın kabulüne karar verilerek senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu belirlenen alacaklının senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilmesi icap eder.
Alacaklının tazminata mahkûm edilebilmesi için imzaya itirazın kabul edilmesi tek başına yeterli değildir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere alacaklının “kötüniyetli veya ağır kusurlu” olduğunun da ispat edilmesi gerekir. Örneğin; ciranta tarafından keşideci aleyhine yapılan takipte, ciranta kambiyo senedindeki imzanın keşideciye ait olup olmadığını bilebilecek durumda olmadığından itirazın kabulüne karar veren mahkemenin ciranta aleyhine tazminata karar vermemesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 803).
Öte yandan, imza itirazını inceleyen icra mahkemesinin para cezasına karar verebilmesi için bir talebin bulunması şart değildir. İİK'nın 170. maddesinde borçlunun talebi şart koşulmadığından, (İİK’nın 68/son, 68/a-son ve 169/a hükümlerinden farklı olarak) imzaya itirazın kabulüne karar veren mahkemenin kendiliğinden (resen) alacaklıyı tazminata ve ayrıca Hazine lehine alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm etmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alacaklı banka tarafından çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine karşı borçlunun yasal süresinde imza itirazında bulunularak, takip dayanağı çekteki imzanın eli ürünü olmadığını ileri sürdüğü, çekte borçlu şirkete atfen atılan tek imza bulunduğu, borçlu şirketin temsilcilerinin münferiden Ali İhsan Çakıcı ve müştereken Murat Çakıcı ile Deniz Hüseyin İlgün olduğu, icra mahkemesince grafoloji uzmanı bilirkişiden alınan 26.05.2014 tarihli raporda çekteki ciro imzasının Ali İhsan Çakıcı'nın eli ürünü olmadığı, söz konusu imzaların diğer şirket temsilcileri Murat Çakıcı ve Deniz Hüseyin İlgün'ün eli ürünü olup olmadıkları hakkında ise bir saptama veya ayırım yapılamadığının bildirildiği, alacaklı vekilin yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep üzerine mahkemece alacaklı vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ancak alacaklı vekilinin kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığı, icra mahkemesince imzaya itirazın kabulüne, borçlunun tazminat isteminin reddine dair verilen kararın borçlu vekili tarafından tazminat talebinin reddine ilişkin kısım yönünden temyiz edildiği, Özel Dairece alacaklının tazminat ve para cezası ile sorumlu tutulması gerektiği gerekçesi mahkeme kararının bozulduğu, alacaklı vekilinin Özel dairenin bozma kararına karşı verdiği 05.06.2015 tarihli karar düzeltme dilekçesinde; "... Müvekkil banka çeki teslim alırken imza kontrolü yapmıştır, imza sahibi ve yetkilisi Ali İhsan Çakıcı tarafından söz konusu çek kredi borcunun tahsil edilebilmesi için müvekkil bankaya teslim edilmiştir. Kredi ödemeleri yapılmadığından vadesinde çek ibraz edilmiş ve karşılığı ve herhangi bir tedbir ya da mahkeme kararı da olmadığından takibe konulmuştur. Davacının sahibi olduğu diğer grup şirket Koza-Pack ... A.Ş. cirosunun da yer aldığı çek imzalanmış olarak müvekkil Bankaya ciro edilmiş/teslim edilmiştir. Yasal olarak ve banka prosedürü bakımından imzanın huzurda alınması gibi bir zorunluluk olmadığı gibi ticari hayatın sürekliliği ve yoğunluğu kapsamında yıllardır çalıştığı kredi müşterisi davalı borçlu şirket yetkililerine duyduğu güven ve çalışma anlayışı kapsamında mevcut imza sirküleri karşılaştırmasıyla gerekli incelemeler yapmış ve gerekli özenin gösterilmiş olduğu aşikardır ..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Takip konusu çek itiraz eden borçlu şirketin temlik cirosu ile alacaklı bankaya geçmiş olup, ciro imzasının borçlunun eli ürünü olduğunu bilebilecek durumda olduğundan, TTK'nın 18. maddesinin 2. fıkrasına göre tacir olarak ticarî işletmesiyle ilgili tüm faaliyetlerinde basiretli davranma yükümlülüğü de bulunan alacaklı banka çeki teslim alırken imzanın huzurunda atılmasını sağlamadığından, borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatmasında ağır kusurlu olduğunun kabulü gereklidir. Alacaklı bankanın çekteki imzayı, imza sirküleri ile karşılaştırması ve ilk bakışta imza benzediğinden takibe konu çeki imzalanmış olarak teslim alması karşısında basiretli bir tacir gibi davrandığından söz edilemez. Zira uygulamada senetteki imzanın borçluya aidiyetinin tespiti özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden yapılan bilirkişi incelemesinde neticesinde dahi imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilememesi mümkündür. Basiretli tacirin, hukukî ve fiilî işlemler yaparken ticarî hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişmeleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gerekmektedir.
Alacaklı bankanın borçlu şirkete kullandırılan kredi borçlarının tasfiyesi amacıyla çeki aldığı ve alacağının bulunup bulunmadığı hususları genel mahkemelerde açılabilecek bir davanın konusunu oluşturur. Ayrıca İİK'nın 170. maddesinde belirtildiği üzere alacaklı genel mahkemede dava açarsa, icra mahkemesinin alacaklı aleyhine hükmetmiş olduğu (tazminatın) ve para cezasının tahsili, bu alacak davasının sonuna kadar ertelenir (tehir olunur) ve alacaklı bu davayı kazanırsa icra mahkemesinin hükmetmiş olduğu (tazminat) ve para cezası kalkar. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere icra mahkemesince alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatmasında kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunun tespitinde, taraflar arasındaki temel borç ilişkisine göre alacaklı olup olmadığı incelenemez.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, mahkemece alınan bilirkişi raporunda ciro imzasının borçlu şirket yetkilisi Ali İhsan Çakıcı'nın imzası ile ilk bakışta biçimsel olarak benzerlikler bulunduğunun belirlendiği, çeki alan bankanın basiretli bir tacir gibi davranıp gerekli kontrolü yaptığında imzanın Ali İhsan Çakıc'nın imza sirkülerindeki imzadan farklı olmadığını gördüğü ve çeki kabul ettiği, bu durumda karşılıksız çıkan çeki kendi cirantası aleyhine kambiyo senedine mahsus haciz yoluyla takibe koymada alacaklının kötü niyeti olmadığı gibi ağır kusuru da bulunmadığı, bilirkişi raporunda imza görüldüğünde yetkilinin imzasına benzemediğinin hemen anlaşılacağına dair bir tespit olmayıp aksine; imzaların benzediğine dair tespite rağmen ve imza sirküleriyle karşılaştırınca benzediğini belirlediği savunmasının bilirkişi raporuyla da doğrulanması karşısında alacaklı bankanın takipte kötü niyeti veya ağır kusuru sabittir sonucuna varılamayacağı, Özel Dairenin bozma ilamında, ciro imzasının kontrol edilmemesi ya da imzanın huzurda atılmasını sağlamadan çekin alınmasını ağır kusur saydığı, çekteki imza kontrol edildiğinde yetkili Ali İhsan Çakıcı'nın imzasıyla benzediği, aynı tarzda olduğu görüldüğüne göre, huzurda çekin yetkili tarafından imzalanması hâlinde de yine sirkülerdeki imza ile benzer olduğu açık olup, bu durumda da alacaklı bankanın kötü niyetli ya da ağır kusurlu olduğundan söz edilemeyeceği, aksi hâlde karşılaştırılan imzalar benzer olsa, aynı tarzda olsa dâhi her imzayı uzmana inceleterek çeki alma yükümlülüğünün bankaya yüklenmiş olacağı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak alacaklı aleyhine alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına hükmedilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.11.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davalı Banka tarafından kambiyo senetlerine dayalı haciz yoluyla takipte bulunulmuş, davacının İİK 170. maddesi uyarınca imzaya itirazı ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talebi üzerine, mahkemece imzaya itirazın kabulüne, kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiş, itiraz eden borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece borçlu lehine kötü niyet tazminatına da karar verilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur.
Uyuşmazlık, temlik cirosu suretiyle hamil olduğu çeki kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe koyan bankanın aleyhine, borçlunun imzaya itirazının kabulü hâlinde kötü niyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Takibe konu çeke davalı banka, imzaya itiraz eden borçlu Çakıcı Kap Kalıp ve Plastik A.Ş’nin temlik cirosuyla hamil olmuş ve çeke karşılıksız şerhi verilmesi üzerine icra takibinde bulunmuştur. Davacı borçlu, İİK 170. maddesi uyarınca çekteki imzaya itiraz ederek takibin durdurulmasını ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporuna göre imzaya itiraz kabul edilerek İİK 170/4. maddesi uyarınca, alacaklının kötü niyeti veya ağır kusuru ispat edilmediği gerekçesiyle kötü niyet tazminatı talebi reddedilmiş, Özel Dairenin bozma ilamına karşı da direnilmiştir.
İİK 170/4. maddesine göre imzaya itirazı kabul edilen borçlu yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesi için, alacaklının senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunması, kötü niyet ya da ağır kusurun dosya kapsamından belirlenmesi gerekir. Çeke temlik cirosuyla hamil olan bankaya ciro eden borçlu şirketi temsilen çek üzerinde tek imza bulunmaktadır. Davalı banka, çekin kredi ilişkisi nedeniyle verildiğini beyan etmiş olup, buna bir itiraz yoktur. Davacı borçlu şirketi tek imza ile temsil yetkisi yönetim kurulu başkanı Ali İhsan Çakıcı’ya aittir. Banka da imzanın Ali İhsan Çakıcı’ya ait olduğunu, imzayı kendilerinde bulunan sirkülerle karşılaştırdıklarını, hatta Ali İhsan Çakıcı’nın çeki verdiğini savunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, ciro imzasının davacı şirket yetkilisi Ali İhsan Çakıcı’nın imzaları tarzında olduğu, Ali İhsan Çakıcı’nın imzası ile ilk bakışta biçimsel olarak benzerlikler bulunduğu belirlenmiştir. Çeki alan bankanın basiretli bir tacir gibi davranıp gerekli kontrolü yaptığında imzanın Ali İhsan Çakıcı’nın imza sirkülerindeki imzadan farklı olmadığını gördüğü ve çeki kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda karşılıksız çıkan çeki kendi cirantası aleyhine kambiyo senedine mahsus haciz yoluyla takibe koymada kötü niyeti olmadığı gibi, ağır kusuru da yoktur. Bilirkişi raporunda imza görüldüğünde yetkilinin imzasına benzemediğinin hemen anlaşılacağına dair bir tespit olmayıp, aksine; imzaların benzediğine dair tespite rağmen ve imza sirküleriyle karşılaştırınca benzediğini belirlediği savunması bilirkişi raporuyla da doğrulanması karşısında, hamil-alacaklı bankanın takipte kötü niyeti veya ağır kusuru sabittir sonucuna varılamaz.
Özel Daire de, bozma ilamında, ciro imzasının kontrol edilmemesi ya da imzanın huzurda atılmasını sağlamadan çekin alınmasını ağır kusur saymıştır. Çekteki imza kontrol edildiğinde yetkili Ali İhsan Çakıcı’nın imzasıyla benzediği, aynı tarzda olduğu görüldüğüne göre, huzurda çekin yetkili tarafından imzalanması hâlinde de yine sirkülerdeki imza ile benzer olduğu açık olup bu durumda da alacaklı bankanın kötü niyetli ya da ağır kusurlu olduğundan söz edilemez. Aksi hâlde karşılaştırılan imzalar benzer olsa, aynı tarzda olsa dâhi her imzayı uzmana inceleterek çeki alma yükümlülüğü bankaya yüklenmiş olur ki bu da mümkün değildir. Yasa, kusuru yeterli görmemiş ağır kusur aramıştır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
12. Hukuk Dairesi, 2017/6820 E., 2018/6921 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yazılacağının, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Ödememe ve Hamilin başvurma hakları" başlıklı 808. maddesinde ise, ibraz şerhinin çekin üzerine yazılması gerektiğinin belirtilmiş olduğu, "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818.
12. Hukuk Dairesi 2017/6820 E. , 2018/6921 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu vekili, alacaklı tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte icra mahkemesine başvurarak, diğer itirazları yanında çeklerdeki karşılıksız kaşesinin alonj üzerine yapıldığını, bunun kambiyo vasfını kaybettirdiğini ileri sürerek bu konudaki şikayetinin kabulünü talep etmiş, mahkemece; çekin ödenmediğine dair banka yetkililerince yazılacak "karşılıksızdır" kaşesinin alonja yazılmasına imkan olmadığı, karşılıksız kaşesinin çek yaprağı üzerine vurulması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile takibe konu edilen çek hakkındaki icra takibinin davacı yönünden iptaline karar verildiği görülmektedir.
5941 Sayılı Çek Kanunu'nun "İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tesbiti Ve Gecikme Cezası" başlıklı 3/4. maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yazılacağının, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Ödememe ve Hamilin başvurma hakları" başlıklı 808. maddesinde ise, ibraz şerhinin çekin üzerine yazılması gerektiğinin belirtilmiş olduğu, "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinin göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken cirolarla ilgili aynı Kanun'un 683/1. maddesinde; "Cironun poliçe veya poliçeye bağlı olan ve "Alonj" denilen bir kağıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması gerekir" hükmünün yer aldığı ve bu maddede aynı Kanun'un 695. maddesine atıfta bulunulmadığı anlaşılmıştır.
Somut olayda; keşidecisi ...Ltd. Şti. olan 25/06/2014 keşide tarihli 10.000 TL bedelli çeke alonj yapıştırılarak bu alonj üzerine ibraz şerhinin yazdırılmış olduğu görülmüştür.
Alonj, arka yüzünde yer kalmadığı zaman yapılacak işlemler için bono, çek veya poliçeye eklenen kağıt parçası olup, alonj üstüne yapılacak işlemlerin hukuki açıdan senet üzerinde yapılan işlemlerle aynı hükümlere tâbi olduğu kabul edilmelidir. Takibe konulan çeklerin arka yüzünde, ibraz şerhinin yazılabilmesi için cirolardan dolayı boş yer kalmadığı gibi ibraz şerhinin, alonj üzerine yazılamayacağına ilişkin yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, alonj üzerine yazılan ibraz şerhi geçerli kabul edilip bu konudaki şikayet yerinde olmadığından borçlunun diğer itirazlarının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2012/12195 E., 2012/29665 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadıköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
5941 Sayılı Çek Kanunu'nun İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tesbiti Ve Gecikme Cezası başlıklı 3/4.maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yazılacağı; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ödememe ve hamilin başvurma hakları başlıklı 808. (6762 sayılı TTK.nun 720.) maddesinde ibraz şerhinin çekin üzerine yazılması gerektiği;
12. Hukuk Dairesi 2012/12195 E. , 2012/29665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kadıköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/03/2012
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlu şirketin, takibe konu çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı, sahte imza ile paraf edildiği, tahrifat nedeniyle kambiyo vasfının bulunmadığı ve çekin yasal süresinde bankaya ibraz edilmediğini belirterek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, alonjun ciro ve aval imzası için kullanılabileceği, senedin kendisi veya tam anlamı ile bir parçası olmayan alonj üzerine TTK.nun 695/1 (eski TTK.nun 607/1.)maddesine göre ibraz şerhinin yazılamayacağı gerekçesi ile istemin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
5941 Sayılı Çek Kanunu'nun İbraz, Ödeme, Çekin Karşılıksız Olduğunun Tesbiti Ve Gecikme Cezası başlıklı 3/4.maddesinde hamilin talepte bulunması halinde, "karşılıksızdır" işleminin çekin arka yüzüne yazılacağı; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ödememe ve hamilin başvurma hakları başlıklı 808. (6762 sayılı TTK.nun 720.) maddesinde ibraz şerhinin çekin üzerine yazılması gerektiği; Uygulanacak Hükümler başlıklı 818/1-d.( eski TTK.nun 730/4.bendi) maddesi göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken cirolarla ilgili aynı Kanunun 683/1 (eski TTK.nun 595/1.)maddesinde "Cironun poliçe veya poliçeye bağlı olan ve "alonj" denilen bir kağıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması gerekir" hükmü yer almaktadır ve bu maddede aynı Kanun'un 605. (eski TTK.nun 607.) maddesine atıfta bulunulmamıştır.
Somut olayda, takip dayanağı çekin arkasında lehtarın cirosundan sonra dört adet cironun bulunduğu, cirolardan dolayı çekin arkasının dolduğu, çeke alonj eklenerek muhatap bankaya ibraz edildiği, alonj üzerine ibraz şerhinin yazdırıldığı görülmektedir
Kambiyo senetlerinin (poliçe, bono, çek) arka yüzüne yapılacak işlemler için yer kalmadığı zaman, senede uzunlamasına eklenen kâğıda alonj denilmekte ve alonj üstüne yapılacak işlemler hukuki açıdan senet üzerinde yapılan işlemlerle aynı hükümlere tabi olmaktadır. Ayrıca, ibraz şerhinin alonj üzerine yazılamayacağı yönünde bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece, duruşma açılarak, takibe konu çekin arka yüzünde cirolardan dolayı ibraz şerhinin yazılabilmesi için boş yer kalmadığından alonj üzerine yapılan ibraz geçerli olup, kambiyo vasfını etkilemeyeceğinden, borçlunun tahrifat iddiasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Çekte "Karşılıksızlık" (Çekin ödenmemesi) durumunun tespiti ve hamilin müracaat hakkını kullanabilmesi için yapılması gereken işlemlerden biri aşağıdakilerden hangisi değildir?
A) Çekin süresinde ibraz edildiğinin ve ödenmediğinin, resmi bir "Protesto" ile tespiti.
B) Muhatap banka tarafından, çekin üzerine yazılan "tarihli bir beyanla" (Karşılıksızdır şerhi) tespiti.