Türk Ticaret Kanunu 812. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 812- (1) Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun.
B) Çekin birden fazla nüsha olarak düzenlenmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/37 E., 2021/512 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Bu aşamada birer güven kurumu olan bankaların, çekin ibrazı sırasında incelemekle yükümlü oldukları bir hususta kusursuz sorumluluklarını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/37 E. , 2021/512 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir (kapatılan) 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı şirketin borcuna karşılık keşide ederek müvekkiline verdiği 637514 ve 637515 seri numaralı iki adet çekin ibrazında karşılıksız çıktığını, davalı Bankanın yasal olarak sorumlu olduğu miktarı ödemediğini ileri sürerek davalı Banka’nın ödemekle yükümlü olduğu bedelin gecikme cezası ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Banka vekili cevap dilekçesinde; keşidecinin müvekkili nezdindeki imzaları ile çekler üzerindeki imzaların birbirini tutmadığını, bu hususun çeklerin arkasına düşülen şerh ile belirtildiğini, bu durumda yasal olarak ödeme yapmamalarının yasal zorunluluk olduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İzmir (Kapatılan) 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2014 tarihli ve 2013/390 E., 2014/255 K. sayılı kararı ile; dosya arasına alınan bilirkişi raporuna göre bankanın ödemekle yükümlü olduğu karşılıkların istenmesine esas olan iki adet Türkiye Garanti Bankası İzmir Toptancılar Çarşısı Şubesine ait 0637514 ve 0637515 numaralı çeklerdeki keşideci şirket imzasının toplanan imza örneklerine göre keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği, davalı Bankanın bu sebeple ödeme yapmamakta haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2014/16347 E. 2015/1577 K. sayılı kararı ile; “... Dava, karşılığı bulunmayan çekler nedeniyle davalı Bankanın yasal olarak sorumlu olduğu miktarın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, çeklerdeki imzanın keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de dava konusu çeklerdeki imzaların sahte olduğu davalı tarafından ileri sürüldüğüne göre bu hususun ispatının davalı yanda olduğu nazara alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti davacıya yüklenerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.06.2015 tarihli ve 2015/521 E., 2015/496 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, dosyada deliller toplanıp çeklerdeki imzalara dair bilirkişi raporu alınarak sonucu itibariyle karar verildiğinden ispat yükünün kimde olduğu hususunun, bilirkişi masraflarının hangi tarafa ait olacağına ilişkin değerlendirme dışında öneminin bulunmadığı, çeklerin davacı elinde olması nedeniyle davalı Bankanın imzayı kimin attığını bilemeyeceği, davalının elindeki imza örnekleriyle yapmış olduğu imza incelemesinin yargılama usulüne uygun olduğu, dosya kapsamı itibariyle araştırılacak başkaca hususun kalmadığı gerekçesiyle direnme karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Banka tarafından, dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin olarak ileri sürülen savunma karşısında, çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının açık bir biçimde tespit edilememesi sonucu anılan imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalı Bankada olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.
13. Kıymetli evrak niteliğinden dolayı çekin ödenmek üzere belirli bir yerde ve belirli bir süre içerisinde muhataba ibraz edilmesi zorunludur. Bu hususta dava tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 796 ve devamındaki maddelerinde çekin ibraz süreleri ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, usulüne uygun olarak süresi içerisinde muhatap bankaya ibraz edilen çekin 6102 sayılı TTK’nın 795/2 ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun (5941 sayılı ÇK) 3. maddesinde düzenlenen emredici hükümler uyarınca muhatap banka tarafından ödenmesi gerekmektedir. Çekin karşılığının bulunması durumunda muhatap banka tarafından çek bedeli, çekin karşılığının kısmen yahut tamamen bulunmaması hâlinde ise her bir çek yaprağı için 5941 sayılı ÇK’nın 3/3. maddesi çerçevesinde belirlenen tutarlar ödenir.
14. Ödeme için ibraz edilen çek üzerinde muhatap banka tarafından bir kısım incelemelerin de yapılması zorunludur. Bu anlamda çekin yasal unsurları haiz gerçek bir çek olup olmadığı, süresinde ibraz edilip edilmediği, ibraz edenin meşru hamil olup olmadığı, emre yazılı çeklerde ciro zincirinin muntazam olup olmadığı, keşideciye atfen atılan imzanın keşideci yahut temsilcisine ait olup olmadığı, çekte ayrıca bir tahrifatın bulunup bulunmadığı ve başkaca bir ödeme engeli bulunup bulunmadığı hususlarında inceleme yükümlüğü altında olan muhatap bankanın, gerekli özeni göstererek ödemeye engel bir hususu tespiti hâlinde ödeme yapmaktan kaçınması gerekmektedir. Aksi durumda yapılan ödemeyi keşideciden talep edemeyecektir.
15. Burada uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle çek ödemelerinde muhatap bankaların sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanması önem arz etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı BK) 6/1. maddesinde; bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3. maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun’un 60/1. maddesinde; kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 5411 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır.
16. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, A.: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 115/3. ve 116/3. maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluklarını kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
17. Bu aşamada birer güven kurumu olan bankaların, çekin ibrazı sırasında incelemekle yükümlü oldukları bir hususta kusursuz sorumluluklarını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.
18. Anılan madde “Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun” hükmünü haiz olup bu kapsamda muhatap banka, çekteki keşideciye atfen atılan imzanın gerçek hesap sahibine veya yetkili temsilcisine ait olup olmadığını inceleyerek çekte herhangi bir tahrifatın yapılıp yapılmadığını da kontrol edecektir. Aksi takdirde anılan madde, sahte ve tahrif edilmiş çekin ödenmiş olmasından doğan zararın, muhatap bankaya ait olacağını hükme bağlamış, sahteciliğin inandırıcı olup olmadığı, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı gibi hususlar yasal unsurlar arasında sayılmamıştır. Buna göre 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi ile öngörülen sorumluluk muhatap banka açısından kusursuz ve kanundan doğan bir sorumluluk olup ancak keşidecinin kusurunun ağırlığı oranında muhatap bankanın sorumluluktan kurtulacağı öngörülmektedir. Keşideci ile muhatap arasındaki ilişkiye yönelik olan anılan Kanun maddesinin temel amacı; ödeme aşamasında, çeki inceleme ve muhtemel sahtelik veya tahrifatları belirleme imkânına sahip tek kişi olan muhatap banka karşısında çek keşide eden kişilerin korunmasıdır. Hemen belirtilmesi gerekir ki; çekin ödenmek üzere, muhatap bankanın çekle işleyen hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubesine ibraz edilmiş olması da muhatabın 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesinde öngörülen özen ve inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacaktır. Aynı durum çekin takas odasına ibrazı olasılığında da geçerlidir. Dolayısıyla sahte veya tahrif edilmiş çekin takas odasına ibraz edilmesi de muhatabın anılan maddeden kaynaklanan sorumluluğunu bertaraf etmeyecektir.
19. Uyuşmazlığın çözümünde değinilmesi gereken diğer bir husus ise, çekteki keşideciye atfen atılan imzanın sahteliğini ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu hususudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesi ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü haizdir. Anılan hükümlerde ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir.
20. Bu kapsamda bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda, HMK’nın 208. maddesinin 1. ve 3. fıkrası anlamında bir “sahtelik iddiası” söz konusu olur. HMK’nın 208. maddesine ilişkin gerekçede bu husus “Maddenin kenar başlığında ‘Yazı veya imza inkârı’ ibaresi birlikte kullanılmıştır. Her iki husus uygulamada sahtelik iddiası olarak adlandırılan durumu ifade etmektedir” şeklinde belirtilmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T.: Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1792). Öte yandan, bir senetteki imzanın inkâr edilmesi hâlinde, mahkemenin imzanın sahte olup olmadığı konusunda araştırma yapması gerekir. Bu araştırma ve incelemenin usulü ise HMK’nın 211. maddesinde; “ (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” şeklindeki hükümle gösterilmiştir. Ancak burada, davada taraf olmayan kimselerin isticvabı mümkün olmamakla, bu kimselerin imzalarına dair yapılacak olan incelemede, aynı maddenin (a) bendi uygulama alanı bulamayacağından yine aynı maddenin (b) bendinde belirtilen esaslara göre bir inceleme yapılacaktır. Buna göre, sahtecilik hususunda kesin bir kanaat oluşması için, mevcutsa, ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edilip sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Bilirkişi, mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak bir inceleme yapar ve mahkemece sahtelik iddiası bakımından bu inceleme doğrultusunda bir karar verilir.
21. Uyuşmazlık kapsamında değinilmesi gereken son husus ise çeke karşı ileri sürülebilen mutlak def’iler olup bu def’iler, hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Çekin hükümsüzlüğünü gerektiren def’iler çek ve eklentilerinden anlaşılsın anlaşılmasın bütün ya da bir kısım sorunları bakımından hükümsüz sayılmasını gerektiren def’ilerdir. Bu def’ilerin bir kısmı mutlak, bir kısmı nispi def’i niteliğindedir. Hangisinin mutlak, hangisinin nispi def’i sayılacağı, “görünüşe itimat (güven)”, “iyi niyet” ilkesiyle, “kambiyo senetlerine ilişkin işlemlerdeki emniyetin korunması” ilkelerinden hangisine öncelik tanınacağı sorunuyla ilgilidir. Kanunda öngörülüp açık bir hükümle düzenlenen bu durumların dışında gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekârlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “çekte zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “çekin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. def'iler çekin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyi niyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Bu anlamda muhatap bankanın hamile/alacaklıya karşı çek üzerinde sahtelik/tahrifat iddiası, mutlak def’i niteliğinde olduğundan, bu tür iddiadan kaynaklanan uyuşmazlık mahkemece, sahtelik incelemesine dair yukarıda yapılan açıklamalarda belirlenen esaslar göz önüne alınarak çözüme kavuşturulması gerekir.
22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından ödenmek üzere ibraz edilen dava konusu iki adet çek üzerinde davalı Banka tarafından yapılan inceleme sonrasında çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olmadığı iddiasıyla, davacıya 5941 sayılı ÇK’nın 3. maddesi anlamında yasal sorumluluk miktarı da dâhil olmak üzere herhangi bir ödemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
23. Dosya kapsamında yapılan incelemede, çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının tespiti için alınan bilirkişi raporunda; mukayeseye esas olarak alınan keşideci imzalarını içeren evrakın, 27.09.2011 tarihli Çek Taahhütnamesi ile ekindeki Çek Beyannamesi, 20.02.2008 tarihli Bankacılık Hizmet Sözleşmesi fotokopisi, Sermaye İşlemleri Risk Bildirim Formu fotokopisi, 12.10.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi fotokopisi ve İzmir 5. Noterliğinin 05.04.2007 tarihli ve 5335 yevmiye numaralı imza sirküsü fotokopisinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Anılan evraktaki imzalar esas alınarak yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 02.06.2014 tarihli raporda ise; dava konusu çekler üzerindeki keşideciye atfen atılan imzaların kısmî olarak benzerlik göstermesine karşın farklılıkların da mevcut olduğu, mukayese imzaların iki farklı türde oluşturulmaları, yetersiz oluşları ve bazılarının da fotokopi olmaları nedeniyle keşideci eli ürünü olup olmadığına dair kesin bir kanaatin belirtilemeyeceği, ancak keşidecinin çek tanzim tarihine yakın tarihte atmış olduğu samimi mukayese imzalarını içeren belgelerin (önceden ödenen sorunsuz çekler, imza sirküleri, beyanname, banka işlemleri vb.) temin edilmesi durumunda olumlu ya da olumsuz bir beyanda bulunulabileceği belirtilmiştir.
24. 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi kapsamında yapılacak incelemede, kusursuz sorumluluğa sahip olan davalı Banka, dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olmadığının belirlenmesi hâlinde çek hamiline herhangi bir ödeme yapmakla yükümlü olmayacaktır. Buradan hareketle TMK’nın 6. maddesi ile HMK’nın 190/1. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu olayda, çekteki keşideciye atfen atılan imzaların sahte olduğuna ilişkin muhatap banka tarafından ileri sürülen iddianın ispatı, uyuşmazlığın niteliği itibariyle davalı Bankanın lehine bir durum ortaya çıkaracaktır. Başka bir anlatımla muhatap bankanın, ileri sürdüğü sahtelik iddiasının ispatı hâlinde, 5941 sayılı ÇK’nın 3/3. maddesinde belirtilen yasal sorumluluk miktarı da dâhil olmak üzere hamile ödeme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Bu kapsamda çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin iddianın ispatı sonrasında ortaya çıkan hukuki neticeden, muhatap davalı Banka lehine bir hak ortaya çıkacağından bu hususta ispat külfeti, yukarıda anılan yasal düzenlemeler kapsamında davalı Bankaya ait olacaktır. Netice itibariyle TMK’nın 6. maddesi ve HMK’nın 190/1. maddesi gereğince, uyuşmazlık konusu olayda dava konusu çeklere dair ödeme yapmama hakkının varlığının dayanağı olan sahtelik iddiasının davalı Banka tarafından ispatı gerekmektedir.
25. Öte yandan dosya arasına alınan bilirkişi raporunda; uyuşmazlık konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olup olmadıkları hususunda somut bir belirleme yapılamamış, söz konusu eksikliğin nedeni olarak mukayeseye esas alınacak nitelikte keşideci imzasını içeren evrakın eksikliğine işaret edilmiştir. Bu hâliyle dosyadaki bilirkişi raporunun hükme esas alınacak nitelikten yoksun olduğu anlaşılmakla birlikte bu husus, anılan raporda dahi detaylı olarak belirtilmiştir.
26. Bu itibarla, dava konusu çeklerdeki imzaların keşideciye ait olduğunu ispat yükü davacı tarafa yüklenerek, eksik inceleme sonucu hükme esas oluşturacak niteliği yoksun bilirkişi raporu nazara alınıp, dava konusu çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olduğunun tespit edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi, eldeki uyuşmazlığa ilişkin ispat külfetine ve sahtelik incelemesine dair yukarıda detaylı olarak belirtilen tüm kanunî düzenlemelere ve ilkelere aykırılık teşkil etmektedir.
27. Neticeten, iddia, savunma, taraflarca sunulan deliller ve tüm dosya kapsamı itibariyle dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin uyuşmazlıkta ispat külfetinin, TMK’nın 6. maddesi ile HMK’nın 190/1. maddesi uyarınca davalı Bankada olduğu nazara alınarak, HMK’nın 211/1-b maddesi çerçevesinde bilirkişi raporunda işaret edilen keşidecinin çek tanzim tarihine yakın tarihli, değişik amaçlarla atmış olduğu samimi mukayese imzalarını içeren belge asılları ve davalı tarafından fotokopi olarak sunulan evrakın keşidecinin ıslak imzalarını havi asıllarının teminiyle yapılacak bilirkişi incelemesi sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda davacının, davalı Bankanın ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle zarara uğradığını ileri sürüp haksız fiil hükümlerine dayalı olarak (TBK m. 49, 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 41) alacak talebinde bulunduğu, süresinde ibraz edilen çeklerin ödenmediği takdirde muhatap davalı Bankanın haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacağından zarar ve kusurun ispatının davacı üzerinde olduğu, bu nedenle çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğini ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğu, ancak dosyadaki bilirkişi raporunun hükme esas alınacak niteliği haiz olmadığı, imza incelemesine esas belge asıllarının teminiyle HMK’nın 211. maddesi hükümlerine göre denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği, direnme kararının bu farklı gerekçeyle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
29. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.04.2021 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, dava dışı şirketin borcuna karşılık keşide ederek verdiği iki adet çekin ibrazında karşılıksız çıktığını, davalı Banka’nın yasal olarak sorumlu olduğu miktarı ödemediğini ileri sürerek, davalı bankanın ödemekle yükümlü olduğu bedelin gecikme cezası ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, keşidecinin banka nezdindeki imzaları ile çekler üzerindeki imzaların birbirini tutmadığını, bu hususun çeklerin arkasına düşülen şerh ile belirtildiğini, bu nedenle yasal olarak ödeme yapmamalarının kanuni zorunluluk olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporuna göre iki adet çekteki imzanın toplanan imza örneklerine göre keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği davalı bankanın bu sebeple ödeme yapmamakta haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı tarafından temyizi üzerine Dairece, dava konusu çeklerdeki imzaların sahte olduğu davalı tarafından ileri sürüldüğüne göre, bu hususun ispatının davalı yanda olduğu nazara alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat külfeti, davacıya yüklenerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma kararının yerinde olmadığı belirtilerek direnilmiştir.
Uyuşmazlık, davalı tarafından dava konusu çeklerden keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin olarak ileri sürülen savunma karşısında çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının açık bir biçimde tespit edilememesi sonucu atılan imzaların sahteliğinin ispat külfetinin davalıda olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Çek sözleşmesine göre, muhatabın asli yükümlülüğü, çeki karşılığı nispetinde ödemektir. Muhatap banka süresi içerisinde ibraz edilen ve karşılığı bulunan çeki ödemek zorundadır. Bu sorumluluğu meşru hamil tarafından süresi içerisinde ibraz edilen ve unsurları eksiz olan çek için geçerlidir.
Çek vasfında olmayan veya meşru hamil tarafından ibraz edilmeyen çekten dolayı banka ödeme yapmış ise düzenleyenin zararına katlanacaktır. Banka, çeki ibraz eden kişinin meşru hamil olduğunu tespit etmekle yükümlüdür. Banka senet metninden ve senedin hükümsüzlüğüne ilişkin defileri çeki ibraz eden hamile ileri sürmeyip çek bedelini ödediği takdirde sorumluluğu doğar. Bu nedenle çekin unsurlarının eksiksiz olup olmadığını, çekin sahte ve tahrif edilmiş olup olmadığını, süresinde ibraz edilip edilmediğini araştırmak zorundadır. Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki hamiline ödemiş olmasından doğan zarar muhatap bankaya ait olur. Bu nedenle keşidecinin zararının ödemek durumundadır. Bankanın TTK 724. maddesinden kaynaklanan bu sorumluluğu kanundan doğan kusursuz sorumluluk hâlidir. Muhatap banka, bu sorumluluktan sadece sahte ve tahrif edilmiş çeki ödemiş olmasından dolayı, keşidecinin bu kusurun isnadının mümkün olduğu hâllerde, keşidecinin bu kusuru oranında kurtulur. Keşidecinin kusurlu olduğunu ispat edemediği ölçüde, kendisi kusursuz olsa dahi, keşidecinin zararının karşılamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, bankanın ödeme yükümlülüğünü, haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmemesi keşideciye karşı kusursuz sorumludur. Somut olayımızda ise; davacı, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini bu nedenle zarara uğradığını ileri sürerek, bu davayı açtığına göre haksız fiil hükümlerine (BK. 41. madde, TBK 49. madde) dayalı olarak alacağını talep ettiğinin kabulü gerekir. Süresi içerisinde ibraz edilen ve hesapta karşılığı bulunan çek ödenmediği taktirde muhatap haksız fiil nedeni ile sorumlu olacağından zararın ve kusurun ispatı da davacı üzerindedir (Çekte muhatap Bankanın Hukuki Sorumluluğu Abdullah Atilla Bengü Gazi Ünv. Tez. Bkz. Yargıtay Kararları Işığında Çekte Muhatap Bankanın Hukuki Sorumluluğu Yüksek Lisans Tezi Bkz.).
Bu nedenlerle çeklerdeki imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalıda olduğuna yönelik sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Ne var ki, mahkemece dosya içeriğindeki 2.6.2014 tarihli Bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de, bilirkişi raporuna itibar edilemez. Bilirkişinin mukayese esas aldığı 12.10.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile 05.04.2007 tarihli İzmir 5. Noterliği'nce düzenlenmiş sirküler fotokopi olup, fotokopi belgelere imza incelemesinde itibar edilemez ve bu rapora itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan belgelerin asılları temin edilerek, HMK 211. madde hükümlerine göre bilirkişi yada bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine uygun elverişli rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu değişik gerekçelerle mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun çeklerdeki imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalıda olduğuna yönelik görüşüne katılamıyorum.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/131 E., 2019/1395 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
(6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/131 E. , 2019/1395 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.12.2013 tarihli ve 2012/713 E., 2013/736 K. sayılı karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.05.2014 tarihli ve 2014/2090 E., 2014/9226 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, müvekkilinin muhatabının davalı banka olduğu çek yapraklarını çaldırdığını, bankanın başvuruları sonrası çekleri iptal ettiğini, ancak sonradan müvekkilinin rızası hilafına kötü niyetli 3. kişilere 3.110 TL çek hesabından ödediğini, bankanın kusurlu olduğunu ileri sürerek 3.110 TL'nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, husumetin çek hamiline karşı yöneltilmesi ve hukuki yolların tüketilmesi gerektiğini, keşidecinin ödemeden men talimatı veremeyeceğini, davacının çek karnesini çaldırdığını bildirdiğini, ancak mahkeme kararı veya tedbir kararı ibraz etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, çekin çalındığı hususunda ilgili zabıta birimlerine müracaat ettiği, davalı bankaya da müracaat ederek önlem alınmasını istediği, 6762 sayılı TTK'nın 711/son maddesi yürürlükten kaldırıldığından davacının bahse konu başvuruları dışında şahsen yapabileceği bir şey olmadığı, bu nedenle davacıya müterafik kusur izafe edilemeyeceği, zararın davalı bankanın özen borcuna aykırı hareketinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.110,00 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Ancak, davacının tanımadığı kişiyi arabaya almasının kusur teşkil ettiği ve bu oranın tespitinin özel bilgiyi gerektirdiği nazara alınıp kusur oranın tespiti için bilirkişi raporu alınarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken mahkemece özel bilgiyi gerektirir hususta gerekçe oluşturularak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir…”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda dosya kendisine gönderilen Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, sahte imza ile keşide edilmiş çekin ödenmiş olması nedeniyle bankanın kusuruna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalı banka tarafından müvekkiline verilen çek karnesinin çalındığını, müvekkili tarafından gerekli şikayetlerin yapıldığını ve durumun davalı bankaya bildirildiğini, davalı bankanın bildirim sonrası çekleri iptal ettiğini, ancak çalınan çek yapraklarından biri olan 3022030 numaralı çekin müvekkilinin rızası hilafına kötü niyetli üçüncü kişilere 3.110,00TL olarak çek hesabından ödendiğini, gerekli incelemeleri yapmayan davalı bankanın kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.110,00TL'nın en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; keşidecinin ödemeden men talimatı veremeyeceğini, müvekkiline sadece çek karnesinin çalındığının bildirildiğini, müvekkili bankaya herhangi bir mahkeme kararı veya tedbir kararı ibraz edilmediğini, bu nedenle müvekkiline kusur yüklenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece; davacının çekin çalındığı hususunda ilgili birimlerine müracaat ettiği, davalı bankaya da müracaat ederek gerekli önlemlerin alınmasını istediği, 6762 sayılı TTK'nın 711/son maddesi yürürlükten kaldırıldığından davacının bahse konu başvuruları dışında şahsen yapabileceği bir şey olmadığı, bu nedenle davacıya müterafik kusur izafe edilemeyeceği, zararın davalı bankanın özen borcuna aykırı hareketinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sahte imza ile keşide edilmiş çekin davalı banka tarafından ödenmiş olması karşısında çek karnesini çaldıran davacı çek hesabı sahibine müterafik (ortak) kusur yüklenip yüklenemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre kusur tespitinin bilirkişi tarafından mı yoksa hâkim tarafından mı yapılacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle bankaların sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 6/1. maddesinde; Türkiye'de bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3. maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun’un 60/1. maddesinde; Kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 5411 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 99/2. ve 100/3. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 115/3. ve 116/3.) maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 18/2.) maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Ancak bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklılık arz etmektedir. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152).
Bu aşamada birer güven kurumu olan bankaların kusursuz sorumluluğunu düzenleyen 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi sahte ve tahrif edilmiş çekin ödenmiş olmasından doğan zararın, muhatap bankaya ait olacağını hükme bağlamış; sahteciliğin inandırıcı olup olmadığı, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı gibi hususlar kanuni unsurlar arasında sayılmamıştır. Gerçekten anılan madde; “Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğer ki, senette keşideci olarak gösterilen kimseye kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun isnadı mümkün olsun” hükmünü haizdir. Buna göre 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi ile öngörülen sorumluluk muhatap banka açısından kusursuz ve kanundan doğan bir sorumluluktur. Ayrıca anılan maddede keşidecinin (düzenleyenin) kusuru hâlinde muhatabın sorumluluktan kurtulacağı öngörülmektedir. Bu durumda keşideci tamamen kusurlu fakat muhatap banka kusursuz ise muhatap banka sorumlu tutulamayacaktır. Ancak tarafların hiçbirinin kusuru olmadığı hâlde banka, sahte veya tahrif edilmiş bir çekin ödenmesinin sorumluluğundan kurtulamayacaktır.
Keşideci ile muhatap arasındaki ilişkiye yönelik olan anılan Kanun maddesinin temel amacı; ödeme aşamasında, çeki inceleme ve muhtemel sahtelik veya tahrifatları belirleme imkânına sahip tek kişi olan muhatap banka karşısında çek keşide eden kişilerin korunmasıdır.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatabın sorumluluğuna yol açan sahte çekten kasıt, esasen çek üzerindeki keşideciye izafe edilen imzanın gerçekte keşideciye veya yetkili temsilcisine ait olmamasıdır. Zira 6762 sayılı TTK’nın 713. (6102 sayılı TTK’nın 801.) maddesi gereğince, cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, ciroların arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de ciranta imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir. Dolayısıyla kambiyo ilişkisine dâhil olanlardan sadece keşidecinin (veya temsilcisinin) imzasının sahtelik hâllerinde bir sahte çekten söz edilebilecektir.
Bununla birlikte geçerli bir temsil ilişkisi bulunmaksızın hesap sahibinin temsilcisi sıfatı ile keşide edilen çeklerde 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi kapsamında sahte çek olarak kabul edilecektir. Ancak belirtilmelidir ki, imzadaki bu sahtelik, muhatabın ödeme yükümlüğünü ortadan kaldıracaksa da, çekin geçerliliğini ve bu anlamda imza sahibinin sorumluluğunu kesinlikle etkilemeyecektir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatabın sorumluluğuna yol açan tahrif edilmiş çekten kasıt ise çek üzerindeki beyanların, çekin zorunlu ya da ihtiyari unsurlarının ilgililerin rızası olmaksızın değiştirilmesidir. Bu açıdan keşidecinin zararına yol açacak en önemli tahrifat, şüphesiz çekteki bedel kısmında değişiklik yapılaması ve böylece keşidecinin hesabından daha yüksek bir miktarın çekilmesidir. Ayrıca düzenleyenin isminde, ödeme yerinde, düzenlenme yer veya tarihinde yapılacak tahrifat da keşidecinin zararına sonuçlar doğmasına yol açabilir.
Nitekim böyle bir durumda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 207. maddesi gereğince; senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa inkar hâlinde göz önünde tutulamayacaktır. Bununla birlikte 6762 sayılı TTK’nın 730. (6102 sayılı TTK’nın 818.) maddesi atfıyla çeke de uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 660. (6102 sayılı TTK’nın 748.) maddesine göre, bir poliçe metninin tahrif edildiği hâllerde, tahrifattan sonra poliçe üzerine imza koymuş olanlar tahrif edilmiş metin gereğince; tahrifattan önce imza koyanlar ise, eski metne göre sorumlu olurlar. Kanunun bu hükmü, öğretide “imzaların bağımsızlığı” olarak adlandırılan ilkenin gereği ve sonucudur.
Buna göre, bir kambiyo senedinin tüm ilgililerin katılımı olmaksızın sonradan tek taraflı olarak değiştirilmesi (tahrif edilmesi), tahrifattan önce senet üzerine imza koyanların tahrif edilmiş şekle göre sorumluluğunu doğurmayacak; bunlar, önceki metin ne ise ancak o çerçevede sorumluluk altında olacaklardır. Başka bir deyişle; senedin tahrifat ile büründüğü yeni hâl, o senedi tahrifattan önce imza etmiş olanlar bakımından yok hükmündedir; bağlayıcı değildir. Hamilin iyiniyetli olup olmaması da, bu sonucu etkilemeyecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2004 tarihli 2004/19-118 E., 2004/205 K. sayılı kararı). Böylece 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince tahrif edilmiş çeki ödeyen muhatap bankanın tazmini gereken zarar miktarı, eski metindeki bedel ile değişmiş metindeki bedel arasındaki farktan oluşacaktır.
Hemen belirtilmesi gerekir ki; çekin ödenmek üzere, muhatap bankanın çekle işleyen hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubesine ibraz edilmiş olması da muhatabın 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesinde öngörülen özen ve inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacaktır. Aynı durum çekin takas odasına ibrazı olasılığında da geçerlidir. Dolayısıyla sahte veya tahrif edilmiş çekin takas odasına ibraz edilmesi de muhatabın anılan maddeden kaynaklanan sorumluluğunu bertaraf etmeyecektir.
Sonuç olarak sahte veya tahrif edilmiş bir çekin ödenmiş olması durumunda keşidecinin uğrayacağı zararı 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatap bankanın tazmin etmesi zorunludur. Muhatabın anılan madde kapsamındaki sorumluluğu objektif bir sorumluluk olup, muhatap, bir kusuru bulunmasa dahi, sahte ve tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmaktan kaynaklanan zarara genel olarak katlanmak zorundadır. Başka bir deyişle muhatap sadece kusursuzluğunu ispat etse dahi bu sorumluluktan kurtulamayacaktır. 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi emredici nitelikte olmadığından taraflar arasındaki çek sözleşmelerine muhatap tarafından konulan sorumsuzluk kayıtları; yukarıda bahsedildiği üzere 818 sayılı BK’nın 99/2. ve 100/3. (6098 sayılı TBK’nın 115/3. ve 116/3.) maddeleri gereğince geçersiz olacaktır.
Bununla birlikte zararın doğumuna yol açan sahtelik veya tahrifata ilişkin olarak keşidecinin kusurunun bulunması hâlinde ise muhatabın sorumluluğu bu kusurun ağırlığı ölçüsünde tamamen kalkabilecektir. Başka bir deyişle muhatabın sorumluluktan kurtulabilmesinin tek yolu zarar gören keşidecinin kusurlu olduğunu ispat etmesidir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesinde keşidecinin kusurlu davranışına örnek olarak, kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamaması gösterilmektedir. Anılan maddeden de açıkça anlaşılacağı üzere keşidecinin çek defterini iyi saklamaması, keşideciye yüklenebilecek kusurlardan sadece birisidir. Aynı şekilde çek defterini ya da bazı boş yaprakları kaybeden hesap sahibinin zamanında muhatabı durumdan haberdar etmemesi veya çek yaprağını tahrifata elverişli bir şekilde doldurulması da keşidecinin kusurlu davranışına örnek oluşturur.
Zarar gören keşidecinin kusuru muhatabın sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmıyor ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince zarar görenin müterafik (ortak) kusuru oranında tazminattan indirim yoluna gidilecektir.
Bu aşamada maddi tazminatın indirilmesi sebepleri arasında yer alan müterafik (ortak) kusur kavramından bahsedilmesi yararlı olacaktır.
Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmese idi, zarar gören hangi durumda bulunacak idiyse o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylarda katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 818 sayılı BK ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir.
Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri ise 818 sayılı BK’nın 43. ve 44. (6098 sayılı TBK’nın 51. ve 52.) maddelerinde belirtilen sebeplerdir. Tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira 818 sayılı BK’nın 98. (6098 sayılı TBK’nın 114.) maddesi delaletiyle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanacaktır.
818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesinin birinci fıkrası; “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hâl ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ile zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür.
Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Tandoğan, Hâluk: Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara, 1961, s. 318.).
Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasdi olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu hâlde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 791). Başka bir deyişle zarar görenin davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır.
818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesinin birinci fıkrası zarar görenin sadece kusurundan söz etmekte ise de bazı hâllerde zarar görenin kusursuz davranışı da zararın ortak sebebi olabilmektedir. Örneğin çalışanını iyi seçmeyerek objektif özen borcunu ihlal eden adam çalıştıranın bu fiili zararın doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunursa, bu durum adam çalıştıranın uğramış olduğu zararın tazmininde indirim sebebi olabilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu çek defterinde yer alan 23 adet boş çek yaprağının 05.12.2009 tarihinde çalındığı, olayın hemen akabinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, ayrıca davalı bankanın İvedik Şubesine durumun bildirildiği, öte yandan Şube tarafından çeklerin bankanın sistemi üzerinden iptal edildiği ve buna ilişkin ekran görüntüsünün davacıya verildiği, çalınan çek yapraklarından biri olan 3022030 numaralı çekin üçüncü kişiler tarafından sahte imza ile tedavüle sokulduğu ve davalı bankaya ibrazı üzerine 27.04.2010 tarihinde 3.110,00TL olarak çek hesabından ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma neticesinde açılan ceza davasında verilen Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2015 tarihli ve 2013/365 E, 2015/57 K. sayılı kararında; dava konusu çekin ön yüzündeki yazılar ve keşideci imzası ile arka yüzündeki “Ades Döküm” içerikli kaşe üzerinde atılı bulunan birinci ciranta imzasının sanık Murat Sarısu’ya ait olduğu bilirkişi raporları ile tespit edildiği belirtilmiştir. Bu durumda dava konusu çekin sahte imza ile tedavüle sokulduğu, başka bir deyişle çekin sahte olduğu dosya kapsamı ile sabittir.
Davalı bankanın İvedik Şubesine çeklerin çalındığının bildirilmesine ve şube tarafından bankanın sistemi üzerinden çeklerin iptal edilmesine rağmen çekin ibrazı üzerine ödeme yapılması, ayrıca en basit tedbirlere dahi başvurulmaması davalı bankanın objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davrandığının ve 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi anlamında sorumlu olduğunun açıkça göstergesidir. Zira davalı banka çalışanları en azından çekteki keşideci imzası ile davacı şirket yetkililerinin bankanın sistemine yüklenmesi gereken imzalarını karşılaştırarak sahteciliği önleyici tedbirler alabilirlerdi. Bu nedenle en basit tedbirlere dahi başvurmayan davalı bankanın davacının oluşan zararından sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bununla birlikte dava konusu çeklerin Mehmet Ades’in cüzdanında bulunduğu, 05.12.2009 tarihinde saat 18.00 sıralarında arabasıyla seyir hâlinde iken yoldaki bir vatandaşın el kaldırması üzerine durduğu ve havanın yağışlı olması nedeniyle vatandaşı otobüs durağına bırakmak için arabasına aldığı, çeklerin de içinde bulunduğu cüzdanın bu şahıs tarafından çalındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut olayda kış mevsiminde ve yağmurlu bir havada ayrıca akşam vakti yardım isteyen bir kişinin otobüs durağına bırakılması için arabaya alınması nedeniyle davacıya kusur izafe edilmesi hakkaniyete uygun olmayacaktır. Ayrıca davalı banka tarafından davacının dava dışı kişilerle birlikte bankayı dolandırmak amacıyla el ve iş birliği içerisinde hareket ettiği de iddia ve ispat edilebilmiş değildir. Bu nedenle somut olay çerçevesinde yukarıda bahsedildiği üzere davacının kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamamış olduğu davalı tarafından ispatlanamadığından davacının tazminat miktarından indirim sebebi olan müterafik (ortak) kusurunun bulunduğu söylenemez.
Öte yandan 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi anlamında keşideciye yüklenecek kusurun tespiti bankacılık işlemleriyle ilgili olmadığı için hâkimin hukuki bilgisi ile belirlenebilir bir durumdur. Bu nedenle keşideciye yüklenecek kusurun tespiti sadece hâkimin hukuki bilgisi ile çözümlenebileceği dikkate alınarak 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/3. maddesinde belirtilen “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükmü de göz önüne alındığında bilirkişi incelemesi gerektirmemektedir.
Hâl böyle olunca, davacının müterafik (ortak) kusurunun bulunmadığını ve tüm sorumluluğun davalı bankaya ait olduğunu kabul eden direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece miktar yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalı vekilinin miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.12.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2019/35817 E., 2020/415 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Şayet ortada sahte veya tahrif edilmiş olduğundan şüphelenilen bir çek varsa, kendisine çek defteri verilen keşideciye, çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusur atfedilemiyorsa, TTK'nin 812. maddesi gereği, şüpheli çekin ödenmiş olmasından doğan zararın muhatap bankaya ait olacağı hüküm altına alınmıştır.
19. Ceza Dairesi 2019/35817 E. , 2020/415 K.
"İçtihat Metni"
A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında;
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 esas 2019/2048 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli, 2019/3250 esas 2019/1043 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 esas 2017/1873 karar sayılı kararları ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli, 2018/45 esas 2018/5044 karar sayılı, ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 esas 2018/4555 karar sayılı, ... 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 esas 2018/3214 karar sayılı kararları arasında;
"...Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince; muhatap banka tarafından çeşitli nedenlerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumlarda da 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesindeki suçun oluşabileceği, İcra Ceza Mahkemesince suça konu çekin sıhhati ile ilgili olarak açılmış başkaca bir ceza davası veya soruşturması olup olmadığının veya çek üzerindeki keşideci imzasının çeki düzenleme yetkisine sahip kişiye ait olup olmadığının araştırılarak, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesinin zorunlu olduğu gerekçeleriyle, ilk derece mahkemelerince sırf muhatap bankaca "karşılıksızdır" işlemi yapılmamış olması nedeniyle verilen "beraat" kararlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ortadan kaldırıldığı,
Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince ise; muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun "maddi unsuru" veya "objektif cezalandırılabilme şartı" olduğu kabul edilerek, ilk derece mahkemelerince çekle ilgili değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının hukuka aykırı olacağı gerekçesiyle ortadan kaldırılarak yerine "beraat" kararları verilmek suretiyle istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair kararlar verildiği..." anlaşıldığından,
Sonuç olarak; 5235 sayılı "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/3. maddesi çerçevesinde, aynı nitelikteki davalarda farklı kararlar verilmesi nedeniyle uyuşmazlık bulunduğuna karar vermiş ve çıkan uyuşmazlığın 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından giderilmesini istemiştir.
5235 sayılı Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesinde, her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun, uyuşmazlığın giderilmesi hususunda "kendi görüşünü de ekleyerek" Yargıtay'dan bir karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmişse de; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu tarafından oy birliğiyle alınan kararda, uyuşmazlığın esasının ne şekilde çözülmesi gerektiğine dair herhangi bir görüş belirtilmeksizin uyuşmazlığın Dairemizce çözülmesine karar verildiği görülmekle, bu yöndeki eksikliğin, uyuşmazlık hakkında bir
karar verilmesine engel oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR
1-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarih ve 2017/1903 E. 2017/1873 K. sayılı kararı,
2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarih ve 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı kararı,
3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarih ve 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı kararı,
4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarih ve 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı kararı,
5-) ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarih ve 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı kararı,
6-) ... 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarih ve 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı kararı.
C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ
1-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 E. 2017/1873 K. sayılı Kararı
Adana 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 11.04.2017 tarihli, 2017/55 E. 2017/281 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, "...çekteki keşideci imzasıyla banka kayıtlarında bulunan örnek keşideci imzalarının birbirini tutmaması..." nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı somut olayda, çek hesabı sahibi olan borçlu anonim şirketin mali işlerini yönetmekle görevli sanık hakkında açılan davada, ortada "karşılıksızdır" şerhi verilmiş bir çek bulunmadığından "şikayetin reddine" karar verdiği,
Müşteki vekilinin şikayetin reddi kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli kararında;
Hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunması, 5941 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun belirlenebilmesi için muhatap banka tarafından yapılan imza karşılaştırması hususunda keşidecinin beyan ve savunmasının alınması suretiyle öncelikle imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, imza inkarına dayanan bir suç duyurusu veya açılmış bir dava olup olmadığının araştırılması, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasından sonra bu hususun net olarak tespitinden sonra; suçun unsurları açısından bir değerlendirme yapılarak, ibraz tarihi itibarıyla çek bedelinin muhatap bankada bulunup bulunmadığının da araştırılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tartışılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 Tarihli, 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı Kararı
Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2019 tarihli, 2018/112 E. 2019/914 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, banka görevlisince "...mahkemece verilen tedbir kararı nedeniyle..." çek üzerinde herhangi bir işlem yapılmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği,
Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli kararında;
CMK'nin 280/1-d maddesi gereği duruşmada hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının bozma nedeni olduğu, CMK'nin 195. maddesi hükmü gereği sadece adli para cezası gerektiren suçlarla ilgili ceza davalarında sanığa meşruhatlı davetiye tebliği ile duruşmaya devam edilebileceği, ancak somut olayda sanığa TK 21/1. maddesine göre yapılan tebligatın kime yapıldığı anlaşılmadığı gibi usulsüz olduğu, suça konu çekin aslının dosyaya celbi gerekirken dosyadaki çekin ön ve arka yüzünün fotokopisinden hareketle ve ilgili bankaya suç tarihinde çek karşılığının olup olmadığı sorulmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olacağı, çekle ilgili olarak mahkeme tarafından konulan tedbirin hangi amaçla konulduğunun ve davanın taraflarının kimler olduğunun sorulması ve tedbir kararının akıbetinin araştırılmasının gerektiği, Çek Kanunu'nu "amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde çekin karşılıksız çıkması halinde uygulanacak yaptırımların belirlenmesinin amaçlandığı, aynı Kanunun 3. maddesinde ise karşılıksızdır işleminin nasıl yapılacağının anlatıldığı, banka memurunun bilgisizliği nedeniyle doğan sonuçların müştekiye yüklenemeyeceği, sonuç olarak tedbir kararına dair dosyanın celp edilip araştırma yapılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken sırf karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeninden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı Kararı
Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli, 2019/21 E. 2019/416 K. sayılı kararında; çekin süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından, "...imza keşideci imzasına benzemediğinden..." karşılıksızdır işleminin yapılmadığı, sanığın çeke ve imzaya dair bir itirazının olmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği,
Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli kararında;
5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5. maddesinin gerekçesinde; çekin karşılıksız çıkması halinde ceza sorumluluğunun düzenlendiği, maddede tanımlanan suçun, çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresinde ibrazında çek karşılığının banka hesabında tam olarak bulundurulmaması suretiyle oluşacağı, çekin karşılığını ibraz anında hesapta bulundurmamanın söz konusu suçu oluşturacağı, ibraz tarihinden önce veya sonra çek hesabında karşılığın bulundurulmasının suçun ibraz anında oluşmasına engel teşkil etmeyeceği, ancak bu durumun bir sonraki maddede yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması bakımından dikkate alınacağı şeklinde açıkça yazılmış olmasının hukuka aykırı olacağı,
Kanun gerekçesinde de açıkça yazılı olduğu üzere, ibraz tarihinde çek karşılığını bankada bulundurmama eyleminin suçu oluşturacağı, objektif cezalandırma şartı olan "karşılıksızdır" işlemi yapılması şartının suçun unsuru olmadığı, karşılıksız işlemi yapılmasının TTK'ya göre çekin süresinde muhatap bankaya ibraz edilip edilmediğinin tespiti ve şikayet hakkı ile süresinin tespiti bakımından önem arz ettiği, dolayısıyla suçun maddi konusuna dair bir husus olduğu,
Suça konu çeklerle ilgili olarak, mahkemelerce verilmiş ödemeden men kararı bulunması veya çekle ilgili başka bir ceza soruşturması veya ceza davası bulunması nedeniyle banka tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmadığı durumlarda, çekin ibraz tarihindeki bankadaki karşılığı araştırılıp bu dava ve soruşturmaların da sonucu beklenerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği,
Suça konu çeklerle ilgili olarak, ortada herhangi bir mahkemece verilmiş ödemeden men kararı veya çekle ilgili bir ceza soruşturması veya ceza davası olmadığı durumlarda, banka tarafından çekteki imzanın keşideci imzasına benzemediği veya değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde ise; bankaca yapılan bu işlemin usule uygun olmasından söz edilemeyeceği, dolayısıyla bu gibi durumlarda, ibraz tarihinde çekin bankada karşılığı olup olmadığı araştırılarak sanık hakkında hüküm kurulabileceğinden bahisle, sanık hakkında suça konu çek üzerinde karşılıksızdır işlemi yapılmadığından verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 12.12.2018 tarihli, 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı Kararı
Kayseri 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 14.06.2017 tarihli, 2016/1451 E. 2017/787 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "...keşideci imzasının banka kayıtlarındaki imzaya benzememesi nedeniyle..." karşılıksızdır işlemi yapılmadığı somut olayda, ibraz tarihinde çek hesabında karşılığının bulunmaması gerekçesiyle suçun unsurları oluştuğundan sanığın mahkumiyetine karar verdiği,
Sanık müdafiinin mahkumiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli kararında;
Suça konu 6950910 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle ilk derece mahkemesinin mahkumiyete ilişkin hükümlerinin gerekçeli karardan çıkartılarak, sanığın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine,
Suça konu 6950911 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; gerekçeli karar başlığında suçun adının "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" yerine "karşılıksız çek düzenleme" şeklinde yazılmasının hukuka aykırı olduğu,
Sanık hakkında 6950911 seri numaralı çekle ilgili olarak kurulan mahkumiyet hükmünden sonra, 10/10/2017 tarihli ve 30206 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/07/2017 tarihli ve 2016/191 E. 2017/131 K. sayılı kararı ile 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde bulunan "...çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından...” ibaresinin iptal edilmesiyle birlikte lehe kanun uygulaması yapılması gerektiğinden, hükmün düzeltilerek istinaf incelemesinin esastan reddine, iki farklı çek nedeniyle hükmedilen iki ayrı güvenlik tedbirinin aynı anda uygulamasının imkansız olması nedeniyle güvenlik tedbirine dair istinaf başvurusunun ve sair istinaf başvurularının esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
5-) ... 16. Ceza Dairesinin, 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı Kararı
İstanbul 22. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.01.2018 tarihli, 2017/451 E. 2018/29 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin çalıntı olduğu, bununla ilgili olarak menfi tespit davasının görülmeye devam ettiği, dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, çek hesabı sahibi tüzel kişi yöneticisi olan sanıkların imzalarıyla çekteki imzaların uyuşmadığını tespit edildiği, bu nedenle geçerli imzaları olmadığı için suç konusu bir çekten de suçun unsurundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle atılı suçun unsurları oluşmadığından sanıkların beraatlerine karar verdiği,
Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli kararında;
Suça konu çekle ilgili olarak banka tarafından 5941 sayılı Çek Kanunu 3/1. maddesi anlamında "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı anlaşılmakla, sanıkların beraatine dair sonucu itibarıyla yerinde olan kararda bir isabetsizlik görülmediğinden bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
6-) ... 10. Ceza Dairesinin, 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı Kararı
Antalya 4. İcra Ceza Mahkemesinin, 21.06.2018 tarihli, 2018/260 E. 2018/756 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "çekteki imza ile keşideci imzası tutmadığından işbu çek işleme alınmamıştır" ibaresinin yazılı olduğu, ancak sanığın süresinde ibraz edilen çekle ilgili bankadaki çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmamasının suçun oluşması için yeterli olduğu gerekçesiyle sanığın mahkumiyetine karar verdiği,
O Yer Cumhuriyet savcısının mahkumiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, ... 10. Ceza Dairesinin ise 22.11.2018 tarihli kararında;
Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının bu suçun neticesi olmayıp objektif cezalandırılabilme şartı olduğu, bu şart gerçekleşmediği için sanığa ceza verilemeyeceği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu hususun duruşma yapılmaksızın düzeltilmesine imkan bulunduğundan bahisle, istinaf talebinin kabulüyle, ilk derece mahkemesi hükmünün ortadan kaldırılmasına, sanığın beraatine kesin olarak karar verdiği anlaşılmıştır.
D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2019 tarihli, UG-2019/105205 sayılı "Uyuşmazlığın giderilmesi talebi" konulu yazısında;
5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinden bahisle ve madde metninin tekrarlanmasıyla birlikte; "...Madde incelendiğinde süresinde ve ibraz tarihinde çek karşılığının ilgili çek hesabında bulundurulmamasının cezalandırıldığı, çek arkasına yazılan "karşılıksızdır" şerhinin kurucu değil tespit edici mahiyet taşıdığı, karşılığı olmayan çeklerde ilgili bankanın bu ibareyi çek arkasına yazmamasının çek keşide edenin sorumluluğunu kaldırmayacağı, ibraz edilen çekte çek keşidecisinin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya hiç sorumluluk yüklenmesine imkan tanımayan bir halin (imzanın keşideciye ait olmaması, çek üzerinde tahrifat yapılması gibi) olması halinde buna ilişkin tespitin de mahkemesince yapılabileceği, çekin sahte olması halinde ise uygulanacak usulün muhatap bankaca bilindiği gözetildiğinde, salt çek arkasına bankasınca çek karşılığının ibraz tarihinde hesapta olmadığını ifade eden "karşılıksızdır" ibaresi çek arkasına bir nedenle yazılmadı denilerek "çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasına" dair suçun unsurlarının oluşmadığını söylemek usul ve yasalara aykırıdır..." şeklindeki değerlendirmeyle,
Sonuç olarak; "696 sayılı KHK m.92/2. maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1. madde ve fıkrası uyarınca Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23/10/2019 tarih ve 2019/111 karar numaralı kararına istinaden değinilen kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi" talep edilmiştir.
E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
1-) 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi İle Değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" Başlıklı 35/3. maddesi
"...(3)Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,
(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.
2-) 5941sayılı Çek Kanunu'nun İlgili Hükümleri
a-) "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi;
"(1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir.
Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
(2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.
(3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için;
a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde,
1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası,
2) Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde,
1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
2) Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını,
ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.
(4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz.
(5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.
(6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir.
(7) Banka;
a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi,
b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi,
hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz.
(8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır.
(9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer.
(10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder.
Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.",
b-) "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5. maddesinin (1), (2) ve (3). fıkraları;
"(1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, bin beş yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
(2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.
(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir...",
c-) "Diğer ceza hükümleri
" başlıklı 7. maddesinin ilgili hükümleri;
"...(4) Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(5) Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...",
3-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İlgili Hükümleri
a-) "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesi
"(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.",
b-) "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesi;
"(1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.",
4-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun İlgili Hükümleri
a-) "Unsurlar" başlıklı 780 maddesi;
"(1) Çek;
a) Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,
b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi,
c) Ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını,
d) Ödeme yerini,
e) Düzenlenme tarihini ve yerini,
f) Düzenleyenin imzasını,
g) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Banka tarafından verilen seri numarasını,
h) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Karekodu, ...içerir",
b-) "Unsurların bulunmaması" başlıklı 781. maddesi;
"(1) 780 inci maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda yazılı hâller dışında çek sayılmaz.
(2) Çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödenir.
(3) Düzenlenme yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır.
(4) (Ek : 15/7/2016-6728/71 md.) Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde, 780 inci maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde belirtilen banka tarafından verilen seri numarası ve/veya (h) bendinde belirtilen karekodun bulunmaması senedin çek olarak geçerliliğini etkilemez.",
c-) "Muacceliyet" başlıklı 795. maddesi;
"(1) Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir.
(2) Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir.",
d-) "Çekten cayma" başlıklı 799. maddesi;
"(1) Çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder.
(2) Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra da çeki ödeyebilir.",
e-) "Özel hâller" başlıklı 800. maddesi;
"(1) Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası çekin geçerliliğini etkilemez.",
f-) "Ciroların incelenmesi" başlıklı 801. maddesi;
"(1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.",
g-) "Sahte veya tahrif edilmiş çek" başlıklı 812. maddesi;
"(1) Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun.",
h-) "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818. maddesi;
"(1) Poliçeye ait aşağıdaki hükümler çek hakkında da uygulanır:
...s) İptal hakkındaki 757 ilâ 763 üncü maddelerle 764 üncü maddenin birinci fıkrası...",
ı-) "İptal" ana başlığı altındaki "Önleyici önlemler" alt başlıklı 757. madddesi;
"(1) İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatabın poliçeyi ödemekten menedilmesini isteyebilir.
(2) Mahkeme, ödemeyi meneden kararında muhataba, vadenin gelmesi üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir.",
i-) "Poliçeyi eline geçiren kişinin bilinmesi" başlıklı 758. maddesi;
"(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme, dilekçe sahibine iade davası açması için uygun bir süre verir.
(2) Dilekçe sahibi verilen süre içinde davayı açmazsa, mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.",
j-) "Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi" ana başlığı altındaki "dilekçe sahibinin yükümlülükleri" başlıklı 759. maddesi;
"(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin iptaline karar verilmesi istenebilir.
(2) İptal isteminde bulunan kişi, poliçe elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.",
k-) "İhtar" ana başlığı altındaki "İçeriği" başlıklı 760. maddesi;
"(1) Mahkeme, dilekçe sahibinin, poliçe elinde iken zıyaa uğradığına dair verdiği açıklamaları inandırıcı bulursa, verilecek ilanla, poliçeyi eline geçireni, poliçeyi belirli bir süre içinde getirmeye davet ve aksi takdirde poliçenin iptaline karar vereceğini ihtar eder.",
l-) "Süreler" başlıklı 761. maddesi;
"(1) Poliçeyi getirme süresi en az üç ay ve en çok bir yıldır.
(2) Vadesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı, üç ayın geçmesinden önce gerçekleşirse, mahkeme üç aylık süre ile bağlı değildir.
(3) Süre, vadesi gelen poliçeler hakkında birinci ilan gününden, vadesi gelmeyen poliçeler hakkında vadenin gelmesinden itibaren işler.",
m-) "İlan" başlıklı 762. maddesi;
"(1) Poliçenin getirilmesine ilişkin ilan, 35 inci maddede yazılı gazete ile üç defa yapılır.
(2) Özellik gösteren olaylarda, mahkeme, uygun göreceği daha başka ilan önlemlerine de başvurabilir.",
n-) "İade davası" başlıklı 763. maddesi;
"(1) Elden çıkan poliçe mahkemeye sunulursa, mahkeme, iade davası açması için dilekçe sahibine uygun bir süre verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde dava açmazsa, mahkeme, poliçeyi, sunmuş olana geri verir ve muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.",
o-) "İptal kararı" başlıklı 764. maddesi;
"(1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir...",
5-) 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede Yayımlanarak Yürürlüğe Giren "Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ"in "Çek defterlerinin baskı şekli" Başlıklı 3. maddesi;
"(1) Çek defterleri bankalarca tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler açıkça ayırt edilebilecek şekilde aşağıda belirtilen esaslara göre bastırılır.
...c) (Değişik:RG-19/11/2016-29893) Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesap numarası, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı, çek hesabı sahibi tüzel kişinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası, çekin basıldığı tarih, tüzel kişilerde varsa Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı ile çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının yazılmasına ve imzaya imkan verecek ibareler konulur.
ç) (Ek:RG-3/3/2012-28222) Çek yaprağında çekin basıldığı tarih, ay ibaresi yazıyla olacak biçimde gün, ay, yıl şeklinde yer alır...",
Şeklinde düzenlemeler içermektedir.
F-) İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
1-) Çözümü Gereken Uyuşmazlık Konusunun Kapsamı ve Sınırlandırılması
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında;
Kanuni ibraz süresinde ibraz edilen çekler hakkında, muhatap bankalar tarafından; "mahkemece verilen ödemeden men ve benzeri tedbir kararları olduğu", "savcılık tarafından hesaba bloke konulduğu veya çek bedelinin ödenmesinin yasaklandığı" veya "keşidecinin imzasının banka kayıtlarında mevcut imza ile uyuşmadığı", "çek üzerindeki imzanın müşterinin imzasına benzemediği veya çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" gibi gerekçelerle "karşılıksızdır işlemi yapılamadı" şeklinde şerhler yazıldığı,
Bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince; süresinde ibrazında ilgili banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmayan çeklerle ilgili açılan ceza davalarında, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereği "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, adı geçen Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen "suçun maddi unsuru" veya "objektif cezalandırabilme şartı" olduğundan bahisle beraat kararları verildiği, bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince ise; sanığın çekin karşılığını ibraz tarihinde çek hesabında tam olarak bulundurmamak yönündeki eyleminin suçun oluşması açısından başlı başına yeterli olacağından bahisle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasa da sanığın cezalandırılabileceğine dair kararlar verildiği anlaşılmakla, değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde sanıkların cezalandırılıp cezalandırılmayacakları yönünde ortaya çıkan uyuşmazlığın Yargıtay İlgili Ceza Dairesince çözülmesine karar verildiği görülmüştür.
Çözümü gereken somut uyuşmazlığın konusu;
- Çekin kanuni süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak incelemenin sınırı, çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, yetkili hamilin talebi üzerine muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının zorunlu olup olmadığı ile
- İbraz tarihinde karşılığı olmayan bir çekle ilgili olarak, muhatap banka tarafından değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin cezalandırılmasının mümkün olup olmadığıdır.
Çekin kanuni unsurları, süresinde ibrazında muhatap banka tarafından yapılması gerekenler ve karşılıksızdır işleminin yapılmasına dair usuller, gerek 5941 sayılı Çek Kanunu'nda gerekse 6102 sayılı TTK'nin çekle ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir.
Banka tarafından süresinde ibraz edilen çek hakkında, cezai anlamda hüküm ve sonuçlar doğuran "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulleri ve uyuşmazlık konusu, yukarıdaki mevzuat hükümleri, doktrin ve değişik somut olaylar ekseninde inceleme ve değerlendirmelerle çözülmeye çalışılacaktır.
Hemen belirtmek gerekir ki; özel hukuk alanında hüküm ve sonuçlar doğuran çekin karşılığının veya banka tarafından ödenmekle yükümlü olunan miktarın ödenmemesi uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Ancak uyuşmazlığın çözümü için bu hususta da bir takım tespit ve hatırlatmalar da yeri geldikçe yapılacaktır.
2-) İnceleme ve Değerlendirme
a-) Çek mevzuatı çerçevesinde "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme" suçunun unsurları
Dairemizin 05.11.2018 tarihli, 2018/6510 E. 2018/11325 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere;
5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun maddi unsurları;
1. Suça konu çekin, 6102 sayılı TTK'de öngörülen zorunlu unsurları taşıması,
2. Çekin yetkili hamil tarafından, kanuni ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmiş olması,
3. Kanunda yazılı usule uygun şekilde ibraz edilen çek üzerinde banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmiş olmasıdır.
Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi, suçun işlendiği andan önce var olması gerekli birer "ön şart" mahiyetindedir. Ancak bu ön şartlar fiilin tipe uygunluğunu sağlayan ve olmazsa olmaz birer unsur olarak kabul edilmektedir.
Üçüncü unsurun ise;
- Sadece banka tarafından yapılacak bir işlem olduğunu, failin hareketleriyle doğrudan bağlantısı olmadığını, bu nedenle "objektif cezalandırılabilme şartı" olarak yorumlanması gerektiğini, dolayısıyla bu hususun suçun işlenmesi için gerekli bir unsur olmadığını, failin bu unsur olmasa da cezalandırılabileceğini düşünenler olduğu gibi,
- Bu unsurun suçun işlenmesi için gerekli olmadığını fakat sadece failin cezalandırılması için gerekli olduğunu düşünenler,
- Yine çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapılması unsurunu, suçun maddi unsuru olarak görenler ve bu husus olmazsa suçun da olmayacağını düşünenler de bulunmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; suçun maddi unsuru, "karşılıksızdır" işlemi yapılması değil, failin davranışlarıyla bu işlemin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmesidir.
Suçun manevi unsuru; kanuni ibraz süresi içinde çekin karşılığının bankada olmadığını bilmek ve karşılığı bankada bulundurmamak yönündeki kasttır.
Suçun işlendiği an; kanunî ibraz süresinde ibraz edilmesi şartıyla çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işleminin yapıldığı andır.
Suçun faili; “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çekin bankadaki hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü olan kişidir.
5941 sayılı Çek Kanunu'un 5/2. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere; "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çek karşılığını banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi (suçun faili), çek hesabı sahibi gerçek kişidir. Çek hesabının sahibi tüzel kişi ise; bu durumda çekin karşılığını banka hesabında bulundurmakla yükümlü kişi (suçun faili), tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen gerçek kişi yönetim kurulu üyesi, şayet böyle bir görevlendirme yapılmamışsa bu sefer de yönetim organını oluşturan tüm gerçek kişi veya kişiler olacaktır.
Tüzel kişi adına çek düzenleme yetkisi bulunan kişi/ler ile düzenlenen çekin karşılığını bankada bulundurmakla görevlendirilen kişi/ler farklı kişiler olabilir.
b-) Muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulü ve çekin ibrazında bankaca yapılması gereken incelemenin sınırı
Muhatap banka tarafından, 6102 sayılı TTK'de yazılı zorunlu unsurları ihtiva eden ve süresinde bankaya ibraz edilen bir çek hakkında yapılacak "karşılıksızdır" işlemi, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yazılı usule göre yapılacaktır. Karşılıksızdır işlemi, 5941 sayılı Kanunun 5/(1). maddesindeki suçun üzerine bina edileceği temel bir işlemdir.
Karşılığı bulunan bir çekin bedeli, muhatap banka tarafından yetkili hamile ödenmek zorundadır.
Süresinde ibraz edilen bir çekin karşılığının hiç bulunmaması veya kısmen bulunması halinde ise; muhatap banka, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi çerçevesinde "karşılıksızdır" işlemi yapmak zorundadır.
Muhatap banka, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için yetkili hamile, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenen tarifede yazılı ödemekle yükümlü olunan miktarı öder. 12 Ocak 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olan tebliğe göre, 2019 yılı için banka tarafından hamile ödenmek zorunda olan miktar; 2.030 TL'dir.
Karşılıksızdır işlemi, muhatap banka tarafından çekin arkasına basılacak bir şerh veya kaşeden ibaret değildir. 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, hamilin talepte bulunması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi, çekin arka yüzüne;
- çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih,
- ibraz tarihindeki çek hesabı durumu,
- bankanın yükümlülüğü çerçevesinde hamile ödediği miktar,
- ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı,
- banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar,
- hamilin bir tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde; bu husus da ayrıca belirtilerek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanarak tamamlanır.
Hamilin çeki imzalamaktan kaçınması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi yapılmaz. Dolayısıyla karşılıksızdır işlemi, muhatap bankanın tek başına yapabileceği ve sonuçlandıracağı bir işlem değildir. İşlemin muhakkak yetkili hamil ve banka görevlisi tarafından çekin arkası birlikte imzalanarak yapılması gerekecektir. Keza 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinin gerekçesinde de bu durum maddenin lafzıyla uygun şekilde açıkça dile getirilmiştir.
TTK'nin 801. maddesinde; muhatap bankanın hamil tarafından ibraz edilen ve üzerinde ciro silsilesi olan bir çek hakkında araştırma yapma yükümlülüğü; "...çek üzerinde bir ciro silsilesi varsa bunun düzenli olup olmadığının banka tarafından kontrol edilmesi zorunluluğu..." şeklinde sadece ciro silsilesinin düzenli olup olmadığıyla sınırlı olmak üzere düzenlenmiştir. Muhatap banka, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.
Şayet ortada sahte veya tahrif edilmiş olduğundan şüphelenilen bir çek varsa, kendisine çek defteri verilen keşideciye, çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusur atfedilemiyorsa, TTK'nin 812. maddesi gereği, şüpheli çekin ödenmiş olmasından doğan zararın muhatap bankaya ait olacağı hüküm altına alınmıştır.
TTK'nin 812. maddesinde "sahte veya tahrif edilmiş çek" kavramı çekin düzenleyen dışında bir kişi tarafından imzalanması durumuyla aynı değildir. "Sahte çek", banka tarafından bastırılarak çek hesabı sahibine verilmeyen çek anlamına gelmekte iken "tahrif edilmiş çek" kavramı ise çek üzerinde elle doldurulan kısımlarda çeki düzenleyenin rızası dışında yapılan değişiklikleri ifade etmektedir.
Bir çekin banka tarafından bastırıldığında üzerinde nelerin olması gerektiğine dair çek defterlerinin baskı şekline dair tebliğde temel kurallar, 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren tebliğde belirlenmiştir. Bu gibi durumlarda bankalarca zaten çekin zorunlu unsurları ihtiva etmemesi nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasından veya suçtan söz edilemeyecektir. Kanuna göre böyle bir (sahte) çekin karşılığının ödenmesi halinde muhatap banka sorumluluğa katlanacak, ödediği çek bedelini özel hukuk hükümlerine göre çek hesabı sahibinden isteyemeyecektir.
Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası, TTK'nin 800. maddesine göre çekin geçerliliğini etkilemez.
Muhatap bankanın, hamilin ibraz ettiği ve kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çek üzerinde karşılıksızdır işlemini yapmaması halinde, bu işlemi yapmayan banka görevlisinin, şikayet üzerine, 5941 sayılı Kanun'un 7/(4). maddesi gereğince bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
5941 sayılı Kanun'un 7/(5). maddesinde; karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisinin, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı da açıkça düzenlenmiştir.
5941 sayılı Kanun'un 3/(7). maddesinde ise; çek karşılığının bankada bulunmasına rağmen hamile ödemesinin geciktirilmesi veya kanunen ödemekle yükümlü olunan miktarın ödenmesinin geciktirilmesi hallerinde ilgili bankanın her geçen gün için hamile binde üç miktarında gecikme faizi ödeyeceği de yazılıdır.
Çekin TTK'de yazılı zorunlu unsurları taşıyıp taşımadığının, süresinde ibraz edilip edilmediğinin ve çek hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü olan failin "karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verip vermediğinin tespiti, yetkili hamilin şikayeti üzerine "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan açılacak ceza davasını görecek mahkemece yapılacaktır.
Henüz çekin kanuni süresi içinde bankaya ibraz edilmesinden önce, keşideci tarafından kaybedilmesi, çaldırılması veya irade dışı bir şekilde doldurulduğunun iddia edilmesi halinde ise; ilgili bankaya ve kolluk makamlarına çekin rıza dışı ellerinden çıktığının, kaybolduğunun veya çalındığının, biliniyorsa faillerinin bildirilmesi, kural olarak bir ödeme aracı olarak kullanılan çekin kötü niyetli kullanımına engel olunması bakımından elzemdir. Basiretli bir çek hesabı sahibinden de bu davranışlar beklenir.
Çek defterinin veya keşide edilmiş bir çekin keşideci elinden iradesi dışında çıkması durumunda ise; TTK hükümleri çerçevesinde çekin iptali veya çekten cayma gibi yollara başvurulabileceği de TTK'de düzenlenmiştir.
Muhatap bankanın, kendisine ibraz edilen çeki düzenleyenin imzası üzerinde sadece ıslak bir imza olup olmadığına dair bir inceleme yapabileceği, bunun dışında "çek üzerindeki imzanın keşideciye ait olmadığı" , "çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" vb. gerekçelerle, karşılığı olan bir çeki ödemekten veya karşılığı olmayan çek hakkında "karşılıksızdır" işlemi yapma zorunluluğundan imtina edemeyeceği değerlendirilmektedir.
Keza 5941 sayılı Kanun'un sistematiğinde; muhatap bankanın, süresinde ibraz edilen geçerli bir çek karşısında, hesapta bulunan çek karşılığını ödemesi yada alacaklı yetkili hamilin talebi üzerine "karşılıksızdır" işlemi yaparak zorunlu miktarı ödemesi gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 5/(1). maddesinde yazılı suçun yaptırımı dahi "karşılıksızdır" işlemi neticesinde karşılıksız kalan miktardan az olmamak üzere belirlenecektir.
Çek hesabı sahibinin elinden rızası dışında çıktığı henüz bankaya bildirilmemişken ve sahte olarak düzenlenmemiş olan bir çekin süresinde, çek üzerinden yetkili hamil olduğu anlaşılan kişi tarafından bankaya ibrazı halinde; banka çalışanı tarafından "çek üzerindeki imzanın, keşidecinin imzasına benzetilemediği" gerekçesiyle "karşılıksızdır" işlemi yapılamadığının yazılması, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Çek Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.
Hal böyleyken, alacaklı yetkili hamilin talebine rağmen, "keşideci imzasının tutmaması" veya benzeri şekilde meşru olmayan ve yasal dayanaktan yoksun nedenlerle "karşılıksızdır" işleminin yapılmadığı durumlarda, keşidecinin bu hususta çekin geçerliliğine veya imzaya dair bir itirazının bulunmaması yada imzanın keşideciye ait çıkması gibi hallerde banka görevlisinin cezai sorumluluğuna gidileceği de açıktır.
Muhatap bankanın, ibraz edilen çek hakkında kanunen veya yargı organlarınca alınan bir tedbir kararı gereği çek bedelinin ödenmemesi yönünde bir işlem yapma zorunluluğunun bulunduğu durumlarda ise;
Banka tarafından bastırılan ve çek hesabı sahibine teslim edilen çeklerin, kaybolması, çalınması veya sahibinin elinden cebir, tehdit gibi yollarla iradesi sakatlanmak suretiyle rızası dışında düzenlenerek çıkması mümkün olabilir. Ancak bu durumlarda çek sahibinin suç nedeniyle yaşadığı mağduriyetten kurtulur kurtulmaz adli mercilere ve çek hesabının bulunduğu bankaya yaşadıklarını bildirerek yeni bir mağduriyeti engellemek istemesi beklenir. Bu gibi durumlarda, çek sahibi yaşadığı mağduriyeti yargı organlarına tüm delilleriyle birlikte anlatarak rızası dışında elinden çıkan çeklerin geçerlilik arz etmemesini, en azından bankaya ibrazında ödenmemesini istemelidir. Yargı organları bu gibi durumlarda tedbir kararı benzeri kararlarla sahibinin elinden rızası dışında çıkan çeklerin "ödenmemesi" veya çek hesabındaki karşılığına durumun aslı aydınlatılana veya suç kovuşturması sonuçlanana kadar teminat olarak "çek hesabına bloke" konulması yönünde kararlar verebilir. Ancak bu durumda dahi yargı organları, 5941 sayılı Çek Kanunu'na açıkça aykırı olacak şekilde çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması yönünde kararlar veremez. Verilecek tedbir kararların da her durumda mevzuata uygun olması beklenir.
Kanun hükmü veya mahkemeden verilen tedbir kararı gibi hallerde de bankaların 5941 sayılı Kanun'un 3/4. ve 7/4. maddeleri gereği "karşılıksızdır" işlemini yapması zorunludur.
Bu nedenle, sahibinin elinden rızası dışında çıktığı anlaşılan çeklerle ilgili olarak muhatap banka tarafından 5941 sayılı Kanunda sayılan şartlar varsa "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına bir engel bulunmamakla birlikte, bankalar ibraz anında yeterli karşılığı olmayan çekin bedelinin veya ödemekle yükümlü olacakları bedelin, kanun hükmü veya mahkeme kararına istinaden ödenemediğini çek üzerine şerh düşebilir, meşru sayılacak nedenle ödeme yapılmadığını çekin üzerine yazabilirler. Bu durumda yetkili hamilin banka görevlisi hakkında 5941 sayılı Kanun'un 7/5. maddesi gereği cezai soruşturma başlatması için şikayet hakkı vardır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; bankanın çekin ibraz tarihindeki kısmi karşılığını ödememesi veya çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapmasıyla çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödememesi halinde, banka görevlileri hakkında 5941 sayılı Kanun'un 7/5. maddesi gereği başlatılacak yargılama süreci, çekin bedelinin bankaca ödenmemesi gerekçeleri üzerinde yapılacak araştırmanın ve verilecek yargı kararının sonuçlanmasını bekleyecektir. Netice itibariyle banka görevlileri, ödemekle yükümlü oldukları miktarı meşru nedenlerle ödememişlerse haklarında hukuka uygunluk nedenleri uygulanarak cezai sorumluluklarına gidilemeyecektir.
Ancak muhatap banka görevlileri hakkında çekin ibrazında karşılıksızdır işlemi yapmamaları halinde, hamilin şikayeti üzerine açılacak kamu davasında böyle bir kurtuluş karinesi veya hukuka uygunluk sebebi dinlenmesine imkan yoktur.
Sonuç olarak, çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında;
a-) Objektif olarak meşru görülebilecek gerekçelerle, örneğin "kanun hükmüne veya bir yargı kararına" dayanılarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumlarla,
b-) Muhatap bankanın meşru gördüğü (subjektif) gerekçelerle, örneğin "çekteki imzanın banka kayıtlarındaki keşideci imzasıyla uyuşmadığı, belirsiz olduğu" gibi kanuna ve bir yargı kararına dayanmayan gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumların,
5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında şartları oluşması halinde "karşılıksızdır" işlemi yapılmasını engelleyici gerekçeler olmadığı değerlendirilmiştir.
c-) "Karşılıksızdır" işleminin hukuki niteliği, objektif cezalandırılabilme şartı kavramı, suçun unsurundan farkları ve mahkemece verilecek hüküm
Suç (genel) teorisinde, muhakkak her suçun unsurları bulunmak zorundadır. Ancak bazı suçlarda, suçun unsuru olarak adlandırılamayan, suça konu eylemin gerçekleşmesiyle illiyet bağı bulunan fakat doğrudan suçun failinin davranışlarıyla ilgisi olmayan, failin cezalandırılabilmesi için meydana gelmesi zorunlu olan bir takım şartlar bulunmaktadır.
Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun haksızlık ve hukuka aykırılık gibi unsurları dışında kalan, dolayısıyla tüm unsurları tamamlansa dahi failin cezalandırılması için gerçekleşmesi zorunlu olan şartlardır. Objektif cezalandırılabilme şartlarının muhakeme şartları, şahsi cezasızlık sebepleri ile cezayı kaldıran şahsi sebeplerden ayrı bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun işlenmesi sırasında var olan veya suçun işlenmesiyle gerçekleşen, cezalandırmayı sağladığı için "olumlu" nitelik gösteren olgulardır. Objektif cezalandırılabilme şartları faile değil, fiile ilişkin şartlardır ve failin cezalandırılması için bu şartı bilip bilmediğine bakılmaz. (ÖZBEK, Veli Özer - DOĞAN, Koray - BACAKSIZ, Pınar - TEPE, İlker, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s.423-426)
Kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için varlığı gerekli olan şarta "objektif cezalandırılabilme şartı", kişinin işlediği fiilden cezalandırılmamasını gerektiren durumlara ise "şahsi cezasızlık sebebi" veya "cezayı ortadan kaldıran şahsi sebepler" denilmektedir. Objektif cezalandırılabilme şartları, kendi içerisinde cezalandırma için "kurucu etkisi olan" ve "cezayı artırıcı etkisi olan" şartlar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Örneğin somut tehlike suçlarında failin cezalandırılabilmesi için somut tehlikenin gerçekleşmesi ceza verilmesi bakımından kurucu etkiye sahiptir. Sonuç itibarıyla objektif cezalandırılabilme şartlarının kovuşturma şartlarından ayrılması önem arz etmektedir. (KOCA, Mahmut - ÜZÜLMEZ, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 367-370)
Objektif cezalandırılabilme şartları, işlenen fiilin hukuka aykırılık ve haksızlık içeriği üzerinde etkisi olmayan olgulardır. Bu olgular işlenen suçla birlikte bir haksızlığın oluşmasını engellememektedir. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun maddi unsurlarından farklı olarak failin bilerek veya isteyerek yapabileceği, üzerinde iradesini konuşturacağı "kusurluluk" kapsamındaki olgular da değildir. Failin cezalandırılabilmesi için objektif cezalandırılabilme şartlarının gerçekleştiğini bilmesi de gerekmemektedir. Örneğin; görevin gereklerine aykırı hareket eden kamu görevlisinin mahkumiyetine karar verilebilmesi için belli bir kişinin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. Objektif cezalandırılabilme şartı gerektiren suçlara da teşebbüs mümkündür, ancak teşebbüs halinde kalan bir suç için gerçekleşmesi öngörülen objektif cezalandırılabilme şartı oluşmamışsa, bu durumda cezaya hükmolunamayacaktır. Çoğu zaman suçun maddi unsuru olarak kabul edilen fiilin neticesinin objektif cezalandırılabilme şartı olarak belirlendiğine de tanık olunmaktadır. Bu durumda suçun unsuru ile objektif cezalandırma şartı iç içe geçmiş gibi görünebilecektir. Doktrinde işlenen suç bakımından objektif cezalandırılabilme şartı gerçekleşmemişse beraat mi yoksa ceza verilmesine yer olmadığı kararı mı verileceği tartışmalıdır. (ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 13. Bası, 2017, s.669-672)
Suçun unsuru ve cezalandırılabilme şartı ayrımı bakımından, kanunda öngörülen bir netice, failin kusurlu davranışı sonucu meydana geliyorsa suçun maddi unsurundan, failin belirli bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için neticeye kusurlu bir davranışla sebebiyet vermemesi halinde ise cezalandırılabilme şartından bahsedilmelidir. (DEMİRBAŞ, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2002, s.179-180, DÖNMEZER, Sulhi - ERMAN, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Beta Basım Yayın, İstanbul, 1994, Cilt:1, s.457)
Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nin 223. maddesinin (3). ve (4). fıkralarında sayılan ceza verilmesine yer olmadığına dair karar türünün hangi hallerde verileceği sayılırken, objektif cezalandırma nedenlerinin yazılmadığı da görülmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun işlenmesi için maddi unsur olan fiilin, çekin karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme yönündeki davranış olduğu, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi çerçevesinde, muhatap banka ve alacaklı tarafından birlikte yapılacak "karşılıksızdır" işleminin, suç oluşturan fiilin neticesini oluşturduğu değerlendirilmiştir.
Suçun failinin "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet verme yönündeki davranışının, bu neticenin (objektif cezalandırılabilme şartının) meydana gelmesiyle doğrudan bağlantısı olduğu, dolayısıyla failin hareketiyle bu netice arasında bir illiyet bağı bulunduğu da tartışmasızdır.
Banka ve hamil tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmadığı bu gibi durumlarda; objektif cezalandırabilme şartının, suçun maddi unsuru olan fiilin "netice"sini gerçekleştirdiği, dolayısıyla karşılıksızdır işleminin yapılmamasının, atılı suçun maddi unsurları bakımından kurucu bir unsur teşkil edeceği gerekçesiyle, çek üzerinde 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesindeki usule uygun olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmadan açılan kamu davalarında, sanık hakkında 223/2-a maddesi gereği "beraat" hükmü verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
3-) Ulaşılan Kanaat ve Gerekçe
Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan görülmekte olan bir ceza davasına konu çekin süresinde bankaya ibrazında; muhatap banka tarafından öne sürülen "herhangi bir sebeple" çekin arka yüzüne, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlar şerh edilmek suretiyle, usulüne uygun şekilde bir "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü failin iradesi ve davranışlarıyla doğrudan ilgili olmayan objektif cezalandırılabilme şartı, dolayısıyla suçun kanunda öngörülen neticesi gerçekleşmeyeceğinden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekeceği kanaatine ulaşılmıştır.
G-) SONUÇ
Çekin kanuni süresinde yetkili hamil tarafından bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak inceleme, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Kanun'da yazılı hususlarla sınırlı olmak zorundadır.
Muhatap banka tarafından çek hesabında yeterli karşılık varsa çek bedelinin hamile ödenmesi zorunludur. Çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, bu durumda yetkili hamilin talebi üzerine, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlar çekin arkasına yazılmak suretiyle karşılıksızdır işlemi yapılması zorunludur.
Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesi gereği "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına, 27/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/9876 E., 2015/11669 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
n kredi kullandırılarak ödendiğini, ödeme yapılmadan önce çekteki imzanın incelenmediği gibi tahrifatlı çek nedeniyle müvekkilinin haberdar edilmeden mahkemenin ödeme yasağına rağmen çek bedelinin KMH hesabından ödendiğini, davalı bankanın TTK m. 812 maddesi gereğince dikkat, özen ve imza denetimi yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek çek bedelinin ödenmesinden dolayı uğranılan şi
11. Hukuk Dairesi 2015/9876 E. , 2015/11669 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.01.2015 tarih ve 2013/776-2015/6 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekilinin davalı bankanın çek müşterisi olduğunu, 0828313 nolu 31/05/2014 keşide tarih ve 15.000,00 TL bedelle çeki keşide ederek dava dışı ....'ye ticari alışveriş sonucu teslim ettiğini, ancak lehtarın şirketinde meydana gelen hırsızlık olayı neticesinde söz konusu çekin de içinde bulunduğu kasanın çalındığını, çekin çalındığını fark eden lehtarın çekin iptali için açtığı ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/264 esas sayılı dosyasında 10/04/2013 tarihinde ödeme yasağı kararı verildiğini ve 10/09/2013 tarihinde davaya konu çekin zayii olması sebebiyle iptaline karar verildiğini, ancak sözkonusu çekin kötü niyetli 3. kişilerin eline geçmiş olduğundan lehtar şirket adına sahte vergi numarası içeren bir şirket kaşesi basılarak sahte imza ile imzalanmış olduğunu, ayrıca keşide tarihinde tahrifat yapılarak paraflandığını, çekin tahsil için ....'den takas vasıtasıyla ibraz edildiğini, çek bedelinin ibraz tarihinde müvekkilinin hesabında karşılığı olmamasına rağmen davalı banka çalışanı tarafından provizyon verilerek çeki takasta ibraz eden cirantaya çek bedelinin müvekkilin banka nezdindeki KMH hesabından kredi kullandırılarak ödendiğini, ödeme yapılmadan önce çekteki imzanın incelenmediği gibi tahrifatlı çek nedeniyle müvekkilinin haberdar edilmeden mahkemenin ödeme yasağına rağmen çek bedelinin KMH hesabından ödendiğini, davalı bankanın TTK m. 812 maddesi gereğince dikkat, özen ve imza denetimi yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek çek bedelinin ödenmesinden dolayı uğranılan şimdilik 15.000,00 TL zararın haksız fiil tarihi olan 31/05/2013 tarihinden itibaren reeskont ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; dava konusu çekin takas bankasına ibraz edildiği ve çekin unsurlarının kontrolünden ve ödenmesinden takas işlemini gerçekleştiren bankanın sorumlu olduğunu, müvekkili bankaya husumet tevcih edilemeyeceğini, tazminat davası açma şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu çek üzerinde keşide tarihinin yıl bölümünün birler basamağında yazılı "4" rakamının mevcut "3" rakamına dönüştürüldüğü, çekin keşide tarihinde yapılan değişiklikle ilgili bölümün altında atılı bulunan düzeltme imzasının keşideci olan davacı ...'ın eli ürünü olmadığının tespit edildiği, ancak keşideci olan davacının çeki lehtara teslim ettiği, çek keşideci tarafından lehdara teslim edildikten sonra çek çalınır veya kaybolur ise artık keşidecinin lehdara karşı temel ilişkiden dolayı ödemede bulunması söz konusu olmadıkça zarara uğraması imkanının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve 6762 sayılı TTK'nın 724. maddesi gereğince muhatap bankanın sorumlu olması için sahte bir çekin keşideci hesabından ödenmesi gerekmesine, dava konusu çekin ise davacı tarafından keşide edilmesine göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 09.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/432 E., 2015/6736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
siz kişilere teslim etmeme yükümlülüğüne riayet etmeyerek çekleri kaybetmesi ve çeklerin kaybolduğunu davalı bankaya bildirmemesi sebebiyle, davacının yasanın öngördüğü sorumluluğu yerine getirmediği, davacının tam kusurlu olması sebebiyle TTK'nın 812. maddesi uyarınca davalı bankanın zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2015/432 E. , 2015/6736 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/10/2013 tarih ve 2011/247-2013/451 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadan aldığı çek karnesini, ortağı olduğu dava dışı şirketin kasasına koyduğunu, şirketin diğer ortağının sahte imzalarla çekleri piyasaya sürdüğünü, çekler ödenmek üzere bankaya ibraz edildiğinde müvekkilinin imza sirkülerinin davalı bankada bulunmasına rağmen davalı bankanın gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek çekteki imzaları karşılaştırmadığını, çok sayıda ve yüksek miktarda çekler ibraz edilmesine rağmen bankanın müvekkiline haber vermediğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek şimdilik 8000 TL'nin davalı bankadan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini, davacının basiretsiz davranışları nedeniyle çeklerin üçüncü kişilerin eline geçtiğini, davacının bankaya ödemeden men talimatı vermediğini, hesaplarını düzenli kontrol etmediğini, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacının, davalı banka tarafından kendisine teslim edilen çek karnesini saklama ve yetkisiz kişilere teslim etmeme yükümlülüğüne riayet etmeyerek çekleri kaybetmesi ve çeklerin kaybolduğunu davalı bankaya bildirmemesi sebebiyle, davacının yasanın öngördüğü sorumluluğu yerine getirmediği, davacının tam kusurlu olması sebebiyle TTK'nın 812. maddesi uyarınca davalı bankanın zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 6762 sayılı TTK'nın 724. maddesinde gösterilen sahte çekin muhatabı tarafından ödenmesi nedeniyle davalı bankanın sorumluluğuna ilişkin olup, bu madde gereğince muhatap banka kusurlu olsun olmasın sahte çeki ödemekten dolayı sorumlu sayılmıştır. Bu sorumluluk, kusursuz sorumluluktur. Dairemizin yerleşik kararları gereğince, çekle ödeme yapmayı kabul eden ve müşterileri ile çek anlaşması yapan bir bankanın, gerekli dikkat ve ihtimamı göstermesi, tereddüt halinde çeki uzman kişilere inceletmesi, gerektiğinde keşideciden tahkik edip alacağı cevaba göre hareket etmesi lazım gelir. Somut olayda, dosya ekinde bulunan sahte çekteki bazı imzalar ile keşideci imzasının hiç benzemediği sabit olup, davalı banka kendisinde mevcut bulunan keşideci imzası ile çeklerdeki imzaları neden karşılaştırmadığı hususunda da bir beyanda bulunmamaktadır. Ancak, davacı tarafta çek
defterini iyi saklamaması halinde doğan zarardan müterafik kusurludur. Bu durumda, mahkemece öncelikle davalının kusursuz sorumlu olduğu kabul edilerek, bunun yanında davacıya da atfı kabul bir kusurunun bulunduğu dikkate alınarak gerektiğinde bu konuda bankacı bilirkişiden bir rapor alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Tacir (A), ofisinde kilitli bir kasada muhafaza ettiği çek defterinden bir yaprağın, ofis temizliğiyle görevli (B) tarafından çalındığını sonradan fark etmiştir. (B), (A)’nın imzasını ustalıkla taklit ederek 100.000 TL bedelli bir çek düzenlemiş ve bu çeki, (A) ile aralarında gerçek bir ticari ilişki bulunan ve durumu bilmeyen iyiniyetli hamil (C)'ye olan kişisel borcunu ödemek amacıyla vermiştir. (C), çeki süresi içinde muhatap X Bankası'na ibraz etmiş, banka görevlisi ise imza kontrolünü yeterli özeni göstermeden yaparak ödemeyi gerçekleştirmiştir. Bu durumu hesap ekstrelerini incelerken fark eden (A), bankaya başvurarak zararının karşılanmasını talep etmiştir. Bu olayda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 812. maddesi çerçevesinde, sahte imzalı çekin ödenmesinden doğan zararın hukuki akıbeti aşağıdakilerden hangisidir?
A) Çeki iyiniyetle devralan hamil (C)'nin kazanımı korunduğundan, bankanın ödemesi geçerli kabul edilir ve zarar, çek defterini yeterince koruyamayan düzenleyen (A)'ya ait olur.
B) Düzenleyen (A)'ya, çek defterini iyi saklamadığı yönünde bir kusur isnat edilemediği sürece, sahte çeki ödemekten doğan zarar muhatap X Bankası'na aittir.
C) Muhatap banka, ödediği bedeli düzenleyen (A)'nın hesabından düşme hakkına sahiptir ve (A)'nın tek hukuki imkânı, sahteciliği yapan (B)'ye karşı rücu davası açmaktır.
D) Çek borçlularından birinin diğerine karşı sahip olduğu başvurma haklarına ilişkin üç yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başladığından, tarafların birbirine karşı talep hakkı bu süreyle sınırlıdır.
E) Çekte yer alan karekod ve banka tarafından verilen seri numarası gibi güvenlik unsurları çekin geçerliliği için yeterli olduğundan, bankanın imza sahteciliğinden doğan bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.