1982 Anayasası Madde 120

1982 Anayasası 120. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 120 – (Mülga: 21/1/2017-6771/16 md.) 3. Olağanüstü hallerle ilgili düzenleme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

41 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2022/432 E., 2022/703 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi görevi verilmiş ise de bu durumun Anayasa'nın 37, 120, 121 ve 142. maddeleriyle CMK'nın 3.
Ceza Genel Kurulu         2022/432 E.  ,  2022/703 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi: Ceza Genel Kurulu Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 119-144 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.Hükmün sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 23.11.2021 tarih ve 10-586 sayı ile; "Dosya kapsamındaki sanık savunması, tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; 2011 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimi öncesinde HSYK Genel Sekreteri .'nın evinde yapılan toplantıda değerlendirmek amacıyla örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyeleri tarafından hazırlanan yaklaşık 350 kişilik listede ismi olan ve örgüt mensubu olduğu düşünülen Kurul üyelerince seçilmesi istenen kişilerden olup Yargıtay üyesi olarak seçilmesine karar verilen 80 kişilik listede yer alması ve tanıklar ... ve ...'un girişimiyle 2013 yılında organize edilen ve örgüt mensubu olmayan Yargıtay üyelerinin katıldığı toplantılara Yargıtayda cemaat mensubu olarak bilinen üyelerle yakın olması ve birlikte hareket etmesi kanaati nedeniyle davet edilmemesinin atılı suçtan cezalandırılması için tek başına yeterli olmadığı gözetilerek sanığın aşamalardaki samimi görülen istikrarlı savunmalarının aksine, örgütle organik bağ kurup hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemler gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, vicdani kanıyı oluşturmaya ve mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, sanığın atılı suçlamadan delil yetersizliği nedeniyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir." şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde 31.05.2022 tarih ve 10-10 sayı ile sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Bu hükmün de Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli 02.09.2022 tarihli ve 115195 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan verilen beraat kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 31.05.2022 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısına, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Beraat kararına yönelik olarak Yargıtay Cumhuriyet savcısının 31.05.2022 tarihli ve süresi içerisinde sunduğu dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu, b) Temyiz dilekçesi içeriğinden; Yargıtay Cumhuriyet savcısının kararın usule, kanuna ve dosya kapsamına aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiği, c) Gerekçeli kararın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 22.06.2022 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Yargıtay Cumhuriyet savcısının 24.06.2022 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu, Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''33995 sicil numarası ile ... Gölmarmara Hâkimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla Patnos, ..., ... Hâkimliği, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Şüpheli Savunması: ... Cumhuriyet Başsavcılığında 19.07.2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Bireysel özgürlükçü olduğunu, grupsal hareketlere yapısı gereğince karşı olduğunu, himmet vermediğini, devletin, milletin aleyhine olan bütün oluşumları lanetlediğini, (Ek: 4/5-6) ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğindeki 20.07.2016 tarihli sorgusunda özetle: Darbe girişimini lanetlediğini, terör örgütü ile herhangi bir bağının olmadığını, (Ek: 4/33-36) İfade etmiştir. Deliller: ... alınan ifadesinde: '....; Fetullah ... cemaat mensuplarının isteği ve onların kontenjanı ile Yargıtay üyeliğine seçilmiştir..." (Ek: 4/104) ... alınan ifadesinde: “....; Fetullah ... cemaati mensubu olduğunu zannediyorum...'(Ek: 4/344) ... alınan ifadesinde: '...2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu ... bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır;... şüphelinin de ismini...saymıştır...' (Ek: 4/214) HTS analiz raporu incelendiğinde; Örgütün sivil imamları olduğu gerekçesiyle ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyası ile haklarında soruşturma bulunan ..., ..., ... ..., ..., ... . ve . isimli kişilerin bulunduğu; Şüphelinin; ...'ın şüpheli adına kayıtlı 544 864 71 47 nolu telefon ile; 28.04.2016, 22.05.2016, 14.02.2016, 23.02.2016, 28.02.2016, 04.03.2016, 16.04.2016, 22.04.2016, 28.04.2016, 10.05.2016, 31.052016, 19.07.2016, 17.02.2016, 26.12.2015, 03.01.2016, 09.01.2016, 21.01.2016, 01.02.2016, 09.02.2016, 14.02.2016, 16.02.2016, 27.02.2016, 28.02.2016, 01.03.2016, 03.03.2016, 09.03.2016, 13.03.2016, 18.03.2016, 26.03.2016, 29.03.2016, 02.04.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 10.04.2016, 11.04.2016, 12.04.2016, 14.04.2016, 15.04.2016, 16.04.2016, 17.04.2016, 18.04.2016, 19.04.2016, 21.04.2016, 22.04.2016, 24.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 28.04.2016, 30.04.2016, 08.05.2016, 10.05.2016, 22.05.2016, 24.05.2016, 29.05.2016, 02.06.2016, 04.06.2016, 12.06.2016, 26.06.2016, 29.06.2016, 30.06.2016, 29.05.2016, 01.07.2016, 29.05.2016, 17.12.2015, 20.12.2015, 10.02.2016, 17.02.2016, 20.02.2016, 24.02.2016, 01.03.2016, 02.03.2016, 04.03.2016, 04.03.2016, 08.03.2016, 09.03.2016, 15.03.2016, 19.03.2016, 26.03.2016, 31.03.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 12.04.2016, 15.04.2016, 19.04.2016, 22.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 30.04.2016, 03.05.2016, 10.05.2016, 14.05.2016, 17.05.2016, 21.05.2016, 24.05.2016, 28.05.2016, 31.05.2016, 02.06.2016, 28.02.2016, 02.03.2016, 15.03.2016, 29.03.2016, 02.06.2016; ...'ın şüpheli adına kayıtlı 505 761 31 13 nolu telefon ile; 17.01.2016, 23.01.2016, 29.01.2016, 19.12.2015, 10.01.2016, 17.01.2016, 26.03.2016, 20.11.2015, 18.05.2016, 25.05.2016, 27.05.2016; ... ile 17.03.2015, 18.12.2015, 11.11.2015; ... ... ile 02.10.2015, 21.01.2016, 20.11.2015, 07.06.2016; ... ile 22.02.2016; . ile 25.05.2016 tarihlerinde; . ile 25.06.2015 tarihinde yakın saatlerde Büyükada İdo ...'da; Haklarında benzer suçlardan soruşturma yapılan İsmail İnceoğlu ile 29.07.2014 tarihinde İstiklal Mah. Çolak İbrahim Bey Cad. No: 67 Buharakent ...'da; Ortak baz hareketliliği bulunduğu görülmüştür. İlgili Mevzuat: (1) 2797 Sayılı Yargıtay Kanunu, Madde 46: (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017- KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır. Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük Genel Kuruludur. (2) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 314/2: Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, Madde 5/1: 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adli para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Hukuki Değerlendirme: Şüpheli hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla kanun koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Kanunu 46. maddede de benzer bir düzenleme yapılmıştır. Şüpheliye isnat olunan Silahlı Terör Örgütü Üyesi olmak suçu TCK nun 314/2. maddesinde düzenlenmiş, bu suçun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin fiili veya hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 gün, 2017/956-370 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 24/04/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY nin, silahlı bir terör örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak üzere, tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock'un, münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür. Şüpheli ...'ın, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, Yargıtay üyesi seçildikten sonra da, özelikleri ayrıntılı olarak yukarda açıklanan yargı mensubu olmadıkları halde, terör örgütü yargı mensuplarına emir ve talimatlar veren örgütün yargı imamlarından ..., başta olmak üzere sivil ve yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama devam eden mensupları ile irtibatlı olup, örgüt ile irtibatını sürdürdüğü, tanık beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu şekilde şüphelinin diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket etmek suretiyle, hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık bozma kararı öncesi yaptığı savunmalarında özetle; atılı suçlamayı reddettiğini, soruşturmanın görevsiz mercilerce başlatılıp yürütüldüğünü, soruşturmanın suç tarihinde Yargıtay üyesi olması hasebiyle o tarihte yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine açıkça aykırı şekilde genel hükümlere göre görevsiz merciler olan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ve ... Sulh Ceza Hâkimliklerince yapıldığını, suçüstü tanımına giren hiçbir eyleminin olmadığını, evinde hukuka aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılarak gözaltına alındığını, 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı hâlde darbeci askerler dahi henüz yakalanıp sorgulanmamış ve darbe girişiminin failleri konusunda ortada hiçbir yargı kararı yokken darbe girişiminin aleyhine kanıt olarak değerlendirilmesi ile suçüstü hâlinin oluştuğunu kabul etmenin hukuken izahının mümkün olmadığını, darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı ve bir suçüstü hâli de gerçekleşmediği hâlde hukuksuz bir şekilde görevli olmayan ... Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sulh Ceza Hâkimliklerince genel hükümlere göre keyfi şekilde soruşturmanın yürütüldüğünü, CMK'nın 7. maddesine göre görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin yenilenmesi mümkün olanları dışında hükümsüz olduğunu, genel hükümlere göre yapılan adli soruşturmanın ve bu kapsamda icra edilen arama, el koyma, gözaltına alma ve tutuklama işlemleri ile fezlekenin ve bu fezlekeye istinaden düzenlenen iddianamenin hükümsüz olduğunu, suç tarihinde yürürlükte olan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki prosedürün uygulanması ile soruşturma ve kovuşturma şartlarının gerçekleşmesinin sağlanması için CMK'nın 223. maddesi gereğince durma kararı verilerek dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna gönderilmesi gerektiğini, aksi durumun adil yargılanma ilkesinin ihlali olacağını, Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen özel usule uyulmaksızın görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından gözaltı ve tutuklama kararları verilmesiyle özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini, atılı suça ilişkin olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla görevli olmadığını, suç tarihinde Yargıtay üyesi olduğundan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca ya Yargıtay Ceza Genel Kurulunda ya da Anayasa Mahkemesinde yargılanması gerektiğini, her ne kadar sonradan çıkarılan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi değiştirilmiş ve bu değişiklik uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi görevi verilmiş ise de bu durumun Anayasa'nın 37, 120, 121 ve 142. maddeleriyle CMK'nın 3. maddesine açıkça aykırı olduğunu, Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi gereği hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı ve bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı, Anayasa'nın 142. maddesine göre ise mahkemelerin kuruluş görev ve yetkileri kanunla belirleneceği, CMK'nın 3. maddesinde de mahkemelerin görevleri kanunla belirleneceği düzenlemelerine yer verildiğini, bütün bu hükümlere rağmen Yargıtay Yasası'nın 46. maddesinin kanun hükmünde kararname ile değiştirildiğini, bu durumun Anayasa'nın 120 ve 121. maddelerine aykırı olduğunu, 690 sayılı KHK'nın açıkça Anayasa'ya aykırı olduğunu, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin öngördüğü daha üst görevli yargılama yerleri olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin sanıklar için daha teminatlı ve lehe olup aksi durumun tabii hâkim ilkesine aykırı olacağını, görevsizlik kararı verilerek atılı eylemin şahsi suç sayılması nedeniyle dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, evinde ve ... yerinde yapılan arama ile el koymanın yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, şüpheli beyanlarının delil olarak kabul edilip hükme esas alınamayacağını, aleyhine delil olarak haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla soruşturma başlatılan 3 şüphelinin beyanlarına iddianamede yer verildiğini, söz konusu beyanların maddi gerçeklikle bağdaşmadığını ve bunları kabul etmediğini, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan hâkim ve savcıların itirafçı olmaları için hücreye konulup tecrit edildiklerinin zamanın HSYK Başkan Vekili tarafından anlatıldığını ve hâkim ve savcıların iradelerinin fesada uğratılması amacıyla mesleğe devam etmeleri vaadinde bulunulduğunun itiraf edildiğini, CMK'nın 148. maddesi gereğince hukuka aykırı vaatle alınan bu beyanların delil olarak değerlendirilemeyip hükme esas alınamayacaklarını, şahsına yönelik söz konusu iddianın hukuksuz ve mesnetsiz olduğunu, iddianameye konu üç şüphelinin somut bir olguya dayanmayan, zanna dayalı, soyut ve genel ifadeler verdiğini, iddianamedeki ikinci delilin ise üzerine kayıtlı iki telefona ilişkin örgütün sivil imamları denilen hiç tanımadığı ve bilmediği kişilerin telefonları ile ortak baz hareketliliği olduğunu, bahse konu hatlardan birisini o dönemde reşit dahi olmayan kızının kullandığını, Fetullah ... cemaati mensubu ya da FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmadığını, devletin yetkili ve görevli bir organı tarafından ehliyet ve liyakatiyle Yargıtay üyeliğine seçilmesinin atılı suç için delil olarak gösterilmesinin hukukta hiç yeri olmayan sanığa suçsuzluğunu ispat külfeti yüklemek durumundan farksız olduğunu, yasal şartları haiz her hâkim ve savcı gibi Yargıtay üyesi seçilebilmek için gayret göstermenin ve kulis çalışması yapmanın suç sayılamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimleri sırasında yapıldığı iddia edilen liste pazarlıklarının bilgisi ve iradesi dışındaki olaylar olduğunu, bu tür listelerin gerçekte var olup olmadığını, olsa bile kimler tarafından nasıl hazırlandığını, kimin neci olduğunu kimin tespit ettiğini bilmesinin mümkün olmadığını, bireysel özgürlükçü bir yapı ve anlayışa sahip olması nedeniyle hayatı boyunca hiçbir grup veya oluşum içerisinde yer almadığını, mesleki bütün tasarruflarını yasalara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre yerine getirdiğini, suç konusu örgütle bağlantısının genel açıklamalara ve soyut cümlelere atıf yapılarak kurulamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimlerini gerçekleştiren HSYK Genel Kurulunun Başkanı ve Vekili ile tüm üyelerinin tanık sıfatıyla çağrılarak iddia olunan listelerin hazırlanması, liste pazarlıkları ve seçimlerin hangi kriterlere göre nasıl yapıldığı konularında dinlenilmelerine karar verilmesini talep ettiğini, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, suçlamanın tamamen asılsız, mesnetsiz ve yersiz olduğunu, isnat olunan ve gerek kendisinin gerekse kızının kullandığı telefonların gösterdiği ortak baz hareketliliklerinin tümünün tesadüfi olup buna dair iddialarda gerçeklik payı olmadığını, iddianamede isimleri geçen ve örgütün sivil imamları oldukları iddia olunan şahıslarla hiçbir irtibat ve görüşmesi olmadığını ve hiçbirini tanımadığını, ... gibi büyük şehirlerde özellikle kalabalık semtlerde bir cep telefonunun her türden insanın cep telefonuyla tesadüfen de olsa ortak baz hareketliliği göstermesinin kaçınılmaz olduğunu, bu nedenle cep telefonu kullanıcılarının birbirleriyle irtibat ve görüşmelerinin başka usul ve yollarla kanıtlanmadıkça ortak baz hareketliliğinin tek başına hukuksal değer ifade etmeyeceğini, mahkumiyet için yeterli ve kesin delil bulunmadığını, Sanık bozma kararı sonrası yapılan yargılamadaki savunmalarında ise özetle; Ceza Genel Kurulu kararının kendileri için sürpriz olmadığını, zira atılı suç ile en ufak bir ilgisinin bulunmadığını soruşturmanın başından beri ifade ettiğini, hatta karşıt delilleri sunduklarını, atılı suçla ilgisinin ve ilişiğinin bulunmadığını, bozma kararı doğrultusunda beraatine karar verilmesini talep ettiğini, İfade etmektedir. IV) MAHKEME KABULÜ: "Sanığın (.) sicil numarası ile ... . Hakimliği, . Hakimliği, ... Hakimliği, ... Hakimliği ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayilı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür. Her ne kadar, sanık ...'ın örgüt içerisinde yer aldığı, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucu Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, yapı mensuplarının isteği ve kontenjanından üye seçildiği, 2013 yılında yapı mensubu olmayanları bir araya getirmek amacıyla düzenlenen toplantılara yapı ile irtibatı düşünülerek çağrılmadığı, baz ve HTS bilgilerinde de görüldü

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2020/10 E., 2021/586 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi görevi verilmiş ise de bu durumun Anayasa'nın 37, 120, 121 ve 142. maddeleriyle CMK'nın 3.
Ceza Genel Kurulu         2020/10 E.  ,  2021/586 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 119-144 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba oy çokluğuyla karar verilmiştir. Heyet Başkanı ...; "Mevcut deliller ve sanık savunmaları ile sanığın üyesi olmakla suçlandığı örgütün yapılanma şekli, tedbir uygulamaları, haberleşme biçimi birlikte ele alındığında dinlenen bir tek tanığın sanık hakkında eski HSYK Genel Sekreterinin evinde yapılan illegal toplantıda ilk 80 kişi içerisinde bulunduğu yolundaki açıklaması dışında sanığın örgütle sıkı sıkıya hiyerarşi içerisinde olduğunu gösterir somut bir delilin elde edilememiş olması, yine bazı dava dosyalarında aynı toplantıda örgüt üyelerinin kendi örgütlerinden olmayan ancak kullanışlı buldukları bazı isimleri de bu listeye derc ettiklerini dikkate alınması karşısında sanığın cezalandırılmasına yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olması kriterinin gözetilmesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmesi düşüncesiyle sayın çoğunluğun mahkumiyet yolundaki görüşüne iştirak etmiyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Hükmün sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli 30.12.2019 tarihli ve 133874 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 03.10.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanığın 03.10.2019, müdafisinin 07.10.2019, Yargıtay Cumhuriyet savcısının ise 03.10.2019 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları, b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; sanığın nedenlerini ayrıntılı olarak belirterek, sanık müdafisinin kararın usul ve yasaya aykırı olması, Yargıtay Cumhuriyet savcısının ise kararın yasaya aykırı hususlar içermesi nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri, c) Gerekçeli kararın sanığa 21.10.2019, sanık müdafisine ve Yargıtay Cumhuriyet savcısına ayrı ayrı 28.10.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Sanık müdafisinin 04.11.2019, Yargıtay Cumhuriyet savcısının 30.10.2019 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçelerini sundukları, Görülmekle sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşılmıştır. E) Heyetin Oluşumu ile İlgili İtirazlar: Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi; İncelenen dosya kapsamından; İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılamadaki 28.11.2018, 04.04.2019, 20.06.2019 ve son celsenin yapıldığı 03.10.2019 tarihli duruşmaların 38125 sicil numaralı ... başkanlığındaki heyet tarafından gerçekleştirildiği ve bu heyette üye olarak görev yapan ... ın Yargıtay Üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu, Görülmüştür. Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında bu hususa ilişkin olarak yer verilen açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde; Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin ... yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması-uygulaması yerine daire başkanı tarafından görevlendirilen üye oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa etmiştir. Bu durumda yapılan ve yukarıda açıklanan düzenleyici işlemlere ilişkin mevzuata aykırılığın, yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirecek durumlardan olmaması, heyet başkanının duruşmaları idaresinde usule aykırılıklar nedeniyle hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, ara kararlar veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının belli bir Yargıtay üyeliği deneyimine sahip üyeleri etki altında bıraktığına dair görüşün dayanaktan yoksun olup buna ilişkin somut olguların ortaya konulmaması karşısında CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyecektir. Bazı oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olması kararın esasını etkileyecek biçimde hukuka aykırılık olarak görülmediğinden ve sanığın adil ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğinin kabulüne olanak bulunmadığından, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede yargılanma hakkı bakımından engel oluşturacağı gözetildiğinde yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulamanın hükmün esasını etkileyecek nitelikte olmadığından bozma kararı verilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi, Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II) İDDİA: '.... sicil numarası ile ... Gölmarmara Hâkimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla ..., ... Hâkimliği, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Şüpheli Savunması: ... Cumhuriyet Başsavcılığında 19.07.2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Bireysel özgürlükçü olduğunu, grupsal hareketlere yapısı gereğince karşı olduğunu, himmet vermediğini, devletin, milletin aleyhine olan bütün oluşumları lanetlediğini, (Ek: 4/5-6) ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğindeki 20.07.2016 tarihli sorgusunda özetle: Darbe girişimini lanetlediğini, terör örgütü ile herhangi bir bağının olmadığını, (Ek: 4/33-36) İfade etmiştir. Deliller: ... alınan ifadesinde: '......; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isteği ve onların kontenjanı ile Yargıtay üyeliğine seçilmiştir..." (Ek: 4/104) ... alınan ifadesinde: “......; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu zannediyorum...'(Ek: 4/344) ... alınan ifadesinde: '...2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu ... bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır;... şüphelinin de ismini...saymıştır...' (Ek: 4/214) HTS analiz raporu incelendiğinde; Örgütün sivil imamları olduğu gerekçesiyle ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyası ile haklarında soruşturma bulunan isimli kişilerin bulunduğu; Şüphelinin; Yusuf Doğan'ın şüpheli adına kayıtlı 544 864 71 47 nolu telefon ile; 28.04.2016, 22.05.2016, 14.02.2016, 23.02.2016, 28.02.2016, 04.03.2016, 16.04.2016, 22.04.2016, 28.04.2016, 10.05.2016, 31.052016, 19.07.2016, 17.02.2016, 26.12.2015, 03.01.2016, 09.01.2016, 21.01.2016, 01.02.2016, 09.02.2016, 14.02.2016, 16.02.2016, 27.02.2016, 28.02.2016, 01.03.2016, 03.03.2016, 09.03.2016, 13.03.2016, 18.03.2016, 26.03.2016, 29.03.2016, 02.04.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 10.04.2016, 11.04.2016, 12.04.2016, 14.04.2016, 15.04.2016, 16.04.2016, 17.04.2016, 18.04.2016, 19.04.2016, 21.04.2016, 22.04.2016, 24.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 28.04.2016, 30.04.2016, 08.05.2016, 10.05.2016, 22.05.2016, 24.05.2016, 29.05.2016, 02.06.2016, 04.06.2016, 12.06.2016, 26.06.2016, 29.06.2016, 30.06.2016, 29.05.2016, 01.07.2016, 29.05.2016, 17.12.2015, 20.12.2015, 10.02.2016, 17.02.2016, 20.02.2016, 24.02.2016, 01.03.2016, 02.03.2016, 04.03.2016, 04.03.2016, 08.03.2016, 09.03.2016, 15.03.2016, 19.03.2016, 26.03.2016, 31.03.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 12.04.2016, 15.04.2016, 19.04.2016, 22.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 30.04.2016, 03.05.2016, 10.05.2016, 14.05.2016, 17.05.2016, 21.05.2016, 24.05.2016, 28.05.2016, 31.05.2016, 02.06.2016, 28.02.2016, 02.03.2016, 15.03.2016, 29.03.2016, 02.06.2016; Yusuf Doğan'ın şüpheli adına kayıtlı 505 761 31 13 nolu telefon ile; 17.01.2016, 23.01.2016, 29.01.2016, 19.12.2015, 10.01.2016, 17.01.2016, 26.03.2016, 20.11.2015, 18.05.2016, 25.05.2016, 27.05.2016; Cem Saraç ile 17.03.2015, 18.12.2015, 11.11.2015; ... Özçelik ile 02.10.2015, 21.01.2016, 20.11.2015, 07.06.2016; Erkan Yılmaz ile 22.02.2016; Hakan Ceylan ile 25.05.2016 tarihlerinde; ... Oflaz ile 25.06.2015 tarihinde yakın saatlerde Büyükada İdo ...'da; Haklarında benzer suçlardan soruşturma yapılan İsmail İnceoğlu ile 29.07.2014 tarihinde İstiklal Mah. Çolak İbrahim Bey Cad. No: 67 Buharakent ...'da; Ortak baz hareketliliği bulunduğu görülmüştür. İlgili Mevzuat: (1) 2797 Sayılı Yargıtay Kanunu, Madde 46: (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017- KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır. Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük Genel Kuruludur. (2) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 314/2: Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, Madde 5/1: 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adli para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Hukuki Değerlendirme: Şüpheli hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla kanun koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Kanunu 46. maddede de benzer bir düzenleme yapılmıştır. Şüpheliye isnat olunan Silahlı Terör Örgütü Üyesi olmak suçu TCK nun 314/2. maddesinde düzenlenmiş, bu suçun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin fiili veya hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 gün, 2017/956-370 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 24/04/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY nin, silahlı bir terör örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak üzere, tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock'un, münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür. Şüpheli ...'ın, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, Yargıtay üyesi seçildikten sonra da, özelikleri ayrıntılı olarak yukarda açıklanan yargı mensubu olmadıkları halde, terör örgütü yargı mensuplarına emir ve talimatlar veren örgütün yargı imamlarından....başta olmak üzere sivil ve yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama devam eden mensupları ile irtibatlı olup, örgüt ile irtibatını sürdürdüğü, tanık beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu şekilde şüphelinin diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket etmek suretiyle, hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık savunmalarında özetle; atılı suçlamayı reddettiğini, soruşturmanın görevsiz mercilerce başlatılıp yürütüldüğünü, soruşturmanın suç tarihinde Yargıtay üyesi olması hasebiyle o tarihte yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine açıkça aykırı şekilde genel hükümlere göre görevsiz merciler olan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ve ... Sulh Ceza Hâkimliklerince yapıldığını, suçüstü tanımına giren hiçbir eyleminin olmadığını, evinde hukuka aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılarak gözaltına alındığını, 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe girişimi ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığı hâlde darbeci askerler dahi henüz yakalanıp sorgulanmamış ve darbe girişiminin failleri konusunda ortada hiçbir yargı kararı yokken darbe girişiminin aleyhine kanıt olarak değerlendirilmesi ile suçüstü hâlinin oluştuğunu kabul etmenin hukuken izahının mümkün olmadığını, darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı ve bir suçüstü hâli de gerçekleşmediği hâlde hukuksuz bir şekilde görevli olmayan ... Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sulh Ceza Hâkimliklerince genel hükümlere göre keyfi şekilde soruşturmanın yürütüldüğünü, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 7. maddesine göre görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin yenilenmesi mümkün olanları dışında hükümsüz olduğunu, genel hükümlere göre yapılan adli soruşturmanın ve bu kapsamda icra edilen arama, el koyma, gözaltına alma ve tutuklama işlemleri ile fezlekenin ve bu fezlekeye istinaden düzenlenen iddianamenin hükümsüz olduğunu, suç tarihinde yürürlükte olan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki prosedürün uygulanması ile soruşturma ve kovuşturma şartlarının gerçekleşmesinin sağlanması için CMK'nın 223. maddesi gereğince durma kararı verilerek dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna gönderilmesi gerektiğini, aksi durumun adil yargılanma ilkesinin ihlali olacağını, Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen özel usule uyulmaksızın görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından gözaltı ve tutuklama kararları verilmesiyle özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini, atılı suça ilişkin olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla görevli olmadığını, suç tarihinde Yargıtay üyesi olduğundan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca ya Yargıtay Ceza Genel Kurulunda ya da Anayasa Mahkemesinde yargılanması gerektiğini, her ne kadar sonradan çıkarılan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yargıtay Yasası'nın 46. maddesi değiştirilmiş ve bu değişiklik uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi görevi verilmiş ise de bu durumun Anayasa'nın 37, 120, 121 ve 142. maddeleriyle CMK'nın 3. maddesine açıkça aykırı olduğunu, Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi gereği hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı ve bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı, Anayasa'nın 142. maddesine göre ise mahkemelerin kuruluş görev ve yetkileri kanunla belirleneceği, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 3. maddesinde de mahkemelerin görevleri kanunla belirleneceği düzenlemelerine yer verildiğini, bütün bu hükümlere rağmen Yargıtay Yasası'nın 46. maddesinin kanun hükmünde kararname ile değiştirildiğini, bu durumun Anayasa'nın 120 ve 121. maddelerine aykırı olduğunu, 690 sayılı KHK'nın açıkça Anayasa'ya aykırı olduğunu, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Yasası'nın 46. maddesinin öngördüğü daha üst görevli yargılama yerleri olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin sanıklar için daha teminatlı ve daha lehe olup aksi durumun tabii hâkim ilkesine aykırı olacağını, görevsizlik kararı verilerek atılı eylemin şahsi suç sayılması nedeniyle dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, evinde ve ... yerinde yapılan arama ile el koymanın yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, şüpheli beyanlarının delil olarak kabul edilip hükme esas alınamayacağını, aleyhine delil olarak haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla soruşturma başlatılan 3 şüphelinin beyanlarına iddianamede yer verildiğini, söz konusu beyanların maddi gerçeklikle bağdaşmadığını ve bunları kabul etmediğini, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan hâkim ve savcıların itirafçı olmaları için hücreye konulup tecrit edildiklerinin zamanın HSYK Başkan Vekili tarafından anlatıldığını, hâkim ve savcıların iradelerinin fesada uğratılması amacıyla mesleğe devam etmeleri vaadinde bulunulduğunu HSYK Başkan Vekilince itiraf edildiğini, CMK'nın 148. maddesi gereğince hukuka aykırı vaatle alınan bu beyanların delil olarak değerlendirilemeyip hükme esas alınamayacaklarını, şahsına yönelik söz konusu iddianın hukuksuz ve mesnetsiz olduğunu, iddianameye konu üç şüphelinin somut bir olguya dayanmayan, zanna dayalı, soyut ve genel ifadeler verdiğini, iddianamedeki ikinci delilin ise üzerine kayıtlı iki telefona ilişkin örgütün sivil imamları denilen hiç tanımadığı ve bilmediği kişilerin telefonları ile ortak baz hareketliliği olduğunu, bahse konu hatlardan birisini o dönemde reşit dahi olmayan kızının kullandığını, Fetullah Gülen cemaati mensubu ya da FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmadığını, devletin yetkili ve görevli bir organı tarafından ehliyet ve liyakatiyle Yargıtay üyeliğine seçilmesinin atılı suç için delil olarak gösterilmesinin hukukta hiç yeri olmayan sanığa suçsuzluğunu ispat külfeti yüklemek durumundan farksız olduğunu, yasal şartları haiz her hâkim ve savcı gibi Yargıtay üyesi seçilebilmek için gayret göstermenin ve kulis çalışması yapmanın suç sayılamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimleri sırasında yapıldığı iddia edilen liste pazarlıklarının bilgisi ve iradesi dışındaki olaylar olduğunu, bu tür listelerin gerçekte var olup olmadığını, olsa bile kimler tarafından nasıl hazırlandığını, kimin neci olduğunu kimin tespit ettiğini bilmesinin mümkün olmadığını, bireysel özgürlükçü bir yapı ve anlayışa sahip olması nedeniyle hayatı boyunca hiçbir grup veya oluşum içerisinde yer almadığını, mesleki bütün tasarruflarını yasalara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre yerine getirdiğini, suç konusu örgütle bağlantısının genel açıklamalara ve soyut cümlelere atıf yapılarak kurulamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimlerini gerçekleştiren HSYK Genel Kurulunun Başkanı ve Vekili ile tüm üyelerinin tanık sıfatıyla çağrılarak iddia olunan listelerin hazırlanması, liste pazarlıkları ve seçimlerin hangi kriterlere göre nasıl yapıldığı konularında dinlenilmelerine karar verilmesini talep ettiğini, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, suçlamanın tamamen asılsız, mesnetsiz ve yersiz olduğunu, isnat olunan ve gerek kendisinin gerekse kızının kullandığı telefonların gösterdiği ortak baz hareketliklerinin tümünün tesadüfi olup buna dair iddialarda gerçeklik payı olmadığını, iddianamede isimleri geçen ve örgütün sivil imamları oldukları iddia olunan şahıslarla hiçbir irtibat ve görüşmesi olmadığını ve hiçbirini tanımadığını, ... gibi büyük şehirlerde özellikle kalabalık semtlerde bir cep telefonunun her türden insanın cep telefonlar
Hukuk Genel Kurulu, 2020/82 E., 2022/722 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi “Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulun-duğuna
Hukuk Genel Kurulu         2020/82 E.  ,  2022/722 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “muarazanın men’i” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin ... Eczanesini işleten eczacı olduğunu, davalı ile aralarında 2016 yılı Eczane Protokolünün bulunduğunu, bu çerçevede hizmet vermekteyken 19.10.2016 tarihinde Medula sisteminin herhangi bir bildirim veya ihtarda bulunulmaksızın kapatıldığını, sistemin açılması için 21.10.2016 tarihinde yapılan başvurunun da sonuçsuz kaldığını, davalı Kurum’un 25.11.2016 tarihli yazıyla sözleşmenin otuz gün içinde feshedileceğini bildirdiğini ancak açıklama içermeyen bu işlemin hukuka aykırı olup müvekkilinin sözleşmeye aykırı hiçbir davranışı olmadığını, müvekkilinin hâlihazırda SGK reçete sistemine giriş yapamadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve sözleşmenin aynen ifasına, ihtiyatî tedbir kararıyla sistemin açılmasına ve muarazanın giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; ülkenin iç/dış güvenliğini tehdit eden terör örgütleri (FETÖ/PDY vb.) bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma veya tutuklama bulunan yahut bağlantılı olunduğu belgelendirilen sağlık hizmet sunucularının bildirilmesinin müvekkilinden istendiğini, davacının başka bir eczaneyi işleten eşi ... ’ün açıklanan kapsamda tutuklu olduğunu, davacının Medula sistemine erişim engelinin kaldırılmasını talep etmesi üzerine Kurumun 24.11.2016 tarihli yazıyla taraflar arasındaki sözleşmenin 5.1. maddesi çerçevesinde feshedilmesini istediğini, bu doğrultuda davacıya fesih bildiriminin gönderildiğini, davacı vekilinin 22.12.2016 tarihinde Kuruma başvurarak Ağustos-Eylül aylarında Kuruma fatura edilen reçeteler ile 01.10.2016-20.10.2016 tarihleri arasında Medulaya eklenmekle birlikte sistemin kapatılması nedeniyle faturalandırılamayan reçete bedellerinin ödenmesinin talep edildiğini, bu kapsamda reçete incelemelerinin de devam ettiğini, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak soruşturmaların akıbetinin sorulması ve bu soruşturmaların sonucuna göre işlem yapılması gerektiğini, Kurum tarafından yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.03.2017 tarihli, 2016/1014 E., 2017/301 K. sayılı kararı ile; davacı hakkında herhangi bir soruşturma bulunmadığının gelen müzekkere cevabıyla anlaşıldığı, taraflar arasındaki protokolün 5.1. maddesinde bir ay önceden bildirmek kaydıyla tarafların sözleşmeyi feshedebilecekleri düzenlenmiş ise de madde devamında fesih hâllerinin ayrı ayrı sayılmış olması karşısında bu maddenin sözleşmenin her zaman sebep göstermeksizin feshedilebileceği anlamına gelmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, fesih işleminin geçersizliğinin tespitine, sözleşmenin aynen ifasına ve Medula sistemine erişimin sağlanmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi 15.11.2017 tarihli, 2017/1105 E., 2017/1379 K. sayılı kararıyla; davalı Kurumun ilk derece mahkemesine gönderdiği 13.03.2017 tarihli müzekkere cevabına göre dava konusu fesih işleminin FETÖ/PYD terör örgütü nedeniyle olağanüstü hâl kapsamında yapılan incelemeye binaen yapıldığı, 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesi uyarınca olağanüstü hâl kapsamında yapılan işlemlere karşı müracaat yerinin ilgili 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de düzenlenen komisyon olduğu, bu nedenle mahkemeler nezdinde dava açılamayacağından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 06.05.2019 tarihli ve 2018/110 E., 2019/5749 K. sayılı kararı ile; “…1-685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinde komisyonun görevleri sayılmıştır. Buna göre komisyonun görevleri; “1- komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir. a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi. b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi. c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması. ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması. 2- Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de komisyonun görev alanındadır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yapılan işlemin komisyonun görevine girebilmesi için işlemin doğrudan KHK ile yapılmış olması gerekir. Somut olayda ise davacı eczacı ile olan sözleşmesinin feshi işlemi doğrudan KHK ile yapılmış değildir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi’nin 'ilgili 675 Sayılı KHK m.16 hükümleri uyarınca, OHAL kapsamında yapılan işlemlere karşı müracaat yeri kurulan ilgili komisyondur. Dolayısıyla dava açılamayacağı' gerekçesiyle davanın reddine dair kararı yerinde değildir. 2-Davacının sözleşmesi, davalı SGK kararı ile feshedilmiştir. Davacının sözleşmesinin feshine neden olan bilgi ve belgeler dosya içerisinde yer almamaktadır. Davacının sözleşmesinin feshine dayanak hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı tartışılmadığı gibi, davalı kurumdan bu husus araştırılmalı, ayrıca davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın terörle mücadele, kaçakçılık organize suçlar ve istihbarat ile ilgili birimlerinden ve bilgi teknolojileri kurumu’ndan varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine ... ’ya açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeye dayalı yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir” gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2019 tarihli ve 2019/2141 E., 2019/1584 K. sayılı kararı ile; ilk karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eczacılık sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasıyla açılan davada somut olay bakımından olağanüstü hâl kapsamında yapılan işlemlere karşı müracaat yerinin 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde oluşturulan komisyon olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (Anayasa) (21.01.2017 tarihli, 6771 sayılı Kanun ile değişik) 119. maddesine göre Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hâllerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hâl ilan edebilir. Olağanüstü hâl ilanı kararı, verildiği gün Resmî Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. 15. Olağanüstü hâllerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile Anayasa’nın 15. maddesindeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir. Bu doğrultuda 27.10.1983 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile olağanüstü hâl ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hâllerde uygulanacak hükümleri belirlenmiştir. 16. Olağanüstü hâllerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazete'de yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur (Anayasa, m. 119/6; 2935 sayılı Kanun, m. 4). 17. Ülkemizde 15.07.2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde ilân ettiği olağanüstü hâl, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 21.07.2016 tarihli kararı ile onaylanmış ve bu kapsamda çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleriyle; ceza yargılaması, kamu personeli, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler, askeri ve idari yapı başta olmak üzere sosyal ve ekonomik hayata ilişkin doğrudan düzenlemeler ve mevcut kanunlarda kapsamlı değişiklikler yapılmış, ekli listelerinde isimleri yer alan kişiler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere kamu görevinden çıkarılmış, vakıf üniversiteleri, sağlık kuruluşları, gazete ve televizyonlar, dernekler, sendikalar gibi farklı statülerdeki kurum ve kuruluşlar kapatılmıştır. 18. Somut uyuşmazlık özelinde konuya bakıldığında; 29 Ekim 2016 tarihli, 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bazı tedbirler alınmıştır. Buna göre; olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17.08.2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15.08.2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verileceği düzenlenmiştir (m.16). 19. Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleriyle tesis edilen işlemlere karşı iç hukukta başvurulabilecek bir yol oluşturmak üzere 02.01.2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 20. Anılan 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1/1. maddesi “Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulun-duğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bun-larla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hük-münde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur” şeklindedir. 21. Komisyonun görevleri 2. maddede şu şekilde düzenlenmiştir: “(1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir. a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi. b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi. c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması. ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması. (2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır. (3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz.” 22. Buna göre Komisyonun görevi 21.07.2016 tarihinde ilan edilen TBMM tarafından onaylanan olağanüstü hâl kapsamında olan ve (maddede yer alan sebeplere bağlı olarak) başvuruya konu hukukî sonucun doğrudan bir olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinde yer alan işlemle tesis edildiği durumlarla sınırlıdır. 23. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince davacı hakkında uygulanan fesih işleminin olağanüstü hâl kapsamında yapılan incelemeye binaen yapıldığı, bu sebeple 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16. maddesi gereği bu işleme karşı dava açılamayacağı, inceleme merciinin 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle oluşturulan komisyon olduğu gerekçesine dayanılmış ise de dosya kapsamından davacı hakkında Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri çerçevesinde yapılmış herhangi bir işlem bulunmadığı anlaşılmaktadır. Tam tersine taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin, eczacılık protokolünün “Taraflar bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmak şartıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir” şeklindeki 5.1. maddesi çerçevesinde davalı tarafından sonlandırıldığı açıktır. 24. Davacı sözleşme çerçevesinde gerçekleştirilen bu fesih işleminin hukuka ve taraflar arasındaki protokol hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla muarazanın giderilmesini talep ettiğine göre uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde mahkemeler önünde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. 25. Nitekim Özel Daire bozma kararının Hukuk Genel Kurulunca benimsenen birinci bendinde de aynı hususa işaret edilmiştir. Bu yönden bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi hatalıdır. 26. Bununla birlikte bozma kararının ikinci bendinde belirtilen şekilde re’sen araştıma yapılması somut olay açısından mümkün olmadığından Bölge Adliye Mahkemesince, işin esası hakkında taraflarca dosya kapsamına sunulan deliller üzerinden değerlendirme yapılması ve varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. 27. Bu hususlar göz ardı edilerek, davacı hakkında olağanüstü hâl kapsamında herhangi bir işlem bulunmamasına rağmen taleple ilgili müracaat yerinin 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde oluşturulan komisyon olduğundan bahisle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesine göre direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın aynı Kanun’un 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2019/3323 E., 2021/10360 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
d) Anayasanın 120. maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
1. Ceza Dairesi         2019/3323 E.  ,  2021/10360 K. "İçtihat Metni" (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ) Terör örgütü propagandası yapmak suçundan ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/115 esas, 2017/171 sayılı kararı ile 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına hükümlü ...'ın, cezasının infazı sırasında, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna 6291 sayılı Kanunla eklenen geçici 3/2. maddesi uyarınca kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazı talebinin reddine dair Siverek İnfaz Hâkimliğinin 02/02/2018 tarihli ve 2018/164 esas, 2018/165 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile hükümlünün cezasının şartla tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına dair Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 23/02/2018 tarihli ve 2018/99 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; Dosya kapsamına göre, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8/1-ç maddesindeki; “Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6. maddenin ikinci fıkrasının (c) ve ç)bendleri dışında kalanlar, açık kuruma ayrılamaz.” hükmü ile aynı Yönetmeliğin 6. maddesinin (ç) bendindeki; “Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması şartı aranır.” ve Geçici madde 3/2. maddesinde, "Koşullu salıverilmelerine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkını kazanan hükümlüler, bu infaz usulünden en fazla altı ay süreyle yararlanırlar." şeklindeki düzenlemeler karşısında, şartla tahliye tarihine 6 aydan fazla süre kalan ve bu nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşımadığı anlaşılan adı geçen hükümlü hakkında, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 17/04/2018 gün ve 94660652-105-63-3512-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; TÜRK MİLLETİ ADINA A-)Hükümlü ...'ın, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.04.2017 tarihli ve 2017/115 esas 2017/171 karar sayılı kararıyla 20.12.2015 tarihinde işlediği terör örgütü propagandası yapmak suçundan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 ve TCK'nin 43. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu mahkumiyet kararının istinaf yasa yoluna gidilmeksizin 09.05.2017 tarihinde kesinleştiği, Cumhuriyet savcılığınca düzenlenen 20.06.2017 tarihli müddetnameye göre koşullu salıverilme tarihinin 15.09.2018, bihakkın tahliye tarihinin ise 30.04.2019 olarak belirlendiği, 19.06.2017 tarihinde kapalı ceza infaz kurumunda cezasının infazına başlanan hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılmasına karar verildiği, açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün 02.02.2018 tarihli dilekçesiyle hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesini istediği, Siverek Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığının 02.02.2018 tarihli ve 2018/66 karar sayılı iyi hal tespiti görüş bildirme kararında “...hükümlünün iyi halli hükümlü olduğu, terör örgütü propagandası yapmak suçundan hükümlü olduğundan, koşullu salıverilmesine 6 ay veya daha az süre kalması durumunda denetimli serbestlik yasasından faydalanabileceği, koşullu salıverilmesine 6 aydan fazla süre kalması nedeniyle denetimli serbestlik yasasından faydalanamayacağı, 15.03.2018 tarihinden itibaren faydalanabileceğine” karar verilerek infaz dosyasının İnfaz Hakimliğine gönderildiği, Siverek İnfaz Hakimliğinin 02.02.2018 tarihli ve 2018/164 esas, 2018/165 karar sayılı kararıyla 6291 sayılı Kanunun 2. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 3/2. maddesi uyarınca koşullu salıverilmesine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılan hükümlünün, bu infaz usulünden en fazla altı ay süreyle yararlanabileceğinden talebinin reddine karar verildiği, Hükümlünün bu karara itiraz ettiği, İtiraz merci olan Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2018 tarihli ve 2018/99 değişik iş sayılı kararı ile hükümlünün itirazının kabulüne, Siverek İnfaz Hakimliğinin 02.02.2018 tarihli ve 2018/164 esas, 2018/165 karar sayılı kararının kaldırılmasına, 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesi ile geçici 4. maddesi uyarınca hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. B-) KONU İLE İLGİLİ YASAL MEVZUAT: 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesine göre; 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320. maddeleri ile 310. maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 4. maddesine göre; Aşağıdaki suçlar 1. maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319. maddeleri ile 310. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. b) 10/07/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. c) 31/08/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. ç) 10/07/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. d) Anayasanın 120. maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. e) 21/07/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68. maddesinde tanımlanan suç. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2. maddesine göre; Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır. 5237 sayılı TCK'nin 6/1-j maddesine göre; Örgüt mensubu suçlu deyiminden bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi anlaşılır. 05.04.2012 tarihli ve 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen 105/A maddesine göre; (1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla; a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren, b) Çocuk eğitimevinde toplam cezasının beşte birini tamamlayan, koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. (2) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının oluşmasından itibaren en az altı aylık sürenin geçmiş olması durumunda, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler. 05.04.2012 tarihli ve 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 3. maddeye göre; (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla koşullu salıverilmelerine bir yıldan az süre kalan; a) Açık ceza infaz kurumunda bulunan, b) Kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıyan, İyi hâlli hükümlülerin talepleri hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebilir. (2) Koşullu salıverilmelerine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkını kazanan hükümlüler, bu infaz usulünden en fazla altı ay süreyle yararlanırlar. (3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 105. maddenin dördüncü fıkrası hükmüne göre mahkûmiyet sürelerinin geriye kalan yarısı kamuya yararlı bir işte çalışmak suretiyle infaz edilmekte olan hükümlüler hakkında aşağıdaki şekilde işlem yapılır: a) Koşullu salıverilme süresini tamamlamayanların cezalarının infazına 105/A maddesi hükümleri uyarınca devam olunur. b) Koşullu salıverilme süresini tamamlayanların infaz dosyası 107. ve 108. maddeler uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir. 24.01.2013 tarihli ve 6411 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddeye göre; (1) Bu Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ve ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık süre şartı ile birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen cezanın belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şart 31/12/2015 tarihine kadar uygulanmaz. 25/12/2015 tarihli ve 6655 sayılı Kanunun 5. maddesiyle bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2020” şeklinde değiştirilmiştir. 15/08/2016 tarihli 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesiyle eklenen 09.11.2016 tarihli 6757 sayılı Kanunla değiştirilerek kabul edilen geçici 6. maddesine göre; (1) 01/07/2016 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104, 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere, bu Kanunun; a) 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl”lık süre “iki yıl”, b) 107. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “üçte iki”lik oran “yarısı”, olarak uygulanır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14. maddesine göre; ....... (2) Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûller yönetmelikte gösterilir. (3) İlk kez suç işleyen ve iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına hükümlü bulunanların cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilebilir. Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin; Doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler başlıklı 5. maddesine göre; (1) Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere; a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların, b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların, c) Adlî para cezası hapis cezasına çevrilenlerin, ç) 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık kurumlarda yerine getirilir. Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılacak hükümlüler başlıklı 6. maddesine göre; (1) Hükümlülerden; a) (Değişik:RG-22/8/2015-29453) Toplam (Değişik ibare:RG-22/2/2017-29987) cezaları on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve yukarı olanlar ise onda birini kurumlarda infaz edip, iyi hâlli olan ve koşullu salıverilme tarihine yedi yıl veya daha az süre kalanlar, b) Müebbet hapis cezasına mahkûm olup, koşullu salıverilme tarihine beş yıl veya daha az süre kalanlar, c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir. (2) Açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca; a) (Değişik:RG-18/8/2016-29805) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 142, 148, 149, 188 ve 190 ıncı maddeleri ile 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 403, 404, 491/3-4, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498 ve 499. maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine beş yıldan az süre kalması, b) (Değişik:RG-18/8/2016-29805) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 ve 103. maddeleri ile eşe karşı işlenen 82/1-d, 86/3-a ve 96/2-b maddeleri ve 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 416/1, 418/1 maddeleri ile eşe karşı işlenen 449/1, 456 ve 457/1 maddelerinden mahkûm olanlar ile adli suçlardan hükümlü olup yabancı uyrukluların koşullu salıverilme tarihine üç yıldan az süre kalması, c) 29/07/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, 30/07/1999 tarihli ve mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanununun 14. maddesi ve 5237 sayılı Kanunun 221. maddesinden yararlananların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması, ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması, şartı aranır. (3) Birden fazla cezanın toplanarak infazı hâlinde, açık kuruma ayrılmada esas alınacak suç, koşullu salıverilme tarihine en az sürenin arandığı suçtur. (4) Açık kuruma ayrılma süresini dolduranlar hakkında altı aylık deneme süresinin tamamlanması beklenmeden açık kuruma ayrılma kararı alınabilir. Açık kuruma ayrılamayacak hükümlüler başlıklı 8. maddesine göre; Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerden; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar, b) Haklarında ikinci defa tekerrür hükümleri uygulananlar, c) (Değişik:RG-22/2/2017-29987) Haklarında iyi hal kararı verilse bile, 5275 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde sayılan eylemlerden dolayı toplam beş ve daha fazla hücreye koyma cezası alıp, son hücreye koyma cezasının kaldırılması üzerinden bir yıl geçmemiş olanlar, ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6 ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalanlar, açık kurumlara ayrılamaz. (2) Ayrıca; a) Koşullu salıverilme kararı geri alınanların, geri alınan cezalarının tamamı, b) Denetimli serbestlik tedbirinin ihlali sonucunda, koşullu salıverilme tarihine kadar olan sürenin tamamı, c) Çocuk eğitimevleri hariç, kapalı kurumlardan firar edenler ile açık kurumlardan ikinci kez firar etmiş olanların, firar tarihinden önce kesinleşmiş olan cezaları ve koşullu salıverilme tarihine kadar kesinleşerek infazına başlanacak olan cezalarının tamamı, ç) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince verilen hapsen tazyik veya tazyik hapisleri dışında, diğer kanunlarda düzenlenen tazyik, disiplin veya zorlama hapislerinin tamamı, kapalı kurumlarda infaz edilir. Diğer cezalar, Yönetmelikte aranan koşulların bulunması halinde açık kurumlarda infaz edilebilir. (3) Kapalı kurumda hükümlü olup; a) İşlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı haklarında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesine göre tutuklama kararı verilenler, b) Yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları idare ve gözlem kurulu kararıyla saptananlar bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamaz. 07.09.2016 tarihinde eklenen geçici 1. maddeye göre; 5275 sayılı Kanunun Geçici 6 ncı maddesi gereğince istisna tutulan suçlardan hükümlü olanlar hariç olmak üzere, 01/07/2016 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, beş yıldan az hapis cezasının infazı için kapalı ceza infaz kurumuna alınan hükümlüler, en geç üç gün içerisinde yapılacak ilk gözlem sonucu iyi halli oldukları tespit edildiği takdirde bu Yönetmeliğin 10 ncu maddesine göre açık kuruma ayrılabilir. C-) HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanuna eklenen 105/A maddesi, hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla koşullu salıverilme tarihine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi halinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/A maddesine göre; denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı için hükümlünün cezasının son altı ayını kesintisiz olarak açık ceza infaz kurumunda geçirmesi, yada Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılma şartları oluşmasına rağmen iradesi dışındaki nedenlerle açık ceza infaz kurumuna ayrılamaması veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilmesi, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının oluşmasından itibaren en az altı aylık sürenin geçmiş olması, Çocuk Eğitim Evinde bulunan hükümlülerin toplam cezalarının 1/5'ini tamamlaması, Koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalması, 15/08/2016 tarihli 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen 09.11.2016 tarihli 6757 sayılı Kanunla değiştirilerek kabul edilen geçici 6. maddesine göre; 01/07/2016 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104, 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere diğer suçlardan hükümlüler yönünden koşullu salıverilmelerine iki yıl ya da daha az bir sürenin kalması, İyi halli hükümlü olması, Hükümlünün denetimli serbestlik tedbiri uygulanması yönünde talebinin bulunması, Halinde, hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hakimi tarafından karar verilebilir. Ancak, 6655 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değişik 24.01.2013 tarihli ve 6411 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddesine göre, 105/A maddesinde öngörülen altı aylık süre şartı ile Çocuk Eğitim Evinde bulunan hükümlülerin cezalarının belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şart 31.12.2020 tarihine kadar aranmayacağı yönündeki düzenleme karşısında İnfaz Hakimliğince, açık ceza infaz kurumuna ayrılan yada ayrılma hakkı bulunduğu halde iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan hükümlüler hakkında maddede öngörülen diğer koşulların gerçekleşmesi durumunda denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezanın infazına karar verilebilecektir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/A maddesine göre denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına karar verilebilmesinin ön şartının çocuk eğitim evinde bulunan hükümlüler dışındaki hükümlüler açısından açık ceza infaz kurumuna ayrılma yada ayrılma hakkının bulunması olarak öngörülmesi nedeniyle açık ceza infaz kurumuna ayrılma ile ilgili düzenlemelerinde her olayda değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. 02.09.2012 tarihli 28399 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği ile yine bu yönetmelikte değişiklik yapan 22.08.2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Açık cezaevine doğrudan alınacak hükümlüler, yönetmeliğin 5. maddesinde sayılmış olup "terör suçları ve örgüt faaliyeti kapsamında" işlenen suçlar hariç tutulmuştur. Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılabilecek olan hükümlüler yönetmeliğin 6. maddesinde gösterilmiştir. Terör suçlularının bu haktan yararlanabilmesi için haklarında 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanununun, 4422 sayılı Kanunun 14. maddesinin veya 5237 sayılı TCK'nin 221. maddesinin uygulanmış olması yada terör veya örgütlü suçtan mahkum olanların mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararı ile tespit edilmiş olması gerekmektedir. Yönetmeliğin 8. maddesine göre, yönetmeliğin 6/2-c ve ç bendi dışında kalan terör ve örgütlü suçlardan mahkum olanlar açık kuruma ayrılamayacaktır. Görüldüğü üzere terör ve örgütlü suçlardan mahkum olan kişilerin yönetmelikteki yukarıdaki istisnalar dışında açık ceza infaz kurumuna ayrılma imkanı bulunmamaktadır. Somut olayda hükümlünün infaza konu cezasının terör örgütü propagandası yapmak suçuna ilişkin olduğu, hükümlünün örgüt mensubu suçlu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, buna rağmen açık ceza infaz kurumuna ayrılması ve hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması yönündeki talebi değerlendirildiği sırada Ceza infaz kurumu idaresi ve İnfaz Hakimliği tarafından örgüt mensubu kabul edilerek hakkında işlem yapılması ve karar verilmesinin yerinde olmadığı gibi örgüt mensubu olmadığı kesinleşen yargı kararı ile kabul edilen bir kişinin mensup olduğu örgütten ayrılıp ayrılmadığı gibi tamamen subjektif ve bu dosya açısından hukuki açıdan sonuç doğurması mümkün olmayan bir değerlendirmeye konu yapılmasınında yerinde olmadığı, buna rağmen Siverek T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 31.01.2018 tarihli ve 2018/508 sayılı kararı ile hükümlünün terör örgütünden ayrılması konusunda samimiyetinin tasdik olunmasına karar verildiğinin görüldüğü, 05.04.2012 tarihli ve 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen 105/A maddesinde denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı için hükümlünün cezasının son altı ayını kesintisiz olarak açık ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı öngörülmesine rağmen 05.04.2012 tarihli ve 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 3. maddenin 1. fıkrasında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla koşullu salıverilmelerine bir yıldan az süre kalan açık ceza infaz kurumunda bulunan, kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıyan iyi hâlli hükümlülerin talepleri hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebileceği öngörülmekle hükümlünün cezasının son altı ayını kesintisiz olarak açık ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı aranmaksızın bu infaz usulünden yararlanmalarına imkan sağlandığı ancak aynı maddenin 2. fıkrasında koşullu salıverilmelerine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkını kazanan hükümlülerin, bu infaz usulünden en fazla altı ay süreyle yararlanabilecekleri öngörülerek, bu maddeden yararlanma imkanı bulunan koşullu salıverilmelerine bir yıl ya da daha az kalan hükümlüler ile koşullu salıverilmelerine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkı kazanan hükümlüler arasında denetimli serbestlik tedbirin uygulanma süresi yönünden farklılık yaratıldığı, ancak 6655 sayılı Kanunun 5. maddesiyle değişik 24.01.2013 tarihli ve 6411 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddeye göre bu Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ve ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık süre şartı ile birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen cezanın belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şartın 31.12.2020 tarihine kadar uygulanmayacağı yönünde düzenleme yapılmakla yetinildiği, 105/A maddesinde yararlanma hakkı bulunan hükümlüler arasında geçici 3. maddede olduğu gibi farklı bir uygulama yapılması yönünde bir düzenleme getirilmediği, geçici 3. maddenin 2. fıkrasında 1 ve 3. fıkralarda olduğu gibi “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla” ibaresine yer verilmemiş ise de, 2. fıkra ile getirilen düzenlemenin de o anki koşullara göre koşullu salıverilmeden yararlanma hakkı bulunan hükümlülerin denetimli serbestlikten yararlanabilecekleri süreye ilişkin bir düzenleme olduğunu kabulde zorunluluk bulunduğu, geçici 3.madde ve 105/A maddesinin aynı 6291 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenip aynı tarihte yürürlüğe girdikleri de gözönünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun koşullu salıverilmelerine bir yıl kala açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkını kazanan hükümlüler ile koşullu salıverilmelerine bir yıl kalan diğer hükümlülerin denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma süreleri açısından farklı bir uygulama yapılması yönündeki iradesini denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezanın infazının düzenlendiği 105/A maddesinde ortaya koyacağında şüphe bulunmadığı, zira 105/A maddesinin 3.fıkrasında sıfır altı yaş grubunda çocuğu bulunan kadın hükümlülerin koşullu salıverilmesine iki yıl yada daha az süre kalması, maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen hükümlülerin ise koşullu salıverilmesine üç yıl ya da daha az süre kalması ve diğer şartları da taşımaları halinde denetimli serbestlikten yararlanabilecekleri şeklinde yaptığı düzenleme ile bu hükümlüler ile diğer hükümlüler arasında farklı uygulama yapılması gerektiği yönündeki iradesini açıkça ortaya koymuş olması da dikkate alındığında geçici 3. maddenin 1, 2 ve 3. fıkralarının geçici 3. maddenin yürürlüğe girdiği tarihte denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma hakkı bulunan hükümlüler ile sınırlı bir uygulama alanının olduğunu kabul etmek gerektiğinden haklı sebeplere dayanmayan kanun yarına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. D-)KARAR Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmediğinden, Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2018 tarihli ve 2018/99 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan kanun yararına bozma isteminin CMK'nin 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10/06/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/937 E., 2021/10530 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
d)Anayasanın 120'nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
3. Ceza Dairesi         2021/937 E.  ,  2021/10530 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtiraz Yazısının Tarihi : 20.06.2019 İtiraz Edilen Karar : Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 27.02.2019 tarih ve 2018/1093 - 2019/1323 sayılı onama kararı İtiraz İle İlgili Mahkeme Kararı :...2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.12.2014 tarih ve 2014/110 - 2014/343 sayılı kararı İtirazla İlgili Hüküm : TCK'nın 314/3 ve 220/6 maddeleri yollamasıyla 314/2, 220/6-2. cümle, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53 ve 58/9. maddeleri uyarınca mahkumiyet Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme Dosya incelenerek gereği düşünüldü ; I-İTİRAZ KONUSU: Dairemizin 27.02.2019 tarih ve ...Karar sayılı kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yazısı ve ekindeki dava dosyası incelendiğinde; Sanık hakkında...2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.12.2014 gün ve 2014/110 Esas, 2014/343 sayılı kararıyla silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyet, 2911 sayılı Kanuna muhalefet ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından ise 6352 sayılı Kanunun geçici 1/b maddesi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği, kararın sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama talep eden 31.01.2018 tarihli tebliğnamesi üzerine, Dairemizin 27.02.2019 tarih ve ...Karar sayılı ilamı ile silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına oyçokluğu ile karar verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.06.2019 tarih ve 2015/63178 sayılı itiraz yazısında özetle; “Terör örgütü propagandası yapmak, 2911 s.K.'na muhalefet ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından sanık ... hakkında,...2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/12/2014 gün ve 2014/110 Esas, 2014/343 Kararı ile terör örgütü propagandası yapmak ve 2911 s.K.'na muhalefet suçlarınsan 6352 s.K.'nun 1/1-b maddesi gereğince kovuşturmasının ertelemesi, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunda ise mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkumiyet hükmü sanık müdafisi tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 27/02/2019 gün ve ...Karar sayılı kararı ile oy çokluğuyla onanmıştır. Karşı oy, hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen kişinin mahkum olmaması nedeniyle örgüt adına suç işlediğinin kabulüne imkan bulunmadığı ve 2911 s.K.'na muhalefet suçunun 3713 s.K.'nun 4.maddesinde sayılan suçlardan olmaması nedeniyle de bu suçu işleyen kişilerin örgüt adına suç işlemekten cezalandırılmasına imkan bulunmadığına dairdir. İtirazın konusu, 2911 sayılı yasaya muhalefet ve silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçlarından hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen sanığın ayrıca silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılmasının mümkün olmadığı” gerekçesi ile anılan kararın kaldırılarak,...2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.12.2014 gün ve 2014/110 Esas, 2014/343 sayılı kararının bozulmasına karar verilmesi, itiraz kabul edilmediği takdirde, itiraz hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi talep edilmiştir. II)İTİRAZ NEDENLERİ: Mezkur ilama ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan itiraz yazısı ile; "... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/387 sayılı iddianamesi ile; PKK terör örgütü güdümünde yayın yapmakta olan www.firatnews.org isimli internet sitesinde;19 Mart 2011 tarihli KOMALÊN CİWAN: GENÇLİK ROLÜNÜ OYNAYACAK başlığı altında “Komalên Ciwan, Newrozu, özgürlük serhıldanlarına dönüştürmenin yanı sıra Kürdistan gençliğinin içinden geçilen tarihi süreçte “yönünü özgürlük dağlarına vermesinin en kutsal görevleri” olduğu belirtilerek, gerillanın özgürlük zemini olduğunun vurgulandığı açıklamada “Kürdistan gençliği bu dönemde onuruna sahip çıkarak özgürlük saflarında yerini alacaktır. Newroz ile birlikte özgürlük mücadelesindeki ısrarını yenileyecektir. İlk Newroz isyanını zafere ulaştırmayı dağlarda ateş yakarak kutlayan demirci Kawa gibi 2011 yılını özgürlük yılına dönüştürüp Kürdistan dağlarında yakacağı ateşle halkımıza özgürlük müjdesi vermek Kürdistan gençliğinin tarihsel görevi olmaktadır.Önder Apo'ya ve şehitlerimize layık bir gençlik olmanın ölçüsünü bu süreçte vereceğimiz mücadele belirleyecektir. Özgür ve onurlu bir yaşamın yolunun buradan geçtiğinin bilinciyle kuzey, güney, doğu, batı Kürdistan ve yurt dışında yaşayan tüm gençleri bulundukları alanlarda Newroz ateşini serhıldanlarla büyütmeye ve ‘ya özgürlük, ya özgürlük’ şiarıyla zaferi yaratmaya çağırıyoruz.” şeklinde, 20 Mart 2011 tarihli KONGRA-GEL NEWROZ MESAJI başlığı altında “Başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm halkımızı, Önderliğimizin çözüm projesi olan Demokratik Özerk Kürdistanı inşa etmeye, Önder APO’ya ve halkımıza yönelik konseptleri boşa çıkarmak temelinde özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz. Bu duygularla başta Rêber Apo olmak üzere tüm özgürlük tutsaklarının, Gerillanın, Kürdistan Halkının ve bölge halklarının kutsal Newroz bayramını kutluyor, Newroz’un özgürlük ve barışa vesile olmasını diliyoruz.” şeklinde beyanlara yer verildiği, PKK DEN NEVROZ MESAJI başlığı altında “Kürt halkını, 2011 Newroz’unu bir özgürlük ve demokratik çözüm Newrozu haline getirme temelinde kutlamaya, birliklerini, örgütlülüklerini geliştirmeye ve kendisine yönelik her türlü saldırıya karşı öz savunmasını yapmaya çağırıyoruz. Tüm PKK militan, kadro, savaşçı, sempatizan ve taraftarlarını Newroz’un özgürlükçü ruhuna bağlılık temelinde, zafer kişiliği ve kararlılığıyla halkımızın varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesine her koşul altında öncülük etmeye çağırıyoruz.” Kürt halkı, 2011 Newroz’unu özgürlüğünü sağlamanın Newroz’u haline getirmede kararlıdır. Şırnak ve Iğdır’da başlayıp, Amed’de zirveleşmekte olan Newroz kutlamalarında gösterdiği kararlılığı, direnişi saygıyla selamlıyoruz” şeklinde ve "www.dozaciwanan.com "isimli internet sitesinde 19 Mart 2011 tarih ve KCK:KCK NEVROZ MESAJI: DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE ISRARLI OLACAĞIZ başlığı altında “Özgürlük, direniş, birlik ve mücadele günü olan Newroz, öncelikle özgürlük mücadelemizin çözüm aşamasına gelmesinde büyük emeği olan Önder Apo’ya, tüm yurtsever halkımıza, tüm bölge halklarına, tüm yapımıza ve özgürlük gerillasına, zindan direnişçilerine ve tüm şehit ailelerine kutlu olsun’’ diyen KCK, Newroz kutlamalarını toplumsal mücadelenin zirvesi haline getirme çağrısı yaptı. AKP hükümetini halkımızın Newroz alanlarında yükselttiği ulusal-demokratik taleplerini ve çağrılarını doğru anlamaya, Kürt gençlerinin kanını akıtmaya ve siyasetçilerini tutuklayarak teslim alma siyasetine son vermeye çağırıyoruz. 2011 yılını demokratik çözüm yılı ve özgürlükler yılı haline getirmek için bu Newroz’u çağdaş Kawaların ruhuna ve özüne uygun olarak karşılamaya, Newroz kutlamalarını toplumsal mücadelenin bir zirvesi haline dönüştürmeye ve yüksek bir katılım ve kararlılıkla karşılamaya çağırıyoruz” şeklinde çağrılara yer verildiği, bu çağrılara uyan kişiler arasında yer alarak 20/03/201 ve 24/12/2010 tarihli Nevruz eylemlerine katılarak, yasa dışı örgüt ve lideri lehine slogan attığı, taş ve Molotof kokteyli atan grupla birlikte hareket ettiği, yine 13/01/2011 günü ... İlinde görülen ve kamuoyunda KCK Davası olarak bilinen davada sanık durumunda bulunan tutuklu şahıslara destek vermek amacıyla, terör örgütüne müzahir internet sitelerinden olan www.rojaciwan.com isimli internet sitesinde “KÜRDİSTAN HALK İNİSİYATİFİ 13 OCAK’TA AMED YAŞAM DURMALI” başlığı ile örgüt adına yayınlanan talimatlarda; “Kürdistan Demokratik Halk İnisiyatifi, Kürt siyasetçilerin yargılandığı KCK Davasının 13 Ocak’ta görülecek olan duruşmasına güçlü katılım çağrısı yaparak, “Halkımız bulunduğu her alanda adeta yaşamı dondurarak mahkeme sürecine dâhil olmalıdır. 13 Ocak’ta yeniden görülecek davada sadece Kürt siyasetçiler değil, onların şahsında milyonlarca halkımızın, kimliği, dili ve özgürlüğü yargılanmaktadır. Bu yargılama adı altında sürdürülen siyasi soykırımı asla kabul etmeyeceğimizi ve halkımızın son neferi kalana kadar bu mücadelenin sürdürüleceği bilinmelidir Halkımız bulunduğu her alanda adeta yaşamı dondurarak mahkeme sürecine dâhil olmalıdır ve sonuç alıcı eylem gerçekleştirmelidir. Başta Amed Halkı olmak üzere Ocak ayının 13’ünde görülecek davaya serhildan ruhuyla katılmalı ve iradelerini sahiplenmelidir.” şeklinde talimatların yayınlandığı, sanığın bu talimata uyarak aynı gün yapılan terör örgütü propagandasına dönüşen toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldığı, 15/02/2011 tarihinde de Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinin yıl dönümünde yine örgüt propagandasına dönüşen toplantıya katıldığı ve bu suretle atılı suçları işlediği iddiası ile kamu davası açılmıştır. Yerel mahkeme, terör örgütü propagandası yapmak ve 2911 s.K.'na muhalefet suçlarından 6352 sayılı yasanın geçici 1. maddesine istinaden kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiş, temyiz konu suçtan ise sanığın mahkumiyetine hükmetmiştir. Örgüt üyesi olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işlemek suç işlemek suçunun doğası gereği, suçun failinin terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmaması ve işlediği suçu bu terör örgütü adına işlemesinde zorunluluk bulunmaktadır. O halde örgüt adına işlendiği iddia edilen bir diğer suçun varlığının yargısal bir faaliyet sonucunda kesin olarak belirlenmesinde de zorunluluk bulunmaktadır. 6352 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararlarının, bu kararlara konu eylemlerin örgüt adına işlenmiş suç niteliğinde olduğunun tespiti için yeterli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 6352 sayılı Yasa geçici 1. madde gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararlarının niteliğine bakıldığında Yargıtay 16. Ceza Dairesinin müteaddit kararlarında 6352 sayılı Yasa gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair kararların "durma" kararı niteliğinde olduğunun belirtildiği (16/11/2015 gün ve 2015/5695 E., 2015/5225 K. vd.), durma kararının hangi hallerde verileceğine dair CMK.nun 223/8 madde ikinci cümlesinde ise soruşturma ya da kovuşturmanın şarta bağlandığı, ancak bu şartın henüz gerçekleşmediği hallerde şartın gerçekleşmesini beklemek için durma kararının verileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. O halde kovuşturmanın ertelenmesi kararı ile sanığı 6352 sayılı Yasanın geçici 1/1 maddesinde yazılı suçlardan birini kovuşturmanın ertelenmesi kararının verilmesinden itibaren üç yıl içinde işleyip işlemediğine bakılacak, bu suçlardan birini işlemez ise kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden sanık hakkında düşme kararı verilecektir. Yasadaki düzenleniş şekline ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin müstakar uygulamasına göre kovuşturmanın ertelenmesi kararı, soruşturma veya kovuşturmanın şarta bağlandığı bir hali işaret etmekte olup, kovuşturma aşamasında mahkeme atılı suçun sabit olup olmadığına bakmaksızın kovuşturmanın ertelenmesine karar verecektir. Kovuşturma yapamayan mahkemenin, örgüt adına işlediği iddia olunan ve 6352 sayılı Yasa 1. madde kapsamında kalan suçlar yönünden suçun unsurlarının varlığına ya da yokluğuna dair bir tespitte de bulunamayacağı, işin esasına girmeden atılı suçtan beraat hükmü verecek durumda olsa dahi kovuşturmanın ertelenmesine karar vermesi gerektiği, bu nedenle kovuşturmanın ertelenmesine dair kararların örgüt adına işlenmiş bir suçun varlığının kabulüne esas alınamayacağı, esasen kovuşturma şartının gerçekleşmediği hallerde de düşme kararı verileceğinden, örgüt adına suç işlediği iddia olunan kişinin örgüt adına işlendiği iddia olunan suç yönünden yargısal bir tespitin de yapılamayacağı gözetildiğinde, terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunun temelsiz kalacağı, bu nedenle bu suçtan mahkumiyet hükmünün kurulamayacağı düşünülmekle anılan Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." şeklindeki gerekçe ile kararın kaldırılması için CMK'nın 308. maddesi uyarınca itiraz isteminde bulunmuştur. III-İTİRAZ DEĞERLENDİRİLMESİ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca “2911 sayılı yasaya muhalefet ve silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçlarından hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen sanığın ayrıca silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılmasının mümkün olmadığı” düşüncesiyle Dairemizin 27.02.2019 gün ve ...Karar sayılı kararına itiraz edilmiş ise de; Sanığın silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın yayın organlarındaki çağrı üzerine 20.03.2011 tarihinde örgüt propagandasına dönüşen gösteride güvenlik güçlerinin dağılın ihtarına ve zor kullanmalarına rağmen dağılmamakta ısrar etmek suretiyle 2911 sayılı Kanunun 32/1. maddesine muhalefet etmek suçundan yapılan yargılama sonucunda bu suç nedeniyle hakkında 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine, ancak bu eylemi örgütün çağrısı doğrultusunda gerçekleştirmiş olması nedeniyle örgüt adına suç işlediği kabul edilerek TCK'nın 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. İtirazın konusu, örgüt adına işlendiği kabul edilen suç hakkında durma kararı verilmesi halinde, bu eylemin örgüt adına suç işlemeye esas alınıp alınamayacağına ilişkindir. TCK'nın 220/6. maddesi gereğince ceza kanununda ya da özel ceza yasalarında yer alan herhangi bir suç terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda örgüt mensuplarının talimatıyla gerçekleştirilmesi halinde bu suçun yanında örgüt adına suç işlemekten de ilgilinin cezalandırılması gerekmektedir. Örgüt adına işlenen öncü suç hakkında hüküm verilip kesinleşmesinin gerekip gerekmediği hususuna gelince; CMK'nın 218/1. maddesi gereğince yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Kaldı ki somut olayda sorunun çözümü bir başka ceza mahkemesinin görevine de girmemektedir. Öncü suç olan 2911 sayılı Kanunun 32/1. maddesine muhalefet etmek fiilinin suç tarihi itibariyle ve işleniş yöntemi bakımından 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamına girdiği, dolasıyla kamu davasının ertelenmesi gerekeceğinde bir tereddüt yoktur. Ancak bu suça bağlı olarak sanığın mahkum edilmesi gereken örgüt üyeliği suçu 6352 sayılı Kanunun kapsamında bulunmamaktadır. Zira, yerleşik uygulamaya göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları da mahkumiyet hükmü sonucu doğurmamasına rağmen örgüt üyeliği için esas alınabilmektedir. Gerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olan, gerekse 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kalan fiillerin işlendiği ön sorun olarak çözülüp bu konuda suçun sübut bulduğu yönünde vicdani kanaat oluşmuşsa öncü suçun ertelenmesine rağmen örgüt üyeliği açısından esas alınabilmektedir. Öncü suçun sübut bulmaması halinde gerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması, gerekse 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında verilen kararlar nedeniyle, örgüt üyeliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinde Dairenin temyiz denetimi sırasında bozma kararı verilmektedir. Dairemizin istikrar kazanmış uygulaması karşısında, önceki kararda değişiklik yapılmasını gerektiren herhangi bir nedenin bulunmadığı anlaşılmıştır. IV-KARAR: 1)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmediğinden İTİRAZIN REDDİNE, 2)02.07.2012 gün ve 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen (2) ve (3) fıkra hükümleri uyarınca dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.12.2021 tarihinde üye ...’ın itirazın kabulü gerektiği yönündeki karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. ... ... ... ... ... Başkan Üye (M) Üye Üye Üye KARŞI OY: Sanık ...’a yüklenen silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, terör örgütünün propagandasını yapma ve 2911 sayılı Kanunun 32/1 maddesine muhalefet suçlarından dolayı ... 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucunda; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25.12.2013 tarihli 2012/8825 Esas sayılı ilamıyla; “sanığın örgüt adına işlediği 2911 sayılı Yasanın 32/1 maddesine aykırılık suçunun ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarının sanığa yüklenen suçların tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekli itibariyle cezanın süresine göre hükümden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve anılan maddenin 1. fıkrasının b bendine göre “Kovuşturma evresinde kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir” şeklindeki düzenlemenin karşısında hukuki durumunun takdir edilmesi, örgüt adına suç işleme yönünden ise 6352 sayılı Yasanın 85. maddesinde, TCK 220/6 maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle sanığın hukuki durumunun yeniden takdir ve değerlendirilmesinin zorunlu olduğu“ düşüncesiyle bozma kararı verdiği, Dosyanın suç yeri itibariyle Batman’a gönderilmesi üzerine,...2. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda; silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan temyiz incelemesine konu olan mahkumiyet hükmünün verildiği, terör örgütünün propagandasını yapma ve 2911 sayılı Kanuna (32/1 maddesine) muhalefet suçlarından ise 6352 sayılı Kanunun geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği tespit edilmiştir. Bu karara muhalefet etmemizin sebebi; 27.02.2019 tarih, ...Karar sayı ile sanık sanık ... hakkındaki kararın oy çokluğuyla onanmasına karar verildiği, karara tarafımızca muhalefet edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bu karara karşı 20.06.2019 tarih, 16-2015/63178 sayı ile itirazı üzerine dosya yeniden esasa kaydedilerek Dairemizin 2021/937 Esas numarası üzerinden yürütüldüğü, Dairemizce yapılan inceleme sonucunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmeyerek oy çokluğuyla itirazın reddine karar verildiği, Bu karar daha önce yazdığımız muhalefetten sonra Anayasa Mahkemesinin 10.06.2021 tarih, 2014/6548 başvuru nolu Hamit Yakut kararı da dikkate alınarak muhalefet yazılmıştır. Kısaca; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesinin 14.11.2007 tarihli Işıkırık / Türkiye (Başvuru no: 41226/09) kararında ve Anayasa Mahkemesinin 10.06.2021 tarih, 2014/6548 başvuru nolu Hamit Yakut kararında 2911 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından mahkumiyet hükmü kurulsa bile kanunilik, öngörülebilirlik ve ulaşılabilirlik ilkeleri doğrultusunda sanık hakkında örgüt adına suç işleme suçundan kaynak suç olarak kabul edilemeyeceği ve sanığın cezalandırılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sanık hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen terör örgütünün propagandası ve 2911 sayılı Kanunun 32/1 maddesine muhalefet suçlarının örgüt adına işlenmiş oldukları kabul edilerek, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan TCK'nın 314/3, 226/6 delaleti ile 314/2 maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmü Dairemizce oy çokluğu ile onanmıştır. Oysa, sanığın örgüt adına işlediği kabul edilen 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapma, 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanunun 7/4. maddesinde yazılı suçlardan olduğu, dolayısıyla örgüt adına suç işleme suçunun kaynağı olamayacağı kabul edildiği halde mahkemece bu suçun da kaynak suç olarak kabul edildiği ve 2911 sayılı Kanunun 32/1 maddesine muhalefet suçları ilk derece mahkemesi tarafından 6352 sayılı Kanunun geçici 1’inci maddesi kapsamında “sair düşünce açıklaması” olarak kabul edilmiş ve bu suçlar yönünden kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiştir. Hal böyle iken, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen söz konusu suçların terör örgütü adına işlenmiş kaynak suç kabul etmek mümkün değildir. Çünkü ortada bir mahkumiyet kararı yok yani suç işlediği tespit edilen bir kişi yoktur. Çoğunluk ile görüş farklılığımız kanuni düzenlemenin (kanunilik) öngörülebilirlik, uygulanışı ve yorumlanışına ilişkin olmak üzere üç noktada toplanmaktadır; 1-Hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen yani suç işlediği bir mahkumiyet hükmü ile tespit edilmemiş olan kişinin örgüt adına suç işlediği kabul edilebilir mi? - Örgüt adına işlendiği kabul edilen suçlar yönünden 6532 sayılı Kanunun geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiş iken, söz konusu suçların terör örgütü adına işlendiğini ve hatta söz konusu suçların işlendiğini kabul etmek mümkün değildir. Türk Ceza Kanununun 220/6 maddesinde yer alan “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi” olarak tarif edilen suç işleyen kişi kimdir? Hukukumuzda ve insan haklarına saygılı tüm hukuk sistemlerinde bu kişi, hakkında mahkumiyet hükmü verilen kişidir. Dolayısıyla, beraatine hükmolunan ya da hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen kişiyi suç işleyen kişi olarak kabul edemeyiz. Bu hususta, öğretide de “Madde 220/6’nın tatbiki için örgüt adına işlenen eylemlere suç duyurusunda bulunması yetmez, dava açılıp cezalandırılmalıdır”, “Sanığın TCK 220/6 hükmünden sorumlu tutulabilmesi için eylemin örgüt adına işlendiğinin ispatı gerekir”, “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçunda cezalandırılabilmesi için işlediği Mahkeme kararıyla tespit edilen suç olmalıdır” denilmektedir (Mikael Lyngbo, Prof. Dr. Feridun Yenisey, Yrd. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Yrd. Doç. Dr. Önder Tozman, Yrd. Doç. Dr. Kemal Şahin, "Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü”, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi Ortak Projesi, Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, 2014, s. 157 vd.). Ceza Genel Kurulunun, Dairemizin ve Yargıtay’ın diğer Dairelerinin istikrarlı uygulamalarından 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasına göre verilen kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin karar anılan maddenin 4. fıkrası ile CMK‘nın 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi hükmü karşısında durma kararı niteliğinde kabul edilmiştir. Kovuşturmanın ertelenmesi kararı her şeyden önce bir hüküm değildir. Zira, CMK’nın duruşmanın sona ermesi ve hüküm başlıklı 223/1 maddesinde “-duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı hükümdür” madde düzenlemesinde görüldüğü gibi kovuşturmanın ertelenmesi kararı bir hüküm değildir. Bu nedenle de bir suçun işlendiğini ve suç işleyen kişinin tespitini kanıtlayan belge olarak kabulü mümkün değildir. Dairemizin istikrarlı uygulamalarında örgüt adına işlenen suçlarda araç suçların zaman aşamasına uğraması beraat kararı verilmesi halinde üyelik suçundan mahkumiyet kararları verilemeyeceği kabul edilmiştir. Yapılan bu açıklamalardan sonra, eldeki davada oluğu gibi örgüt adına işlediği suç hukuken tespit edilememiş olan kişinin örgüt adına suç işlediğinin kabul edilip edilemeyeceğinin kanuni düzenlemeler, yargısal kararlar ve öğretideki görüşler çerçevesinde incelenmesinde yarar görmekteyiz. Dosyadaki uyuşmazlığın esasını oluşturan ve 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun "Dava ve cezaların ertelenmesi" başlıklı geçici 1’inci maddesine göre; “(1) 31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, Karar verilir. (2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur. ... (5) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması hâlinde dahi, bu madde hükümleri uygulanır. … (8) Bu madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararlarının verildiği hâllerde, bu suçlar 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun erteleme ve tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulmaz”. Söz konusu maddenin gerekçesinde de; "Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen İfade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilemez bir hak olarak kabul edilmektedir. İleri demokrasilerin 'olmazsa olmaz şartı' olan ifade ve basın hürriyeti, birçok hak ve hürriyetin temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş. Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Görüldüğü üzere, 6352 sayılı Kanunun Geçici 1’inci maddesinde yer alan düzenleme ile 31 Aralık 2011 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, soruşturma evresinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine, kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine karar verilebilmesi için suçun; 1- 31.12.2011 tarihine kadar işlenmiş olması, 2- Basın yayın yoluyla veya sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle gerçekleştirilmiş bulunması, 3- Adli para ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektirmesi, şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında, hakkındaki kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen kişinin kararın verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkradaki kapsama giren yeni bir suç işlememesi halinde kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verileceği, aksi durumda ise soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Mahkemeler tarafından bu kanun yürürlüğe girdikten sonra tensip ile bile 6352 sayılı yasanın geçici 1. maddesi gereğince kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildiği veya devam eden yargılamalarda bu suçlardan kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği, deneme süresi olarak tespit edilen 3 yıllık süre içerisinde şüphelinin herhangi bir suç işlemesi halinde dava dosyası yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda beraat kararı veya düşme kararı verildiği takdirde ortada örgüt adına suç işleme suçuna kaynak olarak kabul edilen suç kalmayacağından örgüt adına suç işleme suçunun da dayanağı kalmayacaktır. Peki bu durumda yapılması gereken nedir ? Ceza Genel Kurulunun, Dairemizin ve Yargıtayın diğer Dairelerinin istikrarlı uygulamalarından 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasına göre verilen kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin karar anılan maddenin 4. fıkrası ile CMK‘nın 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi hükmü karşısında durma kararı niteliğinde karar olarak kabul edilmiştir. Bu durumda terör örgütü adına suç işleme suçunun kaynağı kabul edilen suçun işlendiğinin mahkeme kararı ile tespiti zorunlu olduğundan, örgüt adına suç işleme suçunun yargılamasının bu husus bekletici sorun yapılarak, yani bu suç hakkında da durma kararı verilerek kaynak suçtan mahkumiyet kararı verildiği takdirde (bu suçta da mahkumiyet verilmesi hukuken zorunlu olan bir durumdur.) Yani kaynak suç yokken bu suçun varlığını kabul ederek örgüt adına suç işleme suçundan ceza verilmesi mümkün değildir. Ayrıca kaynak suçtan beraat etme veya düşme durumunda da örgüt adına suç işleme suçundan ceza verilemeyeceği aşikardır. Nitekim; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarındaki “yasayla öngörülen” kavramından ne anlaşılmalıdır sorusuna Sunday Times- Birleşik Krallık no:6538/74, 26/4/1979 tarihli sayılı kararında cevap vermiştir. -Ulaşılabilir, -Öngörülebilir... olması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi A. Tamer Akçam- Türkiye (TCK m. 301), No:27520/07, 25/10/2011, Cengiz ve diğerleri- Türkiye (Internet), No:48226/10, 01.12.2015 tarihli kararlarında yasaların öngörülebilir ve ulaşılabilir olmadığı sonucuna ulaşarak ihlal kararları vermiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma hakkını kullandığı sırada bu kanuna aykırı davranması nedeniyle failin ayrıca “örgüt adına suç işleme” suçundan cezalandırılması sonucunu doğuran bu düzenleme AİHM kararlarında sıkça vurgulanan ve üzerinde durulan kanunun öngörülebilirlik ilkesine açıkça aykırılık taşıması nedeniyle sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da ihlali niteliğindedir. (Sunday-Times, Birleşik Krallık, No: 6538/74) Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairemizin istikrarlı uygulamalarında örgüt adına işlenen suçlarda araç suçların zaman aşamasına uğraması, düşme ve beraat kararı verilmesi halinde üyelik suçundan mahkumiyet kararları verilemeyeceği kabul edilmiştir. -Ayrıca Terör örgütü propagandası yapmak suçunun örgüt adına işlenen suç olarak kabul edilerek sanık hakkında TCK 226/6 ve 314/3 maddeleri delaleti ile 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasının yasal olarak mümkün olmadığı zira, 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Yasanın 8. maddesi ile 3713 sayılı Terör ile Mücadele Kanunu 7'inci maddesine 4. fıkra eklenmiş ve bazı fiiller TCK 220/6 maddesi kapsamında çıkartılmıştır. Söz konusu fıkraya göre, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına işlenen 3713 sayılı Yasanın 28/1 maddesinde yer alan yasa dışı gösteri yürüyüşleri düzenlemek ve bunlara katılmak ile 7/2 maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işleyenler hakkında ayrıca TCK'nın 220/6 maddesinde tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez, hükmü gereğince terör örgütü propagandası yapmak suçu örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçuna kaynak olarak kabul edilemez. Yerel mahkemenin 2911 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından 6352 sayılı Yasanın geçici 1. maddesine istinaden kovuşturmanın ertelenmesine karar verdiği, ancak temyize gelen örgüt adına suç işleme suçunda ise mahkumiyet kararı verdiği tespit edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da daha önceki muhalefetimizde belirttiğimiz gibi; "Örgüt üyesi olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işlemek suçunun doğası gereği, suçun failinin terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmaması ve işlediği suçu bu terör örgütü adına işlemesinde zorunluluk bulunmaktadır. O halde örgüt adına işlendiği iddia edilen bir diğer suçun varlığının yargısal bir faaliyet sonucunda kesin olarak belirlenmesinde de zorunluluk bulunmaktadır. 6352 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararlarının, bu kararlara konu eylemlerin örgüt adına işlenmiş suç niteliğinde olduğunun tespiti için yeterli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 6352 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararlarının niteliğine bakıldığında Yargıtay 16. Ceza Dairesinin istikrarlı olarak 6352 sayılı Yasa gereğince verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair kararların "durma niteliğinde" olduğu belirtildiği (16.11.2015 tarih, 2015/5695 E, 2015/5225 K.) Durma kararlarının hangi hallerde verileceğine dair CMK 223. maddenin 8. Fıkrasında soruşturma veya kovuşturmanın şarta bağlandığı, ancak bu şartın henüz gerçekleşmediği hallerde şartın gerçekleşmesini beklemek için durma kararının verileceği hüküm altına alınmıştır. O halde; kovuşturmanın ertelenmesi kararı ile sanığın 6352 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde yazılı suçlardan birini kovuşturmanın ertelenmesi kararının verilmesinden itibaren üç yıl içinde işleyip işlemediğine bakılacak, bu suçlardan birini işlemez ise kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden sanık hakkında düşme kararı verilecektir. Kovuşturmanın ertelenmesi kararı soruşturma veya kovuşturma şartına bağlandığı durumlarda soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme atılı suçun sabit olup olmadığına bakılmaksızın soruşturmanın ve kovuşturmanın ertelenmesine karar vermek zorundadır. Kovuşturma yapamayan mahkemenin, örgüt adına işlediği iddia olunan ve 6352 sayılı Yasa 1. madde kapsamında kalan suçlar yönünden suçun unsurlarının varlığına ya da yokluğuna dair bir tespitte de bulunamayacağı, işin esasına girmeden atılı suçtan beraat hükmü verecek durumda olsa dahi kovuşturmanın ertelenmesine arar vermesi gerektiği, bu nedenle kovuşturmanın ertelenmesine dair kararların örgüt adına işlenmiş bir suçun varlığının kabulüne esas alınamayacağı, esasen kovuşturma şartının gerçekleşmediği hallerde de düşme kararı verileceğinden, örgüt adına suç işlediği iddia olunan kişinin örgüt adına işlendiği iddia olunan suç yönünden yargısal bir tespitin de yapılamayacağı gözetildiğinde, terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunun temelsiz kalacağı, bu nedenle bu suçtan mahkumiyet hükmü kurulamaz." Kaldı ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesinin 14.11.2007 tarihli Işıkırık / Türkiye (Başvuru no: 41226/09) kararında ve Anayasa Mahkemesinin 10.06.2021 tarih, 2014/6548 başvuru nolu Hamit Yakut kararında 2911 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından mahkumiyet hükmü kurulsa bile kanunilik, öngörülebilirlik ve ulaşılabilirlik ilkeleri doğrultusunda sanık hakkında örgüt adına suç işleme suçundan kaynak suç olarak kabul edilemeyeceği ve sanığın cezalandırılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu konudaki ayrıntılı açıklamaları muhalefet şerhinin ileriki safhasında açıklanacaktır. 2-Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin örgüt üyesi gibi cezalandırılabilmesi için işlemiş olduğu suçun 3713 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde sayılan suçlardan olması gerekir mi? 3713 sayılı TMK'nın Terör amacı ile işlenen suçlar başlıklı 4. maddesi: Aşağıdaki suçlar 1'inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere “kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde”, terör suçu sayılır: a)Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117,118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319'uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. b)10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. c)31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. ç)10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. d)Anayasanın 120'nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. e)21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç) şeklinde düzenleme yapılmıştır. Görüldüğü gibi kanun koyucu terör amacıyla işlenen suçları tek tek katalog olarak saymıştır. Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılan suçlardan birini işlenmesi gerekir. Kanun koyucumuz 3713 sayılı Kanunun ‘Terör amacıyla işlenilen suçlar’ başlıklı 4’üncü maddesinde; TCK'da düzenlenen adli suçların kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör amacıyla işlenen suç sayılacağını kabul edip, bu suçları katalog halinde tek tek saymasına rağmen 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununa muhalefet suçlarını bu maddede saymamıştır. Bununla birlikte, aynı kanunda düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kolluğa direnme, çekim yapan kolluk görevlilerini engelleme (TCK. m.265), yürüyüş sırasında silah taşıma (6136 sayılı Kanuna muhalefet), mala zarar verme (TCK. m.151, 152), izinsiz tehlikeli madde bulundurma (TCK. m.174) Genel Güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (TCK m.170) eylemlerinin “düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenmediğinde şüphe yoktur. Ancak, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında bu eylemlerin gerçekleşmiş olması toplantı ve gösteri yürüyüşünü sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemi olduğunu gerçeğini de değiştirmeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 tarihli 2014/9-147-376 sayılı kararları). Görüldüğü üzere 2911 sayılı Kanunun asıl olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmayı düzenleyen gerek 32/1 gerekse 33/1 maddelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmanın yanında gerçekleştirilen diğer fiillerin başka suçları oluşturması halinde gerçek içtima kuralları uygulanarak cezalandırılması gerektiğinde sadece toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma kapsamında kalan eylemelere ilişkin bölümün düşünce ve kanaat açıklama yöntemi olduğu kabul edilmelidir. (Ceza Genel Kurulu 11.07.2014 tarihli 2013/9-386-353, 16.09.2014 tarih 2014/9-96-375 sayılı kararı) Silahlı örgütler açısından uygulanabilen bu hükmü düzenleyen kanun koyucunun amacının, örgütün organik yapısına katılmayan dışarıdan kişilerin, her ne şekilde olursa olsun, örgütün hayatta kalmasına veya güçlenmesine katkı sağlayacak biçimde örgüt adına suç işlemesini önlemek olduğu söylenebilir. Yine, bu hükmün düzenleniş amacının kamu barışını bozan suçlarla etkin mücadele etme gayesi olduğu da söylenebilir. Kanun koyucu burada tercihini yaparak hangi suçların terör amacıyla işlenebilen suçlar olduğunu tek tek katalog halinde saymak suretiyle bunun dışındaki suç tiplerini bu kapsamda kabul etmemiştir. Zira kanun koyucu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun 3. maddesinde, Türk Ceza Kanunun 302, 307, 309, 311, 312 ,313, 314, 315, 320. maddeleriyle 310. maddenin 1. fıkrasında yazılan suçları doğrudan terör suçları olarak tanımlamıştır. Terör amacıyla işlenen suçları ise 4. maddede katalog halinde tek tek saymıştır. Kanuni sistematik gözönüne alındığında TCK'nın 314. maddesi, TCK'nın 220. maddesine göre daha özel bir düzenlemedir. TMK'nın 4. madde ise TCK'nın 314. maddesine göre daha özel düzenlemedir. Kanun koyucu TMK'nın 4. maddesinde katalog suç sistemini kabul ederek iradesini açıkça ortaya koymuştur. TCK'nın 2/3 maddesindeki düzenlemede olduğu gibi “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerin uygulamasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü de gözönüne alındığında TMK'nın 4. maddesinde sayılan suçlar dışındaki suçların terör amacıyla işlenen suç kategorisine sokulmadığı için bu suçların örgüt adına işlendiği kabul edilerek örgüt üyeliğinden ceza verilmesi mümkün değildir. Bunun dışında kanun koyucu 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklerle ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının bu düzenleme kapsamında olmadığı belirtmiştir. 3713 sayılı Yasada değişiklik yapan 5532 sayılı Yasanın gerekçesi üzerinden kamuoyunda suçların kapsamının geniş olduğu eleştirileri üzerine tasarının değiştirilmiş olması ve yasanın genel gerekçesi dikkate alındığında terör suçlarında örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin örgütü üyesi olarak cezalandırılabilmesi için işlemiş olduğu suçun 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılan suçlardan olması gerektiği, işlenen suçun örgütün amacı doğrusunda yaptığı çağrı sonucunda işlenmesi gerektiği, terör amacıyla işenen suçlarda yasada tek tek sayıldığına göre bu sayılan suçların dışındaki suçların terör amacıyla veya terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenebileceğini kabulünün mümkün olmadığı bu nedenle de terör amacıyla veya terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenemeyecek bir suç işleyen faalin terör örgütü üyesi gibi cezalandırılması mümkün değildir (Prof. Dr. Feridun Yenisey, Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Yrd. Doç. Dr. Önder Tozman, Yrd. Doç Dr. Kemal Şahin, Örgütlü suçlar ve terör suçları- Avrupa Konseyi Ortak Projesi, adı geçen eser s. 157, 158) Kanun koyucu esas itibariyle Anayasamızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve 2911 sayılı Yasada düzenlenen ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki Uluslararası taahhütlerine aykırılık teşkil etmemesi düşüncesiyle ifade ve toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu katalog suçlar arasında saymamıştır. Dolayısıyla birincisi, TMK'nın 4. maddesinde sayılmayan bir suçu örgüt adına işlenmiş terör suçu kabul ederek ayrıca örgüt üyeliğinden cezalandırılmasına karar verilmesi “suçta ve cezada kanunilik ilkesi”ne (kanunsuz suç ve ceza olmaz) aykırıdır. İkinci aykırılık unsuru ise toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan ve bu hakkını kullandığını düşünen kişinin kanunda “ulaşılabilir ve öngörülebilir” şekilde düzenlenmeyen TCK'nın 220/6 ve 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen terör örgütü üyesi olarak cezalandırılması yoluna gidilemez. Üçüncüsü, şiddet eylemi tespit edilemeyen kişinin ihtara rağmen dağılmama eylemi, toplanma özgürlüğü hakkının özünü zedeleyip zedelemeyeceği kararlarının tartışılması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Işıkırık/Türkiye (Başvuru no: 41226/09), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2. Dairesi 14/11/2007 tarihli Işıkırık/Türkiye kararında, Başvuranın TCK’nın 220/6. maddesi ve 314. maddesi uyarınca mahkûm edilmesi hususunda değerlendirme, Müdahale bulunup bulunmadığı hakkında, somut davada Mahkeme, başvuranın bir cenaze törenine ve bir gösteriye katılmasından hareketle TCK’nın 220 § 6 maddesi ve 314 § 2 maddesi uyarınca yasa dışı bir örgüte üyelik suçundan mahkûm edilmesi nedeniyle, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkının kullanımına bir müdahalede bulunulduğunu kanaatindedir. Müdahalenin haklı olup olmadığı hakkında; Bir müdahale; eğer “kanunla öngörülmüş” değilse, Sözleşmenin 11/2 maddesinde ortaya konulan meşru amaçlardan biri ya da birkaçını gütmüyorsa ve bu amaçların gerçekleştirilmesi için “demokratik bir toplumda gerekli” değilse 11. madde ihlal edilmiş olur. Mahkeme yerleşik içtihadına atıf yaparak, “hukuka uygun” ve “kanunla öngörülmüş” ifadelerinin yalnızca ihtilaf konusu tedbirin iç hukukta yasal bir dayanağının bulunmasını gerektirmediğini, aynı zamanda bu dayanağın kanun kavramının niteliklerini taşıması, yani ilgili kişiler için erişilebilir ve etkileri öngörülebilir olması gerektiğine atıf yaptığını hatırlatır (bk. De Tommaso/İtalya [BD], no. 43395/09, § 106, 23 Şubat 2017 ve bu kararda anılan Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve Diğerleri/Bosna-Hersek [BD], no. 17224/11, § 68, 27 Haziran 2017; ve Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiya [BD], no. 931/13, § 142, AİHM 2017 (alıntılar)). Buna ek olarak, yasal normların hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşması gerekmektedir (Örneğin bk. Association Ekin/Fransa, no. 39288/98, § 44, AİHM 2001‑VIII; Ahmet Yıldırım/Türkiye, no. 3111/10, § 57, AİHM 2012; ve Cumhuriyet Vakfı ve Diğerleri/Türkiye, no. 28255/07, § 50, 8 Ekim 2013). Ayrıca, Mahkeme’ye göre “kanun”, yetkili mahkemelerin yorumladığı şekliyle yürürlükte olan hükümdür (bk. Leyla Şahin/Türkiye [BD], no. 44774/98, § 88, AİHM 2005‑XI). Öngörülebilirlik, “kanunla öngörülmüş” ifadesinin getirdiği gerekliliklerden biridir. Mahkeme, öngörülebilirlik koşulunun, cezai sorumluluğun dayanağını oluşturan bir kuralın yalnızca yeterli netlikle ifade edilmesi değil, aynı zamanda, daha da önemli olarak, kamu mercilerinin keyfi müdahalelerine ve bir kısıtlamanın herhangi bir tarafın zararına olacak şekilde kapsamlı olarak uygulanmasına karşı bir koruma tedbiri sağlaması gerektiğini hatırlatır (bk. yukarıda § 57 ve 58). Ayrıca Mahkeme, dava konusu tedbir Sözleşmeyle korunan esas bir hakkın ihlalini teşkil ettiğinden, başvuran hakkındaki cezai hükmün Sözleşme’nin 11 § 2 maddesi kapsamında öngörülebilir olup olmadığı hususunu incelediğini vurgular. Benzer şekilde, 314. madde tek başına uygulandığında, mahkemeler sanığın silahlı bir örgütün “hiyerarşik yapısı” içerisinde suç işleyip işlemediğini değerlendirmektedir. Öte yandan, başvuranın davasında aynı madde 220 § 6 maddesine yollama yapılarak uygulandığında, kendisinin bir hiyerarşik düzen dâhilinde hareket edip etmeme durumu değerlendirme dışında kalmış; yalnızca PKK “adına” hareket ettiği düşünüldüğünden bir silahlı örgüt üyesi olmaktan mahkûm edilmiştir. Özetle, başvuranın davasında görüldüğü üzere, TCK’nın 220 § 6 maddesi uyarınca hapis cezası biçimindeki ağır bir cezai müeyyidenin uygulanmasına yönelik potansiyel bir dayanak teşkil eden eylemler dizisi öyle geniştir ki; hükmün lafzı, bu hükmün yerel mahkemelerce kapsamlı biçimde yorumlanması da dâhil olmak üzere, kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlamamaktadır. Önemli olan başka bir husus ise, Sözleşmenin 11. maddesi kapsamına giren eylemler nedeniyle başvuranın mahkûm edilmesi nedeniyle; başvuran, barışçıl bir gösterici ve PKK yapılanması dâhilinde suç işleyen bir şahıs sıfatları arasında herhangi bir ayrım kalmamıştır. Bir yasal normun böylesine kapsamlı bir şekilde yorumlanışı, yalnızca temel özgürlüklerin kullanılması ile yasadışı örgüt üyeliği durumlarının, üyeliğe dair herhangi bir somut delil bulunmaksızın denk tutulmasına yol açıyorsa, meşru gösterilemez. Mahkeme, terörle mücadelenin yol açtığı zorlukları hafife almamaktadır (bk. Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, § 58, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑IV; ve Döner ve Diğerleri/Türkiye, no. 29994/02, § 102, 7 Mart 2017). Ancak, Mahkemeye göre, başvuranın sırf kamuya açık bir toplantıya katılması ve orada görüşlerini ifade etmesi sebebiyle TCK’nın 220 § 6 ve 314. maddeleri uyarınca cezai olarak sorumlu tutulması, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının özünü ve dolayısıyla demokratik bir toplumun temellerini sarsmıştır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Galstyan, § 117). Mahkeme, somut olayda uygulandığı şekliyle TCK’nın 220 § 6 maddesinin, ifade ve toplanma özgürlüğü haklarının kullanılması üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratmasının kaçınılmaz olduğu kanısındadır. Dahası, söz konusu hükmün uygulanması, yalnızca daha önce cezai olarak sorumlu bulunan kişileri Sözleşmenin 10 ve 11. maddeleri ile korunan haklarını yeniden kullanmaktan caydırmakla kalmayacak, muhtemelen aynı zamanda toplumun diğer mensuplarını da gösterilere katılmaktan ve daha genel manada açıkça siyasi tartışmaya katılmaktan caydıracaktır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Huseynli ve Diğerleri/Azerbaycan, no. 67360/11 ve diğer 2 başvuru, § 99, 11 Şubat 2016; Süleyman Çelebi ve Diğerleri/Türkiye, no. 37273/10 ve 17 diğer başvuru, § 134, 24 Mayıs 2016; ve Kasparov ve Diğerleri/Rusya (no. 2), no. 51988/07, § 32, 13 Aralık 2016). Mahkeme ayrıca bu kararda müeyyidenin çarpıcı düzeyde ağır ve bu kişilerin davranışları ile ciddi şekilde orantısız olduğu sonucuna ulaşmıştır. Yukarıda verilen açıklama ve görüşler ışığında, Mahkeme, TCK’nın 220 § 6 maddesinin uygulanışında “öngörülebilir” olmadığına, zira başvuranın Sözleşmenin 11. maddesi ile korunan hakkına yönelik keyfi müdahaleye karşı başvurana yasal koruma sağlamadığı sonucuna varmıştır (bk. Ahmet Yıldırım/Türkiye, no. 3111/10, §67, AİHM 2012). Dolayısıyla, 220 § 6 maddesinin uygulanmasından kaynaklanan müdahale kanunla öngörülmemiştir. Buna göre, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir. Türk Hukuk Sisteminde esas itibariyle Terörle Mücadele Kanunun 3. maddesinde mutlak terör suçları, 4. maddesinde ise, nispi terör suçları dediğimiz terör amacıyla işlenmiş suçlar incelendiğinde esas itibariyle kişi hak ve özgürlükleri ile ilgili düzenlemelerin bu maddelerin dışında bırakılıp, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü), 10. maddesi (ifade özgürlüğü), 11. maddesi (dernek kurma ve toplantı özgürlüğü) düzenlemeleri esas almış, bu özgürlüklerinin korunması amaçlandığı, oysa ki, sonradan yapılan kısmi düzenlemelerle kanunun sistematik düzeninin değiştirilip bozulmasına sebep vermesi nedeniyle AİHM kararlarına aykırı kararlar verildiği ve bunun sonucunda AİHM’den ihlale ilişkin kararlar çıktığı tespit edilmiştir. Yine, bırakın soruşturma ve kovuşturmanın ertelenmesi kararlarını, yani sanık hakkında kaynak suçtan (öncü suç) bir mahkumiyet kararı tesis edilmeden örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırma olamayacağı çok açık ve net iken Anayasa Mahkememiz ayrıca kaynak suçtan cezalandırma olsa bile sanık hakkında örgüt adına suç işleme suçundan ceza verilemeyeceğini açıkça benimsemiştir. Nitekim; Anayasa Mahkemesinin 10.06.2021 tarih, 2014/6548 başvuru nolu Hamit Yakut kararında konuyu tüm ayrıntılarıyla inceleyerek; "Bunun yanında somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun örgüt adına işlediğini kabul ettiği kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçu yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir (bkz-17). 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiği belirtilmiştir. Bu çerçevede kanunun açık hükmü gereği herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının somut olayda olduğu gibi başvurucunun terör örgütü üyeliği suçuyla cezalandırılmasına yol açan bir suça esas alınmış olması da 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında düzenlenen başvuruya konu suçun ne denli kapsamlı yorumlandığını gösteren bir başka husustur. Bir kanun hükmünün böylesine kapsamlı bir şekilde yorumlanması, normal zamanlarda temel hak ve özgürlüklerin kullanılması nedeniyle örgüte üye olmak gibi son derece ağır bir isnada doğrudan neden olmayacak bir kusuru tek dayanak gösterilerek -üyeliğe dair herhangi bir somut delil bulunmadığı halde- bir kişinin terör örgütü üyesi gibi cezalandırılmasına neden olmaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi kişilerin anayasal hak ve özgürlüklerini kullanmaları esnasında işledikleri suçlardan dolayı 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının bu şekilde uygulanması suretiyle mahkum edilmelerinin özellikle ifade ve toplanma özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yaratması kaçınılmazdır (bkz- 55/ix, 69, 93, 110; ayrıca uygulanan cezaların kişilerin benzer toplantı veya gösterilere katılmasında caydırıcı etki doğurabileceğine ilişkin değerlendirmeler için uyduğu ölçüde bkz. Gürkan Demirtaş, B. No: 2016/12475, 28/11/2019, 37; Hayriye Özde Çelikbilek, B. No: 2016/13542, 24/10/2019, 37). Söz konusu hükmün uygulanması yalnızca daha önce cezalandırılmış kişileri Anayasa'nın 26. ve 34. maddeleri ile korunan haklarını bir daha kullanmaktan caydırmakla kalmaz, hiç kuşkusuz aynı zamanda toplumun diğer mensuplarını da düşüncelerini serbestçe açılamaktan ve toplantı ve gösterilere katılmaktan caydırır (bkz-69). Cezalandırılma korkusunun doğurduğu caydırıcı etki toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açar ve hiç kuşkusuz çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine de engel olur (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/176345, 26/7/0219, 135; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, 79). Bu şekilde cezalandırılmalar anayasal haklar üzerinde yarattığı büyük caydırıcı etki nedeniyle meşru görülemez (bkz-55/viii, ix). Yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ışığında somut olayda başvurucu hakkında uygulandığı haliyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin (6) numaralı fıkrasının içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olduğundan söz edilemez. Çünkü söz konusu hüküm, Anayasa'nın 34. Maddesi ile korunan anayasal hakkına yönelik keyfi müdahaleye karşı başvurucuya yasal bir koruma sağlayamamaktadır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 5237 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin (6) numaralı fıkrasının uygulanmasından kaynaklanan müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı kanaatine ulaşmıştır." Kanunumuz sistematiğine uygun olarak ve kanunun düzenlenişi, amacı, gerekçeleri dikkate alınıp uygulamalar yapıldığı zaman herhangi bir ihlalin olmayacağı düşüncesindeyiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şiddet içeren eylemleri hiçbir şekilde özgürlük kullanımı kapsamında kabul etmemektedir. Ancak; kanunilik ve öngörülebilirlik koşullarının oluşmasını aramaktadır. Açıklanan gerekçelerle mahkeme kararında sanığa isnat edilen, 1- 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapma suçunun 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanunun 7/4. maddesinde yazılı suçlardan olduğu, dolayısıyla örgüt adına suç işleme suçunun kaynağı olamayacağı, (kanuni düzenlemeye aykırılık) 2- 2911 sayılı Kanunun 32/1 maddesine muhalefet suçları ilk derece mahkemesi tarafından 6352 sayılı Kanunun geçici 1’inci maddesi kapsamında “sair düşünce açıklaması” olarak kabul edilmiş ve bu suçlar yönünden kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiştir. Hal böyle iken, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen söz konusu suçların terör örgütü adına işlenmiş kaynak suç kabul etmek mümkün değildir. Çünkü ortada bir mahkumiyet kararı yok yani suç işlediği tespit edilen bir kişi yoktur. (Kovuşturma şartının gerçekleşmemesi) 3- Örgüt adına suç işleme suçu yönünden; 2911 sayılı Yasanın 32/1 maddesine muhalefet (toplantı ve gösteriye katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etmek) suçunun kaynak suç kabul edilerek sanığın “örgüt adına suç işleme” suçundan cezalandırılması "kanunilik", “öngörülebilirlik” ilkesi ve yine “orantılılık” ilkesine, Anayasa, AİHS, yasalarımız ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ve Ceza Genel Kurulu kararlarına aykırı (kanunilik şartının gerçekleşmemesi) olduğundan, kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.