1982 Anayasası Madde 137

1982 Anayasası 137. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 137 – Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. [75] Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yargı I. Genel hükümler A. Mahkemelerin bağımsızlığı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

45 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2021/15273 E., 2022/4226 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer
3. Ceza Dairesi         2021/15273 E.  ,  2022/4226 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2019 tarih ve 2018/14 - 2019/152 sayılı kararı Suç : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, cebir şiddet ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kasten yaralama, kasten öldürmeye azmettirme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, nitelikli tehdit, mala zarar verme ve kamu malına zarar verme Hüküm : 1- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 2)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 3)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 39/1, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 4)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5237 sayılı TCK'nun 30/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 5)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 6)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile haklarında hata hükümleri uygulanan ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçundan ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 7)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında üzerlerine atılı kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 8)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 9)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 10)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 11)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 12)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62/1, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 13)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 14)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 15)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 16)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 223/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 9 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 17)İlk derece mahkemesince sanık ...'un 5237 sayılı TCK'nın 86/1-3-e, 87/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 18))İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 19)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 20)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince (iki kez) 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 21)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 22)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 23)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 24)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl 10 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 25)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 26)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 27)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 28)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 29)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 30)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'nın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 31)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 18 yıl 9 ay, sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesi uygulanmayarak 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 32)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın mala zarar verme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraati kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 33)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 34)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 35)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçlarından açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 36)İlk Derece Mahkemesince sanık ...'ın kasten yaralama suçundan açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 37)Maktul ... mirasçıları istinaf başvurusu vekilinin üzerine maktul ...'in öldürülmesi nedeni ile temyiz incelemesinde olan Ankara 17.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/109 esas sayılı yargılamasında ... ... hakkında hüküm kurulduğundan maktul mirasçıları vekilinin maktul ...'in öldürülmesi olayı nedeni ile yapmış olduğu istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar 38)... vekilinin atılı suçlardan kurumun doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığından ... vekilinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar 39)Katılan T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ... vekilinin Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçu dışındaki diğer suçlardan verilen hükümlere yönelik istinaf başvurularının, sanıkların üzerine atılı ve yukarıda sayılan suçlar dışındaki diğer suçların niteliği itibariyle, suçtan doğrudan zarar görmeyip davaya katılma ve istinaf hakkı bulunmadığından katılanlar vekillerinin istinaf taleplerinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar Temyiz edenler : T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekili, ... vekili, Maliye Hazinesi vekili, ... Hava Yolları A.O. vekili, BAM Cumhuriyet savcısı, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Savcı, ..., ..., ..., ...,... müdafileri, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanıklar müdafileri Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: I- A) T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları, TBMM Vekilinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçları dışındaki diğer suçlardan verilen hükümler, ... vekilinin sanıklara atılı tüm suçlara ilişkin kurulan hükümler, katılma talepleri ilk derece mahkemesince reddedilen bir kısım katılanlar ile katılma talepleri değerlendirilmeyen Fatih Karaca ve ... vekillerinin ayrıca bir kısım katılan ve müştekiler ile bunların müdafiilerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, nitelikli olarak iş yeri dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının reddine dair bölge adliye mahkemesi kararına yönelen temyiz taleplerinin incelenmesinde; Atılı suçlarının nitelikleri itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına imkanlarının bulunmadığı gerekçesine dayanan Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurularının reddine dair kararlar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, B) 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 3.Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 4. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 5. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, 6. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın kasten yaralama, 7. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı nitelikli tehdit, 8. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin mala zarar verme ve kamu malına zarar verme, 9. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün nitelikli tehdit, 10. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ün üzerlerine atılı mala zarar verme suçlarından, İlk derece mahkemesinin atılı suçlarla ilgili olarak verdiği ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının, anılan suçların 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak sayılan suçlardan bulunmamasına nazaran CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan, C) Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının; 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından, 2. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 4. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 5. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 6. ... hakkında nitelikli tehdit suçundan, CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR hükümleri ile, 7. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü üyesi olma ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarından, Beraatlerine dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair kararlara ilişkin temyiz taleplerinin incelenmesinde, İstinaf mahkemelerinin sisteme dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sayılı yasa CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305) da farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda, tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru no: 26986/03, 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru no: 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının bölge adliye mahkemesi kararını yasal süresi içinde ancak “... söz konusu ilk derece mahkemesi hükmü ile ilgili "İstinaf Başvurularının Esastan Reddine" ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi kararının isabetli olmadığı” şeklinde genel ifadeler ile ve sebep bildirilmeksizin temyiz ettiği anlaşılmakla, CMK 298. maddesi uyarınca temyiz talebinin REDDİNE, II) Diğer temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, bölge adliye mahkemesince haklarında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen ... ve ... yönünden hükümlerin niteliğine göre şartları bulunmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, tanık beyanları ve gerekçe içeriğine göre dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek yapılan incelemede; Genel olarak Anayasayı ihlal suçu ve somut darbe teşebbüsü: Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Somut olayın, devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlar ile aralarındaki geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle anılan kanunun 314/2. maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan, dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddesinde de TCK’nın 220/5. maddesine paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765-2019/8453 karar sayılı kararında yer verildiği üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, ... Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı ... Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevketmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde madunada faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiç bir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir.(AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.) Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı) TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez(TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.) Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir.(Koca-Üzülmez, age s.344) Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında genel olarak 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen kalkışma olayı değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Genel olarak: 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personelin katılımıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde üstleri tarafından kullanılan erlerin de bulunduğu bir vakıa olmasına ve suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı yasanın 37-39.maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran: a- Sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun; Örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail", b-Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmaları, c-Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, -Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı tespit edilirken, olağan dönemlerde de aranan,failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihi itibariyle yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmesi, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirme ile belirlenmeli, -Bu değerlendirmeler yapılırken, askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin “ast” kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı da gözetilmelidir. Bölge adliye ve ilk derece mahkemelerince Meydana Gelen/Sübutu kabul edilen olayların özeti: 1. BÖLÜM: DARBE TEŞEBBÜSÜ ÖNCESİNDE ANKARA ve İSTANBUL İLLERİNDE YAPILAN TOPLANTI VE HAZIRLIKLAR: Genelkurmay Karargâhı ve Kuvvet Komutanlıkları ile önemli ve stratejik konuma haiz Askeri Birliklerin Ankara ve İstanbul'da konuşlu olması nedeniyle, ülke çapında meydana gelen darbe teşebbüsünde, bu teşebbüse yönelik faaliyetlerin ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara illerinde yoğunlaştığı, en çok can kaybı ve maddi zararın da bu illerde ortaya çıktığı, Kendisini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandıran illegal oluşumun İstanbul ve Ankara illerindeki planlamalara önem ve öncelik verdikleri, 15.07.2016 tarihi öncesinde Ankara ilinde örgüte (FETÖ / PDY) müzahir şüpheli/sanıkların evlerinde bir takım toplantılar gerçekleştirildiği, bu toplantılarda darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetlerin planlamalarının yapıldığı, Ankara ilinde bulunan 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına Tabur Komutanı olarak atanan ve ancak henüz fiilen görevine başlamayan Yarbay ...'ın beyanına göre 11.07.2016 günü sabah saatlerinde 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Tabur Komutanı olarak görev yapan Kurmay Yarbay ...’nin, devresi olan ...’ı telefonla arayarak katılış işlemlerini erken gerçekleştirmesi gerektiğini söylediği ve konuyu görüşmek üzere ...’ı acilen Ankara iline çağırdığı, ...’ın ...’nin çağrısına uyarak aynı gün akşam saat: 18.00-19.00 sıralarında Ankara iline gittiği, burada AŞTİ otogarında ... tarafından karşılandığı, ikilinin araçla Ankara Merkez Orduevine gittikleri ve orada bulunan Yarbay ...'i de araçlarına alarak ...” adresindeki bir konuta gittikleri, bu konutun örgüt mensubu olup halen firarda bulunan ... ve eşi ...’in oturdukları konut olduğu, (Olaydan sonra bu evde yapılan aramada terör örgütünün finans kuruluşu olan Bank ...'ya ait -8- adet hesap belgesi bulunmuştur. ... hakkında yapılan araştırma sonucunda adı geçenin bylock kullanıcısı olduğu, 24.12.2014 tarihi itibarı ile kendisi ve eşi adıncı Bank ... nezdinde açılan hesaplara yüklü miktarda para yatırdığı anlaşılmıştır.) Adresi belirtilen konutta Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığında görev yapan ancak darbe girişimi gecesi 28'nci Mekanize Piyade Tugay komutanı olarak görevlendirilen Tuğgeneral ... ..., Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay ... ..., Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdari Akademisinde müdavim olan Kurmay Albay ..., 28. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığında Kurmay Başkanı olan Kurmay Yarbay ... ve aynı yerde tabur komutanlarından olan Kurmay Yarbay ...'nın bulunduğu, saat: 00.30 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ın da eve gelerek toplantıya dâhil olduğu, Toplantıya katılan personelin çoğunun Harekât ve İstihbarat Ana Bilim Dalında Harekât derslerine giren öğretim elemanı olarak, dış konferansçı olarak gelmelerinden dolayı ... tarafından tanındıkları, yine bir kısmının ... Silahlı Kuvvetlerinde herkes tarafından tanınan - bilinen personel olup kritik görev yerlerinde çalıştıkları, toplantı sırasında Kurmay Albaylar ... ve ... ... tarafından ... Silahlı Kuvvetlerinin topyekûn bir şekilde yönetime el koyacağı, sıkıyönetim ilan edileceği, faaliyetin de bilinmesi gereken prensibine göre gizlilik içerisinde yürütüleceğinin deklare edildiği, faaliyette Ankara ile İstanbul arasında irtibat ve koordinasyon timine ihtiyaç duyulduğu, İstanbul’daki gelişmelerin Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezine aktarılması gerektiğinin ifade edildiği, ...’ın bu işle görevlendirildiği, Toplantıda, Ankara Şehir Haritası üzerinden faaliyetin detaylı planlanmasının müteakip günlerde Tuğgeneral ... ... ve Tugay personeli tarafından birlikte gerçekleştirileceğinin ifade edildiği, Ankara ile ilgili şehir haritasının ikiye bölünerek yarısından Etimesgut’daki zırhlı birliklerin, diğer yarısından ise 28'nci Mekanize Piyade Tugayının sorumluluğunda olacağının belirtildiği, takip eden gece saat: 03.30 sıralarında toplantının sona erdiği, toplantı esnasında hiç kimsenin alınan karalara itiraz etmediği, ...’ın toplantı hitamında aynı konutta konakladığı, • Ertesi gün öğle saatlerinde Kurmay Albay ...’ün hemen çıkmaları gerektiğini söyleyerek ...’ı uyandırdığı, kendi arabasıyla darbe girişiminin İstanbul planlamasını koordine eden şahıslardan olan Kara Kuvvetleri kurumsal gelişim projelerinin hazırlandığı Şube Müdürü Kurmay Albay ... ile bulaşacakları yere götürdüğü, ... tarafından söz konusu yerin sonradan teşhis edilemediği, bu yerde Kurmay Albaylar ..., ... ve Cizre ilçesi Garnizon Komutanı Kurmay Albay ... ... ile buluştukları, buluşmanın akabinde ...’ın bu şahısların buluşma noktasına geldiği araca bindiği, şahısların hep birlikte ... ...’in kullandığı değerlendirilen eve geçtikleri, eve bilahare ... ile aynı birlikte görev yapan ... ...’nun da geldiği, buluşmayla birlikte yapılan ve gece yarısına kadar süren toplantıda, ...'nin şahıslara İstanbul iliyle ilgili planlamayı genel olarak anlattığı, bu kapsamda darbe girişimi sırasında kontrol altına alınacak noktalardan Anadolu Yakasında olanların 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alayı, Tuzla Piyade Okulu ve Kuleli Askeri Lisesi Komutanlıkları, Avrupa Yakasında olanların ise 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilmesine karar verildiği, anlatım sırasında şahısların önlerinde bulunan İstanbul şehir haritasında Hava Harp Okulu tarafından kontrol edilecek noktalar hariç, tüm noktaların fosforlu kalemle işaretli olduğu, işaretli olan bu noktaların; Anadolu yakasında; Sabiha Gökçen Havalimanı, köprülerin Anadolu ayakları, ... Telekom genel merkezi, Tem ve E-5 bağlantı yollarındaki birkaç nokta, Üsküdar Çevik Kuvvet Müdürlüğü, Avrupa yakasında; Atatürk Havalimanı, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü olduğu, • Kalkışma öncesinde bu noktaların stratejik ve kritik noktalar olarak belirlendiği, kalkışma esnasında bu noktaların hâkimiyeti sağlamak için mutlaka kontrol altına alınması gerektiğinin kararlaştırıldığı, toplantıda ...’nin, 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alay Komutanlığı, Tuzla Piyade Okul Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığı, 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilecek noktalar ve bölgeler haricindeki diğer bölgelerin ise, Hava Harp Okulu Komutanlığına bağlı unsurları tarafından kontrol edileceğinin kararlaştırıldığı, ...'nin ayrıca, planlamayla ilgili olarak 2'nci Zırhlı TugayKomutanlığı ve 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı Tugay komutanlığına bağlı birliklerde 23, 6ve 47'nci Alay Komutanlıkları, Piyade Okul Komutanlığı ve Kuleli Askeri Lisesi) tıpkı Mamak 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında olduğu gibi çalışmalar yapıldığını söylediği, ..., ... ve ... ...’na darbe girişimi esnasında İstanbul’da bulunarak Ankara’daki Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezi arasındaki koordineyi sağlama görevini bildirdiği, ... ...’na ayrıca personel arasında irtibat ve koordinasyonu sağlayacak bir Whatsapp grubu kurması, faaliyetin başlamasıyla birlikte grubu aktive etmesi talimatını verdiği (darbe girişiminin başlamasıyla birlikte adı geçen şahıs tarafından "Yurtta Sulh Biziz" isimli Whatsapp grubu kurulmuştur), son olarak kalkışma esnasında bazı kişilerin enterne edileceğinin söylendiği, l'nci Ordu Komutanı ... Dündar ve Harp Akademileri Komutanı Tahir Bekiroğlu başta olmak üzere enterne edilecek personel bilgileri ile İstanbul ile ilgili irtibat kurulacak tüm personel bilgileri ve iletişim numaralarının ...'nin ajandasından ... ...’nun defterine aktarıldığı, bilgilerin aktarılmasını takiben toplantının sona erdiği, ..., ... ve ... ...’nun 13.07.2016 tarihinde İstanbul'a geldikleri anlaşılmaktadır. Ankara ilinde gerçekleştirilen toplantılar sonucunda ..., ... ve ... ...’nun İstanbul ilinde yapılması gereken hazırlıkları organize etmekle görevlendirildikleri ve 13.07.2016 tarihinde bu amaçla İstanbul iline geldikleri, darbe kalkışmasına yönelik olarak İstanbul ilinde bazı toplantılar gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. a) 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında (Maltepe) Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: Darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetler kapsamında 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına büyük önem atfedildiği, zira 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan planlamalar doğrultusunda çok sayıda personelin zırhlı araç, tank, GZPT ve diğer askeri araçlarla FSM Köprüsü, ... Köprüsü, Acıbadem, Fenerbahçe Ordu Evi, Üsküdar Çevik Kuvvet, 1.Ordu Karargâhı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Kartal Köprüsü, Samandıra Gişeleri, Maltepe Kenan Evren Kışlası ve Kadıköy Göztepe Köprüsü gibi bölgelere sevk edildikleri bilinmektedir. • 12.07.2016 günü saat: 22.00 sıralarında 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun bizzat kullandığı 09 Y 3632 plaka sayılı Toyota marka aracı ile Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ...’nın tahsisli resmi plakalı Renault Clio marka araç ile Tuzla Piyade Okul Komutan Yardımcısı Albay ...’in ise kendisine ait ...plaka sayılı beyaz renkli Volkswagen marka araç ile 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, saat: 22:46 sıralarında karargâh binasının komuta katına girdikleri ve akabinde Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun odasında 23:29:02 sıralarına kadar toplantı yaptıkları, bilahare tugaydan ayrıldıkları, Ankara ilinden İstanbul'a intikal eden şahısların ... komutasında doğrudan doğruya 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, ...’in burada Tugay Komutanı ...'ya ne amaçla geldiklerini, darbenin plan ve amacını anlattığı, saat:17.00'da mesai bitimini müteakip ...’nun makam odasının karşısındaki bilgilendirme salonunda bir kısım personelin katılacağı faaliyet planlaması toplantısı yapılmasının kararlaştırıldığı, 13.07.2016 (saat 19.00) - 14.07.2016 (saat 01.30) tarihleri arasında, 2. Zırhlı Tugay Komutanlığının komuta kademesinde yer alan bazı rütbeli personel ile İstanbul ili ve diğer illerde konuşlu başka birliklerden gelen rütbeli asker kişilerin iştirak ettikleri bir toplantının gerçekleştirildiği, bu toplantıda darbe faaliyetlerinin planlandığı, toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., 1. Ordu Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ..., Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Albay ... ..., Kahramanmaraş Garnizon Komutanı Albay ..., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Albay ..., 47. Alay Komutanı Albay ..., Cizre Garnizon Komutanı Albay ... ..., Ankara ilinden gelen Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okulu Komutan Yardımcısı Albay ..., 2. Zırhlı Tugay 2. Tank Tabur Komutanı Yarbay ..., 2. Zırhlı 1. Tank Tabur Komutam Yarbay ..., Harp Akademileri Öğretim Üyesi Yarbay ..., Ankara KKK. Proje Şube Müdürü Binbaşı ... ..., 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı Yarbay ..., 2. Zırhlı Topçu Tabur Komutanı Binbaşı ... ... ve 2. Zırhlı Kurmay Başkanlığı Hareket Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ...’ in katıldıkları, Albay ...’nin Ankara ilinden bilahare gelerek toplantıya iştirak ettiği, elinde çanta bulunduğu halde 13.07.2016 günü saat: 19.44 sıralarında komuta katından makam odalarına doğru yürüdüğü, Albay ...’nın 12.07.2016 tarihindeki toplantıya katılırken 13.07.2016 tarihinde yapılan toplantıya katılmadığı, Tuğgeneral ..., Tuğgeneral ..., Albay ..., Albay ..., Albay ..., Yarbay ... ve Binbaşı ... ...’nun sivil kıyafetli oldukları, tugay personeli olmaları nedeniyle diğer katılımcıların genelde üniformalı oldukları, sadece 23. Motorlu Piyade Alay Komutanı olan Albay ... Köse’nin kışlaya üniformalı olarak geldiği, Toplantıda ilgili birlik komutanları tarafından planlamaya yönelik çalışmaların devam ettiği ve herhangi bir problemin olmadığının ifade edildiği, Toplantının çoğunlukla ...’nin koordinesinde gerçekleştiği, ... ve ...’nin önünde farklı iki harita olup ikisinin haritalarındaki bilgileri kontrol ederek karşılaştırdıkları, bu eşleşmede ... ve ...’nun elindeki haritalarda iptal edilen bölgelerin planlamadan çıkartıldığı, kalan sorumluluk bölgeleri üzerinden birlik Komutanları ile görüşmeler yapıldığı, toplantıda ayrıca faaliyetin 15 Temmuz gecesi ... tarafından başlatılıp koordine edilmesinin kararlaştırıldığı, Tugay ve Alay komutanları ile ... arasında belirlenen sorumluluk bölgeleriyle ilgili hazırlıkların ne seviyede olduğunun görüşüldüğü, Birlik komutanlarının sorumluluk bölgelerine ne kadar personel ve araç - gereç sevk edecekleri, bölgeyi ne şekilde kontrol altına alacakları hususlarının tartışıldığı, faaliyetin ifşa olmaması için personelin birliklerine hangi gerekçelerle çağrılmaları gerektiği ve görev alanlarına hangi gerekçelerle sevk edilmeleri gerektiğinin konuşulduğu, seçenek olarak Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi (KOKTOD) faaliyetleri kapsamında tatbikat yapılacağı ve İstanbul ilindeki muhtelif bölgelerde terör eylemi ihbarı alındığı gerekçeleri üzerinde durulduğu, İstanbul ili Anadolu yakasında bulunan Köprü ayaklarının kontrol sorumluluğunun Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığına verildiği, 2'nci Zırhlı Tugayın zırhlı araçlarla faaliyeti takviye etmesinin kararlaştırıldığı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Üsküdar Çevik Kuvvet ve ... Telekom Bölge Müdürlüğü binasını kontrol altına alma görevinin 2’nci Zırhlı Tugay Komutanlığına, TEM ve E-5 bağlantı yollarından birinin Samandıra’daki 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığına, diğerinin ise Piyade Okul Komutanlığına verildiği, 2. Zırhlı Tugay Komutanı ...’nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları talimatı verdiği, ...'nin ateş açana ateşle karşılık verileceğini tebliğ ettiği, Tuğgeneral ...’in ...’ye Ankara’dan faaliyet öncesi karargâha hazırlık mesajı gelip gelmeyeceğini sorduğu, kalkışmanın emir komuta zincirine uygun olduğu konusunda personelin ikna edilebilmesi için böyle bir mesaj veya emre ihtiyaç olduğunu söylediğini, ...'nin ise bu kapsamda bir mesajın hazırlanması gerektiğini Ankara’ya döndüğünde karargâha ileteceğini, bu yönde bir mesajın yayınlanmasını sağlayacağını söylediği, faaliyetin başlamasından sonra Türkiye genelinde sıkıyönetim listesi yayınlanacağını beyan ettiği, ...'nin ...’ye 6'ncı Alay Komutanı ...’yı bilgilendirmesi, ..., ... ve ...’na benzer bir koordinasyon toplantısının 14.07.2016 günü 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda gerçekleştirilmesi talimatlarını verdiği, Olay günü Tugay Nöbetçi Subayının ... ... olduğu, toplantı esnasında en düşük rütbeli subay olan Yüzbaşı ... ...’in çay servisi yaptığı, içeriye subay sınıfı haricinde başkaca askeri personelin alınmadığı, kamera kayıtlarına (Kamera saatine) göre toplantıya katılanların 14.07.2016 günü saat: 01.45 sıralarında sırasıyla toplantı odasından çıkarak koridora geçtikleri, ...’nun ... ile birlikte karargâhtan ayrıldığı, 14.07.2016 günü saat: 02.30 sıralarında Tugay Karargâhında Nöbetçi Subay ... ... haricinde herhangi bir kişinin kalmadığı anlaşılmıştır. b) 66. Mekanize Piyade Tugayında Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantı sonunda Albay ...’nin, darbe girişimi kapsamında Albay ...'ya yapılan ön bilgilendirme görevini ...'ye verdiği, aynı zamanda Yarbay ..., Binbaşı ... ve Albay ...'e benzer bir koordinasyon toplantısının da 14 Temmuz 2016 günü 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılacağını söylediği, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in 11-18.07.2016 tarihleri arasında izinli olup Antalya ilinde bulunduğu, ... ...'in 11.07.2016 tarihinde personeli olan tanık Osman ...'ı arayarak aynı akşam saat 18:00 da arayarak kendisini Atatürk Havalimanından aldırtmasını istediği, bu kapsamda ... Avcı, ...'nin saat 18:00'da ... ...'i Atatürk Havalimanından alıp Fenerbahçe orduevine bıraktığı, yine aynı personelin 14.07.2016 tarihinde sabah saatlerinde ... ...'i Zeytinburnu'nda bulunan lojmanlardan alarak kışlaya getirdiği, ..., ... ve ... ...'nun 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan toplantı için 14.07.2016 günü saat 10:00-11:00 sıralarında kalmış oldukları ...'a ait evden yola çıktıkları, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na gelip halen firari durumda olan tugay komutanı Tuğgeneral ... ...'in odasında hazır oldukları, Albay ...'in geliş maksatlarını ... ...'e aktardığı, ... ...'in de konu üzerinde çalışıldığını ve herhangi bir problemin olmadığını, her bölgeye gidecek birliklerin planlamasının yapıldığını ve 2.Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi hazırlıkların devam ettiğini bildirdiği, Albay ...'in ... ...'e Ankara tarafından darbe girişiminin 15 Temmuz 2016 olarak belirlendiğini, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantıda bazı sonuçlar çıktığını, isterse bu sonuçları topluca personele aktarabileceğini ifade ettiği, Tugay komutanı ... ...'in darbe girişiminde rol alacak personeli topladığı, bu doğrultuda yapılan toplantıya Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Kurmay Başkanı Kurmay Albay sanık ..., 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., Kurmay Başkan Vekili Kurmay Yarbay Osman AKKAYA, Kurmay Yarbay sanık ..., 66.Mekanize Piyade Tugayı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü Kurmay Binbaşı ... ..., Lojistik Şube Müdürü Kurmay Yüzbaşı ..., Kurmay Yarbay... ve İstanbul İl Jandarma Komutanı olan Albay ...'ın iştirak ettiği, Toplantı günü izinde olan Kurmay Yarbay ...'in bu toplantıya katılmadığı ancak tugay heyetinin 15 Temmuz günü tugayın kışlasında kalmak üzere ...'in de erkenden kışlaya çağrılmasına karar verildiği, © Toplantıda ...'in ''faaliyet'' olarak ifade ettiği darbe girişiminin tarihini 15.07.2016 olarak bildirdiği, Albay ...'in darbe girişimi sırasında haberleşmenin cep telefonu ile yapılacağını, cep telefonunun çekmemesi durumunda telsizle haberleşme yapılacağını, herhangi bir yerden ateş edildiğinde ateşle karşılık verileceğini ifade ettiği, Toplantıda mesainin uzatılması için söylenecek gerekçe seçeneklerinin de tartışıldığı, sonuç olarak tugayda silah kaybı söz konusu olduğunda personelin kışlayı terk edemeyeceğine dair talimat olması dikkate alınarak bu seçenek üzerinde karar verildiği, Toplantıda birliklerin araç, malzeme hazırlığı gibi hususların o tarihe kadar tamamlanacağı, ihtiyaç duyulan sorumluluk bölgelerine yönelik keşif faaliyetinin de icra edileceği hususunun konuşulduğu, Kurmay Albay ...'nin Binbaşı ...'nu telefonla arayarak kendisini askeri hat üzerinden aramasını istediği, tugay komutanı ... ...'in emir astsubayının askeri hattından TAFİCS üzerinden yapılan görüşmede Albay ...'nin akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulunda koordinasyon toplantısı yapılacağını, kendisinin de bu toplantıya katılmak için İstanbul'a geldiğini, bu toplantıya Kurmay Yarbay ..., Binbaşı ..., Albay ... ve harp akademileri komutanlığında öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'ın da katılması gerektiğini söylediği, telefon görüşmesinden sonra devam eden toplantıda sanık ... ...'in Avrupa yakasında gözaltına alınacak kişilere ilişkin ekip kurduğunu, ekibin hazırlık ve koordinasyonunun yapıldığını bildirdiği, ... ve beraberinde gelen ekibin, ...'in sivilleri enterne edeceğini burada öğrendikleri, buna göre bahsedilen enterne faaliyetinin farklı bir kanaldan yapıldığının anlaşıldığı, ...'in konuyla ilgili alınan ifadesinde ... ... tarafından kendisine ... Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Kadir Topbaş, ... Müezzinoğlu ve Fatih Saraç gibi isimlerin yer aldığı bir liste verilerek bu kişilerin gözaltına alınmaları için talimat verdiğini beyan ettiği, ayrıca ... ...'in ajandasından bu kişilerin isimlerinin de el yazısıyla yazılmış olarak çıktığı, toplantının bitimine yakın ...'in ...'a 6. Alay Hasdal kışlasına geçerek alay komutanlarına toplantının yeri ve zamanını söyleyerek toplantıya katılmaları gerektiği talimatını iletmesini emrettiği, toplantı devam ederken Tuğgeneral ... Partigöç'ün tugay komutanı ... ...'in şahsi telefonunu aradığı ve telefona çıkan ... ...'a, ... ...'in kendisini müsait olduğunda askeri hattan aramasını söylediği, ... ...'ın da bu durumu ... ...'e aktardığı anlaşılmıştır. Darbe planlaması yapılırken tugay içerisinde darbe faaliyetleri sırasında emir komuta zincirinin düzgün çalışması için bazı görevlendirmelerde değişikliğe gidildiği tespit edilmiştir. Buna göre; -15 Temmuz 2016 günü Tugay Nöbetçi amirliği nöbeti Üsteğmen Alper KARACAOĞLU'ndan alınarak Harekat ve Eğitim Şube Müdürü olan Binbaşı ... ...’a verilmiştir. Bu görevlendirme Tugay Kurmay Başkanı Yarbay Osman AKKAYA tarafından yapılmıştır. -Topkule Kışlasında görevli olan müşteki Albay Davut ALA, 11 Temmuz 2016 günü Kartaltepe Kışlasına kışla komutanı olarak atanmıştır. -Topkule Kışlasında görevli Tugay Komutan Yardımcısı Albay Nedim ULUSAN, Tugay Komutanı ... ... tarafından yıllık izne çıkarılmıştır, -Tank taburu başta olmak üzere birçok rütbelinin izin tarihlerinde değişiklik yapılmış ve bazı rütbeliler izine çıkarılmıştır. -Olay tarihinde izinli olan veya dış görevlendirmelerde bulunan ..., Kurtuluş KARA gibi bazı personeller göreve çağrılmıştır. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, içerisinde tank ve zırhlı araçları barındırması nedeni ile 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi kapsamında İstanbul'un Avrupa yakasında FETÖ Silahlı Terör Örgütü üyelerince en etkin olarak kullanılan birliklerden biridir. Söz konusu kışlanın Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in, 14.07.2016 tarihinde kışlada yapılan toplantıdan önce darbe girişiminden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Zira ... da ifadesinde, ... ...'in toplantıda hazırlıkların 2. Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi devam ettiğini, konu üzerinde çalışıldığını, herhangi bir problem olmadığını söylediğini bildirmiştir. 14.07.2016 tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda yapılan toplantıda birliklerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan Yerleşkesini, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Yerleşkesini ve Atatürk Havalimanını ele geçirmesi planlanmıştır. Tugay Komutanı ... ... yaptığı bu planlama sonucunda hangi birliklerin nereye, ne kadar kuvvetle gideceği, araçların hazırlanması, depolarının dolu olması ve bakımlarının yapılması, tüm personelin tam teçhizatlı olarak hazır olması, muhabere için telsizlerin hazırlanması ve bakımlarının yapılması, mühimmatın hazırlanması ve dağıtılması, askerlerin atışlarının yaptırılması hususlarında Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., l. Mekanize Piyade Tabur Komutam Kurmay Yarbay ... ve Tugay Karargahında görevli Binbaşı ... ...’a emir vermiştir. Verilen bu emirler de bölük komutanları vasıtası ile personele iletilmiştir. Yapılan tüm hazırlıklar ... ... koordinesi ile gerçekleşmiştir. ... ... bu kapsamda 1996/2 tertip erlerin atışının yaptırılıp yaptırılmadığını sormuş, bu erlerin yeni gelmiş olmaları nedeni ile prosedür gereği atışlarının yaptırılmadığı cevabını aldıktan sonra gerekirse emri değiştireceğini, atışların 15.07.2016 tarihinde yaptırılması emrini vermiştir. Bir gün öncesinden bölük komutanlarına bakım ve birliklerin hazırlanması hususlarında talimatlar veren tabur komutanlarının 15 Temmuz günü de bu hazırlıklara ihtimam gösterdikleri sanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. ... Silahlı Kuvvetlerinde Cuma günü bakıma ayrılmış bir gün olup buna rağmen yeni gelen erlerle birlikte diğer erlere de teamüllere ve planlamaya aykırı olarak 11 nolu atış yaptırılmıştır. Yaptırılan bu atış bir güne sığdırılmış ve yapılmasına da özellikle önem verilmiştir. Yapılan atış faaliyetine usullere aykırı olarak erler ile birlikte rütbeli personel de katılmıştır. Kurmay Albay ... ... atış faaliyetine bizzat nezaret etmiş, atış bölgesine zırhlı araçlarla gidilmiştir. Bu atış bahane edilerek tugaya çok sayıda mühimmat getirilmiştir. Kurmay Albay ... ... toplantıya katılan tabur komutanları aracılığı ile bölük komutanlarına şoförlerin ve araçların listesini vermelerini emretmiştir. Bu şekilde kışla dışına çıkarak darbe girişimine katılacak personel daha gündüz saatlerinde belirlenmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ... koordinesinde verilen bu emirlerin akabinde, normalde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na tayini çıkan, bu nedenle 13.07.2016 tarihinde görevini Yarbay...'e devreden Tank Tabur Komutanı ... darbe girişimi kapsamında kendisine verilen görevleri yerine getirmek için kışlada eski görevinde bırakılmıştır. Kurmay Yarbay..., tank tabur komutanı olarak atandığı halde Lojistik Destek Komutanlığına görevlendirilmiştir. Sanık ..., 14.07.2016 tarihinde bu kapsamda ... ..., ... ve ... ... ile koordineli olarak araç ve personel değişimi konusunda faaliyet yürütmüştür. Bu kapsamda hangi tankların hangi personel ile darbe girişimine katılacağını isim isim belirlemiştir. Tabur komutanları ..., ... ve ... araçların bakımını yaptırtmış, yakıt ikmallerini tamamlatmış, telsizleri ayarlatmış ve mühimmatları aldırtmıştır. Tank Tabur Komutanı ..., Başçavuş ... aracılığı ile tanklara 3'er(üçer) adet tank mermisi dağıttırmış, ayrıca tank taburuna 12.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirtmiştir. Aynı şekilde Piyade Tabur Komutanı olan ... personelinin itirazlarına rağmen Zırhlı Personel Taşıyıcı araçlara kule silahlarını yükletmiştir. Verilen emirler doğrultusunda hazırlanan tanklar 30 Ağustos törenlerine yaklaşık 1,5 ay olmasına rağmen kışla içerisinde hazırlık amacı ile yürütülmüştür. Harp akademisinde öğretim görevlisiyken 66. Mekanize Piyade Tugayına tabur komutanı olarak atanan ancak henüz katılış yapmayan ...'in 14.07.2016 günü yapılan toplantıdan sonra darbe girişiminde yer almak üzere çağrıldığı ve Osman Akkaya ile irtibatlı olarak 15.07.2016 günü saat 02:00 İstanbul'daki Harp akademilerine geldiği, gündüz vakti buluşmak üzere sözleştikleri, saat 09-09:30 gibi Tugaya gelmesinin kararlaştırıldığı, bu şekilde öğleye doğru Tugaya gelen ...'in bir süre kalıp, ayrıntıları yüzyüze öğrendikten sonra gece saat 03:00 da başlayacak darbe faaliyetlerine katılmak üzere ayrılıp dinlenmek üzere tekrar evine gittiği anlaşılmaktadır. 15 Temmuz 2016 günü saat 15:30 sıralarında Baştabya Kışlasında bir silahın kaybolduğu, ikinci bir emre kadar kışlaya giriş çıkışların kapatıldığı, servislerin ikinci bir emre kadar kalkmayacağı bilgisi Kurmay Başkanı Osman AKKAYA'nın emri ile Astsubay Çağlar TOYGAR tarafından birliklere iletilmiştir. Bu emir doğrultusunda personel mesaiyi bırakmayarak kışla içerisinde beklemeye devam etmiştir. Bu sırada 3. Kolordu Komutanlığından personelin cep telefonlarına İstanbul’un birçok ilçesinde bombalı araçlarla büyük çaplı terör saldırıları olabileceği yönünde bir mesaj gönderilmiştir. Aynı gün saat 19:30 sıralarında Kurmay Başkanı Osman AKKAYA kayıp silahın bulunduğunu, ancak 15-16-17 Temmuz günleri ile alakalı kuvvetli eylem istihbaratının olduğunu, bu sebeple tugayın üç gün boyunca hazır kıta olarak görevlendirildiğini, bundan dolayı 15 Temmuz 2016 günü kendisi ile birlikte Binbaşı ... ..., şüpheli Yüzbaşı ... ve Teğmen Latif AĞAÇBACAK'ın mesaiye kalacağını, diğer subay ve astsubayların kendi imkanları ile kışladan ayrılabileceklerini, ancak tugaydaki erbaşların takviye olarak mesaiye kalacaklarını, bu uzmanların silah ve mühimmat alarak ... ...’ın emrine gireceklerini, Astsubay Çağlar TOYGAR'a söylemiş ve bu emirleri birliklere iletmesini emretmiştir. Ayrıca Tabur Komutanı ... da bölük komutanlarına 16.07.2016 tarihinde saat 17:00'a kadar kışlada hazır kıta olarak kalacakları konusunda emir vermiştir. Bu hazırlıklar kapsamında darbeci kanattan olmadığı değerlendirilen üst rütbeli personel kışladan uzaklaştırılarak, alt rütbedeki personelin sevk ve idaresinin tamamen darbeci askerlere geçmesi sağlanmış, alt rütbedeki personele de terör saldırısı olacağı şeklinde bir bilgi empoze edilerek emirlere riayet etmeleri sağlanmıştır. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2.Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak ‘Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin’ şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık 10 dakika sonra ... tekrar arayarak ‘Faaliyet başlasın’ şeklinde emir vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Harekat Merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak ‘Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar’ şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ı, ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizatlı toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek “araç bin” emri vermiştir. ... benzer şekildeki bir konuşmayı bölük komutanlarına da yapmıştır. Olay tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğü Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak görev yapan ancak Harp Akademileri Komutanlığı Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisi kursunda bulunan Albay rütbesindeki sanık ... da “yurtta sulh” Whatsapp grubu üyesi olup 15 Temmuz gündüz saatlerinde akademide darbe girişimi sırasında 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı emrinde görevlendirilmiştir. 15.07.2016 tarihinde 20:45 sıralarında ... ... tarafından aranarak darbe girişiminin erkene alındığı bilgisini alması üzerine acilen 66. Mekanize Piyade Tugayı’na intikal etmiştir. ... tank birliklerinin emir komutasından sorumlu tank tabur komutanı olup darbe girişiminin planlama aşamasında da görev alması nedeniyle, tugay komutanı ... ...’in emri üzerine darbe girişimine katılacak olan araçların nizamiyeye çekilmesi emrini vererek bu noktadan itibaren Atatürk Havalimanının işgal girişimini başlatmıştır. c) Hava Harp Okulunda Yapılan Toplantı: 14 Temmuz 2016 tarihinde Hava Harp Okulu karargaında iki ayrı toplantı icra edildiği, ilk toplantının 14:15-16:35 saatleri arasında yapıldığı tespit edilmiştir. 66. Mekanize Piyade Taburunda yapılan toplantıdan sonra Kurmay Yarbay ...'ın önce Kara Harp Akademileri Komutanlığına giderek öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'a akşam yapılacak toplantının yeri ve zamanını bildirdiği, ayrıca Kurmay Yarbay ...'ın da, Kurmay Albay ... ...'a ''... Silahlı Kuvvetlerinin topyekun yönetime el koyacağını, akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulu'nda yapılacak toplantıda bunun koordinasyonunun yapılacağını, uygun göreceği bir personel ile toplantıya katılmasının Kurmay Albay ... tarafından talep edildiğini'' bildirdiği, Kurmay Albay ... ...'ın toplantıya harp akademilerinde öğretim görevlisi olan Kurmay Binbaşı... ile birlikte katılacağını ifade ettiği, Kurmay Yarbay ...'ın daha sonra 6.Motorlu Piyade Alay Komutanlığı'na geçip burada Kurmay Albaylar ..., ... ve ... ile buluştuğu, darbe girişimi faaliyetinden haberdar olan bu kişilere akşam Hava Harp Okulunda toplantı yapılacağını bildirdiği, *14 Temmuz 2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulunda yapılan toplantıya; Hava Harp Okulu komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., 1.Ordu Komutanlığı Harekat Yarbaşkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ... Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ... ve Binbaşı...'nin katıldığı, Toplantıda Hava Harp Okulu komutanı ...'ın genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini söylediği akabinde ... ve ekibinin ayrı bir salonda toplantıya başladığı, 47.motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6.motorlu Piyade Alayı Eski Alay Komutanı Kurmay Albay ...'nın kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylarda desteklenmesi (KOKDOT) adı altında birlikleri aktive edeceklerini bildirdikleri, toplantıya katılan alay komutanlarının talebi ve diğer katılımcıların ortak değerlendirmesi sonucunda Kara Harp Akademisi öğrenci subaylarının tugay ve alaylara takviye olarak gönderilmesine karar verildiği, Kara Harp Akademisinde öğretim görevlisi olan Kurmay Albay ... ...'ın planlama yaparak öğrenci subayları görevlendirebileceğini bildirdiği, toplantıda 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03:00'da darbe planının icra edileceği toplantının koordinatörlüğünü yapan ..., ... ve ... tarafından tebliğ edildiği, ...'nin 15.07.2016 günü gerçekleştirilmek istenen darbeyi planlamak üzere Ankara'dan İstanbul'a geldiği, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında, Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda ve Hava Harp Okulunda yapılan toplantılarda İstanbul genelince darbe günü kritik bölgelerde konuşlandırılacak olan askeri araç ve personelin planlamasının yapıldığı ve görevlendirmelerin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tugay Komutanı ... ... 14 Temmuz 2016 tarihinde 66.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda yapılan toplantıdan sonra İl Jandarma Komutanı Albay ... ile önce Atatürk Havalimanına gitmiştir. İl Jandarma Komutanı Albay ... Atatürk Havalimanı bölük komutanı olarak görev yapan Jandarma Üsteğmen ...’a ilk olarak kroki üzerinde nerede olduklarını sormuş, daha sonra yine kroki üzerinde devlet konuk evinin yeri, iç hatlar, dış hatlar terminallerinin yeri, Atatürk Havalimanına kaç giriş ve çıkış olduğunu ve yerlerini sormuştur. Jandarma Üsteğmen ... tarafından da sorulan hususlarda bilgi verilmiştir. Tugay Komutanı ... ... ise verilen cevaplara göre krokiyi ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. ... son olarak havalimanında kaç tane kontrol kulesinin olduğunu ve bunların nerede olduğunu sormuştur. Jandarma üsteğmen ... ise kendisinin tam olarak yerlerini bilmediğini belirtmiştir.Bu şekilde ... ... bir gün öncesinden Atatürk Havalimanına giderek darbe girişimi kapsamında keşif yapmıştır. Akabinde ... ... ve ... Hava Harp Okulu Komutanlığı’na intikal etmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Albay ... burada öğlen saatlerinde Hava Harp Okulu Komutanı ... başkanlığında yapılan toplantıya katılmışlardır. Bu toplantıya katılanlardan birisi de Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay rütbesindeki...’dır. Hava Harp Okulu'nda yapılan ikinci toplantıya; Hava Harp Okulu Komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., l.Ordu Komutanlığı Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ..., Binbaşı... iştirak etmiştir. Toplantıda Hava Harp Okulu Komutanı ... genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini bildirmiş, akabinde Tuğgeneral ... ve ekibi ayrı bir salonda toplantıya girmişlerdir. 47. Motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6. Motorlu Piyade Alayı eski Alay Komutanı Kurmay Albay ..., Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi adı altında birliklerini aktive edeceklerini bildirmişlerdir. Saat 03.00 sıralarında karargahtaki toplantıya katılan şahısların araçlarının ard arda çıkış yaptıkları anlaşılmıştır. 15 Temmuz akşamı ...'ya tahsisli Renault Megane 1 askeri aracın saat 21.10'da destek VIP nizamiyeden giriş yapması suretiyle somut olarak ilk hareketlilik başlamış, 21.56'da 2 adet SAT minibüsü, saat 22.08'de 502832 plakalı gri renk Ford Transit araç da destek nizamiyeden giriş yapmış, araçlarla gelen personel, darbe faaliyetine katılmak amacıyla Askeri Apron bölgesinden kalkan Casa uçaklar ile Türkiye’nin farklı yerlerine intikal ettirilmiştir. Saat 23.22'de ... ve ...'ın, ... plakalı gri Citroen marka araç ile hangar içerisine park edilen helikopterin yanına gelmeleri ile hangar bölgesinde de somut olarak ilk hareketlilik başlamış, saat 23.40'ta HHO'na ait ... plakalı beyaz minibüs, Yeni Alay binası önünden almış olduğu ... ..., ... ve silahlı personeli hangarlar bölgesine getirerek personelin yardımı ile helikopter hangardan dışarı çıkarılmıştır. ... tarafından 23.58'de hangarlar bölgesindeki ilk helikopter kalkışı gerçekleştirilmiş, 16 Temmuz 2016 saat 04.39'a kadar ... ve ...'ın kullandığı helikopterler bu bölgede aralıklarla iniş-kalkış yapmış, bu sürelerde kara kuvvetlerine ait Skorsky helikopterlerin de uçuşları gerçekleştirilmiş, bu sayede Havalimanı Smart Kulenin kontrolünün sağlanması ve Havalimanına inecek hava unsurlarına direnilmesi amaçlanmıştır. Destek VIP nizamiyesinde; ..., ..., ..., nöbetçi subay Atğm. ..., ... ... ..., ... ..., ..., ..., ...’nin de bulundukları, saat 23.57 sularında bir ara ..., ... ve 2 kişinin daha nizamiyeden dışarı yöneldikleri ve tekrar içeri giriş yaptıkları, ... tarafından 00.08'de havaya 5-6 el ateş edildiği, nizamiyede bulunan asker şahısların 02.00-06.00 saatleri arasında dışarıdan geçen sivil şahıslara doğru yöneldikleri, bazen megafonla bazen de sözlü olarak ikazda bulundukları anlaşılmıştır. Destek VIP ve hangar bölgesinde hareketliliğin yukarıda tespit edildiği şekliyle cereyan ettiği sıralarda, okul bölgesinde ise; ...'nun, yanında ... ... ... ile sivil kıyafetli olarak saat 23.22'de okul ana nizamiyeden giriş yaparak karargah binası personel girişi yanında durduğu ve hemen akabinde Personel Şube Müdürü ...'ın odasının ışıklarının yandığı, 23.34 itibariyle karargah önünden ayrıldığı, 23.38'de de destek VIP nizamiyeden giriş yaptığı, ...'nun darbe girişimi faaliyetlerinde aktif olarak bulunduğu belirlenmiştir. 16 Temmuz 2016 saat 04.12'de 2 adet Cougar helikopter sahil bölgesindeki helikopter pistlerine iniş yapmış, saat 04.25'ten 06.48'e kadar askeri hareketlilik yaşanmış, bu şahısların içerisinde MAK personelinin de bulunduğu tespit edilmiştir. Hava Harp Okulu’na ait kamera görüntülerinin incelenmesinde, 14-15 Temmuz 2016’da HHO'na ait ... ve ... plakalı iki minibüsün ... ..., ... ve ... ... emir komutasında, Yalova'dan gelip Yenikapı IDO'da bekleyen askerler ve okul yeni alay binası önünde bekleyen askerlerin silahlandırıldıktan sonra Destek VIP bölgesi ve Hangarlar bölgesine intikalde kullanıldığı tespit edilmiştir. d) Harp Akademisinde Yapılan Hazırlıklar: 14/07/2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulu’nda yapılan toplantıda alınan Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin alaylara ve tugaylara görevlendirilmeleri yönündeki kararın icrası kapsamında Harp Akademisi başkanı ... ... ve öğretim görevlisi...'nin kurmay öğrenci subayların darbe faaliyetlerinde bulunmaları için gerekli planlamayı yaptıkları, saat 14:00 - 15:00 arasında Harp Akademisinde öğrenim gören subayların darbe teşebbüsü sırasında hangi birliklere ve hangi kritik noktalara gidecekleri, kimlerin emir ve komutası altına gireceklerinin belirlendiği, burada Kurmay Albay ... ...'ın öğretim görevlisi ve öğrenci subaylara konuşma yaparak TSK'dan emir geldiğini ve ismini okuyacağı askeri personelin gruplar halinde başka birliklere giderek görev yapacağını söylediği anlaşılmaktadır. e) Darbe Teşebbüsüne Katılan Birliklerin Kışladan Çıkışı 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında darbeci askerler tarafından İstanbul ilinde bulunan uluslararası uçuşlara açık olan Anadolu Yakasındaki Sabiha Gökçen Havalimanı ve Avrupa yakasındaki Atatürk Havalimanı işgal edilmek istenmiştir. Atatürk Havaalanının işgal girişiminde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı birlikler ve Hava Harp Okuluna bağlı bir grup asker görev almıştır. Darbe girişimini planlayan askerler tarafından uluslararası havaalanları uçuşlara kapatılarak ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının engellenmesi, ülke giriş çıkışlarının kontrol altına alınması, bölge hava sahasının kontrolünün sağlanması amaçlanmıştır. Atatürk Havaalanının işgal girişimi sırasında havaalanının giriş kapılarını ve havaalanına giden yolları kontrol altına alan zırhlı birliklerin bağlı bulunduğu birlik İstanbul Esenler ilçesinde konuşlu bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’ dır. 66. Mekanize Piyade Tugayı, darbeyi planlayan grup tarafından, darbe teşebbüsü sırasında İstanbul İlinin Avrupa yakasındaki hedeflerin işgal edilmesinde en kilit rolü oynayacak şekilde konumlandırılmıştır. Darbe teşebbüsünden günler önce Tugay Komutanı yapılacak olan faaliyetle alakalı çalışmalara başlamış, tespit edildiğine göre en geç 14 Temmuz 2016 günü tugaydaki üst rütbeli subaylarını bilgilendirmiş, yapılan hazırlıkları bizzat takip etmiştir. Tugaydaki subaylar, birlikleri 16 Temmuz 2016 günü saat 03:00 da hareket edecek şekilde hazırlamışlar, bu sebeple askerlere saat 00:00'a kadar dışarıdaki ihtiyaçlarını giderebilecekleri söylenmiştir. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak "Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin" şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık on dakika sonra ... tekrar arayarak faaliyete başlama emri vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Tugay Komutanlığı harekat merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak “Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar” şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ... saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay Kadir YILDlZ’ı ve ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizath bir şekilde toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek araç bin emri vermiştir. ... aynı konuşmayı içtima alanına erlerden sonra gelen bölük komutanlarına da yapmıştır. Bu konuşmadan bahisle bölük komutanı seviyesindeki subayların henüz kışladan dışarı çıkmadan bir darbe teşebbüsünde bulunulacağından haberdar edildikleri anlaşılmaktadır. Gerçekleştirilecek olan darbe teşebbüsünün planlayıcı grup dışına sızması sonucunda faaliyet planlayıcı grup tarafından önce saat 21:00’a alınmış, ancak daha sonra derhal harekete geçilmesi talimatı verilmiştir. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında görevli olan askerlerin ortak beyanları da saat 20:30-21:00 civarlarında tugay içerisinde bir koşuşturmanın başladığı, birliklerin apar topar kışla dışına çıkartıldığı yönündedir. Birlikler ilk önce içtima alanında silahlı ve tam teçhizatlı olarak toplatılmış, burada askerlere mühimmat dağıtılmıştır. Bu aşamadan sonra herkese araç bin komutu verilmiş ve araçlara binen askerler kışla dışına çıkış yapmışlardır. Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ..., dışarı çıkan birlikleri bizzat el sallayarak uğurlamıştır. Bu şekilde dışarı çıkan birlikler yukarıda anlatıldığı üzere; Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü yerleşkesini, Vatan Caddesinde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü, Atatürk Havalimanı'nı ve Mamutbey gişeleri ele geçirmek üzere hareket etmiş, Atatürk Havalimanında kara birlikleri ile Hava Harp Okulundan intikal eden birliklerin buluşması amaçlanmıştır. Hava Harp Okulunda ise, darbe planından haberdar olan komutanlar ve yine darbe girişiminde kullanılacak olan sözleşmeli erler, Destek Grup Komutanı olarak görev yapmakta olan Albay rütbesindeki sanık ... komutasında saat 23:30 sonrasında Destek Grup VIP bölgesinde içtimaya toplanmış, Atatürk Havaalanını ele geçirmek üzere önceden belirlenen plan uygulamaya konulmuştur. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan hazırlık toplantılar sonucunda sanıklar ... ve ... Atatürk Havalimanını işgal göreviyle görevlendirilmiş, tank tabur komutanı olarak görev yapan ... tarafından hazırlatılan tanklar ile saat 22.00 civarında tugaydan çıkış yapılmaya başlanmıştır. Havalimanına intikal için görevlendirilen araçların plakaları ve görevli personel, idari tahkikat raporlarına eklenen çizelgelerde belirtilmiştir. Buna göre; 117720 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Teğmen) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117723 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117724 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Üstçavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu -... 117665 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Kıdemli Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) Bu zırhlı araçların hepsi tank olup, Atatürk Havaalanı işgal girişiminde kullanılan ZMA ve GZPT araçlarının plaka ve personel durumu ise şu şekildedir; 117080 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş),... ... (Er) 1 1. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... 2 2. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ... 3117088 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Astsubay Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 66. Mknz. P. Tugay’ından çıkış yapan GZPT araçlarından 2 tanesi Çobançeşme kavşağında İstanbul yönüne olan trafiği kesmek amacıyla çıkış yapmış, bu GZPT’lerin görevlendirmesini başka dosya sanığı Yarbay rütbesindeki ... yapmıştır. Diğer GZPT’ler, Tugaydan 5 araç peşpeşe olacak şekilde çıkış yapmış, başka dosya sanığı ... komutasındaki GZPT çıkıştan hemen sonra Mahmutbey gişelerine gitmek üzere konvoydan ayrılmıştır. Buna göre, ... ve ... komutasına girmek üzere Atatürk Havalimanına 4 GZPT intikal etmiştir. Bu GZPT’lerin personel durumu şu şekildedir; 117353 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Astsubay Çavuş) Personeller - ..., 117363 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., 117367 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ... 117369 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., ... ..., ... ..., ..., ... ... (Er) Tüm komutanları ve personelleri belirtilen bu zırhlı araçlar Atatürk Havalimanına konvoy halinde intikal etmiş, ZMA araçların konvoy komutanlığını ..., GZPT araçların konvoy komutanlığını ... yapmıştır. Çobançeşme kavşağına giden GZPT araçların konvoy komutanı ise Üsteğmen rütbesindeki sanık ...’dır. ... ve ... komutasındaki Tank, GZPT ve ZMA araçların dışında Havalimanına 1 adet Land Rover (komutan aracı), 1 adet açık tente kasalı Land Rover, 1 adet Mercedes Unimog kamyon intikal etmiştir. Bu araçlardan; 117500 Plakalı Land Rover araç komutan aracı olup, ... (Yarbay), ... (Albay) ve ...’u (Albay) taşıyan araçtır. Araçta Bakım Astsubay Kıdemli Çavuş rütbesindeki sanık ..., şoför olarak erler ... ve ... (yedek sürücü) de bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmaktadır. Bu araç, tüm konvoya komutanlık etmiş, Tugaydan ilk olarak bu araç çıkmış ve ardından belirtilen zırhlı araçlar sırasıyla çıkışlarını tamamlamıştır. 117550 Plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover araçta, ... (Astsubay Başçavuş - Araç Komutanı), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Üstçavuş), ... (Uzman Çavuş - Araç Sürücüsü), ... (Uzman Çavuş) bulunmaktadır. Kara Kuvvetleri 8'inci Mekanize Piyade Tugayı ve 66. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığının telsizler ile ilgili cevabi yazısına göre, araçta çift set telsiz bulunmaktadır. 117510 Plakalı Mercedes Unimog kamyonda; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Uzman Çavuş), ... (Astsubay Öğrenci), ... (Astsubay Öğrenci) bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmadığı belirlenmiştir. Zırhlı araçların Tugaydan çıkışları, “yurtta sulh” Whatsapp grubuna yansımış, saat 22.04’te ... tarafından havalimanına giden araçların çıkış yaptığı, saat 22:24’te ... tarafından ”212 gecildi” şeklinde bilgilendirme yapılmış, 22:44’te ise “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var.” şeklinde mesaj atılmıştır. F) Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı VIP İçtima Alanında Toplanılması Olay günü Atatürk Havaalanının işgal girişiminde bir kısım 66. Mkz. Piyade Tugay Komutanlığı personelinin yanında Hava Harp Okulunda görevli askerler de yer almış, 15 Temmuz 2016 tarihinde gündüz saatlerinden itibaren sanık ... ve planlayıcı grubun “turuncu alarm” seviyesine geçildiğini birlikte bulunan tüm personele sözlü olarak telkin ettikleri, terör saldırısı olabileceği algısı oluşturdukları, saat 17.00-18.00 sularında VIP Aprona birden fazla helikopterin inip kalktığı, akşam saatlerinde VIP nizamiye kapısına 2 aracın geldiği, kendilerini uçuş ekibi olarak tanıttıkları, sanıklardan ...'nın bu kişilerle görüştüğü, Alay Komutanı Albay ... ...'in bölgeye giriş yaparak Uzman Çavuş rütbesindeki sanık ...'e VIP kapılarının açılacağını ve özel kuvvetlerin giriş yapacağı, giriş yapacak araçların kayıt işlemlerinin yapılmayacağı emrini verdiği, kapıdan Deniz Kuvvetlerine ait 4 aracın giriş yaptığı, bu saatlerde VIP bölgesinin çok hareketli olduğu, ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi birçok rütbeli personelin bölgede olduğu, ...'in emriyle birlikte bulunan personelin silahhaneden silah aldıkları, saat 20.30 sularında teğmen rütbesindeki sanık ...'in Muhafız Bölüğünden 4 kasa G3 mermisi alarak Destek Karargahına geldiği, sanık ...'in bu kasaları makam aracına koyduğu, saat 21.00 sularında VIP bölgesine gittiği, aracındaki silahları rütbeli askerlere dağıttığı, olay günü akşam yemeğinden sonra yapılan bölük içtimalarında sözleşmeli erlere, terör saldırısı yapılabileceği söylenerek tedbirli olmalarının istendiği, saat 21.30’dan itibaren bölüklerdeki sözleşmeli erlerin gruplar halinde içtimaları alınarak araçlarla VIP nizamiyeye gönderildikleri, böylece Hava Harp Okulunda görevli sözleşmeli erler ile rütbelilerin tamamına yakının burada toplanmasının sağlandığı belirlenmiştir. VIP nizamiye bölgesinde toplanma işlemi tamamlandıktan sonra, saat 23:30 sıralarında, Albay rütbesindeki sanık ...’in askerlere terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını belirtir şekilde konuşma yaptığı tespit edilmiştir. Yapılan bu toplu içtimada yargılamaya konu tüm sözleşmeli erler (şoför olanlar araçların başında) ile birlikte rütbeli sanıklar..., ..., ..., ... ve başka dosya sanıkları Yzb. ... ..., Ütğm. ..., Binb. ..., Alb. ...’ın katıldığı anlaşılmıştır. Albay ...’in içtimasından sonra 54 sanık Sözleşmeli Er, ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı terminal binasına intikal etmiş, sanıklar ... ve ... terminal girişinde nöbetçi olarak bırakılmış, 34 sanık sözleşmeli er ise ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı apron bölgeesine intikal etmiştir. Saat 00.08’de sanık ... tarafından birlik yakınında bulunan bir grubun dağılması amacıyla en az 5 el ateş edilmiş, bu esnada yanında ... ve başka askerlerin de bulunduğu belirlenmiştir. Havalimanına intikal amacıyla hazırlanan araçların; sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet mavi renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 1 adet beyaz renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 623018 plakalı ...’in Clio marka makam aracı, sanık ... şoförlüğünde 623006 plakalı ...’nın Megane marka makam aracı olduğu tespit edilmiştir. Bu araçlardan 623018 plakalı Clio makam aracında, ... (şoför), ..., ..., ..., ... isimli sanıklar; 623006 plakalı Megane makam aracına ..., ..., ... ve ... isimli sanıkların bulunduğu anlaşılmıştır. Hava Harp Okulundan konvoy halinde çıkan birliklerin, Atatürk Havaalanı apron bölgesine saat 00.55’te intikal ettiği; ... ve üst rütbeli subaylar komutasında, Havalimanı işgal planının uygulamaya konduğu; ... ile diğer sanıkların terminal binasına hareket ettiği, apron bölgesinde kalan sözleşmeli erlerin araçlardan inerek komutanların emirlerinde hareket etmek üzere konuşlandırıldığı, sonrasında araçlarla yolu kapattıkları, asker kontrolü olmaksızın geçişlere izin vermeyecek şekilde diğer araç geçişlerine engel oldukları tespit edilmiştir. 2. BÖLÜM : SOMUT OLAY A- Havalimanı Yolu Üzerinde Çobançeşme Kavşağının Kontrolü Ve Trafiğin Kesilmesi Askeri birlikler Atatürk Havaalanına intikal etmeden tabur komutanı olan Yarbay ...’ın emri ile üsteğmen rütbesindeki sanık ... komutasında iki adet GZPT görevlendirilmiştir. Bu zırhlı araçlar, Havalimanına intikal ile görevlendirilen konvoydan ayrı olarak ve o konvoydan önce Çobançeşme Kavşağında İstanbul yönüne trafiği kesme amacıyla saat 21.30-22.00 arasında tugaydan çıkış yapmıştır. ... komutasındaki konvoyda bulunan bu iki GZPT’nin plaka ve personel durumu şu şekildedir. 117461 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Asb. Başçavuş) ... (Asb. Üstçavuş) ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... BAŞKAN (Er) Personeller - ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 117472 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Üsteğmen) ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... (Er) Personeller - ..., ..., .. Sanık ...’ın incelenen cep telefonu Whatsapp mesaj içeriklerine göre, saat 21.33’te ...’dan “E5 ve TEM’den İstanbul dışına çıkan trafik serbest bırakılacak, İstanbul içine giren trafik engellenecek ve geri çevrilecek” şeklinde mesaj geldiği, ... tarafından “emredersiniz komutanım ” şeklinde cevap verildiği anlaşılmaktadır. Bu konunun darbe girişiminden önce planlandığı, “yurtta sulh” Whatsapp grubundaki ... ...'nun saat 22:41:28’de “66dan bilgi alabilir miyiz, tem ve e5i istanbuldan cikis yonunde acma, girisi geri cevirmeyonunde tedbir var mi” şeklindeki mesajından da anlaşılmaktadır. Yolda ...’ın komutasında bulunan 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması üzerine, Basın Ekspres yolu girişi civarında sanıklar ... ve ... yollarına 117461 plakalı araç ile devam etmiş, sanıklar ... ve ... ise arızalanan 117472 plakalı aracın başında beklemeye başlamışlardır. 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması nedeniyle sanık ... Çobançeşme Kavşağında trafik kesme eylemi için gecikmeli olarak olay yerine varabilmiş, Havalimanının işgali için hazırlanan zırhlı araçlar ise planlamaya uygun şekilde ve belirlenen saatte limana ulaşmışlardır. B- Atatürk Havalimanı Ana Giriş Kapısının Kontrolü 66. Mekanize Piyade Tugayı’ndan önde ... ve diğer planlayıcı grubun bulunduğu araç, arkalarında tanklar olmak üzere 22.00-22.10 saatleri arasında çıkış yapılmış, Havalimanına 22.40-22.50 saatleri arasında varmıştır. Ayrıca Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover da bu konvoyla birlikte havalimanına intikal etmiştir. Belirtilen tanklardan sanık ...’ın komutasındaki 117665 plakalı tank, tugaydan geç çıkış yapmış, konvoya dahil olmadan tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra havalimanına intikal etmiş, ZMA’ların tanklardan hemen sonra havaalanına varışı sağlanmıştır. ... komutasında hazırlatılan GZPT’ler de vakit kaybetmeksizin kışladan ayrılmış, önde giden Tank ve ZMA konvoyundan 5-10 dakika sonra havalimanına varış yapmıştır. Bu şekilde havalimanında buluşan zırhlı araçlar ve personel, ... ve ... komutasına girerek yapılan planlama dahilinde görev yerlerini almışlardır. Havalimanına girişlerin engellenmesi ve bir an önce tahliyenin sağlanması amacıyla önce Ana Giriş kapısına intikal edilmiş, ... burada zırhlı araçlara konuşlanacakları yerleri bildirmiştir. Havalimanına intikal anında sanık ... telsizden tüm tank ve ZMA’lara “TSK’nın yönetime el koyduğunu, gerekirse polise ateş açılacağını” bildirmiştir. Sanıklardan ..., kışladan çıkmadan telsizlerin frekanslarını ayarladığından bahsettiğine göre, havalimanına varıldığında komutan aracı, tanklar ve ZMA’ların telsizinin birbiriyle bağlantılı olduğu, dolayısıyla ...’in bildiriminden bu zırhlı araçların komutan ve şoförlerinin haberdar olduğu belirlenmiş, Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover’ın arka kasa bölümünde bulunan sanıkların telsizden yapılan anonsları duyma ihtimalleri bulunmadığı anlaşılmıştır. Havalimanına intikal eden zırhlı araçlar liman önünde önce giriş trafiğini kapatmış, daha sonra zırhlı araçların konuşlandırılmasına geçilmiştir. Havalimanına girişleri engellenme görevi, 117550 plakalı araç ile intikal eden personel tarafından yerine getirilmiştir. Zırhlı araçların Atatürk Havalimanına intikalinin hemen akabinde sanık ... ve ... Ana Giriş kısmında polislerle görüşmeye başlamış, ... “yurtta sulh” grubuna saat 22:45:15’te “Amirleri de gelecek bekliyoruz” şeklinde mesaj atmış, bu kişinin tanık olarak dinlenen ... olduğu anlaşılmıştır. Tanık olarak dinlenen, Havalimanı Şube Müdürlüğünde görevli emniyet müdür yardımcısı ... “Atatürk Havalimanı kamerasının bulunduğu kapıda görevli komiser arkadaş telefon açıp liman girişine askerlerin geldiğini söyledi, ben Dış Hatlar terminal binasındaydım, yaklaşık 400-500 metre mesafededir, 1,5-2 dakika içinde koşarak ana kapıdaki personelimin başına gittim, o sırada 20 civarında polis memuru Ana Girişte görevliydi, başlarında bir komiser vardı, gördüğüm kadarıyla 4 yada 5'di tank, 6-7 tane zırhlı personel taşıyıcı tabir edilen paletli ağır makineli silah yüklü askeri araç, 3-4 tane kamyon, yaklaşık 100 civarı da asker vardı, 20 tane polis memuru tedirgindi, etrafta da insanlar mevcut trafik yoğunluğundan dolayı uçaklarına yetişebilmek için yaya olarak terminal binalarına gidip geliyorlardı, askerlerin başında kimin olduğunu gözle kontrol ettiğimde 1.75-80 boylarında, 85 kilo civarında birisini gördüm muhattap olarak kendimi tanıttım konunun ne olduğunu sordum, bana sıkı yönetim ilan edildi, yönetime el konuldu, uçaklar kalkmayacak, inişler serbest, kalkışlar yasak şeklinde bir şey söyledi” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu anlatıma göre, sanıklar ... ile ...’un Ana Girişe gelişten itibaren gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğunu bildirdiği, bu bildirimi telsizden duymamış olan rütbeli personelin Ana Giriş kapısında mutlak surette duymuş olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Havalimanına girişlerin engellenmesi faaliyetini müteakip zırhlı araçlar yerlerini almaya başlamıştır. ... komutasındaki 117080 plakalı ZMA Ana Giriş kapısı kısmına konuşlanmış, ...’ın komutanı olduğu 117720 plakalı tank Ana Giriş kapısından içeri girerek namlusunu devlet konukevi’ne doğru çevirmiştir. GZPT’ler, sanık ...’in konvoy komutanlığında Havalimanına vardıktan sonra; ... komutasındaki 117353 plakalı GZPT ile sanık ... komutasındaki 117369 plakalı GZPT’ler Ana Giriş kapısına konuşlanmıştır. Zırhlı araçlar Ana Giriş kapısına yerleştikten sonra bu araçlardaki personel indirilerek girişleri engellemek icin barikat kurdurulmuş, bu işlem zırhlı araçlardaki erlere yaptırılmıştır. Sanık ..., Havalimanına vardıktan sonra saat 22.44'te “yurtta sulh” isimli Whatsapp grubundan “Atatürk hava alani girişindeyiz ” şeklinde mesaj atarak, ana planlayıcı ekibi durumdan haberdar etmiştir. Hemen akabinde de, “Burdaki polisler işbirliği yapiyor” yazarak polisleri etki altına aldıklarını belirtmiş, ... da aynı saatte “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var. ” diyerek durumu belirtmiştir. İntikalden 10 dakika kadar sonra sanık ... 22.54'te “Atatürk hava limani tamam. Hava limanina girişler yasaklandi. Cikislar serbest” şeklinde mesaj göndermiştir. Vatandaşın darbe girşimine karşı havalimanına gelmesini takiben havalimanı Ana Giriş kapısı civarında faaliyetlerini sürdüren sanık ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubuna saat 23:54:15’te “Havaalanı b kapisi nda gosteriye havaya atış yapiliyor”, saat 00:05:33’te “Ataturkte oz hrk direniş var.”, saat 00:05:44’te “Takviye gerek”, saat 00:19:21 - “Ataturk havalimanı yaya brl tkv gerek” şeklinde mesajlar gönderdiği belilenmiştir. Yine Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile ...’ın araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırıldığı, burada vatandaşlarla sanıklar arasında her hangi bir karşılaşma yaşanmadığı, ancak polis memurlarının bulunduğu, halkın kalabalıklaşmaya başladığı esnada sanık ...’un emriyle ona konvoy olarak katılmak suretiyle kuleye intikal etmek üzere yola çıktıkları anlaşılmıştır. Havalimanı güvenlik güçlerinin askeri unsurlar karşısında yetersiz kaldığı anlaşıldıktan sonra Ana Giriş kapısına özel harekat polisleri intikal etmiş ve Yarbay rütbesindeki sanık ... ile görüşmeye başlamış, ... ve ...’in özel harekat polisine ve diğer emniyet görevlilerine karşı geldikleri, teslim olmaları istenmesine rağmen teslim olmamakta direndikleri, hatta polislerden onların teslim olmalarını istediği, emirlerindeki askere “hat düzeni” kurmalarını emrettiği, ... ve ...’in emrin gereğini yerine getirdikleri, Smart kuleden Ana Girişe intikal eden bir kısım astsubay ve uzman çavuşun bulunduğu grubun ise emri yerine getirmedikleri, ... tarafından havaya ateş emri verilmesi üzerine sanıklar ..., Alikadir CAN ve ...’in havaya ateş ettiği, ...’nin de tam otomatik tüfeği ile havaya seri şekilde ateş ettiği belirlenmiş ancak özel harekat polislerinin kararlı duruşları ve alana gelen vatandaşların kalabalıklaşması üzerine ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubundan havalimanına takviye birlik talebinde bulunduğu, yardımın gelmeyeceğinin anlaşılması üzerine ...’in kışlaya dönüş talimatı vermek zorunda kaldığı, birliklerin saat 00.35 te geri dönüşe geçtikleri tespit edilmiştir. C- Atatürk Havalimanı “A” Kapısının Kontrolü; Tugaydan konvoy halinde çıkan tüm araçlar, havalimanı önüne geldikten sonra sanık ... tarafından ilgili kapılara yönlendirilmiş, bu araçlardan yalnızca ... komutasındaki 117083 plakalı ZMA havalimanı “A kapısı”na konuşlandırılmıştır. Ana Giriş kapısında polis memurları ile komutanların konuşması ve TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildikten sonra, ... komutasındaki ZMA ve açık tenteli kasalı Land, iki adet polis motosikleti eşliğinde saat 23.16’da A kapısına intikal etmek üzere hareket etmiştir. Bu araçların hemen arkasından sanık ... Smart kulenin o yönde olduğu zannıyla Mercedes Unimog kamyona binerek saat 23.24’da A kapısına intikal etmiştir. A kapısına intikal eden araçlardan ... komutasındaki ZMA burada kalmış, ... komutasındaki kamyon ile astsubayların bulunduğu Land ise Smart kule istikametine doğru harekete geçmiştir. Burada beklemede kalan ZMA’da bulunan asker, sanık ... tarafından araçtan indirilerek saat 00.36 sıralarında silahlarına mermi doldurtulmuş, bir kısım tanık beyanlarına göre buradaki askerlerden havaya ateş açanlar olmuştur. 117083 plakalı ZMA Havalimanı A kapısında beklemiş, Smart kuleye işgale gidecek ekibin yolu üzerinde tertibat almış, darbe girişiminde bulunan askerlerin geri çekilmek zorunda kaldıkları süreçte sanık ...’un saat 00.37’de kuleden Ana Giriş kapısına geldiği ve ...’la görüştüğü belirlenmiş, Sanık ..., burada durumu öğrenmesine rağmen geri çekilme kararına uymayarak birlikte geldiği kamyon ile Ana Girişten ayrılıp VIP girişte konuşlanan ..., ... ve ... komutasındaki ZMA’ları konvoyuna dahil ederek A kapısına gelmiş, ... zorla alıkonularak kuleye ulaşılmaya çalışılmış, iç hatlar geliş peronunun ön tarafında vatandaşlar tarafından önleri kesilince ... araçtan inerek protesto eylemi yapan katılan ...’i ayağına ateş ederek vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralamış, ...’un geri çekilme kararına uymayarak kuleye yardıma gitmeye çalışması ve yakalanması 00:40-01:30 saatleri arasında gerçekleşmiştir. D- Atatürk Havalimanı “B” Kapısının Kontrolü; Konvoyun saat 22:44’ten sonra Havalimanına intikalinde B kapısının önünden geçildiği esnada tabur komutanı ..., ... komutasındaki 117724 plakalı tankın burada kalmasını ve girişlerin yasaklanmasını emretmiştir. Bu emre istinaden ... yönetimindeki tank, B kapısının kontrolünü sağlamış, ...'in telsizden “TSK'nın yönetime el koyduğu” şeklindeki bildirisinden tankta bulunan telsiz aracılığıyla haberdar olunmuştur. 117724 plakalı tankın B kapısına konuşlanmasından kısa bir süre sonra, ... komutasında tugaydan çıkış yapan GZPT konvoyunda, ... komutasındaki 117367 plakalı GZPT, ...'in emriyle bu kapının girişinde görevlendirilmiş, araçtaki askerler kapının kontrolünü sağlamıştır. Dinlenen tanıklardan havalimanında görevli ..., ... ve ..., B kapısında askerlerin kendilerini içeri almadığını beyan etmiştir. B kapısında bulunan bu iki zırhlı araç ile rütbesiz askerlerin ellerindeki silahların korkutucu gücünden faydalanılarak havalimanı görevlilerinin ve ilerleyen zamanda vatandaşın limana girmesi engellenmiş, vatandaşlar tarafından darbe eylemine katıldıkları bildirilmiş olmasına rağmen askeri personel ...’in talimatına uygun şekilde davranmaya devam etmişlerdir. E- Uçuş Kontrol Kulesinin (Smart Kule) İşgali; Zırhlı araçların Ana Giriş kapısına intikali ve askerlerin giriş çıkışları kontrol altına almasının ardından, planlamaya uygun şekilde uçuş kontrol kulesinin işgali için harekete geçilmiştir. Albay ... komutasındaki Mercedes kamyon saat 23.05’te A Kapısına doğru yola çıkarak 23.24’te kapıya intikal etmiştir. ...’un A kapısına gelişiyle birlikte ... komutasındaki ZMA burada bırakılıp astsubayların bulunduğu Landın ...’u takip etmesini sağlanarak uçuş kontrol kulesini işgal etmek amacıyla bu noktaya intikal edilmiştir. Yine iki motosikletli polis ekibi kuleye kadar ekibe eskortluk etmiştir. Kontrol kulesine saat 23.32’de intikal edilmiş, ayrıca sanık ... tarafından saat 23:20’de,“yurtta sulh” Whatsapp grubunda “Atatürk havalimanı kontrol kulelerine çıkılmak üzere. Sadece inislere müsadee edilecek.” şeklinde, sanık ... tarafından ise saat 23:35’te “Atatürk havalimani kuledeyiz. İnişlere izin veriyoruz. Kalkışlar iptal.” şeklinde mesaj atılmıştır. Kulenin işgali ve uçakların iniş kalkışıyla ilgili yazışmalar saat 23:47’ye kadar sürmüştür. ... komutasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... kuleye saat 23.35’te intikal etmiş, ..., ..., ... ve ... kule içine girmemiş, bina dışında araçların ve kulenin emniyetini almışlardır. Sanık ..., beraberindeki diğer askerlerle kulenin en üst katında bulunan kontrol odasına giderek burada yanında sanık ..., ... ve kendilerine eskortluk yapan polis memurları bulunduğu halde kule personeline “... Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu, görevlerinin sona erdiğini, inişlere izin verileceğini ancak kalkışların durdurulduğunu ” bildirmiş, kontrol odasının kapısının önünde tüm rütbeli askerlerin beklediği, içeriye giriş çıkışın bu askerler tarafından tamamen engellendiği belirlenmiştir. Olayla uyumlu tanık ve mağdur anlatımlarına göre, kuleye giden ve bina içine giren tüm sanıklar CIP salondan geçerek TV’deki darbe bildirisini görmüş, buna rağmen bina içerisinde bulunan yolcu ve çalışanlar bir salonda toplanarak buradan ayrılmalarına izin verilmemiştir. Bu sırada Hava Harp Okulu’nda yapılan hazırlıklar neticesinde belirlenen darbe teşebbüsüne katılacak rütbelilerden Binbaşı rütbesindeki ... ve beraberindeki askerler uçuş kontrol kulesine intikal etmiş, sanık ... ve ekibi bir süre sonra kulenin kontrolünü ... ve beraberinde gelen ekibe bırakmıştır. ... ve ..., ...’un emriyle ...’ın emir ve komutasına girmiştir. Kuleye sanık ... komutasında, Uzman Çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ... intikal etmiştir. Saat 00.00 civarında (saat olarak ± 10-15 dakika fark olabilir) sanık ... yönetimindeki aracın Ana Giriş kapısından girerek kuleye intikal ettiği ve görevi ...’dan devraldıkları görülmüştür. Bu şekilde kuleye intikal eden birlikler tarafından uçak iniş kalkışları darbeci birliklerin yönetimine geçmiş, 00:15 itibari ile dış hatlar hariç tüm iniş ve kalkışlar iptal edilmiştir. Kulenin kontrolünü Binbaşı ...’a bırakan sanık ..., kuleyi terk ederek askeri kamyon ile yeniden Ana Giriş kapısına intikal etmiştir. ... ve beraberindeki sanıkların kontrol kulesine intikalinden sonra, özel güvenlik gorevlileri, bina dışında kalarak araçların ve binanın güvenliğini sağlayan sanıklar ..., ..., ... ve ...’a bilgisayardan darbe girişimi ile ilgili gelişmeler göstermiştir. Smart Kule binasında görevli sivil memurlar ise işten el çektirilmelerine rağmen, kuleden ayrılmalarına izin verilmemiştir. ... birliklerin geri çekileceğini öğrenmesine rağmen özel harekat polislerince yapılan operasyonda, kuledeki darbecilere destek olmak amacıyla A kapısına doğru hareket etmiş, birlikte geldiği ZMA’lara işaret ederek kendisini takip etmelerini sağlamış ancak kuleye ulaşamadan teslim alınmıştır. Smart kulenin kontrol odasında bulunanlar haricinde sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’den oluşan alt rütbeli sanıklar, üsteğmen rütbesindeki sanık ... ile görüştükten sonra saat 23.45 civarında kuleden ayrılıp saat 00.05 civarında Ana Giriş kapısına intikal etmişlerdir. Smart Kulede sanık ... ile birlikte kalan astsubay öğrenci ...’ın, kulenin üst katına çıktığı, çıkmadan önce ...’un sıkıyönetim ilan edildiğine dair beyanlarını duymadığı, kulede sözleşmeli er sanıklar ... ve ... da dahil olmak üzere etkin bir davranış içine girmedikleri, silahlarını kullanmadıkları, kulede çalışan personele tehdit olarak algılanacak bir davranış içine girmedikleri anlaşılmıştır. Smart kulenin darbeci askerlerden geri alınması amacıyla kuleye özel harekat operasyonu düzenlenmiş, smart kule kapısına gelindiğinde kapının kilitli olduğu, sanık ...’in kapının önünde durduğu, ...’ın da kapı açıldığında girenlerle karşılaşabilecek konumda durduğu, sanık ...’ın, silahının kurma kolunu çektiği ve ...’in arka kısmında hazır beklediği, katılan özel harekat polislerince girişilen ikna çabalarına olumsuz cevap verildiği ve içeri girerlerse ateş açılacağının bildirildiği, bu şekilde kulede bulunan darbecilerin ... ve ekibinden gelecek yardımı beklerken polisleri oyalamaya çalıştıkları, teslim olmayacaklarının anlaşılması üzerine özel harekat polislerince kapının kırılarak komiser yardımcısı ... öncülüğünde içeri girildiği, sanık ...’ın yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarı çıktığı, buradan da ateş ettiği, devamında ise teslim olmak zorunda kaldığı ve kuledeki tüm askeri personelin yakalanarak gözaltına alındığı tespit edilmiştir. F- Atatürk Havalimanı Terminal Binasının İşgali; Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, Albay rütbesindeki sanık ..., teğmen rütbesindeki sanık ... ve 54 adet Sözleşmeli Er (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...) ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal etmiş ve ilk iş olarak çevre tertibatı aldırılmıştır. Çevre tertibatı alınması amacıyla sanıklar ... ve ... bina dışında bırakılmış, bu iki sanık içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönmüş, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemleri tespit edilememiştir. Terminal binası içerisine giren askerler, ... tarafından nizami şekilde sıraya geçirilip kendilerine konuşma yapılmış, devamında yine ... komutasında ilerleyerek, onun yönlendirmesiyle pasaport kontrol noktasına intikal etmişler, her polis memurunun başında iki sözleşmeli er olacak şekilde ... vatandaşlarının yurda giriş çıkışlarını engellemişlerdir. ...’in buradaki asıl amacının, emrindeki silahlı askerlerle havalimanı iç hatlar kısmına hakim olarak kulenin tamamıyla güvende olmasını sağlamak olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Pasaport kontrol noktasında on dakika kadar yapılan işlemlerin ardından ...’in emriyle askerler iç hatlar kısmına doğru hareket etmiş, burada peşlerinden gelmek isteyen vatandaşlara engel olmaya çalışmışlardır. Kontrollerin bir müddet bu şekilde devam ettiği, olay yerine gelen vatandaşların ve TEM şubede görevli polis memurlarının bu olayın kanunsuz darbe girişimi olduğunu bildirmeleri üzerine sanık ... komutasında askerlerin çıkış yolu aradıkları ve iç hatlar terminalinde sıkıştırıldıkları, polis memurlarının uzun süren teslim olma çağrısına rağmen ilk önce sözleşmeli er görevindeki sanıklar ve ... tarafından direnç gösterildiği, ancak vatandaşların oluşturduğu kalabalık ve polis memurlarının direnişi sonunda bir kısım sözleşmeli erin silahlarını teslim etmek zorunda kaldıkları, en sonunda sanık ... ve ...’in de teslim olmak zorunda kaldığı belirlenmiştir. G- Atatürk Havalimanı Apron Bölgesinin İşgali; Hava Harp Okulu bünyesinde havalimanının işgalinde görevlendirilen Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay ..., ... tarafından yapılan içtima sonrasında, emrinde bulunan sanıklar ile birlikte Atatürk Havalimanının apron kısmına intikal etmiş, Havalimanının Apron kısmında sanık ... ile sanık Astsubay Başçavuş ... birlikte hareket ederek sözleşmeli erleri yönlendirmişlerdir. Hava Harp Okulundan çıkış yapan askerlerin saat 00.55’te Atatürk Havalimanı apron bölgesine intikal ettikleri, ... ve ... komutasında, havalimanına geldikleri araçlarla 230 körük bölgesindeki yolu araç geçişine kapattıkları ve yalnızca komutanlarca uygun görülen araçların geçişine izin verdikleri tespit edilmiştir. Sanıkların yol kontrolü yaparken uçak görevlileri ile yolcuları, silah zoruyla otobüslerinden indirerek yere yatırdıkları, yolcuları bu şekilde beklettikleri, yetkileri olmamasına rağmen bir çoğunun üst aramasını yaptıkları, otobüslere tekrar binmelerine izin vermedikleri, yolcuları yaya bırakarak havalimanından bu şekilde ayrılmalarını söyledikleri tespit edilmiştir. Saat 01.00 civarında askerlerin bulunduğu bölgeye, apron araçlarının geldiği ve durdurulduğu, içinden görevli memurların indiği, askerler tarafından silahların bu şahıslara doğrultulduğu belirlenmiştir. ...’ın sürücülüğünü yaptığı pikaba, olay gecesi saat 01.25’te el konulmuş, pikabın daha sonra kullanılmak üzere kenara çekilmesinin ardından saat 01.35 civarında 230 körük bölgesine gelen polis memurlarının aracıdurdurularak polis memurları ... ve ...’in silahları, sanıklar ... ve ... tarafından, ...’ın emri ile zorla alınmıştır. Kamera görüntüsünün 01.01.12’nci dakikasından itibaren darbe eylemine karşı direnmekte olan vatandaşların 230 körük bölgesine, askerlerin yanına geldiği, askerlerin vatandaşları uzaklaştırmaya çalıştığı, vatandaşların her hangi bir kaba kuvvet veya taşkınlık yapmaksızın askerleri uyarmaya çalıştığı, buna rağmen askerin bölgeden ayrılmak istemediği anlaşılmaktadır. Atatürk Havalimanının işgaline girişen darbeci askerlere karşı koymak amacıyla vatandaşların, kolluk ve polis özel harekat gücüyle birlikte kulenin etrafında toplanmaları, özel harekat kuvvetlerinin kuleyi teslim almak ve darbeci sanıkları yakalamak üzere kapıda sanıklara bildirim yapmaları üzerine, ...’ın önce ...’u arayarak yardım istediği, bu süreçte birden fazla kez konuştukları, ...’ın sanık ...’yı arayarak durumu bildirdiği, hemen akabinde ...’nın da saat 01.35.03’de ...’ı telefonla arayarak kulede bulunanlara yardıma gitmesini istediği, bunun üzerine ...’ın bir pikap ve mavi transitle kuleye intikal etmek üzere yola çıktığı anlaşılmıştır. (Vatandaşların gelişiyle 230 körük başı - çöplük bölgesini terkeden sözleşmeli erlerden ... komutasında pikap ve mavi transitle buradan ayrılanlar ... Plaka sayılı Gri renkli L 200 cift kabinli Pikap içerisinde; sanıklar ..., ..., ..., ..., kasada; ..., .... Mavi renkli transit marka aracın içerisinde; ... (şoför), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve daha sonraki süreçte pikapın kasasına geçen ...) Bu bölgede katılanlardan ...’ndan zorla alınan aracın da askeri VIP noktasına gönderildiği, girişimin ilerleyen saatlerinde, özel harekat polisleri ve vatandaşlar tarafından smart kulenin kuşatılması üzerine, zorla alıkonan bu araç vasıtasıyla Hava Harp Okulunda görevli Binbaşı rütbesindeki ... ve Astsubay rütbesindeki ... komutasında, Sözleşmeli Erler ..., ..., ... ve ...’ın smart kulede polis özel harekat tarafından sıkıştırılan ... ve ekibini kurtarmak için kontrol kulesine gitmek için kullanıldığı, aracın vatandaş tarafından durdurulması üzerine ...’ın (gözlüklü şahıs) indiği, vatandaş tarafından yolları kesilince sanık ...’le birlikte havaya ateş ettikleri, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından olay yerinden uzaklaştırılmışları üzerine tekrar VIP bölgesine dönmek zorunda kaldıkları, VIP bölgesine döndükten sonra, ...’ün daha fazla kuvvet alarak yeniden kuleye gitmeyi amaçladığı ancak sözleşmeli erlerin kaçıp saklanmaları, ve saat 03.00-04.00 sıralarında kendisine yardım edecek başka rütbeli bulamamış olması nedeniyle bu amacını gerçekleştiremediği anlaşılmıştır. ... ve peşindeki mavi transitin hangar bölgesine gelmesinden sonra, aralarında polis memuru katılanlar ... ve ...’ın da bulunduğu ... yönetimindeki apron aracını durdurarak içindekileri araçtan indirerek silahlarını teslim etmelerini istedikleri, polislerin üzerlerinde silah olmadığını söylemesi üzerine, sanık ...’ın, katılan ...’ın belini yoklayarak tabanca olduğunu fark ettiği ve almak istediği, ona karşı çıkan ...'ı öldürmekle tehdit ettiği, aracının şoföru olan ...’ın ve diğer polis memurunun çantasını almak istediği, vatandaşın yaklaşmakta olduğunu farkedince çantaları bırakarak kaçtıkları, bir süre araçlarla daire çizerek aynı yere döndükleri, pikap ve mavi transitin yanına beyaz transit aracın yanaştığı, bir müddet aralarında konuştukları, daha sonra ayrıldıkları, sanıkların vatandaşlardan kaçış esnasında sürekli ateş ettikleri belirlenmiştir. Devamında pikap ve mavi minibüsün hangar bölgesinde durduğu, Arslan Özkan’ın havaya ateş açtığı, bu esnada sanık ...'ın mavi minibüsten inerek pikapın arkasına bindiği ve araçların bu şekilde yola devam ettikleri, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, olay yerinde yaşamını yitirerek şehit olduğu katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı anlaşılmıştır.(Maktül ...’ın 29.07.2016 tarihli otopsi raporunda ATK Morg İhtisas Dairesince yapılan göğüs incelemesinde; ateşli silah yaralanmasının sütürleri açıldığında sol orta koltuk altına transvers seyirle 6-7. kotlar arasında uzanan 11 cm. uzunluğunda torakotomi insizyonu, bunun hemen 0,5-1 cm. altında yine paralel seyirli 10 cm. uzunluğunda aynı özelliklerde kesi görüldüğü, solda 6. interkostal aralıkta arkus kostalis yakınında torakotomi insiyonu ile devamlı mediali düzensiz, laterali daha düzenli muhtemel çıkış yarası görüldüğü, sağ göğüs boşluğunda serbest sıvı ve kan görülmediği, sonuç bölümünde; Kişinin vücuduna 1 (bir) adet ateşli silah yaralanması tespit edildiği, oluşturduğu yaralanmanın müstakilen ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt-cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı kosia ve vertebra kırıklarıyla birlikte iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaati bildirilmiştir.) Açıklamalar ışığında dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; A- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kurulan Beraat Hükümleri yönünden yapılan incelemede, 1- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Asteğmen rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü teskeresini alarak askerlik görevini tamamlamış iken silah kaybolduğu bahane edilerek mesailerin ikinci bir emre kadar uzatılması sonucunda kışladan ayrılamayarak kışlada kalan, bölük komutanı ... ile birlikte aynı GZPT'ye binerek Atatürk Havaalanına doğru yola çıkan, seyir esnasında içerisinde bulunduğu GZPT arızalanınca ... ile arkalarından gelen GZPT'de bulunan Abdurrahman ASLAN ve ... ile yer değiştirerek Çobançeşme kavşağına gelen, E5 trafiğini yan yola yönlendirmek için tedbir aldırmayı hedefleyen ...’ın bu yöndeki eylemlerine yardımcı olacak aktif bir davranışı bulunmayan, polis ekiplerinin kendisinin de içinde bulunduğu GZPT'nin ilerisinde trafiği kesmesi üzerine bir süre burada bekleyen, bulundukları yere gelen vatandaşlar tarafından etrafları sarılarak ikaz edilen, saat 23:00 sıralarında eşi ile yaptığı telefon görüşmesinde başbakanın açıklamasın öğrenerek kendi iradesi ile bulunduğu aracın üst kapağından çıkarak ilerde trafiği kesmiş bulunan polis aracında bulunan polis memurlarının yanına giden, GZPT'de bulunan diğer askerlerin teslim olmaları için polisler ile birlikte çalışan ..., 2- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen ..., 3- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen sanık ..., 4- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde nöbet istirahatli olmasına rağmen ...’ın çağırısı üzerine kışlaya gelen, kışladan ilk çıkan ekip içinde yer almayan, ...’in havalimanında tankı bırakarak kaçması sonucunda ...’in uzman çavuş ...’yı arayarak tank şoförü göndermesini emretmesi üzerine er ... ile birlikte Land jip ile Atatürk Havalanına gitmek üzere hareket eden, Basın Ekspres yolu üzerinde hareket halindeyken bulunduğu aracın önünün vatandaşlarca tarafından kesilmesi üzerine yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması üzerine kışlada kalan, Atatürk Havalimanına 117665 plakalı tank ile nişancı olarak görevlendirilerek Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, kışladan çıkış yaparlarken darbe girişiminden haberdar olduklarına dair somut delil bulunmayan, kendisinin de içinde bulunduğu Tank mürettebatından dışarı çıkıp vatandaşların giriş çıkışına silah zoruyla engel olacak davranışta bulunan olmayan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, kışlaya intikalden sonra komutanlarının kaçma teklifini reddederek kışlada kalan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... tarafından içtima alanında yapılan toplantıya katılan, içtimadan sonra VlP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, havuzlu kavşakta bir aracın durması üzerine beraberindekilerle, aracı uzaklaştırması için şoföre bağıran sanık ..., 7- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında tank şoförü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü silah kaybolması bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’ın komutanı olduğu tanka şoför olarak görevlendirilerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra sanığın ...’in emri ile kullandığı tankı yönlendirerek girişi kapatan, beklediği esnada ...’dan darbe yapıldığını öğrenen, ...’in, sanık ...’a “karşı gelen olursa çatışacağız. Gerekirse polisle de çatışacağız” şeklindeki konuşmalarına şahit olduktan sonra kendi iradesi ile bulunduğu tanktan ve olay yerinden ayrılmaya karar vererek tuvalet bahanesi ile tanktan çıkan, önce yürüyen devamında da koşarak tanktan ve bulunduğu yerden ayrılan, bir ticari taksiye binerek ablası tanık Gülistan ESKİN’in ikametine giden sanık ..., 8- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, içtimadaki konuşmadan sonra VIP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, ...’nın kendisi ve beraberindekilere Jandarmanın dahi gelmesi halinde içeri almayacaklarını ve gerekirse ateş açacaklarına yönelik emrine uygun bir davranışı bulunmayan, Havalimanına giden ekibin ayrılmasından sonra nizamiyede nöbetçi olarak bırakılan sanık ..., 9- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank nişancısı olarak görev yapan, silah kaybolması sebebi ile kışladan çıkışların yasaklanması sonucu kışlada kalan, ...’ın emri ile tüm personel gibi garaja intikal eden ... komutasındaki 117724 plaka sayılı tanka nişancı olarak binerek havalimanına intikal eden, yolculuk sırasında bulunduğu yer itibariyle dışarıyla irtibatının kısıtlı olduğu tespit edilen, darbe yapıldığını öğrendikten sonra sürücü ve araç komutanı çıkmadan bulunduğu yerden çıkma, tankı durdurma veya geri çevirme gibi imkanı bulunmayan, içinde bulunduğu tank B giriş kapısı önünde yol keserek araç ve vatandaş geçişini engelleyerek beklemeye başlayan ancak tanktan inmeyen, vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ... ve ...’ın uyarı ateşi emrini dinlemeyerek ateş etmeyen, kışlaya dönme emrinin gelmesi üzerine kışlaya doğru harekete geçen, vatandaşların yollarını kesmesi üzerine vatandaşlar tarafından özel bir araç ile karakola götürülmek istendiği sırada yoldan geçen bir polis ekibini görüp teslim olan sanık ..., ile ilgili olarak yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla, T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA; B- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında verilen mahkumiyet hükümleri yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde, 1- Ankara Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğünde Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, Yüksek Sevk ve İdare kursu kapsamında Harp Akademileri Komutanlığında bulunmakta iken akademide baş hoca olarak görev yapan ... ... tarafından suç tarihinde 66. Mekanize Tugayında geçici görev ile görevlendirilen, ... ... ile yaptığı görüşmede kendisine darbe girişiminin erkene çekildiğini belirtilerek acilen 66. Mekanize Piyade Tugayına gitmesi söylenen, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek Topkule Kışlasına intikal eden, Tugay Komutanı ... ... ile görüşerek ... ve ... ile birlikte Atatürk Havaalanının işgal teşebbüsünde yer alan, “Yurtta Sulh” Whatsapp grubu katılımıcısı olan ve gelişmeleri buradan darbe planlayıcılarına ileten, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra daha önceden yapılan plan uyarınca askeri kamyona binerek bu kamyondaki askerler ve iki zırhlı araç ile birlikte Smart Kontrol Kulesini işgal etmek amacı ile bu noktaya intikal eden, Smart Kontrol kulesine intikali sırasında gördüğü emniyet görevlilerine ve diğer görevlilere ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyerek kendilerini kontrol kulesine götürmelerini isteyen, Astsubay ... ve astsubay öğrenci... ile birlikte Smart kuleye çıkan, kendisine eşlik eden Unimog ve ZMA içerisindeki diğer askerleri aşağıda güvenlik almaları amacı ile bırakan, Smart kulede bulunanlara “ülkemizin huzur ve refahı için ordu yönetime el koymuştur, görevleriniz su an itibarı ile bitmiştir. Görevinize şu anda devam edin ancak kalkışlar iptal, inişlere devam edin” şeklinde bir konuşma yapan, kara pilot Üsteğmen ..., UMUT1 kodu ile yönetiminde bulunan UH-1 tipi helikopter ile askeri havalimanından kalkma izni isteyince izin verilip verilmeyeceğikule görevlisince kendisine sorulan, bunun üzerine Yurtta Sulh WhatsApp grubuna “4 askeri uçak kalkmak için bekliyor: Atatürkte kalkmaya izin vereyim mi” şeklindeki mesaj atan ve mesajına Binbaşı ... ...’nca “Askeri uçak kalksın inişlere izin verin komutanım” şeklinde onay verilen, görüşme kayıtları incelendiğinde; 16.07.2016 günü saat : 00:22 de kuleyi kendisinden devralan ve olay tarihinde Hava Harp Okulunda görevli olan binbaşı ...’a ait olan 5424711779 numaralı hat ile 41 saniyelik bir görüşme yaptığı belirlenen, bu görüşme aracılığıyla ... ile irtibata geçerek bu şahsa kulenin kontrolünü bırakıp Ana Giriş kapısına dönen, kulede bulunduğu süre zarfında kule personeli olan ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’i hürriyetinden yoksun bırakan, Ana Giriş kapısında ... ile görüştüğünde askeri birliklerin geri çekileceğini öğrenerek askeri kamyon ile tekrar kontrol kulesine gitmek için harekete geççen, A kapısında kapının güvenlik amiri olan ...’u zorla ve tehditle kamyona bindirerek kendisini kuleye götürmesini isteyen, bu süreçte Binbaşı ... ile görüşmeler yaptığı tespit edilen, ...’a kuleyi kendilerinden almaya çalışan emniyet güçlerine karşı direnme talimatı veren, İç hatlar geliş kısmının bulunduğu alanda darbe teşebbüsünü protesto etmek isteyen vatandaşlar tarafından bulunduğu kamyonun önü kesildiğinde “ne kadar ciddi olduğumuzu görecekler” diyerek araçtan inen ve katılan ...’i ayağına ateş etmek sureti ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekilde kasten yaralayan, yanında bulunan diğer askerlere ateş emri veren, komutasındaki askeri kamyonun olay yerinden ayrılması ile vatandaşların arasında kalarak yakalanıp gözaltına alınan sanık ..., 2- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, 2016 yılı Şubat ayından itibaren Harp Akademileri Komutanlığı’nda Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare kursunda bulunan ve 15.07.2016 günü itibari ile bu kurs görevinde idari izinli olan, idari izinli olmasına rağmen Topkule Kışlasına gelerek ..., ... ... ve ... gibi darbe teşebbüsünün planlayıcılarının da katılımıyla yapılan toplantılara iştirak eden, toplantıda kendisine ... ile birlikte Atatürk Havaalanını işgal görevi verilen, 15 Temmuz günü öğle saatlerinde özel aracı ile yanında ... olduğu halde Atatürk Havalimanına giderek burada keşif çalışmaları yapan, Yurtta Sulh Whatsapp grubu katılımcılarından olan ve gelişmeleri gruptakilere aktaran, darbe başlangıcının 20:30 civarına çekilmesinin ardından komuta merkezinde bulunan ... ... ile 28 saniyelik görüşme yapan, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek ... ile birlikte Topkule Kışlasına intikal eden, zırhlı araçlarla Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra ... ile birlikte Ana Giriş kapısında polislere “Ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini” söyleyen, havalimanına gelen vatandaşlardan ve direnç gösteren Emniyet Birimlerinden sonra bu nokta için takviye kuvvet ve yaya birlik takviyesi isteyen, Tugay Komutanı ... ...’in birliklerin geri çekilmesi yönünde talimat vermesinin ardından inisiyatifi ...’e bırakarak geri çekilme kararı alan, ...’in makam aracı olan 117500 plakalı Land jipe binerek beraberindeki askerlerle kışlaya hareket eden ancak Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından yolları kesilen, vatandaşların etrafını sarması üzerine havaya ateş açan, Şoför er ...’ya aracı vatandaşların üzerine sürmesini emreden, ...’nın aracı bariyere çarpması sonrası araçtan çıkarılan, ...’ı dizinden basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralayan, vatandaşlar tarafından yanında bulunan askerler ile olay yerine gelen polis ekiplerine teslim edilen, 15.07.2016 günü ve gecesinde darbe kalkışmasında etkin rol oynayan bir çok kişi ile telefonda görüştüğü tespit edilen sanık ..., 3- Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı’nda Albay rütbesiyle görev yapan, darbe kalkışması öncesinde 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Hava Harp Okulunda yapılan darbe girişimi ile alakalı toplantılara iştirak ettiği belirlenen, yapılan planlama ve verilen emirler doğrultusunda komutanı olduğu birlikte tedbirler aldıran, 15.07.2016 günü Hava Harp Okulu Alay Komutanı Albay ... ...’in emri ile Atatürk Havalimanı’nın ele geçirilmesi ve kontrolünün sağlanması amacıyla emrindeki rütbeli askerlerle sözleşmeli erleri VIP nizamiye bölgesinde içtimaya toplayarak burada ‘terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını’ belirten konuşma yapan, içtimadan sonra Albay...’nın yönlendirmesi ile ...’ı Hava Harp Okuluna ait bir araç ile Atatürk Havalimanı Smart Kontrol Kulesine göndererek kuleyi Albay ...’dan teslim alması ve uçuş trafiğini yönlendirmesi için görevlendiren, bu kapsamda uzman çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ...’ı ... emrinde görevlendiren, içtima alanına gelen askeri araçlara bir kısım askerleri bindirerek bu askerlerle birlikte Atatürk Havalimanı Apron kısmına intikal eden, intikal sırasında sözleşmeli erlere tüfeklerini tam dolduruşa almaları ve atışa hazır halde beklemelerini, alana gelen arabaları aramalarını ve en yakın kapıdan dışarı çıkartmalarını emreden, askerlerinin bir kısmını apron bölgesinin ve yolcuların kontrol edilmesi amacı ile...’nın emrine vererek Alay Komutanı Albay ... ...’in emri doğrultusunda kırk kadar asker ile birlikte terminal binası dış hatlar pasaport kontrol noktasına intikal eden, saat 01:00 sıralarında beraberinde bulunan sözleşmeli erler ile birlikte 31 ve 32 numaralı kontuvarlardan kontrolsüz bir şekilde geçerek pasaport kontrolü yapan tanık polis memurlarının yanlarına gelen, sözleşmeli erlere ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının yasak olduğu hususunda emir vererek pasaport kontrolünde görevli her polis memurunun başına iki sözleşmeli er düşecek şekilde konumlandırma yapan, emrindekilere vatandaşa karşı silahlı müdahalede bulunabileceklerini söyleyen, vatandaşların üzerlerine gelmeye başlamasıyla sözleşmeli erlere diz çöktürerek vatandaşlara karşı mevzi almaları emreden, havalimanında görevli emniyet amiri tanık ...’ın darbe girişiminin halkın yardımı ile bastırıldığını, sadece kendilerinin kaldığını, kalabalık bir şekilde vatandaşların olay yerine doğru geldiğini, hemen teslim olmalarını veya birliklerine geri dönmelerini söylediği ancak sanığın iç hat uçuşlarının durdurulması hususunda emir aldıklarını, acilen iç hatlara gitmelerinin gerektiğini, gerekir ise bu yolda öleceklerini bildiren, polislerin sanıklara olay yerini terk etmelerini söylemeleri üzerine bu kişilere hitaben “Siz bu işe karışmayın, bu saat itibari ile buranın kontrolü bizde, siz buradan çekilin” şeklinde karşılık veren, polis memurlarının ayrılmayarak uyarılarına devam etmeleri üzerine “Ölmek var dönmek yok, silahlarımızı vermeyiz, biz Çanakkale'de şehitler verdik, silahlarımızı değil bir mermi dahi teslim etmeyeceğiz, çatışmadan bizi teslim alamazsınız” şeklinde tehditte bulunan, vatandaşları protesto amacıyla bulunduğu yere gelmesi üzerine beraberindeki sözleşmeli erlerle birlikte iç hatlar bölgesine geçen, kaçacak yerleri kalmadığında bir büfeye sığınan, polis memurlarının vatan haini olarak yargılanacaklarını, TSK’dan ihraç edileceklerini bildirmesi üzerine “Halkı bizden uzak tutmazsanız halkı tararız” şeklinde karşılık veren ve beraberindeki erlere direnmeleri hususunda emir veren, sözleşmeli erlerin silahlarını teslim etmelerini engelleyen, sözleşmeli erlerin büyük çoğunluğun silah bırakarak teslim olmasına rağmen Teğmen ... ve bir kaç sözleşmeli er ile teslim olmayarak direnmeye devam eden, polis memurlarının yaptığı teslim olun çağrısına “Silahımı almaya geleni vururum bana yaklaşmayın” şeklinde karşılık veren, elinde bulunan silahı kendisini teslim almaya çalışan polis memurlarına doğrultan ancak ateşlemeyen, beraberindekiler ile zor kullanmak sureti ile yakalanan, sanıklardan ...’un beyanına göre yakalandıklarında ... Teğmene hitaben "Teğmenim biz bu askerlere gerekli psikolojik eğitimi verememişiz." dediği, sanıklardan ...’in beyanına göre ise “ben çok yufka yürekliyim. Ondan kaybettim ateş etseydik belki burayı ele geçirirdik, daha önce de darbe girişimleri oldu kimi başarılı oldu, kimi başarısız oldu. Zaten bu adamı peygamber gibi görmeye başlamışlardı. Biz 2017-2018 gibi yapacaktık bunu erken yaptık. Belki de ondan başarısız olduk” diyen sanık ..., 4- Hava Harp Okulu Komutanlığında Kurmay Albay rütbesi ile Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı olarak görev yapan, Hava Harp Okulu Komutanlığında 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılan darbe teşebbüsünün planlandığı toplantılara katılan, emrindeki tüm askerleri Atatürk Havalimanının işgali doğrultusunda yönlendiren, havuzlu kavşakta darbe girişimini protesto eden vatandaşlara karşı havaya ateş açan, apron kısmında emri altında bulunan askerlere araçların durdurulması, aranması ve kişilerin hürriyetlerinden yoksun kılınması hususunda emir veren, havalimanının kontrolünü kısmen sağladığını düşündüğü anda kendi makam aracı ile buradan ayrılarak yeniden askeri VIP noktasına gelen, Hava Harp Okulu'nda görevli sözleşmeli erler ile rütbeli personelin, apron bölgesinde konuşlanması ve terminal binasının işgalinden sonra, 16.07.2016 günü saat 01.30'dan itibaren Valilik binasını işgal eylemine destek olmak amacıyla, önceden planlandığı şekilde, siyah renkli Renault Megan marka makam aracı ile Hava Harp Okulu VIP bölgesine gelen, birliklerin buluşma noktası olarak Sirkeci Gar önü belirlenmiş olduğundan Albay ... ...’ün emri ile İstanbul Valiliği’nin işgalinde birlikte hareket edeceği personelle Sirkeci Gar önünde buluşmak üzere giderlerken Bakırköy ilçesi Ataköy mevkiine geldiklerinde Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait 63/64 kod nolu sivil polis otosu tarafından yolun kapatılması üzerine ekibi ile araçlarından inerek polislere uzun namlulu silah doğrultan, ayrıca sivil polis aracının camını kırıp vitesi boşa alarak aracı iteklemek suretiyle yolu açan, Kazlıçeşme’de polis ekiplerince durdurulan, beraberindekilerle silah çekerek polis memurlarına yönelterek yolu açmalarını isteyen, teslim olmaktan kaçınarak silahlarının kurma kolunu çeken, görevli polis memurlarınca müdahale edilerek zorla silahları alınan ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında yarbay rütbesi ile Tank Tabur Komutanı olarak görev yapan, tank tabur komutanlığına tayini çıkması nedeni ile 13 Temmuz 2016 günü görevini Yarbay...’e devreden, Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ...’nin emri ile eski görevine devam eden, 14 Temmuz ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Topkule Kışlasında yapılan ve ..., ... ... ve ... gibi darbecilerin katıldığı toplantılara iştirak eden, 14 Temmuz akşamı ve 15 Temmuz sabahında taburunda hazırlıklar yaptıran, 8 adet tank ve bir adet askeri kamyon hazırlatan, izinde veya dış görevlerde olan bazı subaylarını kışlaya çağırarak görev veren, 14.07.2016 tarihinde toplantıdan çıktıktan sonra kendisine bağlı bölük komutanı yüzbaşı ...’ye 15.07.2016 tarihinde tankların telsiz bakımlarının ve yakıt ikmallerinin yapılması, depolarında sızma olup olmadığının kontrol edilmesi, kısa bir mesafe yürütülüp durumlarına bakılması emri veren, Astsubay ...’a her tank için 3 adet olmak üzere toplam 24 adet SABOT tank topu ve 12.000 adet makinalı tüfek mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirten, taburdaki askerler için mühimmat temin ettiren, 15 temmuz günü öğleden sonra bölük komutanlarını makamına çağırarak darbe girişimine katılacak tank personellerini belirlediği listeyi veren, öğle saatlerinde Albay ... ile birlikte ...’un özel aracıyla Atatürk Havalimanına giderek zırhlı araçları ne şekilde konuşlandıracağına dair keşif yapan, akşam saatlerinde Yarbay... ile birlikte Hava Harp Okuluna giderek burada Albay ... ... ile Havalimanının işgali sırasında nasıl hareket edeceğine ve kulenin işgaline dair bilgiler alan, darbe teşebbüsünün akşam 21:00’a çekilmesiye Tugay Komutanı ... ... tarafından kışlaya çağrılarak apar topar kışlaya gelen, taburundaki subaylarına kışlaya gelmeleri için talimat veren, Topkule Kışlasına geldiğinde tugay komutanı ... ... ile görüşen, Serbülent’in makam aracına ... ve ...’un binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, iki tankı B kapısında, bir tankı ise A kapısında konuşlandıran, kendi emrine verilen GZPT ve ZMA’ları da konuşlandırdıktan sonra ...’ya komutası altındaki Unimog aracın içerisinde bulunan askerler ile birlikte kuleyi ele geçirmeye giden Albay ...’a takviye olma emri veren, Üsteğmen ...’e 2 ZMA’yı VIP girişlerine göndererek girişleri kapamasını, havalimanından çıkışların serbest olduğunu ancak girişlere izin vermemesini emreden, emri doğrultusunda havalimanı girişleri askerler ve zırhlı araçlarca barikat oluşturularak engellenen, giriş kapısında özel harekat polislerine ve diğer yetkililer Sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyen, askerlerin kullanmış olduğu telsiz kanalından "TSK yönetime el koydu gerekirse polise de ateş açılacak” şeklinde emir veren, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların tepki göstermeye başlaması üzerine vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışan, elindeki piyade tüfeği ile havaya ateş ederek emrinde bulunan diğer sanıklara da ateş etmeleri yönünde emir veren, Tugay komutanının inisiyatifi kendisine bıraktığını beyan etmesi üzerine, olay yerinde emniyet güçleri ve vatandaşlar tarafından oluşturulan baskıya dayanamayarak ricat etmek zorunda kalan, kapıdaki tanklardan birinin şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçmış olması sebebi ile tankı kendisi kullanarak Atatürk Havalimanından ayrılan, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından kullandığı tank durdurulan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında Binbaşı olarak görev yapan, 13.07.2016 tarihinde Yalova’da yapılan kampta öğrencilerin yanına göndermesi gerekirken Astsubay ...’ı olağan dışı bir uygulama ile Hava Harp Okulun’da bıraktan, olay gecesi 00:49’da sivil Toyota marka beyaz renkli araç ile kışlaya giriş yaparak burada bulunan Sözleşmeli Erler; ... ve ...’ya Destek Grup Komutanlığına geçmeleri talimatı veren, kullanmış olduğu hatta ait HTS kayıtları incelendiğinde Atatürk Havalimanı Uçuş Kontrol Kulesini işgal eden askerlerden olan ... ile 16.07.2016 günü saat 01:40 ile 02:37 saatleri arasında 11 kez görüşme yaptığı belirlenen, yaptıkları görüşmeler ile kulede sıkıştıklarını öğrendikten sonra apronda ele geçirdikleri ... plakalı beyaz doblo araç ile ... ve beraberindekileri kontrol kulesinden kurtarmak ve buranın kontrolünü yeniden ele almak amacı ile hareket eden, vatandaşların ve emniyet birimlerinin mukavemeti karşısında vatandaşı korkutmak amacı ile havaya pek çok kez ateş eden, polislerin yönlendirmesi ile buradan ayrılarak askeri VIP bölgesine geri gelen, birliğe döndüğünde sözleşmeli erlere vatandaşlardan gelen olur ise ateş etmelerini söyleyen, askeri VIP alanına geldikten sonra buradaki askerleri yeniden toparlayarak Atatürk Havaalanına götürmek isteyen, Üsteğmen ...’in sorumluluğundaki silahhaneye giderek buradan mühimmat almak isteyen ancak silahhanede mühimmat bulunmadığı için alamayan, saat 04:30 sıralarında Hava Harp Okulu’nda personel idari işler Astsubayı olan ...’nun yanına giderek havalimanına dönmek için personel isteyen, askeri VIP alanındaki askerlere nöbet görevi vererek sabaha kadar emniyet tedbirlerini aldırmaya devam eden sanık ..., 7- Hava Harp Okulu’nda görevli binbaşı/5. Filo Komutanı olarak görev yapan, 14.07.2016 tarihinde Hava Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı Albay ... ..., Hava Harp Okulu Dekanı Albay ... ... ve Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay...’nın katılımı ile Yalova’da uçuş eğitiminde bulundukları sırada, öğrenci subay ve astsubayların darbe girişimi kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilecek eylemlerde takviye olarak hazırlanmaları için yapılan toplantıya katılan, 15.07.2016 tarihinde Yalova’da 18:00 sıralarında Albay ... ..., 3. Filo Komutanı Binbaşı ... ve 4.Filo Komutanı binbaşı ...’in katılımı ile gerçekleştirilen ve darbe girişimi öncesi son koordinasyon toplantısı olan görüşmelere katılan, bu toplantı sonrasında acil bir şekilde pilot ... komutasındaki TE-41 model uçak ile yanında Albay ... ... bulunduğu halde İstanbul’a gelen, İstanbul’a geldikten sonra Albay ... ...’in emri doğrultusunda kara pilot Üsteğmen ...’ı 15 Temmuz günü Saat 22:29 sıralarında ikametinden alarak hangar bölgesine getiren, ...’a Hava Harp Okulu Komutanı ..., öğrenci Alay Komutanı Albay ... ... ve kendisinin emirleri dışında kimsenin emrini dinlememesini, verilen emirlere riayet etmesini bildiren, ... ile hangar bölgesine geldiğinde normal şartlarda helikopterlerin uçuşa hazırlanması helikopter teknisyeni vasıtası ile yapıldığı halde hazırlıkta bizzat yer alarak TRT Ulus binasının işgali için kullanılan ... 1 kod numaralı UH-1 helikopteri fiziki güç kullanarak hangardan çıkaran, Yalova’da yapılan toplantılarda Atatürk Havalimanı’ndaki Smart Kontrol Kulesinde trafiği yönetmek üzere görevlendirilen, Destek Grup Komutanı Albay ...’den Atatürk Havalimanına gitmek için araç talep eden, Smart Kontrol Kulesini karacı subay olan ...’dan önceden planlandığı şekilde devralarak kuledeki hava trafiğinin kontrol eden, vatandaşlar ve emniyet güçlerinin gelmesi ve polisin “teslim ol” çağrısı üzerine ... ile telefon görüşmesi yaparak gelişmeleri aktaran, ...’dan teslim olmamaları, içeriye girmeye çalışan olur ise önce ayaklarına sonra yukarıya doğru ateş etmeleri şeklinde emir alması üzerine komutasında bulunan diğer sanıklara ...’dan aldığı emirleri aktararak “kesinlikle teslim olmak yok gelen kim olursaolsun ateş edilecek” diyen, kapı önünde bekleyen, polis memurları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a gelmemelerini, son mermilerine kadar sıkacaklarını bildiren, polislerce kapının kırarak kuleye girilmesi üzerine polislere doğru yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarıya kaçan, polis memuru ...’ün seken kovanlar nedeni ile burnundan yaralanmasına yol açan, bir süre sonra teslim olmak zorunda kalan sanık ..., 8- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Üsteğmen ...’ın emri doğrultusunda darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, 66. MKZden çıkan 6 GZPT'den Çobançeşme kavşağına gitmek üzere ayrılan iki GZPT'nin konvoy komutanı olan, ... tarafından bölüğünün Yarbay ... komutasına verildiği kendisine bildirilen, akşam saatlerinde ...’dan Çobançeşme kavşağına giderek trafiği E-5 yan yola yönlendirme talimatı alan, ...’ın ‘sıkıyönetim ilan edildiğini vatandaşlara söyle, evlerine gitmelerini iste ve trafiği yan yola yönlendir’ şeklindeki emrine “anlaşıldı komutanım” şeklinde cevap veren ancak Çobançeşme kavşağına geç varması nedeniyle verilen emri yerine getiremeyen, aracında bulunan Asteğmen ...’nin emniyet güçlerine teslim olması üzerine araç içerisindeki erlere araçtan çıkmamaları konusunda kızarak, teslim olmasını isteyen vatandaşlara ve emniyet güçlerine her şeyi emirle yapacaklarını, silahlarını teslim etmeyeceklerini bildiren sanık ..., 9- Hava Harp Okulu Komutanlığında astsubay kıdemli başçavuş rütbesinde Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı İcra Astsubayı olan, 15.07.2016 günü ...’nın 23:20 sıralarındaki çağrısı üzerine kışlaya gelen, ... ile birlikte hareket ederek apron bölgesine giden, sözleşmeli erlere sivil kıyafetli teröristler olduğunu, sivillere atışın serbest olduğunu, apron bölgesine gelen araçları ve içerisinde bulunanları arama emrini veren, rastlamış olduğu polis memurlardan zorla silah ve telsizlerini alan, ...’a ait aracı silah zoru ile ele geçiren, ...’dan aldığı emir doğrultusunda ...’ı kurtarmak için kuleye intikal eden, darbe girişimine direnen vatandaşların direncini kırmak için havaya ateş eden ve araç kasasında bulunan erleri de söylem ve emirleri ile azmettiren, birliğe dönmek zorunda kaldığında yeniden kuleye intikal edebilmek için asker toplamaya çalışan sanık ..., 10- Hava Harp Okulu Komutanlığı Destek Grup Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ..., ... ve ... ile birlikte Smart Kontrol Kuleye giden, ...’ın kulenin kontrolünü ...’dan devraldığ sırada Smart Kuledeki işgali sona erdirmeye gelen emniyet güçlerinin teslim olun çağrılarına olumlu cevap vermeyen, kuleye yapılan operasyonda yere yatarak teslim olmak zorunda kaldığı belirlenen, cep telefonunda “Berat Hoca” ismi ile kayıtlı kişiden “Yardım Allah'tan, fetih yakındır... Müminlere müjdele.. Saff suresi” şeklinde mesaj gönderen sanık ..., 11- Hava Harp Okulunda Astsubay olarak görev yapan, 15.07.2019 gecesi, ...’ün talimatı ile saat 23:00 sıralarında ikametinden çıkarak görev yeri olan Hava Harp Okuluna gelen, ..., ... ve ... isimli şahıslarla birlikte, ...’nin aracıyla Destek Grup Komutanlığına intikal eden, bir süre askeri VIP bölgesinde bekledikten sonra ...’ün emri ile Atatürk Havaalanından ele geçirilen Doblo marka araca binerek Smart Kulede emniyet güçlerince sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacıyla bu noktaya intikal eden, girişiminde başarılı olamadıklarında askeri VİP bölgesine dönen, yanındaki ... ile birlikte bölük komutanı ...’den mühimmat isteyen, Bölük komutanı ...’in askerlerin istihkakını vermeyeceğini bildirmesi üzerine ... ile birlikte silahhaneye girerek mühimmat kontrolü yapan, mühimmat kalmadığını görmeleri üzerine silahlarını teslim ederek sabaha kadar Destek Grup Komutanlığında bekleyen, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan ...’çe örgüt üyesi olarak teşhis edilerek astsubaylara verilen sohbetlere katıldığı, ilgilendiği şahıslar arasında bulunduğu belirtilen sanık ..., 12- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen rütbesiyle 1. Mekanize Piyade bölük komutanı olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Tugay Komutan Vekili ... ... ...’nin emriyle askerlerine atış eğitimi veren, saat 18.00 sıralarında Tabur komutanı olan ...’nun emri doğrultusunda ...’a darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, bu GZPT'lerden Havalimanını işgale gidecek dört tanesinin konvoy komutanı olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı önünde sanık ...’in emirleri doğrultusunda askerlere barikat kurdurarak, halkın ve araçların geçişinin engellenmesine dair emir verererek mühimmat dağıttıran, GZPT'yi havalimanı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, ... ve ...'un, havalimanında görevli Emniyet Müdürleri ve olay yerine gelen özel harekat polisleriyle yaptığı tartışmadan haberdar olmasına rağmen barikat kurma yönündeki emrinde ısrarcı olan, Askerlere halkı Havalimanından içeri sokmamaları, halk içeri girmeye kalkarsa ateş etmeleri, kendisi ateş edin demeden askerlerin ateş etmemeleri yönünde emir veren, vatandaşların protestosu ve askerlere darbe yaptıkları yönündeki ikazları üzerine askerlere ateş açma emri veren, ateş açmayan erlere kızan, girişimin başarılı olmayacağını anladığı anda GZPT ile havaalanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 13- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Tabur Komutanlığında üsteğmen rütbesiyle görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü Tabur Komutanı olan Yarbay ...’in öğleden önce bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılarak emir üzerine personel listesini hazırlayıp ...’e teslim eden, ...’ce kendisinden iki adet lastik tekerlekli araç ve bir de makam aracı hazırlaması emri verilen, akşam saatlerinde 3 adet HK-33 tüfek, 3 adet kompozit başlık ve 3 adet hücum yeleği hazırlayarak hazırladığı bu ekipmanlar ..., ... ve ... tarafından alınan, Atatürk Havalimanına üç aracın komutanı olarak Mercedes Unimog kamyonla giden, Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, ... ile uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla önce “A” kapısına ardından uçuş kontrol kulesine giden, Havalimanına geldikten sonra beraberinde bulunan askerlere havalimanına sivil girişlere izin vermemeleri, vatandaş ve araçları başka yöne yönlendirmelerini emreden, yalaşık 15-20 dakika bu şekilde yönlendirmeleri yaptıktan sonra Albay ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek kuleye çıkan, ...’un iki kişi istemesi üzerine ... ve ...’ı burada bırakarak kulenin girişine inen, bir kısım askerler ile olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayan, devamında Ana Giriş kapısına dönen, özel harekat polisleriyle tartışan ...’ce kendisine ‘hat düzeni’ne geçme emri verilen, bu emri astsubaylara ileterek emre uyulmasını isteyen, vatandaşların çoğalarak askerlere tepki göstermeye başladığını görünce ricat ederek kışlaya dönme kararı almak zorunda kalan, kışlaya döndükten sonra Atatürk Havaalanında kalan askerleri ile yaptığı telefon görüşmelerinde askerlerinin zor durumda olduğunu anlaması üzerine onlara olaylara karışmama ve mümkünse olay yerinden kaçmaları talimatını vererek araçtaki mühimmat ve silahlarını kışladaki odasına saklayan, devamında sivil kıyafetlerini giyerek Atatürk Havaalanına giden, ikinci defa havalimanına gittiğinde burada bulunan askerler ile iletişime geçemeyip teslim olan, Ağrı KOM Şube Müdürlüğü'nce ifadesi alınan eski Üsteğmen ... ...’ın ifadesinde kendisinin FETÖ silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Hava Harp Okulu'nda sınıf okulu eğitimi başladığı sırada daha önceden İzmir Menteş kampında tanıştığı FETÖ ile iltisaklı bir şahsın kendisini Ankara'da yine adını ve soyadını bilmediği FETÖ ile iltisaklı bir şahısla tanıştırdığını, bu şahsın da kendisini devreleri olan ... ve ... ile tanıştırdığını bu şahsın kendilerinden Ankara'da ev tutmalarını istediğini, kendisinin durumu olmadığı için ev tutamadığını ancak ... ve ...'nun ev tuttuğunu kendisinin de ara ara buraya gittiğini beyan ettiği, Tanık İsa Özaltay’ın ankesörlü telefonlardan ardışık arama ile ilgili ifadesinde kendisini teşhis ettiği ve sohbet grubunda olduğunu söylediği sanık ..., 14- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında üsteğmen olarak görev yapan, Tabur komutanı ...’ın kışla içerisinde bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılan, aldığı emir doğrultusunda darbe girişiminde kullanılacak 4 adet ZMA hazırlatarak bunların konvoy komutanlığını yapan, Tabur Komutanı ...’dan darbe girişimini kışlada öğrenerek ...’in emrine verilen, Atatürk Havalimanı önünde ...’in emirleri doğrultusunda havalimanına vatandaşların ve araçların geçişini engelleyen, 117088 plakalı ZMA ile birlikte kendi komutasındaki 117084 plakalı ZMA’yı VIP giriş kısmına konuşlandıran, 117080 plakalı ZMA'yı Ana Giriş kapısına, 117083 plakalı ZMA’yı “A” kapısına gitmekle görevlendiren, komutasında bulunan ZMA ile Smart Kuleyi işgale giden ...’a eskortluk yapan, vatandaşların gelmesiyle havaalanından çıkarak bir süre Florya yönünde hareket eden, yolunun vatandaşlar tarafından kapatıldığını görünce buradan dönüş yaparak E5 istikametine ilerlemek isterken ZMA’sı yol üzerinde kalan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile teslim alınan sanık ..., 15- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında teğmen rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde yıllık izinde olmasına rağmen tabur komutanı Yarbay ... tarafından göreve çağrılarak 15 Temmuz 2016 günü birliğe gelip göreve başlayan, öğleden sonra ...’in yaptığı toplantıya katılan, toplantıda aldığı emriler doğrultusunda astlarına emrindeki üç tankı dışarı çıkacak şekilde hazırlama talimatı vererek bunların hazırlanması aşamasında görev alan, komutanı olduğu tanka makineli tüfek monte ettiren, Tabur Komutanı ... tarafından kendisine verilen araç ve personel planlamasına ilişkin liste uyarınca personeli hazırlayan, saat 19:00 sıralarında kendisi ile birlikte darbe girişimine katılacak olan personelini garajlar bölgesinde toplayarak mühimmat aldıran, ...’in emri ile üç tank ile birlikte Atatürk Havaalanına intikal eden, saat 01:52 ile 01:53 arasında B Giriş kapısında tankını konuşlandıran, komutanı olduğu 117720 plakalı tankı Ana Giriş kapısından içeri sokarak namlusunu devlet konukevine doğru çevirten, vatandaşların darbe girişimini öğrenmesi ve askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’e telsizden çağrı yaparak defalarca ateş izni isteyen, kendi tüfeği ile vatandaşları dağıtmak için havaya ateş eden, ...’in geri dönüş emri sonrasında bulunduğu tankın şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçması nedeni ile tankı hareket ettiremeyerek bölgede kalan, Tank şoförlüğüne ...’in geçmesi üzerine kışlaya dönmek üzere yola koyulan ancak kışlaya ulaşamadan polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alınan, Tanık ...’nin ifadesinde “... benim harp okulunda devre arkadaşım, yaklaşık 2 yılda birlikte aynı koğuşta kaldık. FETÖ terör örgütü üyeliği ile ilgili benim bilgim yok ama harp okulunda görüştüğümüz sırada zırhlı birlikler okulundayken birlikte ... ve İlker ... ile ev tuttuğunu söylemişti. ... ile biz harp okulundayken hafta sonları program yapmak, görüşme yapmak amacıyla Batı Kente esnaf evine gidiyorduk, O'nu oradan biliyorum. ... da onlarla birlikte aynı evde kalmış...” şeklinde beyanda bulunduğu sanık ..., 16- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü darbe girişimine katılacak askerlerin çıkış yapacağı sırada devriye görevini ifa etmekte iken bölük komutanı ...’in emri ile bu görevini bırakarak içtima alanına intikal eden, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Atatürk Havalimanına gidecek olan 117083 plaka sayılı ZMA’nın komutanı olarak görevlendirilen, komutasındaki ZMA, açık tenteli kasalı Land ve 2 adet polis motosikleti eşliğinde A kapısına intikal eden, orada askerlerine mühimmat dağıtarak kendi talimatı olmadan kimsenin silahlarının kurma kolunu çekmemesini emreden, çevrede tertibat aldıran, görevli polis memurlarının geri çekilme hareketini bildirmesine rağmen emir gelmeden ayrılmayacağını söyleyen, bir süre bekledikten sonra yanlarına gelen ...’in emri ile kuleyi işgale giden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayıp B kapısına gelen, buradan çıkışa yöneldiğinde önü vatandaşlar tarafından kesilen, kendi komutasında ve ... yönetimindeki ZMA’yı sağa sola manevralar yaparak uzaklaşmaya çalışan ancak havalimalanı çıkışında yakalanan sanık ..., 17- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Bölük komutanı ...’nun emri ile hareket ederek 117510 plakalı Mercedes Ünimog marka askeri kamyonla Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikalden sonra kontrol kulesine giderek kuleye çıkan, burada ...’un güvenliğini sağlayan, ... kulenin kontrolünü ...’a bıraktıktan ve darbe girişimi açık bir şekilde anlaşıldıktan sonra dahi görev yerini terk etmeyerek verilen emirleri yerine getiren, polis özel harekat birimlerinin kuleyi darbeci askerlerden kurtarmak için operasyon başlattığı sırada kapıya gelen polis ekiplerinin teslim olun çağrılarına rağmen teslim olmayan, ... ve ... ile birlikte polis ekiplerine direnmeye çalışan, polis ekipleri kulenin kapısını açıp sanık ...’i yakaladıklarında direnmeye devam eden ancak operasyon sonucunda yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 18- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 117088 plaka sayılı ZMA’ya komutanlık yaparak Atatürk Havalimanına intikal eden, Bölük Komutanı ...’in emri ile A giriş kapısına giderek ZMA’yı girişi kapatacak şekilde konumlandıran, araç ve yaya girişini engelleyerek trafik kontrolü yapan, Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile kendisinin araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırılan, askerleri havalimanından çıkışların serbest olduğuna, ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir vererek konumlandıran, polis ekipleri ve vatandaşlardan darbe girişimini öğrenmelerine rağmen kuleye gitmeye çalışan ... için eskort görevi yapan, aracının bir süre sonra arızalanarak durması üzerine vatandaşların arasında kalan, olay yerine gelen polis ekipleri ile iletişime geçerek parmağı kırılan Uzman Çavuş ...’ı polislere teslim eden, vatandaşları dağıtmak amacıyla HK-33 tüfek ile havaya ateş eden, bir süre sonra ZMA’nın içerisinde bulunanlar ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 19 – 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117510 plakalı Mercedes Unimog kamyona şoför olarak binerek havalimanına intikal eden, ...’un emri altında Smart Kontrol Kule işgal edildiği sırada ... ile kule önünde güvenlik tedbiri aldıran, giriş kısmındaki güvenlik görevlilerinin bilgisayar ve cep telefonlarından darbe girişimini öğrenmesine ve kendi cep telefonundan 1. Ordu Komutanının açıklamalarını okumasına rağmen ...’nun emri üzerine ...’un yanında takviye olarak kalan, sürücülüğünü yapan, araç ile yanında ... olduğu halde Smart Kontrol Kule’de sıkışan ... ve ekibini kurtarmak amacı ile gittikleri sırada önleri vatandaşlar tarafından kesilen, burada ...’un müşteki ...’in vurmasından sonra dahi eylemlerine devam eden, olaylar sırasında kullandığı Unimog ile aracın dikiz aynasından tutan ...’i vücudunda kemik kırığı meydana getirecek şekilde yaraladığı tespit edilen sanık ..., 20- 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü 117723 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emri doğrultusunda Havalimanı girişini vatandaş ve araç geçişini engelleyecek şekilde kapatan, darbe girişiminin öğrenilmesi neticesinde vatandaşın gelmesi üzerine ...’ın ateş etme talimatına uyarak havaya ateş açan, vatandaşın kararlı direnişi sonucunda geri dönüşe geçen ancak yaklaşık 500 metre sonra vatandaşlarca durdurularak, polisler tarafından tank içerisinden çıkartılarak teslim alınan sanık ..., 21- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle Zırhlı Araç Şoförü olarak görev yapan, olay günü ...’ın yaptığı içtimaya katılan, 15.07.2016 günü 117084 plakalı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, Havalimanında önce vatandaş ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tedbir aldıran ve ardından VIP bölgesine intikal eden, vatandaşların ve emniyet güçlerinin uyarılarına rağmen ...’un Smart Kule’de sıkışan askerlere yardım etmek için intikal ettiği sırada ekibe eskortluk yapan sanık ..., 22- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’ın emri ile bölüğündeki erleri 1. Bölüğün emrine vererek Uzman Çavuş ... ile ...’in komutasına giren, ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, ZMA'yı Havalimanı A giriş kapısı önünde konumlandırarak girişleri engelleyecek şekilde bekleyen, askerlere havalimanından çıkışların serbest olduğuna ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir veren, bu sırada gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse de havalimanına gelerek tepki gösteren vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, içinde bulunduğu aracın vatandaşların arasında kalmasıyla geri dönerek ters istikamette ilerleyen, burada da vatandaşlarla karşılaşınca yön değiştirerek çıkışa doğru ilerlemeye çalışan, olaylar sırasında darbe girişimini engellemeye çalışan vatandaşlardan ...’ı dipçikle vurmak sureti ile yaralayan, bulunduğu aracının arızalanması üzerine beraberindekiler ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 23- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesinde yazıcı olarak görev yapan, takım komutanı Gökhan Başar’ın emri doğrultusunda 117723 plaka sayılı tankın komutanı olarak görevlendirilen, kışladan çıkarak Atatürk Havaalanına intikal eden, aracı ...’in emri ile A giriş kapısı civarında vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyecek şekilde konumlandırarak beklemeye başlayan, telsizden ...'in TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşların tepki göstermesi üzerine ... ve ...’ın emri üzerine vatandaşları dağıtmak için piyade tüfeği ile havaya ateş açan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 24- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 117550 plaka sayılı Land marka jipe binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, bölük komutanı ...’nun emri ile kuleyi ele geçirmek için giden ...’un bulunduğu araca eskortluk yaparak kuleye giden, ... ve ekibi kuleyi işgal ettikleri sırada kule önünde ... ile tedbir alan, burada beklemekte oldukları sırada darbe girişimini öğrenen, ... ve ekibi kuleyi işgal edip dışarı çıktıktan sonra ... tarafından, ... ile birlikte Albay ...’un emrinde görevlendirilen, darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen yanına gelen Albay ...’un emri ile Mercedes marka askeri kamyona binerek Ana Girişe gelen, ... ve ... arasındaki diyalogdan sonra yeniden ...’un emri ile kamyona binip kuleye doğru hareket eden, bir süre sonra araçtan sanık ... ile birlikte güvenlik amiri ...’u yanlarına alarak kuleye intikal eden, vatandaşlar tarafından kamyonun önü kesilince ...’un ...’i silah ile yaralaması üzerine araçtan inerek vatandaşlar ile ...’u ayırmaya çalışan, bu noktanın ilerisinde bulunan özel harekat polislerinin yanına giderek teslim olup silahlarını polis ekiplerine teslim ettiği tespit edilen sanık ..., 25- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover jipin şoförlüğünü yaparak tam teçhizatlı olarak Atatürk Havalimanına intikal eden, bir süre havalimanı giriş kapısında bekleyen, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile polis eskortu ile uçuş kontrol kulesinin önüne gelen, ...’un ekibi ile birlikte kuleyi ele geçirmesi sırasında kule önünde bekleyerek ..., ... ve ... ile birlikte tedbir alıp ...’un güvenliğini sağlayan, beklemeleri sırasında darbe girişimi ile ilgili gelişmeleri öğrenen, bir süre sonra kuleden inen ...’nun emri ile hareket ederek yeniden Ana Giriş kapısına gelen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini istemesine rağmen içinde bulunduğu astsubaylarla kendisi de emri dinlemeyen ancak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, vatandaşların tepkilerinin artması ve havalimanına yaya birlik takviyesi çağrısının karşılık bulmaması üzerine ...’in ricat çağrısına uyarak Topkule Kışlasına geri gelen, ardından ... ile birlikte, sivil kıyafetini giyerek kendi özel aracı ile yeniden Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 26- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Asteğmen ... komutasındaki 117083 plaka sayılı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalanına intikal eden, ...’in emri ile iki polis motosikletinin eskortluğunda A giriş kapısına intikal eden, kendisine ... tarafından ...’in komutasına girdiği bildirilen, bir süre yanındakilerle birlikte çevre emniyeti alarak trafik kontrolü yapan, ...’nın emriyle silahına mühimmat dolduran, polislerin ikazından ve darbe girişiminin açıkça ortaya çıkmasından sonra yanlarına gelen ... komutasındaki ZMA ile birlikte kuleye intikal eden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayan, Atatürk Havalimanı terminal binası önünde vatandaşlar tarafından yollarının kesilmesi üzerine yakalanan sanık ..., 27- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ... komutasındaki 117723 plaka sayılı tankta nişancı olarak görev alıp Atatürk Havalimanına intikal eden, tankın konuşlandırılması sonrasında Ana Giriş kapısı bölgesinde tanktan inerek bu kapıda ...’in darbe girişimine ilişkin açıklamalarını duyan, Ana Giriş kapısı önünde vatandaşların tepki göstermelerine rağmen yolu kapatan, tepkilerin artması üzerine ricat ederek kışlaya dönmek üzere harekete geçen, vatandaşların tankın etrafını sarmaları üzerine hareket edemeyerek bir süre sonra durmak zorunda kalan, vatandaşlar tarafından tanktan çıkarılarak orada bulunan bir sivil araca bindirilip olay yerinden uzaklaştırılan, yoldan geçmekte olan polis ekiplerine teslim edilerek gözaltına alınan sanık ..., 28- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, emrindeki askerlere bölüğündeki ZMA’ların bakımını yaptıran, 15 Temmuz 2016 günü saat 21:00 sıralarında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ...’in emir ve komutasında 117084 plaka sayılı ZMA ile Topkule kışlasına buradan da konvoy halinde Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havaalanında ...’in emri ile VIP noktasına intikal ederek burada beklemeye başlayan, çevredeki tepki ve protestolardan darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmış olmasına rağmen yanlarına gelen ...’un emri ile içeride sıkışan ... ve diğerlerine yardım etmek için Smart Kuleye doğru yola çıkan ancak vatandaşların direnişi üzerine kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 29- Hava Harp Okulu Komutanlığında teğmen olarak görev yapan, ...’in emri ile Destek Grup Komutanlığındaki askerleri tam teçhizatlı ve silahlı olarak içtimaya toplayarak kendisi de içtimaya katılan, Albay... ve bazı askerlerin VIP girişinin önünde duraklayan araçların hareket etmeleri için ateş ettiklerini görmesine rağmen ...’in emri ile hareket etmeye devam ederek askeri otobüs ile Atatürk Havalimanı apron kısmına geçen, ... komutasında 40 kadar er ile birlikte pasaport kontrol noktalarına gelerek buranın işgal edilerek ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasının engellenmesinde görev alan, darbe girişimini protesto eden vatandaşlar ile tartışan, Albay ...’in emri ile Kontrol Kulesinde bulunan askerlere takviye olmak için 10 kadar asker ile buraya yönelen, Terminal binası içerisinde karşılaştığı polisler tarafından durdurularak binadan çıktığı taktirde vatandaşlar tarafından linç edilebileceği söylenerek geri çevrilen, 16.07.2016 tarihli olaylı yakalama tutanağında belirtildiği üzere ...’in direnme ve teslim olmama yönündeki emirlerine uyarak silahını en son teslim eden ekibin içerisinde yer alan sanık ..., 30- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15 temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’in emri ile ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı’nda ...’in emri ile bulunduğu ZMA’yı A giriş kapısını kapatacak şekilde konumlandıran, gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, vatandaşların tepkilerinin artmasıyla HK33 tüfeği ile havaya ateş eden, komutanlığını yaptığı araç vatandaşlar arasında kalınca aracında bulunan diğer askerler ile teslim olan sanık ..., 31- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra VIP bölgesinde kalan, ... ve beraberindeki kişilerin Atatürk Havalimanında ele geçirdikleri ve içerisinde patlayıcı madde olduğunu söyledikleri Doblo araç ile VIP noktasına intikal etmeleri üzerine araçtaki kutuların indirilmesine yardımcı olan, ...’ün emri ile Doblo marka araca binerek Atatürk Havalimanının Uçuş Kontrol Kulesindeki askerlere destek olmak amacıyla hareket eden ancak vatandaşlar ile karşılaşmaları nedeni ile kuleye ulaşamayan, yanındakiler ile bu noktada bulunan polis ekiplerinin yönlendirmeleri ile yeniden VIP bölgesine gelen sanık ..., 32- Eylemlerinin ayrıntılarına yukarıda yer verildiği şekilde Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, spor salonunda iken ve henüz bir yere gönderilmeden televizyon izlediği sırada köprülerin askerler tarafından kapatıldığını ve köprüde tankların bulunduğunu gören, 15.07.2016 günü ...’ün emri üzerine ... ile birlikte destek grup komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, 15.07.2016 günü darbe teşebbüsüne dair haberleri televizyonda izleyerek bu gelişmelerden bilgisi olduktan sonra ...’ün emri ile ... ve ... ile Harp Okulundan Destek Grup Komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ... ve Hava Harp Okulu’nda Sözleşmeli Er olan sanık ...; 33- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında Tank uzman çavuş rütbesi ile İdari işler görevlisi olarak görev yapan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ...’un ordunun yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, Havalimanında kamyondan inerek Land marka askeri jipe binip ...’nun emri ile bu araç ile birlikte önce A kapısına sonra havalimanı kontrol kulesine giden, kulenin bulunduğu binanın 5. katına çıkarak asansörlerin önünde ... ve 2 astsubay öğrenci ile ...’yu bekleyen ve devamında ... ile beraber aşağıya inen, Land jeepe binerek Topkule Kışlasına 23:30 sıralarında intikal eden, sivil kıyafetlerini giyerek ..., ..., ... ve ... ile evine döndüğü belirlenen sanık ..., 34 - Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ...’in 23.30 sıralarında Destek grup komutanlığı VIP bölgesindeki içtimasına katılan, ... ile Atatürk Havalimanındaki pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, vatandaşların tepkisine rağmen ...’in direnmeleri ve teslim olmamaları yönündeki emirlerini dinleyerek uzun süre teslim olmayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’un; a. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ... hakkında hava ve ulaşım araçlarını kaçırma ve alıkoyma, cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ...’e yönelik kasten yaralama, ... hakkında cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, ... ve hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden; Sanık ...’ın eylemlerini bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla ve bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle gerçekleştirdiği anlaşılmakla, ...’e yönelik eyleminin TCK’nın 82/1-h-i maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK’nın 81/1 maddesi uyarınca hüküm kurulması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar, müdafiilerinin, bir kısım katılanlar ve vekilleri ile THY vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, b. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler, sanıklar ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan beraatlerine dair hükümler ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım katılanlara yönelik nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye azmettirme ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair kararların incelenmesinde; aa. Ayrıntıları Dairemizin 2021/2123 E. - 2022/119 K. sayılı Kararında açıklandığı üzere, Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan, sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, ... Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan, araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez age. 440 syf; ..., Gazi şerhi, genel hükümler, 3. Baskı, s 493). Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır (..., age, s 499). Suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle, suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp, fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise, suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır (CGK, 23.11.1981 gün ve 214-385 sayılı kararı). Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir (CGK 20.01.2009 tarih, 1/232-2 sayılı kararı). Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1-Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış, 2-Manevi yardım ise; aa) Suç işlemeye teşvik etmek, bb) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı). Örgüt kurma suçu, çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK’nın 220/5. maddesinde; “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, ... Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200). Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nın 10.12.1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarih ve 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları), elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa, niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın madde 309'a yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (... İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (..., Suç Örgütleri, s. 332). ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Failin, fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK'nın 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan, suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak, her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği kabul edilmektedir. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa, Anayasanın 137/2 ve TCK'nın 24/3 maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Dairemizin 2017/1443-4758 sayılı kararı). Azmettirenin sorumluluğu, kanunda hazırlık hareketleri ayrıca suç olarak düzenlenmemişse, failin eyleminin en azından teşebbüs aşamasına ulaşmasına bağlıdır. Konusu suç teşkil eden emirle azmettirilenden garantörlük yükümlülüğünü yerine getirmemesi isteniyorsa, eylemin teşebbüs aşamasına ulaşması için yasaklayıcı normun ihlaline yönelen icrai bir hareketin gerçekleşmesi, failin de neticeyi önleme hukuki yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekmektedir. aaa. Sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay rütbesiyle görev yapan sanık ...’ın, saat 17:30 sıralarında evde iken bölük komutanı Üsteğmen ... tarafından bölüklerinde silah kaybolduğu ve bölüğe gelmesi gerektiğini belirten bir mesajın gelmesinin ardından ...’e “geliyorum” şeklinde mesaj yazdığı, devamında bölük komutanı ...’in bu kez gelmesine gerek kalmadığına dair bir mesaj yolladığı, saat 20:30 sıralarında ise bölük astsubayı piyade başçavuş ... tarafından cep telefonundan aranarak mesainin devam ettiği belirtilerek ivedi olarak birliğine çağrıldığı, saat 21:00’da bölüğüne geldiği, Bölük komutanının emri ile hücum yeleği ve kamuflajını giydiği fakat silahlıkta asker bulunmadığından silah almadığı, Bölük komutanı ile birlikte 117353 plaka sayılı GZPT’ye binerek Topkule Kışlasına geldiği, GZPT ile havalimanına intikal etttiği, Basın Ekspres Caddesi üzerinden havalimanına giderken Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğünde çalışan eşi tarafından arandığı, eşinin kendisine nerede olduklarını sorması üzerine havalimanına destek amaçlı gittiklerini söylediği, bunun üzerine eşinin “darbe yapılıyor hemen oradan ayrıl” demesi üzerine internetten gelişmeleri gördüğü, havalimanına intikal ettiğinde gelişmeleri ...’e bildirdiği, Havalimanı C kapısına geldiklerinde ...’in kendilerine halkın havalimanına girişinin engellenmesi hususunda emir verdiği, sanığın, kışlaya dönmelerini isteyen vatandaşları ... ile görüştürdüğü, görüşmenin ardından araçlara binerek geri döndükleri, dönüş sırasında sanıklardan ...’un önlerini keserek geri dönmelerini istemesi üzerine ...’in sanıktan sağa yanaşmasını istediği, ... ve ...’in savunmalarında, ...’ın kendilerine “eşi ile telefonda görüştüğünü, ortalığın karışık olduğu, darbe girişimi olduğundan bahsedildiğini, oradan ayrılması gerektiğini söylediğini” beyan ettikleri, ...’un yolu açması üzerine oradan uzaklaşarak 23:50’de Topkule Kışlasına giriş yaptıkları, Kışladan bölüklerine geçerek bölük komutanının emriyle araçtaki silah ve mühimmatları bir odaya koyarak kilitledikleri, daha sonrasında eşinin çalıştığı Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ile kışlada yaşanan hususlarla ilgili irtibat sağladığı, kendi isteği ile Baştabya Kışlası nizamiyesine gelen polislere saat 12:00‘da teslim olduğu belirlenmiş olup, Somut olay, sanığın aksi kanıtlanamayan savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, durumu diğer sanıklardan kısmen farklılık arzeden sanığın suç kastı da karar yerinde değerlendirilerek eyleminin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışmasız bırakılması, bbb. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, bölük komutanı ...’in emri ile havalimanına gidecek GZPT’lerin birinde araç komutanı olarak görevlendirilen, bulunduğu GZPT’yi Ana Giriş kapısında bekleten, emrindeki askerleri Ana Giriş kapısında bariyer oluşturtarak bekleten, vatandaşların ve emniyet güçlerinin mücadelesi sonucunda bölük komutanı ...‘in emri üzerine GZPT’ye binerek ricat eden ve kışlaya doğru harekete geçen, bir süre sonra vatandaşca bulunduğu GZPT’nin önü kesilen, bu sırada araçtan çıkarak vatandaşlarla konuşmaya çalışan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, kız arkadaşından gelen mesaj ve bu mesajdan sonra ... ile konuşması neticesinde darbe kalkışmasını öğrenmesine rağmen ...’in bekleyin talimatına uyarak bulunduğu yeri terk etmeyen, kendi beyanına göre de korkup telefonunu kapattığını söyleyen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında asteğmen olarak görev yapan, olay günü bölüğünde nöbetçi subay olarak görevli iken akşam saatlerinde içtima olduğunu haber alıp içtima alanına intikal eden, ...’ın sıkıyönetim ilan edildiğine ilişkin içtimasına katılan, Bölük komutanı ...’in emri ile içtima alanında bulunan 117080 plaka sayılı ZMA’ya araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, komutasındaki ZMA'yı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde ...’den aldığı emir doğrultusunda ...'in emrine girerek komutasındaki askerlere vatandaşların ve araçların geçişinin yasak olduğunu belirterek barikat kurduran, beklemeye devam ettikleri sırada polis ekipleri ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması ile geriye dönüş kararı alan, Baştabya kışlası nizamiyesine birkaç yüz metre kalana kadar yoluna devam edebilen, bu noktada darbe girişimini protesto eden vatandaşlar tarafından önleri kesilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, Komutanlıktan çıkış yapacak GZPT'lerden 117461 plakalı GZPT’ye araç komutanı olarak görevlendirilen, bölük komutanı ... komutasındaki GZPT'yi takip eden, ...’ın GZPT'si arıza yaptığında kendi aracının komutasını ...’a devrederek arızalı aracın yanında kalan, bir kısım tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere kışladan çıkmadan askerlerin telefonlarını toplayan, hakkında ardışık aramadan başlatılan soruşturmanın mevcut dava dosyası nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırıldığı belirlenen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkmak amacıyla yapılan içtimaya tam teçhizatlı ve silahlı olarak katılan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri jip ile Atatürk Havaalanına intikal ederek havaalanı Ana Girişinde araç ve vatandaşların geçişinin yasaklanması şeklindeki emre uyarak bir süre trafik yönlendirmesi yapan, ...’nun emri ile kontrol kulesine intikal ederek ... komutasında kontrol kulesine çıkan ekip içerisinde yer alan, kontrol kulesi giriş katında, yolcuların belirli bir salonda toplanması sırasında, TV’den darbe girişimi bildirisinin okunduğuna dair haberleri gören, devamında Ana Giriş kapısına dönerek burada ...’in özel harekat polisleriyle tartışmasına şahit olan, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye devam eden, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra astsubayların bulunduğu Landla hızlıca havalimanından ayrılıp kışlaya varış yapan, sivil kıyafetlerini giyerek evine dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde alarm verilmesi üzerine ...’ın içtima alanında sıkıyönetim ilan edildiğini bildiren konuşmasına katılan, içtimadan sonra Asteğmen ... komutasındaki 117080 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında araçtan inerek diğer askerler ile birlikte giriş kapısında vatandaşların ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tertibat alan, bir süre sonra darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’un emri ile ZMA’ya binerek kışlaya dönmek üzere Atatürk Havalimanından ayrılan, içerisinde bulunduğu ZMA Baştabya Kışlasının nizamiye girişine 500 metre mesafe kalmışken darbe girişimini protesto etmek için sokağa çıkan vatandaşlar tarafından durdurulan, bu noktadan sonra ilerleyemeyerek polis imdat hattını arayıp durumlarını bildiren, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, bu şekilde 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, ...’un, askerin yönetime el koyduğuna dair beyanını duyan ve askerler tarafından polislerin ve güvenlik güçlerinin görevlerinin gasp edilir şekilde engellenmesine şahit olan, Havalimanı emniyet müdür ve amirleri ile ... arasındaki tartışmadan haberdar olan, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla bulunduğu kamyona ... tarafından binilen, ... ile önce “A” kapısına, ardından uçuş kontrol kulesine giden, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşandığı belirlenen, devamında ...’in bulunduğu kapıya dönen, burada ...’in ‘hat düzeni’ne geçmelerine yönelik emirlerini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönem, yanındaki diğer sanıklarla birlikte özel araç ile kışladan ayrılarak ikametine giden sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ... komutasında kontrol kulesine gelen, burada ...’un güvenliğini sağlayan, içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayarak Ana Giriş kapısına dönen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini ilişkin emri dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte havalimanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 14.07.2016 günü tank taburunda nöbetçi astsubay olan, 15.07.2016 günü istirahatli olması gerekirken Tabur Komutanı ...‘in emri ile kışlada kalarak çalışmaya devam eden, ...’in emri ile toplamda 24 adet SABOT tank topu, 16.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı da alarak darbe girişimine katılacak olan birliklere dağıtan hemen ardından alarm verilmesi üzerine teçhizatını ve silahını alarak nizamiye bölgesine giden, ...’nun emri ile 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında ...’ nun emri ile bir süre Ana Giriş kapısında sivil araç ve vatandaş geçişlerini engellemek için trafik kontrolü yapan ekip içerisinde yer alan, bir süre sonra yine ...’nun emri ile ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek ...’un güvenliğini sağlayan, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşanan, devamında Ana Giriş kapısında gelen, burada ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, olay günü Tabur Komutanı ...’nun bölük komutanı ...’a verdiği emir neticesinde bölüğünde bulunan beş adet GZPT aracı dışarı çıkacak şekilde hazırlatan, alarm verilmesi üzerine tam teçhizatlı ve silahlı olarak 117461 plakalı GZPT’ye binerek Üsteğmen ...’ı takip eden, Atatürk Havalanına doğru ilerlemeye başladıklarında ...’ın bulunduğu GZPT’nin arıza yapması sonucunda araçlarını ...’a bırakarak arızalanan GZPT’nin yanında bölgede kalan, bakımcı olduğu için arızalanan GZPT’nin arızasını gidermeye çalışan ancak başarılı olamayarak Basın Ekspres yolu üzerinde araç ile kalan, askerlerini aşağıya indirerek dışarıda nöbet tutturan, bir süre sonra vatandaşların çevrelerini sarmaları üzerine GZPT aracın içerisine girerek beklemeye başlayan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, incelenen cep telefonunun “Kim çağırdı Dr civanım” isimli Whatsapp grubunda, aynı gün saat 21.11’de "Ordu yönetime el koydu arkadaşlar" saat 21.16’da “Durumlar sıkıntılı” şeklinde, 21.21’de “Zırhlı araçlarla dışarı çıkıyoruz”şeklinde mesajlar yazan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay rütbesiyle görev yapan, Kışlada alarm verildiğinde ...’nun emri ile güvenliği sağlamak üzere Topkule nizamiyesine gönderilen, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri araç ile diğer astsubaylarla Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile Land jipe binerek ... yönetimindeki askeri kamyonu takip edip Smart Kontrol Kulesinin ele geçirilmesi amacı ile önce A kapısına ardından kontrol kulesine intikal eden, burada ... ile birlikte kuleye çıkan yedi kişilik ekip içerisinde yer alan, ardından ...’in bulunduğu giriş kapısına intikal eden, ...’in emniyete alma şeklindeki emrine karşı çıkarak geldikleri araç ile kışlaya dönen, Kışlaya döndükten sonra ... isimli şahıs ile birlikte kendine ait motosiklet ile kışladan ayrılan sanık ..., 66. Mekanize Tugayı Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında kamyondan inip Land marka askeri jipe binerek ...’nun emri ile Smart Kontrol kulesine intikal eden, burada araçların başında kalarak kuleye çıkan ekibin güvenliğini sağlayan, ..., ... ve ... ile birlikte beklediği sırada yanlarına gelen özel güvenlik personelce kendilerine darbe girişimine ilişkin gelişmeler gösterilen, kuleye çıkan ... ve beraberindekilerin kuleden inmesinin ardından Land marka askeri jip ile Ana Giriş kapısına intikal eden, vatandaş ve polislerin tepkileri ile karşılaşınca ...’nun emri ile Land jipe binerek Topkule Kışlasına ricat eden, kışladaki olaylara katılmamakla birlikte sabaha kadar Topkule kışlasında kalarak sabah saatlerinde kışla içerisinde yaşanan çatışmanın ardından Astsubay...’in yönlendirmeleri ile polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü tankların bakımını yaparak hazırlık yapan, akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, tanklarına mühimmat alarak kendi üzerine zimmet yapan, 117724 plaka sayılı tank komutanı olarak 3 tank ile birlikte yola çıkarak havalimanına intikal eden, tabur komutanı ... tarafından son tankın Havalimanı B kapısında beklemesi ve havaalanına girişlerin yasak, çıkışların serbest olduğunun bildirilmesi nedeni ile B kapısı girişi kapanacak şekilde tankını konumlandıran, toplanan vatandaşlar tarafından “darbe mi yapıyorsunuz” şeklinde sorular sorulması üzerine rütbelerini sökerek kışlaya dönmeye karar veren, ...’ın atış serbest şeklindeki emrini vatandaşların daha fazla tepki göstereceğini düşünerek uygulamayan, yolda ilerlerken vatandaşlar tarafından önü kesilerek tankın içerisinden çıkartılan, sivil kıyafet giydirilerek polise teslim edilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117724 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emriyle tankı “B” kapısına konuşlandıran, Telsizden ...'in ‘TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşça gösterilen direniş sonucunda geri dönüşe başlayan, yaklaşık 500 metre ilerledikten sonra vatandaşlar tarafından araçlarla önleri kesilerek olay yerine gelen polisler tarafından tank içerisinden çıkartılıp teslim alınan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile araç sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Tabur komutanı ... tarafından yapılan içtimaya katılan, bölük komutanı ...’in emri doğrultusunda ...’un komutanlığını yaptığı 117080 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, bulunduğu ZMAyı Havaalanı Ana Giriş kapısında konuşlandırarak vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyerek beklemeye başlayan, vatandaşların ve polislerin tepki göstermesi üzerine yanındakiler ile birlikte ricat ederek yol üzerinde herhangi bir müdahale olmadan Baştabya kışlası önüne kadar gelen, bu noktada darbe girişimini protesto etmek için toplanan halk tarafından sürücülüğünü yaptığı aracın etrafı sarılan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak göz altına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü gün içerisinde bölüğünde bulunan askerlerin atış eğitimleri ile ilgilenen, Baştabya Kışlasında kaybolduğu iddia olunan silahın bulunmasına yönelik çalışmalara katılan, akşam saatlerinde bölük komutanı olan ...’in emri ile bölükten beş adet GZPT’nin kışla dışına çıkacak şekilde hazırlanmasında görev alan, kışladaki askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya tam teçhizatlı olarak katılıp 117367 plaka sayılı GZPT’ye komutan olarak binerek Atatürk Havalimanı B kapısına intikal eden, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde duran GZPT’den inerek bir süre araçların ve vatandaşların geçişlerini engelleyecek şekilde çevre tertibatı alarak bekleyen, erleri yola dizerek barikat oluşturtan, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların darbe girişimini protesto etmeye başlamaları üzerine ... tarafından ricat kararı alınarak birliklere dönme emri verilmesinin ardından komutasındaki askerleri GZPT’ye bindirerek kışlaya doğru harekete geçen, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önü kesilince durmak zorunda kalan, komutanları ile görüştükten sonra yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Taburu 1. Mekanize Piyade bölüğünde uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 tarihinde bölük komutanından aldığı izin dolayısı ile görev istirahatli olmasına rağmen akşam saatlerinde bölük komutanı ...’in emri ile kışlaya gelerek görevine başlayan, kışlaya geldikten sonra ...’in emirleri doğrultusunda kışla dışına çıkacak askerler için teçhizat temin ederek akabinde yapılan içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in emri ile 117369 plaka sayılı GZPT’ye araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına konvoyun 2. sırasındaki araç olarak intikal eden, Atatürk Havalimanında Ana Giriş kapısında GZPT’yi havalimanına Ana Girişleri kapatacak şekilde konuşlandırıp, ...’in emri ile askerlere mühimmat dağıtarak ve araçtan indirterek girişleri engellemek için barikat kurdurtan, ... ile ...’un Ana Girişte gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara ve sonradan tartışmakta oldukları polis ekiplerine sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğuna ilişkin bildirimi duyan, bir süre sonra vatandaşların darbe girişimine karşı askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’in ricat emrine uyarak GZPT'yi kışlaya doğru hareket ettiren, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önlerinin kesilmesiyle aracı durdurma emri vererek beraberindeki askerlerle silahlarını araçta bırakan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, taburda telsiz teknisyeni olarak görev yapması nedeniyle akşam saatlerinde tabur komutanı tarafından çağrılarak kışla dışına çıkılacağı için tabur komutanına ait jip ile tanklar arasındaki telsiz irtibatı kurması istenen, tabur komutanı ...’in makam aracı olan 117500 plakalı askeri jip ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanına intikalden sonra tabur komutanının talimatı ile araçta telsiz başında bir müddet kalan, bir müddet sonra ...’un polislere ve vatandaşlara hitaben “TSK yönetime el koymuştur evinize gidin” şeklindeki anonsu üzerine cep telefonunu açıp internetten bakarak durumu araştırdığını kabul eden, ... ve ... ‘un vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışmaya başlamaları üzerine olay yerine ... ile birlikte gelen astsubayların yanına gidip durumu öğrenmeye çalışan, ...’in ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’in havaya ateş etmesi, diğer askerlere ise ateş açma emri vermesi üzerine bu emri reddeden astsubaylar arasında yer alan, ... komutasındaki askeri jip ile Topkule Kışlasına intikal eden, Kışlaya geldikten sonra bir süre MEBS bölüğünde kalan, daha sonrasında ise Tank Taburunun kademe binasına giderek burada beklemeye başlayan, kışla içerisinde yanında bulunan Astsubay ... ile birlikte Topkule Nizamiyesine giderek polis ekiplerine teslim olduğu tespit edilen sanık ...; 66. Mekanize Piyade Tugayında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü nöbet görevine devam eden, akşam saatlerinde Albay ... SARI tarafından verilen alarm sonrasında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ... komutasındaki 117461 plakalı GZPT’ye binerek kışla dışına çıkan, içinde bulunduğu araca Basın Ekspres yolu üzerinde ... ve ... binen, bu aşamadan sonra Üsteğmen ...’ın komutasına giren, Tabur Komutanı ... tarafından ...’a TSK’nın yönetime el koyduğundan bahisle vatandaşların uyarılması, E-5 İstanbul yönünün trafiğe kapatılması, araçların yan yola yönlendirilmesi emri verilmesi üzerine Çobançeşme çevresinde yolu kapatarak trafiği yönlendiren, bir süre sonra polis ekipleri tarafından yollarının kesilmesi ile beraberindekiler ile GZPT’nin içerisine giren, bir süre GZPT’nin içerisinde bekleyen, devamında polis ekiplerince GZPT’den çıkarılarak gözaltına alınan, incelenen telefonunun SMS mesajları kısmında 15.07.2016 günü saat 22.12'de “Bitanem” olarak kayıtlı kişiden “savaş mı var ” şeklinde gönderilen mesaja, 23.22'de “Bakkal açıksa 2-3 günlük yiyecek un falan al acil bi şey sorma” şeklinde cevap veren sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler ile; Olay tarihinde 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile görev yapan, 117720 plakalı tankın nişancısı olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, havalimanında ...’in emirleri doğrultusunda havalimanı girişinde vatandaşların ve araçların geçişini engellemek için tertibat alan ancak tanktan inmeyen, ...’in TSK’nın yönetime el koyduğuna dair anonsuna ve vatandaşların tepkilerine rağmen olay yerinde yaklaşık 30 dakika süre kalan, vatandaşların tepkilerinin artması üzerine diğer sanıklarla beraber kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda ...’ın komutanlığını yaptığı 117665 plaka sayılı tanka şoför olarak görevlendirilen, 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan sanık ..., Olay tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda üç adet tankı dışarıya çıkacak şekilde hazırlayan, tankların üzerine MG3 makineli tüfek taktırararak telsizlerini ve yakıtlarını kontrol eden, Tank Tabur Komutanı ...’in tabur rütbelileri ile yaptığı toplantının ardından dışarı çıkılacağı haberini alması üzerine bölük komutanın emri ile kışla dışındaki personeli kışlaya çağıran, kendi bölüğünde bulunan ve Bayrampaşa Çevik Kuvvet’e gidecek olan tankların dışarı çıkması üzerine bölük komutanı ... tarafından ... ile birlikte görevlendirildiğini öğrenerek 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yapıp konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısını tank ile kapatarak beklemeye başlayan, bir süre sonra kendisine ve komutasındaki askerlere gelen telefonlar neticesinde darbe girişimini öğrenen, komutanı bulunduğu tank mürettebatına “emir komuta bende” şeklinde emir veren, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, saat 00:47de B kapısı bölgesinden geçerek havalimanından ayrılan sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan beraatlerine dair hükümlerin incelenmesinde; Dosya kapsamına göre; sanıkların mezkur eylemlerinin, kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmaması, neticenin/somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmasını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımaması, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmesi suretiyle ika edildiğinin kanıtlanamaması nedeniyle müsnet suç yönünden fail olarak sorumlu tutulamayacakları ancak, suçun icrasına başlanmasından sonra yönlerini belli ederek katılma iradesini ortaya koyacak nitelikteki eylemlerinin, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğundan, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddelerinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan cezalandırılmaları gerekirken, yazılı olduğu şekilde delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında düşülen yanılgı sonucu Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetlerine ve beraatlerine karar verilmesi, bb. ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlere ilişkin olarak yapılan incelemede, Sanıklar ..., ... ve ...’nin ...’in yaptığı içtimaya katıldıkları, içtimanın ardından araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başladıkları, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak aradıkları ve havalimanında görevli polislerin silahlarını aldıkları, Ayrıntıları yukarıda anlatıldığı üzere özel harekat polislerince kuleye yapılan operasyonu Smart kulede kalan ... ve ekibine yardım etmek üzere yola çıkan ekiplerden sanık ... komutasındaki pikap ve mavi minibüsün havalimanı hangar bölgesinde durduğu, sanığın havaya ateş açtığı, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın, ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı ...'ın olay yerinde yaşamını yitirdiği ve şehit olduğu anlaşılmıştır. Somut olay incelendiğinde sanıkların birlikte hareket ederek örgütsel faaliyet kapsamında eylemlerini gerçekleştirdiklerinin dosya kapsamında bulunan olay yeri görüntüleri, taraf beyanları ve adli raporlarla sabit olduğu gözetildiğinde, Sanıkların, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik eylemlerinden dolayı, TCK’nın 37.maddesi delaletiyle aynı kanunun 82/1-h, 3713 S.K. 5/1 ve TCK’nın 35. maddeleri uyarınca, maktül ...’a yönelik eylemlerinden dolayı TCK’nın 37. maddesi delaletiyle 82/1-h ve 3713 S.K 5/1. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, Müştekiler ... ve ...’e yönelik öldürmeye teşebbüs eylemlerinden dolayı, verilen hükümler yönünden aleyhe temyiz bulunmadığından sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına; cc. ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme suçu yönünden beraate, sanıklar ..., ... ve ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyete dair kararlara ilişkin, Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre hükümlerde yer alan ve hangi müştekilere yönelik hangi eylemleri nedeniyle atılı suçlardan hüküm kurulduğu belirtilmeden, sanık ... hakkında Atatürk Havalimanının apron bölgesinde bulunan tüm müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, diğer sanıklar yönünden ise aynı müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yeterli olmayan ve kişiselleştirilmeyen gerekçe ile beraat ve mahkumiyet kararları verilmek suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/2 maddelerine muhalefet edilmesi, c) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ... ile birlikte Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, görev ve sorumluluğunda olmadığı halde gelen araçların ve içlerinde bulunan havalimanı personeli ile yolcuların aramasını yapan, ... ile birlikte İstanbul Valiliği’nin işgal edilmesine takviye olmak amacı ile sahil yolundan intikal ettikleri sırada yakalanan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, içtimanın ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, silah doğrultmak sureti ile araçlardan zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, Havalimanında görevli polislerin silahlarını alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacı ile intikal eden, araç ile kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşın tepkisi ile karşılaşan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde birliklerine ait araç ile Yenikapı İDO iskelesinden darbe girişimine katılacak askeri öğrencileri Hava Harp Okulu’na getiren, soruşturma aşamasındaki beyanlarına göre kışlaya intikal ettiği sırada sosyal medyadan köprülerin askerler tarafından kapatıldığına dair haberleri gören, ... komutasında, havalimanında el konulan aracı ve aracın sürücüsü ...’nun ellerinin arkadan bağlı şekilde araçtan indirildiğini görmesine rağmen Doblo model araç ile kulede sıkıştırılan askerleri kurtarmak amacı ile intikal eden, vatandaşın direnişi sonucu birliğe dönmek zorunda kalan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, ...’in makam aracına binerek Atatürk Havaalanı apron kısmına intikal eden, burada yanında bulunan diğer askerler ile birlikte sanıklardan...’nın komutası altına giren, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer aldığı belirlenen, ...’ın emri ile ... ile birlikte bu aracı askeri VIP bölgesine götürmek üzere hareket eden, intikal halinde iken gördüğü ... ve beraberindeki birkaç askeri de araca alarak askeri VİP noktasına intikal eden, buradan ...’nın kullandığı otobüs ile bölüğüne gittiği anlaşılan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, olay günü helikopter pilotu olan ve darbe teşebbüsünde etkin rol alan kara pilot Üsteğmen ...’ı 5. Filoya götüren, burada ...’ın harbiye öğrencileri ile helikoptere binerek gittiklerine şahit olan, ...’in makam arabası ile Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra apron kısmında araçlar ve havalimanı personeli üzerinde yapılan aramalara bizzat katılan, Havalimanı güvenliğine ait olan ve yolculara ait ruhsatlı silahları uçaklara götürmekle görevli olan Doblo marka bir aracın durdurulması ve aranması olayında görev alan, bir süre sonra yanlarına gelen iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini, ...’ın emri üzerine ... ile birlikte alan, vatandaşların apron kısmına girmesi üzerine beraberindekiler ile transit marka bir minibüse binerek VIP bölgesine geri dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü sanık ... ile birlikte Yenikapı İDO iskelesine giderek buradan sekiz Hava Harp Okulu öğrencisini alıp Hava Harp Okuluna getiren, bu görevden sonra Astsubay ...’in emri ile araç tahsisten MAN marka askeri otobüsü alarak ...’in emri ile askerleri Destek Grup Komutanlığından askeri VIP bölgesine götüren, ... tarafından alınan içtimadan sonra askerlerin bir kısmı kendi kullandığı otobüse binen, otobüsü ...‘ın emri ile apron kısmında durdurarak askerleri aracından indirip otobüsü yolu kesecek şekilde konumlandırarak gelen araçların aranması için uygun ortam oluşturan, vatandaşların apron kısmına gelerek askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine otobüs ile askeri alana doğru hareket eden, bu hareket esnasında vatandaşlardan kaçmaya çalışan bazı Hava Harp Okulu personeli askeri de aracına alarak askeri bölgeye intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında ... isimli komutanının emri ile askeri minibüse şoför olarak binerek askerleri de götürerek Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ...’ın emri ile bir grup askeri kullandığı mavi renkli minibüse binerek kulede rehin kalan darbeci askerleri kurtarmak üzere bu noktaya doğru hareket eden, bu intikal sırasında araçların önü vatandaşlar tarafından kesilince kuleye gidemeyerek Atatürk Havaalanı iniş pistine yönelip bu pist üzerinden askeri VIP noktasına doğru hareket eden, darbe girişiminden haberdar olduktan sonra yanına gelen Binbaşı ...’ün emri ile hareket etmeye devam ederek bu sanığı istihkam bölüğüne götüren ve buradan aldıkları 10-15 adet G3 silah ve mühimmat ile birlikte VIP alanına geri gelen, Atatürk Havalimanına geri dönmek için asker aramaya başlayan sanık ...’çe kendisine aracı ile birlikte hangar kısmına gitmesi emredilen, bu emir doğrultusunda hareket ederek sabah saatlerine kadar hangar bölgesinde bekleyen devamında ise burada ayrılarak birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan ekip içerisinde yer alan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için toplanan vatandaşlar ile karşılaştığında ... ile birlikte apron kısmında gasp edilen doblo marka araca binmeye çalışan ancak aracın dolu olması nedeni ile binemeyen, polis memurlarının yardımı ile vatandaşlardan kurtulmayı başararak ...’nın kullandığı MAN marka otobüs ile askeri VIP bölgesine geri dönen, burada ...’çe kulede sıkışan darbecileri kurtarmak için asker toplandığına şahit olmasına rağmen ...’ün emri ile hareket eden, Destek Grup Komutanlığı Hizmet bölüğü silahhanesinden mühimmat getirilmesi ve bu mühimmatların askeri VIP de bulunan darbeci askerlere dağıtılmasında görev yapan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, Albay ...’in makam şoförü olan, olay günü görevi gereği çok erken saatlerden itibaren Albay ... ile birlikte mesai yaptığı belirlenen, mesai esnasında ...’in emri ile makam aracına 4-5 adet MP 5 marka silah ve bu silahlara ait mühimmat yükleyen, bu mühimmatları VIP bölgesindeki rütbelilere sanık ...’in emri ile veren, VIP bölgesinde bulunan ve darbeci askerleri taşıyan bir kargo uçağına mühimmat yüklenmesine yardım eden, yine ...’in emri ile sivil bir şahsı Hava Harp Okulu içerisine götüren, sonrasında bu şahsı albay kıyafeti giymesinden sonra şahsı yeniden VIP bölgesine getiren, bu kişinin irtibatları ve gittiği bölge itibari ile Hava Harp Okulunda görevli Albay ... olduğu anlaşılan, Albay... ve bazı rütbelilerin VIP kapısının önünde bulunan Havuzlu Kavşak tarafına doğru ateş ettiklerine şahit olan, ...’in makam aracı ile yanına binen sözleşmeli erler ile beraber Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, ...’nın emirleri doğrultusunda ... Hava Yollarına ait bazı otobüslerin ve havalimanı içerisinde görevli bazı araçların durdurularak aranması, içerisindeki vatandaşların yere yatırılarak aranması ve bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, ...’ın emri doğrultusunda iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini alan, Apron kısmına giren vatandaşların askerlere tepki göstermeleri üzerine beraberindekilerle kaçarak askeri VIP kısmına geri dönen, ...’ün Atatürk Havalimanına geri gitmek için asker toplamaya çalıştığına şahit olmasına rağmen ... ve beraberindeki astsubayı buradan alarak yeniden VIP bölgesine intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in makam aracına binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, apron kısmında bulunan araçları durdurmaya, içlerinden inen personelleri aramaya başlayan, uçuş yapacak yolcuların silahlarını uçaklara götürmekle görevli araç durdurularak şoförünü alıkoyan, şoförün başında bir süre nöbet tutan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için havalimanına gelen vatandaşların apron kısmına girmeye başlaması üzerine piyade tüfeği ile 5-6 el havaya ateş eden, akabinde ...’ın kullandığı araca binerek birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ... ‘nın kullandığı Man marka otobüs ile Atatürk Havalimanına intikal eden, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda apron kısmındaki araçların durdurulması, aranması, yolcuların bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, bir süre sonra yanlarına gelen polis ekibine silah doğrultarak bu polislerin silahlarının gasp edilmesinde aktif olarak yer alan, ... yönetimindeki pikap ve minibüsteki askerlerin vatandaşlara ateş ettiğini duymaları üzerine bu noktaya doğru harekete geçen, darbe teşebbüsünü protesto etmek amacıyla apron kısmına giren vatandaşların gelmesi ve darbe kalkışması konusunda sanıkları ikaz etmeleri üzerine ters yöne doğru kaçmaya başlayan, bu esnada havaya ateş ettiği kendi ikrarı ile sabit olan, bir araca binmeyi başararak askeri VIP bölgesine giden, komutanlarının emirlerine riayet etmeye devam ederek sabaha kadar nöbet tutan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ekibi kurtarmak amacı ile intikal eden, araçları kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşların gösterdiği tepki ve direniş üzerine askeri VIP bölgesine dönen sanıklar ... ve ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B) fakat Anayasanın 137/3, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/4 ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddeleri, TCK'nın 30. maddesi bağlamında birlikte değerlendirildiğinde, askeri bir hizmete ilişkin olmak kaydıyla mutlak itaat kuralı gereğince konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi halinde de hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata kurumunun olaysal olarak değerlendirilmesi ve şartları oluştuğunda uygulanması mümkündür. Bu açıklamalar ışığında sanıkların eylemlerinin değerlendirilmesinde; Sanıkların Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemini bilfiil icra ederek fiil üzerinde "müşterek hakimiyet" kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde 5237 sayılı TCK'nın 39/1 maddesi gereğince hüküm kurulması, d. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında, Smart Kuleyi işgal ederek uçakların iniş kalkışlarına engel olma görevlerine istinaden yalnızca orada çalışan personelce girilebilen kulenin konut olarak kabul edilip nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlalden, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurulduğu gözetilerek; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından ayrı ayrı dava açılmış ise de, sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde TCK'nın 309/1 maddesinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, Nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının ise unsurları itibarıyla oluşmadığı ve dolayısıyla ayrıca bu suçlardan ceza verilemeyeceği gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçe ile delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, e. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekiler yönünden cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise; Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, ikame edilip tartışılan delillere göre sanıklar hakkında genel geçer kabullere dayanılmak suretiyle, hürriyeti tahdit suçunun hangi eylemleri nedeniyle hangi müştekilere karşı gerçekleştiği belirtilmeksizin dosya kapsamı ile uyumlu olmayan, yetersiz gerekçelerle hüküm kurulmak suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/1 maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar, müdafileri, T.C. ... vekili, TBMM vekili ve katılanlar ile müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tutuklu sanıkların bozma nedenine ve mevcut delil durumuna nazaran tutukluluk hallerinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2020/402 E., 2022/670 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi).
Ceza Genel Kurulu         2020/402 E.  ,  2022/670 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ceza Dairesi Anayasayı ihlal suçundan sanıklar ... ve ...'in TCK'nın 309/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2018 tarihli ve 122-276 sayılı hükme yönelik sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih ve 2404-1747 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 10.12.2019 tarih ve 2843-8437 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I-) Müşteki Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, "müşteki Milli Savunma Bakanlığının sanıklara atılı bulunan suçların niteliği de dikkate alındığında suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılmasına imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine" dair vermiş olduğu karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, bu bakımından gereğinin merciince yapılmak üzere dosyanın mahalline iadesine, II-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükmü ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçu yönünden, nitelikleri itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakları bulunmadığından, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf incelemesinde CMK'nın 10/1. maddesi uyarınca verilen tefrik kararları CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyizi kabil hüküm niteliğinde kararlardan olmadığından, Katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz taleplerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, III-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin katılan ...'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs etme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; Temyizin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan ...'in temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan kurulan temyiz incelemesinde; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında TCK'nın 311. maddesinde düzenlenen yasama organına karşı suç ve TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen hükûmete karşı işlenen suçlardan dolayı 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken fikrî içtima hükümlerine göre eylemin tek suç oluşturacağı kabul edilerek yazılı şekilde uygulama yapılması sonuca etkili görülmediğinden bozma sebebi yapılmamıştır. Ayrıntıları Dairenin 22.03.2019 tarih, 2018/7103 Esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay ve bu çerçevede yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince:Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen .'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... Terz'nin nihai olarak ...'ya intikal edebilmek için helikopterle ...'a gidişine ve katılan ...'in derdest edilmesi için kalkan helikopterin resmi uçuşuna dair kayıt tutulmasını engellediği, olay günü karargahtaki rütbelilerle peyderpey toplantılar yaparak onlara sadece ... Terzi'den emir alabileceklerini söyleyip mevcut hükumeti kötülemek suretiyle algı çalışması yaptığı, ...'ın karargahı teslim almak için gelmesi üzerine direnerek emir komutayı vermemek için çaba gösterdiği, baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../.ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri olayda; a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden;Yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden eylemleri gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğe göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan; sanık müdafileri, sanıklar ... ve ..., katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sair nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;3713 sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince mutlak terör suçu sayılan ve TCK'nın 309. maddesinde tanımlanan suçla ilgili olarak hüküm kurulurken belirlenen temel cezadan sonra anılan Kanunun 5/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ..., sanıklar müdafileri ile katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeple BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların 5271 sayılı CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün 4-A fıkrasının ikinci paragrafının hükümden çıkarılarak yerine "Sanıkların üzerine atılı suçun 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarından olması nedeniyle verilen ceza aynı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına" paragrafının eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,b-Sanıklar ... ve ...'in Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden; Oluşa ve dosya kapsamına göre, örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği gözetilmeden sanıklar hakkında hatalı değerlendirme ile doğrudan fail olarak mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı BOZULMASINA," karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.02.2020 tarih ve 2802 sayı ile; "İtirazın konusu, sanıklar ... ve ...'in de eyleme iştiraklerinin fail sıfatı ile olduğuna ve haklarında kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiğine dairdir.İlamın Başsavcılığımıza teslim tarihi 20/02/2020'dir. İTİRAZ NEDENLERİ: İncelenen dosya kapsamı ile; Yüksek dairenin oluşa dair "Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen ... Terzi'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../Otluca'ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri" şeklindeki kabulünde Başsavcılığımız ve Yüksek Daire arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. İtilaf, olayın başından beri diğer sanıklarla birlikte hareket eden sanıklar ... ve ...'in eylemelerinin nitelendirilmesi hakkındadır. TCK'nın 309.maddesi "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) ...." hükmün haizdir. Yüksek Dairenin pek çok kararında da vurguladığı üzere, "TCK'nın 309.maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cazalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu hususun Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir." Yine Yüksek Daire içtihadına göre "Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır." Somut olayda Yüksek Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Olay günü diğer sanıklarla beraber, işlenen suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olan, eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37.maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. " görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 07.07.2020 tarih ve 2263-3300 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında Anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...'in sübutu kabul olunan eylemleri itibarıyla Anayasayı ihlal suçuna TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39/2-c maddesine göre yardım eden olarak mı iştirak ettiklerinin belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi esnasında ülkede yaşananlara genel olarak yer verildikten sonra Anayasayı ihlal suçunun, faillik ve suça iştirak kavramlarının ve bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğunun izah edilmesi ve somut dosya kapsamında Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığında (ÖKHÜ) meydana gelen gelişmelerin ele alınması gerekmektedir. I) 15.07.2016 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DARBE GİRİŞİMİ ESNASINDA ÜLKE ÇAPINDA YAŞANAN OLAYLAR a) Hazırlık safhası: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne müzahir Empati Danışmanlık isimli şirket adına örgüt mensupları tarafından kiralanan ... Taner Kışlalı Mahallesi 2880 Sokak No:3 ... adresindeki bir villada 2016 yılının Temmuz ayı başında başlayan ve 10.07.2016 Pazar gününe kadar süren toplantıların gerçekleştirildiği, söz konusu bu toplantıların katılımcıları arasında örgütün üst düzey TSK imamlarından firari durumdaki Adil Öksüz ve Hava Kuvvetlerindeki sözleşmeli subayların imamı olan Birol Kurubaş isimli sivil şahıslar ile ... 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 Esas sayılı dosyasında görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıklarından olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay Bilal Akyüz, Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Kurmay Albay ... ... ., Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğamiral ., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, ... Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık, Jandarma İstihbarat Okul Komutanı Kurmay Albay. Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral ., Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapan Kurmay .ve Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay .'ın olduğu, bu toplantılarda her kuvvetten askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaparak darbe girişiminin detayları ile bu eylemlerde görev alacakların görev ve sorumluluklarının belirlendiği, Yıllık izinde olan Kurmay Yarbay ... .'ın, ... ...'taki 28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı 2. Mekanize Piyade Taburu Komutanı Kurmay Yarbay.tarafından çağrılması üzerine 11.07.2016 günü ...'ya geldiği, firari bir örgüt mensubu tarafından kiralanan .Mahallesi .. Cadde . ... adresindeki eve aynı gün akşam saatlerinde .'yle birlikte gittikleri, burada asker kişiler ., ., ., ., ., ., ... . ve .'ın yer aldığı bir toplantıya katıldıkları, bu toplantıda Tuğgeneral ... .'nun yönetime el koyacaklarını söylediği ve ...'daki kritik noktalarla kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl konuşlanacakları gibi hususları konuşup darbe girişimine ilişkin planlamalar yapıldığı, bu plan çerçevesinde harita üzerinde ...'nın ikiye bölünüp hangi birliklerin kontrolünde olacağının belirlendiği, Kurmay Yarbay .'ın ...'daki birliğine katılışını henüz yapmamış olması nedeniyle eski çalıştığı yer olan ...'da görevli olduğu söylenip darbe girişiminin ... ayağıyla ilgili planlama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Proje Yönetim Şube Müdürü Kurmay Albay . .'nin yanına götüreceklerinin söylendiği, akabinde Kurmay Yarbay.'ın Kurmay Albay . tarafından Kurmay Albay.'nin olduğu ve firari Kurmay Albay . .'in ikamet ettiği .semtindeki bir eve götürüldüğü,12.07.2016 günü akşam saatlerinde Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay .ve Kurmay Binbaşı ... .'nun katıldığı ve Kurmay Albay . tarafından yönetilen bir toplantının bu evde gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıda Kurmay Albay Muzaffer Düzenli'nin ...'a ilişkin planlamaların yapıldığını, hangi birliklerin nereleri kontrol altına alacağını, enterne edilecek askeri personelin kimler olduğunu, aralarındaki haberleşme için bir WhatsApp grubu kurulması gerektiğini ve ... Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından gelişmeleri takip ederek ...'daki Genelkurmay Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezine bilgi aktarımında bulunmalarını söylediği, Bu toplantıyı müteakiben Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay . ve Kurmay Binbaşı ... .nun, kendilerine verilen görevi yerine getirmek amacıyla 13.07.2016 günü saat 04.00 sıralarında ...'a doğru hareket ettikleri,Darbe girişiminin ... ayağındaki eylem ve faaliyetlerin koordine edilmesi noktasında görevli Kurmay Albay .'nin de 13.07.2016 günü ...'dan ...'a geldiği,13.07.2016 günü saat 19.00 ile 14.07.2016 günü saat 01.30 arasında ... .'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yaptıkları toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Tugay Komutanı Tuğgeneral. Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... Kapan, Tugay Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 1. Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay . 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay .., firariler 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 2. Tank Tabur Komutanı . ... 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kurmay Albay .,. Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay . 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı. ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay.'nin katıldığı, Kurmay Albay.'nin koordinesinde geçen bu toplantıda darbe girişimine yönelik hazırlıkların ne seviyede olduğu, ne kadar personel, ... ve gereç sevk edileceği, ifşa olunmaması için personelin hangi gerekçelerle birliklerine çağrılmaları ve görev alanlarına sevk edilmeleri gerektiği gibi konuların konuşulduğu ve sorumluluk alanlarının belirlendiği, Kurmay Albay .'nin darbe girişiminin 15 Temmuz gecesinde gerçekleşeceğini söylediği, Tuğgeneral .'nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları yönünde talimat verdiği ve Kurmay Albay. tarafından "ateş açana ateşle karşılık verileceği"nin tebliğ edildiği,Kurmay Yarbay. ile firariler Kurmay Albay .ve Binbaşı ... .'nun, 14 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde ...'deki .Kışlasında bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında firari Tugay Komutanı Tuğgeneral ..'in ev sahipliğinde tugayın birlik komutanlarının da katıldığı ve aynı konuların gündemde olduğu bir toplantı daha gerçekleştirdikleri, Bu toplantı sonrasında Kurmay Yarbay .'ın, Kara Harp Akademisi Komutanlığına giderek firari Baş Hoca Kurmay Albay ... . ile görüşüp yönetime el konulacağını ve bu kapsamda Hava Harp Okulunda saat 21.00'de koordinasyon toplantısı icra edileceğini bildirdiği, akabinde . Kışlasındaki 6. Motorize Piyade Alayına giderek alayın eski ve yeni alay komutanları olan Kurmay Albay . ile .i'ye toplantının yerini ve zamanını söylediği ve Kurmay Albay. ile birlikte Hava Harp Okuluna gittiği,Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasının sanığı Hava Kuvvetleri Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral .'in, Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral .'ın makam aracıyla hava alanından alınarak saat 19.47'de okula geldiği ve Tuğgeneral .ın makam odasında toplantıyı beklemeye başladığı,14.07.2016 günü saat 21.00'de Hava Harp Okulundaki şeref salonunda başlayan ve katılımcılarının nizamiye girişinde ".'in misafiriyiz" demeleri üzerine kayıt yaptırmaksızın içeri alındıkları bu toplantıya Kurmay Yarbay. firariler Kurmay Albay . ve Binbaşı ... ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ., 6. Motorize Piyade Alayının eski ve yeni alay komutanları Kurmay Albay. ile ., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ., firariler 172. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay Albay ., Kara Harp Akademileri Komutanlığında Baş Hoca Kurmay Albay .ile öğretim görevlisi Kurmay Binbaşı . ve ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay . ile Tuğgeneral .'in katıldığı, Toplantının koordinatörlüğünü Tuğgeneral ., Tuğgeneral . ve Kurmay Albay .nin yaptığı, toplantıda darbe girişiminin 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03.00'te icra edileceğinin tebliğ edildiği, Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin takviye personel olarak görevlendirilmesine karar verildiği,Alınan bu karar uyarınca Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin, 15.07.2016 günü öğle saatlerinde firari Baş Hoca Kurmay Albay .tarafından başlarında öğretim görevlisi subaylar olmak üzere gruplara ayrılarak ...'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ve .Kışlası gibi çeşitli birliklere görevlendirildikleri,Kurmay Albay .nin gerçekleştirilen toplantılar sonrasında ...'ya döndüğü ve darbe girişimi esnasında Akıncı Üssünde olduğu, b) Eylem safhası: Ailesiyle birlikte askeri bir kampta tatilde bulunduğu esnada telefonla aranıp birliğine çağrılması üzerine ...'da konuşlu Kara Havacılık Komutanlığına gelen Binbaşı O.K.'ya 15.07.2016 günü saat 10.30 sıralarında Tabur Komutanı Binbaşı .'in arabayla alay komutanına gittikleri esnada telefonunu kapattırarak ve aracın radyosunun sesini açarak "Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Mesela ben.helikopteriyle .'ı alacağım, sen de .'la uçacaksın. Çok kan akacak" dediği, akabinde Binbaşı O.K'nın öğleden sonra mesaiyi terk ederek ticari bir taksiye binip Milli İstihbarat Teşkilatına gittiği, burada kendisiyle ön görüşme yapan görevlilere "bir helikopter .ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum" diye söylediği, akabinde MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral .'i arayıp durumu aktardığı ve teferruatını anlatması için bir yardımcısını gönderdiği, MİT Müsteşar Yardımcısı ile görüşen Orgeneral .'in konuyu Genelkurmay Başkanı Orgeneral .'a aktardığı, konunun önemine binaen MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay Başkanlığına davet edildiği, yapılan toplantıda söz konusu durumun daha büyük bir olayın parçası olabileceğine kanaat getirildiği, bunun üzerine Genelkurmay Başkanı .'ın Cari Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral .a "., Türk hava sahasını her türlü askeri uçuşa yasaklıyorum" dediği ve bu emrin Hava Kuvvetleri Harekat Merkezine iletildiği, ayrıca Kara Havacılık Komutanlığını denetleme görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral.'a, . Zırhlı Birliklerini denetleme görevini ise ... Garnizon Komutanı ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral .'a verdiği,Saat 21.30'da ... . civarında bir grup askerin, sivil araçların önünü keserek "Darbe yaptık, kimlik soruyoruz" dedikleri ve bazı araçları da geri gönderdikleri, Saat 22.00 civarında Boğaziçi ve . ... Köprülerinin bir grup asker tarafından tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral . ile Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral .'in derdest edilip askeri cezaevine konulduğu,. Kulübünde bir düğünde bulunan aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral .'ın da olduğu çok sayıda üst düzey komutanın rehin alınıp darbe girişiminin komuta merkezi konumundaki Akıncı üssüne götürüldüğü,Saat 21.00 sıralarında Tümgeneral .'nin "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" diyerek darbe girişimini tebliğ ettiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral.'ın söylenenlere tepki göstermesi üzerine makamında rehin alındığı, ...'daki birçok üst düzey komutanın, ... Genel Sekreteri .'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı .'ın da rehin alındığı,...'da Valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Afet Koordinasyon Merkezi, Sabiha Gökçen Havalimanı, Borsa ... binası, Ak Parti İl Başkanlığı, Taksim Meydanı, Digitürk binası, Hürriyet Gazetesi ile CNN Türk ve Kanal D televizyonu binalarının; ...'da ise ... Külliyesi, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı, İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türksat ve Türk Telekom Ulus binasının işgal edilmeye çalışıldığı, ... Atatürk Havaalanının giriş ve çıkışlara kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilip uçuşların durdurulduğu, ... ve ...'da yerleşim yerleri üzerinde alçaktan uçan savaş uçaklarının sonik patlamalara neden olduğu, ...'da bulunan İncirlik üssünden kalkan tanker uçakların F-16 uçaklarına yakıt ikmali yaptığı, ayrıca keşif ve koordinat belirleme görevi ifa eden uçakların da kullanıldığı, Saat 23.02'de Başbakan Binali Yıldırım'ın bir televizyon kanalındaki açıklamasında yaşananları kalkışma olarak nitelendirerek hükûmetin ... başında olduğunu ve bu kanunsuzluğa iştirak edenlerin cezalandırılacağını belirttiği, Saat 23.18 ve 00.00 sıralarında ... ...'ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı ve Polis Havacılık Daire Başkanlığının iki farklı saldırıyla F-16 uçakları tarafından bombalandığı,16.07.2016 günü saat 00.02 sıralarında MİT yerleşkesinin helikopterle ateş açılarak tarandığı, ...'daki TRT yerleşkesinin bir grup asker tarafından ele geçirildiği, saat 00.13'te olağan yayın akışı kesilerek TRT spikeri tarafından "Sevgili seyirciler, bu metnin tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayımlanması Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir emridir" denildikten sonra; "Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları,Sistematik bir şekilde sürdürülen Anayasa ve kanun ihlalleri, devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hâle getirilmiştir. Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan Cumhurbaşkanı ve hükûmet yetkilileri tarafından temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Devletimiz uluslararası ortamda hak ettiği itibarını yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı, otokrasiyle yönetilen bir ülke hâline getirilmiştir. Siyasi idarenin, aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hâle getirilmiştir. Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk'ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinden hareketle; Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, Hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, Millî güvenlik tehdidi hâline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, Terörizm ve terörün her türlüsüyle etkin mücadele yolunu açmak, Temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek, Devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, Uluslararası ortamda ..., istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur. Devletin yönetimi, teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından deruhte edilecektir. Yurtta Sulh Konseyi; Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır. Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir. Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. Hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir. Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, evrensel temel hak ve hürriyeti Yurtta Sulh Konseyinin teminatı altındadır. Yurtta Sulh Konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapılmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır. Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı Anayasal düzen tesis edilene kadar Yurtta Sulh Konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır. Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur. Yurtta Sulh Konseyi" şeklindeki ifadelerin yer aldığı bir bildirinin okunduğu, Saat 00.24'te Cumhurbaşkanı .'ın, internet vasıtasıyla . kanalına verdiği demeçte darbe girişimini silahlı güçler içerisindeki küçük bir azınlığın kalkışması olarak niteleyip vatandaşlardan hükûmete destek için sokağa çıkmalarını istediği, Saat 00.52'de 1. ... Komutanı Orgeneral .'ın bir televizyon kanalına bağlanarak askeri kalkışmaya ilişkin "Bu, TSK tarafından desteklenen bir hareket değildir. Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip ... üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz" şeklinde açıklama yaptığı, Saat 01.10 sıralarında Sikorsky tipi askeri helikopter tarafından ...'daki TÜRKSAT uydu istasyonunun ve aynı sıralarda ... Emniyet Müdürlüğünün uçak ve helikopterlerden atılan mühimmatla vurulduğu, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgeneral ... Terzi ve beraberindeki rütbeli personelin uçakla ...'dan hareket edip ... ...'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığına saat 02.00 civarında geldiği, Saat 02.15'te Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş komutasına giren ve içinde MAK ve SAT timlerinde yer alanların da olduğu askeri personeli taşıyan üç helikopterin Cumhurbaşkanının bulunduğu ...'e gitmek üzere Çiğli üstünden kuleyle temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan kalktıkları, Saat 02.50 sıralarında F-16 uçakları ve askeri helikopterlerle TBMM binasının vurulmaya başlandığı, aralıklarla olmak üzere 4 bomba atıldığı, bu nedenle milletvekilleri ve basın mensuplarının sığınağa geçmek zorunda kaldığı, Saat 06.19 sıralarında ... Külliyesinin önünün F-16 uçakları tarafından bombalandığı, Darbe girişimi teşebbüsünün ilk anları olan saat 21.15'te Binbaşı ... .tarafından kurulan, katılımcıları ... ve ...'da görevli bazı subaylar olan, darbe girişimi esnasındaki gelişmelerin birbirlerine aktarılmasında ve buna göre gerekli eylemlerin icra edilmesine yönelik olarak "E5 ve TEMden ... disina cikan trafik serbest birakilacak, ... icine giren trafik engellenecek ve geri cevirilecek; AKOM'a müdahale edildi; 1.koprunun avrupa istikameti durduruldu; Alademi takviye ekibi hadimkoyde; Tanklar b.paşada; Ataturk hava limani tamam. Hava limanina girisler yasaklandi. Cikislar serbest; geçirmeyin ateş serbest; .dan bir tane bile polis cikmayacak; tüm zırhlı unsurlar sahaya insin; AKP ... il teşkilatı kontrol altında; sakın tereddüt etmeyin çakın; ... moda deniz kulübüne müdahale lazım. Generaller var.derdest edilecek; Taksime takviye istiyoruz kalabalik toplanıyor; toplanan kitlelere ve askeri kuvvetlere karşı duran polislere silahla, tanklarla sert şekilde müdahale edilecek; bu tvlerin susturulması gerekiyor; Çengelköy de direnen 4 kişiyi vurduk; arıcılar camisini susturuyoruz" şeklinde mesajlar paylaşılan ve darbe girişiminin başarısızlıkla neticeleneceğinin anlaşılması üzerine saat 05.48'de "faaliyet iptal, hayatta kalın" şeklindeki mesajla sona eren "Yurtta Sulh Biziz" isimli bir Whats App grubunun mevcut olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları da dahil olmak üzere 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM ve ... Külliyesi gibi birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılması sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil 250'den fazla kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere 2.735 kişinin de yaralandığı, Dosya kapsamı ile başka dava dosyalarındaki bilgilerden ve açık kaynaklardan tespit edilmiştir. II) ANAYASAYI İHLAL SUÇU a) Genel olarak: İnceleme konusu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur" şeklinde, Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinin gerekçesinde "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifadeyle siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır.5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle mülga 765 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki ifadesiyle "tağyir", "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak" tabiriyle "ilga" ve "bu düzen yerine başka bir düzen getirmek" tabiriyle de "tebdil" kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından mülga 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur, ancak mülga 765 sayılı Kanun'un 146/2. fıkrasında ifade olunan "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" hükmüne 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, "yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur" ifadesiyle kalkışma suçunun "hazırlık hareketini" kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği bilinen bir husustur. Bu itibarla, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, mezkur 146. maddede olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde cebir unsuru suç tanımından çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir.Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişliliğin, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir.1982 Anayasası'nın 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği "hukuk devleti" olarak tayin edilmiştir. "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir." (Anayasa Mahkemesinin 11.10.1963 tarih ve 124-243 sayılı kararı)Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen ... meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı, hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıklarıyla değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak, hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın, hukuk denetime alır. Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi yoksa ihtilal midir ? Darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın ... hareketi, hükümet darbesi ise demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ... gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun "ihtilal" olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerinin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327)Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976, s. 50) Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. (5237 sy. TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve Anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem Anayasa'nın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek, age, s. 51)Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır ? Mahkemelerin darbeyle gelmiş iktidarları iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanması mümkündür. (Özek, age, s. 71) Askerî darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması hâlinde darbe yapanların, kendilerini hukukî yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması hâlinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age, s. 126) b) Suçla Korunan Hukuki Değer: Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224) Bu husus, madde gerekçesinde de siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. c) Suçun Maddi Unsurları: aa) Suçun konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşunun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir. bb) Fiil: Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu hususun Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75) Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik ... suç, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai ya da ihmali hareketle işlenebilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s. 73; Soyaslan, Özel Hükümler, s. 582; Akdoğan s. 25; Akbulut s. 135; Vural-Mollamahmutoğulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1775; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 561; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 91) Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icraî fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyedine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır. Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebrî fiilin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı birçok hareketle Anayasa'nın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, yani suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373) Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.1999 tarihli ve 9-274/284 sayılı kararı) Suç, bir teşebbüs suçu ise de gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir. cc) Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu: İşlenen ... suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suç olan TCK'nın 309. maddesinden de cezalandırılabilmesi için eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket, Anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Devletin birliği ve bütünlüğü ile Anayasal düzenine karşı gerçekleştirilen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin ... fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme gibi fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasının ve kutuplaşmasının yolunu açmak ve toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen ... suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği ... fiillerle devlet otoritesinin ülkede yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremeyerek zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışmak suretiyle devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamıyla toplumda ortaya çıkan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da Anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56) Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik ... fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, ... fiilin işlenmesiyle suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik ... fiillerin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Anılan düzenlemenin içeriği dikkate alındığında ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki ... fiilin (TCK'nın 309. maddesinin 2. fıkrası) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK'nın 309. maddesinin 1. fıkrası) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90) Kanuni tanımda yer alan ... fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstakar uygulamaya göre ... suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD'nin 26.06.2012 tarihli ve 2012/2855-8069 sayılı kararı; 15.01.2014 tarihli ve 2013/12441-2014/614 sayılı kararı; 30.03.2010 tarihli ve 2009/8654-2010/3632 sayılı kararı; 09.06.2011 tarihli ve 2011/4202-2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak, suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak Devletin Anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrı muayyen olmasının da bir önemi yoktur. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse mülga TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25.03.1983 tarihli ve 70-73 sayılı kararı) dd) Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu: Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle ... suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması yani "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (Yargıtay CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 2009/9-103, 2010/22 sayılı kararı) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. ...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarihli ve 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ee) Suçun ihmali davranışla işlenmesi: Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Türk Ceza Kanunu'nun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur. "İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69) Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği, iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70) İhmal, Türkçe sözlükte "gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme" olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da "ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek" şeklinde açıklanmaktadır. İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup "ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır". Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranış sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise "tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır". Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar "gerçek özgü suçlar"dır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine "gerçek olmayan ihmali suç" denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügün bulunması gereklidir. Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145) Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde, ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır. Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük, "koruma yükümlülüğü" veya "gözetim yükümlülüğü" olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. TCK'nın 83. maddesinde gerçek ihmali suç olarak yer verilen ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme suçu yönünden ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden ya da sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekmekte, önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmektedir. Ayrıca sorumluluk için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek idiyse ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır. ff) Sanığın eylemi/... suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu: Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan "karma uygunluk teorisi"ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli ve fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eylemin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, "failin eseri olmalıdır". Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullar ile üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değilse eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus fail tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda failin kusuru mevcut ise neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi hâlde neticenin tahmininde failin kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır. İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Kanun koyucu, TCK'nın 20/1. maddesinde yer alan "cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek, örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yapmak suretiyle ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir. Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün "Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da Anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı hâlde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK'nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. gg) Tipik eylemde cebrilik sorunu: Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhurbaşkanlığını ya da benzer kurumları kuşatması hâlinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması hâlinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır. Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen "manevi cebir"le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Türk doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesindeki suçun "müstakil bir maddi unsur"unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için "failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti" yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir "faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir". "Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir". Buna göre, "Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir". Mesela Anayasa'nın 4. maddesine göre Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi Cumhuriyetin nitelikleri ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasa'daki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin "gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur". Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için "failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir". Hatta kastın varlığını tespit için "objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir". Daha da ileri gidilerek, Anayasal düzeni değiştirmek hususundaki "gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir". Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır.Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre, Anayasa'da öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasa'da öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, "Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da" 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, "görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler" yolu ile işlenebilir.Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, "Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik" örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 228, 229, 230, 231) Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu; Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding'in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir. Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden) 5237 sayılı TCK'nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet tasarısının Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin "koruyucu doktrin"in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir: "Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar". Madde gerekçesi ise şöyledir: "Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır" Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça "cebir ve şiddet" unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur. Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek ... Divanı'nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi ve Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı s. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur. d) Fail ve Mağdur: Bu suçun faili, yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir. Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.07.1998 tarihli ve 9-187/272 sayılı kararı) Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir. e) Suçun Manevi Unsuru: Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. f) Suça teşebbüs sorunu: Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir. g) İçtima sorunu: ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem ... suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan ... ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi hâlinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hâllerinin işlendiği ... suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. ... suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla ... suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi hâlinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesinde "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır" denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir. Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin "...fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK'nın 312, 313 maddeleri) bakımından da varmak gereklidir". (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160) III) SUÇA İŞTİRAK a) Genel olarak: Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK'da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK'da yer alan genel iştirak hükümleri bu suç yönünden de uygulanma kabiliyetini haizdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş; azmettirme ve yardım etme, şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesi; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını ... olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde ... olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" Şeklinde olup maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanun'da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: i) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. ii) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarıyla tamamlanması açısından yapılan ... bölümü doğrultusunda fiili bizzat icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmiş ise bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında faile telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir. (Roxin, 2 s. 25; kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez, age, s. 440; Özgenç, Gazi şerhi, Genel Hükümler, 3. baskı, s. 493) Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaret ise suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499) 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve feri iştirak ayrımındaki kriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "Suça asli olarak iştirak etmek ile feri şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, feri maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru ne de şiddet sebebi olmayıp feri niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Feri iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki feri failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır" (Yargıtay CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 214-385 sayılı kararı) "Feri faillik hâlleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak feri fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir". (Yargıtay CGK'nın 20.01.2009 tarihli ve 1/232-2 sayılı kararı) "Yasada suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir; a) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. b) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır". (Yargıtay CGK'nın 10.05.2011 tarihli ve 1/59-85 sayılı kararı) Denilmiştir. Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi mahiyetindeki suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir...Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları göz önüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir". (Yargıtay CGK'nın 17.05.2011 tarihli ve 6/76-100 sayılı kararı) Yardım etme, 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2)Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" Şeklinde düzenlemiş ve seçimli hareketlere yer verilmiştir. Bağlılık kuralı da aynı Kanun'un 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" Biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup 5237 sayılı TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre yardım etme, maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; i)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, ii)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış; Manevi yardım ise; i) Suç işlemeye teşvik etmek, ii) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, iii)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, iv)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşması hâlinde suça katılma düzeyinin belirlenmesi için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay CGK'nın 2014/l-558-480 sayılı kararı) b) Örgütlü suçlarda iştirak: Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Bu suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkıları göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK'nın 220/5. maddesinde "Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesiyle TCK'nın 20. maddesindeki "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve faillik bakımından "fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma" ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" ile aynı Kanun'un 220/7. maddesinde tanımlanan "örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK'nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. c) Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu: Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nun 10.12.1990 tarihli ve 9-301/329 sayılı kararı; Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarihli ve 869-187; 15.07.2009 tarihli ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir ..., fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda feri iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir (Özgenç İzzet, age, s. 332). 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yönetici ile serbest iradesiyle hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Bu suçlarla ilgili iştirak hükümlerinin uygulanmasına dair Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.03.1987 tarihli ve 41/49 sayılı kararı şöyledir: "İtiraz tebliğnamesine göre sanıkların durumları ayrı ayrı incelendiğinde, Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile 3. Daire arasında sanık S.N. ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlık, bu sanığın işlediği ve yüklenen suçu oluşturma yönünden elverişli vasıta niteliğinde bulunan eylemlerinin suça ilişkin TCK'nun 146'ncı maddesinin hangi fıkrası içinde mütalaa edileceği noktasında toplanmaktadır. TCK'nun 146'ncı maddesi "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler..." hükmünü taşımaktadır. Maddenin açık ifadesinden anlaşılacağı üzere suçun en belirgin özelliği; ceza hukukunun suçun tamamlanması için neticenin tahakkukunun gerekli olduğuna dair olan kuralından ayrılıp teşebbüs halinde dahi suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesindedir. Kazai ve ilmi içtihatlarda aynı doğrultuda olmakla birlikte gayeye matuf maddi bir hareketin TCK'nun 146'ncı maddesinin 1 inci veya 3 üncü fıkralarından hangisine göre cezalandırılması gerekeceği başka bir ifade ile 146'ncı maddenin 3 üncü fıkralarının uygulanma şartları tartışma konusu olmaktadır. Anılan fıkranın uygulama şartlarını sıhhatli bir biçimde tesbit edebilmek için 15 Sayılı Kanunla146'ncı maddeye eklenen bu fıkranın, TCK'nun 65 inci maddesinin varlığına rağmen kabulündeki nedenleri araştırmakta fayda vardır. 15 sayılı Kanunun gerekçesini teşkil eden ilmi heyet raporu aynen "Türk Ceza Kanununun 146'ncı maddesi birinci fıkrasında Anayasaya tedbil, tağyir kısmen veya tamamen ilga suçlarını, 2'inci fıkrasında ise bu suça gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda veya halkın toplandığı mahallerde nutuk irad, yafta talik veya neşriat icra ederek teşvik eden kimseleri cezalandırmaktadır. Ceza Kanunun 146'ncı maddesinde yazılı ceza ölüm cezası olduğuna göre bu suça 65'inci maddeye göre uygun olarak fer'an iştirak edenler hakkında tatbik edilecek ceza 65'inci maddeye göre uygun olarak yani feri faile 10 seneden az olmamak üzere ve 24 seneye kadar verebilmek üzere ağır hapis cezası verilecektir. Suç ile ceza arasındaki adil bir nisbetin temini, hukuk nizamını temelinden sarsan, demokratik müesseleri yok etmeye müncer olan "Anayasanın tedbil tağyir ve ilgası" gibi en ağır suçlarda dahi gözetilmesi gereken bir esastır. 146'ncı maddede yazılı suç, bünyesi itirabiyle tek kişi tarafından işlenmesine imkan olmayan bir suçtur. Bu itibarla iştirak halinde işlenen her suçta olduğu gibi, bu suçta da asli failler ile fer'i arasında imkan nisbetinde derecelendirme yapılması adalete uygun düşecektir. TCK'nunda yapılmış olan değişiklikle maddeye bir fıkra eklenerek fer'i şerikler hakkında 5 seneden 15 seneye kadar ağır hapis cezası getirilmiştir" Maddenin kabulündeki nedenleri açıklayan bu ilmi rapor incelendiğinde; TCK'nun 146/3. maddesinin anılan kanunun 65'inci maddesinde yazılı fer'i iştirak koşullarında bir değişiklik getirmediği sadece cezanın yeniden belirlenmesine gayesine matuf olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. Hal böyle olunca TCK'nun 146/3 üncü maddesinin uygulanabilmesi için TCK'nun 65'inci maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi gerekecektir. Bazı devletlerin kanunlarında suça fer'i iştirak, genel olarak tarif edilmiş ve böylece failin hareketinin suça katılma olup olmadığının takdirini mahkemeye bırakmış olmasına karşın; Kanunumuz fer'i iştirak hallerini sayma usulünü kabul etmiştir. Bu kabul tarzına göre kanunda sayılan hallere uymayan bir hareketi fer'i iştirak olarak kabul etmek mümkün olmayacaktır. TCK'nın 65'inci maddesinin ifadesi ve ceza hukukunun genel ilkelerine göre bir suça fer'i iştirakten söz edebilmek için; a. Failin birden fazla olması, b. Kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmiş bulunması, c. 65 inci maddede sayılan; (1) Suç işlemeye teşvik veya suça irtikap kararını takviye etmek, yahut işlendikten sonra müzaharet ve muavenette bulunmayı vadeylemiş olmak, (2) Suçun ne şekilde işleneceğine dair talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarayacak ... ve vasıtaları tedarik etmek. (3) Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırmak gibi icrai bir hareketin varlığı, d. Şerikin bu fiilleri ile işlenen suç arasında illeyet bağının bulunması. Bu hukuki nedenler karşısında, yasadışı Dev-Yol isimli silahlı çete mensubu olduğu tartışmasız bulunan sanık S.N.'ın ayrıca sabit olan öldürmeye teşebbüs eylemine göre durumu incelendiğinde;Birkaç arkadaşı ile birlikte postane önünde toplanmış olan kalabalığı hedef ittihaz ederek birden ziyade ateş edip bir kişinin yararlanmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin TCK'nun 146/3 değil 146/1. maddesi kapsamı dahilinde mütalaa edilmesi gerekir." Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre suçun işlenişine bulunulan katkının arz ettiği önem ve zaruret göz önünde bulundurularak hâkim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik, suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490). Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece ... fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir ... fiil bakımından hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ... suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda ... 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 05.09.1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyetinin ve fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15.01.1964 tarihli ve 1963/2548 Esas 1964/1 Karar sayılı kararı ile "icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle mülga 765 sayılı TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemler ile amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.15.07.2016 tarihindeki somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin eylemlerinin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir. IV) BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ KAPSAMINDA ASTLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun benimsediği suç teorisine göre tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması hâlinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her davranış haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkân ve yeteneği varken hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi hâlidir. Şu hâlde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich, l kn, s. 305), onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma hâlinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla, işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille hukuka aykırılık yönünden bir değerlendirme yapılacaktır. Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. (Roxin 1, s. 14) Klasik suç teorisine göre objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması hâlinde failin bunu bilip bilmemesi yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur. 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK'nın 24/1. maddesi), meşru savunma (TCK'nın 25/1. maddesi), hakkın kullanılması (TCK'nın 26/1. maddesi) ve ilgilinin rızası (TCK'nın 26/2. maddesi)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetleyip sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak, Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır.Anayasa'nın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi hâlinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasa'nın 137/2 ve TCK'nın 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331). Bir hukuk devletinde kural olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasası'nın 137/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddeleri). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise maduna da failin müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından "askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum" olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır ? Amirin emrini icra suretiyle işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, askeri ceza hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler; hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesinde "Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur" denilmektedir. İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, "kanunsuz emir" kenar başlığını taşıyan 137. maddesinde, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra "Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır" dediği gibi, Askeri Ceza Kanunu'nda amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere "Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise" hükmü yer almıştır. Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast, emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (madde 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (madde 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması hâlinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibariyle hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir.Ast, kendisine verilen emrin bir suç işlemek maksadıyla verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir; zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (Askeri Ceza Kanunu'nun 41. maddesinin 2 ve 3. fıkraları) (Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku, s. 176). Emrin hukuka uygunluğu konusunda yanılgı olabilir. Hata (yanılma), genel olarak kişinin tasavvuru, zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata, kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey, olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde "unsur yanılgısı"ndan (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise "yasak hatası"ndan bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata hâlleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) Yargıtay, geçmişteki uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir (Yargıtay CGK'nın 24.12.1996 tarihli ve 1996/8-286 Esas 1996/296 Karar sayılı kararı). Doktrin ve uygulamadaki bu görüş, 2003 tarihli TCK tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumuyla ilgili olarak madde gerekçesinde "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır..." denilmiştir. Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulunun 18.03.1952 tarihli kararında "hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur" şeklindeki ifadelerle hata, unsur hatası ve haksızlık yanılgısı olarak değerlendirilmiştir Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) ile ilgili olarak TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, suçun maddi unsurları; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağıdır. Suçun oluşması için failin, bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur (unsur yanılgısı), failin kastını kaldırır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki hâlin de kastı bertaraf edici etkisi bulunmamaktadır. Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail, somut olayda ne yaptığını bilmekte fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur, failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksız olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirle işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail, somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir (Göktürk, age, s. 76,77). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır" denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen hâller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yararlanmak için hatanın kaçınılmaz olması gereklidir. Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurunun değerlendirilmesiyle ilgilidir. Failin; yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü ve somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) bulunduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK'nın 30/4. maddesi) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün, haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeniyle kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaatiyle hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda failin haksızlık bilinciyle hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı hâlinde kusur tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK'nın 30/4. maddesi, CMK'nın 223/3-d maddesi) (Neslihan Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, s.125). Failin gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi, haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, age, s. 344). Astın, konusu suç oluşturan bir emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz hataya düşerek yerine getirmesi, somut olay çerçevesinde bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübesi, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir. Keza astın, emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi hâlinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1. maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz, TCK'nın Genel Hükümler Şerhi, s.480-482). Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirmeyle failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları ile somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Yukarıda yer alan bölümlerde yapılan açıklamalar ışığında; 15.07.2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde, suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunanlar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37 ve 39. maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran; sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda, bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan söz konusu bu fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail"; kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan ve somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, ancak darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna "yardım eden" olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Söz konusu sorumluluğun tespiti için; a) Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, b) Hatanın kaçınılmazlığı belirlenirken olağan dönemlerde de aranmakta olan failin bilgi düzeyi, eğitimi, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihinde yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmeli, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirmeyle ortaya konulmalı, c) Askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin "ast" kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı gözetilmeli, Bu şekilde elde edilen neticeye göre de; a) Fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edilenlerin doğrudan fail sıfatıyla TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 309. maddesi gereğince; fiil üzerinde somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde ve müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımamakla birlikte darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri gereğince cezalandırılmalarına, b) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, bu fiili somut olayda hukuka aykırı olmaktan çıkaran bir maddi sebebin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varılanların, hukuka uygunluk sebebi olarak yetkili amir tarafından verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan hizmete ilişkin emrin ifasının (TCK'nın 24. maddesi) maddi şartlarında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, söz konusu hatanın TCK'nın 30/3. maddesi delaletiyle 30/1. maddesi kapsamında kastı kaldırması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine, c) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, esasen hukuk düzeninde kabul edilmeyen konusu suç teşkil eden emrin ifasının, askeri hiyerarşi içinde mutlak itaat ve emrin muhtevasını sorgulayamama ilkelerinin sonucu olarak bağlayıcı olduğu hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğüne kanaat getirilenler hakkında ise hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, kaçınılmaz izin yanılgısının kusuru tamamen ortadan kaldırması nedeniyle TCK'nın 30/4. maddesi delaletiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. V) SİLOPİ'DE KONUŞLU ÖZEL KUVVETLER HAREKAT ÜS KOMUTANLIĞINDA (ÖKHÜ) 15.07.2016 TARİHİNDE MEYDANA GELEN GELİŞMELER İncelenen dosya kapsamına göre; Şırnak ilinin Silopi ilçesinde konuşlu bulunan Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığının 15.07.2016 tarihindeki komutanının darbe girişimi esnasında ...'da öldürülen ve tuğgeneral rütbesiyle görev yapan ... Terzi, kurmay başkanının ise inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... olduğu, İnceleme kapsamındaki sanıklardan ...'ın üsteğmen rütbesiyle yardımcı pilot, sanık ...'in astsubay başçavuş rütbesiyle helikopter teknisyeni olarak görev yaptığı, Söz konusu komutanlık bünyesindeki 15. Taburun gündüz eğitimi programında 15.07.2016 günü için yer alan iç güvenlik eğitiminin, inceleme dışı sanıklardan Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından değiştirilerek odaya giriş teknikleri ve rehine kurtarma eğitimi şeklinde gerçekleştirildiği, eğitimde kullanılmak üzere Tabur Komutanı Binbaşı ...'in emri üzerine dışarıdan plastik kelepçe temin edilip kullanıldığı ve silahlara namlu ağız alevinin dışarıdan görülmesini engellemek için kullanılan bastırıcı cihazı takılarak eğitimin icra edildiği, Harekat merkezinde görev yapan tanık Astsubay Kıdemli ... ...'yı saat 18.20'de ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığından arayan bir astsubay başçavuş tarafından birinci başkanın emri ile bütün uçuşların iptal edildiğinin ve bu nedenle helikopter kalkmamasının bildirildiği, bunun üzerine tanık Astsubay Kıdemli ... ...'nın söz konusu bu durumu inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya söylediği, ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığına ... üzerinden askeri uçakla gitmeyi amaçlayan .'nin, saat 22.15'te tanık Yüzbaşı ...'ın birinci pilotluğunu yaptığı 10056 kuyruk numaralı helikopterle ...'a doğru hareket ettiği, normalde bu helikopterin ikinci pilotu olan sanık ...'ın, ... Terzi tarafından tanık Yüzbaşı ...'a "...'ı tanımıyorum, .'la uç" denilmesi üzerine bu uçuşta yer almadığı, sanık ...'ın yerine inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'in yardımcı pilotu olan tanık Üsteğmen .p'un yardımcı pilot olarak görev yaptığı, .'nin .den ayrılmadan önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya .'ın . kentinde bulunan mağdur. Garnizon Komutanı Tuğgeneral ...'ın Türkiye'ye girişinin Habur sınır kapısının kapatılması suretiyle engellenmesini emrettiği, ayrıca inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e de katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etme görevini verdiği ve bu görev kapsamında ...'da irtibat kuracakları kişi olarak inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'in cep telefonunun numarasını söylediği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in de bu cep telefonu numarasını kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği, ... Terzi'nin 10049 kuyruk numaralı helikopterin birinci pilotu olan inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e de "Senin de bir görevin var, ...'yı gör" dediği, bunun üzerine önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın, sonrasında inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in yanına giden ...'in uçuşu planlaması için gerekli bilgileri alamaması üzerine tekrar odasına gittiği ...'nın "... olabilir, ... olabilir, ... olabilir, planlamalarını buna göre yap" dediği, koridorda karşılaşması üzerine kendisine de uçuş çıkabileceğini belirttiği 10056 numaralı helikopterin birinci pilotu tanık Yüzbaşı ...'ın "Ben gelmeden kalkmayacaksın, gece tek helikopterin uçması emniyetli değil, ben gelmeden önce uçuş çıkarsa Şırnak'tan bir tane Skorky isteyeceksin, Skorsky yerde veya havada senin ambulansın olacak" diye söylediği, verilen bu emri aktardığı inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'le birlikte kalkmak üzere olan helikopterdeki ... Terzi'nin yanına gittiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotun uçmak istemediğini söylemesi üzerine ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e "Bu görev gizli, Şırnak'a söyleyemeyiz, uçuş çıkarsa uçacaksın, al sana iki tane şahit" diyerek ...'yı ve ...'i gösterdiği,İnceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'a "6 adet heliktopter görev istek fişi hazırla, istikametleri boş olsun, gerekirse ben yazarım" şeklinde emir verdiği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin .. tarafından imzalanan Görev İstek Formu'nda görevin yapılacağı bölge olarak "Silopi-...-...-Silopi" ibaresinin yazılı olduğu ve personel intikali maksadıyla görevlendirildiğinin belirtildiği,İnceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in tabur yoklama listesinden timde görev yapacak olanları belirlediği, bunun üzerine görev verilenlerin hazırlık yapmaya başladıkları, durumu gören tanıklar ..., Haktan Kahveci, ..., ... ve ...'nın nereye gittiklerini sormaları üzerine içlerinden bazılarının yüksek değerlikli bir hedef olduğunu belirttikleri, 10049 kuyruk numaralı helikopterin, birinci pilot Yüzbaşı ..., ikinci pilot Üsteğmen ..., teknisyen Astsubay Başçavuş ... ve silahçı Astsubay ... ...'dan oluşan 4 kişilik uçuş ekibi ile 15. Tabur Komutanı Binbaşı ..., Tim Komutanı Üsteğmen ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ..., uzman nişancı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ... ve sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ...'den oluşan 8 kişilik tim ekibi olmak üzere toplam 12 kişiyle saat 22.40'ta Silopi'den havalandığı, 10049 numaralı helikopter hareket ettikten sonra cep telefonlarının önce kapatılması sonrasında ise toplanması yönünde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından emir verildiği, bu emir üzerine toplanan cep telefonlarının inceleme dışı sanıklardan Tim Komutanı Üsteğmen ...'ün sırt çantasına konulduğu, bununla birlikte HTS kayıtlarına göre sanık ...'ın 16.07.2016 günü saat 00.40'ta tanık Yüzbaşı ...'dan mesaj aldığı ve ayrıca sanıklar ... ile ...'in uçuş süresince GPRS bağlantısı gerçekleştirdikleri, İnceleme dışı sanık 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in, kulenin hangi maksatla geldiklerini sorması hâlinde ne söyleyeceğini soran inceleme dışı sanık birinci pilot Yüzbaşı ...'e "Bir yerlerle görüşürsen hastamız olduğunu söylersin" dediği, İlk helikopterin pistten ayrılmasından sonra harekat merkezine giden inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'ya saat 22.00 civarında "Helikopterlerin faaliyeti hiçbir yere bildirilmeyecek, resmi kayıt tutulmayacak, haberci programına faaliyetler yazılmayacak" dediği ve faaliyetlerin yazılmasında kullanılan tablet bilgisayarı aldığı ve aynı mahiyetteki emri ikinci helikopterin kalkışından sonra tanık Harekat Eğitim Şube Müdür Vekili Yüzbaşı ...'e de verdiği, ancak harekat merkezi personeli tarafından gerek not tutularak gerekse cerideye işlenerek gelişmelerin kayıt altına alındığı, 15 Temmuz 2016 günü ... valisiyle görüşmek ve sorumluluk alanındaki birliklerden tayini çıkan personelle vedalaşmak için önce Şemdinli Durak Karakoluna ve Esendere Hudut Taburuna, ardından da ...'ya ve ...'e gitmek için planlama yapan katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in, normalde günlük planını ve nereye gideceğini paylaşmamasına rağmen inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'e ...'e gideceğini söylediği, katılanın Esendere Hudut Taburunda programına devam ettiği esnada henüz gün batmamışken hava sahasının kapatıldığını öğrendiği ve tanık Pilot Yüzbaşı ...'un ...'de konuşlu Birleşmiş Hava Harekat Merkezi ile irtibat kurarak hava sahasının kendileri için açılmasını sağlaması üzerine tanık Pilot Yüzbaşı ...'un kullandığı helikopterle saat 22.00'ye doğru ...'daki Jandarma filoya ulaştığı, Silopi'den saat 22.40'ta kalkıp ...'e doğru ilerleyen ve içinde sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanıkların olduğu 10049 kuyruk numaralı helikopterin kalkışından yaklaşık 1 saat sonra ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e haberci programı üzerinden ...'a geçmeleri gerektiğini emrettiği, ...'in ... Terzi tarafından verilen ve kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği şahsı aramasına rağmen telefon çekmediği için görüşemediği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin 16 Temmuz 2016 günü saat 00.15 sıralarında ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının pistine indiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotlara hiçbir yerle irtibat kurmamalarını söylediği ve inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'le saat 00.20'de 114 ... ve 00.29'da 74 ... olmak üzere iki kez görüştüğü,Ülkede yaşananlardan bir darbe girişiminde bulunulduğunu anlayan ve haber vermeksizin birliğine bir helikopterin indiğini öğrenen katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in tanıklar koruma polisi ... ile makam şoförü ...'yı piste gönderdiği, bu esnada 8 kişilik timin pistin yanındaki ağaçlık alanda beklediği, bu grubun arasından gelen ve kendisini tanıtmayan bir şahsın niçin geldiklerini soran tanık ...'a "Apandisiti patlayan bir yaralımız var" diye cevap verdiği, tanık ...'ın bu şahsın telefonla konuşmak üzere yanından ayrılması üzerine arkasına doğru yaklaştığı esnada telefonda konuştuğu şahsa kendisini "İsmail binbaşı" diye tanıttığını duyduğu, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "Yaralınız varsa ambulans isteyelim veya araçlarla hastaneye götürelim" diyen ve helikopterde yaralı biri olduğunu görmeyen tanık ...'ya "Gidin buradan, helikopter kalkacak" dediği, bu esnada tanık ... ile inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... arasında itişme yaşandığı, akabinde timin diğer mensuplarının da ağaçlık alandan gelip helikoptere binerek pistten ayrıldıkları, Timin ağaçlık alanda beklediği esnada aralarında konuşurlarken inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'in ...'da köprülerin kapatıldığından bahsettiği, bunun üzerine inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'ın "Arkadaşlar, bizi ...'a getirdiler. Bir şeyler dönüyor ama ne olduğunu anlayamadım. Bunlar ya bizi vurduracaklar ya da birini vurmamızı isteyecekler, darbe bile olmuş olabilir. Karşımıza asker-polis kim gelirse gelsin kimseye ateş etmeyeceğim, bizi YDH için getirmişlerdi" dediği, inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ... ile Astsubay Kd. Çvş. ...'nin de "Yıl 2016, ne darbesi?" diye söyledikleri, bu konuşmalar neticesinde timdekilerde hiçbir şekilde silah kullanmama yönünde bir kararın oluştuğu, ...'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopter ... üzerindeyken inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'e "Havada bekleyelim, komutandan talimat bekliyorum" dediği, Haberci programı üzerinde yapılan inceleme neticesinde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ile ... Terzi arasında geçen mesajlaşmaların; "...: Eleman bizi karşılamadı, havadayız. ...: Hazırlıklıydılar olmadı Silopiye dönüyoruz. ... Terzi: İnan, Öz. Kuv. emir komutası Gnkur. emriyle bende" şeklinde olduğunun tespit edildiği, Slince programı üzerinden ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... ile gerçekleştirdiği mesajlaşmasının; "... Terzi: Celal, ... Paşa ile ... ile irtibatta mısın? ...: İsmail alamadı, Otluca'ya dönüyor" şeklinde olduğu, ... Terzi'nin ayrıca WhatsApp programı üzerinden tanık ... Dağ ve Komanda Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ile; "... Terzi: Bizim adamlar ... için çıktı, havadalar kimse karşılamadı diyorlar. ...: Adam uyandı. ... Terzi: Bizim Silopi'ye dönseler daha iyi olur. ...: Bizim buraya gelecekler" biçiminde mesajlaştığı, Havada 10-15 dakika kadar oyalandıktan sonra inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "... Otluca'ya gideceğiz" demesi üzerine uçuşa devam edilip saat 01.10 sıralarında bilgilendirmede bulunmaksızın Otluca Kışlasındaki piste inildiği, yakıt ikmali noktasına giden tanık Uzman ... ...'in harekat merkezine iletmek için nereden geldiklerini ve kayıtlara geçirmek amacıyla da kuyruk numarasını helikopterin teknisyenine sorduğu, bunun üzerine teknisyenin Jandarma'dan olduklarını söyleyip kuyruk numarasını vermek istemediği, tanık Uzman ... ...'in kuyruk numarasını yazmak için baktığında o bölgenin siyah boyayla kapatıldığını gördüğü ve pilotun da "Kurmay başkanınızın haberi var, pistteki Skorsky helikopterlerden birinin kuyruk numarasını yaz" dediği, yakıt ikmalini kayıt defterine yazmak isteyen tanık Uzman ... ...'ın da helikopterin kuyruk numarasının gizlenmiş olduğunu gördüğü ve helikopter teknisyeninin defteri imzalamayacağını söylediği, Yakıt Teslim Defterinin 37. sırasındaki kayıtta "Kuyruk numarası yazılmasına izin verilmedi" ibaresinin yer aldığı ve Günlük Hava Takip Çizelgesi'nin kuyruk numarası kısmında ise "Özel Kuvvetler" ibaresinin yazılı olduğu, Silopi Özel Kuvvetler Üs Komutanlığının müzekkeresinde helikopterin kuyruk numarası üzerinde herhangi bir değişiklik, silme veya boyama yapılmadığının belirtildiği, Yakıt ikmalinin tamamlanmasının ardından Otluca'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopterin Silopi'deki birliğine saat 02.22'de geri döndüğü, inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'in telefonla aradığı kıdemlisi konumundaki tanık Pilot Yüzbaşı ...'ın helikopteri uçamaz hâle getirmesini söylemesi üzerine mürettebatıyla görüştüğünde sanık ...'in teklifiyle helikopterin ESU bağlantısını söktükleri, nereye gittiklerini ve ne yaptıklarını soran birlikteki meslektaşlarına gerek helikopter mürettebatının gerekse timdeki personelin herhangi bir açıklamada bulunmadan geçiştirici cevaplar verdikleri, 29.07.2016 tarihli tutanağa göre; 10049 kuyruk numaralı helikopterin uçuş güzergahını kaydeden üç cihazdan biri olan ve pilot inisiyatifinde kullanılan DVD-R cihazının 15-16 Temmuz 2016 günü gerçekleştirilen uçuş esnasında pilot tarafından açılmadığı ve kayıt tutulmadığı, Bir diğer kayıt cihazı olan CCU'nun Aselsan'da yaptırılan incelemesi neticesinde 13-16.07.2016 tarihleri arasındaki döneme ilişkin kayıt dosyası tespit edilemediğinin ve helikopter kullanılmış olsa bile CCU biriminin açılmadığının anlaşıldığı, Bir başka kayıt cihazı olan DTU cihazının TUSAŞ tarafından incelenmesi neticesinde 15.07.2016 tarihinde saat 23.54'te oluşturulan veya değiştirilen uçuş planının olduğu ve ... ili Başkale ilçesinden Bağışlı'ya oradan da ...'ye uçuş planının yapıldığı, 16.07.2016 tarihinde saat 01.04'te oluşturulan veya değiştirilen planın da ... ilinden Silopi'deki ÖKHÜ Komutanlığına oradan da İdil-... arasındaki Şırnak Havaalanına yakın bir bölgeye yapıldığının tespit edildiği, Tanık Tuğgeneral ... tarafından ÖKHU komutanı sıfatıyla onaylanan 16.07.2016 tarihli tutanakta "Saat 22.40'ta 10049 kuyruk numaralı helikopter, emir komuta çerçevesi içerisinde Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı ... tarafından ...'dan ...'e intikal için istenmiş ancak uçuşların tamamen yasaklanması nedeniyle geri ÖKHÜ Kışlasına gönderilmiştir." ibaresine yer verildiği, ... İl Jandarma Komutanı Albay ...'un tanık sıfatıyla savcılıkta alınan beyanında bu hususa ilişkin olarak "Kolordu komutanının yanında ben ve Kurmay Başkanı Albay ... ile oturuyorduk. İçeriye bir personel girdi 'Helikopter pistine bir helikopter inmiş' dedi. Bu sırada saat 00.00 veya 10-15 dakika sonrasıydı. Komutanımız 'Helikopter beklemiyorduk' dedi, Albay ...'e dönerek sen biliyor musun gibi bir işaret yaptı, o da 'Hayır' dedi, sonra kolordu komutanı 'Gönderin bir adam baksınlar' dedi." şeklinde anlatımda bulunduğu, katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in mahkemede talimatla alınan beyanında "Silopi'de bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığında olan herhangi bir rütbeliyle irtibatım olmadı. Kendilerinden herhangi bir helikopter ve destek istemedim. Bu birlik bana bağlı bir birlik olmadığı gibi onların birliğinden herhangi bir birlik benim emrimde değildir." dediği, tanık Tuğgeneral ...'ın da mahkemedeki ifadesinde böyle bir tutanağı hatırlamadığını beyan ettiği, Anlaşılmıştır.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi kapsamında katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etmek amacıyla ... Terzi'nin emri üzerine Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığından saat 22.40'ta hareket eden ve amacı gerçekleştiremeden ...-... güzergahını takiben saat 02.22'de üsse geri dönen 10049 kuyruk numaralı helikopterin yardımcı pilotu sanık ... ile teknisyeni sanık ...'in, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile örgütsel bağları olduğunun ve darbe girişiminden haberdar olup suçun planlama faaliyetlerine katıldıklarının ortaya konulamadığı, ancak verilen emrin kanuna aykırı olduğunu konumları, eğitim düzeyleri ve rütbeleri itibarıyla bilebilecek durumda olmalarına rağmen söz konusu emre riayet etmek suretiyle zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşımakla birlikte vahamet arz etmeyen ve fiilin işlenişi üzerinde hakimiyet kurduklarını da göstermeyen eylemleri gerçekleştirerek darbe girişimine ilişkin elverişli nitelikteki icra hareketlerinin işlenmesi sırasında yardımda bulunup icrasını kolaylaştırmak suretiyle TCK'nın 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309 ve 39/2-c maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararı yerinde bulunmuştur. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf, sanıklara atılı Anayasayı ihal suçuna TCK’nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı kanunun 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden olarak mı katıldıklarına ilişkindir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıklar hakkında atılı suçtan kamu davası açıldığı, ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararı ile sanıkların müsnet suçtan asli fail olarak cezalandırılmasına karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nce istinaf başvuruları esastan reddedildiği, yapılan temyiz sonucu Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10.12.2019 tarihli ilamı ile sanıkların atılı suça TCK 39/2-c kapsamında katıldığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verildiği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün onanması gerektiği görüşü ile itiraz edildiği anlaşılmıştır. Anayasayı ihlal suçu TCK’nın 309. maddesinde düzenlenmiş olup madde metni; "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur” şeklindedir. TCK'nın 309. maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cezalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Dava konusu olayda ilgili Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesinde; sanık ...’in teknisyen astsubay, sanık ...’ın ise pilot üsteğmen olup profesyonel asker oldukları, Genelkurmay Başkanlığından gelen uçuş yasağı emrine rağmen olay günü diğer sanıklarla beraber, atılı suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olarak helikopterin kuyruk numarası boyanmış halde ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına gece yarısını geçen bir saatte gittikleri, burada indikten sonra ağaçlık alanda gizlendikleri, olay gecesi saat 22.00 sıralarında FETÖ terör örgütünün darbe girişiminde bulunduğunu bırakın askeri personeli, ülkedeki tüm sivil halkın dahi bildiği, sanıkların bundan haberdar olmadıklarına ilişkin savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu, başarısız olan eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37. maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2018/7103 E., 2019/1953 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
1982 Anayasası Kanunsuz emir MADDE 137- Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir.
16. Ceza Dairesi         2018/7103 E.  ,  2019/1953 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Cumhurbaşkanına suikast, Anayasayı ihlal, Kasten öldürme, Kasten öldürmeye teşebbüs, Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, Kasten yaralama, Yağma Hüküm : 1)Sanıklar ..., hakkında ayrı ayrı; a)TCK'nın 309/1, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi b)TCK'nın 310/1, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi c)TCK'nın 82/1-g-h, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca iki kez mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi d)TCK'nın 82/1-g-h, 35/2, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi e)TCK'nın 109/2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi f)TCK'nın 86/1, 86/3-c, 87/3, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 2)Sanık ... hakkında ayrıca; TCK'nın 149/1-a-h, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca üç kez mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 3)Sanıklar ..., hakkında ayrı ayrı; TCK'nın 38/1. maddesi yollamasıyla TCK'nın 310/1, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 4)Sanık ... hakkında; Cumhurbaşkanına suikast suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 5)Sanık ... Yazıcıcı hakkında; TCK'nın 310/1, 39/2-c, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 6)Sanıklar ..., e ... hakkında ayrı ayrı; TCK'nın 309/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 7)Sanık ... hakkında; a)Cumhurbaşkanına suikast suçundan CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak; TCK'nın 310/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet b)TCK'nın 309/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi c)TCK'nın 82/1-g-h, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca iki kez mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi d)TCK'nın 82/1-g-h, 35/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi e)TCK'nın 109/2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 8)Sanıklar ..., ... ve ... hakkında ayrıca; a)Cumhurbaşkanına suikast suçundan CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak; TCK'nın 310/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet b)Kasten öldürme suçundan CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca verilen beraat kararları kaldırılarak; TCK'nın 82/1-g-h, 62, 53, 62, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet (iki kez) c)Kasten öldürmeye teşebbüs suçundan CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak; TCK'nın 82/1-g-h, 35/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet d)Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak; TCK'nın 109/2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet e)Kasten yaralama suçundan CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak: TCK'nın 86/1, 86/3-c, 87/3, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet 9)Sanık ... hakkında ayrıca; Cumhurbaşkanına suikaste yardım etme suçundan CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca verilen beraat kararı kaldırılarak; TCK'nın 310/1, 39/2-a-c, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet 10)Sanık ... hakkında; TCK'nın 310/1, 39/2-c, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi 11)Sanık ... hakkında; a)TCK'nın 309/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi b)TCK'nın 310/1, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi c)TCK'nın 82/1-g-h, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca iki kez mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi d)TCK'nın 82/1-g-h, 35/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi e)TCK'nın 109/2, 109/3-a-b-c, 43/1-2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; temyiz edenin sıfatı bakımından 477 sayılı Kanun ile bazı Kanunlarda değişiklik yapılması hakkındaki 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlık kurumuna yapılacak tüm atıfların Cumhurbaşkanlığı kurumuna yapılacağı göz önünde bulundurularak, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre takdiren duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda: GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 1-a) Bir kısım sanıklar ve müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, b- Ayrıntıları Dairemizin 24/09/2018 tarih ve 2018/2523 Esas 2018/3149 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; İstinaf Mahkemesi kararının sanık ... müdafiine 16/07/2018 tarihinde tebliğ edildiği, yapılan UYAP sorgulamasında sanık müdafiinin 31/08/2018 tarihinde e-imza ile gönderdiği dilekçesiyle hükmü temyiz ettiği, CMK'nın 331/4. maddesi hükmü gereğince tutuklu işler de dahil olmak üzere adlî tatilde temyiz süresi işlemeyeceğinden temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilerek tebliğnamenin bu hususa ilişkin düşüncesine iştirak edilmemiştir. c- Katılanlar TC Başbakanlık, ... ve ... vekillerinin temyiz taleplerinin incelenmesinde; CMK 237/1 maddesi gereğince, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesinde kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütüne yardım etme suçları kamu barışına karşı işlenen suçlardan olup, bu suçların dolaylı mağduru toplumu oluşturan bütün bireyler olmakla birlikte, Ceza Genel Kurulunun 11.04.2000 gün 65-69, 22.10.2001 gün 234/366, 04.07.2006 gün 127-180, 03.05.2011 gün 155/80 ve 05.06.2012 gün 1/519-224 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; davaya katılabilmek için "suçtan zarar görme"nin gerektiği, bu kavram yasada açıkça tanımlanmamış ise de, yerleşik uygulamaya göre "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak dolaylı veya olası zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanına suikast suçu yönünden katılma hakkı değerlendirildiğinde; bu suçun 765 sayılı TCK'nın 156. Maddesinde tanımlandığı, suçun ihlal ettiği hukuki değer açısından öğretide, "156. maddede yer alan (Cumhurbaşkanına suikast) suç, ihlal ettiği hukuki değer açısından çift nitelik taşımaktadır. Bir yandan, devlet başkanlığı gibi anayasal bir organa karşı bir fiil işlendiği için, suç "devletin şahsiyetine" karşı işlenmiş olarak kabul edilirken, maddi açıdan gerçekte, devlet başkanlığı görevini gören kişinin hayatının da izalesine yönelinmektedir. Diğer taraftan 156. maddenin düzenlediği fiilin ihlal ettiği hukuki mevzuun "devletin kuvvetleri düzeni" olduğu kabul edilse bile özel mevzu "devlet başkanının kendisi" olmaktadır. Suçtan zarar gören, "devlettir" ve fakat suçun mağduru "devlet başkanıdır"... Suçun mağduru durumundaki devlet başkanının hayatı kişisel bir değer olarak ele alınmamaktadır. Devlet başkanının hayatı, devletin doğrudan doğruya ve olağanüstü bir konusu ona ait bir değer olarak sayılmaktadır. (Özek, Devlet başkanına karşı suçlar, 1970 bası, s. 128-129) görüşü ileri sürülmüştür. Cumhurbaşkanına suikast suçu 5237 sayılı TCK'nın 310. maddesinde düzenlenmiş olup ihlal ettiği hukuki değer bakımından anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar bölümünde yer almıştır. Düzenleme yeri ve doktrindeki görüşlere göre, Cumhurbaşkanına süikast "öldürme" suçlarının nitelikli hallerinden değil, ayrı bir hukuki değeri ihlal eden suç türüdür. Bu itibarla 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönem için kabul edildiği gibi, 5237 sayılı TCK açısından da bu suçtan zarar gören "devlettir". Bu nedenle 5237 sayılı TCK'nın Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar başlıklı beşinci bölümünün 310. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına suikast suçunda, suç tarihindeki yasal mevzuata göre yürütme organı olan bakanlar kurulunu temsilen TC Başbakanlık makamının suçtan zarar gören sıfatıyla CMK'nın 237/1. maddesi uyarınca kamu davasına katılma hakkının bulunduğunun kabulünde zorunluluk olduğundan; Cumhurbaşkanına suikast suçu nedeniyle, suçtan doğrudan doğruya zarar gören Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık vekilinin davaya katılma talebinin reddi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden, redde ilişkin kararın kaldırılmasına, CMK 237/1-2 maddesi gereğince, Başbakanlığın davaya katılan olarak kabulüne, temyiz talebinin incelenmesine, d- Sanıklara yüklenen suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmayan ... ve ...'nün tüm suçlardan; TC Başbakanlık'ın ise Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçu dışındaki diğer suçlardan davaya katılmalarına ilişkin verilen karar hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden temyiz istemlerinin reddi ile 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca istinaf taleplerinin reddine dair kararın ONANMASINA, Diğer temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Sanıklara müsnet Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçlarının unsurları ve özel görünüm şekilleri, savunmalarda ileri sürülen hukuki kurumlar ile sanıkların hukuki durumları değerlendirilecektir. 2- ANAYASAYI İHLAL SUÇU Suçla igili yasal düzenlemeler şöyledir: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Anayasayı ihlal Madde 309- (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu Devlet kuvvetleri aleyhinde cürümler Madde 146 – Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinin gerekçesi ise şu şekildedir: “Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak, "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir. Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için, cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği, bilinen bir husustur. Bu nedenle, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılara, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. maddede olduğu gibi, cebir ("Violentemente") unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanununun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11/11/1947 tarihinde yeniden değiştirilerek suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cazalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir.” A)Genel olarak: 1982 Anayasasının 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği “hukuk devleti” olarak tayin edilmiştir. “Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan devlettir.” (Anayasa Mahkemesi 11.10.1963 T.124-243 sy. Kararı) Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen barış meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıkları ile değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın hukuk denetimine tabi tutar. Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi, yoksa ihtilal midir, darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın halk hareketi, hükümet darbesi ise demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ordu gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun “ihtilal” olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, ünvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetleri ile mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından, her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku 20. Bası s.128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi 7. Bası s.327) Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve Millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himayesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976, s. 50) Mülga 765 sayılı TCK’nın 146. (5237 sy. TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde, icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem anayasanın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek, age, s. 51) Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır? Mahkemelerin darbe ile gelmiş iktidarları, iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da, iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanabilmeleri mümkündür. (Özek, age, s. 71) Askerî darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması halinde, darbe yapanların, kendilerini hukukî yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması halinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age, s. 126) B)Suçla Korunan Hukuki Değer: Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224) Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. C)Suçun Maddi Unsurları: 1)Suçun konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir. 2)Fiil: Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu hususun Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75) Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç suç, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai ya da ihmali hareketle işlenebilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s. 73; Soyaslan, Özel Hükümler, s. 582; Akdoğan s. 25; Akbulut s. 135; Vural-Mollamahmutoğlulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1775; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 561; Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 91) Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icraî fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyedine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır. Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebrî fiillerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı bir çok hareketle Anayasanın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373) Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23/11/1999 tarih, 9-274/284 karar) Suç, bir teşebbüs suçu ise de gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir. a)Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu: İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 309. md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliği ve bütünlüğü ile anayasal düzenine karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak ve toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ile toplumda ortaya çıkan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s.56) Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 309/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 309/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90) Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD'nin 26/06/2012 tarih ve 2012/2855-8069 sayılı kararı; 15/01/2014 tarih ve 2013/12441-2014/614 sayılı kararı; 30/03/2010 tarih ve 2009/8654-2010/3632 sayılı kararı; 09/06/2011 tarih ve 2011/4202-2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak devletin anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25/03/1983 tarih ve 70-73 sayılı kararı) b)Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu: Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK'nun 09/02/2010 tarih ve 2009/9-103, 2010/22 sayılı kararı) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. ...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/10/2010 tarih ve 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s.408) c)Suçun İhmali Davranışla İşlenmesi: Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması halinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur. "İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69) Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70) İhmal, Türkçe sözlükte; “gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme” olarak, Osmanlıca-Türkçe büyük lügatta da “ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek” şeklinde açıklanmaktadır. İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup “ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.” Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise “tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.” Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir. Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145) Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade, hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır. Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük “koruma yükümlülüğü” veya “gözetim yükümlülüğü” olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. TCK’nın 83. maddesinde gerçek ihmali suç olarak yer verilen ihmali davranışla ölüme sebebiyet vermek suçu yönünden ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden ya da sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekmekte, önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmektedir. Ayrıca sorumluluk için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek idiyse ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır. d)Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu: Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullar ile üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır. İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Kanun koyucu, TCK’nın 20/1. maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir. Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı halde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK’nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. e)Tipik eylemde cebrilik sorunu: Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Cumhurbaşkanlığı’nı ya da benzer kurumları kuşatması halinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması halinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır. Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen “manevi cebir”le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Türk doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesindeki suçun “müstakil bir maddi unsur”unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için “failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti” yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir “faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir”. “Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir." Buna göre, “Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir.” Mesela Anayasanın 4. maddesine göre devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi cumhuriyetin nitelikleri ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasadaki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin “gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur.” Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için “failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir”. Hatta kastın varlığını tespit için “objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir”. Daha da ileri gidilerek, anayasal düzeni değiştirmek hususundaki “gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir”. Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır. Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre; Anayasada öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasada öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, “Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da” 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, “görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler” yolu ile işlenebilir. Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, “Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik” örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 228, 229, 230, 231) Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu, Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding’in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir. Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanununun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11/11/1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden) 5237 sayılı TCK’nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet Tasarısının anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin “koruyucu doktrin”in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir: Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar. Madde gerekçesi ise şöyledir: "Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır” Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça “cebir ve şiddet” unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur. Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi ve Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı s. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur. 3)Fail ve Mağdur: Bu suçun faili yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise, demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir. Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07/07/1998 tarih ve 9-187/272 sayılı kararı) Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 07/11/2014 tarih ve 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle, örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir. D)Suçun Manevi Unsuru: Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. E)Suça teşebbüs sorunu: Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir. F)İçtima sorunu: Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, Türk Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesinde; "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır." denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir. Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin “... fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK 312, 313 m.) bakımından da varmak gereklidir.” (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160) G-İştirak sorunu: a-Genel olarak suça iştirak: “5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca -Üzülmez age.440 syf; Özgenç,Gazi şerhi,genel hükümler,3. baskı,s493). Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse,suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır.(Özgenç,age,s 499) 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve fer-i iştirak ayrımındaki kiriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sıksık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır." (CGK, 23/11/1981 gün ve 214-385 sayılı kararı) "Fer'i faillik halleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak fer'i fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir. "(CGK 20/01/2009 gün 1/232-2 sayılı kararı) "Yasada suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir; 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır." (CGK 10/05/2011 gün ve 1/59-85 sayılı kararı) Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi de, suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir...Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları gözönüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrası kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c. maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir. (CGK 17/05/2011 gün, 6/76-100 sayılı Kararı) "Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2)Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: aa-Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. bb-Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. cc-Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, seçimli hareketlere yer verilmiştir. Bağlılık kuralı da aynı Kanunun 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış, 2- Manevi yardım ise; aa) Suç işlemeye teşvik etmek, bb) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme" yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı). b)Örgütlü suçlarda iştirak: Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK’nın 220/5. maddesinde “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. c)Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM’ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu: Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nun 10/12/1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24/03/2011 tarih ve 869-187, 15/07/2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenleren ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (Özgenç İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Bu suçlarla ilgili iştirak hükümlerinin uygulanmasına dair Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 19/03/1987 tarih ve 41/49 sayılı kararı şöyledir: "İtiraz tebliğnamesine göre sanıkların durumları ayrı ayrı incelendiğinde, Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile 3. Daire arasında sanık ... ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlık, bu sanığın işlediği ve yüklenen suçu oluşturma yönünden elverişli vasıta niteliğinde bulunan eylemlerinin suça ilişkin TCK'nun 146'ncı maddesinin hangi fıkrası içinde mütalaa edileceği noktasında toplanmaktadır. TCK'nun 146'ncı maddesi "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler..." hükmünü taşımaktadır. Maddenin açık ifadesinden anlaşılacağı üzere suçun en belirgin özelliği; ceza hukukunun suçun tamamlanması için neticenin tahakkukunun gerekli olduğuna dair olan kuralından ayrılıp teşebbüs halinde dahi suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesindedir. Kazai ve ilmi içtihatlarda aynı doğrultuda olmakla birlikte gayeye matuf maddi bir hareketin TCK'nun 146'ncı maddesinin 1 inci veya 3 üncü fıkralarından hangisine göre cezalandırılması gerekeceği başka bir ifade ile 146'ncı maddenin 3 üncü fıkralarının uygulanma şartları tartışma konusu olmaktadır. Anılan fıkranın uygulama şartlarını sıhhatli bir biçimde tesbit edebilmek için 15 Sayılı Kanunla146'ncı maddeye eklenen bu fıkranın, TCK'nun 65 inci maddesinin varlığına rağmen kabulündeki nedenleri araştırmakta fayda vardır. 15 sayılı Kanunun gerekçesini teşkil eden ilmi heyet raporu aynen "Türk Ceza Kanununun 146'ncı maddesi birinci fıkrasında Anayasaya tedbil, tağyir kısmen veya tamamen ilga suçlarını, 2'inci fıkrasında ise bu suça gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda veya halkın toplandığı mahallerde nutuk irad, yafta talik veya neşriat icra ederek teşvik eden kimseleri cezalandırmaktadır. Ceza Kanunun 146'ncı maddesinde yazılı ceza ölüm cezası olduğuna göre bu suça 65'inci maddeye göre uygun olarak fer'an iştirak edenler hakkında tatbik edilecek ceza 65'inci maddeye göre uygun olarak yani feri faile 10 seneden az olmamak üzere ve 24 seneye kadar verebilmek üzere ağır hapis cezası verilecektir. Suç ile Ceza arasındaki adil bir nisbetin temini, hukuk nizamını temelinden sarsan, demokratik müesseleri yok etmeye müncer olan "Anayasanın tedbil tağyir ve ilgası" gibi en ağır suçlarda dahi gözetilmesi gereken bir esastır. 146'ncı maddede yazılı suç, bünyesi itirabiyle tek kişi tarafından işlenmesine imkan olmayan bir suçtur. Bu itibarla iştirak halinde işlenen her suçta olduğu gibi, bu suçta da asli failler ile fer'i arasında imkan nisbetinde derecelendirme yapılması adalete uygun düşecektir. TCK'nunda yapılmış olan değişiklikle maddeye bir fıkra eklenerek fer'i şerikler hakkında 5 seneden 15 seneye kadar ağır hapis cezası getirilmiştir" Maddenin kabulündeki nedenleri açıklayan bu ilmi rapor incelendiğinde; TCK'nun 146/3. maddesinin anılan kanunun 65'inci maddesinde yazılı fer'i iştirak koşullarında bir değişiklik getirmediği sadece cezanın yeniden belirlenmesine gayesine matuf olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. Hal böyle olunca TCK'nun 146/3 üncü maddesinin uygulanabilmesi için TCK'nun 65'inci maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi gerekecektir. Bazı devletlerin kanunlarında suça fer'i iştirak, genel olarak tarif edilmiş ve böylece failin hareketinin suça katılma olup olmadığının takdirini mahkemeye bırakmış olmasına karşın; Kanunumuz fer'i iştirak hallerini sayma usulünü kabul etmiştir. Bu kabul tarzına göre kanunda sayılan hallere uymayan bir hareketi fer'i iştirak olarak kabul etmek mümkün olmayacaktır. TCK'nın 65'inci maddesinin ifadesi ve ceza hukukunun genel ilkelerine göre bir suça fer'i iştirakten söz edebilmek için; a. Failin birden fazla olması, b. Kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmiş bulunması, c. 65 inci maddede sayılan; (1) Suç işlemeye teşvik veya suça irtikap kararını takviye etmek, yahut işlendikten sonra müzaharet ve muavenette bulunmayı vadeylemiş olmak, (2) Suçun ne şekilde işleneceğine dair talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarayacak iş ve vasıtaları tedarik etmek. (3) Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırmak gibi icrai bir hareketin varlığı, d. Şerikin bu fiilleri ile işlenen suç arasında illeyet bağının bulunması. Bu hukuki nedenler karşısında, yasadışı Dev-Yol isimli silahlı çete mensubu olduğu tartışmasız bulunan sanık S.N.'ın ayrıca sabit olan öldürmeye teşebbüs eylemine göre durumu incelendiğinde;Birkaç arkadaşı ile birlikte postane önünde toplanmış olan kalabalığı hedef ittihaz ederek birden ziyade ateş edip bir kişinin yararlanmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin TCK'nun 146/3 değil 146/1. maddesi kapsamı dahilinde mütalaa edilmesi gerekir." Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin,her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir. (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490) Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca, amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez. (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130) Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir. (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202) Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda; Mamak 1 nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 5 Eylül 1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyeti, fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15 Ocak 1964 tarih ve 1963/2548 E, 1964/1 sayılı kararı ile “icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı” gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir. (Özek, age, s. 172) H)Gönüllü Vazgeçme: Konu ile ilgili 5237 sayılı TCK'daki düzenlemeler şöyledir: Madde 36- (1) “Fail, suçun icrai hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabaları ile suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsden dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.” Madde 41- (1) “İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.” Gönüllü vazgeçme, hukuki niteliği itibariyle suçun icrasına başlandıktan sonra ancak icra hareketleri tamamlanmadan veya neticeli suçlarda icra hareketleri tamamlanmakla birlikte netice gerçekleşmeden ortaya çıkan ve failin işlemeyi kastettiği suçtan dolayı cezayı kaldıran şahsi bir sebeptir. (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku, 9. bası, s. 484; Özgenç, s. 259) Bu niteliği nedeniyle, iştirak halinde işlenen suçlarda hangi fail bakımından söz konusu ise sadece onun açısından uygulanması mümkündür. Gönüllü vazgeçme, teşebbüs aşamasında kalan bir fiil yönünden ve sadece gönüllü vazgeçen kişi bakımından sonuç doğuran bir kurumdur. Gönüllü vazgeçenin, diğer müşterek faillerce suçun icrasına devam edilmemesi veya neticenin diğer müşterek faillerce gerçekleştirilmemesi için elinden gelen gayreti göstermiş olması gerekir. Gönüllü vazgeçmenin özgür iradeye ve pişmanlığa dayalı olması, iradeyi zorlayıcı dış etken bulunmaması gerekir. Başka bir anlatımla fail, suçu tamamlama imkanına sahip olmasına rağmen tamamen iradi ve gönüllü olarak icra hareketlerine son vermeli, suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini istememeli ve bunun için elinden gelen gayreti göstermelidir. Bu durumda gönüllü vazgeçmeden bahsedebilmek için; a)Suçun teşebbüs aşamasında kalması, b)Vazgeçmenin iradi ve gönüllü olması, c)Suçun tamamlanmamasının ya da neticenin gerçekleşmemesinin, sanığın iradi ve gönüllü vazgeçmesine bağlı olması, dış etkenlere bağlı olmaması gerekmektedir. I)Anayasayı ihlal, hükûmete karşı suç, TBMM'ye karşı suç ve Cumhurbaşkanına suikast suçları yönünden tipik eylemde hukuka aykırılık ve kusurluluğu etkileyen haller bağlamında hukuka aykırı ve fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi sorunu: Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir: T.C. 1982 Anayasası Kanunsuz emir MADDE 137- Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Kanunun hükmü ve amirin emri Madde 24- (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. 2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. 3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. 4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu İştirak: Madde 41 – 1- Askeri cürümlerde ve kabahatlerde iştirak halinde, Türk Ceza Kanununun 64 üncüden 67 nciye kadar olan maddeler hükmü tatbik olunur. 2- Hizmete mütaallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldur. 3- Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir: A:Kendisine verilen emrin hudutlarını aşmış ise, B:Amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile mütaallik olduğu kendisince malum ise, Hizmetin tarifi: Madde 12 – Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir. 211 sayılı Türk Silahları Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu Madde 6 – Hizmet: Kanunlarla nizamlarda yapılması veyahut yapılmaması yazılmış olan hususlarla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir. Madde 8 – Emir: Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir. Madde 9 – Amir: Makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir. Bunun emri altındakilere maiyet denir. Madde 10 – Üst tabiri, rütbe veya kıdem büyüklüğünü gösterir. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği Madde 33 - Emirlerin, hizmete mütaallik olması (Silâhlı Kuvvetler İç Hizmet Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlâl etmemesi şarttır. Ancak, Askeri Ceza Kanununun 41 inci maddesinin b fıkrası şümulüne giren haller haricinde ast, aldığı emri kanun ve nizama uygun bulmasa bile emri yapar ve ondan sonra şikâyet eder. Amirin verdiği emir Askeri Ceza Kanununun 41'inci maddesinin b fıkrası şümulüne giren hallere mütaallik ise emir ifa olunmaz ve fakat gecikmeksizin en kısa yoldan bir derece yukarı âmire malûmat verilir. Bu takdirde emrin yapılmasından doğacak bütün mesuliyet ast'a aittir. Türk Ceza Kanununun 24. maddesinin gerekçesi ise şöyledir: "Hükumet Tasarısının "Kanun hükmü ve amirin emri" başlıklı 27. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları değiştirilmiştir. Hiyerarşik yapı içinde amirin verdiği emrin hukuka uygun olması halinde, verilen bu emrin yerine getirilmesi de hukuka uygun olacaktır. Amirin emri, hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Anayasamıza göre; kamu görevlileri, görevlerini ifa ederken amiri duırumundaki kişilerden aldıkları emirleri hukuka aykırı bulmaları halinde, bu emri "yerine getiremez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir"ler. Ancak, emir hukuka aykırı olmakla beraber, amir "emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde emri yerine getiren sorumlu olmaz" (madde 137, fıkra 1). Bu durumda emri yerine getiren açısından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz konusudur. Yerine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hukuka uygun hale getirmez. Ancak, hiyerarşik yapı dolayısıyla, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene aittir. Hükumet Tasarsısındaki hükümde, bu durumda emri verenin de sorumluluktan kurtarılmasına yönelik bir ifadeye yer verilmişti. Yapılan değişiklikle bu yanlışlık düzeltilmiştir. Emir, hukuka aykırı olmanın yanı sıra, ayrıca suç da teşkil edebilir. Anayasamız, konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine " hiçbir surette" izin vermemektedir (madde 137, fıkra 2). Bu durumda emri "yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz". Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle Anayasanın söz konusu hükmüyle paralellik sağlanmıştır." aa)Hukuka Aykırılık; Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. ... Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille hukuka aykırılık yönünden bir değerlendirme yapılacaktır. Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir. bb)Hukuka Uygunluk Nedenleri; Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. (Roxin 1, s. 14) Klasik suç teorisine göre; objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması halinde, failin bunu bilip bilmemesi yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur. İkinci görüşe göre; hukuka uygunluk sebebinin objektif olarak varlığı yeterli değildir. Fail, fiili hukuka uygun hale getiren durumun varlığını bilmeli ve kendisine bu surette verilen yetkinin icrası veya yüklenen yükümlülüğün gerçekleştirilmesi amacıyla hareket etmelidir. (Özgenç, age, s. 267-268; Özbek, TCK İzmir şerhi, s. 335; Artuk -Gökçen-Yenidünya, age, s. 372) 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasının 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Anayasanın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi halinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasanın 137/2 ve TCK'nun 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır. (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331) 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun ilgili hükümleri astı, üst ve amirlerine mutlak surette itaate mecbur tutmaktadır. Nitekim 211 sayılı Kanunun 14/1. maddesi, astı amirlerine, kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecbur kılmaktadır. Buna göre ast, askeri hizmete dair olduğuna bakmaksızın amirinden aldığı her emre mutlak surette itaat etmek zorundadır. Astın, verilen emrin hukuka uygunluğunu sorgulama ve değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır. 211 sayılı Kanunun 14/2. maddesi gereğince verilen emir hukuka aykırı ise sorumluluk emri verene aittir. Verilen emrin suç teşkil etmesi durumunda ise emri veren ve yerine getirenin sorumluluğu aynı Kanunun İştirak başlıklı 41/2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre amirin emri suç teşkil ediyorsa ve ast, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadı ihtiva eden bir fiile müteallik olduğunu biliyorsa hem emri veren hem de emri yerine getiren, sonuçtan iştirak hükümlerine göre sorumlu olacaktır. Astın cezai sorumluluğu, ancak emrin hizmete müteallik olmaması, suç işlemek maksadıyla verilmesi ve bu maksadın ast tarafından bilinmesi halinde sözkonusu olabilecektir. (Koca-Üzülmez, age, s. 332) Sonuç olarak; gerek Anayasanın 137/2, gerek TCK'nun 24/3 ve gerekse 211 sayılı Kanunun 41/3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez, yerine getiren kimse de sorumluluktan kurtulamaz. Ancak konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilmesi bakımından hata hali ile de karşılaşılabilir. Bu durumun iki şekilde karşımıza çıkması mümkündür. Nitekim emri yerine getiren verilen emir üzerine işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olmayabilir ya da emrin yerine getirilmesinde öngörülen hukuka uygunluk sebeplerinin tüm şartlarının gerçekleştiğini düşünebilir. İlk halde TCK'nın 30/4. maddesinde yer alan haksızlık hatası, ikinci halde ise TCK'nın 30/1. maddesinde yer alan hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata sözkonusu olacaktır. Bu nedenle öncelikle genel olarak TCK'nın 30/1. maddesinde yer alan hata kurumu üzerinde durmak gerekir. Ayrıntıları Dairemizin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere; Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde; yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. (Koca-Üzülmez, TCK Genel Hükümler, 7. Bası, s. 239) Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK 27/1) Yargıtay, uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir. (Yargıtay CGK'nun 24/12/1996 tarih ve 1996/8-286 Esas 1996/296 Karar sayılı kararı) Doktrin ve uygulamadaki bu görüş, 2003 tarihli TCK tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumu ile ilgili olarak madde gerekçesinde şöyle denilmiştir: "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır..." İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulu'nun 18/03/1952 tarihli kararında; hata, unsur hatası ve haksızlık yanılgısı ayrıntılı olarak tartışmış olup, bu karar doktrinde tarihi dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. (Göktürk, age, s. 88) Söz konusu kararda "hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanını sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir. Ceza hukukunu ilgilendiren hukuki hata, ceza hukukunu ilgilendirmeyen hukuki hata ayrımı yapılması ve ceza hukukunu ilgilendiren hukuki hata önemsiz görünürken, ceza hukukunu ilgilendirmeyen hukuki hatanın unsur yanılgısı kapsamında ele alınarak kastı bertaraf eden bir etki tanınması kusur ilkesine aykırı olduğu gibi; böyle bir ayrımın somut olayda icra edilebilmesi mantıki olarak mümkün değildir. Nitekim, Alman İmparatorluk Mahkemesi'nin yaptığı bu ayrım yanlış ve keyfi uygulamalara neden olmuştur. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur. Kusurlu yasak yanılgısı halinde failin kusuru azalabilir. Fakat bu her zaman geçerli olmayabilir. Kusurun azalıp azalmadığı ya da ne ölçüde azaldığına göre hakime cezada indirim yapıp yapmama yahut kusurun azaldığı ölçüde takdir yetkisi tanınmalıdır." şeklindeki yorum, hukuk doktrinin yanında, karar sonrası yürürlüğe giren yasalara da ilham kaynağı olmuştur. cc)Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı): TCK'nın 30/1. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı” belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi halinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı, içerik itibariyle somut olayda suçun maddi unsurlarına ilişkin konulardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış tasavvuru ifade etmektedir. Failin somut olaya ilişkin tasavvuru gerçekle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlardan birisinin varlığı hakkında düşülen şüphe, emin olmama hali hata değildir. Aksine olası kastın veya bilinçli taksirin varlığını gösterir. (Koca-Üzülmez, age, s.241) Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. (Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, Seçkin Yayınları, 2017 baskı) Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki halin de kastı bertaraf edici etkisi bulunmamaktadır. Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail somut olayda ne yaptığını bilmekte, fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksızlık olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirli işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir. (Göktürk, age, s. 76,77) Suçun maddi unsurları içerisine; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağı girmektedir. Suçun oluşması için failin bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur, (unsur yanılgısı) failin kastını kaldırır. dd)Suçun nitelikli hallerinde hata: TCK'nın 30/2. maddesine göre; "bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli halleri gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi bu hatasından" yararlanacaktır. Suçun nitelikli hallerinden maksat, suçun temel şekline göre cezanın arttırılması veya azaltılmasını gerektiren unsurlardır. Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekline ilişkin unsurlarda bir yanılgıya düşmüş değildir. Bu itibarla suçun temel şekli tüm unsurlarıyla gerçekleşmektedir. Fail sadece nitelikli hallerin gerçekleştiği hususunda hataya düşmektedir. Bu durumda nitelikli hallerin faile yüklenmesi mümkün olmadığından suçun temel şeklinden dolayı cezalandırılacaktır. ee)Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata: Hukuka uygunluk hallerinin maddi şartlarında hatanın, kast kapsamında mı, yoksa kusur kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği doktrinde tartışmalı olup bu konuda birçok teori ortaya atılmış ise de, ceza kanunumuzdaki düzenleme katı kusur teorisine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Madde metinde hatanın kaçınılmaz olması şartı aranmıştır. Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgilidir. Failin, yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü, somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır. ff)Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması: TCK'nın 27/1. maddesi, kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1), meşru savunma (TCK 25/1), hakkın kullanılması (TCK 26/1) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2) gibi hukuka uygunluk nedenlerinde, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde sorumluluk statüsünü belirlemiştir. Kasten sınırın aşılması halinde ceza sorumluluğu değişmeyecektir. Ancak sınırın aşılmasındaki yanılgı failin taksirinden ileri geliyorsa ve eylemin taksirle işlenmesi suç olarak cezalandırılabiliyorsa taksirden dolayı sorumlu olacaktır. Buradaki yanılgı sadece kastı ortadan kaldıracaktır. Astın konusu suç oluşturan emri, haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşerek yerine getirmesi somut olay çerçevesinde bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir. Keza astın emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi halinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1. maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir. (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz, TCK'nun Genel Hükümler Şerhi, s.480-482) II.CUMHURBAŞKANINA SUİKAST SUÇU Suçla ilgili yasal düzenlemeler şöyledir: "Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı Madde 310- (1) Cumhurbaşkanına suikastte bulunan kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiile teşebbüs edilmesi halinde de, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Cumhurbaşkanına karşı diğer fiili saldırılarda bulunan kimse hakkında, ilgili suça ilişkin ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur. Ancak, bu suretle verilecek ceza beş yıldan az olamaz." Maddenin gerekçesi ise şu şekildedir: "Madde metninde, Cumhurbaşkanına karşı suikastte bulunulması, kasten öldürme suçuna nazaran özel bir suç olarak tanımlanmıştır. Hatta, bu suça teşebbüs tamamlanmış suç gibi cezalandırılmaktadır. Bizim mevzuat geleneğimizde Cumhurbaşkanlığı veya Devlet Başkanlığı gibi Devletin en yüksek makamını işgal eden zatın "öldürülmesi" gibi bir sözcüğe kanunda da yer vermemek için bu hususa öteden beri kullanılmasına alışılmış "suikast" sözcüğü tercih edilmiştir. Bilindiği gibi suikast Devlet büyüğünü veya önemli bir kişiyi planlı tarzda öldürmeyi ifade ederse de burada kasten öldürmeyi belirtmek amacıyla kullanılmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanının şahsına karşı başka bütün fiili saldırılar, yani hakaret dışında kalan tüm hareketler cezalandırılmaktadır. "Fiili saldırılar" terimine bütün saldırılar girmektedir." 1)Genel olarak: Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. (Anayasa madde 104/1) Devlet başkanı, siyasi iktidar içinde yer alan, tek kişiden ibaret bir organdır. Bütün devlet kuvvetlerinin başı ve en üstü olarak korunması gereken düzeni temsil ve şahsında kişileştirmektedir. (Özek-Çetin, Devlet Başkanına Karşı Suçlar, s. 111-112) Bu nedenledir ki, Kanun vazı'ı, Devlet başkanının şahsında temsil ettiği siyasal değerler ve nitelikleri, kişisel varlığına dair değerlere öncelediğinden bu suçları devlete karşı işlenen suçlar içinde düzenlemiştir. 5237 sayılı TCK da söz konusu suçu, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı suçlar arasında görmüştür. Tarihi süreçte Devlet-i Aliye'de Devlet Başkanının hayatına kast fiilleri, "siyaseten katl" cezası ile yaptırıma bağlanmış, 1274 Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun 55. maddesinde "Zat-ı Hazreti Padişahi'nin hayatına suikast eden veyahut iş bu suikastin icrasına teşebbüs eyleyen kimse idam olunur." denilerek uygulama sürdürülmüş, mülga 765 sayılı TCK'nın "Devlet başkanına suikast" kenar başlıklı 156. maddesi ile de "Reis-i Cumhura suikastte bulunanlarla, buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise idam cezasıyla, nakıs ise müebbet ağır hapisle cezalandırılır." denilerek suça teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırılmıştır. Esas itibariyle hazırlık hareketleri cezalandırılmamaktadır. Fakat kanunlar, belli durumlarda hazırlık hareketlerini dahi, korunan hukuki menfaat açısından tehlike yaratacak nitelikte kabul ettiklerinden cezalandıran özel hükümler kabul etmişlerdir. Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ve bu arada devlet başkanına suikast suçu açısından da durum böyledir. Kanunumuzun 765 sayılı TCK 168 ve 171. maddelerinde (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerinde) düzenlenen suçlar, Devletin şahsiyetine/devlet başkanına suikast suçu açısından hazırlık hareketlerini cezalandıran özel hükümlerdir. (Özek, age, s. 155) 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan suçlar, mutlak terör suçlarıdır. Bu nedenle yaptırım uygulanırken belirlenen temel cezadan sonra aynı Kanunun 5/1. maddesi tatbik edilir. Fail örgüt mensubu ise, cezanın TCK'nın 58/9 maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine de karar verilmelidir. 2)Suçla korunun hukuki menfaat: Norm, iki ayrı değeri birlikte korumaktadır. Birincisi Cumhurbaşkanının hayatı, yaşam hakkıdır. Diğeri ise mağdurun niteliği bilinerek kendisine karşı suç işlendiğinde devlet başkanının temsil ettiği siyasal değerler ve niteliklerdir. Bu açıdan devlet başkanı aleyhine suçlar, devletin şahsiyeti aleyhine işlenen suçlar arasında yer almaktadır. Devlet organlarını meydana getiren şahıslar kişisel olarak korunmadıkları, mesela hükümet başkanı aleyhine suçlar özellik taşımadığı halde, devlet başkanına karşı suçlar "devletin varlığına" karşı işlenmiş gibi kabul edilmektedir. (Özek, age, s.5) 3)Suçun maddi unsurları: a)Suçun Konusu: Suçunun hukuki konusu, Cumhurbaşkanının yaşam hakkı ve şahsında temsil edilen devletin varlığı ve anayasal düzenidir. b)Fail: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun ya da olmasın, yöneten veya yönetilen herkes olabilir. c)Mağdur: Suçun mağduru Cumhurbaşkanıdır. d)Fiil: Fiil, Cumhurbaşkanına suikastte bulunmak ya da bu fiile teşebbüs etmektir. Suikat, madde gerekçesinde açık biçimde belirtildiği üzere kasten öldürmeyi belirtmek amacıyla kullanılmıştır. Teşebbüsten bahsetmek için kastedilen suç yönünden elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamak gerekir. (TCK madde 35/1) Bu nedenle hazırlık hareketlerinin, yasada açık biçimde düzenlenmedikçe cezalandırılamayacağı tartışmadan varestedir. Doktrinde Hafızoğulları ve Özen, suikast planı ve suçun işleneceği yerde keşif yapmanın hazırlık hareketi kapsamında kaldığını ileri sürmektedir. (Hafızoğulları Zeki-Özen Muharrem, Millet ve Devlete Karşı Suçlar, s. 378) Fiil, devlet başkanını, başkanlık süresi içinde ve başkanlık fonksiyonlarıyla yükümlü bulunduğu sürede korumaktadır. (Özek, age, s. 114) (Yargıtay CGK'nun 02/04/1990 tarih ve 84-106 sayılı kararı) 4)Suçun manevi unsuru: Suç, genel kastla işlenebilir. Siyasal ya da kişisel saikle işlenmesi arasında fark yoktur. 5)Suçların içtimaı: Cumhurbaşkanına suikast suçu ile terör örgütü mensubu olmak (TCK madde 314) ve/veya devletin birliği,ülke bütünlüğü ve anayasal düzeni aleyhine suçlar arasında müterakki/geçitli suç ilişkisi bulunmadığından (Özek, age, s. 144) ve TCK'nın 302/2, 309/2, 312/2, 311/2 ve 220/4. maddelerinde açıkça fikri içtimanın uygulanması yasaklanmış olduğundan zikredilen suçların şartları oluşmuşsa ayrı ayrı cezalandırılmaları gerekecektir. 6)İşlenemez suç kavramı: İşlenemez suç, bir ceza kanunu hükmünü ihlale yönelmiş olmasına rağmen ya hareketin suçu karekterize eden zarar veya tehlikeyi meydana getirmeye elverişli olmaması ya da suçun konusunun bulunmaması nedeniyle başarısız kalmaya mahkum bir davranış olarak tanımlanmaktadır. (Alacakaptan Uğur, İşlenemez Suç, s.1) Bu tanıma göre işlenemez suç, ya hareketin elverişli olmamasından ya da suçun konusunun bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Somut olay yönünden hareketin elverişliliği hususunda bir tartışma bulunmadığından suçun konusunun yokluğu durumunda eylemin hangi hallerde işlenemez suç hangi hallerde teşebbüs olarak kabul edilmesi gerektiği üzerinde durulacaktır. Suç teorisi açısından suçun maddi konusu; failin yaptığı hareketin, üzerinde tesirini icra ettiği kişi veya şeydir (Alacakaptan, age, s. 113). Her suç bir hukuki değeri koruduğuna göre, her suçun bir hukuki konusu vardır. Ancak her suçun maddi konusu olmayabilir. Netice suçu olarak düzenlenmeyen suçlar genellikle maddi konusu olmayan suçlardır. Öldürme suçlarında suçun hukuki konusu yaşam hakkı, maddi konusu ise insan vücududur. Doktrinde suç konusunun yokluğu halinde eylemin işlenemez suç kapsamında mı yoksa teşebbüs olarak mı kabul edileceğinin, mutlak yokluk-nisbi yokluk ayrımına göre tespit edilebileceği savunulmuştur. Mutlak yokluk halinde işlenemez suç, nisbi yokluk durumunda ise suça teşebbüs vardır. Kasten öldürme suçu yönünden, öldürülmek istenen kişinin olay öncesinde ölmüş olması mutlak yokluğu, konunun geçici olarak olduğu zannedilen yerde bulunmaması ise nisbi yokluğu ifade etmektedir. Bu görüş, özellikle nisbi yokluk kavramının, belirsizliği ve göreceliği nedeniyle sorunu çözmekte yetersiz kalınca konunun, icra hareketlerine başlanmadan önce yok olması halinde işlenemez suçun, hareketin başlamasından sonra veya başlamasıyla birlikte yok olması halinde ise teşebbüsün varlığından bahsedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ex post değerlendirmeye dayanan bu görüş de fiilin "objektif tehlikeliliğini" görmezden gelmesi nedeniyle eleştirilmiştir. Yüksek Yargıtay'ın bir çok kararında (Yargıtay 1.CD'nin 26/05/1963 tarih ve 320/1134; 2. CD'nin 18/01/1949 tarih ve 355/419; 6. CD'nin 24/10/1959 tarih ve 955/889 ile 14/06/1983 tarih ve 4019/5620; CGK'nun 13/02/1984 tarih ve 291/158, 21/02/1983 tarih ve 6-495/64 ile 25/06/1990 tarih ve 5-157/200; 10. CD'nin 25/01/2005 tarih ve 2004/25426-2005/340 sayılı kararları vb.) kabul edilen, doktrinde büyük ekseriyetle savunulan (Alacakaptan, age, s. 124-127; Soyaslan Doğan, Genel Hükümler, s. 309; Demirbaş Timur, Genel Hükümler, s. 430; Sözüer Adem, Suça Teşebbüs, s. 190; Dönmezer-Erman. C 1, s. 603; İçel-Sokullu-Akıncı, s.323; Zafer Hamide, Genel Hükümler, s.403) ve Dairemizce de benimsenen "somut tehlike teorisi"ne göre ise; hâkim, psişik ve fizyolojik gelişmesi normal olan insanın bilgi, tecrübe ve niteliklerini nazara almak ve belli istatistik kanunları ile id quod plerumque accidit (ortak hayat tecrübelerine göre, belli insan davranışlarının nedensellik bağlamında netice verdiği makul bir olasılık derecesini ifade eden ortak tecrübe ilkesi) ilkesini ve faili o olay bakımından mevcut özel bilgilerini de göz önünde bulundurmak suretiyle hareketin yapıldığı anda hareketin mevzuunun mevcudiyetinin muhtemel olup olmadığını araştıracak (Alacakaptan, age, s. 126) muhtemel olması durumunda eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı sonucuna ulaşacaktır. Yani hâkim, somut olayda ex post değil ex ante bir değerlendirme ile normal bir insanın bilgi, tecrübe ve niteliklerini, günlük hayat tecrübelerini, failin olay ile ilgili özel bilgilerini nazara alarak hareketin yapıldığı anda suçun konusunun varlığının muhtemel olup olmadığını araştıracaktır. Konunun varlığı muhtemel ise -ve esasen mutlak yokluk durumu da yoksa- eylemin teşebbüs kapsamında kaldığı kabul edilerek cezalandırılacaktır. İşlenemez suç hakkında ne mülga 765 sayılı ne de mer'i 5237 sayılı TCK'da bir hüküm vardır. Oysa İtalyan Ceza Kanununun 49, Alman Ceza Kanununun 23. maddelerinde işlenemez suç/elverişsiz teşebbüs ile ilgili düzenlemeler yer almıştır. Gerek anılan kanunlar gerekse Avusturya ve İngiliz ceza kanunları işlenemez suçun cezalandırılmasına ya da güvenlik tedbiri uygulanmasına imkan tanımaktadır. Fransa uygulaması da bu yönde gelişmiştir. (Tozman Önder, Suça Teşebbüs, s.181) Türk ceza hukuku açısından işlenemez suç/elverişsiz teşebbüsün cezalandırılması mümkün bulunmamakla birlikte doktrinde ...gibi yazarlar suç işleme kararının icrası kapsamında harici dünyaya yansıyarak toplumsal tehlikeliliği ortaya koyan fiillerin, failin elinde olmayan nedenlerle istenilen sonucu doğurmasa da cezalandırılması gerektiğini savunmuşlardır. Bu durumda, hareketin elverişliliği ya da konunun yokluğu hususundaki kurum ve kavramların, özellikle korunan hukuki değer olarak devletin varlığını ve prestijini muhafaza eden suçlar yönünden, işlenemez suçun alanını genişletecek biçimde yorumlanması kabul edilemez. 7)İLK DERECE VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNCE KABUL EDİLEN SOMUT OLAY: A)EYLEMİN PLANLANMASI VE İCRASI: 6-7-8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde Ankara'da bir villada başka dosya sanıklarından...'ün katılımıyla gerçekleştirilen toplantılarda yer alan sanık ...'e, örgüt mensuplarından oluşturulacak bir grupla Cumhurbaşkanına yönelik eylemin gerçekleştirilmesi görevinin verildiği, 8 Temmuz 2016 günü sanıklar ... ile ...'in Ankara'da bir pastanede buluştukları, burada sanık ...'in sanık ...'e bir sonraki hafta Hava Eğitim Komutanı Korgeneral ...ün alınması görevini verdiği, 13 Temmuz 2016 günü sanık ...'in, sanıklar ..., ... ve ... ile Çiğli üssündeki depoda toplantı yaparak sanık ...'le yaptığı görüşmeyi anlattığı, yine aynı sanıkların 15 Temmuz 2016 günü öğleden sonra Çiğli üssündeki Patlayıcı Bomba İmha Kıta Komutanlığına giderek çelik kapı patlatılması ile ilgili uygulama yaptıkları, 14 Temmuz 2016 günü 1'inci Özel Kuvvetler Tugay Komutanı ve Silopi Özel Kuvvetler Harekat Üssü Komutanı Semih Terzi'nin sanık ...'i arayarak görevin içeriği ile ilgili açıklama yapmaksızın 12 kişilik bir tim seçmesini, kendisinin uçak ayarlayacağını, uçak bulunamaması halinde sanık ... ile görüşmesini, olayla ilgili olarak da sanık ... ile irtibat kurmasını istediği, 14 Temmuz 2016 günü sanıklar ..., ... ve ...'ın Ankara'da bir evde buluştukları, burada sanık ...'in sanık ...'e silahlı kuvvetlerin emir komuta zinciri içinde darbe yapacağını söyleyip 12 kişilik bir tim hazırlamasını istediği, akabinde sanıklar ... ile ...'in aynı uçakla İstanbul'a gittikleri, 14 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde sanık ...'in İstanbul'daki Harp Akademisi'ne gittiği, burada öğrenci subay olan sanıklar ... ve ...'le görüşerek beraber okudukları arkadaşları hakkında bilgi aldığı, bu bilgiler doğrultusunda özel kuvvetlerden eyleme katılacakların listesini oluşturduğu, 14 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde sanık ...'in kolordu kantininde sanık ... ile buluştuğu, gizli bir görev olduğunu ve 15 Temmuz 2016 günü saat 18.00'de sanık ...'i alıp pistte hazır olmaları gerektiğini söylediği, 15 Temmuz 2016 günü sabah saatlerinde sanık ...'in Hava Harp Akademisi misafirhanesinde sanık ...'le buluştuğu, burada sanık ...'in Çiğli'ye intikal edilmesi için saat 20.00-21.00 arasında Atatürk Havaalanının askeri apronunda hazır olmaları gerektiğini söylediği, 15 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde sanık ...'in 4. Kara Havacılık Komutanlığına gittiği, burada sanık ...'la görüşüp ihtiyacı olduğunda üç helikopterle gelmesini söylediği, 15 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde sanık ...'in birkaç gün önce telefonla arayıp içeriği ile ilgili bilgi vermeksizin bir operasyon olacağından bahsettiği sanık ...'i evine çağırdığı, harekatta değişiklik olabileceğini ve irtibat noktasının sanık ... olduğunu söyleyip sanık ...'in telefon numarasını verdiği, 15 Temmuz 2016 günü öğleye doğru sanık ...'un sanık ...'yı cep telefonundan arayıp akşam ilerleyen saatlerde bir görev olacağını, personel nakli yapılabileceğini, dört tane helikopterle uçuş ekibini hazırlaması gerektiğini söylemesi üzerine sanık ...'nın personele saat 22.00'de hazır olmaları talimatı verdiği, 15 Temmuz 2016 günü öğleden sonra uçakla İzmir'e gelen sanık ...'i sanık ...'in havaalanında karşılayıp Çiğli 2. Ana Jet Üssü'ne getirdiği, burada sanıklar ... ve ... ile bir toplantı yapan Gökhan'ın, malzeme ve teçhizat hazırlanmasını istediği, 15 Temmuz 2016 günü sabah saatlerinde sanık ...'nın Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na gittiği, alay komutanı Muhsin Kutsi Barış'ın Cumhurbaşkanının nerede olduğunu sorması üzerine bilmediğini söylediği, akabinde diğer yaverleri arayıp Cumhurbaşkanının yerini öğrendiği, Cumhurbaşkanının 16 Temmuz 2016 günü Antalya'da katılacağı program nedeniyle alınan uçak biletini iptal ettirip emir astsubayı yerine ilk kez gördüğünü ve daha önceden tanımadığını söylediği, tanık ... ile birlikte arabasına alarak saat 00.00 sıralarında Çiğli 2. Ana Jet Üssü'ne geldiği, üs komutanlığına vekalet eden ve hakkında tefrik kararı verilen sanık ... ın odasına gittiği, 15 Temmuz 2016 günü saat 21.45 sıralarında sanık ... liderliğindeki timin bulunduğu Skorsky helikopterin İstanbul'dan havalanarak saat 23.00 sıralarında Çiğli üssüne indiği, yolculuk öncesinde henüz havaalanında iken sanık ...'in timde bulunanlara TSK'nın emir komuta zinciri altında yönetime el koyacağını açıklayıp bu kapsamda görev alacaklarını söylediği, 15 Temmuz 2016 günü saat 22.00 sıralarında uçuş lideri olan sanık ...'nın emri üzerine takip radar cihazlarını kapatmak suretiyle dört helikopterin Gaziemir'den havalanarak saat 22.30 sıralarında Çiğli üssüne geldiği, Bu surette Çiğli üssünde bir araya gelen timlerin MAK deposuna giderek daha önceden hazırlanmış olan silah ve teçhizatı herhangi bir şekilde zimmet işlemi yapmaksızın kuşandıkları, helikopterlere mühimmat yükledikleri, Sanık ...'in depo önündeki boş alanda timdeki ve pistte bulundukları esnada da helikopter pilotları ile uçuş ekibindeki sanıklara yönelik yaptığı açıklamada silahlı kuvvetlerin ülke yönetimine el koyduğunu, Genelkurmayın emriyle hareket ettiklerini, gidecekleri bölgede Cumhurbaşkanının koruması polisler ile sivillerin olduğunu, neyle karşılaşacaklarını bilmediklerini, ateş gelmedikçe ateş etmemelerini, megafonla karşı tarafı uyarmak için anons yapmalarını, direnen ve karşı koyan olursa öldürmelerini, yere inecek timin emir komutasının sanık ...'de olduğunu, kendisinin de helikopterde kalıp organize edeceğini söylediği, ayrıca helikopter pilotlarına gidecekleri yerin koordinatlarını verdiği, Sanık ...'in yere inecek timdeki sanıkları helikopterlere paylaştırdığı, seçtiği dört tane makinalı tüfekçiye timin inmesinden sonra yumuşatma amacıyla yere ateş ederek destek olmalarını söylediği, yere inilmesinden sonra kendi liderliğindeki özel kuvvetler timinin grubun önünde hareket edeceğini, sanık ... liderliğindeki MAK timin ise emniyet alacağını belirttiği, Gaziemir'den Çiğli üssüne helikopterle gelen pilotlardan tanık ...'ün üste yaşananlardan, ailesinden kendisine gelen telefonlardan ve telefonuyla girdiği internetten elde ettiği bilgilerden kanunsuz bir faaliyet icra edileceğine kanaat getirmesi üzerine ikinci pilotu olan tanık ... ile birlikte uçuşa katılmamayı kararlaştırdıkları, bu karar uyarınca helikopteri normal dışı çalıştırarak arızalandırdıkları, Yine Gaziemir'den Çiğli üssüne helikopterle gelen pilotlardan tanık ...'nin uçuş ekibindeki ikinci pilot ...'ın, cep telefonundan ülkede yaşananları öğrenince uçmayı kabul etmediğini söylemesi üzerine bu gelişmeler nedeniyle birinci pilot tanık ...'nin de uçuşa katılmamaya karar verdiği, Yapılan açıklamalar ve görev dağılımı sonrasında çalışır vaziyetteki üç helikopterde bir müddet bekledikleri, bu esnada sanık ...'ın sanık ...'e görevin iptal edildiğine dair mesaj gönderdiği, sanık ...'in gelen mesajı sanık ...'e ilettiği, bunun üzerine Ankara'daki Akıncı üssüne gitmeye karar verdikleri, akabinde sanık ...'ın sanık ...'e göreve devam şeklinde gönderdiği mesaj üzerine söz konusu üç helikopterin Marmaris'e gitmek üzere Çiğli üssünden kule ile temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan saat 02.15'te kalktıkları, Üste yaşananlardan ve ülkedeki gelişmelerden kanunsuz bir faaliyet icra edileceğine kanaat getirerek uçuşa katılmamaya karar veren tanıklar ... ve ...'nin, diğer üç helikopterin kalkması sonrasında kendi uçuş ekipleriyle birlikte Gaziemir'e geri döndükleri, İlk helikopterin Marmaris'e 03.03'te varmasını takiben sanık ... liderliğindeki timin yere indiği, bu esnada helikopterlerdeki makinalı tüfekçiler tarafından yere doğru ateş açıldığı, yere inen timdeki bazı sanıkların da havaya ateş ettikleri, timin sıralı düzende ilerlemesi esnasında rastladıkları tanık ...'dan Cumhurbaşkanının kalmış olduğu otelin tam olarak bulunduğu yeri öğrendikleri, otelin içerisinde villaların olduğu alanda ilerlerken Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığında emniyet amiri olarak görev yapan ve 1782 nolu odada bulunan koruma polislerinin amiri katılan ...'ın polis olduğunu söyleyerek teslim olmaları hususunda yüksek sesle uyarıda bulunduğu, buna rağmen timdeki sanıkların koruma polislerine ateş açtığı, akabinde etkisiz hale getirilen katılan ...'ın timdeki bir kısım sanıklar tarafından darp edilerek burnunun kırıldığı, katılan ...'a sanık ...'in "Cumhurbaşkanı nerede, hangi helikopterle gitti, hangi havalimanına inecek, helikopter ne zaman kalktı ?" şeklinde sorular sorduğu, sanık ...'in polislerin bulunduğu odanın camından el bombası attığı, sanık ...'in polislerin odadan çıkmamaları durumunda roket kullanılacağını söylediği, teslim olan koruma polislerinin üstleri aranıp silah, şarjör, telsiz, cep telefonu ve cüzdanları alındıktan sonra kelepçe takılıp yere yatırıldıkları, "hani inimize girecektiniz, biz sizin ininize girdik, cehennemi yaşatacağız size, bunlar daha yeni başlıyor, hırsızın piçleri, Allah ve kitaptan bahsetmeyin, millete yaptığınızın hesabını vereceksiniz, biz gelene kadar kalkmayın, kalkanın kafasına sıkarız" denilerek hakaret ve tehditte bulunulduğu ve etraflarında silahla ateş edildiği, otel çalışanı katılan ...'ın çatışma nedeniyle korkuya kapılarak saklandığı ve Cumhurbaşkanının otelde kaldığı esnada toplantı yapması için tahsis edilmiş olan 1922 nolu odanın kapısının bir kısım sanıklar tarafından kırıldığı, kapalı haldeki banyo kapısının üst kısmına birkaç el ateş edildiği, bulunduğu yerden çıkmak zorunda kalan katılan ...'ın da kelepçelenerek koruma polislerinin yanına getirildiği, Cumhurbaşkanını otelde bulamamaları üzerine sanık ...'in sanık ... ile irtibat kurarak durumu bildirmesini takiben timin helikoptere binmek amacıyla otelden ayrıldığı, Kendi imkanları ile kelepçelerini çözen koruma polislerinin, 1782 nolu odanın balkonunun önünde koruma polislerinden ...'i vurulmuş halde buldukları, suni teneffüs ve kalp masajı yapıp 112 ambulansını aradıkları, akabinde ...'in şehit olduğu, Timi yere indiren helikopterlerin sahil üzerinde beklemeye başladıkları, bir müddet sonra yakıtlarının azalması üzerine yakıt ikmali ihtiyacının doğduğu, Skorsky helikopterin yakıt ikmali için kule ile muhabere kurmaksızın ve ışıkları kapalı halde saat 03.50'de Dalaman Hava Meydan Komutanlığına indiği, helikopterin etrafının sanık ... ve hazır kıta askerleri tarafından sarıldığı, telsiz kanalından geliş nedenine dair sorulara ve teslim olun çağrısına cevap vermediği, motorunu susturmadan pistte bir müddet bekledikten sonra havalandığı, yakıtın azalmış olması nedeniyle fazla ilerlemeyeceklerini anlamaları üzerine yakınlardaki boş bir araziye indiği, sanık ...'ün sanık ...'u arayıp durumu bildirmesi üzerine sanık ...'un meydana geri dönmesini ve protokol uyarınca yakıt vermeleri gerektiğini söylediği, bunun üzerine Skorsky helikopterin saat 04.30'da tekrar Dalaman meydanına indiği, bu sefer kule ile temasa geçip motoru susturduktan sonra helikopterden inerek yakıt için geldiklerini söylediği, bu esnada sanık ...'nın sanık ...'yı askeri hattan aradığı, telefonu açan tanık ...'e sanık ...'yı sorduktan sonra helikoptere yakıt verilmesini söylediği, tanık ...'in telsizle sanık ...'nın gelen helikoptere yakıt ikmali yapılmasını söylediğini aktardığı, tanıklar ..., ..., ... ve ...'un sanık ...'yı söz konusu helikopterin saldırıya katılan helikopterlerden olduğu ve bu nedenle yakıt verilmemesi gerektiğine dair uyarmalarına rağmen yakıt ikmalinin yapıldığı, saat 04.50'de havalanarak yerdeki timi almak üzere Marmaris'e doğru hareket ettiği, Dalaman hava meydanına giden Skorsky helikopterin yakıt ikmali konusunda sıkıntı yaşadığını öğrenmeleri üzerine birinci pilotları sanıklar ... ile ...'in olduğu diğer iki helikopterin ise yakıt ikmali için Bodrum'daki Imsık üssüne gittiği, bu helikopterlerin üsse doğru geldiklerini ikinci pilotlardan sanık ...'nun gönderdiği mesajla öğrenen meydan komutanı tanık ...'ın tanık ...'ü arayıp durumu bildirdiği, tanık ...'ün kesinlikle yakıt vermemesini, gerekirse helikopterlerin bataryalarını söküp tankerlerin içine kum doldurmasını, kalkmalarına da izin vermemesini söylemesi üzerine tanık ...'ın saat 04.40'da inen bu iki helikoptere yakıt vermediği, tanık ...'ın sanıklar ... ve ...'le görüşerek sanık ...'nun misafirhaneye, sanık ...'in ise nizamiyeye gönderilmek suretiyle diğer sanıklardan ayrıldığı, Otelden ayrılıp helikoptere binmek üzere sahile doğru ilerleyen timin ...otel önüne geldiği esnada polisleri görmeleri üzerine ateş etmeye başladığı, çıkan çatışmada polis memuru ...'in şehit olduğu, beş polis memurunun da yaralandığı, bu çatışmadan sıyrılan timin otele girip burada bir müddet bekledikten sonra bir çıkış yolu bularak müşteki ...'ın evine girdiği, sahil üzerindeki helikopterin kendilerini getiren Skorsky helikopter olduğunu anlamaları üzerine sahile doğru hareket ettikleri, timin helikoptere ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla sanık ...'in makinalı tüfekle ateş açtığı, polis memurlarının da silahla karşılık vermesi üzerine sanık ...'in göğsünden vurularak yaralandığı, timdeki sanıkları alamayan helikopterin olay yerinden uzaklaşmaya başladığı, bu esnada sanık ... tarafından kendilerini almadan giden helikoptere ateş edildiği, Yerdeki timi alamayan Skorsky helikopterin saat 05.40'ta Imsık üssüne geldiği, daha önceden buraya intikal etmiş olan diğer iki helikopterdeki pilotlar, sanıklar ... ve ... dışındaki uçuş mürettebatı ve sanık ... Sönmezateş'in malzeme ve mühimmatları aktarmalarından sonra bu helikoptere bindikleri, akabinde saat 06.30'da Çiğli üssüne indiği, Kendilerini almak için gelen helikoptere binemeyen timdeki sanıkların sahil kısmından uzaklaşarak ormanlık alana doğru hareket edip arazide kaçmaya başladıkları, arazide bulundukları esnada sanık ...'in "hizmet hareketinden olmayan var mı ?" şeklindeki sorusuna aksi yönde bir cevap verilmediği, arazideki ikinci günde sanık ...'in kaçış için kolaylık sağlaması amacıyla timi üç gruba bölüp paralarını da paylaştırmak istediği esnada sanık ...'nun koruma polisi müştekiler ..., ... ve ...'nun üstünün arandığı esnada aldığı cüzdanlarını üzerinden çıkarttığı, ancak sanık ...'in bu cüzdanlardaki paranın ortak paraya dahil edilmesine karşı çıktığı, şeklinde oluşun kabul edildiği görülmektedir. B)SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ: Sanıklara müsnet Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçlarının unsurları ve özel görünüm şekilleri, savunmalarında ileri sürülen hukuki kurumlar ile ilgili olarak yapılan açıklamalar, 15 Temmuz 2016 günü ülke genelinde yaşanan olaylar, Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay çerçevesinde sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince; a)Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçları yönünden; Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kastın tespitinde eylemin bir evresindeki durumunun değil, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışlarının da dikkate alınıp tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, suç kastını mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suçun tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması mümkündür. Derece mahkemelerince sübutu kabul edilen olayın, devletin anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü ve somut olayın gerçekleşme şekli, Cumhurbaşkanının toplantı salonu olarak kullandığı, olay anında da müşteki Sefa Toskay'ın saklandığı 1922 numaralı odanın giriş kapısının kırılıp, banyo kapısının üst kısmına da silahla ateş edilmesi, Çiğli üssünde, sanık ... tarafından yapılan açıklamalar ile tamamı özel vasıfları nedeniyle seçilen, bir kısmı tam teçhizatlı olan sanıkların Cumhurbaşkanının bulunduğu otele vardıklarında, orada olup olmadığını henüz öğrenmeden girdikleri silahlı çatışma neticesinde, koruma polislerinden ...'in ölümüne sebebiyet verdikleri nazara alındığında; sanıkların ortaya çıkan kasıtlarının Cumhurbaşkanını öldürmeye yöneldiğine dair kabulde bir isabetsizlik bulunmadığından, Cumhurbaşkanına suikast girişimi olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 310. Maddesinin yanında 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak ilgili bölümde açıklandığı üzere; aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK madde 309) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda, müterakki suçlardaki özellik nedeniyle sanıkların ayrıca Türk Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanına suikast suçu ile terör örgütü mensubu olmak (TCK madde 314) ve/veya devletin birliği, ülke bütünlüğü ve anayasal düzeni aleyhine suçlar arasında müterakki/geçitli suç ilişkisi bulunmadığı gibi, farklı hukuki değerleri korumaları ve TCK'nın 302/2, 309/2, 312/2, 311/2 ve 220/4. maddelerinde işlenen suçlar bakımından gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin açık düzenleme nedeniyle, sanıkların sübut bulan eylemlerine uyan TCK'nın 309 ve 310. maddelerindeki suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaları yasaya uygun görülmüştür. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eşzamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Bu nedenle mensup oldukları örgüt yönetimi tarafından alınan suç işleme kararı ve yapılan planlama doğrultusunda, suçun icrasında üstlendikleri rolleri, her birinin suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel katkıları da göz önünde bulundurulduğunda fiil üzerinde ortak hakimiyet kuran sanıklar ..., ve ...'nun “müşterek fail” olarak TCK'nın 37. maddesi delatiyle aynı Kanunun 309 ve 310. maddelerinden mahkumiyetlerine dair verilen kararlarda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Olay mahallinde bulunmasalar da gerek ülke genelindeki darbe kalkışmasının gerekse Cumhurbaşkanına suikast suçunun planlama, hazırlık ve organizasyonu içinde yer alan, fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda, icra sırasında olay yerinde olan diğer sanıklarla sürekli iletişim halinde kalarak idare, koordinasyon ve lojistik temini görevlerini yerine getiren sanıklardan ..., ... ve ...'in sorumluluklarının da müşterek faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, örgüt hiyerarşisi içinde ve örgütsel faaliyet çerçevesinde işlenen suçlar yönünden uygulanma yeri bulunmayan TCK'nın 38. maddesi gereğince azmettiren olarak kabul edilmesi sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. b)Ancak sanık ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etme ve anayasayı ihlal suçlarından kurulan hükümler incelendiğinde; aa-Derece mahkemelerinin, maddi olaya ilişkin kabullerine göre; yakıt almak için sorumluluk bölgesindeki üsse inen helikopterde bulunan sanıkların, Cumhurbaşkanına suikast suçunun failleri olduklarını bildiğine dair delil bulunmayan ve iştirak iradesi ortaya konamayan, bilakis helikopterin ilk gelişinde aldığı tedbirler ve davranışları itibariyle suikast olayına ilişkin iştirak iradesi bulunmadığı anlaşılan sanığın, anılan suçun faillerinin Marmaris'e gelmeleri (saat 03.03) Cumhurbaşkanının Marmaristeki otelden (saat 01.15) ve Dalaman'dan (saat 01.43) ayrılma saatleri de nazara alındığında bu suç yönünden icra hareketlerinin tamamlanmasından sonra il valisi ve Jandarma komutanı olan tanıkların, helikopterin darbeci askerlerin kullanımında olduğu, yakıt vermesinin sorumluluğunu gerektireceği yönündeki ihtar ve telkinlerine itibar etmeyerek amiri olan sanık ...'nın talimatı doğrultusunda diğer sanıkları taşıyan helikoptere yakıt vermesinden (saat 04.30-04.50) ibaret olayda; maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşmayan müsnet Cumhurbaşkanına suikast suçundan CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken yetersiz ve çelişkili gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. bb-Anayasayı ihlal suçu yönünden ise, yakıt ikmali için sorumluluk bölgesindeki üsse ilk olarak saat 03.50'de kule ile muhabere kurmaksızın ve ışıkları kapalı halde inen Skorsky helikopterin etrafını hazır kıta askerleri marifetiyle sarıp, telsiz kanalından geliş nedenine dair sorulara cevap vermeyen sanıklara teslim ol çağrısı yaparak pistten ayrılmalarını temin eden ve örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu, suç işleme karar ve iradesine katıldığı da kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkının tek başına vahamet arz etmediği gibi fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurduğundan da bahsedilemeyeceğinin anlaşılmasına, sorumluluk bölgesi olan Dalaman'da darbenin icrai hareketleri bağlamında değerlendirilebilecek bir olayın da yaşanmamasına nazaran, emir ve eylemin suç teşkil ettiği açıkça belli olmasına rağmen il valisi ve Jandarma komutanı olan tanıkların, helikopterin darbeci askerlerin kullanımında olduğu, yakıt vermesinin sorumluluğunu gerektireceği yönündeki ihtar ve telkinlerine itibar etmeyerek, darbe kalkışmasını ve helikopterin darbeci askerlere ait olduğunu öğrendiği ve eylemin devam ettiğini bildiği halde, amiri olan sanık ...'nın emri doğrultusunda, diğer sanıkları taşıyan helikoptere yakıt vermesinden ibaret, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eyleminin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile doğrudan fail olarak mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırıdır. c)Kanunun hükmü/kanunsuz emir, amirin emrinin ifası ve hata (TCK madde 30) savunmaları yönünden; Ayrıntıları ilgili bölümde açıklandığı üzere, konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddeleri) Askeri hizmete mütaallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldur. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile mütaallik olduğu kendisince malum ise,maduna da faili müşterek cezası verilir. (1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 41/3-B maddesi) Sanıkların sübutu kabul edilen eylemlerinin, Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçlarını teşkil ettiğinde kuşku yoktur. Bir kısmı doğrudan planlama, hazırlık ve koordinasyon görevini de ifa eden, tamamı suçun icra hareketlerini müşterek fail olarak gerçekleştiren sanıkların, en son Çiğli hava üssünde hükumeti düşürüp yönetime el koyacakları, bu kapsamda Cumhurbaşkanına suikast görevinin de kendileri tarafından icra edileceği hususunda bilgilendirildikleri somut olay yönünden, eylemlerinin suç teşkil ettiğini bilmediklerine dair savunmalarının reddedilmesinde ve TCK'nın 30. maddesinin tatbik şartlarının bulunmadığının kabul edilmesinde hukuki isabetsizlik yoktur. d)İşlenemez suç yönünden; Dairemizce de benimsenen "somut tehlike teorisi"ne göre somut olay değerlendirildiğinde; TBMM ve MİT gibi stratejik kurumların hedef alındığı 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ulaşılmak istenen asıl maksadın, doğrudan anayasal düzenin değiştirilmesinin yanında, Cumhurbaşkanının da etkisiz hale getirilmesi olduğunda kuşku yoktur. Bu cümleden olarak, Cumhurbaşkanına suikast eylemi, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanan, neticesi ve başarısı eşzamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkan anayasayı ihlal suçunu teşkil eden hareketlerden bir tanesidir. Kalkışmanın icra hareketleri akşam saat 20-21 sularında başlamıştır. Sanıkların daha önce hazırlık yaptıkları bu özel görev için kendi birliklerinden ayrılarak Çiğli hava üstünde toplanıp teçhizatlandıklarında saat 23.00'tür. Bu saat itibariyle Cumhurbaşkanının olay mahalli olan otelde olduğu da nazara alındığında, istatistik kuralları, genel hayat tecrübeleri, örgütün kalkışma saatini öne alarak baskın davranma refleksi içinde olması, özel bilgi ve beceri ile donatılmış bir grup oldukları anlaşılan sanıkların, olay öncesi ve olay sırasındaki davranışları gibi kıstaslar muvacehesinde icra hareketlerinin başladığı anda suçun mevzuunun mevcudiyetinin muhtemel olduğunda şüphe duymamak icap eder. Bu nedenle eylemin teşebbüs boyutuna ulaştığı ve müsnet suçun oluştuğu yönündeki kabul ve vasıflandırmada bir isabetsizlik bulunmamaktadır. e)Gönüllü vazgeçme yönünden; Darbe teşebbüsü tüm anayasal organlar başta olmak üzere TBMM'de temsil edilen tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve basın yayın organları tarafından reddedilmiş, Cumhurbaşkanı'nın çağrısı üzerine halk meydanlara çıkarak iradesine sahip çıkmıştır. Cumhuriyet başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında derhal soruşturma başlatarak güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir. Nihayet darbe teşebbüsü devletin meşru anayasal kurumları ve sivil halk dayanışması ile eşine az rastlanır bir biçimde akamete uğratılmıştır. Bu nedenle anayasayı ihlal suçu yönünden genel olarak TCK'nın 36. maddesinin uygulanma şartları bulunmamaktadır. Somut olayda yukarıda izah olunduğu üzere, diğer sanıklarla beraber birliklerinden ayrılarak Çiğli hava üssünde toplanıp sanıklar ... ve ...'in komutasına tabi olup, belirlenen iş bölümü doğrultusunda Cumhurbaşkanının bulunduğu Marmaris'e giderek kendilerine verilen görevleri yerine getiren, başından itibaren müsnet suçlar yönünden kasdi bir davranış içinde oldukları anlaşılan sanıklar ... ve ...'nun, esas itibariyle bir teşebbüs suçu olan Anayasayı ihlal ve Cumhurbaşkanına suikast suçlarının icra hareketlerinin ve diğer suçların da tamamlanmasından sonra ortaya koydukları davranışlarının gönüllü vazgeçme kapsamında değerlendirilmesi imkanı yoktur. f)Kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçu yönünden; Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı, hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmış ise de uygulamada korunan hukuki değerlerin hassasiyeti itibariyle bu boyuta ulaşmasa dahi devletin birliğine ve bütünlüğüne, anayasal düzenine karşı, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen ve araç suç olarak ifade edilen kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, nitelikli hürriyeti tahdit gibi fiiller amaç suç bakımından elverişli/vahim eylemler olarak kabul edilmektedir. Güvenlik güçleriyle iki ayrı silahlı çatışmaya giren ve ilkinde bir (1) güvenlik görevlisinin ölmesine, ikincisinde de bir (1) güvenlik görevlisinin ölümü ile birlikte beş (5) güvenlik görevlisinin nitelikli yaralanmasına sebep olan sanıkların, meydana gelen bu sonuç doğrultusunda, amaç suçtan da sorumlu tutulmaları için, iki kez kasten öldürme, beş kez de öldürmeye teşebbüs etme suçlarından cezalandırılmalarına karar vermek gerekirken, hedef olarak seçilen mağdurların görülemediği ve/veya bilinemediği, ölüm veya yaralanmaların da vuku bulmadığı olaylarda, vahim eylem yerine kaim olmak üzere "en ez bir kişiyi öldürmeye teşebbüs etme" suçundan hüküm kurulması kuralına ilişkin müstekar uygulamaya yanlış anlam yüklenerek kaç kişi oldukları bilinemeyecek durumda kabul edilen güvenlik personeline karşı bir kez öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda; 1)Sanıklar ..., ve ... hakkında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar ve müdafiileri ile katılan ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde; Katılan ... vekilinin temyiz talebinin vekalet ücretine yönelik olduğu belirlenmekle katılan bakımından vekalet ücreti ile sınırlı olarak yapılan incelemede; Temel ceza tayin edilip nitelikli haller nedeniyle arttırım yapıldıktan sonra 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi tatbik edilip akabinde TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanması suretiyle sonuç cezanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, cezanın tertip ve tayinine ilişkin TCK'nın 61/1, 4 ve 5. maddelerinde gösterilen sıralamaya uyulmadan yazılı şekilde uygulama yapılması sonuç ceza değişmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde eleştiri nedeni ile aşağıdaki husus dışında bir isabetsizlik görülmediğinden sanıklar ve müdafiileri ile katılan ... vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Kendisini vekille temsil ettiren katılan ... lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi, Kanuna aykırı olduğundan hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın CMK'nın 303/1. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 39. fıkrası ile düzeltilen ilk derece mahkemesinin 28. fıkrasına (e) bendi olarak "Katılan ...'in duruşmada kendisini vekille temsil ettirdiği anlaşılmakla hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.960 TL maktu vekalet ücretinin sanıklar ..., ve ...'dan müteselsilen alınarak katılana verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 2)Sanıklar ...,.. ve ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast, anayasayı ihlal, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama; sanık ... hakkında yağma; sanıklar ..., ... ve ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast suçuna azmettirme; sanıklar ... ve ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast, anayasayı ihlal, kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs; sanık ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde; a- Sanık ...'nun eylemini birden fazla kişi ile birlikte ve iş yerinde gerçekleştirmiş olması nedeniyle yağma suçundan hüküm kurulurken TCK'nın 149/1. maddesinin c ve d bentlerinde düzenlenen nitelikli hallerin de uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından, b- Cumhurbaşkanına suikast amacıyla olay mahalline gelerek koruma görevlileriyle çatışmaya girip polis memuru ...'i öldüren, Cumhurbaşkanının toplantı yapması için tahsis edilmiş olan 1922 nolu odanın kapısını kırıp, kapalı haldeki banyo kapısının üst kısmına birkaç el ateş eden, çatışma sonunda koruma görevlilerini kelepçeleyerek etkisiz hale getiren, bir kısmını da yağmalayan sanıkların, maktül ...'i "bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla" öldürdüklerinin kabulünde isabetsizlik bulunmamakla birlikte Cumhurbaşkanının olay mahallinden ayrıldığını da öğrenince olay yerinden kaçmak isterlerken girdikleri ikinci çatışmada polis memuru ...'i "yakalanmamak amacıyla" öldürdükleri halde her iki maktülün de bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla öldürüldüğünün kabulü, her iki nitelikli halin seçimli olarak aynı bentte düzenlenmesi nedeniyle sonuca etkili olmadığından, c- Sanık ...'in, somut olayın planlama ve icrasına bizzat katılıp, komuta ettiği sanıklarla olay mahalli olan Marmaris'e giderek fiil üzerinde kurduğu müşterek hakimiyetle doğrudan fail olarak müsnet suçları işlediğinin kabul edilmiş olmasına göre "doğrudan failliğin asliliği" ilkesi gereğince TCK'nın 37. maddesi gereğince cezalandırılması gerekirken anılan kanunun 220/5. maddesinin delalet maddesi olarak gösterilmesi suretiyle sorumluluğunun dolaylı faillik kapsamında nitelendirilmesi sonuç ceza değişmediğinden, bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden eylemleri gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğe göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, sanıkların sair suçlarının sübutu kabul edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde eleştiri nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan; sanıklar ve müdafiileri ile katılan TC Başbakanlık (Cumhurbaşkanlığı) vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri itirazlar yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 3)Sanık ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etme ve anayasayı ihlal; sanıklar ... ile ... hakkında Cumhurbaşkanına suikast suçuna yardım etme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde; a)Sanık ... yönünden; aa-) Sanığın maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşmayan müsnet Cumhurbaşkanına suikast suçundan CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken yetersiz ve çelişkili gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, bb) Anayasayı ihlal suçu bakımından; Örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu, suç işleme karar ve iradesine katıldığı da kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkının tek başına vahamet arz etmediği gibi fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurduğundan da bahsedilemeyeceğinin anlaşılmasına, sorumluluk bölgesi olan Dalaman'da darbenin icrai hareketleri bağlamında değerlendirilebilecek bir olayın da yaşanmamasına nazaran, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eyleminin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile doğrudan fail olarak mahkumiyet hükmü kurulması, b)Sanık ... yönünden; Olay mahallinde bulunmasa da ülke genelindeki darbe kalkışması kapsamında Cumhurbaşkanına suikast suçunun planlama, hazırlık ve organizasyonu içinde yer alan, fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda Cumhurbaşkanının tam olarak bulunduğu yeri öğrenen, Ankara'dan aracıyla hareket edip Çiğli üssüne gelen, başyaver olan sanığın, konumu ile olay esnasında ve öncesindeki gerçekleştirdiği faaliyetlerin, eylemin planlanması, yerine getirilmesi ve başarıya ulaşması bakımından etkinliği ve önemi nazara alındığında, TCK'nın 37. maddesi uyarınca asli fail olarak sorumlu tutulması gerekirken, anılan yasanın 39/2. Maddesi gereğince suça yardım eden olarak kabul edilmesi suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, c)Sanık ... yönünden; Yapılan UYAP sorgulamasında sanık hakkında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/43 Esasına kayden görülen derdest dava dosyası olduğunun anlaşılması karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması amacıyla, sanıkla ilgili belge ve beyanların dosyaya getirtilmesi, gerekli olması durumunda ise davaların birleştirilmesi suretiyle bir bütün halinde incelenip delillerin birlikte değerlendirilmesi sonrasında sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeyerek eksik araştırma ile karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii ile katılan TC Başbakanlık (Cumhurbaşkanlığı) vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedeni, tutuklulukta geçirilen süre ve mevcut delil durumu dikkate alınarak sanık ... ve müdafii ile sanık ... müdafiinin tahliye taleplerinin reddine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2024/19318 E., 2025/7879 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ancak Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer
3. Ceza Dairesi         2024/19318 E.  ,  2025/7879 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ: Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 26.12.2022 tarihli ve 2021/5028 - 2022/9853 sayılı bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatları, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Bir kısım sanıklar ile müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299. maddesi gereğince takdiren REDDİNE, Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; HUKUKİ AÇIKLAMALAR: Ayrıntıları Dairemizin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasa'yı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasa'yı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasa'yı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasa'yı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765 Esas - 2019/8453 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan ... iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve ... iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450). 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı ... muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasa'sının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanun'u 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukuku'nda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasa'mız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevk etmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast ... mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeğe yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.). Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK 27/1) (Dairenin 24/04/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.). Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, age s.344). Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. SOMUT OLAY: Sakarya ilinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu askeri personel tarafından gerçekleştirilmek istenilen silahlı darbeye teşebbüs girişimine katılan askeri personele yönelik valilik istikametine doğru gelen vatandaşların tepki göstererek olay yerinde bulunan askeri personeli etkisiz hale getirerek görevli emniyet personeline teslim ettikleri, aynı gün saat 01:25;29 ile 01:31;31 saatleri arasında yakalanarak gözaltına alındıkları; sanıklar, Tugay Komutanlığınca alarm verildiği, tatbikat var düşüncesiyle silah ve teçhizat alıp Tugaya gittikleri yönünde savunmada bulunmuşlar ise de; dosyada mevcut Kara Kuvvetleri 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı tarafından gönderilen yazılı açıklamada; alarmın bir tehlikenin en kısa zamanda önlenmesi bakımından önceden saptanan tertip ve tedbirlerin alınması anlamına geldiği, alarm ile ilgili hazırlıklarda görev yerinde kullanılması zaruri olan silah, araç ve gerecin süratle alınması, gerekli olanların yüklenmesi ve birliklerin en kısa zamanda görev yerlerine intikallerinin temel prensip olduğu, habersiz bir alarm tatbikatının icrasının söz konusu olduğu durumlarda üst komutanlıktan alarm tatbikatına yönelik bir mesaj alınmasına müteakip mesajın kimden geldiği, alarmın türü ve kime yayınlandığının inceleneceği, mesajın geldiği makama alındığı teyidinin geçileceği, eğer söz konusu alarmın mesai saatleri içerisinde verilmesi durumunda birlik komutanının emrine uygun olarak hareket edileceği, mesai saatleri dışında ise Tugay nöbetçi amiri vasıtasıyla personel çağrı planına bağlı olarak tüm personelin mesaiye çağrılacağı, birlik komutanlığı tarafından alarm verilmesi durumunda ise mesaj gönderilmek suretiyle üst komutanlığın mutlak suretle bilgilendirileceği ancak faaliyetlerin tamamı kışla içerisinde icra edileceği ve gerçek mühimmat dağıtılmayacağı, birlik, Karargah ve kurumların emniyetini baskın ve sabotajlara karşı korunmasını sağlamak maksadıyla bir emniyet planı hazırlanacağı, garnizon ve kışlalardan uzaktan konuşlu, birlik, tesis, mühimmat, akaryakıt deposu, cephanelik gibi yerlerin birlik emniyet planları mülki makamlarla koordine edilerek takviye planları hazırlanacağı, bu durumun Kara Kuvvetleri Devamlı Emirler Muhtırası Birinci Cilt Genel Hususlar kısmı ile Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesi ile açıkça düzenlendiğinin belirtildiği, bağımsız bölük seviyesinden başlayarak daha üst seviyedeki birliklerin yıllık eğitim planlaması ve faaliyet takvimi hazırlayacakları, yıllık eğitim planlaması üst komutanlıkların alınan eğitim vazife ve önceliklerinin incelenmesi ile başlayacağı, yıl boyunca yapacakları eğitim faaliyetlerinin tamamının söz konusu eğitim planlaması ile birlikte faaliyet takviminde belirtileceği, yine bu kapsamda birliklerin hazırladıkları eğitim planlarının yönerge gereği eylül ayında başlayıp bir sonraki yılın eylül ayında sona ereceği, Kara Kuvvetleri Birliklerinde eylül ayında başlayan ve bir sonraki yılı eylül ayında sona eren bir faaliyet yılı içerisinde mayıs ayına kadar eğitimlerinin icra edileceği, mayıs ayında ise eğitimlerden beklenen hasılayı alabilmek için tabur görev kuvveti ve Tugay Kıtalı Komuta yeri tatbikatı icra edileceği, haziran - ağustos aylarında ise yeni atama gören personelin oryantasyon eğitimleri ile erbaş/erlerin yıl boyunca yapamadıkları eksik kalan ve başarısız olduğu eğitimlerin icra edileceği, söz konusu yaz dönemi içerisinde planlı herhangi bir tatbikat icra edilemeyeceği, 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığının 2015/2016 yılı faaliyet yılı 31 Ağustos 2015 tarihinde başladığı, 02 Eylül 2016 tarihinde sona erdiği, Alarm Tatbikatlarının ilgi yönerge kapsamında erlerin eğitim merkezlerinden kıtalara katılışlarına müteakip geri eğitim, diğeri tatbikat olmak üzere icra edildiğinden 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı alarm, eğitim ve tatbikatının 08 Eylül 2015 tarihinde Tugay seviyesinde icra edildiği, 2016 yılı Temmuz ayı içerisinde planlı alarm eğitim yada tatbikatı olmadığı, yine bu kapsamda 1. Motorlu Tugay Komutanlığının 2016/2017 faaliyet yılı (yeni eğitim/öğretim dönemi) 05 Eylül 2016 tarihinde başladığı, 03 Eylül 2017 tarihinde sona ereceği, bu süre zarfında planlı alarm eğitim ve tatbikatının 20 Eylül 2016 tarihinde Tugay seviyesinde ve kışlalarda icra edildiği, belirtilen tarih dışında Tugay seviyesinde mevcut planlı alarm tatbikatı bulunmadığı, kışla bazında ve kışla içerisinde birlik komutanları tarafından faaliyet takvimine uygun olarak alarm eğitimleri icra edilebileceği, dolayısıyla icra edilecek bir eğitim için ayrıca bir emir verilmediği, faaliyet yılı içerisinde icra edilen tatbikatların tamamının alarmla başladığı, bu tatbikatlara hazırlık maksadıyla tabur ve daha az birlik seviyesinde planlı alarm eğitimleri yapıldığı, ancak söz konusu eğitimler ve tatbikatların kışla içerisinde bulunan alarm, tehlikeyi atlatma bölgesi diye tabir edilen arazide icra edileceği, dolayısıyla il bazında alarm tatbikatının icra edilemeyeceği, bununla birlikte yönerge esaslarına göre birliklerin eğitimlerini sağlamak maksadıyla kışla bazında birlik emniyet planları hazırlanması gerektiği, bu amaçla Çark Kışla Birlik emniyet planı ile diğer kışlalarında takviye planlarını kapsayacak şekilde 04 Mayıs 2012 tarihinde yayınlandığı, söz konusu takviye planında Çark Kışlayı sadece Taşkısığı Kışlasında konuşlu Topçu Tabur Komutanlığından bir takım (takribi 30-35 kişilik kuvvet) seviyesinde birliğin takviyesinin planlandığı, Sakarya Kandıra ve Seymen Kışla birliklerinin Çark Kışla birliklerini takviye planı bulunmadığı, 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığının teşkilat yapısının büyük bir kısmının 2015 yılı Temmuz ayı içerisinde K-2 kategorisinden K-4 kategorisine dönüştüğü, bundan dolayı personel kadrolarından eksiltmeye gidildiği, kadronun çekirdek kadro haline getirildiği, mevcut durumdaki personel eksikliğinden dolayı takviye planlarının uygulanabilirliği kalmadığı ve güncellemeye muhtaç olduğu, takviye planı uygulanabilse dahi söz konusu takviyelerin personelin askeri araçla bir kışladan diğer bir kışlaya kapsayacağı ve icra edilecek diğer faaliyetlerin tamamını intikal edilmiş olan kışla sınırları içerisinde gerçekleştirileceği, icra edilen hiçbir tatbikatta rütbeli ve erbaş/erlere gerçek mühimmat verilmediği, personele boş şarjörler verilerek teçhizatların kontrol edildiği, kıta yükü ve atış payının mühimmatlarının sonraki safha olan sefer görev yerinde dağıtılacağı, hali hazırda mevcut tatbikatların kışla içerisinde icra edilmekte olup askerin kışla dışında Belediye sınırları kapsamında kalan yerleşime açık yoğun vatandaş bulunan alanlarda manevra yapılmasının söz konusu olamayacağı, Ege Ordu Komutanlığı tarafından 24 Mart 2015 tarihinde yayınlanan ilgi sayılı ... istinaden Valilerin askeri birliklerden kuvvet talebinde bulunmalarına ilişkin esaslar kapsamında Sakarya Valiliğinin Kuvvet Talebinde bulunacağı birlik komutanlığının 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığından alınarak Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığına verildiği, gönderilen yazıdan da anlaşılacağı üzerine askeri birliklerin kışla dışına çıkmasının kanunen uygun olmayacağı şeklinde değerlendirme yapıldığı,ele geçirilen WhatsApp yazışmalarında "-Albay ... ...: Halk polisten beni istiyor. Ateş açalım mı? sayıları çok fazla.-Albay ... ...: bizim valilikteki adamların hepsini halk ezip polise teslim etmiş. Polisler halka engel olmaya çalışıyor ama zor.-Binbaşı Mehmet Karabekir: ezin, yakın taviz yok.- Albay ... ...: ateş açarsak 3-5 vururuz. Ama içeri girişi engelleyemeyiz.- -Albay ... ...: Sakarya'da acil destek ihtiyacı var. Halk tanklara da müdahale etmeye çalışıyor.," askeri darbeye teşebbüs girişimini engellemeye çalışan kalabalıkların ateşle dağıtılması konusunda açık talimat verildiğinin anlaşıldığı, darbeye teşebbüs eylemi gerçekleştiren yurtta sulh konseyi adı altında örgütlenen ve yurdun çeşitli bölgelerinde 15.07.2016 tarihinde darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıklara talimat veren yurtta sulh konseyi tarafından 028982,028983,028984 ve 028986 mesajların Sakarya ilinde darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların başında bulunan sanık ... ...'a gönderildiği, sanık ... ...'un gönderilen mesaj metinlerini 15 Temmuz 2016 günü saat 20:00 - 21:00 saatleri arasında aldıktan sonra mesaj formunu askeri kışla içerisinde rütbeli olan ve darbeye teşebbüs eylemine katılan askeri personele okuduğu, ayrıca birliğine gelen yazılı mesaj formunun Sakarya ve Kocaeli ilinde konuşlu 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığına bağlı diğer birliklere de ulaştırdığı, mesaj formunda belirtilen hususlarla ilgili olay tarihinde Sakarya İl Jandarma Komutanlığında komutan vekili olan Yarbay ... ... ile de görüşerek, yol kontrolü yapmaları, tanklara yol açması konusunda emir verdiği, sanıkların ortak savunmalarında kendilerine tatbikata katılmaları gerektiğine yönelik bildirimde bulunulması üzerine askeri birliğe gelerek tatbikata katıldıkları düşüncesi ile Sakarya Valiliğinin bulunduğu kampüs alanına geldiklerini, silahlı askeri darbeye teşebbüs eylemi ile ilgili herhangi bir bilgilerinin olmadığını beyan etmelerine rağmen Sakarya1. İnci Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı tarafından gönderilen yazılı açıklamada tatbikatların kışla içerisinde icra edildiğinin, askerin kışla dışında belediye sınırları kapsamında kalan veya yerleşime açık yoğun vatandaş bulunan alanlarda tatbikat yapılmasının mümkün olmadığının, icra edilen hiçbir tatbikatta rütbeli veya erbaş / erlere gerçek mühimmat verilemeyeceğinin belirtildiği; ayrıca sanıklardan ... ...'un Yurtta Sulh konseyi tarafından metne alınan sıkı yönetim mesaj direktif formu komutanı olarak görev yaptığı, askeri birlik içerisinde görev yapmakta olan tüm rütbeli personele okunarak bilgi verdiğini ifade etmiş olması, bu ifadenin diğer sanıkların ifadeleriyle de doğrulandığı, sanıkların Sakarya ilinde gerçekleştirilmek istenen silahlı askeri darbeye teşebbüs eyleminden haberlerinin olmadığını iddia etmelerinin mümkün olmadığı, dosya kapsamına göre sanıkların 15 Temmuz 2016 tarihinde Sakarya ilinde FETÖ / PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilmek istenen silahlı askeri darbeye teşebbüs girişimine katıldıklarının anlaşıldığı, darbeye teşebbüs eylemini gerçekleştiren kişiler tarafından gönderilen mesaj formlarında; (-028982 ile numaralandırılan ilk mesajda, bütün askeri personelin mehil izinlerini keserek göreve başlamaları, 24 saat içerisinde başlamayanlar hakkında FİRAR işleminin yapılacağı, -028983 ile numaralandırılan 2. mesajda, tüm birlik kurum ve karargahlar tarafından kendilerine verilen görevlerin yapılması, hazırlıkların yapılması, hazır halde bulunulması, - 028984 ile numaralandırılan 3. mesajda, karargahlara genel karargah sorumlusu atanan rütbelilerin belirlenerek yetkilendirildiği, bu gönderilen 3 mesaj ile darbe eylemi öncesi tüm birlik, kurum ve karargahların içeriği belirtilmeden tatbikat oluyormuş gibi hazır duruma getirildiği, - 028986 ile numaralandırılan 4. mesajda, hazır hale getirilen kurum ve karargahlara mevcut yönetime el konulduğu bildirilerek mesaj içeriğindeki sıkı yönetim kanunun yerine getirilmesi şeklinde talimatların verildiği, verilen bu talimatlar üzerine 1. Motorlu Piyade Tugay Komutan vekili olan sanık ... ...'un emir komutası altında bulunan diğer sanıklara emir ve talimatlar vererek 1. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığında suça katılan sanıkların suç tarih ve saati itibariyle birliklerine toplanmalarını istediği), suça katılan sanıkların; ol
3. Ceza Dairesi, 2021/6262 E., 2022/3771 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer
3. Ceza Dairesi         2021/6262 E.  ,  2022/3771 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2019 tarih ve 2016/25 - 2019/101 sayılı kararı Suç :Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Silahlı terör örgütüne üye olma, Nitelikli kasten öldürme, Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, Hüküm :1-) Anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, Hükümete karşı, silahlı terör örgütüne üye olma suçları yönünden; D) Sanıklar ..., ... ve ...'ın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 221/4, 62/1, 53, 58/9, 63 maddeleri ile cezalandırılmalarına, E) Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın müsnet suçları işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca; F) Sanıklar ..., ... ve ...'ün müsnet suçları işlemediklerinin sabit olması nedeniyle CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca; G) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlemediklerinin sabit olması nedeniyle CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine; Anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, Hükümete Karşı suç suçları yönünden ise sanıkların 5237 sayılı TCK'nın 30/4. maddesi uyarınca işledikleri fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düştükleri anlaşıldığından CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince sanıklara ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığına, 2-) Şehit ...'e yönelik nitelikli kasten öldürme suçu yönünden; A- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın müsnet suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniylen CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine, 3-) Mağdur ...'a yönelik nitelikli kasten öldürme teşebbüs suçu yönünden; A-Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in 5237 sayılı T.C.K’nın 37/1 ve 309/2. maddeleri yollamasıyla 5237 sayılı TCK'nın 82/1-g.h, 3713 sayılı Kanunun 5/1. bendi TCK'nın 35/1-2, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına; B-Sanıklar ..., ... ve ...'ın müsnet suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniylen CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca, atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine, yönelik ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf incelemesi sonucunda; I- Şikayetçiler ... vekilinin tüm suçlar ve sanıklar yönünden, ... vekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ... vekilinin ise Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçları yönünden yapılan istinaf istemlerinin incelenmesinde: ..., ... ve ... vekillerinin belirtilen suçlar yönünden 5271 sayılı CMK'nın 260. maddesi kapsamında istinaf kanun yoluna başvurma hakları bulunmaması nedeniyle istinaf istekleri yerinde görülmemiş olduğundan, CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine, II- Katılan ... vekilinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarına ilişkin verilen kararlara yönelik, Katılan ... vekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçuna ilişkin verilen kararlara yönelik, katılanlar ... ve ... vekillerinin nitelikli kasten öldürme suçuna ilişkin sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarına yönelik, katılan ... vekilinin ise nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs etme suçuna ilişkin sanıklar ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarına yönelik, o yer Cumhuriyet savcısının tüm suçlar ve sanıklar hakkında verilen kararlar ile sanıklar ve müdafilerinin tüm istinaf istemleri yönünden ve ayrıca, sanıklar yönünden CMK'nın 272/1. maddesi uyarınca resen yapılan incelemede; sanıklar ..., ... ve ... hakkındaki silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararları dışındaki istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddi ile, sanıklar ..., ... ve ... hakkında verilen mahkumiyet kararlarının CMK'nın 280/1-a, d maddesi gereğince düzeltilerek istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı. ek kararlar: -11.12.2020 tarihli sanık ... müdafiinin temyiz talebinin reddine dair bölge adliye mahkemesi ek kararı. -08.12.2020 tarihli ... vekilinin temyiz talebinin reddine dair bölge adliye mahkemesi ek kararı, -11.12.2020 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz talebinin reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı, 11.12.2020 tarihli ... vekilinin temyiz talebinin reddine dair bölge adliye mahkemesi ek kararı, 29.12.2020 tarihli sanık ... müdafiinin temyiz talebinin reddine dair bölge adliye mahkemesi ek kararı. Temyiz edenler : ..., katılanlar ..., ... ve ... vekilleri, ... vekili, ..., Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri, Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle, Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: I-A) ... vekilinin Hükümete karşı suç, silahlı terör örgütüne üye olma, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçları, ... vekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçları ve ... vekilinin tüm suçlarla ilgili temyiz talepleri yönünden: Bölge adliye mahkemesinin, belirtilen suçların niteliği itibarıyla katılanların doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına yasal imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurularının reddine dair karar ve ek karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın bu talepler yönünden incelenmeksizin mahalline İADESİNE, B) Sanıklar ..., ... ve ... ... hakkında verilen tüm hükümler ile ilgili olarak sanık müdafilerinin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... haklarında, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (TCK 309/1), Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme (TCK 311/1), cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme (TCK 312/1) suçlarından açılan davada 5237 sayılı TCK’nın 79. maddesi delaletiyle sadece Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun oluşacağı mülahazası (TCK 309/1) ile, CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince verilen ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararlara karşı, katılanlar ... ve ... vekilleri, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz talepleri ile ilgili olarak: a) Sanık ... ... müdafiinin temyiz talepleri yönünden; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 18.11.2020 tarih 2019/2390 esas 2020/990 sayılı incelemeye konu kararı ile birlikte sanık hakkındaki istinaf davasının iş bu dosyadan tefrikine dair verilen karar, mahiyeti itibariyle davayı/istinaf incelemesini esastan çözen bir karar değil ve fakat ara kararı niteliğinde olmakla CMK'nın 286. maddesi kapsamında temyizi kabil bulunmadığından, b) Sanıklar ... ve ... müdafiilerinin temyiz talepleri yönünden; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 18.11.2020 tarih 2019/2390 esas 2020/990 karar sayılı gerekçeli kararının sanıklar müdafiilerine 28.11.2020 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen; CMK'nın 291/1-2 maddesinde öngörülen 15 günlük yasal süre geçtikten sonra, sanık ... müdafiinin 16.12.2020 tarihinde, sanık ... müdafiinin ise 24/12/2020 tarihinde temyiz talebinde bulunuldukları anlaşıldığından, c) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... haklarında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (TCK 309/1), Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme (TCK 311/1), cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme (TCK 312/1) suçlarından açılan davada 5237 sayılı TCK’nın 79. maddesi delaletiyle sadece Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun oluşacağı mülahazası (TCK 309/1) ile, CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince verilen ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararlara yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararına karşı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri, katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisini vekilleri ile bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz talepleri yönünden; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenlemeyle temyiz yolu açılan suçlardan olmayan Anayasayı ihlal, yasama organına karşı suç, Hükümete karşı suçlarından kurulan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hükümlere karşı yapılan istinaf başvurusunun, bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmesine nazaran CMK'nın 286/2-h maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, C) Sanık ...'un temyiz başvurusunun reddine ilişkin ek kararlara karşı müdafiinin 29.12.2020 tarihli eski hale getirme ve temyiz talepleri yönünden; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 18.11.2020 tarih 2019/2390 esas 2020/990 sayılı gerekçeli kararının sanık müdafiine 26.11.2020 tarihinde Tebligat Kanununun 21. maddesine göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen, CMK'nın 291/1-2 maddesinde öngörülenen 15 günlük yasal süre geçtikten sonra, 28.12.2020 tarihinde temyiz talebinde bulunulduğunun anlaşılmasına göre, haklı yasal gerekçe içermeyen ve süresinden sonra yapılan temyiz talebinin reddine ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22.Ceza Dairesinin 29.12.2020 tarihli 2019/2390 esas, 2020/990 karar sayılı ek kararında bir isabetsizlik görülmediğinden eski hale getirme talebinin reddiyle ek kararın ONANMASINA, Sair temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Sanık ... ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, tayin olunan cezaların süreleri itibariyle CMK'nın 299. maddesinde öngörülen yasal şartlar oluşmadığından, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin ise ilk derece mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Genel olarak Anayasayı ihlal suçu ve somut darbe teşebbüsü: Ayrıntıları Dairenin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 esas 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Somut olayın, devletin anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlar ile aralarındaki geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle anılan kanunun 314/2. maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan, dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddesinde de TCK’nın 220/5. maddesine paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765-2019/8453 karar sayılı kararında yer verildiği üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevketmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde madunada faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir.Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeğe yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiç bir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir.(AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.) Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı ) TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez(TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.) Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir.(Koca-Üzülmez, age s.344) Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında genel olarak 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen kalkışma olayı değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güve

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir devlet memuru olan Mert Bey, amiri tarafından Anayasa'nın açık hükümlerine aykırı olduğunu düşündüğü bir işi yapması için talimat almıştır. Mert Bey bu aykırılığı amirine bildirmesine rağmen, amiri bu konuda ısrar etmiştir. 1982 Anayasası'ndaki (Kanunsuz Emir) çerçevesinde Mert Bey'in izlemesi gereken hukuki süreç aşağıdakilerden hangisidir?

A) Emir Anayasa'ya aykırı olduğu için Mert Bey bu emri hiçbir durumda yerine getiremez; yerine getirirse sorumluluktan kurtulamaz.
B) Mert Bey, amirinin sözlü ısrarı üzerine emri yerine getirmeli, ardından durumu bir üst amire şikayet etmelidir.
C) Üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, Mert Bey emri yerine getirir ve bu halde sorumlu olmaz.
D) Konusu suç teşkil etse dahi, emir yazılı olarak yenilenmişse memur Mert Bey sorumlu tutulamaz.
E) Mert Bey emri yerine getirmezse amiri tarafından derhal görevden uzaklaştırılır; bu işleme karşı yargı yolu kapalıdır.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol