1982 Anayasası Madde 165

1982 Anayasası 165. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 165 – Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi esasları kanunla düzenlenir. İKİNCİ BÖLÜM Ekonomik Hükümler I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey [109]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/1378 E., 2023/5702 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülüş biçimi ve zamanı, Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen 551 sayılı KHK' nın 165 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile Anayasanın ilgili maddeleri, dava ve istinaf dilekçesinde açıklanan yasal düzenlemeler, 551 sayılı KHK'nın mülga edilmiş olması ve yürürlükte bulunmaması, davanın konus
11. Hukuk Dairesi         2022/1378 E.  ,  2023/5702 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1093 Esas, 2021/1397 Karar HÜKÜM : Esastan ret; davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/76 E., 2021/297 K. Taraflar arasındaki faydalı modelin hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 2010/01641 tescil numaralı "elyaf takviyeli zemin kumaşı" buluş başlıklı faydalı modeli kendi adına tescil ettirdiğini, davalının adına tescil edilen faydalı modelin yenilik vasfına ve mevzuatın aradığı diğer kriterlere sahip olmaması gerekçesiyle hükümsüzlüğünün gerektiğini, davanın süresinde açıldığını, faydalı modele konu buluşun yeni olarak kabul edilemeyeceğini, davaya konu buluşun özetinin "bu buluş ağırlıklı olarak halı sahalarda kullanılan ve tafting tekniği ile üretilen halılarda kullanılan zemin kumaşı ile ilgili olup, bu halılarda hav ipliklerin üzerine dikildiği zemin dokusu olarak kullanılmaktadır" şeklinde olduğunu, modelin istemlerinin "bu buluş, elyaf takviyeli zemin kumaşı ile ilgili olup, özelliği; polipropilen bantçıklardan oluşan atkı ve çözgülü dokuma kumaş, bu dokuma kumaşa kullanım yerine göre eklenen cam elyafından oluşan keçe ve düşük sıcaklıklarda eriyen polyester (ergiyen polyester) tülbetten oluşmasıdır" şeklinde olduğunu, söz konusu istemin davaya konu faydalı model belgesi ile korunan buluşa ait teknik özellikleri gösterdiğini, davalının kötü niyetli olarak hareket ederek yenilik vasfı taşımayan, sektörde uzun yıllar varlığı tartışmasız olan ürünü Türkiye'de faydalı model verilebilirlik şartlarındaki eksiklikler/aksaklıklardan faydalanarak adına tescil ettirdiğini, ürünün yenilik şartlarını taşımadığını ileri sürererk davaya konu 2010/01641 tescil numaraı faydalı modelin yeni olmadığını tespiti ile faydalı modelin tamamen hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (551 sayılı KHK) 164 üncü maddesinin "...Faydalı model belgesi, başvuru tarihinden itibaren on yıllık bir süre için verilir. Bu süre uzatılamaz..." hükmünü, 165 inci maddesinin ise "...Faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü, koruma süresinin devamınca talep edilebilir..." hükmünü içerdiğini, müvekkiline ait TR 2010/01641 sayılı faydalı model belgesinin koruma başlangıç tarihinin 04.03.2010 tarihi olduğunu, tabi olduğu on yıllık koruma süresinin 04.03.2020 tarihi itibariyle sona erdiğini, davacı tarafın 04.03.2020 tarihinden itibaren hükümsüzlük iddiasında bulunamayacağını, 04.03.2020 tarihinden itibaren TR 2010 01641 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğünün ileri sürülemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı adına tescilli 2010/01641 tescil numaralı "Elyaf Takviyeli Zemin Kumaşı" buluş başlıklı faydalı modelin tescil müracaat tarihinin 04.03.2010 tarihi olup koruma süresinin 04.03.2020 tarihinde sona erdiği, 551 sayılı KHK'nın 164 üncü maddesinin ikinci fıkrasında "Faydalı model belgesi, başvuru tarihinden itibaren on yıllık bir süre için verilir. Bu süre uzatılamaz." hükmünün düzenlendiği, 165 inci maddesinde "Faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü, koruma süresinin devamınca talep edilebilir." düzenlemesinin yer aldığı, anılan 551 sayılı KHK hükümleri dikkate alındığında davaya konu faydalı modelin koruma süresi sona erdikten sonra dava açılması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı tarafça 551 sayılı KHK'nın 130 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki "Patentin hükümsüzlüğü koruma süresinin devamınca veya hakkın sona ermesini izleyen beş yıl içinde dava edilebilir." hükmü uyarınca davanın süresi içerisinde açıldığı ileri sürülmüş ise de, 166 ıncı madde uyarınca faydalı model belgelerine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı ve faydalı model belgelerinin özelliği ile çelişmediği takdirde, patentler için öngörülen hükümlerin, faydalı model belgeleri için de uygulanmasının mümkün olduğu, oysa ki 551 sayılı KHK'nın 165 inci maddesinde faydalı model belgesinin hükümsüzlüğünün koruma süresinin devamınca talep edilebileceğinin açık bir şekilde düzenlendiği, bu anlamda kanunda boşluk bulunmadığı, davacının davasının 10 yıllık koruma süresi sonra erdikten sonra açılması nedeniyle reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 551 sayılı KHK'nın 165 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında her ne kadar “...Faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü, koruma süresinin devamınca talep edilebilir ” hükmünü haiz olsa da, koruma süresinden sonra bu davanın ikame edilip edilmeyeceğine dair bu maddede bir hüküm bulunmadığını, 551 sayılı KHK'nın 166 ncı maddesindeki “...faydalı model belgelerine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı ve faydalı model belgelerinin özelliği ile çelişmediği takdirde, patentler için öngörülen hükümler, faydalı model belgeleri için de uygulanır ” hükmüne göre faydalı model ile alakalı KHK'da açık bir hüküm yok ise patentlere ilişkin maddelerin uygulanabileceğinin açıkça vurgulanmakta olduğunu, aynı KHK'nın 130 uncu maddesinin ikinci fıkrasında ise “...patentin hükümsüzlüğü koruma süresinin devamınca veya hakkın sona ermesini izleyen beş yıl içinde dava edilebilir” hükmünün faydalı modeller için de uygulanması gerektiğini, ancak buna rağmen “koruma süresinden sonra” hükümsüzlük davasının açılabileceğine dair maddede hüküm olmamasını bir boşluk olarak değerlendirilecek dahi olsa, bunun unutmadan kaynaklanan bir kanun boşluğu olduğunun tartışmaya açık olmadığını, kanunda düzenlenmesi gereken bir konuda uygulanabilir bir hüküm yoksa kanun boşluğunun söz konusu olduğunu, bu durumda Hâkimin örf ve adet hukukuna başvurarak bu boşluğu doldurması gerektiğini, eğer örf ve adet hukukunda bu yönde bir kural yoksa artık bir hukuk boşluğunun söz konusu olduğunu, halihazırda yürürlükte bulunan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda söz konusu düzenleme boşluğun giderildiğini ve faydalı modellere de patentlerde olduğu gibi koruma süresi dolduktan sonra bile beş yıl içinde hükümsüzlük davası açabilme imkânı getirildiğini, dava açma süresinin KHK ile yapılmasının anayasaya aykırı olduğu ve anayasaya aykırılık iddiasının yerel mahkemece değerlendirilmediğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülüş biçimi ve zamanı, Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen 551 sayılı KHK' nın 165 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile Anayasanın ilgili maddeleri, dava ve istinaf dilekçesinde açıklanan yasal düzenlemeler, 551 sayılı KHK'nın mülga edilmiş olması ve yürürlükte bulunmaması, davanın konusu, patent ile faydalı model her ne kadar benzer müesseseler olsa da, farklı kurumlar olması, 551 sayılı KHK' da yasa koyucu tarafından farklı farklı düzenlenmiş olması, 551 sayılı KHK'nın ilgili diğer hükümleri ile birlikte değerlendirildiğinde Anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanaatine varılmadğı, işin esasının incelemesine geçildiği, 551 sayılı KHK'nın 165 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre faydalı model belgesinin hükümsüzlüğünün, koruma süresinin devamınca talep edilebileceği, burada bir kanun boşluğunun varlığından bahsedilemeyeceği, davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir hususun bulunmadığı, (Aynı yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22/04/2015 tarihli 2015/642 esas - 2015/5703 karar sayılı ve 05/03/2018 tarihli 2016/8520 esas - 2018/1643 karar sayılı ilamları), mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, faydalı modelin hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 551 sayılı KHK'nın 130 uncu, 164 üncü, 165 inci, 166 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2013/4782 E., 2013/6718 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Davacı dava dilekçesinde; oğlu Burak'ın soyadı nedeniyle arkadaşları arasında alay konusu olduğunu, bu nedenle okula dahi gitmek istemediğini, psikolojisinin etkilendiğini, çocuğunun velayetinin kendisinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin 2010/119 esas 2011/165 nolu kararına göre “2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.madde 2.fıkrasında boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile, babasının se
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi         2013/4782 E.  ,  2013/6718 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava dilekçesinde, velayeti altındaki oğlu ...'nın soyadının "..." olarak değiştirilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Nüfus Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı dava dilekçesinde; oğlu Burak'ın soyadı nedeniyle arkadaşları arasında alay konusu olduğunu, bu nedenle okula dahi gitmek istemediğini, psikolojisinin etkilendiğini, çocuğunun velayetinin kendisinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin 2010/119 esas 2011/165 nolu kararına göre “2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.madde 2.fıkrasında boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile, babasının seçtiği adı alır” biçimindeki cümlenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiğini, bu nedenle çocuğunun velayetinin kendisinde olduğunu bildirerek ...'nın soyadının kendi kızlık soyadı olan "..." olarak değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacı ile dava dışı ...'nın 18.11.2005 tarihinde evlendikleri, evliliklerinden 31.08.2006 tarihinde soyadının değiştirilmesi istenen ...'nın dünyaya geldiği, davacı ... ile dava dışı ...'nın, Mersin 3.Aile Mahkemesinin 06.02.2007 gün ve 2006/861 esas 2007/93 sayılı kararı ile boşandıkları, mahkemece Burak'ın velayetinin davacı anne Tuğba Kıllı'ya bırakıldığı anlaşılmaktadır. 2525 sayılı Soyadı Kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasının “evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği soyadı alır” şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra bilhassa boşanmalar sebebiyle somut olayda olduğu gibi zaruri nedenlerle velayetin anneye bırakılması hallerinde velayet hakkına sahip annelerin çocuklarına kendi soyadlarını vermek için bir çaba içine girip bu tür soyadı değişikliği davalarını açtıkları görülmektedir. 2525 sayılı Kanunun 4.maddesindeki düzenlemenin, Yasanın genel gerekçesinden de anlaşılacağı gibi Soyadı Kanununun, ilk defa soyadı alınması ile ilgili olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki hüküm karşısında, bu kuralın günümüzde sadece bazı istinai durumlarda uygulanabilmesinin söz konusu olduğu Anayasa Mahkemesince de kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme sözü edilen maddeyi Anayasanın 10. ve 41. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir. Ayrıca Türk Medeni Kanununun 335 ve 366. maddelerine de iptal gerekçelerinde yer vermiştir. Tüm bu maddeler, velayet hakkının kullanılmasında kadın ve erkeğin birbirlerine eşit oldukları ilkesini ön plana çıkarmaktadır. Önceki 743 sayılı Türk Kanuni Medenisi’nin eşitliğe aykırı hükümleri, bu yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla son bulmuştur. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da çok geçerli nedenlerin varlığı dışında yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul edilmektedir. Eşitlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin kararında da değinildiği gibi aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Durumdan vazife çıkartarak ya da geçici elde edilmiş bazı hak ve imkanlardan yararlanarak kadın veya erkeğin kendi lehine bir üstünlük yarışına girmesine, yasalar, milli ve evrensel hukuk düzeni izin vermez. İptal kararına konu olan yasa maddesini Kanunun kabul edildiği 21.06.1934 tarihinin koşullarına göre misyonunu tamamlamış bulunmaktadır. Aradan geçen zaman içinde yukarıda kısmen değinilen hukuki gelişmeler karşısında iptalinden başka bir çare de kalmamıştır. Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 321. maddesi Anayasa Mahkemesinin incelemesinden geçmiş olup “çocuk, ana ve baba evli ise ailenin” soyadını taşıyacağı hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Buradaki “aile” deyiminden babanın anlaşılacağı Anayasa Mahkemesince de kabul edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 02.07.2009 gün ve 2005/114-2009/105 sayılı kararı). Buna karşılık Türk Medeni Kanununun sözü edilen bu maddesindeki “evli değilse ananın” ibaresi Anayasanın 10 ve 41. maddelerine aykırı bulunarak baba lehine iptal edilmiştir. Bu madde iptal edilmezden önce anne ve babanın sonradan evlenmesi (Türk Medeni Kanununun 292. maddesi) ile yine, aynı Kanunun 27. maddesine bağlı haklı nedenlerden dolayı soyadının değiştirilmesi halleri dışında çocuk babanın soyadını tanıma vs. sebeplerle alamamakta idi. O halde bir çocuğa soyadı verilmesi için o çocuğun doğum tarihinde annesi ile babasının evli olup olmadığına bakmak gerekir. Doğum gününde anne ve baba evli ise çocuk babanın, diğer bir anlatımla ailenin soyadını alacaktır. Çocuğun soyadı bu surette belirlendikten sonra onun soyadını velayet hakkına vesair nedenlere dayanarak değiştirmek Türk Medeni Kanununun 321. maddesindeki düzenleme karşısında mümkün değildir. Ancak çocuk, ergin olduktan sonra Türk Medeni Kanununun 27. maddesindeki koşulların varlığı halinde soyadını her zaman değiştirmek hakkına sahiptir. Velayet hakkı anne ve baba için normal şartlarda çocuğun ergin olmasına yani onsekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir haktır. Evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hallerinde velayet hakkının sırf anneye verilmiş olması onun soyadının değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuat da buna cevaz vermemektedir. Bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul edilse dahi sonradan gelişen sebeplerden dolayı çocuğun yararı açısından velayetin babaya yeniden verilmesi hallerinde bu kez baba, velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun soyadını değiştirmek isteyecektir. Madem ki velayet kimde ise çocuk onun soyadını taşıyacaktır o halde baba bu haktan mahrum edilemez. Böyle bir uygulamanın nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliği ve istikrarı zedeleyeceği gibi, asıl bu uygulamalar çocuğun ruh hali üzerinde çok derin ve etkili travma yaratacaktır. Yargı mercileri bu durumu gözeterek anne ile babanın ya da ailelerin çocuk üzerinden inatlaşarak onun yararlarını hiçe sayıp, hukuken oluşmuş statüleri gerçek dışı ve yapay sebeplerle değiştirmeye çalışmalarına izin vermemeleri, söz konusu istemlerine alet olmamaları gerekir. Somut olaya gelince; soyadının değiştirilmesi istenen ...'nın doğum günü olan 31.08.2006 tarihinde anne ve babası resmen evlidir. Çocuk evlilik içinde doğmuştur ve Türk Medeni Kanununun 321.maddesine göre ailenin diğer bir deyimle babanın soyadını almıştır. Böylece bu çocuk reşit oluncaya kadar veya baba Türk Medeni Kanununun 27.maddesindeki koşulları kanıtlayarak kendi soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirmesi yasal olarak olanaklı değildir. Bu çocuğun anne ve babasının sonradan 10/07/2007 tarihinde boşanmış olması sadece boşanma ve velayet hakkı nedeniyle anneye böyle bir dava açma hakkı bahşetmez. Boşanma ilamı uyarınca babasının çocukla kişisel ilişki tesis etme hakkı bulunması ve bu nedenle anne ve babanın ister istemez karşılaşması dikkate alındığında davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki bir dayanağı bulunmadığı gibi soyadı değişikliğinin çocuğun evlilik içinde doğmakla kazandığı meşru statüye ve onun menfaatlerine zarar vereceği gerçeği karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Sermayesinin %55'i doğrudan Devlete ait olan "X Anonim Şirketi"nin denetimi ile ilgili anayasal kural aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bu şirket özel hukuk hükümlerine tabi olduğu için TBMM tarafından denetlenemez.
B) Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olduğu için TBMM tarafından denetlenmesi esasları kanunla düzenlenir.
C) Şirket sadece Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından denetlenir.
D) Sayıştay'ın denetim yetkisi dışında bırakılmıştır.
E) Denetimi sadece bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılır.