1982 Anayasası Madde 164

1982 Anayasası 164. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 164 – (Mülga: 21/1/2017-6771/16 md.) E. Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

23 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/4295 E., 2023/966 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Ne var ki, 1136 sayılı Kanun’a 5043 sayılı Kanun'la eklenen geçici 21 inci madde, Anayasa Mahkemesinin 07.02.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21 inci maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164 üncü maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir.
3. Hukuk Dairesi         2022/4295 E.  ,  2023/966 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/667 E., 2022/652 K. DAVA TARİHİ : 02.10.2017 KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 12. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/427 E., 2022/14 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli, davalı vekili tarafından duruşmasız temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.04.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; davalı şirket aleyhine Kayseri 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7112 E., 2015/7184 E. ve 2015/7200 E. sayılı takip dosyaları ile akdedilen 06.04.2010 tarihli sözleşme gereği ödenmesi gereken ancak ödenmeyen avukatlık ücretinin tahsili amacıyla icra takipleri yapıldığını, takip dayanağı 06.04.2010 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin, tarafından Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/989 E., 2004/624 K. sayılı dosyası ile takip edilerek sonuçlandırılan tapu iptali ve tescil davası nedeniyle ödenmesi kararlaştırılan avukatlık ücretine ilişkin olduğunu, söz konusu davanın davalı şirket lehine kazanıldığını ve kararın Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleştiğini, sözleşmenin 2 nci maddesinde, işin karşılığı olarak avukatlara KDV ve stopaj hariç net taraflarca kabul edilen dava değeri olan 562.228.350.00 TL (Beş yüz altmış iki milyon iki yüz yirmi sekiz bin üç yüz elli Türk Lirası)’nin %3’ü karşılığı 16.866.850.00 TL (On altı milyon sekiz yüz altmışaltı bin sekiz yüz elli Türk Lirası) ödeneceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme gereği kararlaştırılan ücret alacağının hissesine isabet eden kısmı için herhangi bir ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili amacıyla yapılan takiplerin davalının itirazı üzerine durduğunu, davalı/borçlunun itirazlarının haksız ve yersiz olduğunu belirterek davalının Kayseri 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7112 E., 2015/7184 E. ve 2015/7200 E. sayılı dosyalarına yaptığı itirazların iptali ile takiplerin devamına karar verilmesini, icra takiplerine konu alacakların %20’sinden az olmamak üzere davalı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı; harç ikmalinin yerine getirilmesi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, itirazın iptali davasının süresinde açılmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacı tarafından aynı sözleşmeye dayanarak 3 icra takibi yapıldığını, davanın hukuki yarar, dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, davaya konu sözleşmede avukatlar olarak M. Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu'nun birlikte imza attıklarını, diğer taraf olarak avukatların gösterildiğini, avukatların iş bu icra takiplerini birlikte yapmaları ve bu davayı da birlikte açmalarının yasal zorunluluk olduğunu, davacının tek başına dava açma yetkisinin olmadığını, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından şirketleri üzerinde yapılan denetimler sonucunda hazırlanan 17.08.2010 günlü suç duyurusu raporunun savcılığa gönderildiğini ve suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek davanın zamanaşımı, hukuki yarar nedeniyle esastan reddine, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyada devam eden davanın sonuçlanmasının beklenilmesine, haksız takip yapan ve kötü niyetli dava açan davacının %20 tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davacı avukatın üzerine atılı suçlardan mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından bahisle CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilse de mahkemenin söz konusu beraat kararıyla ve raporla bağlı olmadığı değerlendirilerek, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 02.06.2011 tarihli raporu doğrultusunda; sözleşmeye konu davada harca esas alınan değer ile tespit yaptırılması sonucu belirlenen taşınmaz bedeli arasında fahiş derecede fark bulunduğu, dava sonuçlandıktan sonra vekalet ücreti için ayrıca tespit yaptırılma işleminin de hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı tarafça davacının kötü niyetle hareket ettiğine dair delil sunulmadığı gerekçesiyle kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflarca istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı; davalı adına 2001 yılında başka avukatlar tarafından açılan Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/989 E. sayılı tapu iptal ve tescil davasının sonraki aşamalarda davacı tarafından takip edildiğini, mahkemenin 2004/624 K. sayılı 21.12.2004 tarihli kararı ile davanın Kayseri Şeker A.Ş. lehine karara bağlandığını, kararın Yargıtayca onaylanarak kesinleştiğini, böylece davalının, anılan karar neticesinde fabrika arsasının maliki sıfatına kavuştuğunu, tarafların böylece ihtilafı sona erdirmeleri üzerine anılan yönetim kurulu kararına uygun olarak 06.04.2010 tarihinde Kayseri Şeker A.Ş. ile davacı ve davayı birlikte takip ettikleri diğer meslektaşı Av. .... arasında avukatlık sözleşmesi düzenlendiğini, ancak söz konusu davaya ilişkin avukatlık ücretinin miktarı konusunda taraflar arasında ihtilaf doğduğunu, avukatlık ücreti ödemeleri başlamadan, sonradan tamamı kamu görevinden ihraç edilen savcı ve hakimler tarafından Kayseri Şeker A.Ş. yöneticilerinin avukatlar ile birlikte usulsüzlük yaptığı, şirketi zarara uğrattıkları gerekçesi ile soruşturma başlatıldığını, sözleşme konusu davanın harca esas alınan değeri ile tespit yaptırılması sonucu belirlenen değer arasında fahiş fark bulunduğuna ilişkin kabulün hatalı olduğunu, birincisi davayı açan avukatın davacı olmadığını, ikincisi tapu iptal ve tescil davasına bakan Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin keşif ve bilirkişi incelemesi yapmayarak dava konusu taşınmazların değerini tespit ettirmemesi ve buna bağlı olarak harcı tamamlattırmamış olmasının kusurunun davacıya değil, Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğunu, Kayseri gibi ülkemizin gelişmiş bir şehrinde bulunan yüzlerce dönüm miktarındaki arsanın değerinin 510.000 TL olamayacağında şüphe bulunmadığını, dolayısı ile tapu tescil kararında yapılan usul hatasının davacıya mal edilerek, sözleşmenin hukuka ve ahlaka aykırı olduğunun kabulünün hatalı olduğunu, üçüncüsü başka bir mahkemece yapılan 562.228.650,49 TL’lik değer tespitinin avukatlık ücretinin belirlenmesi amacı ile yapıldığının kabulünün de tümüyle hatalı olduğunu, gerekçeli kararda açıklandığı üzere söz konusu değer tespitinin tescil kararının verilmesinden sonra 2005 yılında yaptırıldığını, muhtemelen davalının söz konusu değer tespit raporunu mali işlemlerinde kullanmak üzere talep ettiğini, aradan 5 yıldan fazla zaman geçmesinden sonra tarafların ihtilaf çıkan avukatlık ücretinin belirlenmesinde, söz konusu raporu veri olarak kullanma konusunda mutabık kaldıklarını, dördüncüsü davalının bir anonim şirket olması nedeni ile dava konusu taşınmazların davanın lehe sonuçlanmasından sonra belli bir değer atfedilerek bilançosuna aktarıldığını, nitekim davalının SPK mevzuatına tabi olması nedeni ile finansal raporlarının kamuoyuna açık olduğunu, yine SPK mevzuatı gereği sahip olduğu taşınmazlara SPK standartlarına göre ekspertiz raporları yaptırdığını, davalının 2019 yılı bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarına göre; maddi duran varlıklar olarak 583.193.278 TL değerinde arsa ve 276.480.814 TL değerinde yatırım amaçlı gayrimenkuller olmak üzere toplam 859.674.092 TL tutarında arsaya sahip olduğunu, hukuk mahkemesinin ceza mahkemesinin bir vakıanın varlığı veya yokluğuna ilişkin tespiti ile bağlı olduğunu, ceza mahkemesinin dava konusu işlem açısından “hiçbir usulsüzlük bulunmadığına” karar verdiğini, yerel mahkeme gerekçesinde “mahkemenin beraat kararı ile bağlı olmadığı” açıklanarak davanın reddine karar verildiğinin açıklandığını, yerel mahkemenin bu kabulünün doğru olmadığını, yerel mahkemenin ceza davasında davacı aleyhine olan delillere neden üstünlük tanıdığını, davacı lehine olan delillere neden itibar etmediğini açıklamadığını, yargısal denetimin tam olarak yapılabilmesi açısından yerel mahkemenin MASAK raporunu hangi sebeplerle ceza davasındaki bilirkişi raporuna üstün tuttuğunu, neden davacı lehine olan bilirkişi raporuna değil de bu rapora itibar ettiğini tartışıp gerekçede açıklamaları gerektiğini, ancak ceza dosyasında davacı lehine olan bilirkişi raporunun aksini gösterir bir ispat vasıtası bulunmadığından, bilirkişi raporunu görmezden gelmeyi tercih ederek sırf ret kararı vermek adına MASAK raporuna itibar edildiğinin anlaşıldığını, bu açıdan denetime elverişli bir gerekçeyi içermeyen yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, MASAK raporunun ispat kabiliyeti bulunmadığını, karara esas alınmasının delillerin takdirinde hata olduğunu, yerel mahkemenin hükme esas aldığı Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 02.06.2011 tarihli raporunun ceza davasındaki maddi vakıayı ispatlamaktan uzak olduğunu, dolayısı ile söz konusu rapora dayanan davalı iddiasını da ispata elverişli olmadığını, bu durum karşısında MASAK görevlisinin kendi uzmanlık ve yetki alanında olmayan avukatlık hukuku açısından yaptığı açıklamaların hiçbir kıymetinin olmadığının ve delil niteliğinde bulunmadığının kabul edilmesi gerektiğini, Avukatlık Kanunu hükümlerine aykırı karar verildiğini, yerel mahkeme taraflar arasındaki sözleşmenin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz olduğunu kabul etmekte ise bunun yerine Kanun'un 164 üncü maddesine göre davalının ödemesi gereken avukatlık ücretinin miktarını belirlemek ve davalıdan tahsiline karar vermekle yükümlü olduğunu, bekletici mesele talebinin kabul edilmediğini, kabul edilmemesine ilişkin gerekçeli kararda hiçbir açıklamaya yer verilmediğini, davalının iradesinin sadece avukatlık sözleşmesinde değil, yönetim kurulu ve genel kurul kararları ile de ortaya çıktığını, davalının iradesinin ortaya çıktığı bir başka hususun davalının mali kayıtları olduğunu, yerel mahkeme delilleri yanlış takdir etmek ve ispat kuvveti olmayan MASAK raporunu hükme esas almak, Avukatlık Kanunu hükümlerini yanlış uygulamak sureti ile davanın reddine karar vermiş ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektiren bir husus ta bulunmadığını, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, yargılama yapılmasını gerektiren bir hususun bulunmaması nedeni ile HMK'nın 353/b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı; davacının kötü niyetli olduğunu, kötü niyet tazminatı talebinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle kaldırılması gerektiğini, haksız takip yapan ve kötü niyetli dava açan davacının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yerel mahkemece verilen kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, kararın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraflar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesine dayanan avukatlık ücretinin tahsili için başlatılan icra takiplerine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Hesap verme" kenar başlıklı 508 inci maddesi şöyledir: "Vekil, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekaletle ilişkili olarak aldıklarını vekalet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekalet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür." 2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücreti" kenar başlıklı 164 üncü maddesi şöyledir: "Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez." 3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın iptali" kenar başlıklı 67 nci maddesi şöyledir: "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 Sayılı Kanun ile değiştirilen 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 Sayılı Kanun) 164/4 üncü maddesine göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile geçici 21 inci madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Kanun’a 5043 sayılı Kanun'la eklenen geçici 21 inci madde, Anayasa Mahkemesinin 07.02.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21 inci maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164 üncü maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup, her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise davanın açıldığı ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. 3. 1136 sayılı Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164 üncü maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanun'un bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun 10.05.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise 163 üncü maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163 üncü maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 10.05.2001 tarihinden itibaren ise Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. 4. Bu düzenlemeye göre 10.05.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Kanun’da 20.01.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21 inci madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden, bu madde ancak 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir. 5. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 10.05.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 10.05.2001 ile 20.01.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile on beş, bu tarihten sonra ise yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. 6. Mahkemece, vekalet ücretine ilişkin kararlaştırmanın geçersiz ya da belirsiz  sayıldığı hallerde, hukuki yardımın başladığı tarihteki Avukatlık Kanunu hükümleri değerlendirilip, buna göre ücret tespit edilerek ve tespit edilen ücretten 06.04.2010 tarihli sözleşmede davacı tarafa ödendiği belirtilen miktarda düşülerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda V(C)-3/6 ncı bentte yazılı gerekçeyle BOZULMASINA, 8.400,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

13. Hukuk Dairesi, 2016/3576 E., 2019/3267 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 07.02.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir.
13. Hukuk Dairesi         2016/3576 E.  ,  2019/3267 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalıların avukat olduklarını, daha önce çalıştığı şirketlerden bir takım işçilik alacakları ile ilgili dava açmak üzere davalılara vekalet verdiğini, Karşıyaka 3. İş Mahkemesinde açılan 2007/432 Esas ve 2007/433 Esas sayılı davalar sonucunda her iki dosyadan toplam 168.051,50 TL tahsil edildiğini, davalılar tarafından ise 5 taksit halinde 110.500,00 TL ödendiğini, davalıların tahsil ettikleri paraları teslim etmeyerek haksız ve hukuka aykırı olarak yedinde tuttuklarını ve tutmaya devam ettiklerini, taraflar arasında vekalet ücreti sözleşmesinin bulunmamasına rağmen davalılar tarafından davacıdan 57.551,50 TL fahiş vekalet ücretinin alındığını, esasen Avukatlık Asgari Ücret tarifesi dikkate alınarak davalılara avukatlık ücreti ödenmesi gerektiğini, davalıların ilam ve icra vekalet ücreti olmak üzere 19.646,22 TL’yi tahsil etmeleri gerektiğini, davalılar tarafından yapılan geç ödemeler nedeni ile vade farkı alacağının mevcut olduğunu, fazla alınan paraların iadesi hususunda davalılara ihtarname gönderildiğini ancak davalılar tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 2.000,00 TL alacağın temerrüt tarihi olan 15.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah ile talebini artırmıştır. Davalılar, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, 12.213,79 TL’nin 11.343,59 TL’sine 15.11.2012 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak sureti ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan fazla kesinti yapıldığı ileri sürülen vekâlet ücretinin tahsiline ilişkindir. Taraflar arasında yazılı vekâlet ücreti sözleşmesi bulunmadığı, davalı avukatın davacının alacağının tahsili için 2007 yılında başladığı görevini 2012 yılı sonuna kadar ifa edip, dosyaları sonuçlandırdığı ve tahsil ettiği, buna karşılık davacı tarafından davalıya ödenmesi gereken vekâlet ücretine ilişkin olarak yapılmış bir ödeme bulunmadığı ve davalı avukatın tahsil ettiği alacaktan bir kısmını avukatlık ücreti olarak kesip gönderdiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 sayılı Yasa ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ na 5043 sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 07.02.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup, her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanunun bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun, 10.05.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise, sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise, 163. maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163. maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 10.05.2001 tarihinden itibaren ise, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 4. fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeye göre 10.05.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.01.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21. madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bu madde ancak 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 10.05.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 10.05.2001 ile 20.01.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile on beş, bu tarihten sonra ise, yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. Bu durumda taraflar arasında hukuki ilişkinin kurulduğu 2007 yılında yürürlükte olan Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesine göre akdi vekâlet ücreti hesaplanacaktır. Mahkemece, vekalet ücretine ilişkin kararlaştırmanın geçersiz ya da belirsiz  sayıldığı hallerde, sözleşme tarihindeki  Avukatlık Kanunu hükümleri uygulanarak vekâlet görevinin ifa edildiği dava konusu değeri para ile ölçülebilen işlerde harca esas dava değeri üzerinden % 10-20 oranları arasında takdir edilecek vekalet ücretinin tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek tahsiline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile 4667 sayılı yasa uygulanarak müddeabihin %5 ile %15 si arasındaki oranlarına göre vekalet ücretinin belirlenmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 3-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine,ikinci bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, aşağıda dökümü yazılı 625,32 TL kalan harcın davalılardan alınmasına, peşin alınan 27,70 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2015/31686 E., 2017/12603 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir.
13. Hukuk Dairesi         2015/31686 E.  ,  2017/12603 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, ... Kadastro Mahkemesinin 1968/23 esas sayılı dosyasında 1993 tarihinden dosyanın kesinleşme tarihi olan 24.01.2013 tarihine kadar davalının vekilliğini yaptığını, davalıdan 08.04.2013 tarihinde ... Noterliğinin 3791 yevmiye nolu ihtarnamesi ile vekalet ücretinin ödenmesini istediğini, davalı tarafın ... . noterliğinden gönderilen cevabi ihtarnamede ''sadakat yükümlülüğüne uymadığı ve aleyhe iş yasağına riayet etmediğini, kararlaştırılan vekalet ücretinin yargılama süreci içerisinde tam ve eksiksiz ödendiğinin" belirttiğini, ihtarnamaye cevapta belirtilen sadakat yükümlülüğüne uymadığı ve aleyhe iş yasağına riayet etmediği iddialarının doğru olmadığını, kararlaştırılan vekalet ücretinin yargılama süreci içerisinde tam ve eksiksiz olarak ödendiği hususunun da doğru olmadığını, davalı ile arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığını, mahkemece yapılacak yargılama sonucunda belirlenecek asgari 20.000,00 TL nin Kadastro Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sonrasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde davasını ıslah ederek talebini 26.000,00 TL'ye yükseltmiştir. Davalı usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış, dava dilekçesinde belirtilen tüm hususları inkar etmiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, 26.000,00 TL nin 24/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm davalı tarafca temyiz edilmiştir. 1-Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 sayılı Yasa ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ na 5043 sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’ nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanunun bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun, 10.05.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise, sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise, 163. maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163. maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 10.5.2001 tarihinden itibaren ise, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 4. fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeye göre 10.5.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21. madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bu madde ancak 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 10.5.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 10.05.2001 ile 20.1.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile onbeş, bu tarihten sonra ise, yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. Somut olaya gelince; Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davaya konu ... Kadastro Mahkemesi'nin 1968/23 Esas sayılı dosyası yönünden davaya konu taşınmazda davalı müvekkil lehine tapuya tesciline karar verilen pay için kararın kesinleşme tarihindeki değeri hesaplanmış, bulunan 260.026,71 TL'nin yaklaşık %10'una tekabül eden 26.000,00 TL vekalet ücreti olarak ıslah dilekçesi ile birlikte davacı tarafından talep edilmiş ve mahkeme de talep doğrultusunda davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkemece yapılması gereken ... Kadastro Mahkemesi'nin 1968/23 Esas sayılı dosyasının getirtilerek, davacı avukat tarafından hukuki yardımın başladığı tarihin tespit edilerek,bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanması gerekirken, yazılı gerekçe ile 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanması gereken kanun hükümlerinin tatbik edilerek davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile davalı yararına, BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2015/15292 E., 2016/12224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir.
13. Hukuk Dairesi         2015/15292 E.  ,  2016/12224 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı ... avukatınca duruşmasız, davacı ve davalı ..., ..., ... vekili avukat ... ve ... Mirasçıları tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı Asil . dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, avukat olduğunu, davalıların 04.07.2001 tarihinde verdiği vekaletname ile onların 2001 yılından beri dava ve icra dosyalarında vekilliğini layıkı ile yaparken davalıların 01.02.2007, 02.11.2007 ve 13.11.2007 tarihlerinde kendisini haksız olarak azlettiklerini, şimdiye kadar davalılar tarafından kendisine 100.000.00.TL ödendiğini, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2004/241 Esas (bozmadan önce 2002/229 Esas) sayılı ilamına dayanılarak ... 4. İcra Müdürlüğü' nün 2004/1550 Esas sayılı icra dosyasından 490.000.00.TL, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2001/800 Esas sayılı ilamına dayanılarak ... 4. İcra Müdürlüğü' nün 2005/4136 Esas sayılı icra dosyasından 2.500.000.00.TL, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2006/344 Esas sayılı ilamına dayanılarak ... 4. İcra Müdürlüğü' nün 2007/3576 Esas sayılı icra dosyasından 2.310.000.00.TL, ... 9. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2003/770 Esas sayılı dosyası için 410.000.00.TL, ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2005/208 Esas sayılı dosyası için 10.000.00.TL, ... 5. Sulh Hukuk Mahkemesi' nin 2001/493 Esas sayılı dosyası için 10.000.00.TL, ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2001/750 Esas sayılı dosyası için 10.000.00.TL, ... 5. Sulh Hukuk Mahkemesi' nin 2001/938 Esas sayılı dosyası için 10.000.00.TL olmak üzere toplam 5.750.000.00.TL vekalet ücretine hak kazandığını ileri sürerek Barosu' nun belirlediği Avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince asgari %15' den aşağı olmamak üzere şimdilik 400.000.00.TL, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile toplam 600.000.00.TL' nın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davacının görevini layıkı ile yapmadığını, kendilerine gerekli bilgilerin verilmediğini, zarara uğrattığını, haklı olarak azlettiklerini belirterek davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, azlin haklı olduğu belirtilerek davanın kısmen kabulü ile 472.509.00.TL alacağın davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Davalı ...' ın temyizi itirazı yönünden; Mahkemenin, davalı ...' ın temyiz dilekçesinin peşin temyiz harcının eksik yatırlmasından dolayı temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 05.12.2014 tarih ve 2007/344 esas 2014/297 Karar sayılı ek kararı yasaya uygun olduğundan bu ek karara yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Avukatın, vekil olarak borçları dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu' nun 389 ve devamı (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun 505 ve devamı) maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. (TBK.' nun 506.) maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı avukat ile davalılardan arasında 04.07.2001 tarihinde verilen vekaletname ile yazılı ücret sözleşmesi yapılmadan başlayan vekalet ilişkisinin 01.02.2007, 02.11.2007 ve 13.11.2007 tarihli azillerle sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalılar ise, davacının vekalet görevini güven ve sadakatle yerine getirmediğini, azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Davacı avukatın, davalıların vekilliğini yaparken ahzukabz yetkisi olmamasına rağmen icra dosyasından para çekmesi bunu müvekkillerine bildirmemesi ve ödememesi sadakat ve güven borcuna aykırı davranış olduğu ve davalıların vekil olan davacıyı 01.02.2007, 02.11.2007 ve 13.11.2007 tarihlerinde yaptıkları azilde haklı olduğu mahkemece dosya kapsamına göre haklı olarak kabul edilmiştir. Az yukarıda da değinildiği gibi, Avukatlık Kanunu' nun 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dava ve icra dosyaları ile icra dosyalarından tahsil edilen bölümden vekalet ücreti talep edilebilir. Olayda taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 sayılı Yasa ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ na 5043 sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’ nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanunun bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun, 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise, sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise, 163. maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163. maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 2.5.2001 tarihinden itibaren ise, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 4. fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeye göre 2.5.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21. madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bu madde ancak 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 2.5.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 02.05.2001 ile 20.1.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile onbeş, bu tarihten sonra ise, yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. Dava konusu olayda, haklı azil sözkonusu olduğundan bitmemiş dava ve takiplerden(tahsilatı yapılmamış olan) dolayı davacı davalılardan herhangi bir ücret isteyemez, bu hususta emek ve mesaisi gözönünde bulundurularak hakkaniyet adı altında mahkemece herhangi bir ücret belirlenemez. Azil tarihi itibariyle kesinleşmiş, sonuca bağlanmış dava ve takipler ile devam eden takipler yönünden tahsilat yapılmış ise tahsil edilen miktar yönünden taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, vekalet ilişkisi 04.07.2001 tarihinden itibaren başladığından bu tarihten 20.1.2004 tarihine kadar başlatılan dava ve takipler yönünden yüzde beş ile onbeş, 20.01.2004 tarihi ve sonrasında başlatılan dava ve takipler yönünden ise yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. Ayrıca mahkemenin, gerekçeli kararında olayda %10 - %20 oran arasından alt sınır olan %10 oranın uygulanması gerektiğinin belirtilmesi ve bu gerekçenin davacı tarafından temyiz edilmemesi üzerine hesaplamada alt sınırın uygulanması gerektiğinin davalılar lehine kazanılmış hak oluşturduğu, davacı avukat tarafından daha önce gerek davalılardan vekalet ücretine mahsuben aldığı gerekse bazı icra dosyalarından ayrıca tahsil ettiği vekalet ücreti varsa bu miktarlarında hesaplanacak vekalet ücretinden düşülmesi gerektiği dikkate alınarak mahkemece, az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yeniden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek yetersiz bilirkişi rapor ve ek raporlarına değer verilerek yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 3-Bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı ...' ın temyiz itirazının reddine, 2. bent gereğince hükmün BOZULMASINA, 3. bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2014/2571 E., 2014/39018 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir.
13. Hukuk Dairesi         2014/2571 E.  ,  2014/39018 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 17/09/2013 NUMARASI : 2009/298-2013/523 Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı B.. A..vekili avukat G. Y. B. ile davalı vekili avukat M. Y.'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalının avukat olduğunu, kendisinin vekili olarak dava dışı Belediye aleyhine 18.01.2002 tarihinde 857.654.58.TL asıl alacak, 481.954.22.TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.333.608.80.TL' nın tahsili için icra takibinde bulunduğunu, yapılan itiraz üzerine aynı yıl açılan itirazın iptali davasında 857.654.58.TL asıl alacak ve 140.083.58.TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 997.738.16.TL yönünde itirazın iptali ile asıl alacak üzerinden %40 icra inkar tazminatına karar verilmesi üzerine davalı avukat tarafından icra takibine devam ettiğini ve ayrıca icra inkar, mahkeme masraf ve vekalet ücretlerinin tahsilinin de aynı icra dosyası içinde talep edildiğini, aralarında sözlü ücret sözleşmesi olduğunu ve buna göre de davalı avukata 31.01.2002 – 30.12.2006 tarihleri arasında aylık ücret ödediğini, başkaca bir ücretin talep edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, davalının mahkeme ve icra vekalet ücreti olarak karşı taraftan alması gereken vekalet ücretini tahsil ettiğini ayrıca davalı avukatın son olarak icra dosyasında 430.537.00.TL tahsil etmesine rağmen kendisine sadece 103.304.25.TL ödediğini ve uhtesinde haksız olarak hapis hakkından bahisle 327.232.75.TL tuttuğunu ileri sürerek şimdilik 10.000.00.TL' nın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının vekili olarak yaptığı icra takibinde tahsil edilen toplam bedel üzerinden, dava dosyası yönünden müddeabih üzerinden %10 avukatlık ücretine hak etmesine rağmen davacı tarafından vekalet ücretinin ödenmediğini, kendisinin de hapis hakkını kullandığı, vekalet ücreti alacağının hapis hakkını kullandığı miktardan fazla olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Avukatlık Kanunu' nun 164. maddesi hükmüne göre olayda uygulanması gereken %10 -%20 oranı arasında toplam değer üzerinden %10 oran uygulanarak vekalet ücretinin hapis hakkı kullanılan miktardan fazla olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 sayılı Yasa ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ na 5043 sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 7.2.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’ nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ nun ücrete ilişkin 163 ve 164. maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanunun bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun, 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise, sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise, 163. maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163. maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 2.5.2001 tarihinden itibaren ise, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 4. fıkrası Uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı Tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeye göre 2.5.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda, 20.1.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21. madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden bu madde ancak 20.1.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 2.5.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 02.05.2001 ile 20.1.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile onbeş, bu tarihten sonra ise, yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır. Somut olaya gelince; Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, dayanak olan Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2002/834 esas sayılı icra takibinin 18.01.2002 tarihinde başladığı ve aynı yıl Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/101 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığına göre davalı, bu tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu hükümleri gereğince yine bu tarihteki %5 - %15 oran arasında vekalet ücreti istemeye hak kazanmıştır. Ancak Mahkemenin, gerekçeli kararında olayda %10 - %20 oran arasından alt sınır olan %10 oranın uygulanması gerektiğinin belirtilmesi ve bu gerekçenin davalı tarafından temyiz edilmemesi üzerine hesaplamada alt sınırın uygulanması gerektiğinin davacı lehine kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alınarak Mahkemece, icra dosyası yönünden tahsil edilen bedel üzerinden, dava dosyası yönünden müddeabih üzerinden alt sınır olan %5 oranında vekalet ücreti hesaplanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek yanlış değerlendirme ile %10 -%20 oran arasından %10 oranı dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 24,30 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.