1982 Anayasası Madde 169

1982 Anayasası 169. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 169 – Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz. B. Orman köylüsünün korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

116 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/403 E., 2023/2627 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
lu...turulması yolu ile hakkın özünün deği...ikliğe uğratıldığını, yolsuz tescil niteliğindeki kat irtifakları ve bunlar üzerinde üçüncü ki...iler lehine olu...turulan intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkininin gerektiğini, Anayasanın 169 uncu maddesi ile güvence altına alınan devlet ormanlarının sınırlarının deği...tirilip daraltılamayacağı gibi özel mülkiyete de konu olamayacağın
7. Hukuk Dairesi         2023/403 E.  ,  2023/2627 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu sicilinin düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birle...tirilen davaların kabulüne; davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,...,..., ... yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına; davalı kar...ı davacı ... ...'nin açmı... olduğu kar...ı davanın reddine karar verilmi...tir. Kararın davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ... vekili, davalı.... ve ... vekili, bir kısım davalılar vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... ve...vekili, asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ...Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vd. vekili, davalı .... ... vekili ve davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince bir kısım davalıların istinaf ba...vurularının esastan reddine, davalılar ..., ..., ...ve ....'nun istinaf taleplerinin feragat nedeniyle reddine karar verilmi...tir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının Dairemizce duru...malı olarak incelenmesi davalılar .... vd. vekili, asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ...Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, bir kısım davalılar ... vekili, davalı ... vekili tarafından; duru...masız olarak incelenmesi davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı.... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı.... Turizm San. Ve Tic. A.... vekili ve ... tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz ...artı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 26.04.2022 tarihinde duru...ma yapılmasına ve duru...ma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmi...tir. Belli edilen günde bir kısım davalılar ... vd. vekilleri Av. ... ve Av. ..., davalı ... vd. vekili Av. ...., davalı ... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av.... ..., daval...Gayrimenkul vekili Av. ... ..., bir kısım davalılar ....vd. vekili Av. .... davalı ... vekili Av. .... ... bir kısım davalılar ... vd. vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. .... ile diğer taraftan davacı-kar...ı davalı ... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ..., davalı ..... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ... Karaman'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra i...in incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek; dosya, eksiklikler nedeniyle Mahkemesine iade edilmi...tir. Anılan eksikliklerin giderilmesinden sonra dosya, Mahkemece Dairemize gönderilmi... olmakla içerisindeki bütün belgeler incelenip gereği dü...ünüldü: I. DAVA 1. Asıl ve birle...tirilen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde; İstanbul ili, .... ilçesi, ... Devlet Ormanı içerisinde bulunan 206.8 hektar sahada 49 yıl süre ile turizm tesisi kurmak amacıyla davalı .....'ye izin verildiğini, Göktürk Devlet Ormanı içerisinde yer alan 206,8 hektarlık yerin 1190 parsel numarası ile devlet ormanı olarak Hazine adına kayıtlı olduğunu, müvekkilinden 49 yıllığına izin alınarak bu ta...ınmazda turizm tesisi kurmak amacıyla daimi ve müstakil üst hakkı kurulduğunu, sonra da tapuda bağımsız bölümler olu...turularak davalı ..... lehine kat irtifakları, bu kat irtifakları üzerine de üçüncü ...ahıslar lehine intifa hakları tesis edildiğini, daha sonra davalı ..... adına tesis edilen kat irtifaklarının ... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A...’ye devredildiğini ve bu devrin tapu siciline i...lendiğini, davaya konu ta...ınmazın tapu kaydı üzerinde .... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A... adına 343 adet kat irtifakı mevcut olup, bunlardan 106 tanesinin ortak alan olduğunu, 237 tanesinde de üçünü ki...iler lehine intifa hakkı tesis edildiğini, yapılan bütün i...lemlerde kamu yararının ön planda bulundurulması gerekirken, kamu yararı gözardı edilerek bağımsız bölümler olu...turulduğunu ve üçüncü ki...iler lehine menfaat sağlandığını, kamu yararının ön planda tutması gerektiği için izin sahibinin dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olmadığını, idarenin rızası dı...ında kat irtifaklarının kurulması ve intifa haklarının olu...turulmasının sözle...menin amacına aykırı olduğunu, resmi senette irtifak hakkının ba...kasına devredilebileceği, miras yolu ile geçebileceği öngörülmü... ise de devrin ancak idarenin izni ile olabileceğinin belirtildiğini, ta...ınmaz üzerinde olu...turulan kat irtifakları ve intifa hakları ile davalı ... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A... ve Kemer Yapı ve Turizm A... arasında yapılan devirde idarenin muvafakatinin olmadığını, müstakil ve sürekli nitelikteki üst hakkı tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına kaydedilmekle Türk Medeni Kanunu anlamında bir mal sayıldığı halde Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında gerçek anlamda bir ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceğini, yapılan i...lemlerin sözle...menin amacını a...ar nitelikte olduğunu, kat irtifakı kurulması ve bağımsız bölümler olu...turulması yolu ile hakkın özünün deği...ikliğe uğratıldığını, yolsuz tescil niteliğindeki kat irtifakları ve bunlar üzerinde üçüncü ki...iler lehine olu...turulan intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkininin gerektiğini, Anayasanın 169 uncu maddesi ile güvence altına alınan devlet ormanlarının sınırlarının deği...tirilip daraltılamayacağı gibi özel mülkiyete de konu olamayacağını, devlet ormanı üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifakları ve intifa haklarının hukuken geçersiz olduğunu ileri sürerek, dava konusu ta...ınmaz üzerinde davalılar adına tesis edilen kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile kayıtlardan terkinine karar verilmesini talep etmi...tir. 2. Asli müdahale talep eden ... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili talep dilekçesinde; davalı ... lehine tesis edilen intifa hakkının İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2011/2784 Esas sayılı dosyası üzerinden satı...a çıkarıldığını, intifa hakkının müvekkiline ihale olduğunu ve ihalenin kesinle...tiğini belirterek, davanın reddine; dava kabul edilirse ihale bedelinin ihale tarihinden itibaren i...leyecek ticari faiziyle birlikte davacıdan ve davalı ...'den tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemi...; müdahale talebi reddedilirse de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125 inci maddesi uyarınca i...lem yapılmasını talep ettiklerini beyan etmi...tir. 3. Asli müdahale talep eden ... vekili talep dilekçesinde; müvekkilinin davalı ...'dan olan alacağı nedeniyle ba...latılan icra takibinde adı geçen davalı lehine intifa hakkı tesis edilen 30 ve 227 numaralı bağımsız bölümlerin kaydı üzerinde ihtiyati haciz tesis edildiğini, söz konusu iki bağımsız bölüme ili...kin intifa hakkının terkin edilmesinin müvekkilinin alacağını kar...ılamasını engelleyeceğini, dava konusu bağımsız bölümler üzerindeki intifa hakları üzerinde hak iddia ettiklerini, fazlaya ili...kin hakları saklı kalmak üzere İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün 2017/10331 Esas sayılı dosyasındaki alacak hakkı ve fer'ileri ile sınırlı kalmak kaydıyla 30 ve 227 numaralı bağımsız bölümler üzerindeki intifa haklarının terkinine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 876 ncı maddesi kapsamında intifa haklarına kaim yapı bedeli ödenmesi halinde karar verilmesine, tespit edilecek yapı bedellerinin faizli bir hesaba depo edilmesinin sağlanmasına, dava konusu intifa hakları üzerindeki haciz hakkının bu hesap üzerinde devamının sağlatılmasına karar verilmesini istemi...tir. II. CEVAP 1. Asıl ve birle...tirilen davalarda davalı vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; eksik harcın tamamlanması gerektiğini, tapu sicilini düzeltme davasının ancak tapudaki yolsuz kayıtla mülkiyet hakkı veya ba...kaca hakkı veya ba...kaca sınırlı ayni hakkı ihlal edilen ki...ilerin açabileceğini, davacının ta...ınmaz üzerinde mülkiyet veya sınırlı ayni hakkı olmadığını ve Anayasanın 169 uncu maddesine dayalı olarak da bu davayı açamayacağını, bu nedenle davacının eldeki davayı açma konusunda aktif dava ehliyeti olmadığını, davalıların iyi niyetli iktisaplarının hukuken geçerli olduğunu, davacının intifa haklarının terkiniyle ilgili talebinin kat irtifaklarının terkiniyle ilgili talepten ayrı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, görevsiz mahkemede dava açıldığını, kat irtifakının terkini istemi yönünden görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğunu ve tüketici mahkemesinin görevli olduğu hususunun da değerlendirilmesi gerektiğini, Türk Medeni Kanunu anlamında ta...ınmaz sayılan bir üst hakkının Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında ta...ınmaz olamayacağını savunmanın hukukun temel prensiplerine aykırı olduğunu, davalılara tanınmı... olan intifa haklarının kat irtifakları kurulduktan sonra kazanılmı... bir hak olmadığını ve davalıların kullanım haklarını intifa haklarının tescilinden önceki bir dönemde edindiklerini, davalıların kullanım haklarının da yıllardan beri davacının bilgisinde olduğunu, davalıların alınan %2 oranındaki i...letme pay bedelinin davalı ..... tarafından davacıya ödendiğini, davalılar lehine tesis edilen intifa haklarının yasalara uygun olduğunun 18.05.2007 tarihli inceleme raporunda kesin olarak ifade edildiğini, intifa haklarının tescilinde davacı tarafın muvafakatine ihtiyaç olduğu ...eklindeki iddianın yasal dayanağı olmadığını, ne resmi senette ne de 15.12.2006 tarihli kesin izin taahhüt senedinde bunu engelleyici hüküm bulunmadığını, davalıların sahip olduğu hakkın sadece sınırlı bir kullanımı ifade eden intifa hakkı olduğunu ve bunun bir mülkiyet hakkı olarak nitelendirilemeyeceğini; iyi niyetli üçüncü ki...i davalılar yönünden davanın kazanılmı... hak, tapuya güven, idarenin kanuniliği, idari istikrar ve idarenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği ilkeleri gereği reddi gerektiğini, yapı bedellerinin tek tek tespit edilmesi ve tespit edilen tutarın davacı tarafından depo edilmesi ve söz konusu i...lem tamamlanana kadar esasa ili...kin hiç bir i...lem yapılmaması gerektiğini, bir kısım intifa hakkının üçüncü ki...ilere devredildiğini, intifa hakkının ancak kanunda yazılı sebeplerle sona erdirilebileceğini, dava konusu i...lemlerin iptali halinde kamu zararı olu...acağını, davanın zamana...ımına uğradığını, üst hakkında yapılan tasarruflarda ta...ınmaz malikinin muvafakatine ihtiyaç bulunmadığını, üst hakkının sahibinin davalı ...irket olduğunu ve bu nedenle davacının intifa hakkının terkinini isteyemeyeceğini, ormanların özel mülkiyete konu edilmesinin söz konusu olmadığını, intifa hakkının ormanda değil yapı üzerinde kurulduğunu, projenin finansının davalıların yaptığı ödemelerle sağlandığını, üst hakkının yapılar üzerinde bağımsız tasarruf yetkisi vermesi gerektiğini aksinin kabulü halinde bağımsız ve sürekli üst hakkı tesis edilmesinin mümkün olmayacağını, Hazine ve Orman Yönetimi arasında zorunlu dava arkada...lığı olduğunu, davaya konu i...lemlerde kamu yararının olduğunu ve turizm amacına uygun olarak da i...letme payı gibi ödemeler yapıldığını beyan ederek davanın reddini savunmu...lardır. 2. Davalı ..... vekili 31.10.2012 tarihli dilekçesinde; alınan hukuki mütalaalar doğrultusunda davaya konu ta...ınmaz üzerinde müvekkili ...irket adına mevcut üst hakkı üzerinde kat irtifakı ve intifa hakkı tesis edilemeyeceğini dayanaklarıyla teyit ettiklerini ve bu nedenle davayı kabul ettiklerini beyan etmi...tir. 3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinin ıslahı ve kar...ı dava dilekçesinde; davalı .....'nin davayı kabulünün muvazaalı olduğunu ileri sürmü... ve adı geçen davalının kabul beyanının iptaline karar verilmesini talep etmi...tir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kat irtifakı ve intifa hakkıyla orman üzerinde özel mülkiyet kurulması sonucu doğuracak sözle...meler yapılamayacağı, davalı .....'nin davayı kabul ettiği, diğer davalıların itirazlarını yargılamayı uzatmak amacıyla ileri sürdüklerinden, ayrıca müdahale talebinde bulunan üçüncü ki...ilerin de aynı ...ekilde yargılamayı uzatmak maksadında oldukları anla...ıldığından bu itirazlara hukuki anlamda değer verilmediği, hakimlerin kanunlara ve vicdanlarına göre karar vermesi gerektiği, davalıların hiçbir hukuki dayanakları olmadığı halde orman üzerinde kat irtifakları ve intifa hakkını sürdürmek ve mülkiyet hakkıymı... gibi kullanmaya devam etmelerinin kanunlarla ve evrensel normlarla bağda...madığı, davalı ..... vekilinin kabul beyanının muvazaalı olmadığı gerekçesiyle asıl ve birle...tirilen davaların kabulüne 1190 parsel sayılı ta...ınmazın üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkinine; davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ... hakkında dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı kar...ı davacı ... ...'nin açmı... olduğu kar...ı davanın reddine karar verilmi...tir. IV.İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Ba...vuranlar 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına kar...ı süresi içinde davalı kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ....vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... ....vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, asli müdahale talep eden ... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ....eal Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... ... vekili ve davalı ... istinaf ba...vurusunda bulunmu...tur. 2. Davalılar ..., ..., .... ve...ve vekilleri istinaf isteminden feragat etmi...tir B. İstinaf Sebepleri Yukarıda adı geçen davalılar ve asli müdahale talep eden vekilleri istinaf dilekçelerinde özetle; tapuda yapılan i...lemlerin hukuka uygun olduğunu, yapılan kazandırmanın mülkiyet değil intifa hakkı olduğunu, gerekçeli karar ihlali yapıldığını, bir kısım davalının intifa hakkını üçüncü ki...ilerden aldığını, sözle...me yapma hürriyetine müdahale edilemeyeceğini, taraf te...kilinin sağlanmadığını, her davalı lehine tesis edilmi... intifa hakkı olup olmadığının ara...tırılmadığını, ıslah dilekçesinin tebliğ edilmediğini, yargılamanın eksik harçla yürütüldüğünü, uyu...mazlığın tespit edilmediğini, mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın Hazineye ihbarı gerektiğini, davaya müdahale talep edenlerinin taleplerinin usule aykırı olarak kabul edilmediğini, üst hakkında sınırlı ayni hak tesisi için malikin rızasının aranmadığını, talep dı...ında hüküm kurulduğunu, idarenin i...lemlerden haberinin olduğunu, yolsuz tescilin söz konusu olmadığını, kar...ı davanın reddinin hatalı olduğunu, davalı .....'nin davayı kabulünün muvazaalı olduğunu, intifa haklarının sona erme sebeplerinin somut olayda gerçekle...mediğini, bilirki...i raporunun hatalı olduğunu, rapora itirazların değerlendirilmediğini, bir kısım davalıya bilirki...i raporunun tebliğ edilmediğini, davalıların projenin yatırımcısı olduğunu, ta...ınmazın orman vasfını kaybedip kaybetmediğinin ara...tırılmadığını, üst hakkı iptal edilmeden kat irtifakı ve intifa haklarının iptal edilemeyeceğini, birle...tirilen davalar hakkında ayrı karar verilmesi gerektiğini, hakimin reddi talebinin hukuka uygun ...ekilde değerlendirilmediğini, idari istikrar ve idareye güven ilkesinin korunması gerektiğini, dava konusu yapılmayan intifa hakkının maddi hata dilekçesiyle davaya dahil edilmesinin doğru olmadığını, 29 ve 30 numaralı bağımsız bölümlerin turizm tesisi olduğunu, üst hakkına dayanak idari i...lemlerin iptal edilmediğini, intifa hakkının terkinini ancak malikin talep edebileceğini, Türk Medeni Kanunu'nun 832 inci maddesi uyarınca intifa hakkı lehtarlarına bedel ödenmesi gerektiğini, hukuki mütalaaların değerlendirilmediğini, bir kısım davalının haklarını devrettiğini, davalı ..... lehine tesis edilen irtifak hakkının idari irtifak olduğunu ve dayanağı idari i...lem ortadan kalkmadan terkin edilemeyeceğini, 6100 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesine aykırı olarak ön inceleme duru...ması yapılmadığını, uyu...mazlığın tespit edilmediğini, taraf te...kili sağlanmadan tahkikat i...lemi yapılamayacağını, delillerin toplanmadığını, hukuki nitelendirmenin yanlı... olduğunu beyan ederek ve istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri diğer sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmi...lerdir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, devlet ormanı niteliğindeki ta...ınmazda yolsuz tescil edilen kat irtifakı ve bu kat irtifakları üzerinde olu...turulan intifa haklarının terkini istemine ili...kin olduğu, hakimin reddi isteğinin geri çevrilmesine ili...kin ara kararın usul ve yasaya uygun olduğu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, davanın tüzel ki...iliğe haiz ve ta...ınmazın niteliği itibariyle aktif dava ehliyeti bulunan ... tarafından usul ve yasaya uygun ...ekilde açıldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkada...lığı bulunmadığından taraf te...kilinin sağlanmadığına ili...kin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın kat irtifakı ve intifa hakkı maliki lehtarları aleyhine açılması gerektiğinden tapu sicil müdürlüğünün davada taraf olarak yer almasına ve davaya dahil edilmesine gerek bulunmadığı, davanın açıldığı ve ilk duru...manın yapıldığı tarihte 6100 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından ön inceleme duru...ması yapılmadığına ili...kin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, üst hakkı sahibinin hakkında ancak kamu yararı amacıyla tasarrufta bulunabileceği, bağımsız ve sürekli üst hakkının tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına kaydedilmesiyle Türk Medeni Kanunu anlamında bir ta...ınmaz mal sayılsa da Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında gerçek anlamda bir ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceği, üst hakkı üzerinde sözle...menin amacına aykırı olacak ...ekilde kat irtifakı kurulması, ayrı bağımsız bölümler olu...turulması ve intifa hakkı tesis edilmesinin hakkın özünü deği...ikliğe uğrattığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar ..., ..., .... ve ...'nun istinaf ba...vuru taleplerinin feragat nedeniyle reddine; bir kısım davalıların istinaf ba...vurularının ise esastan reddine karar verilmi...tir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Ba...vuranlar 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına kar...ı süresi içinde davalılar Raif Ali Dinçkök, Alize Dinçkök, Alina Dinçkök vekili; asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... .... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ..., ..., ..., ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı .... Gayrimenkul İn...aat Turizm ve Ticaret A... vekili, davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ..., ..., ..., ... vekili, davalı ..., ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ....Turizm San. ve Tic. A... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmu...tur. 2. Davalılar ..., ..., ...., ..., ..., ... ve vekilleri temyiz isteminden feragat etmi...tir. B. Temyiz Sebepleri Yukarıda adı geçen davalı vekilleri ve müdahale talep edenler vekilleri temyiz dilekçelerinde özetle; istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri sebeplerle birlikte özellikle, usule ili...kin olarak; gerekçeli karar ihlali olduğunu, taraf te...kilinin sağlanmadığını, ...erh lehtarlarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, Hazine ve Orman Yönetimi arasında zorunlu dava arkada...lığı bulunduğunu, davalı ...’a yargılama boyunca tebligat yapılmadığını, yargılamanın eksik harçla yürütüldüğünü, 6100 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesine aykırı olarak ön inceleme duru...ması yapılarak uyu...mazlığın tespit edilmediğini ve tahkikata geçildiğini, mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının aktif dava ehliyeti olmadığını, müdahale talep edenlerin taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini; esasa ili...kin olarak ise yapılan i...lemlerin hukuka uygun olduğunu, yolsuz tescilin söz konusu olmadığını, kar...ı davanın reddinin hatalı olduğunu, hukuki nitelendirmenin ve gerekçenin hatalı olduğunu beyan ederek, temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri diğer nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmi...lerdir. C. Gerekçe 1. Uyu...mazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birle...tirilen davalar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanu'nun 999 uncu maddesi uyarınca ormandan ihdasen Hazine adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki ta...ınmazda, Anayasa'nın 169 uncu, 4721 sayılı Kanun'un 826 ıncı, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 115 inci maddesi uyarınca kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde 4721 sayılı Kanun'un 795 inci maddesi uyarınca tesis edilen intifa haklarının 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı olarak terkini istemine ili...kindir. 2. İlgili Hukuk 1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) "Ormanların korunması ve geli...tirilmesi" kenar ba...lıklı 169 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ...öyledir: "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının geni...letilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yeti...tirilir, bu yerlerde ba...ka çe...it tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve i...letilir. Bu ormanlar zamana...ımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dı...ında irtifak hakkına konu olamaz." 2. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun); a) 17 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Savunma, ula...ım, enerji, haberle...me, su, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrı...tırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel ki...ilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya i...letilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dı...ındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler ... veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve ...artlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir i...lemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dı...ında kullanılamaz." b) 115 inci maddesinde, "Devlet ormanları üzerinde kamu yararına yapılacak her türlü yapı ve tesisler için herhangi bir ...ekilde irtifak hakkı tesisi Maliye ve Tarım ve Orman Bakanlıklarının iznine bağlıdır. " c) Geçici 8 inci maddesinde, "Bu Kanunun 17 nci maddesi hükümlerine göre 08.11.2003 tarihinden önce verilen turizm ve diğer izinlerin kesin izin hakları devam eder, izinli saha içinde kalmak kaydıyla mevcut tesislere tadilat, kapasite, tür ve sınıf deği...ikliği izni verilebilir. Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen tadilat, kapasite, tür ve sınıf deği...ikliği izinleri dâhil olmak üzere daha önce turizm amaçlı tesisler için verilen izinler ile diğer izinlerin irtifak hakkına dönü...türülmesinin izin sahibi tarafından talep edilmesi halinde, izin sahibi lehine bu Kanunun 115 inci maddesine göre irtifak hakkı tesis edilebilir" hükümleri yer almaktadır. 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun; a)"Mülkiyet hakkının içeriği" kenar ba...lıklı 683 üncü maddesi, "Bir ...eye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o ...ey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye kar...ı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir." b)"Ta...ınmaz mülkiyetinin konusu" kenar ba...lıklı 704 üncü maddesi, "Ta...ınmaz mülkiyetinin konusu ...unlardır: 1. Arazi, 2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler." c) "Üst hakkı" kenar ba...lıklı 726 ıncı maddesinin birinci fıkrası, "Bir üst irtifakına dayalı olarak ba...kasına ait bir arazinin altında veya üstünde sürekli kalmak üzere in...a edilen yapıların mülkiyeti, irtifak hakkı sahibine ait olur." d)"İntifa hakkı" kenar ba...lıklı 794 üncü maddesi, "İntifa hakkı, ta...ınırlar, ta...ınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir. Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar." e) "Kurulması" kenar ba...lıklı 795 inci maddesi, "İntifa hakkı, ta...ınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, ta...ınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Ta...ınır ve ta...ınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ili...kin hükümler uygulanır. Ta...ınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemi... olsa bile, durumu bilenlere kar...ı ileri sürülebilir. Tescil edilmi... ise, herkese kar...ı ileri sürülebilir." f) "Sona erme sebepleri" kenar ba...lıklı 796 ıncı maddesi, " İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve ta...ınmazlarda tescilin terkini; yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan kalkması ile sona erer. Sürenin dolması veya hak sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme sebepleri, ta...ınmazlarda malike terkini isteme yetkisi verir." g)"Süresi" kenar ba...lıklı 797 inci maddesi, "İntifa hakkı, gerçek ki...ilerde hak sahibinin ölümü; tüzel ki...ilerde kararla...tırılan sürenin dolması, süre kararla...tırılmamı...sa ki...iliğin ortadan kalkmasıyla sona erer. Tüzel ki...ilerin intifa hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir." h)"Üst hakkı" üst ba...lıklı "Konu ve tapu kütüğüne kayıt" kenar ba...lıklı 826 ıncı maddesi, " Bir ta...ınmaz maliki, üçüncü ki...i lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir. Aksi kararla...tırılmı... olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer. Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir." i)"İçerik ve kapsam" kenar ba...lıklı 827 inci maddesi, "Üst hakkının içerik ve kapsamıyla ilgili olarak resmî senette yer alan, özellikle yapının konumuna, ...ekline, niteliğine, boyutlarına, özgülenme amacına ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ili...kin sözle...me kayıtları herkes için bağlayıcıdır." j)"Kaydedilecek ta...ınmazlar" kenar ba...lıklı 998 inci maddesi, "Tapu siciline ta...ınmaz olarak ...unlar kaydedilir: 1. Arazi, 2. Ta...ınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler. Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli ko...ullar ve usul Cumhurba...kanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Süreklilik ko...ulunun gerçekle...mesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin ta...ınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir." k)"Kaydedilemeyecek ta...ınmazlar" kenar ba...lıklı 999 uncu maddesi, "Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan ta...ınmazlar, bunlara ili...kin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuya kayıtlı bir ta...ınmaz, kayda tâbi olmayan bir ta...ınmaza dönü...ürse, tapu sicilinden çıkarılır. " l)"Terkin ve deği...tirme" üst ba...lıklı "Yolsuz tescilde" kenar ba...lıklı 1025 inci maddesinin birinci fıkrası, "Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmi... veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmu... ya da deği...tirilmi... ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü ki...ilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır" hükümlerini içermektedir. 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun); a)"Asliye hukuk mahkemelerinin görevi" kenar ba...lıklı 2 inci maddesi, "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ili...kin davalarla, ...ahıs varlığına ili...kin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve i...ler bakımından da görevlidir. " b)"Mecburi dava arkada...lığı" kenar ba...lıklı 59 uncu maddesi, "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye kar...ı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkada...lığı vardır." c)"Asli müdahale" kenar ba...lıklı 65 inci maddesi, "(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya ...ey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü ki...i, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına kar...ı aynı mahkemede dava açabilir. (2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır. " d)"Hükmün kapsamı" kenar ba...lıklı 297 inci maddesinin ikinci fıkrası, "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, ...üphe ve tereddüt uyandırmayacak ...ekilde gösterilmesi gereklidir" ...eklinde düzenlenmi...tir. 5. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 8 inci maddesinin I bendi ...öyledir: "Sulh mahkemesi: I-İflas davalarıyla vakfa ili...kin davalar hariç olmak üzere, mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı be...milyar lirayı geçmeyen davaları, ... Görür." 6. Yargıtay İçtihadı Birle...tirme Hukuk Genel Kurulu'nun 07.01.1948 tarihli ve 1946/16,19 Esas, 1948/1 Karar sayılı kararının gerekçesinde, "Devletin, gerek hüküm ve tasarrufu altında bulunan gerekse tapu ile temellük etmekte olduğu Ormanların tasarruf ve mülkiyeti bunların devlet malları olması itibariyle - hazineye ait ise de, hususi mevzuat ile Ormanların i...letilmesi ve istismarı münhasıran Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmi... bulunmaktadır. Bu hak ve salahiyet, gerek medeni hukuk bakımından gerek bu teyit eden hususi mevzuat yönünden Orman Genel Müdürlüğünün her türlü tecavüz ve mülkiyet davalarında Ormana taalluk eden hakları müdafaa ve muhafaza etmek iktidar ve mecburiyetindedir. 4785 sayılı kanunun onikinci maddesiyle tadil edilen 3116 sayılı kanunun birinci maddesinde yer alan Ormanın tarifine ağaçlarla birlikte bunların üzerinde yeti...tikleri zemin de dahil bulunmaktadır. Bu sebep ve mülahazalara binaen yangın ve sair sebep ve suretle ağaçları tamamen veya kısmen yok olan Orman zeminleri de dahil olduğu halde Ormana müteallik tecavüz ve mülkiyet ve emsali adli kazaya tabi davalarda hazineyi temsilen hazine avukatının huzuruna lüzum olmadan Devlet namına i...letme ve istimar hak ve salahiyetine sahip bulunan Orman Genel Müdürlüğüne mensup avukatların bu kabil davaları münhasıran takip ve müdafaa edebileceklerine ve ayrıca hazineye husumet tevcihine lüzum ve zaruret bulunmadığı" ifadelerine yer verilmi...tir. 7. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (492 sayılı Kanun); a) "Harç alma ölçüleri" kenar ba...lıklı 15 inci maddesi, "Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı i...lemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, i...lemin nev'i ve mahiyetine göre maktü esas üzerinden alınır. " b) "Değer esası" kenar ba...lıklı 16 ıncı maddesinin birinci fıkrası, "Değer ölçüsüne göre harca tabi i...lemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." ...eklinde düzenlenmi...tir. 8. 28.04.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7139 sayılı Kanun'un Devlet Su İ...leri Genel Müdürlüğünün Te...kilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Te...kilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Deği...iklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası ...öyledir: “Genel Müdürlük, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre alınan harçlardan, bu Kanunda belirtilen görevleri kapsamında düzenlenen kâğıtlar sebebiyle damga vergisinden ve tapu ve kadastro i...lemlerinden kaynaklanan döner sermaye hizmet bedellerinden muaftır." 3. Değerlendirme 1. Dosya içeriğinden; 09.09.1997 tarihli ve 4451 yevmiye numaralı resmi senetle Göktürk Devlet Ormanı'ndan 2068000 metrekare miktarındaki kısmın 4721 sayılı Kanun'un 999 uncu maddesi uyarınca ihdasen Maliye Hazinesi adına devlet ormanı vasfı ile ve 1190 parsel numarası ile tapu siciline tescil edildiği, aynı resmi senetle 6831 sayılı Kanun'un 17 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 115 inci maddesi uyarınca davalı ..... lehine 49 yıl süre ile üst hakkı kurulduğu, söz konusu üst hakkının ilgililerin talepleri doğrultusunda 22.08.2002 tarihli ve 4982 yevmiye numaralı resmi senetle bağımısız ve sürekli üst hakkı olarak sicilin ayrı bir sayfasına tescil edildiği, 25.10.2002 tarihinde davalı .....'nin talebi doğrultusunda 634 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde kat irtifakı kurulduğu ve sonrasında bu ...ekilde kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilen bağımsız bölümlerde davalılar lehine muhtelif tarihlerde intifa hakları tesis edildiği anla...ılmı...tır. Davacı, davaya konu devlet ormanı niteliğindeki ve Maliye Hazinesi adına kayıtlı 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde davalılar lehine olu...turulan kat irtifakı ve intifa haklarının tesisinde, kamu yararının gözetilmediğini, gerekli izinlerin alınmadığını, üst hakkı sözle...mesinin muhtevasının a...ıldığını, bağımsız ve sürekli üst hakkının 634 sayılı Kanun kapsamında ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceğini, hakkın özünün deği...tirildiğini ileri sürerek, yolsuz tescil niteliğinde olduğundan bahisle kat irtifakı ve inifa haklarının terkini istemiyle eldeki davayı açmı...tır. İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birle...tirilen davaların kabulü ile 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkinine karar verilmi...tir. Bölge Adliye Mahkemesince ise bir kısım davalının istinaf ba...vurusunun esastan reddine karar verilmi...tir. 2. 4721 sayılı Kanun'un 726 ıncı maddesi ile 826 ıncı ve devamı maddelerinde düzenlenmi... olan üst hakkı, ba...kasının ta...ınmazı üstünde veya altında in...aat yapma veya önceden yapılmı... bir in...aatı koruma yetkisi sağlayan ve in...aat üzerinde irtifak hakkı sahibine mülkiyet hakkı kazandıran bir irtifak hakkıdır. Ba...ka bir ifadeyle de üst hakkı, bir gayrimenkulü belirli bir ...ekilde kullanma yetkisi veren sınırlı bir ayni haktır. Kural olarak üst hakkı tesisi, öncelikle resmi ...ekle tabi bir üst hakkı sözle...mesinin yapılması ve sonrasında hukuki sebep olan bu üst hakkı sözle...mesine dayanılarak yapılacak tasarruf i...lemi niteliğindeki tescil ile gerçekle...mi... olur. Kurucu nitelikteki bu tescil, ta...ınmaz malikinin yazılı istemiyle yüklü ta...ınmazın sayfasına yapılır. Üst hakkı olarak tanımlanan bu hakkın, bağımsız ve sürekli nitelikte ise hak sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydı 4721 sayılı Kanun'un 704, 826 ve 998 inci maddeleri uyarınca mümkündür. En az otuz yıl için kurulan üst hakları sürekli nitelikte kabul edilir. Üst hakkını bağımsız kabul edebilmek için de ba...kasına devrinin taraflarca kısıtlanmamı... olması gerekir. Tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydedilen bağımsız ve sürekli üst hakları, mahiyetine aykırı dü...mediği oranda ve ta...ınmaz mülkiyetine ili...kin kurallara göre yüklü ta...ınmazdan bağımsız olarak üçüncü ki...ilere devredilebilir, mirasçılara intikal edebilir, paylı mülkiyetin konusu olabilir, lehine ve aleyhine sınırlı ayni haklar kurulabilir, irtifak veya rehin hakları ile yüklenebilirler. 4721 sayılı Kanun'un 827 inci maddesinde, üst hakkının içeriği ve kapsamına ili...kin sözle...me hükümlerinin herkes için bağlayıcı olduğu düzenlenmi... olup; örnek niteliğinde olarak da yapının konumu, ...ekli, niteliği, boyutları, özgülenme amacı ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ili...kin sözle...me hükümlerinin ayni etkiye sahip olduğu belirtilmi...tir. Üst hakkı sahibi, bu hakkını kullanırken kanunun ve üst hakkı sözle...mesinin kendisine sağladığı sınırları a...mamak zorundadır. Üst hakkının kanundan ve sözle...meden doğan sınırlarının a...ılması, yüklü ta...ınmaz malikinin mülkiyet hakkına haksız bir el atma sayılacağından malik, ...artları varsa 4721 sayılı Kanun'un 683 üncü veya 1025 inci maddesi hükümlerine dayanarak bunu önleyebilir. Bu a...amada, 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı tapu sicilinin düzeltilmesi davasına ili...kin bazı özelliklerin açıklanması gerekmektedir. Tapu sicilinin düzeltilmesi davası; kural olarak tespit davası niteliğinde olup, aynı zamanda ayni bir davadır. Tapu kütüğüne yönelik yolsuz tesciller, malikin mülkiyetini tahditsiz olarak kullanmasına engel olduğundan ve ta...ınmazda malikin sahip olduğu tasarruf yetkisi bakımından bir takım hukuki engeller meydana getirdiğinden, malikin mülkiyet hakkına yönelik bir tecavüz olarak nitelendirilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesinde düzenlenen tapu sicilinin düzeltilmesi davası ile yolsuz tescillerle ayni hakta meydana getirilmi... tecavüzlerin giderilmesi ve kaldırılması; ba...ka bir anlatımla, mülkiyet hakkının her türlü müdahaleden korunması ve bu hakkın hukuk düzeninin sınırları içerisinde, serbest ve tahditsiz olarak kullanılması sağlanmaktadır. 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine göre tapu sicilinin düzeltilmesi davasında davacı sıfatı, kural olarak hakkı hiç veya doğru olarak tescil edilmeyen veya haksız olarak terkin edilen ya da deği...tirilen gerçek hak sahipleri ile ayni hakkı haksız yükler ile zarara uğratılan gerçek hak sahibine aittir. Tapu sicilinin düzeltilmesi davasında davalılar ise, tapu kütüğünün düzeltilmesi ile hakları zarara uğrayabilecek olanlardır. Ba...ka bir ifadeyle; bu davada davacı, kendi ayni hakkını tescil ettirmek veya haksız yükleri terkin ettirmek isterse, tapu sicilinin düzeltilmesi davasını tapu kütüğünün düzeltilmesi ile hakları alakalı olan ve tapu kütüğünde görünen hak sahiplerine yöneltmelidir. 3. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, yargısal kararlar, ilkeler ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; a) 1086 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin I bendi uyarınca malvarlığı haklarına ili...kin davalarda görev, kural olarak dava konusu mal veya hakkın miktar ve değerine göre belirlenir. 6100 sayılı Kanun'un 2 inci maddesinin birinci fıkrasına göre ise, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ili...kin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Anılan yasal düzenlemeler doğrultusunda; gayrimenkulün aynına ili...kin olan eldeki tapu sicilinin düzeltilmesi davasında görevli mahkeme, asıl dava yönünden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Kanun'un 8 inci maddesine göre, birle...tirilen davalar bakımından ise 6100 sayılı Kanun'un 2 inci maddesine göre asliye hukuk mahkemesidir. Tarafların, mahkemenin görevli olmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamı...tır. b) 6100 sayılı Kanun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmi...tir. Asıl dava, 24.09.2010 tarihinde açılmı... ve ilk duru...ma 26.01.2011 tarihinde yapılmı...tır. Asıl davada ilk duru...manın yapıldığı tarihte 6100 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından, asıl dava yönünden 6100 sayılı Kanun'un 137 inci ve devamı maddeleri uyarınca ön inceleme duru...ması yapılmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, birle...tirilen İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/537 Esas sayılı dosyada dava 24.12.2015 tarihinde, birle...tirilen İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/155 Esas sayılı dosyada ise dava 15.04.2015 tarihinde 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra açılmı...tır. Bu durumda, birle...tirilen dava dosyaları yönünden ön inceleme duru...ması yapılmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde ise de yargılamanın geldiği a...ama dikkate alındığında, bu husus bozma sebebi yapılmayarak ele...tiri konusu yapılmı...tır. c) Yargıtay İçtihadı Birle...tirme Hukuk Genel Kurulu'nun 07.01.1948 tarihli ve 1946/16,19 Esas, 1948/1 Karar sayılı kararının gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı tapu sicilinin düzeltilmesi davasının niteliğine ili...kin olarak yukarıda yapılan açıklamalar nazara alındığında ...'nün eldeki davayı açma konusunda aktif dava ehliyeti bulunduğu anla...ıldığından bu yöne ili...kin temyiz itirazları yerinde görülmemi...tir. d) Öte yandan; 4721 sayılı Kanun'un 796 ıncı maddesi uyarınca intifa hakkı ölümle sona erdiğinden, 6100 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi hükmüne göre intifa hakkı lehtarları arasında mecburi dava arkada...lığı bulunmadığından ve davalı ...'a dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edildiği tespit edildiğinden taraf te...kili ile ilgili olarak bu hususlara yönelik temyiz itirazları da yerinde değildir. e) Ancak; Dairemizin geri çevirme kararı ile dosyaya eklenen davaya konu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının incelenmesinde; söz konusu bağımsız bölümlerin kayıtlarında, dava dı...ı üçüncü ki...iler lehine konulan ipotek, haciz, aile konutu, kira sözle...mesi vb. ...erhlerin bulunduğu görülmü...tür. Yukarıda açıklandığı üzere; davaya konu kat irtifakı ve intifa haklarının devamında korunmaya değer menfaate sahip olan sınırlı ayni hak, rehin hakkı vb. hak sahipleri ile ...erh lehtarlarının da davada yer almaları gerekir. Bu sebeple; İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bağımsız bölümlere ili...kin tapu kayıtları eksiksiz olarak temin edilerek, kat irtifakı ve intifa haklarının terkini halinde hakları zarara uğrayabilecek hak sahiplerini davaya dahil etmek üzere davacı tarafa süre ve imkan verilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru olmamı...tır. f) Diğer taraftan; 6100 sayılı Kanun'un 297 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, ...üphe ve tereddüt uyandırmayacak ...ekilde gösterilmesi gereklidir. Bunların yanında hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya ba...ka bir ...eye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Yukarıda yapılan hukuki nitelendirmeye göre dava, ormandan ihdasen Maliye Hazinesi adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki 1190 parsel sayılı ta...ınmazda kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde tesis edilen intifa haklarının terkini istemine ili...kin olup; İlk Derece Mahkemesince, hükümde bağımsız bölüm numaraları açıkça belirtilmediğinden; hükmün davalı ..... adına kayıtlı tüm bağımsız bölümleri kapsayıp kapsamadığı anla...ılamadığı gibi hükümde hangi davalı aleyhine ve hangi bağımsız bölümler yönünden kat irtifakı ve intifa haklarının terkin edildiği açıklanmaksızın, 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının terkinine dair infazda tereddüt meydana getirecek ...ekilde karar verilmesi de isabetsiz olmu...tur. Ayrıca; 6100 sayılı Kanun'un 297 inci maddesi uyarınca, davanın taraflarının, vekillerinin ve taraf sıfatlarının kararda doğru ve eksiksiz ...ekilde gösterilmeleri gerekir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince, gerekçeli karar ba...lıklarının anılan Yasa maddesi hükmüne uygun ...ekilde düzenlenmemi... olması da usul ve yasaya aykırıdır. g) Kabule göre de; harç, kamu düzenine ili...kin olup temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re’sen gözetilmesi gereken hususlardandır. Bilindiği üzere, yargılama harçları ve harçların ne ...ekilde alınacağı 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve çe...itli özel yasalarda düzenlenmi...tir. Bir ki...i ya da kurumun harçtan muaf olup olmayacağı da yine yalnız yasa ile düzenlenir. Davacı ..., 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi gereği 492 sayılı Kanun'a göre alınan harçlardan muaf olmakla birlikte davanın kabulle sonuçlanması halinde davalılar karar ve ilam harcından sorumludur. Davanın reddi halinde ise ... ret harcından sorumlu değildir. 492 sayılı Kanun'un 15 inci maddesi, 16 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve 1 sayılı tarifenin A/III numaralı bendi uyarınca konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anla...mazlık konusu değer üzerinden nispi karar ve ilam harcı alınması gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ormandan ihdasen Maliye Hazinesi adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki 1190 parsel sayılı ta...ınmazda kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde tesis edilen intifa haklarının terkini istemiyle ... tarafından açılan ve gayrimenkulün aynına ili...kin olan eldeki tapu sicilinin düzeltilmesi davası kabulle sonuçlandığına göre; İlk Derece Mahkemesince, yargılama sonunda terkin edilmesine karar verilen irtifak bedelleri üzerinden nispi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken yanılgılı olarak maktu karar ve ilam harcına hükmedilmesi doğru görülmemi...tir. h) Diğer taraftan; iki ki...i arasında belli bir ...ey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir ki...i, bu dava konusu olan ...ey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia ederek (aynı mahkemede ve aynı dava dosyasında) bir dava açarsa, buna asli müdahale denir. Üçüncü ki...inin asli müdahalesinin söz konusu olabilmesi için, iki ki...i arasında bir davanın mevcut ve görülmekte olması ve asli müdahilin, müdahale etmek istediği davanın konusu olan ...ey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia etmesi gerekir. Fakat, asli müdahilin, müdahale etmek istediği davanın konusunu te...kil eden ...ey veya hak üzerinde, o davanın davacısının istediği hakkın (kısmen veya tamamen) aynını istemesi ...art değildir. Asli müdahilin, ilk davanın açılmı... (ve görülmekte) olduğu mahkemede ayrı bir dava açması gerekir. Asli müdahale davasının, ilk davanın davacısına ve davalısına kar...ı birlikte açılması zorunludur. Asli müdahale davasının, usulüne uygun biçimde açılması gerekir. Yani asli müdahale davası da bir dava dilekçesi ile açılmalıdır. Asli müdahale davası açan ki...inin (asli müdahale davacısının) asli müdahale davası için ayrı harç (ba...vurma ve pe...in karar ile ilam harcı) ödemesi gerekir. Aslında asli müdahale davası açması gereken bir ki...i, fer'i müdahale talebinde bulunursa, mahkemenin, müdahalenin niteliğinin asli müdahale olduğunu bildirerek (asli) müdahilden (asli müdahale davası için) ayrı harç yatırmasını istemesi gerekir. Asli müdahil, asli müdahil davası için gerekli harcı ödemezse, mahkeme, asli müdahale talebini inceleme konusu yapamaz. Asli müdahilin usulüne uygun biçimde dava açması (ve harçlarını ödemesi) ile asli müdahale tamamlanmı... olur. Bunun dı...ında mahkemenin asli müdahale talebinin kabulüne karar vermesine gerek yoktur.(Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.IV, İstanbul, Altıncı Baskı, 2001, s.3491 vd.) Somut olayda; davacı ... davalılar arasındaki tapu sicilinin düzeltilmesi davası devam ederken, Pekcan Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili ile ... vekili, davaya konu 30, 179 ve 227 numaralı bağımsız bölümlerde tesis edilen intifa haklarında hak iddia ederek davaya asli müdahil olarak katılmak istemi...ler, ba...vurma harcını ve pe...in harcı yatırmı...lardır. İlk Derece Mahkemesince, 10.05.2017 tarihli ara kararla davaya asli müdahil olarak katılmak isteyen .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili ile ... vekilinin müdahale talepleri reddedilmi...tir. Mahkemenin gerekçeli kararında da yargılamayı uzatmak amacıyla müdahale talebinde bulunulması nedeniyle bu taleplere hukuki anlamda değer verilmeyerek taleplerin reddedildiği açıklanmı...tır. Asli müdahale talep edenler davaya konu intifa haklarında hak iddia ederek müdahale talebinde bulunduklarına, müdahale dilekçelerinde davacı ... intifa hakkı lehtarlarını davalı gösterdiklerine, ba...vurma ve pe...in harcı yatırdıklarına göre; asli müdahil sıfatını iktisap ettiklerinden İlk Derece Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek varsa eksik harç tamamlatılmak suretiyle davaya asli müdahiller ile birlikte devam edilmesi, asli müdahillerin iddialarının ibraz edecekleri delillerle birlikte incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine dü...ünce ile asli müdahale taleplerinin reddine karar verilmesi de doğru değildir. ı) Açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bağımsız bölümlere ili...kin tapu kayıtları eksiksiz olarak temin edilerek, tespit edilecek hak sahiplerini davaya dahil etmek üzere davacı tarafa süre verilmesi, davaya konu irtifak bedelleri belirlenerek davanın kabulüne karar verilmesi halinde davalılar aleyhine bu bedel üzerinden nispi karar ve ilam harcına hükmedilmesi, asli müdahillerin iddiaları incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi, tarafların iddia ve savunmaları hukuki ve denetime uygun gerekçelerle değerlendirilip tartı...ılarak infaza elveri...li hüküm kurulması gerekir. İlk Derece Mahkemesince, değinilen hususlar gözetilmeden yazılı ...ekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulması gerekmi...tir. 4. Öte yandan; vekaletnamelerinde kanun yolundan feragat yetkisi bulunan ve kimlik tespiti yapılan davalılar ..., ..., ., ..., ..., ... ve vekilleri temyiz isteminden feragat ettiklerini açıkça, kayıtsız ve ...artsız olarak bildirmi...lerdir. Bu durumda adı geçen davalı ... vekillerinin temyiz dilekçelerinin feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmi...tir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalılar ..., ..., . ..., ..., ... ve vekilleri temyiz dilekçelerinin REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına kar...ı istinaf ba...vurusunun esastan reddine ili...kin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 4. Bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazlarının ...imdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duru...ma vekalet ücreti 3.815,00 TL'nin davacıdan alınarak Dairemizce 26.04.2022 tarihinde yapılan duru...maya vekilleri ile katılan davalılar ve müdahale talep edenlere ödenmesine, Pe...in alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KAR...I OY Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği görü...ünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2022/7344 E., 2023/3662 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.
8. Hukuk Dairesi         2022/7344 E.  ,  2023/3662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/226 E., 2019/180 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir. Davacı ... vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki hüküm Yargıtay tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; "bozma kararına uyularak yazılı şekilde çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verildiğinden, davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddinin gerektiği açıklandıktan sonra, davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından ise, İlk Derece Mahkemesince (A) harfli bölüm ile ilgili olarak taşınmazın özel orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, tapu kaydının iptaline ve tescil isteminin reddine karar verilmiş olmasının isabetsizliğine" değinilmiştir İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı Hazinenin davasının kabulüne, ... ilçesi ... Mevkiinde bulunan 310 parselin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670 Esas, 1978/383 Karar ... yargılamasında aldırılan 05.11.1976 tarihli krokide A harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptali ile özel orman vasfında Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamıyla; "Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, Mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 ... HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 ... İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup iş bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına "usulî müktesep hak" doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesinin yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararlarıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar ... kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde usuli müktesep hak oluşmaz ve bu durumda Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı Hazinenin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmişse de devlet ormanlarının Hazine adına tescil edilebileceği, özel ormanların ise Hazine adına tescilinin mümkün olmadığı gözden kaçırıldığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamları ve dosya kapsamına göre: Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 ... Kanun hükümlerine göre yapılan ilk orman kadastrosunda dava konusu ... Köyü ... Ayağı Mevkiindeki 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki bölüm 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173 ve 174 ... orman sınır noktalarını birleştiren hatlar ile bitişikteki Mavromoloz Devlet Ormanı sınırları içinde Devlet Ormanı olarak sınırlandırılarak, 09.12.1938 tarihinde ilan edilmiş, bu sınırlandırmaya karşı Aralık 1303 tarihli ve 15 ... tapu maliklerince ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında açılan dava sonucunda, 30.09.1940 tarihli kararla "çekişmeli yerin tapulu olması nedeniyle Orman İdaresinin el atmasının önlenmesine" dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.1941 tarih ve 3426-1014 ... kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Sözü edilen bu kararın eki herhangi bir harita ya da kroki bulunmadığı gibi, bu karar ile sadece Orman İdaresinin elatmasının önlenmesine karar verilmiş, orman tahdidinin iptali konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Bilahare yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, dava konusu parselin krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 bölümü o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat gereğince, bitişikte bulunan Mavromoloz Devlet Ormanı ile bir bütün halinde Devlet Ormanı niteliğinde tespit harici bırakılmış ve Devlet Ormanı olarak tespit harici bırakılan ve eldeki davanın konusu olan krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz da içinde olmak üzere bu yerin doğu ve kuzeyinde bulunan ve 1939 yılında kesinleşen Mavromoloz Devlet Ormanı içinde kalan bir kısım yerlerin Aralık 1303 tarih ve 13 numaralı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı iddiası ile tapu malikleri tarafından Hazine ve Orman İdaresine karşı açılan dava sonucunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670-382 Esas, Karar ... ilamıyla verilen "taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında verilen 30.09.1940 tarihli karar ile orman sayılmayan yer olduğu belirlenen 05.11.1976 tarihli ve 15.06.1978 tashih tarihli krokide (A) ile işaretli 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkında 1939 yılında yapılan orman kadastrosunun iptaline, aynı krokideki (B) işaretli 336.834 ve (C) işaretli 101.554 m2 yüzölçümlü taşınmazlara yönelik davanın reddine" ilişkin karar kesinleşmiştir. Daha sonra yapılan ve 1981 yılında ilan edilerek kesinleşen aplikasyon, herhangi bir nedenle dışta kalan ve 4785 ... Kanun gereği devletleştirilen ormanların kadastrosu çalışmasında, çekişmeli 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, özel orman olarak sınırlandırılmış ve bu çalışmaya karşı tapu maliklerince Danıştayda açılan dava görev yönünden reddedilerek kesinleşmiştir. Akabinde tapu maliklerince, 20.04.1984 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1984/637 Esas ... dava dosyasında, el atmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açılmış, davanın devamı sırasında 94 ... Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen 20.07.1988 tarihli ve 2 ... "mahkeme kararı uygulama tutanağı" başlıklı tutanakta, 01.05.1981 tarihli ve 23 nolu tutanakla yapılan işlemin yine "Özel Orman sınırlaması, (kadastrosu)" olduğu kabul edildikten sonra işlemin ikinci kadastro olduğu, yok sayılması gerektiği açıklanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 19.07.1978 gün ve 1977/670-382 ... kararının uygulaması yapılmış, bu arada 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 ... Kanun ile 6831 ... Kanun'un 11. maddesi değiştirilerek orman kadastrosuna itiraz davalarına bakma görevi Kadastro Mahkemelerine verildiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmış ve Kadastro Mahkemesince, davanın konusunun kalmadığı ve muarazanın sona erdiği gerekçesiyle “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiş olup, bu hüküm, Orman İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince "davanın ağırlıklı olarak muaraza ve müdahalenin önlenmesi isteğinde toplandığına ve esasla ilgili uyuşmazlık giderilmiş bulunduğuna göre hükme yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle onanmıştır. Görüldüğü gibi, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, açılan dava, özel orman kadastrosunun iptali olarak değil, "elatmanın önlenmesi ve muarazaanın giderilmesi" olarak nitelendirilmiş ve yerel mahkemenin hükmü 15.10.1990 tarih ve 1990/1687-8191 ... ilamla onanarak kesinleşmiştir. Bu duruma göre, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde 20.07.1984 tarihinde açılan ve (1984/637 Esas ...) görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan 1989/3 Esas ... "elatmanın önlenmesi ile muarazaanın giderilmesi" davası, özel orman sınırlandırmasının 07.05.1981 tarihinde yapılan ilanından sonra tapu maliklerince süresinde Danıştay'da açılan 1981/1567-1983/1336 ... davanın devamı olmadığı gibi, bu dava, özel orman kadastrosunun iptali davası da değildir. Davacı şirket vekilinin davanın konusu kalmadığı yönündeki beyanı gözönünde bulundurularak "dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karara bağlanıp kesinleşen davanın devamı olamayacağından, Danıştay'ın, özel orman kadastrosunun iptali davasının görev yönünden reddine ilişkin verdiği 1981/1567-1983/1336 ... kararın kesinleştiği 16.04.1984 tarihli ve 01.05.1981 tarihli 23 nolu Orman Kadastro Tutanağındaki özel orman sınırlandırma işlemi de kesinleşmiştir. 1988 yılında 94 ... orman kadastro komisyonu tarafından yapılan çalışma sırasında, 20.07.1988 tarihli 2 ... tutanakla, 01.05.1981 tarihli tutanakla yapılan özel orman sınırlandırmasının ikinci kadastro sayılarak iptal edildiği görülmektedir. Mahkeme kararı uygulanarak çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmışsa da özel orman olarak sınırlandırılan bir taşınmaz için yargı kararı olmadan idari mercilerce orman kadastrosunun iptali mümkün olmadığından bu işleminin hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza “özel orman şerhi”nin konulması üzerine davacı Şirket tarafından 2001 yılında bu şerhin kaldırılması talebi ile açılan dava sonucunda, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/429 Esas-356 Karar ... kararıyla, kesin nitelikli bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen bozma ilamında "yargılama sırasında 2003 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazın özel orman olarak sınırlandırılması nedeniyle davanın orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştüğü ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi" gereğine değinilmiş; bozma ilamına karşı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda ise "dava konusu taşınmazın 1981 yılında özel orman olarak sınırlandırıldığı, bu çalışmaya karşı süresinde dava açılıp iptal ettirilmediği, geçerli bir orman kadastrosu varken 1988 yılında ilan edilen çalışmada özel orman sınırlandırılması iptal edilerek taşınmazın orman sınırları dışında bırakma işleminin yasal dayanağı olmadığından geçerli olmadığı, bu sebeple yok hükmünde olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmaza konan özel orman şerhinin yasal dayanağının olduğu, 2003 yılında yapılan çalışmanın ikinci kez yapılmış olması nedeni ile davayı orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştürmeyeceği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yazan özel orman şerhinin silinmesi davasının reddine dair kararın doğru olduğu" belirtilerek bozma kararı kaldırılmış ve Yerel Mahkemenin verdiği davanın reddine ilişkin hüküm onanarak kesinleşmiştir. Tüm bu süreçler toplu olarak değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın, özel orman olarak sınırlandırılan alanda ve davacı Şirket tarafından açılan dava sonucu verilen ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/670 Esas ve 1978/382 Karar ... kararına göre davacı şirketin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı anlaşılmatadır. Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." Önemle vurgulamak gerekir ki ister özel orman olsun, isterse devlet ormanı olsun, ormanlar bir ülkenin hayat kaynağıdır. Devlet ormanları ile özel ormanlar arasında orman yetiştirilmesi, bakımı konularında hiçbir fark bulunmamaktadır. Devlet ormanları, ormancılık bilimine göre devlet işletecek, özel ormanları ise yine ormancılık bilimine göre sahipleri işletecektir. Anayasa koyucu, ormanlara o kadar önem vermiştir ki; özel orman - devlet ormanı, ayrımı yapmadan "bütün ormanların gözetimi Devlete aittir" hükmünü Anayasa'ya koyarak özel ormanların gözetimini, yani ormancılık bilimine göre işletip, işletilmediğini denetlenmesi görevini Devlete vermiştir. 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 ... Orman Kanunu'nun “hususi ormanlar” başlığı altında düzenlenen kanun maddelerinde ise; "Madde 50 - Hususi orman sahipleri, bu Kanun'un 7'nci maddesi hükümlerine göre tayin olunan orman hudutlarına Ziraat Vekaletince tesbit edilecek işaretleri koymaya mecburdurlar. Madde 51 - Hususi ormanlar, sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak harita ve amenajman planlarına göre işletilir ve idare olunur. Bu plana riayeti orman idaresi kontrol eder. Tayin olunacak müddet içinde bu planları yaptırıp tasdik ettirmiyenlerin harita ve amenajman planları orman idaresince yapılır ve masrafı iki yılda ve dört müsavi taksitte kendilerinden alınır. Madde 52 – (Değişik : 22/5/1987 - 3373/11 md.) Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirascılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanun'un 17'nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar Orman İdaresince mahalli tapu idaresine bildirilir. Madde 53 - Hususi ormanların sahipleri mütaaddit olursa bunlar içlerinden birini veya bir başkasını orman idaresine karşı mesul müdür olarak göstermek mecburiyetindedirler. Üç ay zarfında göstermedikleri takdirde, orman idaresi o yer Sulh Hukuk Mahkemesinden bir mesul müdür seçilmesini talebeder. Madde 54 - Hususi ormanlarda yapılacak plan, damga, istihsal ve murakabe işlerinde çalışan orman memurlarının kanuni harcırah ve masrafları hususi orman sahipleri tarafından ödenir. Bu harcırah ve masrafların karşılığı, bilahara mahsubu yapılmak üzere ve avans olarak orman veznesine peşinen yatırılır. II. İdare ve muhafaza: Madde 55 - Hususi ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Madde 56 - Bu kanunun Devlet ormanları hakkındaki 14, 15, 17, 19'uncu maddeleriyle "Orman emvalinin bedeli ödenmeden veya karşılığı banka mektubu, Devlet ve Ziraat Bankası tahvileriyle temin edilmeden" kaydı müstesna olmak üzere 41, 42 nci maddeleri hükümleri hususi ormanlarda da tatbik olunur. Tohum ve fidandan yetiştirilecek hususi orman sahipleri bu kanunun 14'üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hükümlerden müstesnadır. Bu ormanlarda avlanma, otlatma ve meyvaların toplanması bu kanun hükümleri dahilinde sahiplerinin iznine bağlıdır. Anayasanın 169 ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre devlet ormanları hakkında yasada öngörülen hukuk ve ceza hükümleri aynen özel ormanlarda da uygulanacağından, somut olayda dava konusu taşınmaz 1981 yılında ilan edilen çalışmada özel orman olarak sınırlandırılıp bu işleme karşı süresinde açılıp özel orman sınırlandırılması iptal edilmediğinden, taşınmazın kişi adına özel mülk olarak kayıtlı olması doğru değildir. Ne var ki taşınmazın davalı Şirkete ait özel orman olduğu hususu da kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. Eldeki davada, davacı ... tarafından, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili talep edilmiş olup, dava konusu taşınmazın özel orman olduğu, bu sebeple davacı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ne var ki, Anayasanın 169. ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 50 ila 56. maddeleri hükümlerine göre özel ormanlarda Devletin kontrol ve murakabesi devam ettiği anlaşıldığından, “çoğun için de az da vardır” ilkesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı şirket adına özel orman vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile taşınmazın özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir." denilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Davacı ... vekili, Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve Dairemizin bozma kararının hatalı olduğunu ileri sürerek karar düzeltme isteminde bulunmuş olup, karar düzeltme istemi sonucunda dosya yeniden incelenmiştir. Dava konusu 310 parsel ... taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümü hakkında özel Orman olarak sınırlandırma işleminin kesinleştiği ve davalı şirket adına hali hazırda tapuda kayıtlı bulunmasına dair işlemin yolsuz olduğu ve dava konusu taşınmazın özel orman statüsünde bulunduğunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bununla birlikte uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına mı yoksa davalı şirket adına mı tapu da kayıtlı bulunması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dairemizin düzeltilmesi istenilen ilamında da belirtildiği üzere, özel ormanların gerçek ve tüzel kişiler adına tapuya kaydedilmesi mümkün olup, eldeki davada davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi suretiyle tapu kaydının malik hanesinin doldurulması istemine ilişkin davasının kabulüne imkan bulunmamaktadır. Ancak, dava konusu taşınmazın özel orman olduğuna dair orman kadastro komisyonu işlemi kesinleşmiş bulunduğundan, davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapuda kayıtlı olan vasfına yönelik davasının kabulünün gerektiği de kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı Hazinenin dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına tesciline yönelik davasının reddine, davacı Hazinenin dava konusu taşınmaz bölümünün vasfına yönelik davasının kabulü ile dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapu kaydının iptali ile vasfının özel orman olarak düzeltilmesi suretiyle davalı Şirket adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yanılgılı değerlendirme sonucu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi hatalı olup, temyiz incelemesi sırasında, ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekirken, maddi hataya dayalı olarak, bu hususun gözden kaçırılması suretiyle hükmün farklı nedenle bozulduğu anlaşıldığından, karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının, 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 ... HUMK'un 442/3. maddesi uyarınca kabulü ile Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... bozma ilamının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/433 E., 2022/1290 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılma olanağının ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyetin mümkün hâle geleceği, Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıy
Hukuk Genel Kurulu         2020/433 E.  ,  2022/1290 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasında “tapu iptali ve terkin” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Kapatılan) ... Asliye Hukuk Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin önceki karar kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; ... ilçesi, ... Mevki, ... Gölü kıyısında bulunan 27 pafta, 6080 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, ancak taşınmazın ... Valiliği Kıyı Tespit Komisyonu tarafından belirlenen ve Bayındırlık Bakanlığınca 15.02.1994 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını, kıyıların ise özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın kıyı olarak sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazı tapu kaydına güvenerek iktisap ettiğini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca iktisabının korunması gerektiğini, Kıyı Tespit Komisyonu kararının kendisine tebliğ edilmediğini, kaldı ki idare tarafından kıyı kenar çizgisinin belirlendiği tarihin üzerinden on yıldan fazla bir sürenin geçtiğini, taşınmazın tamamının kıyı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, Devletin güvencesi altında bulunan mülkiyet hakkının korunması gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Birinci Kararı: 6. (Kapatılan) ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.12.2009 tarihli ve 2009/29 E., 2009/181 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın 1482 parselden ifraz suretiyle oluştuğu, 1482 parsele ait tespit tutanağının ise 23.05.1961 tarihinde kesinleştiği, 5841 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddeleri ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12 maddesinin 3. fıkrasına eklenen “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmü ile Geçici 10. maddesindeki “Bu Kanunun 12'nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufunda olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” hükmü uyarınca eldeki davanın on yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı gerekçesiyle reddine, davacı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı vekili için 575TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31.05.2010 tarihli ve 2010/5310 E., 2010/6245 K. sayılı kararı ile; “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 6080 parsel sayılı taşınmazın 23.05.1961 tarihinde kesinleşen kadastro tespitine dayalı olarak tescil edildiği, davanın ise 30.03.2005 tarihinde açıldığı buna göre davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddine karar verilmiş olması doğrudur. Hazinenin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir. Reddine, Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Hal böyle olunca, mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümlerin kıyı kenar çizgisi içinde bulunduğu ve dava tarihinde davacı hazinenin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücreti ile maktu harçtan sorumlu tutulması gerekirken aksine yazılı düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Öyleyse davacı hazinenin yukarıda değinilen yargılama giderleri, avukatlık ücreti ve maktu harç açısından temyiz itirazı yerindedir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesi İkinci Kararı: 9. (Kapatılan) ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.06.2011 tarihli ve 2011/27 E., 2011/373 K. sayılı kararı ile bozma kararına uyulmuş ve önceki karar kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, harç, yargılama gideri ve davacı vekili için takdir edilen vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı: 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.10.2013 tarihli ve 2012/12162 E., 2013/14117 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, hak düşürücü süreden davanın reddine ilişkin hüküm önceden kesinleştiğinden yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin kararı 5841 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2. ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede: "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3. maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10. maddesinde ise; “Bu Kanunun 12.maddesinin 3. fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, Yerel Mahkeme kararının kesinleşmesinden önce Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasaya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33.maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibariyle doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda; dava konusu taşınmazın, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olarak belirlenen kıyı kenar çizgisine göre devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu saptanmış olduğundan davanın kabulüne ve 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağına karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 12. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2014 tarihli ve 2014/35 E., 2014/113 K. sayılı kararı ile; ilk kararın esas yönünden, yani davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin kısmı yönünden Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesin hüküm hâline geldiği, kesin hükmün Yargıtay için de bağlayıcı olduğu ve bozma kararına konu yapılamayacağı, önceki kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle ilk hükümde direnilmesine, verilen ilk karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, harç ve yargılama gideri ile davacı Hazine vekili için takdir edilen vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun Bozma Kararı: 13. Direnme kararı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 14. Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli ve 2017/8-1616 E., 2017/1707 K. sayılı kararı ile; mahkemece davanın esası hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, sadece davanın fer'î niteliğindeki yargılama gideri, vekâlet ücreti ve harç yönünden kurulan hükmün tek başına infaz kabiliyetinin bulunmadığı ve usul hükümlerine uygun olmadığı gerekçesiyle, sair temyiz itirazları incelenmeksizin hüküm usulden bozulmuştur. İkinci Direnme Kararı: 15. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.07.2018 tarihli ve 2018/177 E., 2018/359 K. sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulu kararında belirtilen usule ilişkin eksiklik giderilmek ve önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle yeniden direnme kararı verilmiştir. İkinci Direnme Kararının Temyizi: 16. Direnme kararı süresi içerisinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen ilk kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesince sadece yargılama giderlerine hasren bozulması karşısında, bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın davalı yararına usulî kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, burada varılacak sonuca göre 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin olarak verilen Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararının eldeki davada uygulanmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası(Anayasa)’nın “Kıyıdan yararlanma” başlıklı 43. maddesi; “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir” şeklindedir. 19. 3621 sayılı Kıyı Kanun’nun “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmında; “…Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını, Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı…” ifade edeceği, Aynı Kanun’un “Genel esaslar” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmında; “…Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur…” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 20. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklinde iken, 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” cümlesi eklenmiş ve yine aynı Kanun’un 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde ile “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” düzenlemesi getirilmiş ise de 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesindeki hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı karar ile anılan hükümlerin iptaline karar verilmiştir. 21. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararında; iptale konu kuralların uygulanması hâlinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılma olanağının ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyetin mümkün hâle geleceği, Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyetin yasaklandığı, bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesinin olanaklı olmadığı belirtilerek anılan hükümlerin Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. 22. Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde “Hâkim, Türk hukukunu re'sen uygular” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 23. Bu durumda öncelikle üzerinde durulması gereken husus, yerel mahkeme kararının Yargıtay Özel Dairesince sadece, harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretine yönelik bozulmasından sonra, bozma kararının kapsamı dışında kalan kısımların dayanağını oluşturan yasal düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararına konu olması üzerine bozma kararına uyulmakla usule ilişkin kazanılmış haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği meselesidir. 24. Konuya açıklık getirmek için öncelikle usulî kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 25. “Usulî kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 26. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Ne var ki, davadaki taleplerden biri hakkındaki Yargıtay’ın bozma kararının kapsamı dışında kalması (kısmi onama) ile kesinleşmesi nedeniyle doğan usulî kazanılmış hakkı, maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 237) ile karıştırmamak gerekir. Maddi anlamda kesin hükümde, mahkeme (ve Yargıtay) davadan elini tamamen çekmiş (dava bitmiş, kesin biçimde sonuçlanmış) durumdadır. Oysa, davadaki taleplerden biri hakkındaki kararın bozma kararının kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmesi hâlinde, mahkeme davadan elini henüz çekmiş durumda değildir. Çünkü, mahkeme hakkındaki karar bozulan taleple ilgili olarak davaya devam etmektedir. Bu davada hakkındaki karar kesinleşmiş olan taleple ilgili olarak (maddi anlamda kesin hüküm nedeniyle değil) usulî kazanılmış hak nedeniyle inceleme yapılamamaktadır. Ancak usulî kazanılmış hakkın istisnalarından birinin varlığı hâlinde, hakkındaki karar bozmanın kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmiş olan talep hakkında da mahkemece inceleme yapılabilir ve yeni bir karar verilebilir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, ... 2001, Cilt 5, s. 4770). 27. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)’nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2013 tarihli 2012/1-692 E., 2013/138 K. sayılı ve 11.02.2020 tarihli 2017/8-1881 E., 2020/127 K. sayılı kararları). 28. Anayasa Mahkemesi de usulî kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukukî belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini belirtmiştir (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63). 29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; her ne kadar mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen ilk karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31.05.2010 ve 2010/5310 E., 2010/6245 K. sayılı bozma kararı kapsamı dışında kalmış ise de hak düşürücü sürenin dayanağını oluşturan yasal düzenleme eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK’da belirtildiği gibi maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya uygulanması zorunlu olup, davalı yararına oluşmuş bir usulî kazanılmış haktan bahsedilmesi mümkün değildir. 30. Diğer yandan, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin direnmeye konu 03.10.2003 tarih ve 2012/12162 E., 2013/14117 K. sayılı bozma kararında, sonuç olarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de davanın esası bakımından henüz yerel mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda yapılan araştırma ve inceleme ile toplanan deliller değerlendirilerek olaşacak duruma göre işin esasının çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 31. Hâl böyle olunca direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2021/5687 E., 2022/3045 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.
8. Hukuk Dairesi         2021/5687 E.  ,  2022/3045 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün Yargıtayca duruşma yapılması suretiyle incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.03.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü temyiz eden ... Güzel vekili Av. ... ...' in katılımıyla duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki hüküm Yargıtay tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; "davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının, bozma kararına uyularak yazılı şekilde çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verildiğinden reddinin gerektiği açıklandıktan sonra, davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından ise, Mahkemece (A) harfli bölüm ile ilgili olarak taşınmazın özel orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, tapu kaydının iptaline, tescil isteminin ise reddine karar verilmiş olmasının isabetsizliğine" değinilmiştir Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı Hazinenin davasının kabulüne, ... ilçesi ... Mevkiinde bulunan 310 parselin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670 Esas, 1978/383 Karar sayılı yargılamasında aldırılan 05.11.1976 tarihli krokide A harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptaline ve özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, Mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup ... bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına "usulî müktesep hak" doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesinin yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararlarıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde usuli müktesep hak oluşmaz ve bu durumda Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı Hazinenin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmişse de devlet ormanlarının Hazine adına tescil edilebileceği, özel ormanların ise Hazine adına tescilinin mümkün olmadığı gözden kaçırıldığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamları ve dosya kapsamına göre: Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan ilk orman kadastrosunda dava konusu ... Köyü ... Mevkiindeki 301 sayılı parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki bölüm 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173 ve 174 sayılı orman sınır noktalarını birleştiren hatlar ile bitişikteki Mavromoloz Devlet Ormanı sınırları içinde Devlet Ormanı olarak sınırlandırılarak, 09.12.1938 tarihinde ilan edilmiş, bu sınırlandırmaya karşı Aralık 1303 tarihli ve 15 sayılı tapu maliklerince ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas sayılı dava dosyasında açılan dava sonucunda, 30.09.1940 tarihli kararla "çekişmeli yerin tapulu olması nedeniyle Orman İdaresinin el atmasının önlenmesine" dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.1941 tarih ve 3426-1014 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Sözü edilen bu kararın eki herhangi bir harita ya da kroki bulunmadığı gibi, bu karar ile sadece Orman İdaresinin elatmasının önlenmesine karar verilmiş, orman tahdidinin iptali konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Bilahare yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, dava konusu parselin krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 bölümü o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat gereğince, bitişikte bulunan Mavromoloz Devlet Ormanı ile bir bütün halinde Devlet Ormanı niteliğinde tespit harici bırakılmış ve Devlet Ormanı olarak tespit harici bırakılan ve eldeki davanın konusu olan krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz da içinde olmak üzere bu yerin doğu ve kuzeyinde bulunan ve 1939 yılında kesinleşen Mavromoloz Devlet Ormanı içinde kalan bir kısım yerlerin Aralık 1303 tarih ve 13 numaralı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı iddiası ile tapu malikleri tarafından Hazine ve Orman İdaresine karşı açılan dava sonucunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670-382 Esas, Karar sayılı ilamıyla verilen "taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas sayılı dava dosyasında verilen 30.09.1940 tarihli karar ile orman sayılmayan yer olduğu belirlenen 05.11.1976 tarihli ve 15.06.1978 tashih tarihli krokide (A) ile işaretli 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkında 1939 yılında yapılan orman kadastrosunun iptaline, aynı krokideki (B) işaretli 336.834 ve (C) işaretli 101.554 m2 yüzölçümlü taşınmazlara yönelik davanın reddine" ilişkin karar kesinleşmiştir. Daha sonra yapılan ve 1981 yılında ilan edilerek kesinleşen aplikasyon, herhangi bir nedenle dışta kalan ve 4785 sayılı Kanun gereği devletleştirilen ormanların kadastrosu çalışmasında, çekişmeli 301 sayılı parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, özel orman olarak sınırlandırılmış ve bu çalışmaya karşı tapu maliklerince Danıştayda açılan dava görev yönünden reddedilerek kesinleşmiştir. Akabinde tapu maliklerince, 20.04.1984 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1984/637 Esas sayılı dava dosyasında, el atmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açılmış, davanın devamı sırasında 94 sayılı Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen 20.07.1988 tarihli ve 2 sayılı "mahkeme kararı uygulama tutanağı" başlıklı tutanakta, 01.05.1981 tarihli ve 23 nolu tutanakla yapılan işlemin yine "Özel Orman sınırlaması, (kadastrosu)" olduğu kabul edildikten sonra işlemin ikinci kadastro olduğu, yok sayılması gerektiği açıklanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 19.07.1978 gün ve 1977/670-382 sayılı kararının uygulaması yapılmış, bu arada 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi değiştirilerek orman kadastrosuna itiraz davalarına bakma görevi Kadastro Mahkemelerine verildiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmış ve Kadastro Mahkemesince, davanın konusunun kalmadığı ve muarazanın sona erdiği gerekçesiyle “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiş olup, bu hüküm, Orman İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince "davanın ağırlıklı olarak muaraza ve müdahalenin önlenmesi isteğinde toplandığına ve esasla ilgili uyuşmazlık giderilmiş bulunduğuna göre hükme yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle onanmıştır. Görüldüğü gibi, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, açılan dava, özel orman kadastrosunun iptali olarak değil, "elatmanın önlenmesi ve muarazaanın giderilmesi" olarak nitelendirilmiş ve yerel mahkemenin hükmü 15.10.1990 tarih ve 1990/1687-8191 sayılı ilamla onanarak kesinleşmiştir. Bu duruma göre, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde 20.07.1984 tarihinde açılan ve (1984/637 Esas sayılı) görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan 1989/3 Esas sayılı "elatmanın önlenmesi ile muarazaanın giderilmesi" davası, özel orman sınırlandırmasının 07.05.1981 tarihinde yapılan ilanından sonra tapu maliklerince süresinde Danıştay'da açılan 1981/1567-1983/1336 sayılı davanın devamı olmadığı gibi, bu dava, özel orman kadastrosunun iptali davası da değildir. Davacı şirket vekilinin davanın konusu kalmadığı yönündeki beyanı gözönünde bulundurularak "dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karara bağlanıp kesinleşen davanın devamı olamayacağından, Danıştay'ın, özel orman kadastrosunun iptali davasının görev yönünden reddine ilişkin verdiği 1981/1567-1983/1336 sayılı kararın kesinleştiği 16.04.1984 tarihli ve 01.05.1981 tarihli 23 nolu Orman Kadastro Tutanağındaki özel orman sınırlandırma işlemi de kesinleşmiştir. 1988 yılında 94 sayılı orman kadastro komisyonu tarafından yapılan çalışma sırasında, 20.07.1988 tarihli 2 sayılı tutanakla, 01.05.1981 tarihli tutanakla yapılan özel orman sınırlandırmasının ikinci kadastro sayılarak iptal edildiği görülmektedir. Mahkeme kararı uygulanarak çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmışsa da özel orman olarak sınırlandırılan bir taşınmaz için yargı kararı olmadan idari mercilerce orman kadastrosunun iptali mümkün olmadığından bu işleminin hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza “özel orman şerhi”nin konulması üzerine davacı Şirket tarafından 2001 yılında bu şerhin kaldırılması talebi ile açılan dava sonucunda, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/429 Esas-356 Karar sayılı kararıyla, kesin nitelikli bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen bozma ilamında "yargılama sırasında 2003 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazın özel orman olarak sınırlandırılması nedeniyle davanın orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştüğü ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi" gereğine değinilmiş; bozma ilamına karşı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda ise "dava konusu taşınmazın 1981 yılında özel orman olarak sınırlandırıldığı, bu çalışmaya karşı süresinde dava açılıp iptal ettirilmediği, geçerli bir orman kadastrosu varken 1988 yılında ilan edilen çalışmada özel orman sınırlandırılması iptal edilerek taşınmazın orman sınırları dışında bırakma işleminin yasal dayanağı olmadığından geçerli olmadığı, bu sebeple yok hükmünde olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmaza konan özel orman şerhinin yasal dayanağının olduğu, 2003 yılında yapılan çalışmanın ikinci kez yapılmış olması nedeni ile davayı orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştürmeyeceği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yazan özel orman şerhinin silinmesi davasının reddine dair kararın doğru olduğu" belirtilerek bozma kararı kaldırılmış ve Yerel Mahkemenin verdiği davanın reddine ilişkin hüküm onanarak kesinleşmiştir. Tüm bu süreçler toplu olarak değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın, özel orman olarak sınırlandırılan alanda ve davacı Şirket tarafından açılan dava sonucu verilen ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/670 Esas ve 1978/382 Karar sayılı kararına göre davacı şirketin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı anlaşılmatadır. Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." Önemle vurgulamak gerekir ki ister özel orman olsun, isterse devlet ormanı olsun, ormanlar bir ülkenin hayat kaynağıdır. Devlet ormanları ile özel ormanlar arasında orman yetiştirilmesi, bakımı konularında hiçbir fark bulunmamaktadır. Devlet ormanları, ormancılık bilimine göre devlet işletecek, özel ormanları ise yine ormancılık bilimine göre sahipleri işletecektir. Anayasa koyucu, ormanlara o kadar önem vermiştir ki; özel orman - devlet ormanı, ayrımı yapmadan "bütün ormanların gözetimi Devlete aittir" hükmünü Anayasa'ya koyarak özel ormanların gözetimini, yani ormancılık bilimine göre işletip, işletilmediğini denetlenmesi görevini Devlete vermiştir. 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun “hususi ormanlar” başlığı altında düzenlenen kanun maddelerinde ise; "Madde 50 - Hususi orman sahipleri, bu Kanun'un 7'nci maddesi hükümlerine göre tayin olunan orman hudutlarına Ziraat Vekaletince tesbit edilecek işaretleri koymaya mecburdurlar. Madde 51 - Hususi ormanlar, sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak harita ve amenajman planlarına göre işletilir ve idare olunur. Bu plana riayeti orman idaresi kontrol eder. Tayin olunacak müddet içinde bu planları yaptırıp tasdik ettirmiyenlerin harita ve amenajman planları orman idaresince yapılır ve masrafı iki yılda ve dört müsavi taksitte kendilerinden alınır. Madde 52 – (Değişik : 22/5/1987 - 3373/11 md.) Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirascılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanun'un 17'nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar Orman İdaresince mahalli tapu idaresine bildirilir. Madde 53 - Hususi ormanların sahipleri mütaaddit olursa bunlar içlerinden birini veya bir başkasını orman idaresine karşı mesul müdür olarak göstermek mecburiyetindedirler. Üç ay zarfında göstermedikleri takdirde, orman idaresi o yer Sulh Hukuk Mahkemesinden bir mesul müdür seçilmesini talebeder. Madde 54 - Hususi ormanlarda yapılacak plan, damga, istihsal ve murakabe işlerinde çalışan orman memurlarının kanuni harcırah ve masrafları hususi orman sahipleri tarafından ödenir. Bu harcırah ve masrafların karşılığı, bilahara mahsubu yapılmak üzere ve avans olarak orman veznesine peşinen yatırılır. II. İdare ve muhafaza: Madde 55 - Hususi ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Madde 56 - Bu kanunun Devlet ormanları hakkındaki 14, 15, 17, 19'uncu maddeleriyle "Orman emvalinin bedeli ödenmeden veya karşılığı banka mektubu, Devlet ve ... tahvileriyle temin edilmeden" kaydı müstesna olmak üzere 41, 42 nci maddeleri hükümleri hususi ormanlarda da tatbik olunur. Tohum ve fidandan yetiştirilecek hususi orman sahipleri bu kanunun 14'üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hükümlerden müstesnadır. Bu ormanlarda avlanma, otlatma ve meyvaların toplanması bu kanun hükümleri dahilinde sahiplerinin iznine bağlıdır. Anayasanın 169 ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre devlet ormanları hakkında yasada öngörülen hukuk ve ceza hükümleri aynen özel ormanlarda da uygulanacağından, somut olayda dava konusu taşınmaz 1981 yılında ilan edilen çalışmada özel orman olarak sınırlandırılıp bu işleme karşı süresinde açılıp özel orman sınırlandırılması iptal edilmediğinden, taşınmazın kişi adına özel mülk olarak kayıtlı olması doğru değildir. Ne var ki taşınmazın davalı Şirkete ait özel orman olduğu hususu da kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. Eldeki davada, davacı ... tarafından, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili talep edilmiş olup, dava konusu taşınmazın özel orman olduğu, bu sebeple davacı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ne var ki, Anayasanın 169. ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 50 ila 56. maddeleri hükümlerine göre özel ormanlarda Devletin kontrol ve murakabesi devam ettiği anlaşıldığından, “çoğun için de az da vardır” ilkesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı şirket adına özel orman vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile taşınmazın özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ...Ş. vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.815,00 TL avukatlık ücretinin davacı Hazineden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 29.03.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/447 E., 2021/1360 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılma olanağının ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyetin mümkün hâle geleceği, Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıy
Hukuk Genel Kurulu         2018/447 E.  ,  2021/1360 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasında “tapu iptali ve terkin” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davaların reddine ilişkin karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı Hazine vekili asıl dava dilekçesinde; paftaların incelenmesi sonucunda 20.730,00 m2 yüzölçümündeki dava konusu 279 parsel sayılı taşınmazın 3.161,68 m2'sinin kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde olduğunun tespit edildiğini, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik gereğince dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan 3.161,68 m2'lik kısmının iptaline karar verilmesini istemiştir. 5. Davacı Hazine vekili birleşen davada ise; dava konusu taşınmazda kayıt maliki olan ölü Sezai Selah mirasçılarına husumet yönelterek asıl davada dayanılan nedenlerle taşınmazın kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 6. Asıl davada davalı ..., birleşen davada davalılar ..., ..., ... ve Hediye Sema Okçu vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davanın dayanağı olan kıyı kenar çizgisinin tespitine idari kararın müvekkillerine tebliğ edilmediğini, kıyı kenar çizgisinin usulsüz olarak tanzim edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 7. Birleşen davada davalı ...; yargılamaya katılmamış, savunmada bulunmamıştır. Mahkeme Kararı: 8. Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.03.2010 tarihli ve 2007/87 E., 2010/103 K. sayılı kararı ile; çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalan bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu malı niteliğinde, özel mülkiyete konu olamayacak (2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 43, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de, 25.02.2009 tarihinde kabul edilip 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrası gereğince kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davaların açıldığı tarih arasında 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, dava açıldıktan sonra yapılan yasal düzenleme nedeni ile davanın reddine karar verildiğinden davalılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.06.2010 tarihli ve 2010/6506 E., 2010/7264 K. sayılı kararı ile; "… Dava ve birleşen dava, 3621 Sayılı Yasa'dan kaynaklanan tapu iptali ve sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkin olup mahkemece 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kadastro tespitinin kesinleşmesiyle dava tarihi arasında 3402 Sayılı Yasa'nın 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Öyleyse davacı Hazine’nin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine … Bununla birlikte, asıl davanın davalılarından Sezai’nin dava tarihinden önce 18.09.1986 tarihinde öldüğü, ölü kişi aleyhine dava açıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; asıl davada ölü kişi hakkında yapılan yargılama giderlerinin Hazine üzerinde bırakılması, yapılan uygulama neticesinde dava tarihinde davacı Hazine’nin davasında haklı olduğu gözetilerek, ölü kişi dışındaki asıl davanın ve birleşen davadaki tüm yargılama giderlerinden ve bu giderlerden sayılan avukatlık ücretinden ve maktu harçtan davalı tarafın sorumlu tutulması gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. 11. Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.11.2010 tarihli ve 2010/392 E., 2010/563 K. sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde; önceki gerekçeye ek olarak yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümün kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı ve dava tarihi itibari ile davacının davasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden davalıların sorumlu tutulmalarına karar verilmiştir. 12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili ve davalılar ... ve müşterekleri vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 13. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.02.2011 tarihli ve 2011/1021 E., 2011/2020 K. sayılı kararı ile; "…Hükmüne uyulan bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacı hazinenin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davalıların temyiz itirazlarına gelince; temyiz aşamasında 19.1.2011 tarihinde yürürlüğü giren 6099 Sayılı Yasanın 16. maddesiyle, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesine eklenen 36/A maddesinde aynen; "kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz" hükmü derpiş edilmiştir. Aynı yasanın 17. maddesiyle de, davalı tarafın sorumlu tutulmaması süreci uzatılarak infaz edilmemiş karar için de geçerli olduğu hükmü öngörülmüştür. Hemen belirtilmelidir ki, yürürlüğe giren yasa hükmünün geçmişe şamil olarak uygulanması öngörüldüğünde anılan bu husus kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eder. Nitekim anılan 6099 Sayılı Yasa'nın eldeki davalara da uygulanması gerektiği gözetildiğinde somut olayda Hazine yararına usuli kazanılmış bir haktan sözetme olanağı yoktur. Hal böyle olunca; yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle yargılama masrafları yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi için hüküm bozulmalıdır…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. 14. Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.01.2013 tarihli ve 2011/392 E., 2013/53 K. sayılı kararı ile; bozma kararı sonrasında yapılan yargılama sırasında Hakimler ve Savcılar Kurulunun 15.01.2013 tarihli ve 8 sayılı kararı ile Altınova ilçesinin adli yönden Karamürsel Adliyesi yargı alanından çıkartılarak Yalova Ağır Ceza Mahkemesi yargı alanına bağlandığı gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, dosyanın Yalova Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine ilişkin yetkisizlik kararı verilmiştir. Karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, davacı Hazine vekilinin talebi üzerine dosya yetkili Yalova Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. 15. Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.01.2014 tarihli ve 2013/206 E., 2014/32 K. sayılı kararı ile, bilirkişi raporuna göre, kıyı kenar çizgisinin dava konusu 279 nolu parselden geçebilmesi için denizel oluşumların yüzeyde veya yüzeye yakın mesafede görülmesi gerektiği, yapılan arazi incelemesinde 279 nolu parselde 70-150 cm derinliğinde denizel etki oluşumlara rastlanmadığı, bu hâliyle dava konusu taşınmazın tarımsal arazi vasfı özelliklerini taşıdığı ve kıyı kenar çizgisinin parsel dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 16. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 17. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.01.2015 tarihli ve 2014/25034 E., 2015/1047 K. sayılı kararı ile; "…Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporu (tarihsiz) hüküm kurmaya elverişli değildir. Zira raporda yedi adet araştırma çukuru açıldığı ve bu çukurlardan alınan verilerin incelendiği, buna göre zeminden dibe doğru 70-150 cm'lik nebati toprak üzerinde uzun yıllar tarımsal faaliyet yapıldığı, denizel veriye rastlanmadığı, bu nedenle de kıyı kenar çizgisinin dava konusu taşınmazdan geçmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ancak dava konusu taşınmazın yüzölçümünün büyük olması (20.730 m2) dikkate alındığında gözlem çukurlarının taşınmazın hangi kısmında açıldığının çok önemli olduğu kuşkusuzdur. Ne var ki, gözlem çukurlarının nerede açıldığı harita üzerinde işaretlenmediğinden bu husus denetlenememektedir. Ayrıca keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi rapor eki olan kroki üzerinde gösterilmemiştir. Bu haliyle bilimsel verilere dayanmayan bilirkişi heyet raporunun denetime elverişli olmadığı ve hükme esas alınamayacağı açıktır. Bundan ayrı, dosya içerisinde bulunan 01.12.2008 tarihli, 21.04.2009 tarihli ve 16.10.2012 tarihli bilirkişi heyet raporlarıyla hükme esas bilirkişi raporu birbiriyle çelişmekte olup mahkemece bu çelişki giderilmeden hüküm kurulması doğru değildir. O halde mahkemece yapılacak iş; bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi, dava konusu taşınmazda açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi ve anılan eksiklikler giderildikten sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir" gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 18. Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 2016/120 E., 2016/196 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, davanın esastan reddedilerek kesinleştiği, devam eden yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretine yönelik olduğu, yeniden kıyı niteliği incelemesi ve dava açmada haklılık-haksızlık araştırması yapılmasını gerektirecek bir uyuşmazlık mevcut olmadığı, davanın esası yönünden davalılar yararına usulî müktesap hak meydana geldiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 19. Direnme kararı süresi içinde davacı Hazine vekili vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 20. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece Özel Dairenin sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, davalı yararına usulî kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, buradan varılacak sonuca göre Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde işin esası yönünden inceleme yapılarak bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 21. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, direnme kararının gerekçesinin çelişkili olup olmadığı dolayısıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi hükümleri karşısında usulüne uygun direnme kararı bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 22. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK'nın 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümler, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. 23. Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 24. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüde yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür. 25. 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile eklenen HMK'nın geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429. maddesinin 2. fıkrasında, “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” yönünde düzenleme bulunmaktadır. 26. Bu açık düzenleme karşısında, mahkemece bozma kararı üzerine kendiliğinden tarafları duruşmaya davet eden mahkeme tarafları dinledikten sonra Yargıtay bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Mahkeme bozma kararına uyduktan sonra bu karardan dönemeyeceği gibi direnme kararı verdikten sonra da ilk karardan farklı bir karar vermesi de mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması gerekir. Başka bir deyişle direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de kararı değiştirmemelidir. 27. Somut olayda, direnme kararı öncesinde verilen kararda; taşınmazın arazi vasfı taşıdığı ve kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine kararın Özel Dairece bozulmasından sonra, bu kez mahkemece önceki gerekçeye ek olarak "Mahkememizin 2016/120 esasına kaydı yapılan iş bu davanın yapılan yargılamasında Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 03/03/2010 tarih ve 2007/87 esas, 2010/103 karar sayılı ilamı ile davacının bu dosya ve birleşen dosyada açmış olduğu davaların reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Başkanlığının 21/06/2010 tarih ve 2010/6506 esas, 2010/7264 karar sayılı bozma ilamı ile mahkemece 14/03/2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa hükümleri uyarınca kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında 3402 sayılı yasanın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşücü sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmadığı öyleyse davacı hazinenin bu yöne değinen temyiz itirazlarının yerinde olmadığı belirtilerek hazinenin temyiz talebinin reddine karar verildiği Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesince Yargıtay bozma ilamına uyulduğu, verilen 26/11/2013 tarihli karar ile davalı tarafın harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasına karar verildiği, bu hükmün de her iki taraf vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24/02/2011 tarihli ilamı ile bu ikinci hükmünde sonradan 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren hazinenin açtığı tapu iptali ve tescil davalarında yargılama giderlerinden sorumlu düzenleyen 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36/a maddesindeki hükmün gözetilerek harç, yargılama giderleri ve vekelat ücretinden sorumluluğa karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulduğu, mahkememizce bu son bozma ilamına uyularak 3402 sayılı Kanunun 36/a maddesi gözetilerek davacı Maliye Hazinesinin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalı yararına vekalet ücreti verilmesine karar verildiği, bu itibarla dava esastan red edilerek kesinleştiği, devam eden yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olduğu, yeniden kıyı niteliği incelemesi ve dava açmada haklılık-haksızlık araştırması yapılmasını gerektirecek bir uyuşmazlık mevcut olmadığı, davanın esası yönünden davalılar yararına usulü müktesap hak dolmuş olması davanın esasının kesinleştiği, yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olduğu, davanın esası yönünden davalılar yararına usulsü müktesep hak oluştuğu" gerekçesine de yer verilerek direnme kararı verildiği görülmüştür. 28. Dosyanın geçirdiği aşamalar göz önünde bulundurulduğunda; mahkemece daha önce verilmiş olan kararlara atıf yapılarak direnme kararındaki gerekçenin genişletildiği, bu durumun çelişki oluşturmadığı, bu nedenle ön sorun bulunmadığı oy çokluğuyla ile kabul edilerek işin esasının görüşülmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 29. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Kıyıdan yararlanma” başlıklı 43. maddesi; “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir” şeklindedir. 30. 3621 sayılı Kıyı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmında; “…Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını, Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı…” ifade edeceği, Aynı Kanun’un “Genel esaslar” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmında; “…Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur…” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 31. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme "Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" şeklinde iken, 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına "Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır " cümlesi eklenmiş ve yine aynı Kanun'un 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde ile "Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır " düzenlemesi getirilmiştir. 32. Bilindiği üzere, 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümle ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesindeki hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesince 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E, 2011/77 K sayılı karar ile anılan hükümlerin iptaline karar verilmiştir. 33. Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararında; iptale konu kuralların uygulanması hâlinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılma olanağının ortadan kalkacağı, böylece kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyetin mümkün hâle geleceği, Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyetin yasaklandığı, bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesinin olanaklı olmadığı belirtilerek anılan hükümlerin Anayasa'nın 43 ve 169. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. 34. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, HMK'nın 33. maddesinde “Hâkim, Türk hukukunu re'sen uygular” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. 35. Bu durumda öncelikle üzerinde durulması gereken husus, yerel mahkeme kararının Yargıtay Özel Dairesince sadece, harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik bozulmasından sonra, bozma kararının kapsamı dışında kalan kısımların dayanağını oluşturan yasal düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin iptal kararına konu olması üzerine bozma kararına uyulmakla usule ilişkin kazanılmış haktan bahsedilip bahsedilemeyeceği meselesidir. 36. Konuya açıklık getirmek için öncelikle usulî kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 37. “Usuli kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 38. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Ne var ki, davadaki taleplerden biri hakkındaki Yargıtay'ın bozma kararının kapsamı dışında kalması (kısmi onama) ile kesinleşmesi nedeniyle doğan usulî kazanılmış hakkı, maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 237) ile karıştırmamak gerekir. Maddi anlamda kesin hükümde, mahkeme (ve Yargıtay) davadan elini tamamen çekmiş (dava bitmiş, kesin biçimde sonuçlanmış) durumdadır. Oysa, davadaki taleplerden biri hakkındaki kararın bozma kararının kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmesi hâlinde, mahkeme davadan elini henüz çekmiş durumda değildir. Çünkü, mahkeme hakkındaki karar bozulan taleple ilgili olarak davaya devam etmektedir. Bu davada hakkındaki karar kesinleşmiş olan taleple ilgili olarak (maddi anlamda kesin hüküm nedeniyle değil) usulî kazanılmış hak nedeniyle inceleme yapılamamaktadır. Ancak usulî kazanılmış hakkın istisnalarından birinin varlığı hâlinde, hakkındaki karar bozmanın kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmiş olan talep hakkında da mahkemece inceleme yapılabilir ve yeni bir karar verilebilir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, Cilt 5, s. 4770). 39. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)'nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2013 tarihli 2012/1-692 E., 2013/138 K. sayılı ve 11.02.2020 tarihli 2017/8-1881 E., 2020/127 K. sayılı kararları). 40. Anayasa Mahkemesi de usulî kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukukî belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini belirtmiştir (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63). 41. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince; davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazın kıyıda kaldığı ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı, yargılama sırasında 25.02.2009 tarihinde kabul edilen 5841 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki; “...Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmünün getirilmesi üzerine davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği, kararın Özel Dairece 21.06.2010 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonucu harç, vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden bozulduğu, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen kararın temyizi üzerine bu kez Özel Dairece 24.02.2011 tarihli kararı ile, temyiz aşamasında yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesinin eldeki davaya uygulanması gerektiği gerekçesi ile bozulduğu; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda dava konusu taşınmazın tarımsal arazi vasfı taşıdığı ve kıyı kenar çizgisinin dava konusu parsel dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu kararın da temyizi üzerine Özel Dairece; mahkemece alınan bilirkişi raporlarının hüküm vermeye elverişli olmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine mahkemece; önceki gerekçeye ek olarak, davanın esastan ret edilerek kesinleştiği, devam eden yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olduğu, yeniden kıyı niteliği incelemesi ve dava açmada haklılık-haksızlık araştırması yapılmasını gerektirecek bir uyuşmazlık mevcut olmadığı, davanın esası yönünden davalılar yararına usulî müktesap hak oluştuğu gerekçesiyle direnme kararı verildiği anlaşılmıştır. 42. Her ne kadar mahkemenin davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin kararları Özel Dairenin 21.06.2010 ve 24.02.2011 tarihli bozma kararları kapsamı dışında kalmış ise de, hak düşürücü sürenin dayanağını oluşturan yasal düzenleme eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK’da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunlu olup davalılar yararına oluşmuş usulî kazanılmış haktan bahsedilmesi mümkün değildir. O hâlde mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda işin esası hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gereklidir. 43. Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında "Kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun'un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Kanun'un ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun'un 5 ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. 44. Somut olayda; ilgililere bizzat bildirim yapılmadığı için bağlayıcılık niteliği taşımayan kıyı- kenar çizgisi karşısında 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ve 3621 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörüldüğü şekilde oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerekmiş olup, mahkemece ilk olarak 18.09.2008 tarihinde akademik ünvanlı jeoloji mühendisleri ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu heyeti ile birlikte keşif icra edilerek keşfen kıyı kenar çizgisinin belirlendiği, bilirkişi kurulu tarafından sunulan 01.12.2008 havale tarihli ve yine aynı tarihli fen bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen 18.637,35 m2'lik kısmının yeni belirlenen kıyı kenar çizgisi içinde kaldığının belirtildiği, mahkemece 07.09.2012 tarihinde yeniden yapılan keşif sonucunda jeoloji, harita ve ziraat bilirkişiler tarafından düzenlenen 16.10.2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise, 4 adet araştırma çukurunun açıldığı ve bu kısımlarda denizel plaj çökellerine rastlanılmadığı belirtilerek dosyada mevcut kıyı kenar çizgisi olarak adlandırılan kıyı kenar çizgisi ile uyumlu olmayan yeni kıyı kenar çizgisinin belirlendiği, mahkemece 24.10.2013 tarihinde bir kez daha keşif yapıldığı, yapılan keşif sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan tarihsiz (Uyap sisteminde kayıt tarihi 20.11.2013) jeoloji, fen ve ziraat bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da, 7 adet araştırma çukuru açıldığı, arazi incelemesinde denizel etki oluşumuna rastlanmadığı ve taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kaldığının belirtildiği görülmüştür. 45. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda 7 adet araştırma çukuru açıldığı belirtilmiş ise de, dava konusu taşınmazın yüzölçümünün büyük olması (20.730 m2) dikkate alındığında gözlem çukurlarının taşınmazın hangi kısmında açıldığının önem arz ettiği, ne var ki gözlem çukurlarının nerede açıldığı harita üzerinde işaretlenmediğinden bu hususun denetlenemediği, ayrıca keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisinin rapor eki olan kroki üzerinde gösterilmediği, bu hâliyle bilimsel verilere dayanmayan bilirkişi heyet raporunun denetime elverişli olmadığı ve hükme esas alınamayacağı açıktır. Diğer taraftan, dosya içerisinde bulunan 01.12.2008 tarihli ve 16.10.2012 tarihli bilirkişi heyet raporlarıyla hükme esas bilirkişi heyet raporunun birbiriyle çelişkili olduğu anlaşıldığından mahkemece bu çelişki giderilmeden hüküm kurulması da doğru görülmemiştir. 46. O hâlde; mahkemece yukarıda belirtilen eksiklikler gözetilmek suretiyle 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ve 3621 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörüldüğü şekilde oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile yeniden yapılacak keşif neticesinde kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi, dava konusu taşınmazda açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, dosya kapsamında mevcut bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin bilimsel gerekçeler gösterilmek suretiyle açıklığa kavuşturulması ayrıca keşfi izlemeye ve infaza olanak sağlayacak biçimde fen bilirkişisine kroki düzenlettirilmesi, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısım var ise kroki üzerinde işaretlenmesi ve renkli olarak belirtilmesi , ondan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gereklidir. 47. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi. KARŞI OY Mahkemece direnme kararı öncesinde verilen kararda; taşınmazın arazi vasfı taşıdığı ve kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, anılan kararın Özel Dairece, alınan bilirkişi raporlarının hüküm vermeye elverişli olmadığına işaret edilerek bozulması üzerine bu defa mahkemece davanın esasının kesinleştiği, yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olduğu, davanın esası yönünden davalılar yararına usulî müktesep hak oluştuğu gerekçesi yanında davanın esasına yönelik olarak da önceki gerekçe ile direnme kararı verilmesi karşısında yeni ve farklı bir olguya dayalı olarak verilmiş yeni hüküm bulunup bulunmadığı ve buradan hareketle temyiz incelemesinin özel dairece mi yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılmıştır. Mahkeme ilk kararında keşif de yaparak delilleri toplayıp esastan bir incelemeyle karar vermiş iken yeniden keşif yapılmasına da değinen ve eksik inceleme bulunduğunu belirten bozma kararına direnmiştir. Direnme kararının gerekçesinde aşamalardan da söz edildikten sonra açıkça; davanın esastan red edilerek kesinleştiği, devam eden yargılamanın sadece harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik olduğu, yeniden kıyı niteliği incelemesi ve dava açmada haklılık-haksızlık araştırması yapılmasını gerektirecek bir uyuşmazlık mevcut olmadığı, davanın esası yönünden davalılar yararına usulü müktesap hak doğmuş olması nedeniyle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20/01/2015 tarihinde 2014/25034 Esas 2015/1047 Karar sayılı bozma ilamına uyulmadığı belirtilmiştir. Mahkeme son kararında bu direnme gerekçesi yanında delilleri değerlendirip esastan incelemeye dayalı ve davanın reddi sonucu içeren önceki gerekçeye de aynen yer vermiş ise de mahkemenin asıl gerekçesi öncekinden tamamen farklı bir biçimde davanın esasının önceki aşamalarda kesinleştiği yönündedir. Bu durumda önceki red gerekçesinin de direnme gerekçesi olarak yer alması kararda ikincil (tali) bir gerekçe niteliğini taşımaktadır. Böyle bir gerekçe asıl gerekçe olmayıp; “böyle olmadığı kabul edilse bile,” bir an için aksi düşünülse bile,” “kaldı ki” gibi ifadelerle başlanılarak yazılabilecek bir gerekçe olup kararın asıl gerekçesinin de bu olduğu kabul edilemez. Zira mahkeme kararı sonuçta kesin bir yargıyı ifade edecek olup birbiriyle çelişen farklı gerekçelerle uyuşmazlığın çözümlenip karara bağlanabileceği düşünülemez. Mahkemece, kesinleşme ve usulî kazanılmış hak oluşma konusu olarak belirttiği husus, davanın hak düşürücü süre içinde açılmamış olmasına dayalı bir red kararı olduğu için direnme kararının ilk ve asıl gerekçesi de dava şartı sayılan hak düşürücü süreye ilişkin olarak, usule ilişkin bir nedenle verilen red kararıdır. Taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalmadığı nedenine dayalı red kararı ise esasa dayalı bir red kararıdır. Mahkeme hak dürücü süreye dayalı bir karar vermiş iken ayrıca işin esasına girerek esastan bir karar vermesi mümkün olmadığına göre direnme kararında yer alan ve birbiriyle bağdaşmayan iki ayrı gerekçe bulunması karşısında kararın asıl gerekçesinin usule ilişkin nedenle verilen red gerekçesi olmalıdır. Zira mahkemenin hem esastan hem de usulden red kararı vermesi mümkün değildir. Belirtilen nedenlerle mahkemece verilen direnme kararı yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğundan ön sorun bulunduğu kabul edilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan ön sorun bulunmadığı yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Devlet ormanlarının mülkiyeti ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz.
B) Zamanaşımı ile mülk edinilebilir.
C) Devletçe yönetilir ve işletilir.
D) Kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
E) Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol