1982 Anayasası 170. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 170- Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.
Devlet, bu halkın işletme araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır.
Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
V. Kooperatifçiliğin geliştirilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
55 karar eşleşti
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi, 2009/2886 E., 2009/6435 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
kararın dayandığı gerekçeye, 4342 Sayılı Mera Yasasına göre çalışma yapan Mera Tahsis Komisyonlarının da kadastro komisyonlarında olduğu gibi daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen yerlerde bu sınırlara uyma zorunluluğu bulunmasına, Anayasanın 169 ve 170. madde hükümlerine göre orman yada 2/B madde alanı olarak belirlenen yerlerin mera ve yaylak olarak tahsis edilmesine yasal olanak bulunma
(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2009/2886 E. , 2009/6435 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu kaydındaki şerhin iptali davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Köy Tüzelkişiliği tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli ... 697 sayılı parsel yörede 1984 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında köy tüzel kişiliği adına tespit edilmiş; Orman Yönetimi tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davasının ... Kadastro Mahkemesinin 1992/39 esas, 1992/221 karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılaması sonucunda Orman Yönetiminin davası kabul edilerek taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tesciline, 3402 Sayılı Yasanın 22/son maddesi gereğince ... Devlet Ormanına ait Nisan 1954 tarih, 12 numarada kayıtlı tapunun kütüğüne olduğu gibi aktarılmasına karar verilerek tapuya tescil edilmiştir. Halen 42300m2 yüzölçümünde orman ( vakıf ) niteliği ile Hazine adına tapuda kayıtlıdır. Tapu kaydının beyanlar hanesinde " mera tahdit çalışmasına alınmıştır. Bu parselin tamamı orman dışına çıkarılan sahada kalmaktadır " şeklinde şerhler bulunmaktadır.
Hazine, taşınmazın öncesinin orman olduğu, halen kesinleşen 2/B madde uygulama alanında kaldığını ileri sürerek, tapu kaydındaki mera şerhinin iptalini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, çekişmeli ... 697 sayılı parsel ile ilgili İl Mera Komisyonunun tahsis kararının iptaline karar verilmiş, hüküm davalı köy tüzel kişiliği tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava; tapu kaydındaki şerhin iptaline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1942 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre Istranca Vakıf Hususi Ormanı ve ... Hususi Ormanı adları ile iki adet ormanın dış sınır tahditleri yapılmıştır. İstranca Vakıf Hususi Ormanı olarak tahdidi yapılmış olan orman 4785 Sayılı Yasaya göre devletleştirilmiş ve 1971 yılında 6831 Sayılı Yasaya göre bu ormanın devletleştirme kapsamına girmeyen iç sınırlarının tahdidi Istranca Devlet Ormanı olarak 2 numaralı orman kadastro komisyonu tarafından yapılmıştır. Orman Genel Müdürlüğünün 26/ 02/ 1940 tarih, 2/6/4499 sayılı emirleri ile ... Köy Tüzel Kişiliğine ait özel orman olarak tahdidi yapılmış olan ... Özel Ormanı 1945 Yılında yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasaya göre bedeli ödenmek suretiyle devletleştirilmiştir. Bu ormanın devletleştirilmeden önceki ... Korusu olarak tapu kaydında yazılı bulunan sınırları tahdit sınırlarıyla aynı olup devletleştirme işlemi bu sınırlara göre yapılarak ... Devlet Ormanı adı altında Nisan 1954 tarih, 12 numarada tapuya kaydedilmiştir.
Daha sonra 1995 yılında 6831 Sayılı Yasanın 3302 Sayılı Yasa ile değişik 2/B uygulaması yapılmış, bu çalışma da 20/01/1997 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir.
Mera tahsis işlemleri ise 2005 yılında yapılmış, 10/06/2005 tarihinde askı ilanına çıkartılarak 30 günlük yasal süresi sonunda kesinleşmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, 4342 Sayılı Mera Yasasına göre çalışma yapan Mera Tahsis Komisyonlarının da kadastro komisyonlarında olduğu gibi daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen yerlerde bu sınırlara uyma zorunluluğu bulunmasına, Anayasanın 169 ve 170. madde hükümlerine göre orman yada 2/B madde alanı olarak belirlenen yerlerin mera ve yaylak olarak tahsis edilmesine yasal olanak bulunmadığına, 4342 Sayılı Yasanın “ Mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilecek yerler “ başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde hangi tür arazilerin mera, yaylak ve kışlak olarak köylere ve belediyelere tahsis edilebileceği gösterilmiş olup bunlar arasında öncesi orman olup da bilim ve ... bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin sayılmamış olmasına, nitelik kaybı nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin nasıl değerlendirileceğinin Anayasanın 170. maddesi ile 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkındırılması ve Desteklenmesi Hakkında Yasa ve Yönetmelikte gösterilmiş olmasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14.04.2009 günü oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/18312 E., 2022/665 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır.
3. Ceza Dairesi 2021/18312 E. , 2022/665 K.
"İçtihat Metni"
İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İtiraz Edilen Daire Kararı : Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.12.2018 tarih ve 2018/4333– 2018/4811 sayılı kararı
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 03.08.2018 tarih ve 2018/488- 2018/463 sayılı kararı
İtirazla İlgili Hüküm :Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2017 tarih ve 2017/371, 2017/294 sayılı; sanık hakkında TCK’nın314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 62, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmünün esastan reddi
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I-İTİRAZ KONUSU:
Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2017 tarih ve 2017/371 – 2017/294 sayılı kararıyla TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın, 62, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 03.08.2018 tarih ve 2018/488, 2018/463 sayılı kararının temyiz incelemesi neticesinde hükmün onanmasına dair Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.12.2018 tarih ve 2018/4333, 2018/4811 sayılı kararının kaldırılmasına dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2021 tarih ve KD – 2021/124202 sayılı yazısı ile itiraz edildiği anlaşılmıştır.
II-İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2021 tarih ve KD – 2021/124202 sayılı itirazında;
“Sanığın 09.08.2021 tarihli dilekçe ile iyi hal indiriminin uygulanmadığını, soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde karar aşamasında görev aldığını beyanla itiraz talebinde bulunması üzerine yapılan incelemede,
Sanık ... hakkında Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yürütülen soruşturmada 08.10.2016 tarihinde 2016/6267 soruşturma numarası üzerinden tutuklamaya sevk edildiği, sulh ceza hakimi olarak ... (...)’nin görev yaptığı ve tutuklama gerekçesi olarak kararda; ...'ın üzerine atılı " Örgütün Ceza Evi sorumlusu olduğu değerlendirilen kişinin de arasında bulunduğu kişilerle şüphelinin yoğun telefon görüşmelerinin bulunduğuna dair HTS raporu analizi, birbirini teyit eder nitelikte tanık beyanları, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve tutanaklar ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunması .." gerekçeleriyle CMK’nın 100 ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına karar verildiği tespit edilmiştir.
Sulh ceza hakimi olarak görev yapan hakimin sanığın tutuklanmasında net bir şekilde sanığın suçlanmasıyla ilgili ve suç delilleriyle ilgili görüş ortaya koyduğu aşikardır.
Yine; hakim ... (...)’nin Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2017 tarihli kararında üye hakim olarak görev yaptığı tespit edilmiştir.
CMK’nın 23/2. maddesi gereğince “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmüne açıkça aykırılık bulunduğu, bu nedenle kararın bozulması gerekir.
Nitekim;
İnsan haklarına dayanan hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesini hakim kılmak için gereken her türlü yapısal ve kurumsal hukuki reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın önemli unsurlarından bir tanesi adil yargılama ve adalete erişim hakkının tüm güvenceleriyle yaşama geçirilmesidir. Bu hakların kullanımını sağlamak için gerekli tedbirleri almak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında yer almaktadır.
Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımının da sağlanması gerekir. Anayasamızın 36. maddesinde “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi temel bir hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
Adil yargılanma hakkı bağımsız ve tarafsız yargı mercileri elinde hakkını aramak, davalı veya davacı olabilmek, yargılama sırasında usuli güvencelere sahip olmak, yargılamanın makul sürede yapılması, mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmalarının sağlanması gibi temel güvenceleri bünyesinde barındırmaktadır. Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan hakların elde edilmesini kolaylaştıran, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.
Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.
Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler" şeklinde açıkça vurgulanmıştır.
Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara sübjektif değil objektif davranmasıdır.
Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; “Herkes, .... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında .... hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından .... yargılanma hakkına sahiptir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafsızlık konusunda verdiği kararlarında “tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşme’nin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarda test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir. (17.01.1970, Delcourt, parag. 31) Tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur.
Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. ..... tarafsızlık ise,“Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda Anayasanın 90/5. maddesinde yer alan “usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün varlığı yine CMK 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmü gözönüne alındığında tarafsızlık ve adil yargılama hakkının zedelenmemesi için sulh ceza hakimi olarak tutuklama işlemini yapan hakimin aynı sanık hakkında ağır ceza mahkemesinde verilen davada mahkumiyet hükmüne ilişkin karara katılması usul ve yasaya aykırıdır. Kısaca sanığın sorgusuna katılan hakim kovuşturma evresinde görev yapamaz, karar veremez. Yargıtay Yüksek 16. Ceza Dairesi'nin 04.12.2018 gün ve 2018/4333 Esas, 2018/4811 Karar sayılı "temyiz davasının esastan reddi ile hükmün onanmasına" dair ilamının kaldırılması, Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,” şeklinde itiraz nedenlerinin belirtildiği görülmüştür.
III-)İTİRAZ DEĞERLENDİRİLMESİ:
5271 sayılı CMK'nın 23/2 maddesinde yer alan "Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakim, kovuşturma evresinde görev yapamaz" şeklindeki düzenleme, 5320 sayılı CMK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 11. Maddesinde sayılı "Ceza Muhakemesi Kanunun 23. maddesinin ikinci fıkrası, Kanunun 163. maddesi hükmü dışındaki hallerde uygulanmaz" şeklindeki belirleme ile sınırlandırılmıştır.
Yine 5271 sayılı CMK'nın 100. maddesinde sayılı "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir." denilmekle yargılamanın mevcut durumu itibariyle geçici olan tutuklama kararının verebilmesi için kuvvetli şüphenin ve tutuklama nedenin aranması zorunlu olup, kararda tutuklama nedenlerine yer verilmesi hakimin tarafsızlığını şüpheye düşüren hallerden kabul edilemez.
Somut olayda; soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakim yargılamaya katılabilecek hakimlerden olup, CMK'nın 163. maddesinde sayılı "suç üstü hali ile geçikmesinde sakıncalı bulunan hallerde, Cumhuriyet Savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet Savcısının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza hakimi de bütün soruşturma yapabilir" hükmü dışında kalmakta, CMK'nın 23/2. maddesi kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmiştir.
IV-)KARAR:
A-)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
B-)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Dairemiz kararına karşı yapılan itirazın, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar uyarınca bir bütün olarak incelenmesinde, itirazın yerinde olmadığı ve kararın düzeltilmesini gerektiren bir neden bulunmadığı anlaşıldığından; dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/8066 E., 2022/9004 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır.
3. Ceza Dairesi 2021/8066 E. , 2022/9004 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN;
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2017 tarih ve 2017/232 - 2017/334 sayılı kararı
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma
Hüküm : TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 221/4, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince mahkumiyetine dair istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
Temyiz edenler : Sanık ve müdafii
Bölge adliye mahkemesince sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin kesin olarak verilen hükmün, 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine anılan Kanuna eklenen geçici 5. maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içinde temyiz edilmekle,
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecin...'ın beyanları ve tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, örgüt içerisinde askeri mahrem yapılanmada görev yaptığı anlaşılan sanık hakkında; kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanının örgütte kaldığı süre, örgütsel konum ve faaliyetlerine uygun olmadığı halde sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması ve alt sınırdan ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, belirtilen eleştiriler dışında, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık ve müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz taleplerinin esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.12.2022 tarihinde üye ...’ın Sulh Ceza Hakimliğinde görev alan hakimin ilk derece yargılamasına iştirak edemeyeceği yönündeki muhalefeti ile oyçokluğuyla karar verildi
KARŞI OY:
Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı ve sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyet kararı verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizce dosya üzerinde yapılan incelemede; hükmün ONANMASINA oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Oyçokluğuyla onanan kararda soruşturma aşamasında Niğde Sulh Ceza hakimi olarak görev alan ve sanığın tutuklanmasın karar veren hakim Mustafa Çetinkaya'nın (192137) sanığın yargılamasını yapan ve sanık hakkında mahkumiyet kararı veren Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı, CMK’nın 23/2. maddesi gereğince “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmüne, yasal düzenlememize ve evrensel hukuk kurallarına (adalete erişim hakkının engellenmesi) aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.
Karara muhalefet etmemin hukuki sebepleri;
Niğde Hakimi, Mustafa Çeitnkaya (192137) sanık hakkında yürütülen soruşturma sırasında sulh ceza hakimi olarak görev yaptığı ve sanığın tutuklanmaya sevk işleminde sorgusunu yaparak sanık hakkında tutuklama kararı veren hakim olduğu, Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık hakkında yapılan yargılama ve verilen kararda mahkeme başkanı olarak görev yapıp yer aldığı, soruşturma aşamasında yargılama işlemi yapan kişinin aynı sanık hakkında yapılan yargılamada görev alıp almayacağı, görev almasının CMK 23/2 maddesine muhalefet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan adil yargılama hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesine ilişkindir.
Dosya kapsamında sanık ... hakkında Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yürütülen soruşturmada 10.04.2017 tarihinde 2017/3197 soruşturma numarası üzerinden tutuklamaya sevk edildiği, sulh ceza hakimi olarak Mustafa Çetinkaya'nın (192137) görev yaptığı ve Niğde Sulh Ceza Hakimliği'nin 2017/216 sorgu numaralı kararıyla sanığın tutuklanmasına karar verdiği tespit edilmiştir.
CMK’nın 23/2. maddesi gereğince “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmüne açıkça aykırılık bulunduğu, bu nedenle kararın bozulması gerekir.
Nitekim;
İnsan haklarına dayanan hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesini hakim kılmak için gereken her türlü yapısal ve kurumsal hukuki reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın önemli unsurlarından bir tanesi adil yargılama ve adalete erişim hakkının tüm güvenceleriyle yaşama geçirilmesidir. Bu hakların kullanımını sağlamak için gerekli tedbirleri almak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında yer almaktadır.
Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımının da sağlanması gerekir. Anayasamızın 36. maddesinde “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi temel bir hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
Adil yargılanma hakkı bağımsız ve tarafsız yargı mercileri elinde hakkını aramak, davalı veya davacı olabilmek, yargılama sırasında usuli güvencelere sahip olmak, yargılamanın makul sürede yapılması, mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmalarının sağlanması gibi temel güvenceleri bünyesinde barındırmaktadır. Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan hakların elde edilmesini kolaylaştıran, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.
Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.
Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler" şeklinde açıkça vurgulanmıştır.
Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara sübjektif değil objektif davranmasıdır.
Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; “Herkes, .... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında .... hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından .... yargılanma hakkına sahiptir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafsızlık konusunda verdiği kararlarında “tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşme’nin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarda test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir. (17/01/1970, Delcourt, parag. 31) Tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur.
Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. ..... tarafsızlık ise,“Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
CMK’DAKİ DÜZENLEMELER
HÂKİMİN DAVAYA BAKAMAYACAĞI HÂLLER
Madde 22 - (1) Hâkim;
a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Hâkimlik görevini yapamaz.
YARGILAMAYA KATILAMAYACAK HÂKİM
Madde 23 - (1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
...
HAKİMİN REDDİ SEBEPLERİ VE RET İSTEMİNDE BULUNABİLECEKLER
Madde 24 - (1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.
...
Hakimin soruşturma evresinde sulh ceza hakimi olarak görev yaptığı sırada sanığın tutuklanmasına karar vermesinin ve burada görüş açıklamasının daha sonra sanığın yargılandığı ağır ceza mahkemesinde başkan olarak sanığın cezalandırılmasına karar verilen hükümde yer alması adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak şekilde objektif ve subjektif anlamda tarafsızlık ilkesini zedeleyip zedelemediği konusunda görüş farklılıkları olmakla birlikte CMK Yargılamaya Katılamayacak Hâkim başlığıyla düzenlenen 23. maddenin 1. fıkrasında “Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.”, 2. fıkrasında ise “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” şeklindeki düzenleme gereğince tarafsızlık ilkesinin görünümü itibariyle zedelediği, zira hakimin tarafsız olmasının yanında tarafsız görünmesi de gereklidir. Toplumsal/bireysel algıda daha önce kendisini tutuklayan hakimin kendisini ağır ceza mahkemesinde yargılaması kişide subjektif olarak bir güvensizlik yaratır.
Nitekim; 24.05.1989 tarih 10486/83 Hauschildt-Danimarka kararında AİHM; “soruşturma tedbirine karar verildiği olayda yargılama yapan yargıç suç işlediğine dair özet olarak teyit edilmiş bir kuşkunun varlığı halinde tutukluluğu öngören usul hükmü nedeniyle tutuklama ve tutukluluğun devamına karar vermiş olan yargıcın daha sonra dava mahkemesinde başkanlık etmesi ve başvurucu hakkında mahkumiyet kararı vermesi adil yargılama hakkı-bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkının ihlal edildiğini” bu nedenle sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01.10.1982 gün ve 8692/79 başvuru sayılı Piersack/Belçika kararında; Brabant Ağır Ceza Mahkemesine başkanlık yapan yargıç Van de Walle daha önce Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak görev yapmıştır, Üst Mahkemeye atanıncaya kadar Brüksel savcılığında kişilere karşı cürümleri ve kabahatları ele alan B bölümünün, yani, başvurucu bay Piersack’ın olayının havale edildiği bölümün başkanlığını yapmıştır. Bu durumun ağırlığı altında başvurucu davanın “tarafsız bir yargı yeri“ tarafından görülmediğini iddia etmiştir.
Başvurucuya göre, “bir kimse bir olayla bir buçuk yıl savcı olarak ilgilenmiş ise, önyargısız olamaz.” şeklinde iddiada bulunmuştur.
Mahkeme burada tarafsızlık konusunda subjektif ve objektif testlerin yapılması gerektiğini, subjektif test ile bir yargıç hakkında kişisel kanaatini belirleme çabası şeklindeki davranışların test edildiği, objektif test ise bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelerin bulunup bulunmadığının test edilmesi esas itibariyle görünümde tarafsızlığın sağlanması gerektiği sonucuna varmıştır. Yani tarafların yargıcın tarafsızlığında kaygılanmak için haklı bir sebeplerinin bulunmaması gerektiği, kaygılanmak için haklı bir sebebin bulunduğu takdirde yargıç davadan çekilmelidir diyerek burada sözleşmenin 6/1 fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (Osman Doğru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları-I, sh.501)
AİHM bir kararında (AİHM, Farhi/Fransa, 17070/05, l6 Ocak 2007), Mahkeme, Farhi-Fransa davasında, bazı jüri üyelerinin, duruşmaya ara verildiği sırada savcı ile temasa geçmeleri, onların tarafsızlığına gölge düşürdüğü için 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme’ye göre, sanığın bir mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında algısı belirleyici olmamakla beraber önemlidir; önemli olan, sanığın algısının nesnel olarak haklı görülüp görülmemesidir'. (Findlay, par.73; Incal, par.71) (Doğru, Osman-Nalbant, Attila: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Açıklama ve Önemli Kararlar, C.I,) şeklindeki tespiti ile 'Mahkeme, ceza yargılamasında mahkemenin dışarıya tarafsız olduğu görünümü vermesi konusunun önemine vurgu yapmıştır.
Kanımca da;
CMK’nın 22 ve 23. maddelerinde hâkimin görev yasakları sayılmıştır.
CMK’nın 24. maddesinde, görev yasakları dışında, hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren ve kanunda sayılmayan diğer sebeplerden dolayı da hâkimin reddi isteminde bulunabileceği, hakimin tarafsız olmasının yetmeyeceği, tarafsız görünümün de gerekli ve zorunlu olduğu, zira tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür. Bu durumda toplumda adalet arayan kişinin “beni tutuklayan hakim; ağır cezada beni mahkum etti” bu söylem, bu algı, bu görüntü objektif tarafsızlık kriterine aykırı mıdır değil midir? Yani mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsızlık görünümü zedelenmiş midir zedelenmemiş midir?
CMK'nın 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.”
Bu maddedeki düzenleme esas itibariyle aynı mahkemede yürütülen yargılama sürecinin tümünü kapsar ve dolayısıyla o mahkemedeki görülen davadaki kaynak belgeler olan sorgu, tutuklama müzekkeresi ve tutukluluğun devamına ilişkin karar yapılan yargılama faaliyetinin bir parçasıdır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakimin kovuşturma evresinde görev yapamayacağını açıkça belirtmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda Anayasanın 90/5. maddesinde yer alan “usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün varlığı yine CMK'nın 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmü gözönüne alındığında tarafsızlık ve adil yargılama hakkının zedelenmemesi için sulh ceza hakimi olarak adli kontrol işlemini yapan hakimin aynı sanık hakkında ağır ceza mahkemesinde verilen davada mahkumiyet hükmüne ilişkin karara katılması usul ve yasaya aykırıdır. Kısaca sanığın sorgusuna katılan hakim kovuşturma evresinde görev yapamaz, karar veremez.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı kararın; usul, kanun, Anayasanın 90/5. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ve yine aynı Mahkemenin kararlarına aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
3. Ceza Dairesi, 2021/8024 E., 2022/641 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır.
3. Ceza Dairesi 2021/8024 E. , 2022/641 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2018 tarih ve 2017/296 - 2018/188 sayılı kararı
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme
Hüküm : TCK'nın 220/7 delaletiyle 314/2, 220/7, TMK'nın 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin İstinaf başvurusunun esastan reddine
Bölge Adliye Mahkemesince kesin olarak verilen hüküm, 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine anılan Kanuna eklenen geçici 5. maddenin 1/f bendinde belirtilen süre içinde temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;
1- Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan temel ceza belirlenirken delalet maddesi olan TCK’nın 314/3. maddesinin belirtilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanık hakkında hüküm kurulurken TCK'nın 220/7. maddesi uyarınca belirlenen 1 yıl 8 ay hapis cezasından 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca artırım yapılırken 1 yıl 18 ay yerine 2 yıl 6 ay, TCK’nın 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken 1 yıl 13 ay hapis cezası yerine hesap hatası sonucu 2 yıl 1 ay hapis cezası olarak belirlenerek fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün birinci fıkrasından “314/2 ve 220/7 maddesi doğrultusunda” ibaresinin çıkarılarak yerine “314/3. ve 220/7. maddeleri delaletiyle” ibaresinin yazılması, hükmün üçüncü fıkrasından "2 Yıl 6 Ay" ibaresinin çıkarılarak yerine "1 Yıl 18 Ay" ibaresinin yazılması, hükmün dördüncü fıkrasından "2 Yıl 1 Ay" ibaresinin çıkarılarak yerine "1 Yıl 13 Ay" ibaresinin yazılması suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.02.2022 tarihinde üye ...’ın Sulh Ceza Mahkemesinde görev alan hakimin İlk Derece yargılamasına iştirak edemeyeceği yönündeki muhalefeti ile oyçokluğuyla karar verildi
KARŞI OY:
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı ve sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek suçundan mahkumiyet kararı verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizce dosya üzerinde yapılan incelemede; hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Oyçokluğuyla onanan kararda soruşturma aşamasında Malatya 1. Sulh Ceza hakimi olarak görev alan ve sanığın adli kontrol altına alınmasına karar veren hakim Türker Türkoğlu'nun (151409) sanığın yargılamasını yapan ve sanık hakkında mahkumiyet kararı veren Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı, CMK’nın 23/2. maddesi gereğince “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmüne, yasal düzenlememize ve evrensel hukuk kurallarına (adalete erişim hakkının engellenmesi) aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.
Karara muhalefet etmemin hukuki sebepleri;
Malatya Hakimi, Türker Türkoğlu (151409) sanık hakkında yürütülen soruşturma sırasında sulh ceza hakimi olarak görev yaptığı ve sanığın tutuklanmaya sevk işleminde sorgusunu yaparak sanık hakkında adli kontrol kararı veren hakim olduğu, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık hakkında yapılan yargılama ve verilen kararda mahkeme başkanı olarak görev yapıp yer aldığı, soruşturma aşamasında yargılama işlemi yapan kişinin aynı sanık hakkında yapılan yargılamada görev alıp almayacağı, görev almasının CMK 23/2 maddesine muhalefet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan adil yargılama hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesine ilişkindir.
Dosya kapsamında sanık ... hakkında Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yürütülen soruşturmada 16.01.2017 tarihinde 2016/14296 soruşturma numarası üzerinden tutuklamaya sevk edildiği, sulh ceza hakimi olarak Türker Türkoğlu (151409)’nun görev yaptığı ve Malatya 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2017/32 sorgu numaralı kararıyla sanığın adli kontrol altına alınmasına karar verdiği tespit edilmiştir.
CMK’nın 23/2. maddesi gereğince “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmüne açıkça aykırılık bulunduğu, bu nedenle kararın bozulması gerekir.
Nitekim;
İnsan haklarına dayanan hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesini hakim kılmak için gereken her türlü yapısal ve kurumsal hukuki reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın önemli unsurlarından bir tanesi adil yargılama ve adalete erişim hakkının tüm güvenceleriyle yaşama geçirilmesidir. Bu hakların kullanımını sağlamak için gerekli tedbirleri almak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında yer almaktadır.
Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımının da sağlanması gerekir. Anayasamızın 36. maddesinde “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi temel bir hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
Adil yargılanma hakkı bağımsız ve tarafsız yargı mercileri elinde hakkını aramak, davalı veya davacı olabilmek, yargılama sırasında usuli güvencelere sahip olmak, yargılamanın makul sürede yapılması, mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmalarının sağlanması gibi temel güvenceleri bünyesinde barındırmaktadır. Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan hakların elde edilmesini kolaylaştıran, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.
Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.
Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler" şeklinde açıkça vurgulanmıştır.
Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara sübjektif değil objektif davranmasıdır.
Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; “Herkes, .... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında .... hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından .... yargılanma hakkına sahiptir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafsızlık konusunda verdiği kararlarında “tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşme’nin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarda test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir. (17/01/1970, Delcourt, parag. 31) Tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur.
Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. ..... tarafsızlık ise,“Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.
KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
CMK’DAKİ DÜZENLEMELER
HÂKİMİN DAVAYA BAKAMAYACAĞI HÂLLER
Madde 22 - (1) Hâkim;
a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Hâkimlik görevini yapamaz.
YARGILAMAYA KATILAMAYACAK HÂKİM
Madde 23 - (1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
...
HAKİMİN REDDİ SEBEPLERİ VE RET İSTEMİNDE BULUNABİLECEKLER
Madde 24 - (1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.
Hakimin soruşturma evresinde sulh ceza hakimi olarak görev yaptığı sırada sanığın tutuklanmasına karar vermesinin ve burada görüş açıklamasının daha sonra sanığın yargılandığı ağır ceza mahkemesinde başkan olarak sanığın cezalandırılmasına karar verilen hükümde yer alması adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak şekilde objektif ve subjektif anlamda tarafsızlık ilkesini zedeleyip zedelemediği konusunda görüş farklılıkları olmakla birlikte CMK Yargılamaya Katılamayacak Hâkim başlığıyla düzenlenen 23. maddenin 1. fıkrasında “Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.”, 2. fıkrasında ise “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” şeklindeki düzenleme gereğince tarafsızlık ilkesinin görünümü itibariyle zedelediği, zira hakimin tarafsız olmasının yanında tarafsız görünmesi de gereklidir. Toplumsal/bireysel algıda daha önce kendisini tutuklayan hakimin kendisini ağır ceza mahkemesinde yargılaması kişide subjektif olarak bir güvensizlik yaratır.
Nitekim; 24.05.1989 tarih 10486/83 Hauschildt-Danimarka kararında AİHM; “soruşturma tedbirine karar verildiği olayda yargılama yapan yargıç suç işlediğine dair özet olarak teyit edilmiş bir kuşkunun varlığı halinde tutukluluğu öngören usul hükmü nedeniyle tutuklama ve tutukluluğun devamına karar vermiş olan yargıcın daha sonra dava mahkemesinde başkanlık etmesi ve başvurucu hakkında mahkumiyet kararı vermesi adil yargılama hakkı-bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkının ihlal edildiğini” bu nedenle sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01.10.1982 gün ve 8692/79 başvuru sayılı Piersack/Belçika kararında; Brabant Ağır Ceza Mahkemesine başkanlık yapan yargıç Van de Walle daha önce Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak görev yapmıştır, Üst Mahkemeye atanıncaya kadar Brüksel savcılığında kişilere karşı cürümleri ve kabahatları ele alan B bölümünün, yani, başvurucu bay Piersack’ın olayının havale edildiği bölümün başkanlığını yapmıştır. Bu durumun ağırlığı altında başvurucu davanın “tarafsız bir yargı yeri“ tarafından görülmediğini iddia etmiştir.
Başvurucuya göre, “bir kimse bir olayla bir buçuk yıl savcı olarak ilgilenmiş ise, önyargısız olamaz.” şeklinde iddiada bulunmuştur.
Mahkeme burada tarafsızlık konusunda subjektif ve objektif testlerin yapılması gerektiğini, subjektif test ile bir yargıç hakkında kişisel kanaatini belirleme çabası şeklindeki davranışların test edildiği, objektif test ise bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelerin bulunup bulunmadığının test edilmesi esas itibariyle görünümde tarafsızlığın sağlanması gerektiği sonucuna varmıştır. Yani tarafların yargıcın tarafsızlığında kaygılanmak için haklı bir sebeplerinin bulunmaması gerektiği, kaygılanmak için haklı bir sebebin bulunduğu takdirde yargıç davadan çekilmelidir diyerek burada sözleşmenin 6/1 fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (Osman Doğru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları-I, sh.501)
AİHM bir kararında (AİHM, Farhi/Fransa, 17070/05, l6 Ocak 2007), Mahkeme, Farhi-Fransa davasında, bazı jüri üyelerinin, duruşmaya ara verildiği sırada savcı ile temasa geçmeleri, onların tarafsızlığına gölge düşürdüğü için 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme’ye göre, sanığın bir mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında algısı belirleyici olmamakla beraber önemlidir; önemli olan, sanığın algısının nesnel olarak haklı görülüp görülmemesidir'. (Findlay, par.73; Incal, par.71) (Doğru, Osman-Nalbant, Attila: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Açıklama ve Önemli Kararlar, C.I,) şeklindeki tespiti ile 'Mahkeme, ceza yargılamasında mahkemenin dışarıya tarafsız olduğu görünümü vermesi konusunun önemine vurgu yapmıştır.
Kanımca da;
CMK’nun 22 ve 23. maddelerinde hâkimin görev yasakları sayılmıştır.
CMK’nın 24. maddesinde, görev yasakları dışında, hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren ve kanunda sayılmayan diğer sebeplerden dolayı da hâkimin reddi isteminde bulunabileceği, hakimin tarafsız olmasının yetmeyeceği, tarafsız görünümün de gerekli ve zorunlu olduğu, zira tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür. Bu durumda toplumda adalet arayan kişinin “bana koruma tedbiri uygulayan hakim; ağır cezada beni mahkum etti” bu söylem, bu algı, bu görüntü objektif tarafsızlık kriterine aykırı mıdır değil midir? Yani mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsızlık görünümü zedelenmiş midir zedelenmemiş midir?
CMK 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.”
Bu maddedeki düzenleme esas itibariyle aynı mahkemede yürütülen yargılama sürecinin tümünü kapsar ve dolayısıyla o mahkemedeki görülen davadaki kaynak belgeler olan sorgu, tutuklama müzekkeresi ve tutukluluğun devamına ilişkin karar yapılan yargılama faaliyetinin bir parçasıdır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakimin kovuşturma evresinde görev yapamayacağını açıkça belirtmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda Anayasanın 90/5. maddesinde yer alan “usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün varlığı yine CMK 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” hükmü gözönüne alındığında tarafsızlık ve adil yargılama hakkının zedelenmemesi için sulh ceza hakimi olarak adli kontrol işlemini yapan hakimin aynı sanık hakkında ağır ceza mahkemesinde verilen davada mahkumiyet hükmüne ilişkin karara katılması usul ve yasaya aykırıdır. Kısaca sanığın sorgusuna katılan hakim kovuşturma evresinde görev yapamaz, karar veremez.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı kararın; usul, kanun, Anayasanın 90/5. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ve yine aynı Mahkemenin kararlarına aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
8. Hukuk Dairesi, 2021/8597 E., 2022/6207 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Paşa'ya ait olduğunu göstermeyeceği, ayrıca Anayasa'nın 169 ve 170. maddelerinin koruyuculuğu altında olan orman ve orman rejimi dışına çıkarılan kamu malı niteliğindeki taşınmazların imar uygulamasına tâbi tutulamayacağı, 3194 sayılı İmar Kanunu ve 2981/3290 sayılı Kanunlar'da orman alanlarının ve 2/B madde uygulaması
8. Hukuk Dairesi 2021/8597 E. , 2022/6207 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle "çekişmeli taşınmazın geldisi olan, Çubuklu Mahallesi 184 ada 7 parsel sayılı 887.491 m2 yüzölçümlü taşınmazın yörede 1958 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosu sırasında orman kadastrosunun kesinleşmesiyle Hazine adına oluşturulan Temmuz 1947 tarihli ve 41 nolu tapu kaydı revizyon gösterilerek orman niteliği ile Hazine adına tespit ve tescil edildiği, daha sonra bir bölümünün 1981 yılında 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde uygulaması ile bir bölümünün de 1987 yılında 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, çekişmeli taşınmazın LXIII sayılı 2. madde poligonu içinde olduğu, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin ... Belediye Meclisinin 23.03.1987 tarihli ve 16 sayılı kararı ile onanan Rüzgarlıbahçe Islah İmar Planı kapsamında, 2981/3290 sayılı Kanun hükümlerine göre 184 ada 13, 14, 15, 16 ve 17 sayılı parsellere ifraz edilerek çekişmeli taşınmazın da içinde bulunduğu 184 ada 13 parselin Hazine, 184 ada 14, 15, 16 ve 17 sayılı parsellerin ise ... Belediyesi adına tescil edildiği, daha sonra yeniden ifraz ve tevhit işlemine tabi tutularak çok sayıda ada ve parsellere ayrıldığı, davacının dayandığı Nisan 1305 tarihli ve 56 numaralı tapu kaydının cinsinin 'Çubuklu Caddesinden 73 nolu Sahilhaneye tâbi Yazıcı ... Efendi Çiftliği demekle ... ve 10 kil tohumu istiab eder tarla ve bağ tarla ve Mahmudoğlu tarlalarını havi bir bap çiftlik' olduğu, sınırlarının 'Bir tarafı Kavacık tarlası ve ittisalinde iki çeşmeden Kanlıca Merası Hendeği ile dere ve andan sırt ve andan Emlaki Humayun sınırı ile dik aşağı dereye ve andan kör dereye ve andan baş yukarı sırtta olan nişan taşına ve andan dik aşağı Kirazlı derenin tahtında Arabacı bahçesinin tarlaları sınırı ile Mahmutoğlu deresinin tahtında set üstünden geçip Arabacı bahçesi sınırı ile Katırcı yolu ile başyukarı sırtta kebir Çatalkayaya ve andan Dedeoğlu merası sınır ile Çavuşbaşı sınırına ve andan tarikiam ile yeni çeşmeye müntehi bahçe ve çayır ve arazi ve tarla ve yine harici ez hududu Kirazlı tarlası demekle meşhur yeni çeşme karşısında bazen ... tarlası ve bazen Esat tarlası ve bir tarafı Kanlıca caddesi ve bir tarafı ... Hazretleri' Nev-i 'Sultan ... Han Sani Hazretleri Vakfı mülhakatından ... Vakfı' olduğu ve miktarının belli olmadığı; oman kadastrosu sırasında tapu ibraz edilmediği gibi o tarihte üzerindeki bitki örtüsünün orman olması nedeniyle orman niteliği ile Hazine adına sınırlandırıldığı, Temmuz 1947 tarihli ve 41 numarada '... oğlu ... ... ' ve 'Yetimoğlu Ormanları' ismi ile Hazine adına tescil edildiği, ormana verilen '... Paşa' isminin davacı miras bırakanına ait olmasının davacıya bir hak sağlamayacağı ve bu ormanın ... Paşa'ya ait olduğunu göstermeyeceği, ayrıca Anayasa'nın 169 ve 170. maddelerinin koruyuculuğu altında olan orman ve orman rejimi dışına çıkarılan kamu malı niteliğindeki taşınmazların imar uygulamasına tâbi tutulamayacağı, 3194 sayılı İmar Kanunu ve 2981/3290 sayılı Kanunlar'da orman alanlarının ve 2/B madde uygulaması ile orman rejimi dışına çıkarılan alanların imar uygulamasına açılacağı konusunda bir hüküm bulunmadığı gibi, sözü edilen Kanunların bu tür arazilerin imar uygulamasına tâbi tutulmasının da yasaklandığı, idari mercilerin kanundan kaynaklanan bir yetkileri olmadan aldıkları kararların yok hükmünde olduğu ve buna dayanılarak yapılan tescillerin de yolsuz tescil hükmünde olduğu; ancak, çekişmeli taşınmazın geldisi olan 184 ada 7 (13) parsele ilişkin olarak; davacının ve diğer ifraz parselleri maliklerinin müdahil Hazine ve Orman İdaresinin de taraf olduğu ... Kadastro Mahkemesinin 1988/34 Esas, bununla birleşen 1988/37 Esas ve 1989/11 Esas (eski Esası 1984/104) sayılı aplikasyona itiraz davalarının halen derdest olduğu; ister ilk orman tahdit hattının yanlış aplike edildiği, isterse 2/B'ye ayrılma koşullarının bulunmadığı iddiasıyla açılmış olsun aplikasyona itiraz davalarının sonucu eldeki davayı etkileyebilecek mahiyette olduğu; bu nedenle Mahkemece, davacının da müdahil olduğu davaların sonuçları beklenerek, bundan sonra da yukarıda açıklanan hususlar göz önünde bulundurulmak suretiyle karar verilmesi gerektiği" ifade edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul, kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 35,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 44,80 TL'nin temyiz eden ...'dan alınmasına, 28.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Anayasa Hukuku
Devletin, orman köylüsünü korumak amacıyla alacağı tedbirler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
A) İşletme araç ve gereçlerinin sağlanmasını kolaylaştırmak.
B) Nakledilen köylere ait arazileri bina yapımı için satmak.
C) Nakledilen köylere ait arazileri derhal ağaçlandırmak.
D) Girdilerin sağlanmasını kolaylaştırmak.
E) Orman içinden nakledilen köylülerin geçimini desteklemek.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.