1982 Anayasası 22. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 22 – (Değişik: 3/10/2001-4709/7 md.)
Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
135 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2016/868 E., 2020/442 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
Özel hayatm ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.' biçiminde genel olarak ifade edildikten sonra, Anayasanın 22. maddesinde de, 'Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir.
Ceza Genel Kurulu 2016/868 E. , 2020/442 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 64-231
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan sanık ... ...'ın beraatine ilişkin Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2014 tarihli ve 64-231 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.11.2015 tarih, 2804-17576 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi İ. Ergün; "Sanığın, aralarındaki boşanma davası devam eden ve ayrı yaşadıkları kocası katılana ait facebook hesabının daha önceden bildiği şifresini kullanarak, katılanın facebook hesabına girip, katılanın annesi ile arasındaki yazışmaları önce kendi elektronik posta adresine aktarıp, sonra da gıyabında yapılan yazışmalardan haberder olduğunu bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine gönderdiği olayda;
Sanığın, resmen kocası da olsa katılana ait facebook hesabına girerek katılanın annesiyle yaptığı yazışmaları okuması ve almasının TCK'nın 132. maddesinin birinci fıkrasındaki suçu oluşturduğunu ve Yerel Mahkemenin beraat kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun beraat kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.01.2016 tarih ve 243049 sayı ile;
“...5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Haberleşmenin gizliliğini ihlâl başlıklı 132. maddesi; '(l) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykın olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın nzası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oramnda artırılır.' şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin, kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve nzası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve nzası dışında alenen okunması, başkalan tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır.
Dördüncü fıkrada, kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ikinci veya üçüncü fıkralara göre verilecek cezanın belli oranda artınlması öngörülmüştür.
5237 sayılı TCK’nm 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliğinin ihlal suçu, 765 sayılı TCK’nın 195 ve 197. maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’nın 195 veya 197. maddesinde düzenlenen suçlann konusu olarak 'bir mektup veya telgraf veya kapalı bir zarf' gösterilmişken bu konuda herhangi bir sınırlama yapılmadan 'haberleşmenin gizliliği ve haberleşmenin içeriği' biçiminde genel ve kapsayıcı bir ifade kullanılmıştır.
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 8. maddesiyle koruma altına alman özel hayatm gizliliği, Anayasanın 20. maddesinde de 'Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatm ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.' biçiminde genel olarak ifade edildikten sonra, Anayasanın 22. maddesinde de, 'Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır' şeklinde hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alman genelde; özel hayatın gizliliği, özelde ise; haberleşme hürriyeti, YTCK’nın 'Kişilere Karşı Suçlar' başlıklı 2. kısmında yer alan 'Özel Hayata ve Hayatm Gizli Alanına Karşı Suçlar' başlıklı 9. bölümünde cezayi korumaya kavuşturulmuştur. Bu açıklamalar karşısında YTCK’nın 132. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçuyla korunan hukuki yarar, genel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde belirlenen özel yaşamın ve özelde de yine Anayasanın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme özgürlüğünün dokunulmazlığıdır.
TCK’nın 132. maddesiyle düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suçunun hareket unsurunu da maddede düzenlenen suçlara göre, ayrı ayrı belirlemek gerekir.
Maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliğini ihlaldir. Bu suçun oluşması için, kişiler arasında bir haberleşme olması gerekir. Bu haberleşmenin hangi araçlarla ve ne şekilde yapıldığının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Haberleşmenin gizliliğinin dinlemek veya okumak suretiyle ihlal edilmesi hâlinde, bu fıkra uygulanacaktır.
Gizliliğin ihlali başkasına gönderilen bir mektubun açılması, bir telefonun paralelden veya telefon dinleme aleti ile dinlenmesi, bir kamu kurumunda çalışan kişiler arasındaki bilgisayar aracılığıyla yapılan sohbetin bilgi işlem dairesi elemanları tarafından takip edilmesi, gönderilen e-maillerin açılması ve buna benzer değişik şekillerde olabilir.
TCK’nm 132/1. maddesinin ikinci cümlesine göre, gizliliğin ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, suçun nitelikli hâli işlenmiş olacaktır. Kaydetme, doktrinde 'haberleşmenin içeriğinin herhangi bir şekilde somutlaştırılması, yazı ya da sözlü olarak tekrar okunup, dinlenilebilecek hale getirilmesi' olarak tanımlanmıştır.
Burada önemli olan yapılan haberleşmenin daha sonra tekrar kullanılacak şekilde yazı, işaret, şekil, resim, görüntü ve sesin muhafaza edilecek şekilde kopyalanması suretiyle gerçekleştirilebilir. Haberleşmenin içeriğinin kayda alınması, doğal olarak onun gizliliğinin ihlal edilmesini de gerektirdiğinden, haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçunun içeriğin kaydı suretiyle gerçekleşmesi halinde, aynca faile birinci fıkranın birinci cümlesi uyarınca haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçundan ceza verilmeyecektir.
Bu suçun oluşması için, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi yeterlidir. Gerçekleştirilen eylem sonucu mağdurun herhangi bir zarara uğraması aranmadığı gibi, faile kazanç sağlaması da aranmaz. Hatta fail, okuduğu veya dinlediği şeyi anlamasa, o husus yabancı dilde yazılmış veya konuşulanlar başka bir dilde olsa bile, yine de bu suç oluşacaktır. Çünkü burada önemli olan kişiler arasındaki konuşulanların birileri tarafından duyulması, anlaşılması olmayıp, haberleşme özgürlüğünün ve kişilerin kimsenin müdahalesi olmadan aralarında yapacakları haberleşmenin güvence altında olduğu fikrinin korunmasıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanık ve katılanın resmi nikahlı evli oldukları bu süreçte katılan ve sanığın birbirlerinin facebook adreslerini ve şifrelerini bilip, evlilik birliği içerisindeki güven ile birbirlerinin adreslerine giriş yapabildikleri, bu süreçteki kontrollerinin birbirlerinin rızası ile olduğu, taraflar arasında anlaşmazlık oluşup boşanma sürecine girildiğinde aynı şekilde bildiği şifre ile sanığın katılanın adresine girerek katılanın annesi ile kendisine dair yaptığı görüşmeleri boşanma davasına delil olarak sunmak için katılanın annesi ile arasındaki yazışmaları önce kendi elektronik posta adresine aktarıp, sonrada gıyabında yapılan yazışmalardan haberder olduğunu bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine göndermek şeklindeki eyleminin TCK'nın 132/1 maddesinde yazılı suçu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Sanık ... ... ile katılan ... aralarında boşanma davası devam ettiği sırada, sanığın, katılanın fecebook sayfasına girmemesi gerekmektedir. katılanın buna izin verdiğini kabul etmek hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Sanık katılanın facebook sayfasına girerek katılanın özel alanına müdahale etmiştir. Sanığın, katılan ... ile kayınvalidesi olan müşteki ...'in birbirlerine gönderdiği, boşanma sürecine ilişkin açıklamaların ve şahsına hakaret içeren ibarelerin yer aldığı mesajları, önce kendi elektronik posta adresine, daha sonra da, gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu katılana bildirmek için, katılanın elektronik posta adresine göndermesi eyleminin haberleşmenin gizliliğinin ihlal suçunu oluşturduğu, sanığın hukaka aykırı nitelikteki bu eyleminin TCK'nın 132/1. maddesinin ikinci cümlesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden Yüksek Dairece yasal olmayan gerekçelerle sanık hakında beraat kararı verilmesi yasaya aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.03.2016 tarih, 802-4873 sayı ve oy çokluğuyla ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğuyla ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı haberleşme gizliliğini ihlal suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2013 tarihli ve 4344-1559 sayılı iddianamesi ile; sanık ... ...’ın, boşanmak üzere olduğu eşi katılan ...’ın facebook profiline girerek, katılanın annesi ... ... ile yaptığı yazışma örneklerini, gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu bildirmek için katılanın elektronik posta adresine göndermek suretiyle atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu işlediği iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı ve sevk maddesi olarak TCK’nın 132/1. maddesinin gösterildiği,
Sanık ...’in, 27.11.2012 tarihinde katılan ...’ın elektronik posta adresine gönderdiği, iddianameye konu olan katılan ile katılanın annesi ... arasında geçen yazışma içeriklerinin;
“Katılan ...’ın ‘Dilekçede herşeyi belirtmem gerek ileride boşanma davasında kozum olur’ ,
...’in ‘mahkemede savunursun kendini’ ,
Katılanın ‘boşanmadan velayet olmuyormuş sadece ayrılık kararı çıkarsa 1 yıl geçici velayet veriyorlarmış’ ,
...’in ‘sakin düşün mağdur olan sensin. Allah yardımcın olur inşallah, yeter ki akıllı dur zaten ayrısın evden atıldın ya daha nasıl ayrılık olacakmış zaten bugün avukatı açmıştır davayı, bu karının neresi seni seviyor acaba şıllıklar’,
Katılanın ‘bekliyorum artık bir şey yapmayacağım ve iremin ailesinden kimseyi aramayacağım’ ,
...’in ‘kimseyi arama avukat tut’ ,
Katılanın ‘onlarda ısrarla bunu istiyor, blerina mesaj attımı’ ,
...’in ‘attı cevap vereceğini sanmıyorum’ ,
Katılanın ‘irem telefonu kapatmış mesaj geç gider ve bugün öldü’ ,
...’in ‘bırak üstüne düşme, bugün zaten olmaz, kuduruyorlar şimdi bekle ortalık düzelsin, bunların hesabı sorulacak, o zarife bunun bedelini ödeyecek şerefsiz mahalle sürtüğü yutturacam bu lafları ona... 90 milyar istiyor ha hakim güler buna, sanki zorla oturmuşun gasp etmişin gibi, akıl olsa bunu söylermi cahil köpekler, bence ALLAH SENİ VE ECEYİ ONLARDAN KURTARSIN, biz onlarla aşık atamayız’ ,
Katılanın ‘siteden arkadaşlarını şahit gösterip 8 yıllık kira isteyecekmiş ve 40 millyar adnana borcum varmış. Çünkü o evde adnanın hakı varmış ve kira bedelinin yarısı adnana gidecekmiş. Bu yüzden adnanın bana borcu yokmuş aksine beni borçlu çıkardı. Kendi aldığı altınlarda ireminmiş ve bana ait değildir yani tam çingene mantığı’ ,
...’in ‘sen sakin ol çık eve gel konuşuruz avukat tutarız senin uğraşmana gerek yok, bırak avukat halletsin senin yerine, para niye kazanılır bu gibi durumlarda harcamazsan zarar görürsün’ ,
Katılanın ‘evet görünen avukat tutmak, ona karar verdim, biraz pazarlık yapalım, sonra vekalet verelim, geldiğimde görüşürüz.’ ,
...’in ‘yani yarın okul çıkışı ya da bugün hemen hallet bence ara konuş’ ,
Katılanın ‘bakalım ben çıkıyorum, bye’
...’in ‘tamam öptüm sakin ol. ALLAH BÜYÜKTÜR BİR BOK TALEP EDEMEZ’ ” şeklinde olduğu,
Sanık ...’in 12.11.2012 tarihinde İstanbul Anadolu 8. Aile Mahkemesi nezdinde boşanma davası açtığı, anılan Mahkemece 27.11.2014 tarihinde sanık ile katılanın boşanmalarına karar verildiği,
İddianameye konu olan yazışmaların boşanma davasında delil olarak kullanıldığına ilişkin dosyaya yansıyan bilgi ya da belgenin bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; eşi olan sanığın hiçbir sebep yokken Eylül 2012 tarihinde boşanma davası açtığını ve bu tarihten itibaren birlikte yaşadıkları evden ayrıldığını, sanığın boşanma davasına sebep oluşturmak amacıyla facebook adresine girerek belge topladığını, yurt dışında yaşayan aile fertlerinin de mail adreslerine girerek deliller toplayıp açtığı davaya deliller oluşturduğunu, sanık ile kendisinin ayrı ayrı facebook adreslerinin olduğunu, birbirlerinin facebook şifrelerini bilmediklerini, sanığın şifresini kırmak suretiyle facebook adresine girerek özel görüşmelerine ulaştığını, sanığa “Facebook adresime girdiğine inanmıyorum.” dediğinde sanığın adrese girdiğini ispatlamak amacıyla davaya konu yazışmaları mail adresine gönderdiğini, facebook adresine bilgisi ve rızası dışı girildiğini, akademik çalışmalar yaptığını, şifrelerinin değiştirilmesi nedeniyle işini kaybettiğini, olay sebebiyle zarara da uğradığını,
Sanığın kendisine yönelik eylemi sebebiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ve yargılama evresinde şikayetçi sıfatıyla ifadesi alınan ... ...; sanığın, oğlu olan katılanın, kendisinin ve diğer oğlunun şifrelerini kırmak suretiyle facebook adreslerine girdiğini, sanığın şifreleri bilmediğini,
Yargılama aşamasında dinlenen tanık Sezgin ...; katılanın kardeşi olduğunu, yurt dışında yaşadığını, katılan ile sanığın boşanma aşamasına gelen geçimsizliklerinin olduğunu duyunca aralarını bulması için Türkiye’ye önce eşini gönderdiğini, eşinin sanık ile görüştüğünü, bu barışma görüşmelerinde sanıktan taraf olduklarını, kendisinin de onları barıştırmak için sanık ile konuşmaya çalıştığı dönemde sanığın, katılan ile annesi arasında facebook üzerinden yaptığı yazışmaları kendisine gösterdiğini, sanığın kendi facebook adreslerine de giriş yaptığını sonradan anladıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... ... savcılıkta; söz konusu yazışmaların kendi mail adresinden gönderildiğini, ancak bu yazışmaları kendisinin göndermediğini, boşanma davası öncesinde eşi katılan ile birbirlerinin facebook şiflerini bildiklerini, katılanın boşanma davasında kullanmak için delil elde etmek amacıyla bu yazışmaları kendisine göndermiş olabileceğini, katılanın kendisine yönelik olarak tehdit ve hakaret suçlarından aile mahkemesince verilmiş tedbir kararı da bulunduğunu,
Mahkemede farklı olarak; katılanın ve kendisinin ayrı ayrı facebook adresleri olduğunu, birbirlerinin adreslerini ve şifrelerini bildiklerini, sürekli oturumu açık tut butonu ile de bilgisayarlarının açık olduğunu, bu hususta herhangi bir güvensizlikliklerinin olmadığını, şikâyet tarihlerinde bir kez katılanın şifresi ile facebook adresine girdiğini, katılanın annesi ile yapmış olduğu görüşmede kendisine ve ailesine hakaret içerir konuşmalar görünce bunu gördüğünü belli etmek için mail olarak kendi adresinden katılana bu yazışmaları gönderdiğini, bundan sonra başka hiç bir şekilde kullanmadığını, facebook adresini şifreyi kırarak girmediğini, bu konunun eşi tarafından aleyhine kullanıldığını,
Savunmuştur.
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
“(1)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. (2) Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” şeklinde olup, anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
“1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
“1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”;
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 25175 sayılı 21.07.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Birlişmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
“1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır.” hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş (Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Hamide Zafer, Eylem Aksoy Retornaz, Güçlü Akyürek, Ali Hakan Evik, Hasan Sınar, Sinan Altuç, Aytekin İnceoğlu, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Özel Ceza Hukuku İstanbul, 2018, 1. bası, On İki Levha Yayınevi, Cilt III, s. 474). ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "Haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçu üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis”; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ibaresi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis” ibaresi “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “rızası olmaksızın” ibaresinden sonra gelmek üzere “hukuka aykırı olarak” ibaresi ve fıkranın sonuna “ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi eklenmiş; “(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
“Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır...” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki ibareyi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından “haberleşme”den söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; “haberleşme” kelimesi, "iletişim, yazışma"; “iletişim” kelimesi; “duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon”; teknik anlamda “iletişim” ise; “telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, “Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir.” şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen “Özel hayatın gizliliğini ihlal” suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizlililiğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan "ifşa" kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
Maddenin konumuza ilişkin birinci fıkrasının ilk cümlesinde suçun basit şekli tanımlanmış, ikinci cümlesinde ise gizliliğinin haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler” üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanun’da bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden “İlgilinin rızası” üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
İlgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Rıza beyanı, sarih veya zımni, yazılı veya sözlü olabilir. Eğer rıza gösterildiğini anlamaya yarayan başkaca emareler de varsa fiile karşı koymamak veya sessiz kalmak da rıza açıklaması olarak değerlendirilebilir. Fakat açıklama mutlaka suçtan önce veya suçun icra hareketlerinin devam ettiği sırada olmalıdır. Rızanın suçun işlendiği sırada geri alınması, geri alınma anından itibaren fiili hukuka aykırı hale getirir (Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Cilt II, 12. Bası, İstanbul. 1999, s. 751; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara. 2016, 10. Bası, Adalet Yayınevi, s. 464). Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Ankara. 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara. 2013, s. 252 vd.).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen fıkralar bakımından haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun faili haberleşen taraflar dışında bir kimse olabileceğinden, rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için haberleşen her iki tarafın da rızasının bulunması gerekmektedir. Suçun maddi konusu haberleşme olup bu hukuki konu üzerinde hak sahibi olan kimseler haberleşmenin taraflarıdır. Şu hâlde hukuka uygun bir rıza açıklamasından ve hukuka uygunluk sebebi olarak rızadan bahsedebilmek için, haberleşmenin her iki tarafının da rıza göstermesi gerekmektedir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Ankara. 2010, s. 327; Hamide Zafer, Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Ceza Hukukuyla Korunması, İstanbul 2010, s.112; Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019. s. 261).
Bu aşamada, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne ilişkin açıklamalarda da bulunmakta fayda vardır.
5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;
"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup, uyuşmazlık konusu itibarıyla TCK'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen "Haksızlık yanılgısı" kavramı üzerinde durulacaktır.
TCK'nın 30. maddesine 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan fıkranın gerekçesinde;
"Kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişinin, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilmesine rağmen, bunun kanunda suç olarak tanımlandığını bilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ceza hukuku bakımından sorumluluk için önemli olan, işlenen fiilin haksızlık oluşturduğunun bilinmesidir.
Ancak, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususundaki hatasının kaçınılmaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu fıkrada, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kanuni tanımda yer alan tüm şartların bilgisi içinde hareket eden ve kastı bulunan fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise, artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Ancak, "Haksızlık yanılgısı" ilkesinin, TCK'nın "Kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 4. maddesinde yer alan "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." hükmü ile çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Adem Sözüer, Hukuki Hata, Yargıtay Dergisi, C. 21, S. 4, Ekim 1995, s. 489). Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz." kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.
Rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edildiği suç tipleri bakımından fail, gerçekte bir hukuka uygunluk sebebi olmadığı hâlde, hukuka uygunluk sebebi var zannıyla hareket etmiş ise TCK’nın 30. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş sayılır ve cezalandırılmaz. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere rızanın hukuka uygunluk nedeni olduğu hâllerde ilgilinin rızasının varlığına ilişkin hatanın “kaçınılmaz” olması gerekmektedir.
Haberleşme hürriyetinin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle anne, baba veya bunlar gibi çocuk üzerinde velayet veya benzeri bir hakkı sahip olan kimselerin on beş yaşını tamamlayan ve ayırt etme gücüne sahip olan çocuğun haberleşme içeriklerine müdahale hakkı bulunmamaktadır. Bu yönüyle anne-babanın on beş yaşını tamamlamış olan çocuğunun haberleşme özgürlüğünü ihlal etmesi suç olmakla birlikte, anne baba bakımından TCK’nın 30/4. maddesi kapsamında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Anne-baba çocuklarını tehlikeden korumak kaygısıyla haberleşme içeriğini kaydetmiş ise “fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş” olduğu kabul edilebilir.
Eşlerden her biri de diğerinin haberleşmesinin gizliliğine saygı duymak ile yükümlüdür. Evli olsa dahi bir kimsenin eşiyle paylaşmak istemediği bir “giz” veya “sır” alanı olabilir. Bu gerekçelerden hareketle, bir kimsenin haberleşme özgürlüğünün eşi tarafından ihlal edilmesi de hukuka uygun olarak nitelendirilemez. Ancak şartları oluşmuş ise, TCK m. 30/4 hükmünde yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin fail hakkında uygulanabilmesi mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...'nın, katılan ...'le aralarındaki boşanma davasının devam ettiği ve fiilen ayrı yaşadıkları dönemde, katılana ait facebook hesabının şifresini bir şekilde ele geçirdiği, bu şifreyi kullanarak katılanın facebook hesabının özel kısmında yer alan mesajlar bölümüne girip katılanla kayınvalidesi olan ...'in birbirlerine gönderdiği boşanma sürecine ilişkin açıklamaların ve kendisine yönelik hakaret içeren ibarelerin yer aldığı mesajları, önce kendi elektronik posta adresine, daha sonra da gıyabında yapılan yazışmalardan haberdar olduğunu bildirmek için katılanın elektronik posta adresine gönderdiği olayda;
Sanığa atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun genel kastla işlenebilen suçlar arasında yer alması, somut olayda sanığın, katılan ile annesi arasındaki yazışmaları bilerek ve isteyerek öğrenip kaydettiği hususunda bir kuşku bulunmaması, her ne kadar sanık suça konu yazışma içeriklerini katılanın rızası ile kendisine verdiği şifreyi kullanmak suretiyle öğrendiğini savunmuş ise de sanığın facebook hesabına girebileceğini bilebilecek durumda olan katılanın, hayatın olağan akışına göre bu mesajları ya hiç yazmayacağı ya da yazmış olsa bile sileceği gözetildiğinde, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına değil katılanın aşamalarda değişiklik göstermeyen sanığa şifresini vermediği yönündeki beyanlarına itibar edilmesinin gerekmesi, kaldı ki katılanın bir şekilde facebook hesabının şifresini katılana vermiş olduğu kabul edilmiş olsa dahi bu durumun katılanın facebook mesaj içeriklerine her zaman ulaşılmasına rıza gösterdiği şeklinde yorumlanamaması ve sanığın suça konu mesaj içeriklerinden haberdar olması konusunda katılan ve annesinin birlikte rıza göstermemeleri nedeniyle somut olayda bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmaması, öte yandan sanığın söz konusu mesajları boşanma davasına ilişkin yargılamada delil olarak sunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmadığı gibi sanığın da bu yönde bir savunmasının bulunmaması, sanığın mesajları delil olarak kullanması halinde dahi, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 187-131 sayılı kararında da belirtildiği üzere sanığın kendisine karşı işlenmekte olan bir şuçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen bir olaydan da söz edilememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığa atılı TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen nitelikli haberleşme gizliliğini ihlal suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.11.2015 tarihli ve 2804-17576 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2014 tarihli ve 64-231 sayılı hükmünün, sanığın atılı haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
(Kapatılan)18. Ceza Dairesi, 2015/10616 E., 2016/10245 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Mahkemesi
tam metni aç
B/6) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22.maddesinde herkes haberleşme hürriyetine sahiptir.
(Kapatılan)18. Ceza Dairesi 2015/10616 E. , 2016/10245 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Ceza infaz kurumunda hükümlü olan sanığın, babasıyla yaptığı telefon görüşmesi sırasında kurum 2. müdürü olan müşteki ...'a “ib..” şeklinde hakaret ettiği yönündeki kabul karşısında, ceza infaz kurumlarında telefonla görüşme hakkının, 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinde ve bu Kanun'a dayanılarak 20.03.2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 88. maddesinde düzenlendiği, bu yönüyle ceza infaz kurumlarında yapılan dinleme işleminin, “kanuna dayalı idari tedbir” niteliğinde olduğu, idari tedbir niteliğindeki bu dinlemeden elde edilen kayıtların, adli dinlemelere ilişkin CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer almayan hakaret suçu yönünden hukuka uygun bir delil olarak nitelenemeyeceği gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
2- Kabule göre de:
a) Adli sicil kaydında yer alan en ağır cezayı içeren Çorum Ağır Ceza Mahkemesinin 21.11.2011 kesinleşme tarihli 2009/369-2010/131 E-K sayılı ilamı ile yağma suçundan verilen 6 yıl 8 ay hapis cezası yerine daha az cezayı içeren ilamın tekerrüre esas alınması,
b) Temel cezanın doğrudan TCK'nın 125/3-a maddesi uyarınca belirlenmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık ... ile sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca tekerrüre esas alınması gereken ilamın yanlış gösterilmesinden kaynaklanan kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.05.2016 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Çorum 3. Sulh Ceza Mahkemesi 19/04/2013 gün 2012/452 Esas ve 2013/362 sayılı kararıyla 01/08/2012 tarihinde tehdit ve hakaret suçlarından ;
A) Sanık ...'in TCY 125/1, 125/3-a, 62/1, 53/1, 53/3, 58 maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
B) Sanık ...'in TCY 125/1, 125/3-a, 43/2, 62/1, 52/1-2-4 ve TCY 106/1-2, 43/2, 62/1, 52/1-2-4 ve CMY 231/5 maddeleri uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bıkarılmasına karar verilmiştir.
Bu karar ... tarafından süre içerisinde temyiz edilmiştir.
Yargıtay 18.Ceza Dairesi 11/05/2016 gün 2015/10616 Esas ve 2016/10245 sayılı kararı ile hükmün oy çokluğu ile bozulmasına karar vermiştir.
Sayın Başkan ve Üyelerin bozma düşünce ve gerekçelerine katılmıyoruz.
NEDENLER
A- Olay :
a/1) 01/08/2012 günü hükümlü ...'i ziyarete giden ... infaz koruma memuru ... ve infaz koruma başmemuru ...'a ziyaret yerine giden koridorda "benim oğlum ve diğer 3 arkadaşını aynı koğuşa geri vereceksiniz, vermezseniz siz bilirsiniz, müdür bey nerede oturuyor, daha önce ceza yattım sizin başınıza daha neler getireceğim, ben size bu elbiseyi giydirirsem ne olayım, ben size daha neler yapacağım, siz elbet çarşıya çıkacaksınız" diye tehdit içeren beyanlarda bulunmuştur.
a/2) 08/08/2012 tarihinde telefon görüşme sorumlusu görevliler tarafından geriye dönük rutin telefon konuşma kayıtları dinlemesi yapılırken 01/08/2012 günü saat 14:04 sıralarında hükümlü ... ile babası ...'in telefon görüşmesi yaptıkları sırada ...'in "..... Bayram'ı da bulacağım onun biraz sıkıntıları var herhalde onun a...... koyacağım sen dur ben onun Bayram'ında arifesinde sen dur yok yok dışarda ben onun a.... korum, sen dur ben onun a... çocuğunu sinkaf edeceğim dışarda. Onun a. sinkaf edeceğim, eğer daha da şey yaparlarsa a.... koyarım. Verin hücreyi ateşe, onların a. çocuğunu sinkaf edeyim" diye haraket ve tehdit içeren beyanlarda bulunduğu,
b) ...'in telefon konuşması sırasında mağdur ...'a "İbne" diye hakaret içeren beyanda bulunduğu tespit edilmiş, konuşma görevliler Dursun Sarıkaya, Cemalettin Ulusoy ve Aydın Polat tarafından tutanağa bağlanmıştır.
c) 31/10/2012 gün ve 2012/1816 sayılı İddianame ile şüpheliler ... ve ... hakkında hakaret ve tehdit suçlarından kamu davası açılmış ve iddianame 27/11/2012 tarihinde kabul edilmiş, duruşmanın 21/02/2013 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir.
21/02/2013 tarihli duruşmada sanıklar ... ve ...'in savunmaları alınmış, ... ve ... üzerine atılı suçlamaları kabul etmemişler, mahkeme duruşmanın 19/04/2013 tarihine bırakılmasına karar vermiş, 19/04/2013 tarihli oturumda, ..., ... ve ...'ın anlatımları tespit edilmiş, mağdurlar şikayetçi olduklarını, uzlaşmak istemediklerini ve davaya katılma taleplerinin olmadığını beyan etmişlerdir.
Sanık savunmalarını ve mağdur anlatımlarını tespit eden mahkeme delilleri değerlendirip sanıkların mahkumiyetine karar vermiştir.
...'in 01/08/2012 günü babası ile yaptığı telefon görüşmesinde koğuşunu değiştiren cezaevi 2. Müdürü ...'a hakaret içeren beyanlarda bulunduğu tespit edilmiştir.
...'in telefonla görüştüğü sırada ...'a yokluğunda hakaret ve tehdit ettiği ve aynı gün ziyaret mahalline giderken koridorda kendisi ile ilgilenen görevliler ... ve ...'yı tehdit ettiği kabul edilmiştir.
B- Değerlendirme :
Cezaevinde hükümlü bulunan ...'in 01/08/2012 günü saat 14:04 sıralarında babasının kullandığı 0507 662 81 94 nolu telefon ile yaptığı görüşme sırasında cezaevi 2. Müdürü ...'a hakaret içeren beyanlarda bulunduğu, aynı görüşmede ...'in ...'a hakaret ve tehdit içeren beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sorun; Cezaevinde telefon görüşmesi yapıldığı sırada hakaret veya tehdit içeren suçların işlendiği tespit edilirse, bu telefon kayıtlarının delil olarak kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığı hususudur. Mahkeme bu telefon kayıtlarını hukuka uygun delil olarak kullanmıştır.
B/1) Yerleşmiş yargısal kararlarda belirtildiği üzere Ceza Muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar delillerdir.
5271 sayılı CMY'nin "delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. Maddesi "Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu delilleri Hakim vicdanı kanaatiyle serbestçe takdir eder. Yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" düzenlemesini getirmiştir.
Bu düzenleme ile delil serbestliği ilkesi ve delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ilkesi kabul edilmiştir.
Yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Ceza Muhakemesinde hangi hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda bir sınırlama yoktur. Yargılamayı yapan Hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine veya lehine olan delilleri değerlendirerek, şüpheden arınmış bir sonuca ulaşıp kararını vermelidir. Olayın açığa çıkması ve maddi gerçeğin bulunması için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.
Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel yada toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin koruması amacıyla kanun koyucu delil serbestliği ilkesine sınırlamalar getirmiştir. Buna delil yasakları denmektedir.
Delil yasakları; delil elde etme ve delil değerlendirme yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır.
Delillerin elde edilmesi şekline ilişkin yasaklara delil elde etme yasakları. Delil hukuka uygun elde edilmiş olsa bile o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilmesine ilişkin yasaklara ise delil değerlendirme yasakları denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMY 148 maddesinde gösterilen şekillerde yapılması, tanıklıktan çekilme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması, delil elde etme yasaklarına örnektir. Duruşma da tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunmaması, telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin CMY 135/6 fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturmasında kullanılamaması ise delil değerlendirme yasaklarına örnektir.
B/2) CMY 217/2 fıkrasına göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun şekilde elde edilmelidir. Ancak delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmadığı hususu üzerinde durulması gereken bir durumdur. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve adil yargılanma ilkesini zedelemiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilmesine izin vermek gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/06/2007 gün 147-159 ve 13/03/2012 gün 278-96 sayılı kararlarında bu hususu kabul etmiştir. Aksi durumun kabulü Ceza Yargılamasında hakkaniyete aykırı sonuçlar doğmasına, adalet ve eşitlik ilkesinin zedelenmesine yol açabilir.
CMY 217/2 fıkrasının gerekçesinde; Usul Hukuku yönünden olağan üstü önemli ve adil yargılanma ile bağlantılı bir ilke belirtilmektedir. İlke delilin doğruluğunu, haklılığını, hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacı gütmektir. İster soruşturma ister kovuşturma aşamasında olsun hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller hükme esas alınmayacaktır. Sanığın temel haklarını ihlal eden aykırılıklarla elde edilen deliller kullanılamaz.
Basit şekle aykırılıklarla elde edilen delillerin hükme esas alınması hususu öğretide tartışmalıdır. Bir kısım düşünürler bu hususta hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kavramındaki hukuka aykırılık kavramını sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlamaktadır. Muhakeme sonunda yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm Anayasanın 36. Maddesinde gösterildiği biçimde adi ise bu delil hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılmalıdır.
Her şekle aykırılık aynı zamanda hak ihlaline de yol açar gibi toptancı yaklaşım adaletin gerçekleştirilmesinde sıkıntılar doğurabilir. Hak ihlaline neden olmayan basit hukuka aykırılık hallerinde elde edilen delil adil yargılanma hakkını ihlal etmiyorsa yargılamada değerlendirilmesini kabul etmek gerekir. Örneğin gündüz yapılması gereken aramanın gece yapılması halinde başka bir hukuka aykırılık yoksa burada elde edilen delillerin kullanılmasına izin vermek gerekir.
AİHM PG ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiştir. Hukuka aykırı da olsa delillerin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemli olanın yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
B/3) Kanun koyucu delil serbestisini bazı suçlarda bazı delillerin kullanılabileceğini belirtmiştir ve CMY 135, 139 ve 140 maddelerindeki delillerin sayılı suçlarda kullanılabileceğini belirterek bu suçlarda delil serbestisini sınırlamıştır.
Telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi mevzuatımıza 30/07/1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda belirli örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun genel bir düzenleme 5271 sayılı CMY 135 maddesiyle düzenlenmiştir.
Telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri CMY 135 ila 138 maddelerinde düzenlenmiş olup, CMY 135 maddesi iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olarak 4 çeşit tedbire yer vermiştir. Tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, verilecek kararın kapsamı ve uygulama süresine ilişkin ayrıntılar düzenlenmiştir.
CMY 136 maddesinde CMY 135 maddesine sayılan tedbirlerin uygulanmasına ilişkin olarak şüpheli veya sanığın müdafi için öngörülen istisnalar belirtilmiş. CMY 137 maddesi CMY 135 maddesi uyarınca yapılacak işlemlerin ne suretle icra edileceğini düzenlemiş. CMY 138 maddesi ise tesadüfen elde edilen deliller konusunu hükme bağlamıştır.
CMY 135/6. fıkrası bu madde kapsamında dinlenen, kayda alınan ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin sınırlı sayıda suçlarla ilgili uygulanabileceğini belirtmiştir. Bu suçlar:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1-Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79,80)
2- Kasten öltürme (madde 81,82, 83)
3- İşkence (madde 94, 95),
4- Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5- Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6- (Ek: 21/02/2014-6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149),
7- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8- Parada sahtecilik (madde 197),
9- (Mülga: 21/02/2014-6526/12 md.)
10- (Ek: 25/05/2005 - 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11- İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12- Rüşvet (madde 252),
13- Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
14 (Değişik: 02/12/2014 - 6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
15- (Ek: 02/12/2014- 6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
16- Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/05/2005 - 5353/17 md) Bankalar Kanununun 22 ncı maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinleyemez ve kayda alamaz.
Şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu fıkra ile iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinin hangi suçlarla uygulanabileceği belirtilmiştir.
Dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece madde de sınırlı olarak sayılan suçlar yönünden başvurulabilir. Ancak iletişimin tespiti tedbiri açısından bir sınırlama getirilmemiş. Her suç için bu tedbire başvurmak mümkün olarak kabul edilmiştir.
06/03/2014 gün ve 6526 sayılı Yasa ile CMY 135/6. Fıkrasında 8. bent yürürlükten kaldırılmış TCY 220 maddesi açısından iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yolu kapatılmıştır.
B/4) CMY 138 maddesi tesadüfen elde edilen deliller düzenlemesi getirmiştir. CMY 138/2 fıkrası telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi olmayan ve ancak CMY 135/6 fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesi uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir, şeklinde düzenlenmiştir.
01/06/2005 tarihinden önce mevzuatımızda tesadüfi delil düzenlemesi yoktur. CGK 13/06/2006 gün 122-162 ile 22/01/2008 gün 101-103 sayılı kararlarında iletişimin dinlenmesi tedbiri sırasında "4422 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dinleme yapılırken" tesadüfen elde edilen bulguların yargılamada delil olarak kullanılmasını hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. CMY 138/2 fıkrasındaki düzenleme sonrası iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma ve kovuşturmayla ilgisi olmayan CMY 135/6 fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandıracak delil elde edilirse delilin kullanılabileceğini kabul etmiştir. AİHM nin Tuncay Özkan- Türkiye kararında; 5/1 maddesi sözleşmeye taraf devletlerin organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz uygulanmamalıdır, görüşü belirtilmiştir.
CMY 135/6 fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye yer verilmemiştir, bu nedenle kullanılabileceğini kabul etmek gerekir.
CGK 12/06/2007 gün ve 154-145 sayılı kararında da belirttiği üzere nitelik değiştirmesi mümkün olan suçlar yönünden de elde edilen delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delil olarak kabulü ve hükme esas alınmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
B/5) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesine göre, her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, saglığın veya ahlakın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin başlangıç bölümü ile 53.maddesine göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi insan haklarını ve temel özgürlükleri asgari ölçüde koruyan bir sözleşmedir.
B/6) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22.maddesinde herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş Hakim kararı olmadıkça, yine bu sebeplerle bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı 24 saat içinde Hakimin onayına sunulur. Hakim kararını 48 saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir, hükmü içermektedir.
Haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliğine saygı hakkı Anayasada ve Sözleşmede güvence altına alınmıştır. Anılan düzenlemede ifade edilen haberleşme kavramının telefon vasıtasıyla yapılan iletişimi de kapsadığı ve telefonun hukuka aykırı olarak dinlenmesi haberleşme özgürlüğünün ihlalidir.
Haberleşme özgürlüğü mutlak nitelikli olmayıp meşru bir takım sınırlamaları vardır. Özel sınırlama ölçütleri Anayasa'nın 22/2-3 ve AİHS 8/2 fıkralarında düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 22/2-3 fıkrasında yasalarla sınırlamalar getirileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın temel hak ve hürriyetler sınırlanması kenar başlıklı 13.maddesinde "temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunmaksızın yanlızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak Kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz", şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Anayasa hükmü hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceğini belirtmektedir. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları dikkate alınarak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenleme ile Yasa ile sınırlama kaydı ve güvence ölçütlerinin Anayasanın 22. Maddesinde belirtilen hakkın kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerekir.
Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale öncelikle Kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın ulaşılabilir, yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlama meşru bir amaca dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır.
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre ölçülülük temel hak ve özgürlüklerin sınırlama amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olması gerekir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bahsi geçen ilkelere ek olarak sözleşmenin 6/1 numaralı fıkrası ve aynı maddenin 3 numaralı fıkrasının d bendinin sanığa aleyhine olan delil nedeniyle itiraz etme ve savunma hakkı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Hüküm büyük ölçüde veya yanlızca bu nitelikte delile dayanıyorsa yargılamalar detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır.
Belirleyici delil, davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi olan kanıtı ifade etmektedir. Haberleşme özgürlüğü ve gizliliğinin Yasa ile sınırlanabileceği Anayasanın 13 ve 22/2-3 maddelerinde açıkça düzenlenmiş. AİHS, AİHM ve Yargıtay Kararları ile bu husus öğretide ve uygulamada kabul görmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izlenen tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin 4/e bendinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması; telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemler olarak tanımlanmaktadır.
Bunun dışında ,hükümlü ve tutuklu kişilerin infaz ve günlük yaşam biçimlerinin ne şekilde olacağına ilişkin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri düzenlemeler getirmiştir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 33.maddesi kurumların iç güvenliğini, 34. Maddesi kapıların açılması ve temasın önlenmesini düzenlemektedir. Aynı Yasanın 34/2.fıkrasına göre hükümlüler sayılan haller dışında diğer odadaki hükümlüler ve kurum görevlileri ile temasta bulunamazlar.
B/7) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 66. Maddesi hükümlünün telefon ile haberleşme hakkını düzenlemektedir. Anılan yasanın 66/1 fıkrası; kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlüler, tüzükte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli halde bulunan ve örgüt mensubu bulunan hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. Şeklinde düzenleme içermektedir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 83.maddesi hükümlü ve tutuklunun dışarı ile olan ilişkisini düzenlemektedir.
Hükümlü bilgilendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu haller dışında bir daha değiştirilmemek üzere ad ve adresini bildirdiği en fazla 3 kişi tarafından yarım saatten az olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edebilir. Çocuk hükümlüler için ziyaret süresi bir saatten az üç saatten fazla olmamak üzere belirlenir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 86.maddesi hükümlü ve tutukluların ziyaret ve görüşmelerde uygulanacak esasları düzenlemiştir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna bağlı olarak kabul edilen, ceza infaz kurumlarının yönetimi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki tüzüğün telefonla görüşme başlıklı 88.maddesine göre;
1-Kapalı kurumda bulunan hükümlüler, belgelendirilmeleri koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile telefon görüşmesi yapabilir.
2- Telefon görüşmeleri aşağıda belirtilen esaslara göre yapılır.
a) Hükümlüler, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlanma cezası ile hücreye koyma cezasının infazı sırasında olmamak koşuluyla, idarenin kontrolünde bulunan ve kurumun uygun yerlerine yerleştirilen telefonlardan yararlandırılır.
b) Disiplin cezası olsa bile anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerinin ölüm veya ağır hastalıkları veya doğal afet hallerinde hükümlülerin telefon görüşme hakları hiçbir şekilde engellenemez.
c) Açık ve kapalı kurumlardaki hükümlüler; altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık veya doğal afet hallerinde kuruma ait telefon ve faks cihazından derhal yararlandırılır. Bu halde yapılan telefon konuşmaları o haftaya ait konuşma hakkından sayılmaz. Görüşmeler tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır.
d) Kurum personeli hükümlülere tahsis edilen telefonları kullanamaz.
e) Hükümlüler, telefon görüşmesi hakkına sahip oldukları konusunda bilgilendirilir.
f) Hükümlülerin telefonda görüşme gün ve saatleri kurumda bulunan telefon adedi, başvuru sırası, kurumun asayiş ve güvenliği dikkate alınarak idare tarafından belirlenir. Hükümlüler görüşebilecekleri yakınlarından bir veya birden fazla kişi ile haftada bir kez ve bir telefon numarasıyla bağlantı kurarak kesintisiz görüşme yapabilir. Herhangi bir nedenle görüşme gerçekleşmemiş ise daha önceden belirlenen numaralardan bir diğeri ile görüşebilir. Konuşma süresi görüşme başladığı andan itibaren 10 dakikayı geçemez. Ancak tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlüler 15 günde bir kez olmak ve 10 dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babasıyla görüşebilir.
g) Hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinlenme sırasında belirlendiğinde, görüşme derhal kesilir. Bu halde hükümlü hakkında adli veya idari soruşturmaya esas olacak işlemler kurum en üst amiri tarafından yapılır.
h) Suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içine veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi hiçbir şekilde yaptırılmaz.
i) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan hükümlüler, idare ve gözlem kurulunun uygun gördüğü hallerde ve onbeş günde bir olmak üzere eşi, altsoy ve üstsayı, kardeşleri ve vasisi ile on dakikayı geçmemek üzere görüşebilir.
j) Telefonla görüşme ücreti, görüşmeyi yapan hükümlü tarafından karşılanır. Görüşme için kullanılan telefon kartları kurum kantininde satılır. Müdürü bulunmayan kurumlarda telefon kartları, ücreti hükümlülerden alınmak koşuluyla görevli memurlar tarafından temin edilir.
k) Hükümlü bu maddede belirtilen telefonla görüşme hakkını kullanabilmek için "Telefon Görüşme Formu" doldurur. Bu formda; telefon görüşmesi yapmak istediği kişiler ve bunlarla olan yakınlık derecesini, görüşme yapmak istediği sabit cep telefon numaralı, yurt dışı telefon numarasını, telefon görüşmesi yapacağı yakınlarının açık adreslerini belirtir ve gerekli belgeler eklendikten sonra idareye verir. İdare doğruluğunu araştırabilir. Telefon görüşme formunda yer alan bilgilerde değişiklik olması halinde hükümlü yeni bir form düzenleyerek idareye bildirir. Hükümlü tarafından formda gösterilmemiş olan kişilerle telefon görüşmesi yaptırılmaz,
l) Hükümlünün formda belirttiği bilgiler varsa değişiklikler deftere kaydedilir. Bu deftere, ayrıca telefon görüşmesi yapmak isteyen hükümlünün haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlama cezası olup olmadığı ve varsa hücreye koyma cezasının infazına başlanıp başlanmadığı yazılır. Defter, bu işle görevlendirilmiş ikinci müdürün kontrolünde güvenlik ve gözetim servisi tarafından tutulur. Defterin sayfaları numaralanır ve mühürlenir; kaç sayfadan ibaret olduğu kurum müdürü tarafından tasdik olunur. Defterler, her an denetime hazır halde bulundurulur.
m) Telefonla konuşmak isteyen hükümlüler, "Telefon Görüşme İstek Formu" doldurarak idareye verir. Bu formlar, hükümlü telefon görüşme defteri ile karşılaştırılır. Telefonla görüşmeye engel halleri bulunmayan hükümlülerin isim listesi bu işle görevli ikinci müdür tarafından kontrol ve tasdik edilerek infaz koruma başmemurluğuna verilir. Müdürü bulunmayan kurumlarda bu işlem infaz ve koruma başmemuru tarafından yapılır. Telefon görüşmesi yapmak isteyen hükümlünün bu görüşmeyi yapmasına engel bir hali bulunması halinde bunun sebepleri gerekçelendirilmek suretiyle tutanağa yazılır ve bu tutanağın içeriği hükümlüye bildirilerek dosyasına konulur.
n) Konuşma sırası gelen hükümlünün kurum içindeki tehlikelilik durumu da dikkate alınarak gerekli güvenlik önlemleri alınmak suretiyle telefon görüşmesi yapılacak yere getirilir. Hükümlü ,öncelikle konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlar. Görüştüğü karşıdaki kişiye, adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini sonra, telefon görüşme istek formunun konuşmanın yapıldığına ilişkin bölümü doldurulur, konuşmayı yapan hükümlü ve görevli memur tarafından imzalanır. Bu formdaki bilgiler, deftere kaydedilmek üzere güvenlik ve gözetim servisine verilir.
o) Hükümlülere dışarıdan telefon açılmak suretiyle görüşme yaptırılmaz,
p) Telefon görüşmeleri Türkçe yapılır. Ancak, hükümlünün Türkçe bilmemesi veya görüşeceğini bildirdiği yakınının mahallinde yaptırılacak araştırma ile Türkçe bilmediğinin tespit edilmesi halinde, konuşmanın yapılmasına izin verilir ve konuşma kayda alınır. Kayıtların incelenmesi sonucu, konuşmanın suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda, bir daha hükümlünün aynı yakını ile Türkçeden başka bir dille konuşmasına izin verilmez,
r) Yabancı uyruklu hükümlülerin görüşmeleri için bildirdiği telefon numaralarının, bildirilen kişilere ait olup olmadığı, ayrıca; görüşmek istenen kişinin, belirtilen kişi olmadığı yönünde bir şüphe bulunması halinde, ilgili konsolosluk makamlarından bilgi istenir. Görüşme yapılması talep edilen telefon numaralarının kime ait olduğunu gösteren, yetkili makamlarca düzenlenmiş resmi evrakın Türkçe tercümesi, hükümlünün yasal temsilcisi veya
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
İlkeleri Ceza Genel Kurulu'nun 12.06.2007 gün ve 23-167 sayılı kararı ile; 13.06.2006 gün ve 122-162 sayılı kararında açıkça ortaya konulduğu ve ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere; Anayasa'nın 22. maddesi uyarınca kişilere tanınan haberleşme özgürlüğünün gizliliği esastır.
Ceza Genel Kurulu 2007/5.MD-101 E., 2008/3 K.
Ceza Genel Kurulu 2007/5.MD-101 E., 2008/3 K.
- GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 257 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 240 ]
"İçtihat Metni"
Olay tarihinde Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanık A.... Y....hakkında T.C Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 04.04.2005 gün ve 106-2004 sayılı kovuşturma izni, Adalet Bakanı'nın 11.04.2005 tarihli oluru, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığının 15.04.2005 gün ve 8763-266 sayılı iddianamesi ve Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24.05.2005 gün ve 186-145 sayılı son soruşturmanın Yargıtay 4. Ceza Dairesince açılması kararının ardından Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26.10.2005 gün ve 47-43 sayılı görevsizlik kararı vermesi nedeniyle davaya bakan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 23.02.2007 gün ve 8-2 sayı ile; "…
…..Sanık hakkında Bakırköy 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/111 esas sayılı dosyasında gaspa teşebbüs suçundan tutuklu olarak yargılanan sanık T.... K....'in tahliyesini temin amacıyla önceden tanıdığı Polis Memuru A...... B....... K... ile temas kurup tahliyesi için taahhütte bulunup 5000 Euro talep ettiği, 29.09.2004 günlü oturumda sanığın 18 yaşından küçük olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın Bakırköy Çocuk Mahkemesine gönderilmesine, TCK.daki değişikliklerin uygulanması ihtimaline göre sanık T.... K....'in tahliyesine karar verilen heyette üye olarak yer alıp tahliye müzekkeresini kendisinin imzalayıp sanığın tahliye edildiğine dair bilgiyi polis memuru A...... B....... K...'ya verip tahliye karşılığı alınacak paraya ilişkin görüşmeler yaptığı ancak ilgililer tarafından vaad edilen paranın A.... Y....'a ödenmediğinden dolayı sanığın gerekli gayreti gösterip taahhüdünü yerine getirdiği anlaşmaya konu rüşvet miktarının ödenmemesinin suçun oluşumuna engel olmayıp rüşvet anlaşmasının yapılmakla bu suçun oluştuğu iddiasıyla açılan davada:
.......İletişim tespit tutanakları ve bu tutanaklardaki konuşmalara dayanarak tanıklara sorulan sorulara verilen cevaplar yasal kanıt olarak kabul edilmediğinden hükme esas alınmamış ve değerlendirme dışı bırakılmıştır. Geriye hukuka uygun kanıt olarak sanığın savunmasını içeren dilekçeleri ve tanıkların aşamalarda alınan yeminli beyanları kalmaktadır.
…….765 sayılı TCK.nun 240. maddesi "Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur…
…..cezalandırılır." hükmünü, 5237 sayılı TCK.nun 257. maddesi ise "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi…
…. cezalandırılır."hükmünü amirdir.
Görevi kötüye kullanma suçunda, kötüye kullanılan bizzat görev değil kamu görevlisinin sahip olduğu yetkidir.
Kamu görevlisinin kendi görev alanına giren yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle mevzuat ve etik kuralların öngördüğü usul ve esaslardan farklı bir biçimde yapması görevde yetkinin kötüye kullanılmasıdır.
Heyet halinde çalışsa bile bir Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Hakimin (turistlerden vizelerini uzatmak için ve polis laboratuarındaki iş sahiplerinden raporların çabuklaştırılması gibi sebeplerle para istemesi nedeniyle) çevrede güvenilmeyen ve muteber kişi olarak tanınmayan polis memuru A...... B....... K... ile odasında görüşürken heyetine iştirak ettiği Bakırköy 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/111 esas sayılı dosyasının tutuklu sanığı olan kayınbiraderinin ortağının oğlu T.... K....'in tahliye edilip edilemeyeceği hususundaki sorusuna muhatap olup sanığın yattığı süreye yaşına ve eski ve yeni kanuna göre kendisine verilecek cezaya süresine göre hesap yapılıp dosyanın incelenmesinden sonra sanığın durumunun belli olacağına ve yardımcı olacak bir durum varsa yardımcı olacağına dair cevap vermek suretiyle kendi önüne gelecek dosyada yapılacak işlemler hakkında bilgi verip görüş ve kanaat belirtmesi, tahliyesini müteakip te gerek yeğenine iş verecek olması ve gerekse bankadan faiz ile borç alarak ihtiyacını karşılamak yerine dost ahbap ilişkisi içindeki bu kişi aracılığıyla onun kayınbiraderinin iş ortağı olduğu anlaşılan tahliye olan çocuğun babası Ahmet Keskin'den 2000 veya 5000 dolar borç veya kredi alacağını göz önünde tutup A...... B....... K...'yı memnun etmek için T.... K....'in tahliye edildiğini ve dosyasının çocuk mahkemesine gönderildiğini bildirmesi hakimlik mesleğinin tarafsızlığı, ketumluğu ve yukarıda sıralanan etik kurallarına uygun olmayan davranışlarla görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Olayın oluş şekli ve geçirdiği safahat itibariyle dost ahbap ilişkisi içindeki kişilerden "hakimin hastası var para lazım "denilerek para istenmesinde sanığın en iyimser yaklaşımla faiz ödemeden borç almak gibi kendisine yarar sağlarken devletin itibarı ve vatandaşın devlete olan güveni zedelenip kamunun zararına sebebiyet verilirken bu vesileyle hakim ismi kullanılarak Polis Memurunun eniştesinin ortağından olan alacağının da tahsilin çalışılmıştır. Ayrıca tahliyeyi müteakip para istemesi kastını ortaya koymaktadır.
Bakırköy 6.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı F.... A.......talimatla alınan 03.02.2006 tarihli yeminli beyanında A.... Bey'le ilgili soruşturma başlamadan birkaç gün önce Bakırköy ve İstanbul Adliyesindeki bazı hakim ve savcıların 5190 sayılı Yasa ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen bir iddianamede Hakim A.... Bey'in isminin geçmesi sebebiyle onunla çıkacakları duruşmalarda Hakim A.... Bey'e görüşünü açıklamaması konusunda kendisini uyardıklarını, bu uyarıdan sonra Hakim A.... Bey ile çıktıkları iki tutuklu dosyada bu söylenti nedeniyle kendisinin ve üye Hakim N.... Hanım'ın duruşmaya huzursuz olarak çıktıklarını açıklamak suretiyle yargı erkinde kuşkulu ve güvensiz bir ortamın oluşup bu nedenle de kamunun bundan zarar gördüğü düşünülmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işlediği hususunda heyetimizde tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur…
…..Sanık aleyhinde bir durum yaratacağından sanık hakkında 765 sayılı TCK.nun 240. maddesinin birinci fıkrası uyarınca aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur." gerekçesi gösterilerek "sanığın, T.... K.... olayı ile ilgili olarak eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 240/1,20 ve 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, 366 YTL. adli para ve 2 ay 15 gün geçici süre ile memuriyetten yoksun kılınma cezası ile tecziyesine, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 11 YTL üzerinden 3300 YTL adli para cezasına çevrilmesine, 765 sayılı TCY.nın 72. maddesi gereğince sanık hakkındaki cezaların 3666 YTL. adli para ve 2 ay 15 gün geçici süreyle memuriyetten yoksun kılma cezası olarak içtimaına ve 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine, yargılama giderine …
…." hükmedilmiş olup, mahkumiyet hükmü sanık A.... Y....müdafii tarafından usule, sübuta, vs.ye; Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından da vasfa yönelik olarak sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.04.2007 gün ve 114596 sayılı olup; usulüne uygun şekilde elde edilmiş bulunan telefon dinleme kayıtlarının delil olarak kullanılması suretiyle sanığın rüşvet alma suçundan cezalandırılması gerektiği görüşünü içeren bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi, sanık müdafi ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyizi nedeniyle, sanık A.... Y....hakkında T.... K.... olayı ile ilgili olarak verilen mahkumiyet hükmüne hasren yapılmıştır.
Sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz incelemesinin 11.12.2007 tarihli birinci müzakeresinde, dosyada bulunan iletişimin dinlenmesine ait tutanakların kanıt olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi gerektiği ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınmıştır.
I-Ön meselenin incelenmesinde;
İlkeleri Ceza Genel Kurulu'nun 12.06.2007 gün ve 23-167 sayılı kararı ile; 13.06.2006 gün ve 122-162 sayılı kararında açıkça ortaya konulduğu ve ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere; Anayasa'nın 22. maddesi uyarınca kişilere tanınan haberleşme özgürlüğünün gizliliği esastır. Gizlilik kuralı ancak ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla askıya alınabilir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya Davalarında verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; "Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir." ve "Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir." biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların yasalarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Ülkemizde telefonla yapılan iletişimin denetlenmesine ilişkin ilk yasal düzenleme 01.08.1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası'nın 2. maddesidir. Bu düzenlemeye göre; aynı Yasada katalog halinde sayılan suçların soruşturması sırasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan durumlarda hakim kararıyla iletişimin dinlenmesi ve tespiti olanaklı hale getirilmiştir.
Bununla birlikte anılan Yasada iletişimin dinlenmesi sırasında tesadüfen elde edilecek olan delillerin değerlendirilebileceği yönünde bir hükme yer verilmemiştir.
Bu açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldığında; somut olayda sanık A.... Y....'ın konuşmalarını içeren telefon dinleme tutanaklarının İstanbul 14 Nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2004 tarihli kararına istinaden A...... B....... K...'nın telefonlarının dinlenmesi sırasında 29.09.2004, 01.10.2004 ve 17.11.2004 tarihlerinde tesadüfen elde edilen bulgular olduklarında şüphe bulunmadığına göre, uygulamanın yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuatta telefonla yapılan iletişimin dinlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen bulguların delil olarak kullanılabileceğine ilişkin açık bir düzenleme yer almadığından, bu tutanakların delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir.
Öte yandan iletişimin dinlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen bulguların delil olarak kullanılabilmesine imkan tanıyan 5271 sayılı CYY.nın 138. maddesindeki düzenleme sadece bu Yasanın yürürlüğe girdiği tarih olan 01.06.2005 tarihinden sonra uygulanan tedbirler açısından uygulanabilecektir.
Bir başka anlatımla; 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan iletişimin dinlenmesi tedbirleri sırasında tesadüfen elde edilen bulguların yargılama sırasında delil olarak kullanılması hukuka aykırı bulunduğundan, dosyamızda bulunan telefon dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Ön mesele konusundaki çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul üyelerinden A.S.Ertosun; "Sayın çoğunluğun, Polis Memuru A..... B.........ile sanık A.... Y....arasında yapılan telefon görüşmelerinin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.9.2004 günlü A...... B....... K... ve H...... S..'ın kullandıkları telefonların 3 ay süre ile dinlenmesine ve tesbitine ilişkin kararına dayandığı, kararın A...... B....... K... hakkında silâh kaçakçılığı ve kara paranın aklanması suçlarını işleyen, iştirak, yardım, aracılık ve yataklık edenler hakkında verildiği, bu sebeple A.... Y....'ın işlediği ileri sürülen rüşvet alma suçunda yasal kanıt olarak kullanılamayacağı ve hükme esas alınamayacağına ilişkin görüşüne, aşağıda belirttiğim nedenlerle katılmıyorum.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin(İHAS) 8 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22. maddeleri gereğince, haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken bir konu olan ve mevzuatımızda 30.7.1999 tarihli 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM), iletişimin dinlenmesi hususunda aradığı en önemli şart, bu konudaki düzenlemelerin eksiksiz olmasıdır(Ağaoğlu davasında Türkiye Cumhuriyeti, yapılan işlemlere dayanak mevzuatın bulunmaması nedeniyle İHAS'nin 8. maddesini ihlâlden mahkûm edilmiştir). Yapılan düzenlemelerle, iletişimin dinlenmesi ve tespiti konusundaki boşluklar doldurulmuştur.
Dava konusu olayda, 4422 sayılı Kanun kapsamında yürütülen soruşturma sırasında, A...... B....... K... için usulüne uygun şekilde dinleme kararı alınmıştır. Adı geçenin telefonunun dinlenmesi sırasında, dosyamızın sanığı Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi A.... Y....ile yapılan telefon görüşmeleri, kanuna aykırı delil niteliğinde olmayıp, tesadüfen elde edilen delil niteliğindedir(CMK'nın 138/2. maddesi). İletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma ile ilgisi olmayan, ancak CMK'nın 135/6. maddesinde sayılan(katalog) suçlar kapsamında kalan bir suçla ilgili kayıt alınmıştır. Elde edilen bilgiler, ihbar kabul edilerek soruşturma yapılabilecektir. Zira hâkim kararı ile kişinin özel alanına girildiğinden, haksız ve keyfî değil, yasaya uygun bir müdahale söz konusudur. Yasanın bu düzenlemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez. Bir hâkim tarafından karar verildiği için dinleme tamamen yasaldır. Resmî olarak kendisi dinlenmeyen bir kişinin söyledikleri, hatta bir suç itirafı delil olarak kullanılabilir. Önemli olan delil araştırmasındaki doğruluktur ve bunların kötüye kullanılmamasıdır. Örneğin; (A) resmî olarak dinlenmektedir. Aslında resmî olarak dinlenmek istenen (A) ile konuştuğu bilinen (Y)'dir. Sonuç olarak, hattı dinlenmeyen bir kişinin itirafının yer aldığı kayıtlar, soruşturmada yoklukla batıl olmayan bilgiler, yani hukuka uygun delil olarak kullanılabilecektir. Yasanın bu düzenlemesi karşısında, dinlenmesine karar verilen kişilerle sınırlı delil elde edilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesi kabul edilemez.
AİHM, her olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemelerin hukuka aykırı delillerin uygulamada kullanılamayacağına karar veremeyeceğini kabul etmektedir (Schenk/İsviçre ve Khan/Birleşik Krallık davaları). CMK.nın 217. maddesi "Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." hükmünü içermektedir. Ceza Muhakemesi Hukukumuz, gerçeğe ulaşmak bakımından delillerin serbestliği ilkesini benimsemiş, suçun varlığı ve sanığın sorumluluğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu hâller dışında her türlü delille saptanabileceğini kabul etmiştir(CMUK'nın 254, CMK'nın 217. maddeleri). Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ve AİHS'nin 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılama hakkına aykırılık oluşturmamaktadır.
İkinci soruşturmada gerekli karar alınmadan kamu davası açılırsa; hâkim, telefon kayıtlarını, yeni dinleme kararı olmadığı için hukuka aykırı ve yok sayamaz. Diğer kanıtlarla birlikte değerlendirip, kararını vermelidir.
Telefon görüşmeleri, özel yaşam ve haberleşme özgürlüğü kapsamında bulunmaktadır. AİHM, telefon görüşmelerinin dinlenmesi önlemini, AİHS'nin 8/1. maddesi uyarınca, başvurucuya sağlanan hakkın kullanımına kamu otoritesinin bir müdahalesi olarak değerlendirmektedir. Bu müdahale, belli sebeplerle, ancak kanunî dayanağı olduğu sürece, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uyularak söz konusu olabilir(Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13, 22 ve AİHS'nin 8. maddeleri). Sözünü ettiğimiz normlarda, haberleşme özgürlüğünün sınırlama sebepleri tahdidî olarak sayılmış, bunlar arasında millî güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi de öngörülmüştür. Bu sebeplerle, kamu makamlarınca haberleşmenin denetimi mümkündür. Telefon dinleme kararı etkisini, suçla ilgili olsun olmasın hem konuşan taraflar hem de üçüncü kişiler üzerinde gösterir. Karar, iletişimi dinlenen şüpheli kadar suç ortaklarını ve suça yardım edenleri de kapsar ve onlar yönünden de hukuka uygun bir dinleme kararıdır.
Hâkim kararına dayalı dinleme sonucu elde edilmiş bir bilginin, sanıklardan biri için geçerli ve hukuka uygun görülüp mahkûmiyet; diğerleri için hukuka aykırı ve dolayısıyla geçersiz sayılarak beraat kararı verilmesini izah etmek mümkün değildir. Keza soruşturma ve kovuşturma aşamalarında suçun niteliğinin değişmesi durumunda da dinleme sonucu elde edilen bilgiler, yasal dinlemeye bağlı olarak elde edildiğinden, hukuka uygun delil olarak kabul edilmeli ve hükme esas alınmalıdır.
CMK'nın "Delillerin ortaya konulması ve reddi" başlıklı 206. maddesinin 2. fıkrası "Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse; delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa ve istem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa reddolunur" hükmünü içermektedir.
Kanuna aykırılığın tanımı, değerlendirilmesi ve bağlanan hukukî sonuçlar yere, zamana ve hukuk sistemine göre farklılık göstermektedir. Bu konuda Delil Hukuku(Evidence Law) adı ile Ceza Muhakemesi Hukukunda ayrı bir dal da oluşmuş ve özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde kendini göstermiştir. Anılan Ülkede ve Anglo-Amerikan Hukuk Sisteminde, mahkumiyet için makul şüphenin yenilmesi(beyond reasonable doubt) ilkesi ortaya konulmuştur. Eldeki deliller, suçun işlendiği yönündeki makul şüpheyi yeniyorsa, bu mahkumiyet kararı için yeterlidir. Burada dikkat edilmesi gereken, her türlü şüphenin değil, makul şüphenin yenilmesidir. Buna bağlı olarak hukuka aykırı olarak elde edilen delil, iyi niyetle elde edilmişse, hukuka aykırılığın giderilebileceği ve delilin yok hükmünde sayılamayacağına ilişkin iyi niyet ilkesi de(good faith principle) bulunmaktadır. İyi niyetle elde edilen deliller, ilgili mahkeme kararı veya onayı olmasa da yok sayılamayacak ve eldeki diğer delillerle birlikte değerlendirilecektir. Bu bağlamda, tesadüfen elde edilen deliller, hukuka aykırı ve yok hükmünde sayılamaz.
Aksinin kabulü, hukuka uygun olarak elde edilen delilin, bağlantılı suç ve soruşturmalarda kullanılamaması, soruşturmanın bütünlüğüne, delillerin serbestliği ile etkin soruşturma ve kovuşturma ilkelerine, suçla mücadele ve maddi gerçekliğin araştırılmasında kabul edilen üstün kamu yararına aykırı düşecek ve maddi gerçekliğin aydınlatılamaması sonucunu doğuracaktır.
Günümüzdeki sosyal ve ekonomik gelişme ve değişimler karşısında, özel bir önem kazanan ve toplum güvenliğini tehdit eden, büyük bir kısmı uluslararası boyutlarda olan terör, çıkar amaçlı ve yolsuzluk suçları ve suçlularla mücadelede, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi çok önem kazanmakta ve toplum(kamu) yararı öne çıkmaktadır.
Aksi, bu tür suçlarla mücadelede en önemli kaynaklardan birini yok edecek ve etkin soruşturma ve kovuşturma yapılmasının önüne geçecek; dinleme kararı alınan şüphelinin telefonu ile görüşen diğer kişiler (dolaylı dinleme) yönünden yapılan dinlemelerin delil kabul edilmemesi, bu suçlarla mücadelede de büyük zafiyetler yaratacak, yargıya duyulan güvenin sarsılmasına ve yargılamaların kilitlenmesine yol açacaktır.
Hukukta istikrar kaygısı, hiçbir zaman adalet kaygısının önüne geçmemelidir.
Anayasamızın "Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma" başlığını taşıyan 90. maddesinin son fıkrası hükmü ile yarar dengesi ve mağdur hakları da gözetilerek, tesadüfen elde edilen deliller, öncelikle Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirilip gerekli soruşturma yapılmalı ve mahkemelerce de diğer delillerle birlikte değerlendirilip, vicdanî kanaate göre karar verilmelidir." şeklindeki gerekçeyle karşıoy kullanırken, çoğunluk görüşüne katılmayan bir başka Genel Kurul üyesi de benzer görüşlerle ön mesele hakkındaki karara karşı muhalefet oyu vermiştir.
Ön meselenin bu şekilde çözüme kavuşturulması üzerine hükmün esasına ilişkin incelemeye geçilmiştir.
II-Esasa ilişkin incelemede;
Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi sanık A.... Y....ile yakınlık kuran polis memuru A...... B....... K...'nın, kayınbiraderi H...... S..'ın ortağı olan Ahmet Keskin'in oğlu T.... K....'in A.... Y....'ın görev yaptığı mahkemede gaspa eksik teşebbüs suçundan tutuklu olarak yargılanıyor olması nedeniyle, sanıktan bu kişinin dosyası hakkında bilgi sorması, sonra da A.... Y....'ın kendisinden borç para istemesi üzerine H...... S..'ın Ahmet Keskin'den olan alacağını tahsil ederek A.... Y....'a borç verme gayretine girmesi ve bu konudan H...... S.. ile Ahmet Keskin'e bahsetmesi, akabinde A.... Y....'ın da iştirak ettiği mahkeme heyetinin 29.09.2004 tarihli duruşmada dosyayı görevsizlikle çocuk mahkemesine gönderirken, T.... K....'i aynı gün tahliye etmesi tarzında gerçekleşen olayla ilgili olarak yapılan yargılama sonunda ilk derece yargı yeri olarak yargılama yapan Özel Dairece; T.... K....'in tahliye edilmesi konusunda sanıktan gelen ve mahkemenin diğer hakimlerine yönelen bir telkin veya tavsiyenin bulunmadığı gibi tahliyenin hukuka aykırı olarak yapıldığı yönünde de delil edilemediği kanaatine varılırken, tahliyeden önce A.... Y....ile A...... B....... K... arasında tutuklu T.... K....'in durumu ile ilgili olarak bir konuşmanın yapılmış olması, tutuklu T.... K....'in anılan konuşmanın akabinde sanığın da üyesi bulunduğu mahkeme tarafından serbest bırakılması, tahliye işleminin hemen ardından A.... Y....'ın telefonla A...... B....... K...'yı arayıp, tahliyeyi haber vermesi, bu olaylarla aynı günlerde sanık A.... Y....'ın tatile gitmek için A...... B....... K...'dan borç para istemesi ve A...... B....... K...'nın da A.... Y....'a borç para verebilmek için kayınbiraderi H...... S..'ın Ahmet Keskin'den olan alacağını tahsil etmeye çalışması hususlarının sübut bulduğu kabul edilmiş ve bu kabule istinaden sanık A.... Y....'ın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, A...... B....... K... hakkında örgüt bünyesinde işlenen bir takım suçların soruşturulmasıyla ilgili olarak telefon dinleme kararları verildiği, bu kararlar uyarınca yapılan telefon dinleme ve kayıt işlemleri sırasında da A...... B....... K... ile hakim A.... Y....arasında gerçekleşen telefon görüşmelerine tesadüf edildiği görülmektedir. Sanık hakkındaki soruşturmanın başlangıç noktası işte bu kayıtlardır.
Nitekim, anılan kayıtlara istinaden sanık hakkında soruşturma başlatılmış ve daha sonra da kamu davası açılmıştır.
Bununla birlikte; söz konusu telefon kayıtlarının hukuki durumlarının ön mesele olarak görüşülmüş ve delil olarak değerlendirilemeyecekleri sonucuna varılmış olması nedeniyle, esasa ilişkin inceleme sırasında bu kayıtlardan bahsedilmeyecektir.
Bu durumda, telefon kayıtlarına itibar edilemeceğine göre; olayımız açısından maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yarayacak olan deliller, savunma, tanık ifadeleri ve telefon tespit tutanaklarıdır.
Sanığın ikrarı ile olayların odağındaki polis memuru A...... B....... K...'nın, A...... B....... K...'nın kayınbiraderi olan H...... S..'ın, H...... S..'ın ortağı ve tahliye edilen T.... K....'in babası olan Ahmet Keskin'in, Ahmet Keskin'in diğer oğlu Tamer Keskin'in, Tamer Keskin'in arkadaşı A.... K....'nun, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı F.... A.....'un ve Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi N.... G.......'ın birbiriyle uyumlu ifadeleri, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin tahliye kararı verilen 2004/111 esas sayılı dosyası ve telefon tespit tutanakları ile birlikte değerlendirildiğinde; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin dosya kapsamına uygun olarak olayın oluşuna ilişkin kabulünde ve bu oluş içerisinde sanığın kabul edilen eyleminin rüşvet suçunu oluşturmadığı yönündeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte; eylemin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağı konusunun tartışılması gerekmiştir.
Sanık A.... Y....'ın eyleminin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin değerlendirme:
765 ve 5237 sayılı Yasalar açısından görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun unsurları Ceza Genel Kurulu'nun 18.10.2005 gün ve 96-118 sayılı kararında ayrıntılı olarak irdelenmiştir.
Buna göre; suç tarihinin 765 sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu döneme rastlaması nedeniyle, sanığın davranışının cezai sorumluluğu gerektirip gerektirmediği öncelikle suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Yasa hükümleri, bu yasaya göre suçun sabit olduğunun saptanması halinde ise 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa hükümleri nazara alınarak saptanmalıdır.
765 sayılı TCY.nın 240. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu, ceza uygulamasında memur sayılan kimsenin kasten yasada yazılı hallerden başka her ne suretle olursa olsun, görevini yasanın gösterdiği usul ve esaslardan başka surette veya yasanın koyduğu usul ve şekle uymadan yapması ile oluşur.
5237 sayılı Yasanın 257. maddesinin 1. fıkrasındaki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu ise; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetinin, kamu zararının ya da kişilere haksız kazanç sağlanması sonucunun ortaya çıkmasıyla oluşur.
Görüldüğü gibi 765 sayılı Yasanın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı Yasanın 257/1. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması" gerekmektedir.
Olayımız açısından çözülmesi gereken ilk sorun, 765 sayılı Yasaya göre memur, 5237 sayılı Yasaya göre de kamu görevlisi sayıldığında kuşku bulunmayan sanık A.... Y....'ın olay sırasında görevinin gereklerine aykırı davranıp davranmadığıdır.
Hakimin görevinin ne olduğu Anayasa ve yasalarımızda ayrıntılı olarak belirlenmiş değildir. Anayasa'nın 140. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre; "Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Hakimlerin görevle ilgili sorumluluklarının belirlenebilmesi için, görev ve yetkilerinin ne olduğunun bilinmesi ne kadar önemliyse, bu görev ve yetkileri hangi ilke ve esaslara göre yerine getirmeleri gerektiğinin bilinmesi de o derece önemlidir.
Nitekim, yapılan eylemin "görevin gereklerine aykırı hareket" olup olmadığının belirlenmesi, ancak görevin gereklerinin ne anlama geldiğinin doğru tespit edilebilmesi ile mümkün olabilecektir. Görevin gereklerinden ne anlaşılması gerektiği değerlendirilirken, hakimlere Anayasa ve yasalarla açıkça verilen görev ve yetkilerin yanında, bu görev ve yetkilerin kullanılması sırasında uyulması gereken ilkeler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakimlerin görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu konudaki en önemli uluslar arası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir.
Nitekim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de Bangalor Yargı Etiği İlkelerinin benimsenmesine karar verilmiş ve bu husus Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nce tüm hakim ve savcılara genelge şeklinde duyurulmuştur. Bu belgede 6 temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Adı geçen belgede korunan değerler; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılırken, diğer kapsamlı açıklamaların yanında bağımsızlıktan bahsedilirken; "hakim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.", tarafsızlıktan bahsedilirken, "Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hakim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hakim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır." doğruluk ve tutarlılıktan bahsedilirken, "Hakim, mesleki davranış şekli itibarıyla, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır. Hakimin hal ve davranış
Ceza Genel Kurulu, 2018/126 E., 2023/130 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Anayasa'da herkesin haberleşme hürriyetine sahip bulunduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinde;
Ceza Genel Kurulu 2018/126 E. , 2023/130 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.11.2013 tarihli ve 224-215 sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 06.04.2017 tarih, 3685-3609 sayı ve oy çokluğu ile;
"...Sanıklara ait olduğu iddia ve kabul edilen dinleme kayıtlarının dayanağı olan Kilis Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/472 değişik ... sayılı iletişim tespiti kararında, sanıklar hakkında usulüne uygun olarak alınmış bir iletişim tespiti kararı bulunmadığı, hükme esas alınan tape kayıtlarının sanıklara yönelik uygulanan bir tedbir kararına dayanmaması nedeniyle tape kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde bulunduğu, sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair bu tape kayıtları dışında mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı başkaca delil elde edilemediği gözetilmeden yüklenen suçtan sanıkların beraatleri yerine yazılı gerekçe ile mahkûmiyetlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Başkan Vekili ...; "Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında usulüne uygun olarak alınmış bir iletişimin tespit kararı bulunmamakla birlikte, sanıkların soruşturma ve kovuşturma aşamasında müdafi huzurunda verdikleri ifadelerinde ve savunmalarında tape kayıt içeriklerini doğrulamamışlarsa da tape kayıtlarına bir itirazlarının bulunmaması, bunların arkadaşlar arası konuşmalar olduğunu bildirmeleri suretiyle te'vile çalışmaları ayrıca dosya kapsamından ve tape kayıtlarından anlaşılacağı üzere Kilis ilinde silahlı terör örgütüne eleman kazandırmak için çaba sarf etmeleri, diğer sanıklarla ve kendi aralarındaki örgütsel irtibat ilişki ile örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu dikkate alındığında yerel mahkemenin sanıkların mahkûmiyetine dair kararının isabetli olduğu ve onanması kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun sanıkların atılı suçtan beraat etmeleri gerektiğine dair bozma düşüncesine iştirak etmemekteyim." şeklindeki,
Daire Üyesi H. Karahan; "Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... haklarında silahlı örgüt üyesi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, mahkûmiyete yeterli delil olmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına aşağıdaki gerekçelerle katılmak mümkün olmamıştır.
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... haklarında alınmış iletişimin tespiti kararı dosya içerisinde bulunmadığı anlaşılıyorsa da haklarındaki mahkûmiyet hükmü onanan diğer sanıklar hakkında alınmış iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması kararına dayanılarak yapılan dinlemelerde ortaya çıkan ve suç teşkil eden ilk iletişim tespitinin, tesadüfî delil olarak hükme esas alınmasında hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği gibi sanıkların ilişkili olduğu davanın diğer sanıkları ..., ..., ..., ..., .'in kendileri hakkında verilen iletişimin tespiti dinlenilmesine ilişkin karar üzerine yapılan dinleme çözümlerine ilişkin olarak müdafileri huzurunda verdikleri aşamalardaki savunmalarında gerek kendileri ve gerekse hakkında dinleme kararı bulunmayan sanıkların eylem ve faaliyetlerine ilişkin anlatımlarda bulundukları; bu konuşmaların içeriklerini doğrulamaları, haklarında iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması kararı bulunmayan ..., ..., ..., ..., ...'in müdafileri huzuru ile verdikleri ve susma hakkını kullanmadıkları aşama beyanlarında konuşma içeriklerini doğrulayarak konuşmalarda örgütsel nitelik bulunmadığı yönündeki savunmaları karşısında hukuka uygun olarak elde edilen kendi ifadeleri ve davanın diğer sanıklarının hukuka uygun savunmaları ve suç teşkil eden ilk iletişimin tespiti dinlenmesine ilişkin delilin de tesadüfî delil olarak hükme esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı cihetle ve bu delillerden hareketle sanıkların örgütle organik ilişki kurarak örgütsel içerikli toplantı ve faaliyetlerde bulundukları, örgütte eleman kazandırma çalışmaları yaptıkları, faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gözetildiğinde silahlı örgüt üyesi olma suçlarının sübuta erdiği ve bu nedenle hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak etmiyorum." biçimindeki görüşleriyle karşı oy kullanmışlardır.
Daire Üyesi E. G. ... ise; "Sanıkların kullandıkları telefonlar için olay öncesi ve sonrasında alınmış iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlar bulunmadığı, ancak sanıklara atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun CMK'nın 135/8. maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle haklarında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanan diğer sanıklarla yaptıkları ilk görüşme/mesaj kayıtlarının delil olarak kullanılabileceği, bu durumda da diğer delillerle desteklenmedikçe belirti delili niteliğindeki bu görüşme/mesaj içeriklerinin tek başına hükme esas alınamayacağı gözetildiğinde sanıkların ilk görüşme/mesaj içerikleri ile diğer eylem ve faaliyetleri denetime olanak verecek şekilde her sanık yönünden ayrı ayrı ele alınarak tartışılıp sonucuna göre hukukî durumlarının belirlenmesi gerekirken bu hususlar yerine getirilmeden yeterli olmayan gerekçe ile mahkûmiyetlerine karar verilmesi şeklindeki değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun (B-1) nolu gerekçesine katılmamakla birlikte bozma düşüncesine iştirak ediyorum." şeklinde değişik gerekçesini belirtmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 07.07.2017 tarih ve 106501 sayı ile; "...Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında ayrıca alınmış iletişimin tespiti kararı bulunmadığı, haklarındaki mahkûmiyet hükmü onanan diğer sanıklar hakkında alınmış iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması kararına dayanılarak yapılan dinlemelerde ortaya çıkan ve suç teşkil eden ilk iletişime dair tespitin, tesadüfî delil olarak hükme esas alınmasında hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği, sanıkların ilişkili olduğu davanın diğer sanıkları ..., ..., ..., ..., ...'in kendileri hakkında verilen iletişimin tespiti dinlenilmesine ilişkin karar üzerine yapılan dinleme çözümlerine ilişkin olarak müdafileri huzurunda verdikleri aşamalardaki savunmalarında gerek kendileri ve gerekse hakkında dinleme kararı bulunmayan sanıkların eylem ve faaliyetlerine ilişkin anlatımlarda bulunarak bu konuşmaların içeriklerini doğrulamaları, haklarında iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması kararı bulunmayan ..., ..., ..., ..., ...'in müdafileri huzuru ile verdikleri ve susma hakkını kullanmadıkları aşama beyanlarında konuşma içeriklerini doğrulayarak konuşmalarda örgütsel nitelik bulunmadığı yönündeki savunmaları karşısında hukuka uygun olarak elde edilen kendi ifadeleri ve davanın diğer sanıklarının hukuka uygun savunmaları ve suç teşkil eden ilk iletişimin tespiti dinlenmesine ilişkin delilin de tesadüfî delil olarak hükme esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, bu delillerden hareketle sanıkların örgütle organik ilişki kurarak örgütsel içerikli toplantı ve faaliyetlerde bulundukları, örgütte eleman kazandırma çalışmaları yaptıkları, faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gözetildiğinde silahlı örgüt üyesi olma suçlarının sübuta erdiği ve bu nedenle hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 18.01.2018 tarih, 1839-42 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu bakımından verilen 6352 sayılı Kanun'un geçici 1/1-b maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin karar itiraz edilmeksizin, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Özel Dairenin onama kararı ile kesinleşmiş olduğundan itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; inceleme dışı sanıklar hakkında alınan iletişimin tespitine ilişkin kararlar uyarınca devam eden soruşturmada sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in, CMK'nın 135. maddesi kapsamında haklarında alınmış bir karar olmaksızın telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesinin hukuka uygun delil olarak kabul edilip edilmeyeceğinin ve buna bağlı olarak üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
PKK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYG'yi (Demokratik Yurtsever Gençlik) .ilinde kurdukları ve bu yapılanma içinde faaliyet gösterdikleri değerlendirilen inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Kilis (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 14.04.2010 tarihli ve 2010/472 Değişik ... sayılı kararı ile adı geçen inceleme dışı sanıkların CMK'nın 135. maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, bu kararın dört defa uzatılarak 10.01.2011 tarihine kadar uygulandığı, anılan kararın tatbik edilmesi esnasında inceleme dışı sanıklarla olan telefon konuşmaları ve mesajlaşmaları tespit edilen sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında söz konusu bu konuşmalarına ve mesajlarına da yer verilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği,
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesi, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla CMK'nın 135. maddesi uyarınca alınmış herhangi bir kararın mevcut olmadığı,
İnceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında alınan kararlara istinaden yapılan tespitler üzerine düzenlenen tape kayıtlarına göre;
a) Sanık ...'in;
-14.07.2010 tarihinde saat 15.47'de inceleme dışı sanık ...'a gönderdiği mesajların; "Berxwadana 14 yè tîrmehè bi dîleki germ slav dîkım u lı ber berxwa","Daniyen 14 Tîrmehe ... Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz u ... Çicek" (14 Temmuz'da dağ kadrosundaki ... Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve ... Çiçek gönülden sıcak sevgilerimle onları selamlıyorum)
"Bejna xwe ditawinim" (Önlerinde saygı ile eğiliyorum)
-Aynı mesajı 15.07.2010 tarihinde saat 14.18'de inceleme dışı sanık ...'e de gönderdiği,
Söz konusu mesajla ilgili olarak kolluk tarafından yapılan açık kaynak araştırmasında PKK silahlı terör örgütünün görüş ve stratejisi doğrultusunda yayın yapan http://www.gündem.online.net isimli internet sitesinde "PKK'den 14 Temmuz açıklaması" başlığı altında haber yayımlandığı tespit edilmiştir.
-06.10.2010 tarihinde saat 14.09'da inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Valla ben de iyiyim sağolasın ee şı, sen geçenlerde aradın da dedin ben bir şey söyleyeceğim ...mesaj atmıştın ee söyle... (ses çakışıyor)
... : Ya aslında hani ne bilim burada şimdi
... : Hıh
... : Dedim ee hani şeyii vardı ya o tutuklananlar falan
... : Nerde
... : Dedim işte onları hani şeye gitmeyecek misin?
... : Nerde
... : Yanlarına falan
... : Hee bizim arkadaşları
... : Hee
... : Hiç tutuklama olmamış ki
... : Ya o şeyler o hani buraya geldiler ya o kızlar falan vardı
... : Hee
... : Onlar
... : A ı, hade ya nerde tutuklanmış?
... : Sen dedin ya o ...'dakiler lo
... : Hıı
... : Hee
... : E ya yok arkadaş ben onların yanına nasıl gideceğim
... : Gidemeyiz
... : Ee yok onlar ee şey vermeden biz gidemeyiz ki
... : Gerçekkk
... : Hee ya ismimizi vermeden biz gidemeyiz
... : Viii
... : Hee
... : Ben dedim belki oluyor giderdik bi bakardık
... : Yok vala biz gidemiyoruz
... : Hee
... : Bizim arkadaşlara da şey dava falan açılmış haberin var mı? (sesler çakışıyor)
... : Öyle dediler de
... : Hee
... : Bilmiyom Diyar anlatıyordu
... : Hee ya ifadelerini düzgün versinler sorun çıkmaz
... : Hee inşallah
... : Ben Diyar'a da söyledim diyar biraz sanki ifadeyi güzel vermemiş ben beğenmedim yani
... : Öyle ya ben de ona dedim keşke öyle yapmasaydın ama ee o biraz korkmuş biliyorsun
... : Hee hee aynı vardır (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor)
... : Ben burada köydeyim bana diyordu Faruk sen ne yaptın e dedim ben ne yapacam Diyar ben sana diyorum orada bizim bi a, bi avukat arkadaş vardır
... : Hee
... : Sen onun yanına git ona ulaşmaya çalış
... : Hıı hıı
... : Olmazsa.... (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor) Çakı yok yok korkmuştu ha hemde çok çok korkmuştu
... : Ya doğru daha yenidir normaldir (sesler çakışıyor) biliyorsun
... : Hee
... : Ben ona bişey demiyorum bir de ilk defa böyle bir şey yaşıyor
... : Hee
... : O biraz normaldir olabilir yani endişe vardır
... : İnşallah bir şey olmaz artık
... : E valla öyle işte
... : Viii ... (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor)...Başka ne var Mücahit ne yapıyor?
... : Valla onu da yolda gördüm konuşmadım ben ee yukardaydım onu pencereden gördüm o da iyidir ne yapsın
... : Hee
... : Gelmiş buraya
... : Hee Faruk nasıl?
... : Faruk iyidir o da, Mücahitin kardeşi vefat etti haberin var?
... : Nee ha, hade yav
... : Haberin yoktu
... : Yok vala haberim yok ya Mücahit bizi aramadı
... : Vii ne zamandandır vefat etmiş
... : Ciddi (sesler çakışıyor)
... : Hee valla
... : O hasta olan
... : Hee
... : Hade ya niye söylemediniz ben arardım (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor) Vallahi sandım haberiniz var
... : Valla benim haberim yok bizim arkadaşların da hiçbirinin haberi yok
b) Sanık ...'nun;
-11.05.2010 tarihinde saat 14.23'te inceleme dışı sanık ... ile olan mesajlaşmasının;
... : "ya sizde Kurd olduğunuzu söylemeyin faşistiz deyin"
... : "Beni biliyorsun asla kendimi başkası veya başka yerde yapıyorum ırk"
... : "imi inkar etmem
... : "Heval burası gezi olarak çok güzel muhteşem ama insanları kilislıle"
... : "rden daha şerefsizler"
... : "adar aralarında kalma o zaman az şerefsiz olanların arasına gel"
... : "Iyi helal olsun onlara"
... : "Ben burda arkadaşları bir araya getiriyorum vala gel gör bizimkiler"
... : "her biri bir yerde onları azarladım şimdi 6 kişiyi bir araya getir"
... : "dim"
... : "Ilk geldim geri gelecektin bin pişman oldum şimdi iyi hele bir diya"
... : "rbakırlı var bana türk bayrağını verdi al bu senin namusun dur dedi"
... : "az kaldı öldürüyordun onu"
... : "Ere kuro (evet çocuk) dedim sen bir daha ben diyarbakırlıyim deme bu bayrağı nam"
... : "usu bilen bizden değildir dedim çıktım evinden"
... : "O bayrak altında o kadar namussuzluk yaptılar bunun haberi yok herh"
... : "alde neresindeydi bu hıyar"
... : "Sen orda örgütlenmeyi yap tamamla gel denizê kinik"
... : "Inşallah ama içimde kalacak o diyarbakırlı keşke deseydin o senin n"
... : "amusun mu evet diyecekti sonra da sen alıp onun namusunu yırtacakti"
... : "n tam yerini bulurdu"
... : "a diyecektin o bayrağı namusum yapacak kadar namussuz değilim"
... : "Merak etme ayakabimi temizledim onunla canını sıkma bizde öyle namu"
... : "suz çok vala"
... : "Iyi ettin"
-14.05.2010 tarihinde saat 13.53'te inceleme dışı sanık ... ile olan mesajlaşmasının;
... : "Heval burda asker uğurlama var herkes ağlıyor ne kadar güzel ölüme"
... : "yolculuk var"
... : "dansız senin onlardan farklı olman gerekir"
... : "Ne ben haklıyım slogan atıyorlar agliyorlar hakettikleri ni söylüyo"
... : "Rum"
... : "Cahille cahil olma ömer onlar bilmiyorlar ya sen sende bunu yaparsa"
... : "n onlardan bir farkın kalmaz yani bir köpek sana havladigi zaman se"
... : "nde ona havlar misin"
... : "Tamam ömer senin savunma mekanizman birşeyi anlamak için değil fiki"
... : "r sahibi olmak için sadece kendini haklı çıkarma amacına sapmış"
-30.08.2010 tarihinde saat 19.01'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Ekmek var yok (gülerek) he he
... : Heh
... : Dedım ekmek var mı yok mı?
... : (Gülerek) he he vala ee ekmek e bu akşam güzel bişey bulduk da nasıl faydalanacağımızı düşünüyoruz
c) Sanık ...'ın;
-31.05.2010 tarihinde saat 14.08'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Ömer
... : Heh
... : Sen yürüyerek mi geleceksin?
... : He yürüyerek geliyorum
... : E o sen Seyfettin'lerdedir gazete
... : Kimlerdedir?
... : Seyfettin
... : Şemsettin?
... : Seyfettin Seyfettin
... : Seyfettin eee
... : Evini biliyor musun?
... : Yok vala evini bilmiyorum
... : Hee e tamam tamam kalsın
-31.05.2010 tarihinde saat 14.24'te inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Daha şeydeyim o kan e kızılay kan merkezi var ya ordayım faks gönderiyorum
... : Eee murtaza cami hangi sokakta geliyorsun?
... : Hıh?
... : Hangi sokaktan geleceksiniz?
... : Hala ne diyorsun sen söyle ne işin var onu orda yapayım
... : Ya Seyfettin'e diyecektin yolda seni görsün Yusuf onlar da bizdedir o şeyleri getir buraya
... : E vallahi tamam ben şeyden geleceğim ... Bankasının ora hani nasıl diyeyim sana
... : E tamam diyecektim bizim markete
... : Cihanların evininin oraya gitsin veya şeyin Bizim Markettir nedir orda market vardır
... : E e tamam oraya yaklaştın mı haber ver
... : E tamam ben Bizim Marketin orada bekliyorum, bekleyeceğim
-31.05.2010 tarihinde saat 14.25'te inceleme dışı sanık ... telefonuyla gerçekleştirdiği inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Sen ne zaman geliyorsun eve?
... : E birazdan geleceğim işte e Bizim Marketin nedir orda ben bekleyeceğim Seyfettin gazeteleri verecek geleceğim
-31.05.2010 tarihinde saat 14.34'te inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Efendim
... : Ömer hani o köşeden dönünce ooo ııı ... Bankasına gelince hani Şekerbank var, Şok var yeni açıldı.
... : Hee
... : A orda bekle oraya geliyor ha
... : Tamam Şekerbank’ın ordayım
-31.05.2010 tarihinde saat 14.40'ta inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Efendim
... : Tamam tamam buraya geldi
-31.05.2010 tarihinde saat 14.41'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : ... arkadaş
... : Hıı
... : Bu gazete Nuray ile onun
... : O ...'ın mı?
... : Evet ben onların gazetesini ne yapayım?
... : Ya vallahi evdedirler, ben telefon,
... : Hıh?
... : Ben telefon ederim Halkmar'ın önüne gelsin
... : De hele onları ara de telefonu söyle çalıyor mu?
... : E tamam haydi
... : E de haydi ben de burdan Halkmar'ın önüne gidiyorum
... : E tamam gi, geldi mi git
-31.05.2010 tarihinde saat 14.43'te inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Efendim arkadaş
... : Ömer arkadaş ııı sınavdan ıı eve geliyormuş zaten halkmara yaklaştı
... : Hıı
... : Sen nasıl onu tanıyacaksın yav?
... : Kimdir ismi nedir?
... : Makbule
... : Makbule
... : Görmemişsin oni
... : Valla görsem onu belki tanırım ya da ııı tişörtü siyah pantolonu siyah elinde gazete
... : Ka, kapıda bekle ha
... : Ya benim saçlarım da uzundur zaten tanır artık
... : Eeee tamam kapıda bekle
... : Eee haydi Halkmar'ın orda bekliyorum
... : Haydi haydi uğurlar olsun
-01.06.2010 tarihinde saat 14.28'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Gazete, gazeteyi getir gel
... : Gazete bende değil ben arabayla geliyorum
... : Tamam Seyfettin'dedir orda in Cihan'ın evinin orda getir gel
-09.09.2010 tarihinde saat 07.50'de inceleme dışı sanık ...'a gönderdiği mesajların;
"öcalansiz kürtlügün dayatildigi imha ve inkar savasimizin sürdürüldügü böylesi anlamli bir günde bile halkimizin huzurunun kacirilmasi Çabasinda olundug"
"u bir atmosferde mücadelemizin kararligindan hicbir sey kaybetmeyecegini. özgürlüge olan inancimizin defalarca oldugu gibi tekrar yineliyor,orhansiz,ma"
"zlumsuz,ceylansiz, gecen bayramlarin hüznü ve kederi ile kardesligin dayanismanin birlik ve beraberligin temsili olan;... bayraminizi barisin insanca"
"diyalogun ve mazlum haklarin ozgurlugune vesile olmasi dilegiyle bayraminiz kutluyorum"
-30.09.2010 tarihinde saat 20.06'da inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Alo
... : Hee Faruk ya benim telefon ee bozuktur e neyse telefonu değiştirdim
... : Hee sorun değil iyisin?
... : Sağ olasın valle memleketteyim daha
... : Hee başka şekilde (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor) sen ne yapıyorsun?
... : Ya valla sağlığın Diyar bugün bana dedi vallah benim de haberim ee şa, şaşırdım dedim nasıl böyle bişey olur
... : Hee
... : Dedi falan ...'dan diyor ...'dan böyle bi şikayet var e dedim ...'da kim şikayet edecek dedim araştır işte Diyar herhalde gitmiş şeyini almış
... : Hee
... : O ... Karakolu'nda diyor yarın herhalde mahkemeye çıkarılacak la
... : Tamam de ya nasıl oluyor hemen direk mahkemeye çıkarılıyor daha ne olduğu belli değil
... : E herhalde daha önceden gelmiş
... : Hee
... : Ya biliyorsun
... : Hee
... : Bu organize, organizeli bişeydir ben diyorum
... : Efendim
... : Ben diyorum organizeli bişeydir
... : Nasıl yani?
... : Yani ıı bunu organize düzenleyen bu hemen nasıl gidiyor kağıdını alıyor diyor biz işte yarın mahkemeye çıkıyorsun, işte ben de dedim orda bir avukat falan vardır biliyorsun
... : Hee
... : Diyar onlar sormuşlar o da ...'a gitmiş
... : Hee
... : E ben dedim olmasa Antep'tekilerle şey yapın irtibata girin
... : Ee
... : O da diyor ben nasıl onlara, onlara ileteceğim dedi Faruk buradadır ben kapatacağım Şırnaklı Faruk
... : Hee
... : Vala dedim bilmiyorum dedim sonra ben seni ararım daha aramadı
... : Yav bilmiyorum nasıl öyle bi şey olur yani bişeysi yok ya ben
... : Ee vala ... arkadaş ben de bi şey bilmiyorum bu du, duyuru nedir diye ben de bilmiyorum ama şey yapmanız lazım yani duyuruyu avukat öğrenebilir ya avukat biliyorsun
... : Vala Cihan'la da konuştum
... : Hıı
... : Dedi bişey çıkmaz da dedi ben ee ...'dan ...'e dedi benimkini ...'a ee ...'e havala etsinler ...'de giderim
... : Hee
... : Dedi bişey yok
... : Ya aynı doğrudur da bişey çıkmaz da ama insan merak ediyor diyor bu nedir hani
... : He ya ...'dan yapılması
... : Vallah
... : İnsanı şaşırtıyor acaba
... : E lov bu ...'da kim yav?
... : ... (sesler çakışıyor)
... : Ben diyor
... : (Sesler çakışıyor) Adanaya gitmemişiz
... : E ha, yani bi, bizim ...'yla bi sorunumuz yok ha biz anayla, ...'da bile bulunmamışız ha kim böyle ...'da bizi şey yapacaksa ben de kuran bilmiyorum
... : Vallah ben de anlamadı hele yarın Diyar gitsin bakım inşallah bişey çıkmaz
... : Hee sen yarın gideceksin?
... : Ben cumartesi gidiyorum
... : Hee e tamam arkadaş sen gittiğinizde mesela ne ifade vereceğinizi onu kararlaştırın
... : Yav zaten hani zaten diyecek Diyar'a zaten
... : Zaten şey yok ki?
... : Diyecek ben gezmeye gitmişiz bişey yok hani bişey yapmamışız ki?
... : Ya nereye gezmeye gitmişsinki sen hangi yeri diyorsun?
... : Yo yo Antep'e gezmeye dedim yani (sesler çakışıyor)
... : Hee
... : Anladın
... : Antep'e zaten (sesler çakışıyor)
... : ... (sesler çakışıyor)
... : Antep'e şeye gittik ee ismi nedir hayvanat bahçesine gittik
... : Yani
... : Onu da mı bize suç yapacaklar
... : Vallah yav Kilis'ten çıkıyorsun hemen diyorlar nereye gittiniz?
... : Valla biz taziye geldik de yolumuzu kestiler yine
... : Hee yani hayatımda valahi ...'yı daha görmemişim
... : (gülerek) hı hı
... : Adanadan açılması neyse hele Diyar yarın gitsin
... : E tamam hele Diyar yarın gitsin
... : Senlen Diyar Faruk'la görüşmüş
... : Hee o Şırnaklı ben dedim orda bi avukat var
... : Hee
... : Ben dedim şeydir bize yakındır dedim git onla görüşün o suç duyurusu nedir öğrenebilir yani
... : Hee
... : Yani onu söyledim
... : Ne üzerine açılmış ben onu anlamadım ha
... : İşte be, ben de onu bilimiyorum diyarda bilmiyor
... : Hani ona gö, yani neyse hele Diyar (sesler çakışıyor)
... : Bu ...'dan suç duyurusu var diye şikayet var o nerden kim söyledi onu?
... : Babasını aramışlar
... : Hee
... : Vallah bizi kimse aramadı ne benimkini ne Cihan'ı Nayif'i
... : Hee
... : Bi de o da
... : Nasıl babasını arıyorlar bu nerden çıktı
... : Yav ben anla, ben anlamadımki bişey
... : Lav kurana vala bilmiyorum arkadaş ...ama ee yani diyor gidip ifade vereceksin o bişey değildir
... : Hee
... : Ama bu ifadenin böyle ...'dan şikayet var beni düşündürüyor yani
... : Lav İlhan beni acaba hani mesela senle aynı evde kalıyoruz ondan mı ...
... : Yok lo o şey olur mu?
... : Lav ne bileyim İlhan öyle dedi
... : Yok yok öyle bişey nasıl çıkacak ben ya benim ev arkadaşım (gülerek) he he he öyle yok lo öyle bişey olur mu?
... : Ne hele neyse yani
... : Yani böyle bi basit bir ee iddianame olamaz yani
... : Lo valleh bilmiyorum Faruk (sesler çakışıyor)
... : (ses çakışıyor) ... ben illa, benim arkadaşım ...
... : İddianame ortada yok o daha az basittir
... : Doğru
... : Yav kardeş
... : E tamam arkadaş hele yarın Diyar gitsin takip ederiz yani
... : E tamam hele yarın gitsin yarın yine görüşürüz
... : Tamam arkadaş hade
... : Tamam
... : Merak etme yani sorun çıkmaz
... : Yok yok arkadaş
... : ... ne diyordu
... : Valla ... diyordu bişey yoktur bilmiyorum ya nedir diye yani bişeysi yok çıkmazsa hani dedi ben şeydeyim Kilis'teyim şey bi ...'ye yerleşmişim
... : Hee
... : Onla, e yani söyleyin ...'ye yerleşmiş benimkini ...'e havale etsinler
... : Hee ben şeydim sen onla görüşüyordun?
... : Yok ben sadece bugün hani ismi
... : Hee
... : Çıktı diye bugün görüştüm
... : Hee
... : Konuştuk o da
... : Hee
... : Yoksa yüz yüze daha görüşmemişiz
... : Hee e tamam arkadaş
... : E tamam yarın görüşürüz arkadaş
... : Tamam
d) Sanık ...'ın;
-19.05.2010 tarihinde saat 15.21'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Alo
... : Hee Faruk arkadaş ben Nayif sen nerdesin
... : Valla biz ee şeydeyiz Haşim'lerdeyiz arkadaş
... : Siz niye bana haber vermediniz ben dedim bekliyorum şimdi çağırırlar
... : Ya arkadaş sana söylememişler mi
... : Söylemişsiniz yani Diyar dedi saat üç gibi de dedim acaba
... : Tamam arkadaş de gel
... : Ee onlar kaçın, şeyde oturuyor ben bilmiyorum onların evini
... : Bir bir sen gel bu Arı Siteleri'nde renkli olan
... : Renkli olan birdir
... : D bloktur, renkli bina
-30.06.2010 tarihinde saat 15.13'te inceleme dışı sanık ...'e gönderdiği mesajların;
"é@ @& @a çalakiya azadiye darxwsti tekoera jina kurd heval zılan ...yasami ugruna ölecek kadar çok severdi zilan...30 haziran 1996 yilinda dersim de yaptigi é@"
"@&ı@|zgrlük eylemiyle tarihe geçen krd kadini zılan i yani ... kınacı yi saygiyla,gururla aniyoruz..."
Söz konusu mesajla ilgili olarak kolluk tarafından yapılan açık kaynak araştırmasında PKK silahlı terör örgütüne müzahir http://www.fıratnews.tv isimli internet sitesinde "... Kınacı ...'da anıldı" başlıklı bir haber yayımlandığı tespit edilmiştir.
-07.07.2010 tarihinde inceleme dışı sanık ...'e gönderdiği mesajın;
"Yaşanan kirli savaşda kahramanca savaşan 10 HPG li GERİLLA yi sonsuzluğa uğurlarken tüm KÜRT halkının başı sağ olsun"
Söz konusu mesajla ilgili olarak kolluk tarafından yapılan açık kaynak araştırmasında PKK silahlı terör örgütüne müzahir http://www.rojaciwan.com isimli internet sitesinde ... ili Pervari ilçesinde öldürülen 10 terör örgütü mensubunun resminin bulunduğu "Pervari şehitleri ölümsüzdür" başlığı altında haber yayımlandığı tespit edilmiştir.
e) Sanık ...'ın;
-17.06.2010 tarihinde saat 21.34'te inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Alo
... : Yusuf arkadaş nasılsın?
... : Arkadaş ben dedim ya bizim bir şehit düştü
... : Eee
... : Ben onun adını biliyorum şimdi sen biliyor musun?
... : Kimdir söyle hele arkadaş
... : Ee şırnak'ta şehit düşmüş Sait Elçi
... : Ee Sait
... : Hee
... : Sait Elçi
... : Hee
... : Ee tamam ben ona haber edeyim hele
... : Tamam arkadaş
... : Tamam
Söz konusu görüşmeyle ilgili olarak kolluk tarafından yapılan açık kaynak araştırmasında PKK silahlı terör örgütüne müzahir http://www.gündem.online.net isimli internet sitesinde "Uludere'de iki gerilla yaşamını yitirdi" başlığı altında yayımlanan haberde öldürülen Sait Elçi'nin resmine de yer verildiği tespit edilmiştir.
-22.06.2010 tarihinde saat 20.37'de inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Alo
... : İlhan merhaba ben Yusuf
... : Merhaba ya Yusuf arkadaş nasılsın?
... : Vala İlhan
... : Alo
... : Ses geliyor mu oraya?
... : Ne sesi?
... : Ya eylem başladı burda ya
... : He tamam havai fişek patlıyor
... : Hee
... : Çatışmanın ortasına sen mi yatıyorsun?
... : Valla burda ee he he he
... : Apocular geliyor
... : Savaş başladı
... : Hayırdır bişey inşallah
... : Vallahi öyle bi yürüyüş var sadece yav
... : Valla iyi o zaman birazdan çatışma da çıkar o zaman
... : He birazdan anafede haberler çıkar şimdi ben takip edeceğim
... : Hee gerçi ... bizimdir
... : Heee yav
... : Acayip bir sıkıntıdır içinden çıkamıyoruz en iyisi dedik senle de bi görüşelimmm
... : Ne oldu
... : Cihan'la Gülçin arasında bi şey çıktı ortaya
... : Gülçin'le beraber
... : Hee biz bunu deşifre ettik
... : Hee
... : Anlıyorsun şimdi bunun yaptırımını uygulayacağız biliyorsun
... : Hee
... : O yüzden birinden yardım istedik
... : Anladım
... : Cumaya kadar gelecek tamam mı o yardım
... : Hee
... : Tamam dedik haberin olsun yani en azından çünkü senin de hakkın vardır bilmeye
... : Yani tabiki ya mutlaka sonuçta aynı yeri paylaşıyoruz aynı bişeyini yav
... : İşte bakıyoruz bir yandan da yaptığı kabul edilebilir bişey değildir şimdi kabul edersek biz de suç ortağı olacağız bi yandan yav Cihan'ın mesela bilgisi birikimi falan vardır
... : İlhan benim kapatmam lazım tekrar seni arayacağım tamam
... : Tamam görüşürüz
-30.06.2010 tarihinde saat 21.29'da inceleme dışı sanık ...'e gönderdiği mesajların;
"Çalakiya azadiye darwsti Tekoera jina Kurd Heval Zılan ...yasami ugruna ölecek kadar Çok severdi Zilan...30 Haziran 1996 yilinda Dersim de yaptigi" (özgürlük savaşcısı türk kadını Zilan arkadaş, yaşamı uğruna ölecek kadar çok severdi…30 Haziran 1996 yılında dersimde yaptığı)
"Özgürlük eylemiyle tarihe geÇen Krd Kadini Zılan i yani ... Kınacı yi saygiyla, gururla aniyoruz..."
Söz konusu görüşmeyle ilgili olarak kolluk tarafından yapılan açık kaynak araştırmasında PKK silahlı terör örgütüne müzahir http://www.fıratnews.tv isimli internet sitesinde "... Kınacı ...'da anıldı" başlıklı bir haber yayımlandığı tespit edilmiştir.
-27.08.2010 tarihinde saat 23.19'da inceleme dışı sanık ... ile olan mesajlaşmasının;
...: "hè slm heval nasilsın"
... : "slm heval iyiyim seni sormali sen nasilsin"
...: "kotüyüm heval.!"
... : "hayirdir neyin var"
...: "heval orda hepimiz dedik kayıt zamani gelceğiz ortada kimse yok."
... : "zaten ben tahmin etmistim adam gibi sözünde duracak pek kisi yoktu. birde utanmadan gönüllü oluyorlar ya ona sinir oluyorum pesin gelemeyecegiz deseler o"
... : "ona göre önlem alirdik. simdi sen tek mi varsin"
...: "_hè ben hasım müslümün qelip qelmeyeceqide belli deqil"
... : "sertaç tan haberin varmi peki. ben bu is yüzünden hiç birsey yapamiyorum eve zor gelip gidiyorum hayatla bagim kopmus inanki. sen arkadaslara ulasmaya çalış"
... : "alisirsin zorla belki ikna edersin birilerini."
... : "nasil haberin yok heval biz demistik gelecek olan arkadaslara verilsin gelis parasi diye. bu adamlar nasil gelecek dagitmis olmalari gerek"
...: "sertac dahil hepsne ulastm o kadar dil döktüm hepsi bahanelerin arkasna saklanyr"
... : "ben hepsini hasim e aktarmistim dagitmamis ise ondadir bende sonra onlar orda kaldi olmazsa abine sorarsin onun bilgisi vardir"
...: "hasım orada qelenlere artık verir qelen kimsede yok zaten. hasım bide benim müslüm kesin deqil"
... : "ne bahaneleri varmis ya kimler gelebilirim dedi hepsini biliyoruz o zaman sorar ifade aliriz"
...: "hè aynen heval ifadelerini aliriz."
... : "tamam heval sagol elimde olsa ben gelirim ama kardesimle büyük ihtimal kayit için balikesir e gidebilirim baska gidecek kimse de yok"
...: "hè heval sen isine bak. biz qideriz elimizden qeldiğince ordakilere yardım ederiz."
... : "tamam heval oldu para sikintisi çekerseniz bana haber verirsiniz ben yollarim olur mu"
...: "hè yokya nasıl sıkınti cekeceğiz. o paralar hasımda dir. orda bize verir artık."
... : "bakariz artik heval kafa dengi biri olursa aliriz yanimiza. eger o para yetmezse haberim olsun yine de olur mu"
...: "hè yane heval kafa denqi biri olsa aliriz. hasımde olan para ne kadar"
... : "vallahi heval tam olarak bilmiyorum ama 200den fazla olmasi gerek hasim tek kurusuna dokunmadan saklar zaten. yol paralarinin bir kismi çiksa yine yeter ya"
...: "hè yane yol parasi cikarta bizde cebimizde para bulunduracağız zaten."
... : "anlasildi heval yinede elimden gelen birsey olursa haber iletin size fazla bir yük binmesin"
...: "yok ya fazla bi yük binmez.!"
... : "tamam heval neyse ben uyuyorum hadi sev bas heval kendine iyi bak abine slm"
...: "sewbas.a.s (iyi geceler.aleykümselam)"
-22.10.2010 tarihinde saat 21.35'te inceleme dışı sanık ... ile olan görüşmesinin;
... : Yusuf arkadaş merhaba
... : Merhaba Faruk merhaba
... : Artık bu olay öğrencilerden öğrencilerin olmaktan çıktı
... : Ya arkadaş zaten bu her alanda öyledir
... : Hee
... : Yani yine yapacaklarını yapacaklar bırak yapsınlar
... : Vallahi (sesler çakışıyor)
... : (sesler çakışıyor) sonra siz bütün tedbirlerinizi alın arkadaş
... : Arkadaş vallahi biz tedbirimizi
... : Şöyle
... : Hee
... : Eviniz temiz olsun (sesler çakışıyor)
... : Evimiz temizdir arkadaş (sesler çakışıyor) Allah'a çok şükür biliyorsun elektrikli süpürgemiz var bugün her tarafı tertemiz yaptık çe, ı, çektik falan temizledik halılarımızı falan silkeledik
... : E iyi halılarınız böyle o diplerinde toz falan kalmasın
... : Hee arkadaş yok ıı güzel bi bugün hipo da almıştım biliyorsun hipo falan aldık
... : Hee
... : Mutfaktan başladık temizliğe yani
... : E vala iyi yapmışsınız yani bende gel...(sesler çakışıyor)
... : Zaten şeydır arkadaş ee olayın ertesi sabahı
... : Hee
... : Ee terörle mücadeleden emniyet amiri okulun o sivil polisi Aziz var ya
... : Hee o alçak
... : Hee o üçü geldiler bizim evde oturdular
... : Bırak bir bok yiyemezler
... : Vallahi arkadaş biz evimizde oturmuşuz bekliyoruz
... : Ya arkadaş böyle biliyorsun şey yaratmaya çalışıyorlar ha polilik yaratmaya çalışıyorlar
... : Arkadaş ee birde bize dediler evi değişin arkadaşlar diyor evi değişelim
... : Hee vala arkadaş Diyar da demin dedi
... : Hee
... : Bilmiyorum yo bence ev çok da değişmenin bir anlamı yoktur zaten...(sesler çakışıyor) hep burası
... : ...(sesler çakışıyor) zaten evi değiştirmenin bi anlamı yoktur da arkadaş ee bizim ev ben de sonradan düşündüm hak verdim baya bi deşifre oldu bizim ev
... : Ya zaten öyleydi arkadaş ...(sesler çakışıyor)
Şeklinde olduğu görülmüştür.
11.06.2010 tarihli İnceleme Ve Tespit Tutanağı'na göre; PKK silahlı terör örgütünün sözde merkez komite üyesi .'in 18.05.1977 tarihinde ... ili . ilçesinde öldürülmesi nedeniyle 18 Mayıs gününün örgüt tarafından sözde şehitler günü ilan edilmesi üzerine 17.05.2010 tarihinde örgüte müzahir www.fırat.nevs.egency isimli internet sitesi üzerinden "KCK'dan şehitliklere ziyaret çağrısı" başlıklı haber yayımlandığı, bu kapsamda 18.05.2010 tarihinde ... ili . ilçesi BDP ilçe teşkilatı binası önünde düzenlenen anma eylemine katılan ve adı geçen şahsın öldürüldüğü yere doğru yürüyen grubun içinde Kilis'ten gelen sanıklar ... ve ...'ın da yer aldığı,
Bila tarihli Telefon İnceleme Ve Tespit Tutanağı'na göre; sanık ...'ın cep telefonunun gelen mesaj kutusunda .isimli bir şahıs tarafından 11.03.2011 günü saat 09.16'da gönderilen mesajın "Slm bra nerdesin bizim bir arkadaşin evine polis baskin yapmiş . i almiş götürmüş haberiniz olsun sizin tanidiğimiz bir avukat var mi" şeklinde olduğu,
Sanık ...'ın ikametinde yapılan aramada haklarında toplatma kararları bulunan örgütsel kitapların ve sanıklar ... ile ...'ın ikametinde yapılan aramada haklarında toplatma kararları bulunan örgütsel dergilerin ele geçirildiği,
... İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü'nün 13.03.2011 tarihli raporuna göre; sanık ...'ın evinde ele geçirilen Kingston marka 4 gb flash belleğin incelemesi neticesinde örgütün renklerinden oluşan bez parçalarının yer aldığı gösterilere ilişkin fotoğraflar ile Beritana min, Awvazen Ciya Destane Zape Kurdistan, Avşin Ciya, Amed ... Newroz 2010, ... Demirbaş'ın Oğlu Neden Dağa Çıktı ve Bizim Yiğit Çocuklar isimli videolar ve "Demokratik konfederalizm devlet olmayan demokratik ulus örgütlenmesidir." ibaresiyle başlayan 4 sayfalık belge bulunduğu,
Kolluk tarafından düzenlenen 12.03.2011 tarihli CD İnceleme Ve Tespit Tutanağı'na göre; sanıklar ... ve ...'ın ikamet ettikleri evden ele geçirilen 1/61 ve 1/62 sayılı CD'lerde PKK silahlı terör örgütünün öldürülen mensuplarına, eğitim faaliyetlerine ve sözde yöneticilerinin konuşmalarına ilişkin fotoğrafların yer aldığı,
Anlaşılmıştır.
İnceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... aşamalardaki ifadelerinde örgüt mensubu olmadıklarını, sanıkların da örgütle irtibatlarının olup olmadığını bilmediklerini, tape kayıtlarındaki telefon görüşmelerinin ve mesajlaşmaların öğrencilik ve ev arkadaşlığı çerçevesinde yapıldığını belirtmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; suçlamaları kabul etmediğini, terör örgütüyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, aynı okulda okuduğu için tanıdığı sanık ...'a ... Pir'den bahisle mesaj göndermediğini,. adına kayıtlı telefonla yaptığı görüşmelerin doğru olduğunu, ancak orada geçen tutuklamalardan kastının üniversitedeki arkadaşlarının yaptıkları kavgadan dolayı tutuklanmalarıyla ilgili olduğunu ve herhangi bir örgütle alakasının bulunmadığını,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; örgüt üyesi olmadığını, yaptığı telefon görüşmelerinin ve gönderdiği mesajların doğru olduğunu, ancak bunların herhangi bir terör örgütüyle ilgisinin bulunmadığını, bu görüşmelerde kimseyi örgüte kazandırmaya çalışmadığını, bir araya gelmelerinin örgütsel bir içerik taşımayıp maç veya yemek gibi sosyal etkinlik kapsamında olduğunu,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; suçlamaları kabul etmediğini, .r'in ölüm yıldönümüyle ilgili olarak ...'te düzenlenen anma törenine bilmeden katıldığını, ...'e gittiğinde davullu zurnalı bir eğlence olduğunu görünce eğlenmek amacıyla iştirak ettiğini, örgütle ilgili olduğunu anlayınca da gösteri alanından ayrıldığını, sanık ...'la olan telefon görüşmesinin doğru olduğunu, .Gazetesi'nin verdiği dünya klasiklerinin alınmasına ilişkin olarak yaptığını, sanık ...'le olan telefon görüşmelerinin de doğru olduğunu, bu görüşmeyi kendisi hakkında açılan soruşturmayla ilgili olarak gerçekleştirdiğini, oturduğu evin eşyalarını sanık ...'ten aldığı için ele geçen yasak yayınların ve CD'lerinin kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; örgüt üyeliği ve örgüt propagandası yapma suçlamalarını kabul etmediğini, herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının bulunmadığını, Haki Karaer'i tanımadığını ve onun ölüm yıldönümü sebebiyle yapılan anma törenine katılmadığını, sanık ...'i öğrenci olması nedeniyle arkadaş ortamından tanıdığını, sanık ...'le yaptığı telefon görüşmelerini hatırlamadığını, sanıklardan .'in cemaat toplantılarına katıldığını, kendilerinin de oraya katılmaları için yaptıkları telefon görüşmeleri olduğunu, sanık ...'le yaptığı görüşmeleri ve ona gönderdiği iddia edilen mesajı göndermediğini, evinde ele geçen kitapların ve broşürlerin yasak olduğunu bilmediğini,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; suçlamaları kabul etmediğini, herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olmadığını, sanık ...'le yaptığı telefon görüşmesindeki "Savaş başladı." ifadesinden kastının bu görüşmeyi evin balkonundan yaptığı sırada dışarıda meydana gelen gösteri olduğunu, sanık ...'e gönderdiği mesajın kendi telefonuna hazır mesaj olarak geldiğini, akabinde bu mesajı olduğu gibi sanık ...'e aktardığını, görüşmelerde geçen evin temizlenmesine ilişkin beyanın da evin gerçekten fizikî anlamda temizliğiyle ilgili olduğu için örgütsel bir niteliğinin bulunmadığını, zira yeni taşınmış olması nedeniyle temizlik yaptığını, evde bulunan CD'lerin kendisine ait olmayıp diğer arkadaşlarına ait olabileceğini, flash bellekte tespit edilen dokümanın okuduğu bölüm olan iktisatla ilgili bir araştırma konusu hakkında olduğunu,
Savunmuşlardır.
V. GEREKÇE
1- İnceleme dışı sanıklar hakkında alınan iletişimin tespitine ilişkin kararlar uyarınca devam eden soruşturmada sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in, CMK'nın 135. maddesi kapsamında haklarında alınmış bir karar olmaksızın telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesinin hukuka uygun delil olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin olarak;
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Bireyin haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmesinin gizliliğine kamu otoritelerince keyfî olarak müdahalede bulunulmasının önlenmesi Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Anayasa'da herkesin haberleşme hürriyetine sahip bulunduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinde;
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel ... ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasa, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriğine ve şekline bakmaksızın haberleşmenin gizliliğini de korumaktadır. Bu doğrultuda bireylerin sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ve posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yaptıkları haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi bu özgürlüğe yönelik ağır bir ihlal oluşturur. Bununla birlikte haberleşme özgürlüğü birtakım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmaktadır. Ayrıca aynı maddenin üçüncü fıkrasında istisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşlarının kanunda belirtileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalelerde kanunîliğin ve müdahaleyi haklı kılan bir durumun var olup olmadığının her somut olaya özgü şartlar içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin, belirli değerlerin korunması amacıyla ve kanunla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya davalarında verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; "Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir" ve "Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir." biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların kanunlarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda ilk olarak yalnızca 30.07.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda sayılı örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 ilâ 138. maddelerinde bir koruma tedbiri olarak yeniden düzenlenmiş; 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine yer verilip söz konusu tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü hükme bağlanmış; bu konuya ilişkin olarak verilecek kararların kapsamına ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına dair şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi, iletişimin içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililerine bilgi verilmesi düzenlenmiş, 138. maddesinde tesadüfen elde edilen deliller, 139. maddesinde gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, 140. maddesinde ise teknik araçlarla izleme konuları hükme bağlanmıştır.
CMK'nın "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." şeklinde düzenlenmiş iken,
06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere ''Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.'' şeklinde ikinci fıkra ilave edilip madde fıkraları buna göre teselsül ettirilmiş, üçüncü fıkrada yer alan ''üç ay'', ''bir defa'' ve ''hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar'' ibareleri sırasıyla "iki ay'', "bir ay" ve "mahkeme yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere", dördüncü fıkrasında yer alan "üç ay" ve "bir defa" ibareleri sırasıyla "iki ay" ve "bir ay" şeklinde değiştirilmiş, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (5) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere "6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149)," alt bendi eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut (8) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmış, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (10) numaralı alt bendinde yer alan ",fıkra 3" ibaresi madde metninden çıkarılmış; 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "tespit edilebilir," ibaresi madde metninden çıkarılıp maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere "Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir." şeklinde altıncı fıkra ilave edilmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut yedinci fıkranın (a) bendinin (14) numaralı alt bendi "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302)" şeklinde değiştirilmiş, bu alt bentten sonra gelmek üzere "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316)" biçiminde (15) numaralı alt bent eklenmiş ve diğer alt bent buna göre teselsül ettirilmiş; 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi" ibaresi "hâkim" şeklinde, "mahkemenin" ibaresi "hâkimin" şeklinde, "mahkeme" ibareleri "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son iki cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, 135. maddenin altıncı fıkrasına "hâkim" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı" ibaresi eklenmiş; sekizinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendine "(madde 79, 80)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile organ veya doku ticareti (madde 91)" ibaresi eklenmiş, aynı bendin (6) numaralı alt bendine "(madde 148, 149)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158)" ibaresi eklenmiş, aynı bende (11) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere (12) numaralı bent eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, yapılan bu değişiklikler sonucunda 135. madde;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır
(2) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir.
(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. Tefecilik (madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." biçiminde son hâlini almıştır.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan hâli ile maddenin birinci fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının şartları ve usulü düzenlenmiş, ikinci fıkrasında şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimin kayda alınamayacağı hükme bağlanmış, üçüncü fıkrasında iletişimin tespiti kararında yer alması gereken bilgiler ile iletişimin tespitine ilişkin tedbirin türü, kapsamı ve süresinin gösterilmesi gerektiği belirtilmiş, dördüncü fıkrasında şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiş, beşinci fıkrasında bu madde hükümlerine göre alınan hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararının gizliliği hususunda hükme yer verilmiş, altıncı fıkrasında telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ancak fıkrada sayılan katalog suçlarla sınırlı olarak başvurulabileceği hüküm altına alınmış, yedinci fıkrasında maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmü getirilmiştir.
Aynı Kanun'un 138. maddesi ise;
"(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." düzenlemesini içermektedir.
CMK'nın 138. maddesindeki bu düzenleme ile sınırlı şekilde sayılan suçlarla ilgili olarak sınırlı hâllerde iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. Yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanun'daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, anılan maddeyle ayrıca bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır.
CMK'nın bu hükmü, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinde hâkim kararı aranması şartının bir defaya mahsus olmak üzere istisnasını oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle hakkında hâkim kararı bulunmayan kişinin iletişiminin ilk kez dinlenmiş olması hâlinde elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılabilmesi mümkün hâle gelmekte, karar olmaksızın yapılan bu dinleme üzerine soruşturma başlatılabilmekte ve şartları varsa ilgili hakkında ayrıca dinleme kararı alınabilmektedir. Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için söz konusu delilin, tedbire konu suç ile ilgili olmayan ve bir başka suç şüphesi uyandıran bir delil niteliği taşıması ve tedbire konu suçun CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.
Nitekim, tesadüfen elde edilen deliller hakkında Genel Kurulun 03.07.2007 tarihli ve 23-167 sayılı kararında "...İletişimin tespiti kararı Av. Ç. Ö.'e ait cep telefonu için alınmış olup sanık Ö. G. S. hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin dinlenmesi kararı bulunmamaktadır. Sanığa ait olan iletişimin tespiti tutanakları, tesadüfen elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Bu konuşmalarda tesadüfen elde edildiği kabul edilen suç kanıtının değerlendirilebilmesi için 4422 sayılı Yasa'da herhangi bir hüküm yer almadığı gözetildiğinde iletişimin tespitine ilişkin bu tutanaklar yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Kaldı ki, 5271 sayılı CMK'nın 138. maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilmesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt üzerine ilk görüşmenin tespitinden sonra değil, bütün görüşmeler kayıt edildikten sonra durum C. savcısına bildirilmiş, sanık hakkında herhangi bir iletişimin tespiti kararı olmaksızın tespit yapılmış olduğundan bu tutanaklar yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır." denilmektedir.
Ayrıca, Özel Dairenin 08.05.2017 tarihli 2524-5358 sayılı kararında da "...Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK'da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından CMK'nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir.
Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfî delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfî delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfî delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfî deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfî deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır." ifadelerine yer verilmiştir.
Bu aşamada ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden birisi olan delillerin serbestliği ve hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması konuları üzerinde de durulması gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddî gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddî gerçeğe ulaşılmasında kullanılan ... delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddî gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her ... delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır.
Öğretide "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez." denilmektedir (... Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, ... 2014, s. 38.).
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi hâlinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin ikinci fıkrasında ise yüklenen suçun hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller, ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. CMK'nın 230/1. maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur.
Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine öğreti ve uygulamada delil yasakları olarak adlandırılan birtakım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, delil elde etme ve değerlendirme yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara delil elde etme yasakları, hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise delil değerlendirme yasakları denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı durumunda hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
PKK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYG'yi (Demokratik Yurtsever Gençlik) .ilinde kurdukları ve bu yapılanma içinde faaliyet gösterdikleri değerlendirilen inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında başlatılan soruşturma kapsamında . (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 14.04.2010 tarihli ve 2010/472 Değişik ... sayılı kararı ile adı geçen inceleme dışı sanıkların CMK'nın 135. maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, bu kararın dört defa uzatılarak 10.01.2011 tarihine kadar uygulandığı, anılan kararların tatbik edilmesi esnasında inceleme dışı sanıklarla olan telefon konuşmaları ve mesajlaşmaları tespit edilen ancak haklarında iletişimlerinin tespit edilmesi, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla CMK'nın 135. maddesi uyarınca alınmış herhangi bir karar mevcut olmayan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... bakımından söz konusu bu konuşmalarına ve mesajlarına da yer verilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmalarına hükmolunduğu anlaşılan somut olayda;
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in, inceleme dışı sanıklarla gerçekleştirdikleri telefon konuşmalarının ve mesajlarının Cumhuriyet savcısına derhal bildirilmemesi ve ilk tespitin hemen akabinde CMK'nın 135. maddesi uyarınca bir karar da alınmaması nedeniyle aynı Kanun'un 138/2. maddesi kapsamında tesadüfen elde edilen delil mahiyetinde olduğu, bu itibarla ancak ilk tespit edilen konuşma veya mesajların delil olarak değerlendirilebileceği, hâl böyleyken aşamalardaki savunmalarında konuşma veya mesaj içeriklerini doğrulayarak veya tevil ederek bunların örgütsel niteliklerinin bulunmadığını belirtmelerinin de ilk tespitten sonra gerçekleşen konuşma veya mesajları hukuken geçerli duruma getirmeye imkân sağlamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.
2- Birinci uyuşmazlık hususunda kabul edilen sonuç dikkate alınmak suretiyle, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin olarak Yerel Mahkeme gerekçesinin yasal ve yeterli kabul edilip edilemeyeceğinin de değerlendirilmesi gerektiğinin müzakere sırasında Ceza Genel Kurulu Başkanı ve bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince ileri sürülmesi üzerine;
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223'üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223'üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
"(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.
(6) Hüküm fıkrasında, 223'üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir."
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. Başlık bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanunî temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafiinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, sorun bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, gerekçe kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukukî nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, sonuç (hüküm) kısmında ise; CMK'nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK'nın 61. ve 62. maddelerinde belirtilen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurmak mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının belirtilmesi zorunludur. Gerekçe; hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanunî olması gerekmektedir. Kanunî, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfîliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfîliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulup örgüt hiyerarşisi içinde yer almanın ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren faaliyetlerde bulunulmasının gerektiği ve örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını ve ideolojisini benimsemek veya örgütsel yayınları okumak ve bulundurmak gibi eylemlerin örgüt üyeliği için yeterli olmadığı gözetilip Yerel Mahkeme gerekçesinin de her bir sanık yönünden örgütsel faaliyetlerin, eylemlerin ve delillerin bireyselleştirilmemesi nedeniyle yetersiz olduğu nazara alındığında sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in, inceleme dışı sanıklarla olan ilk konuşmaları veya mesajları ile dosyada mevcut diğer bilgi ve belgeler bir bütün hâlinde değerlendirilmek suretiyle üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının Yerel Mahkeme tarafından karar yerinde her sanık bakımından ayrı ayrı tartışılıp ortaya konulması gerektiği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin gerekçesi yeterli olduğundan suçun sübuta erip ermediğinin Ceza Genel Kurulunca esastan değerlendirilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının,
a) Birinci uyuşmazlık bakımından REDDİNE,
b) İkinci uyuşmazlık bakımından DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 06.04.2017 tarihli ve 3685-3609 sayılı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2013 tarihli ve 224-215 sayılı sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.03.2023 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/3018 E., 2022/6 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde düzenlendiği, özel hayatın diğer alt kategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı hakkının ise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/3018 E. , 2022/6 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “yönetim planına aykırılığın giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının İdealistkent Sitesi sakini olduğunu, evinde köpek beslediğini, köpeğin ortak alanlarda gezdirilmesi sırasında site sakinleri ve çocukların çok büyük korku yaşadığını, köpeğin hareketleri nedeniyle bir çok çocuğun psikolojik olarak etkilendiğini, site sakinlerinden yönetime sayısız şikayet iletildiğini, evcil hayvanın evde olduğu süreçte de gerek havlamaları, gerekse de oluşan koku nedeniyle bir çok apartman sakininin şikayetçi olduğunu, site yönetim planının 45/e maddesi uyarınca yüksek katlı binalarda kedi, köpek gibi evcil hayvanların beslenemeyeceğini ileri sürerek köpeğin site ve daireye girişinin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline ait köpeğin adının “Alex von Petworld” olup safkan Alman Çoban Köpeği olduğunu, sağlıklı ve sürekli veteriner kontrolünde olduğunu, bakımı ve aşılarının yapıldığını, Alex’in müvekkiline ait bulunan, ortak alanlardan bağımsız ve müstakil bu bahçede yaşadığını ve site içerisinde ortak alanlarda gezmediğini, sadece site dışına çıkartılırken bahçe kapısından ana kapıya kadar olan yaklaşık 10-15 metre alandan geçtiğini, site ortak alanlarında dolaşmadığını, ortak alanlarda tuvalet yapmadığını, müvekkilinin oturduğu evi satın alırken kendisine evde köpek besleyemeyeceğine dair bilgi verilmediğini, aksine satış öncesi görüşmelerde ve satış esnasında sunulan görsellerde ve tanıtım katalogunda bahçede ve bina önünde köpek ve köpekle oynayan çocuk-aile fotoğraflarına yer verildiğini, müvekkilinin haklı olarak ailesiyle birlikte sitede köpek besleyebileceklerini düşündüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 01.03.2013 tarihli ve 2011/1073 E. 2013/251 K. sayılı kararı ile; sırf yönetim planında hayvan bakılmasına yönelik düzenlemeler bulunmasının çevreyi rahatsız etmeyen hayvanın uzaklaştırılmasına gerekçe yapılamayacağı, yönetim planında bulunan ve ev hayvanlarının gerekçesiz olarak evden uzaklaştırılması sonucunu doğuran düzenlemelerin, Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında kanuna ve kişilik haklarına aykırılık teşkil ettiği, çevreyi rahatsız etmediği anlaşılan ev hayvanlarının doğal yaşam ortamları olan evden uzaklaştırılamayacağı, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 28/1. maddesi uyarınca “sözleşme” hükmünde sayılan yönetim planındaki düzenlemelerin, Borçlar Kanunu’nun 27. maddesindeki mutlak butlan-yokluk koşullarını taşıdığı anlaşıldığında, hâkim tarafından bu düzenlemelerin hükümsüz kabul edilebileceği, yönetim planındaki ev hayvanı bakma yasağının, hayvan hakları konusundaki uluslararası sözleşmeler, Hayvanları Koruma Kanunu ve yönetmeliğine aykırı olması nedeni ile “kanunun emredici hükümlerine”, uluslararası sözleşmeler ve Kanun ile insana yüklenmiş olan hayvanlara karşı ahlaki yükümlülüğe aykırı olması nedeni ile “ahlaka” aykırı olduğu, dava konusu ev hayvanının çevreye rahatsızlık verdiği ve bu konuda yönetime şikayetler olduğu ispatlanamadığına göre, yalnızca yönetim planındaki yasaklama hükmü nedeni ile çevreye hiçbir rahatsızlık vermeyen köpeğin evden uzaklaştırılmasını istemenin Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesine aykırı olduğu, çoğunluğun temel haklar konusunda karar veremeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince 13.01.2014 tarihli ve 2013/16329 E. 2014/71 K. sayılı kararı ile; “…Kat Mülkiyeti Yasasının 18. maddesi hükmü uyarınca kat malikleri bağımsız bölümlerini ve eklentileri ile ortak yerleri kullanırken doğruluk kurallarına uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla karşılıklı olarak yükümlüdürler; kat maliklerinin borçlarına dair hükümler bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak yararlananlara da uygulanır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, kat mülkiyetli anataşınmazın tapu kütüğünde tescilli olan yönetim planının 45/e maddesinde "Kat malikleri kendi bağımsız bölüm ve eklentileri ile toplu yapı ortak alanlarında ve villa kullanım alanlarında tavuk, koyun, keçi vs. kümes ve ahır hayvanları besleyemezler. Yüksek katlı binalarda kedi, köpek gibi evcil hayvanlar beslenemez." hükmünün bulunduğu ve yönetim planının ilgili bu maddesi uyarınca köpek beslenmesinin yasaklanmış olduğu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.04.2014 tarihli ve 2014/222 E. 2014/393 K. sayılı kararı ile, önceki karardaki gerekçe ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından kat mülkiyetine tabi sitede yönetim planındaki yasağa rağmen bağımsız bölümde köpek beslenmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
13. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesi “Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.
Bu kanunda kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma (Sükna,) hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak faydalananlara da uygulanır; bu borçları yerine getirmiyenler kat malikleriyle birlikte, müteselsil olarak sorumlu olur…” şeklinde düzenlenmiştir.
14. Aynı Kanun’un 28. maddesinde “Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler. Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir.
Yönetim planında hüküm bulunmıyan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır.
(Değişik: 13/4/1983 - 2814/11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır.
Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağlar.
Yönetim planının ve onda sonradan yapılan değişikliklerin tarihi, kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesinde gösterilir ve bu değişiklikler yönetim planına bağlanarak kat mülkiyetinin kuruluş belgeleri arasında saklanır” hükmü öngörülmüştür.
15. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yönetim planının, tüm kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmünde olduğu belirtilmiş, maddenin 4. fıkrasında ise sözleşme niteliğinde olan yönetim planına daha geniş uygulama boyutu getirilmiş bulunmaktadır. Genel hukuk kurallarına göre sözleşme, yalnız ona taraf olanları ve yasal haleflerini bağlayıcı iken, kat mülkiyeti hükümleri uyarınca tapuya verilmesi zorunlu olan ve kat mülkiyeti kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi gereken yönetim planı, onu imzalayan tüm kat maliklerini olduğu gibi, sonradan bağımsız bölüme malik olanları veya ondan yararlananları (külli-cüzi haleflerini), yönetici ve denetçileri bağlayan bir sözleşme hükmündedir. Bu niteliği gereği yönetim planı, yöntemince iptal edilmiş olmadıkça veya anataşınmazda kat mülkiyeti sona ermedikçe üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin (zamanaşımına uğramaksızın) geçerlidir ve bağlayıcılığını korur (Germeç, Mahir Ersin; Kat Mülkiyeti Hukuku, Güncellenmiş 9. Baskı, Ankara 2020, s. 691).
16. Bu nedenle hayvanların gerek bağımsız bölümlerde gerek ortak alan ve eklentilerinde bulundurulup bulundurulamayacağına ilişkin meselede öncelikle yönetim planı incelenmelidir (Yünlü, Semih: Kat Mülkiyeti ve Hayvanlar: Bağımsız Bölümlerde Hayvan Bulundurulması ve İlgili Meseleler, NKÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021(2), 322).
17. Tüm bu açıklamalar ışığı altında somut olay incelendiğinde, davalının İstanbul ili Ümraniye ilçesi Yukarıdudullu Mahallesi 106 parsel sayılı taşınmazda D1/Zemin 2 nolu bağımsız bölümün maliki olduğu, tapu kaydına 20.06.2007 tarihli yönetim planının işlendiği görülmüş, Ümraniye Tapu Müdürlüğünün 09.01.2013 tarihli yazı cevabında 106 parsel D1 blokta 39 bağımsız bölümün bulunduğu bildirilmiştir.
18. Dosyada mevcut yönetim planının 45. maddesinde “Bağımsız bölüm malikleri kendi bağımsız bölümleriyle eklentilerini blok ortak yerleri ile toplu yapı ortak alan ve tesislerini kullanırken hüsnüniyet kaidelerine uymak zorundadırlar. Özellikle aşağıdaki şeyleri yapamazlar” düzenlemesinden sonra 45/e bendinde “Kendi bağımsız bölüm ve eklentisi ile blok ortak yerler ile toplu ortak alanlarında ve villa kullanım alanlarında tavuk, koyun, keçi vs. kümes ve ahır hayvanları besleyemezler. Yüksek katlı binalarda kedi köpek gibi evcil hayvan beslenemez” şeklinde düzenlemeye istinaden site yönetim kurulunca 11.06.2011 tarihinde alınan karar ile yönetim planının 45/e maddesi hatırlatılmak suretiyle köpeklerini gezdirmeye devam eden site sakinleri hakkında hukukî işlem başlatılmasına karar verilmiş olup, ihtarname 15.06.2011 tarihinde davalı site sakininin eşine tebliğ edilmiştir.
19. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özelikle Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 28. maddesinde yönetim planının bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmünde olduğu belirtilerek anataşınmazın yönetim tarzı, kullanma maksat ve şekline ilişkin anlaşmazlıkların çözümünde öncelikle yönetim planında mevcut hükmün uygulanması öngörüldüğünden ve yönetim planının 45/e maddesi uyarınca yüksek katlı binalarda köpek beslenemeyeceği hükmü karşısında Hukuk Genel kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında evde beslenen köpek nedeniyle diğer apartman sakinlerine rahatsızlık verilip verilmediği, gürültü sınırlarının aşılıp aşılmadığı, komşuluk hukuku anlamında önlenmesi gereken aşırılık ve aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarında Özel Dairece inceleme ve değerlendirme yapılmamış olduğundan yönetim planının bağlayıcı olmadığına ilişkin direnme kararının uygun olduğu, diğer delillerin incelenmesi hususunda dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ile yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.01.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Taraflar arasındaki ihtilaf İdealistkent Sitesi kat maliklerinden olan davalının kendisine ait olan bağımsız bölümde sahiplendiği köpeği barındırıp barındıramayacağı konusundadır.
Öncelikle belirlenmesi gereken husus davacı site yönetiminin iddia ettiği köpeğin çevreye rahatsızlık verdiği, bu köpeği gezdirmek ve oyun maksadıyla gerek site içerisinde gerekse de ortak alanlarda gezdirdiği, köpeğin ortak alanlarda gezdirilmesi sırasında site sakinleri ve çocukların çok büyük korku yaşattığı, köpeğin hareketleri nedeniyle bir çok çocuğun psikolojik olarak etkilendiği, site sakinlerinden yönetime sayısız şikayet iletildiği, evcil hayvanın evde olduğu süreçte de gerek havlamaları, gerekse de oluşan koku nedeniyle bir çok apartman sakininin şikayetçi olduğu iddialarının kanıtlanıp kanıtlanmadığı konusudur.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında, bu iddiaları ispatlayacak delil sunulmadığı gibi yapılan keşifte alınan bilirkişi raporuna göre, köpeğin konutun bahçe balkonunun içerisinde, apartman etrafında ve yakınında herhangi bir pisliğe neden olmadığı, sahibinin verdiği komutlara itaat ettiği, saldırgan davranmadığı, havlamasının keşif boyunca gözlemlenemediği anlaşılmış, keşif sırasında köpeğin 7-8 kişilik yabancı bir grubun inceleme için kendi yaşam alanına girdiğinde dahi, strese girmeyip sakin davrandığı saldırgan mizaçta olmadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin gözleminde de konutun bahçe balkonunun içerisinde, apartman etrafında ve yakınında herhangi bir pisliğe neden olmadığı belirlenmiştir.
Emsal Yargıtay uygulamalarında yönetim planında açıkça yasaklanmış değil ise ve çevreye rahatsızlık vermiyor ise evcil hayvanların evden uzaklaştırma taleplerinin reddine karar verilmektedir. Yönetim planı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 28. maddesine göre tüm kat maliklerini bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. Ancak 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/son maddesine göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.). Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesini içermektedir.
TBMM tarafından 4934 sayılı kanun ile uygun bulunarak kanun hükmünde sayılan 18 Kasım 1999 tarihinde Strazburg'da imzalanan "Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi", Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından 15 Ekim 1978’de Paris UNESCO evinde ilan edilip 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü'ne sunulan ve aynı yıl halka açıklanan Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu birlikte değerlendirildiğinde tüm bu düzenlemeler bir kenara bırakarak bir sözleşme niteliğinde olan yönetim planının, hayvanın kişilik hakkını ihlal etmesine hukuk düzeninin izin vermemesi gerekir.
Sonuç olarak Yerel Mahkemenin tüm detaylarıyla dayanakları gösterilmek suretiyle açıklanan, tutarlı, doyurucu ve hukuka uygun gerekçesi ile verdiği direnme kararın doğru olduğu kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.
KARŞI OY
Özel daire ile mahkeme arasında direnmeye konu olan uyuşmazlık; kat mülkiyetli anataşınmazın tapu kütüğünde tescilli olan yönetim planının 45/e maddesinde "Kat malikleri kendi bağımsız bölüm ve eklentileri ile toplu yapı ortak alanlarında ve villa kullanım alanlarında tavuk, koyun, keçi vs. kümes ve ahır hayvanları besleyemezler. Yüksek katlı binalarda kedi, köpek gibi evcil hayvanlar beslenemez." hükmünün bulunduğu ve yönetim planının ilgili bu maddesi uyarınca köpek beslenmesinin yasaklanmış olduğu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda (KMK) bağımsız bölüm maliklerinin hak ve yetkileri ile ödevlerine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Kat malikleri kendilerine ait bağımsız bölümler üzerinde, bu Kanunun ilgili hükümleri saklı kalmak şartıyla, Medeni Kanunun maliklere tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahiptirler (KMK 15/1).
Bütün hak ve yetkilere sahip olmak sınırsız bir hak ve yetkiyi içermemektedir. 4721 sayılı 737. maddede yer alan herkesin taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlü olduğu düzenlemesi ile mülkiyet hakkının kullanımına sınır getirilmiştir.
Bu genel düzenleme yanında mülkiyet hakkının kullanımına getirilen sınırlama olarak KMK’nda özel bir düzenleme de bulunmaktadır. Bu hükme göre; kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim plânı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler (KMK 18/1).
Bağımsız bölümler kişilerin yaşam alanı olup komşularını rahatsız edici davranışlardan kaçınmak suretiyle bu yerde mülkiyet hakkından doğan hak ve yetkileri kullanabilecektir. Ayrıca konutun kullanımı, o yerde yaşama hakkı, konuta müdahale edilememesi Anayasanın 21. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığı hakkı ile de güvence altına alınmıştır.
5199 sayıl Hayvanları Koruma Kanunu hükümlerine göre ev hayvanı; gerçek veya tüzel kişiler tarafından özellikle evde, işyerlerinde ya da arazisinde özel ilgi ve refakat amacıyla muhafaza edilen, bakımı ve sorumluluğu sahiplerince üstlenilen her türlü hayvanı ifade eder. (md. 3/1/ı) hükmü ile Kanun evde hayvan beslemeyi yasaklamamış üstelik verdiği bu tanım ile evde hayvan beslenebileceğini ortaya koymuştur.
Diğer yandan, bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları, periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev hayvanlarını ifade eder (md. 3/1-j) şeklindeki kontrollü hayvan tanımıyla da evde hayvan besleyenlerin tabi olduğu yükümlülükler bulunduğu ortaya konmuştur.
Bu Kanun gereğince çıkarılan yönetmelikte de hayvan sahiplerinin hayvan beslenmesinden dolayı çevresine rahatsızlık vermeyecek tedbirleri alacağı, doğacak zararları tazmin edeceği gürültü seviyesini mevzuat hükümleri doğrultusunda sağlamakla yükümlü olduğuna dair hükümler bulunmaktadır.
Bu hükümlerle birlikte değerlendirildiğinde gerek mülkiyet hakkının sınırları gerekse konut dokunulmazlığı hakkı kapsamına göre kişinin evinde evcil hayvan sayılan kedi veya köpek beslemesi mümkündür. 634 sayılı KMK 24. maddede sayılan yasak işler arasında evde evcil hayvan beslenmesine dair bir yasak da bulunmamaktadır. Bu konuda bir yasaklayıcı hüküm olmasa da evde kedi veya köpek besleyen bağımsız bölüm sahiplerinin bundan dolayı komşularını rahatsız etmeyecek tedbirleri de alması gerekir. Hayvan sahiplerinin sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlü olduğu 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 5/2. maddede de belirtilmiştir. Gerekli tedbirlerin alınmayarak komşulara rahatsızlık verilmesi hâlinde yukarıda sayılan komşuluk hukuku kurallarına göre hâkimin müdahalesi istenebilecektir.
Kanun hükümleri ile komşularını rahatsız etmeyecek biçimde evde kedi veya köpek beslemek yasaklanmamış iken bu konuda yönetim planına hüküm konulup konulamayacağı üzerinde de durmak gerekir.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası'nın 28. maddesi hükmüne göre; "Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini, yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler. Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmündedir." Yönetim planında yer alabilecek hususlar bu şekilde hükme bağlanmıştır. Bunlar anagayrimenkulün yönetim tarzı, kullanma maksat ve şekli, yönetici ve denetçinin alacakları ücret ve yönetimle ilgili benzeri hususlardır. Fıkranın karşı anlamından çıkan sonuç ise, yönetim ile ilgili olmayan hususlara yönetim planında yer verilemeyeceğidir.
Bağımsız bölüm malikleri birbirlerine rahatsızlık vermemekle yükümlü olup bu kapsamda gerekli bazı somut tedbirler yönetim planında yer alabilir ise de bunu aşar şekilde kişilerin yaşam alanlarındaki davranışlarına müdahale niteliğinde tedbirlere yönetim planında yer verilmesi mümkün değildir. Evde hayvan beslemenin her zaman komşulara rahatsızlık vereceği gibi bir varsayımdan hareketle tümden yasaklayıcı bir hükmün yönetim planında yer alabileceği de düşünülemez.
Kanun hükümlerinden bu sonuca varılsa da yönetim planında böyle yasaklayıcı bir hükme yer verilmiş ise bunun bağlayıcı olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır.
Yukarıda anılan KMK 28. maddede, yönetim plânının, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmünde olduğu düzenlenmiştir. Hukukumuzda esas olan sözleşme özgürlüğü (TMK 26) çerçevesinde sözleşmeye bağlılık esas ise de hukukumuzda sözleşme özgürlüğüne getirilmiş sınırlamalar da bulunmaktadır. Bu sınırlamaların ne olduğuna geçmeden önce sınırlamaların kapsamına ışık tutması açısından evde kedi ve köpek beslemenin sosyal yönüne de bakmak gerekir.
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi 23.07.2003 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4934 sayılı kanunla onaylanmış ve taraf olduğumuz milletlerarası sözleşme hâline gelmiştir. Sözleşmenin giriş başlıklı bölümünde diğer sayılan hususlar dışında; insanın yaşayan tüm canlılara ahlakî bir yükümlülüğünün olduğu tanıyarak ve insan ile ev hayvanları arasında mevcut özel ilişkileri hatırda tutarak ayrıca ev hayvanlarının yaşam kalitesine olan katkılarını ve bunun sonucu olarak da toplum için taşıdığı önemi de dikkate alarak sözleşmenin imzalandığı belirtilmiştir.
Sözleşmede yer bulan insan ile ev hayvanları arasındaki ilişki ve bu hayvanların yaşam kalitesine katkısı, apartman yaşamı bakımından değerlendirildiğinde bu şekilde beslenen hayvanlar o konutun bir yaşayanı olarak kabul edilmekte, onun ihtiyaçlarına saygı gösterilip karşılanmakta, konutta yaşayanlarca gerçekleştirilen etkinliklere bu hayvanların katılımı sağlanmakta ve konut içi yaşama uyum sağlamaları için de yönlendirilmektedirler. Bu birlikte yaşam ile kurulan bağ ile evde beslenen bir hayvan, evde bulunan bir meta değil, kendisiyle iletişim kurulan, sevgi bağı oluşan, bir dost, bir arkadaş gibi insanla ilişkilendirilen bir varlık olmaktadır. Bunun sonucunda hayvan daha huzurlu olduğu bir ortamda yaşadığı kadar insan da manevi varlığını geliştirerek daha mutlu ve huzurlu olduğu bir yaşam kalitesi için payını almaktadır.
Bu sosyal yönüyle de değerlendirildiğinde evde hayvan beslemenin kişinin manevi varlığının korunması ve geliştirilmesiyle yakından ilgili olduğu ve kişilik hakkıyla da sıkı sıkıya bağlı olduğu açıkça görülmektedir.
Tekrar sözleşme özgürlüğü ve sınırlarına döndüğümüzde bu konudaki en temel sınırlama Anayasanın 12. maddesinde yer almaktadır. Bu hükme göre; herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Bu hükmün 4721 sayılı TMK’daki yanısması kural, 23. madde hükmüdür. Bu düzenlemede; kimsenin, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceği (23/1) ayrıca özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamayacağı (23/2) hükmü yer almaktadır. Kişiliğin korunması başlıklı bu düzenleme ile hak ve özgürlüklerden tümüyle vazgeçme ya da aşırı sınırlama konusunda kişi bizzat kendisine karşı da korunmuştur.
Kişi temel hak ve hürriyetlerinden vazgeçemeyeceğinden evde kedi ve köpek beslemenin temel hak ve hürriyetler açısından durumun ne olduğuna da bakmak gerekir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesine göre: Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir (md. 8/1). Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir” (md. 8/2).
“Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu hukuksal çıkarların, Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bunun dışında özel hayat kavramına dâhil bir kısım hukuksal değerin Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlendiği, özel hayatın diğer alt kategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı hakkının ise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı görülmektedir. Bu kapsamda Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan hakların temel olarak Anayasa’nın 17., 20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlendiği anlaşılmaktadır” (Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararı. B. No 2013/2552, § 44 B.no, 2013/6714 § 57).
Anayasada yer alan, herkesin; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu (md. 17/1), özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı (md. 20/1), kimsenin konutuna dokunulamayacağı (md. 21/1) hükümleri vazgeçilemeyen temel haklardandır. Konut dokunulmazlığı kapsamında bulunan konuta saygı hakkı sadece fiziksel alanın korunması değil aynı zamanda konutu kullanma veya konuttan yararlanma hakkını da içermektedir.
Bir kimsenin kendisine ait bağımsız bölümde kedi ve köpek beslemesi konut dokunulmazlığı ve konuta saygı hakkının bir sonucu olarak kabul edilmesi gerektiği gibi özel hayata saygı hakkı kapsamında da kabul edilmelidir. Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı yanında bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına da karşılık gelmektedir. Kişinin bir can taşıyan kedi veya köpeği sahiplenip koruması altına almak istemesi, kendisine ilişkin karar alma hakkının bir sonucu olduğu kadar can taşıyan bu hayvanlar arasında bağ kurması, bundan hoşlanması mutlu olması yaşam kalitesine katkı sağlayan ruhsal bütünlük hakkıyla da ilgilidir.
Açıklanan nedenlerle yönetim planında komşuları rahatsız eden durumlarla ilgili olmaksızın tamamen yasaklayıcı hükme yer verilmesi bazı temel hak ve hürriyetlerden vazgeçme sonucunu doğurduğundan, buna ilişkin yönetim planı hükümlerinin geçerli olduğu ve bu hükme göre uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği sonucu benimsenemez. Yönetim planında yer alan anılan hüküm, temel haklardan vazgeçilemeyeceğine ilişkin temel düzenlemelere aykırı olduğundan bağlayıcı bir sözleşme hükmü olduğu da kabul edilemez.
Her ne kadar kendi bağımsız bölümünde kedi veya köpek beslemek bir hak ise de bu hakkın kullanımının da sınırsız olmadığı gözetilmelidir. Bu sınırlara ilişkin hükümlerin ne olduğu yukarıda açıklanmış olup, evde beslenen köpek nedeniyle diğer apartman sakinlerine rahatsızlık verilip verilmediği, gürültü sınırlarının aşılıp aşılmadığı, komşuluk hukuku kapsamında önlenmesi gereken aşırılık ve aykırılık bulunup bulunmadığı yönetim planı dışındaki delillere göre değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir. Özel Daire henüz bu konuda inceleme ve değerlendirme yapmamış olduğundan özel dairenin henüz incelemediği konuda, direnme kapsamıyla temyiz incelemesi yapmak durumunda olan Hukuk Genel Kurulu tarafından bu aşamada bir inceleme ve değerlendirme yapılıp karar verilmesi mümkün değildir.
Özel daire bozma kararında sadece yönetim planı esas alınarak bozma kararı verilmiş olup bu yönetim planının bağlayıcı olmadığına ilişkin direnme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle uygun bulunarak, diğer delillere göre incelenerek bir karar verilmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, yönetim planında yer alan kedi ve köpek besleme yasağına ilişkin hüküm geçerli kabul edilerek özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Gazeteci Pelin Hanım, yürüttüğü bir yolsuzluk araştırması sırasında yetkili makamlarca telefonlarının dinlendiğini ve gönderdiği e-postaların engellendiğini öğrenmiştir. Bu işlemlerin "milli güvenliğin korunması" gerekçesiyle bir idari amirin yazılı emriyle yapıldığı iddia edilmektedir.
1982 Anayasası’nın 22. maddesi (Haberleşme Hürriyeti) uyarınca, Pelin Hanım’ın durumuna ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
A) İdare, milli güvenlik gerekçesiyle Pelin Hanım’ın tüm iletişimine mahkeme kararı olmaksızın her zaman müdahale edebilir.
B) Haberleşmenin gizliliği kural olarak esastır; ancak suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla hakim kararı olmadan her durumda dinleme yapılabilir.
C) Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emriyle müdahale edilebilir; ancak bu karar 24 saat içinde hakimin onayına sunulmalı ve hakim kararını 48 saat içinde açıklamalıdır.
D) Haberleşme hürriyeti mutlak bir hak olup, milli güvenlik dahil hiçbir sebeple sınırlanamaz.
E) Pelin Hanım’ın telefonlarının dinlenmesi için sadece Cumhuriyet Savcısı’nın sözlü talimatı anayasal olarak yeterlidir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.