1982 Anayasası Madde 23

1982 Anayasası 23. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 23 – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. (Değişik fıkra: 7/5/2010-5982/3 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz. VI. Din ve vicdan hürriyeti

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

130 karar eşleşti
7. Ceza Dairesi, 2023/2066 E., 2023/6575 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFikri ve Sınai Haklar
ndıktan sonra sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken hak sahibi olup olmadığı anlaşılamayan meslek birliğinin kamu davasına katılmasına karar verilmesi, hükümden sonra 17.07.2020 tarihli ve 31188 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 12.06.2020 tarihli ve 2019/74 Esas, 2020/29 Karar sayılı kararı ile 5846 sayılı Kanun'un 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun'un 143 ünc
7. Ceza Dairesi         2023/2066 E.  ,  2023/6575 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2021/742 E., 2022/179 K. SUÇ : 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, suç konusu olan eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/162 Esas, 2014/390 Karar sayılı kararı ile 06.09.2013 tarihli eylem nedeniyle sanık hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na (5846 sayılı Kanun) muhalefet suçundan, aynı Kanun'un 71 inci maddesinin birinci fıkrası, 81 inci maddesinin onüçüncü fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü maddesi gereği 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve suça konu eşyanın müsaderesine karar verildiği, anılan karar sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 01.06.2021 tarihli ve 2016/15025 Esas, 2021/5969 Karar sayılı ilâmı ile mahkemece şikayetçiye bilirkişi raporu tebliğ edilip hak sahipliği belgelerini sunması sağlandıktan sonra sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken hak sahibi olup olmadığı anlaşılamayan meslek birliğinin kamu davasına katılmasına karar verilmesi, hükümden sonra 17.07.2020 tarihli ve 31188 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 12.06.2020 tarihli ve 2019/74 Esas, 2020/29 Karar sayılı kararı ile 5846 sayılı Kanun'un 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun'un 143 üncü maddesiyle değiştirilen 81 inci maddesinin onüçüncü fıkrasında düzenlenen “Bandrol yükümlüğüne aykırılığın aynı eserle ilgili olarak 71 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suçla birlikte işlenmesi halinde, fail hakkında sadece 71 inci maddeye göre cezaya hükmolunur. Ancak; verilen ceza üçte biri oranında artırılır.” hükmünün iptal edilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinde ise “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır” hükmüne yer verilmiş olması karşısında sanık hakkında en ağır cezayı gerektiren bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçundan hüküm kurulup, kazanılmış hakları da gözetilerek sanığın hukuki durumunun yerel mahkemece yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi bakımından yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden (UYAP) yapılan sorgulamada benzer eylem nedeniyle sanık hakkında Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2014/164 Esas, 2014/355 Karar sayılı dava dosyasının da mevcut bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı mağdura karşı aynı suçu birden fazla işleyip işlemediğinin ve hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılması zorunluluğu nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. 2.Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2014/164 Esas, 2014/355 Karar sayılı kararı ile 24.04.2013 tarihli eylem nedeniyle sanık hakkında 5846 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, aynı Kanun'un 71 inci maddesinin birinci fıkrası, 81 inci maddesinin onüçüncü fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü maddesi gereği 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, orijinal nitelikte ve orjinal bandrol taşıdığı belirtilen suç teşkil etmeyen iki adet kitabın sanığa iadesine ve suça konu kitapların müsaderesine karar verildiği, anılan karar sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 17.02.2021 tarihli ve 2016/14852 Esas, 2021/1717 Karar sayılı ilâmı ile hükümden sonra 17.07.2020 tarihli ve 31188 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 12.06.2020 tarihli ve 2019/74 Esas, 2020/29 Karar sayılı kararı ile 5846 sayılı Kanun'un 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun'un 143 üncü maddesiyle değiştirilen 81 inci maddesinin onüçüncü fıkrasında düzenlenen “Bandrol yükümlüğüne aykırılığın aynı eserle ilgili olarak 71 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suçla birlikte işlenmesi halinde, fail hakkında sadece 71 inci maddeye göre cezaya hükmolunur. Ancak; verilen ceza üçte biri oranında artırılır.” hükmünün iptal edilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesinde ise “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır” hükmüne yer verilmiş olması karşısında sanık hakkında en ağır cezayı gerektiren 5846 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasından hüküm kurulup kazanılmış hakları da gözetilerek sanığın hukuki durumunun yerel mahkemece yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu, UYAP'... yapılan sorgulamada benzer eylem nedeniyle sanık hakkında Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2014 tarihli ve 2014/162 Esas, 2014/390 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 2016/15025 Esas sayılı dosyasında kayıtlı bulunduğu; ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli ve 2015/610 Esas, 2019/294 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 2020/1467 Esas sayılı dosyasında kayıtlı bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı mağdura karşı aynı suçu birden fazla işleyip işlemediğinin ve hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılması zorunluluğu, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi bakımından yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu ve suç tarihinin ''24.04.2013'' yerine ''22.04.2013'' olarak gösterilmesi nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. 3.Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.08.2021 tarihli ve 2021/662 Esas, 2021/ 636 Karar sayılı kararı ile 24.04.2013 tarihinde ve 05.09.2013 tarihinde işlenen suçlara ilişkin dosyaların birleştirilmesine karar verilmiştir. 4.Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin (Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Sıfatıyla) 10.02.2022 tarihli ve 2021/742 Esas, 2022/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5846 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, aynı Kanun'un 81 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü maddesi gereği teşdiden 4 yıl 2 ... hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, zincirleme suç kapsamında kalan ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı kararının 11.02.2021 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle verilen 4 yıl 2 ... hapis ve 25.000,00 TL adli para cezasından ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas,2019/214 Karar sayılı ilamı ile verilen kesinleşmiş 1 yıl 8 ... hapis ve 20.000,00 TL adli para cezasından mahsubu ile sanığın neticeten 2 yıl 6 ... 5 gün hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve suça konu eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın süre tutum dilekçesi, verilen kararı temyiz etme iradesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Olay tutanaklarına göre, 24.04.2013 tarihinde sanığa ait ikamette Söke 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/184 Değişik İş sayılı arama kararı gereğince yapılan aramada, satışa sunulmuş toplam 500 adet kitap ele geçirildiği, kitaplar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde 333 adet kitabın bandrolsüz ve orjinal nitelikte olmadığı, 162 adet kitabın ise sahte bandrollü ve orjinal kitap olmadıkları, 1 adet orijinal kitabın taşıdığı bandrolün aynı yayın evine ait ancak farklı bir kitaba ait yapıştırılmış bir esere ait bandrol taşıdığı, 2 adet kitabın orijinal olmadığı, 2 adet orijinal kitabın orijinal nitelikte bandrol taşıdığı tespit edildiği; 05.09.2013 tarihinde sanığa ait seyyar tezgah üzerinde ve altında Söke 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/428 Değişik İş sayılı kararı gereğince yapılan aramada, satışa sunulmuş orijinal olduğu tespit edilip iade edilenler harici toplam 105 adet kitap ele geçirildiği, yapılan bilirkişi incelemesinde 1 adet orijinal kitabın bandrolsüz olduğu, 12 adet kitabın bandrol taşıdığı, ancak bu kitaplardan 4 adet kitabın orjinal nitelikte olduğu, ancak taşıdığı bandrollerin aynı yayınevine ait farklı eserlere ait olduğu, 2 adet kitabın bandrollerinin başka eserlere ait olduğu, 3 adet kitabın ise sahte bandrol taşıdığı ve 3 adet orijinal kitabın ise ... bandrol taşıdığı anlaşılmıştır. 2.Dosya arasında bilirkişi raporları ve YAY-BİR Meslek Birliğinin ele geçen kitaplarla ilgili hak sahipliğini ispatlamaya yönelik belgeleri bulunmaktadır. 3.Sanığın aşamalardaki savunmalarından özetle, ele geçen kitapların bandrolsüz ve sahte bandrollü olduğunu bilmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır. 4.Mahkemece, Hukukî Süreç başlığı altında (2) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verildiği belirlenmiştir. IV. GEREKÇE Sanığa takdir edilen temel cezada hakça oranda teşdit yapılması nedeniyle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesi uyarınca tekerrüre ilişkin hükümlerin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin ''24.04.2013, 05.09.2013, 12.02.2014'' yerine ''24.04.2013, 06.09.2013'' olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların ... biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. Ancak; 1. Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin (Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Sıfatıyla) 10.02.2022 tarihli ve 2021/742 Esas, 2022/179 Karar sayılı ilâmında sanığın 14.04.2013, 05.09.2013 ve 12.02.2014 tarihli eylemleri nedeniyle 4 yıl 2 ... hapis ve 25.000,00 TL adlî para cezası verilmiş ise de, 06.09.2013 tarihli eylem nedeniyle Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/162 Esas, 2014/390 Karar sayılı kararı ile verilen 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezasının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın bozulduğu, 24.04.2013 tarihli eylem nedeniyle Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2014/164 Esas, 2014/355 Karar sayılı kararı ile verilen 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezasının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın bozulduğu, yine 12.02.2014 tarihli eylem nedeniyle ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/294 Karar sayılı kararı ile verilen 2 yıl 2 ... 20 gün hapis cezasının sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 11.02.2021 tarihli ve 2020/1467 Esas, 2021/566 Karar sayılı kararı ile sanığın 1 yıl 8 ... hapis ve 20.000,00 TL adlî para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildiği anlaşılmakla, anılan kararların sadece sanık tarafından temyiz edilmesi nedeniyle sanığın kazanılmış hakkı gereğince toplam 3 yıl 10 ... 20 gün hapis ve 20.000,00 TL adlî para cezasından ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı ilâmının istinaf edilmesi üzerine verilen 1 yıl 8 ... hapis ve 20.000,00 TL adlî para cezasından mahsubu ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden mahkemece, verilen 4 yıl 2 ... hapis ve 25.000,00 TL adlî para cezasından ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı ilâmının istinaf edilmesi üzerine verilen 1 yıl 8 ... hapis ve 20.000,00 TL adlî para cezasından mahsubu ile sanığın 2 yıl 6 ... 5 gün hapis ve 5.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, 2.Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan YAY-BİR Meslek Birliği lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 7.375,00 TL maktu vekalet ücretinden ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı ilamında verilen 3.931,00 TL vekalet ücretinden mahsup yapılarak vekalet ücretine hükmolunması yerine, Yargıtay tarafından bozulmasına karar verilen Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/162 Esas, 2014/390 Karar sayılı kararında ve Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2014/164 Esas, 2014/355 Karar sayılı kararında verilen vekalet ücretlerinden mahsubuna karar verilmesi, 3.Ele geçen orijinal kitaplardan orjinal bandrollü olduğu tespit edilenlerin sahibine iadesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş, ancak söz konusu hukuka aykırılığın Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin (Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Sıfatıyla) 10.02.2022 tarihli ve 2021/742 Esas, 2022/179 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hükmün 5 inci maddesi tümüyle çıkarılarak yerine '' 06.09.2013 tarihli eylem nedeniyle Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/162 Esas, 2014/390 Karar sayılı kararı ileverilen 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezasının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın bozulduğu, 24.04.2013 tarihli eylem nedeniyle Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2014/164 Esas, 2014/355 Karar sayılı kararı ile verilen 1 yıl 1 ... 10 gün hapis cezasının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın bozulduğu, yine 12.02.2014 tarihli eylem nedeniyle ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/294 Karar sayılı kararı ile verilen 2 yıl 2 ... 20 gün hapis cezasının sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 11.02.2021 tarihli ve 2020/1467 Esas, 2021/566 Karar sayılı kararı ile sanığın 1 yıl 8 ... hapis ve ve 20.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildiği anlaşılmakla, anılan kararların sadece sanık tarafından temyiz edilmesi nedeniyle sanığın kazanılmış hakkı gereğince toplam 3 yıl 10 ... 20 gün hapis ve 20.000,00 TL adli para cezasından ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı ilamının istinaf edilmesi üzerine verilen 1 yıl 8 ... hapis ve 20.000,00 TL adli para cezasından mahsubuna," ibaresinin eklenmesine, hükmün 9 uncu maddesi tümüyle çıkarılarak yerine ''Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan YAY-BİR Meslek Birliği lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 7.375,00 TL maktu vekalet ücretinden ... 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26.03.2019 tarihli 2015/610 Esas, 2019/214 Karar sayılı ilamında verilen 3.931,00 TL vekalet ücretinden mahsubu ile 3.444,00 TL vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılan YAY-BİR Meslek Birliği'ne verilmesine, '' ibaresinin eklenmesine ve hükmün 10 uncu maddesinin sonuna '' ele geçen orijinal kitaplardan orjinal bandrollü olduğu tespit edilenlerin SAHİBİNE İADESİNE,'' ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2023 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2012/799 E., 2013/389 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Müşterek çocuğun anne tarafından yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle yurt dışına küçüğün çıkışının yasaklanması, anneye ait olan velayet görevini aksatması yanında sürekliliği itibariyle de 1982 Anayasası'nda düzenlenen ve temel hak niteliğinde olan seyahat özgürlüğüne aykırıdır (m.23).
Hukuk Genel Kurulu         2012/799 E.  ,  2013/389 K. * KÜÇÜKLE ŞAHSİ İLİŞKİ * KÜÇÜĞÜN YURTDIŞINA ÇIKARTILMASI YASAĞI * VELAYETİ YABANCI UYRUKLU ANNEYE VERİLEN KÜÇÜK * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 2 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 182 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 324 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 325 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “velayet ve iştirak nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5.Aile Mahkemesi'nce velayete ilişkin asıl davanın reddine ve iştirak nafakasına ilişkin karşı davanın ise kabulüne dair verilen 27.04.2010 gün ve 2009/427 E., 2010/574 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2011 gün ve 2010/16826 E., 2011/11499 K. sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-davalı babanın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-davacı kadının temyiz isteminin incelenmesine gelince; Velayeti davalı-davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulması küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gibi çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması davalı-davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturur. Açıklanan yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…) gerekçesiyle hüküm velayet yönüyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; velayet yönünden mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, velayet; karşı dava ise, iştirak nafakası isteğine ilişkindir. Davacı-karşı davalı (baba) vekili, müvekkili ile davalının evlilik dışı ilişkilerinden dünyaya gelen Melis'i, davacı babanın tanıyarak kendi soy adını verdiğini, Melis'in anne yanında olması nedeniyle küçüğün ahlaki ve diğer bir çok yönden iyi yetişmeyeceğini, müvekkilinin yaşam şartlarının çok iyi olduğunu belirterek, küçük Melis'in velayetinin müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı (anne) vekili, davacının iddalarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, asıl davanın reddi ile müşterek çocuk için 500,00 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini karşı dava ile talep etmiştir. Dosya kapsamından; tarafların evlilik dışı ilişkilerinden 07.12.2005 doğumlu Melis adında bir kız çocuğu sahibi oldukları, davacı babanın çocuğu 09.06.2006 tarihinde tanıyarak nüfusuna kaydettirdiği, davacı babanın daha sonra 2007 yılında bir başka bayanla evlendiği ve bu evliliğinden henüz çocuğunun bulunmadığı, davalı annenin yabancı ülke vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, yargılama aşamasında mahkemece ara kararı ile küçük çocuk Melis ile davacı babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ve küçük çocuğun yurtdışına çıkışının yasaklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin, anne yanında olmasının çocuğun yararına olacağı yönünde uzman raporu da dikkate alınarak asıl davada müşterek çocuğun velayetinin davacı babaya verilmesine yönelik istemin reddine, kişisel ilişki konusunda istemin kabulü ile; müşterek çocuk 07.12.2005 doğumlu Melis Tuncer ile davacı baba arasında, her hafta Cumartesi sabah 09:00 Pazar akşam 18:00, dini bayramların ikinci günü sabah 09:00, üçüncü gün akşam 18:00, küçük Melis 6 yaşını doldurana kadar her yıl 1 Temmuz sabah 09:00, 20 Temmuz akşam 18:00, 6 yaşını doldurduktan sonra 1 Temmuz sabah 09:00 - 31 Temmuz akşam 18:00, resmi bayramların öğlen 12:00 akşam 18.00 saatleri arasında kişisel ilişki kurulmasına; davalı-karşı davacı (annenin) talepleri yönünden ise; küçük çocuk için belirlenen 500,00 TL iştirak nafakasının, karar kesinleştikten sonra da aynı miktarda davacı babadan alınarak velayeten davalı-karşı davacı anneye ödenmesine, müşterek çocuk Melis Tuncer'in yurt dışına çıkış yasağının karar kesinleştikten sonra da devamına dair verdiği kararın, taraf vekillerinin temyizleri üzerine, Özel Daire'ce iştirak nafakasına ilişkin kısmı onanmış; ancak kişisel ilişki yönünden yukarıda belirtilen nedenlerle hüküm bozulmuştur. Mahkemece; “her hafta çocukla kişisel ilişkinin çocuğun gelişimini olumsuz etkileyeceğinin söylenemeyeceği, uzmanların Türk Hukuku'nda düzenlenmeyen 'birlikte velayet taraftarı olduğu, sık ilişkinin buna hizmet edeceği, annenin yabancı olup çocuğu yurt dışına çıkarıp bir daha getirmeyebileceği” gerekçeleriyle kişisel ilişki yönünden önceki kararda direnilmiştir. Taraflar arasında karşı davadaki iştirak nafakasına ilişkin hüküm kesinleşmiş olup, uyuşmazlık dışıdır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; 1-Velayeti annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile babası arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasının küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği; 2-Çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması kararının, annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturup oluşturmayacağı; Burada varılacak sonuca göre, yerel mahkemece, kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin hükmün yerinde olup olmadığı, noktalarında toplanmaktadır. Bu noktada, yerel mahkemenin direnme gerekçelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır. a) Yurt dışına çıkış yasağı yönünden yapılan değerlendirmede; Müşterek çocuğun anne tarafından yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle yurt dışına küçüğün çıkışının yasaklanması, anneye ait olan velayet görevini aksatması yanında sürekliliği itibariyle de 1982 Anayasası'nda düzenlenen ve temel hak niteliğinde olan seyahat özgürlüğüne aykırıdır (m.23). Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla belirli bir süre ile sınırlanabilir(m.13) . Anayasa'nın 23.maddesine göre, ilke olarak seyahat özgürlüğünün sürekli olarak sınırlandırılması mümkün değildir. Bu özgürlük ancak, çocuğun korunması amacıyla tedbiren geçici bir süre sınırlandırılabilir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye) Ek 4 No'lu Protokolü’n (1968) “bir devletin ülkesi içinde seyahat özgürlüğü ve ülkesinden ayrılma özgürlüğü” başlığını taşıyan 2.maddesinin ikinci fıkrasında; “Herkes kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılmakta özgürdür.” Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik veya kamu güvenliği yararına, kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması için veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli ve yasaya uygun kısıtlamalardan başka hiçbir kısıtlama getirilemez.” (Harrıs/O'boyle/Warbrıck: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Çevirenler:Mehveş Bingöllü Kılcı-Ulaş Karan, Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi Ortak Projesi, Avrupa Konseyi-Ankara 2013, Sahife:762) denilmek suretiyle seyahat özgürlüğü, garanti altına alınmıştır. Somut olayda, annesi yabancı ülke uyruklu ancak kendisi Türk Vatandaşı olan küçük çocuğun yurt dışına çıkışını ve dolayısıyla seyahat özgürlüğünü yasaklamayı gerektirecek yasal koşulların bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. b) Her hafta sonu kişisel ilişki kurulması yönünden yapılan değerlendirmede ise; Kişisel ilişki kurma hakkı, anne/baba ile çocuğa belirli gün ya da saatlerde görüşme, birbirlerinden haberdar olma, birbirlerinin yaşamında olma, karşılıklı etkilenme yetkisi veren bir haktır. Bu hak, anne/baba için olduğu kadar çocuk için de bir haktır (2003 tarihli Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m.4/1). İlişkide anne/babalık duygularının tatmini yanında çocuğun bedensel, fikri, ruhsal, eğitsel, kültürel gelişimine yönelik yararı da gözetilir. Anne/baba yararı ile çocuk yararı çatışırsa, çocuğun yararına üstünlük tanınır (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.182/II, 325 ve 324). Ziyaret günleri olarak, ebeveyn ve çocuk için güçlük ve sorun çıkarmayacak gün ve dönemler tercih edilir. Bu dönemler genellikle hafta sonları ve tatil günleridir. Çocuğun bütün hafta sonlarını velayet kendisine verilmeyen ebeveynle geçirmesi; gerek velayete sahip taraf, gerekse çocuk için sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Zira, tatil günleri ve hafta sonlarında kişi kendini psikolojik bakımdan daha rahat ve serbest hisseder. Çocuğun bu ayrıcalıklı günleri sadece bir tarafta geçirmesi; sıkıntılı günleri ise, velayeti üstlenenle geçirmesi, velayeti üstlenenden uzaklaşmasına, soğumasına, karşı tarafa bağlanmasına yol açabilir. Böyle bir durumda, velayeti üstlenen, çocuğuna fazla zaman ayıramayabilir, eğitim ve terbiye ile yetiştirme görevini layıkıyla yerine getirmesi de güçleşebilir. Ayrıca, boşanma durumunda çocuk, anne ve babasının boşandığını algılamakta güçlük çekebilir. Öyleyse, kişilerin zaman bakımından daha uygun olan ve kendilerini daha rahat hissettikleri hafta sonları ve tatil günlerinde çocuklarıyla bir arada olabilmesi, bu güzelliği ve rahatlığı paylaşabilmeleri en doğal haklarıdır. Diğer yandan, her hafta sonu velayet kendisinde olmayan ebeveynle kalan çocuğu nedeniyle velayet kendisinde olan çocuğu teslim ve geri alma durumu nedeniyle hafta sonlarını planlayamaz duruma düşecektir. Öyleyse, kişisel ilişkide hafta sonları ve tatil günlerinin, çocuğun yaşı da gözetilerek, ebeveynler tarafından paylaşılması makul ve adildir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel mahkemece, velayeti davalı-karşı davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-karşı davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiş olması, küçüğün yaşı, eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğinden doğru değildir. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması; yabancı uyruklu olduğu anlaşılan davalı-karşı davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturacağı gibi, çocuğun seyahat özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracağı da aşikardır. Tüm bu açıklamalar karşısında, yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da yukarıdaki ilave gerekçelerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı-karşı davacı (anne) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen ilave gerekçe ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440/1.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Müşterek çocuğun anne tarafından yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle yurt dışına küçüğün çıkışının yasaklanması, anneye ait olan velayet görevini aksatması yanında sürekliliği itibariyle de 1982 Anayasası'nda düzenlenen ve temel hak niteliğinde olan seyahat özgürlüğüne aykırıdır (m.23).
Hukuk Genel Kurulu         2012/2-799 E.  ,  2013/389 K. * VELAYET * ÇOCUĞUN YURT DIŞINA ÇIKARILMASININ YASAKLANMASI * ÇOCUKLA HER HAFTA SONU KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI * TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 324 * TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 325 * TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 182 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 13 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 23 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “velayet ve iştirak nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5.Aile Mahkemesi'nce velayete ilişkin asıl davanın reddine ve iştirak nafakasına ilişkin karşı davanın ise kabulüne dair verilen 27.04.2010 gün ve 2009/427 E., 2010/574 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2011 gün ve 2010/16826 E., 2011/11499 K. sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-davalı babanın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-davacı kadının temyiz isteminin incelenmesine gelince; Velayeti davalı-davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulması küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gibi çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması davalı-davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturur. Açıklanan yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…) gerekçesiyle hüküm velayet yönüyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; velayet yönünden mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, velayet; karşı dava ise, iştirak nafakası isteğine ilişkindir. Davacı-karşı davalı (baba) vekili, müvekkili ile davalının evlilik dışı ilişkilerinden dünyaya gelen Melis'i, davacı babanın tanıyarak kendi soy adını verdiğini, Melis'in anne yanında olması nedeniyle küçüğün ahlaki ve diğer bir çok yönden iyi yetişmeyeceğini, müvekkilinin yaşam şartlarının çok iyi olduğunu belirterek, küçük Melis'in velayetinin müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı (anne) vekili, davacının iddalarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, asıl davanın reddi ile müşterek çocuk için 500,00 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini karşı dava ile talep etmiştir. Dosya kapsamından; tarafların evlilik dışı ilişkilerinden 07.12.2005 doğumlu Melis adında bir kız çocuğu sahibi oldukları, davacı babanın çocuğu 09.06.2006 tarihinde tanıyarak nüfusuna kaydettirdiği, davacı babanın daha sonra 2007 yılında bir başka bayanla evlendiği ve bu evliliğinden henüz çocuğunun bulunmadığı, davalı annenin yabancı ülke vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, yargılama aşamasında mahkemece ara kararı ile küçük çocuk Melis ile davacı babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ve küçük çocuğun yurtdışına çıkışının yasaklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin, anne yanında olmasının çocuğun yararına olacağı yönünde uzman raporu da dikkate alınarak asıl davada müşterek çocuğun velayetinin davacı babaya verilmesine yönelik istemin reddine, kişisel ilişki konusunda istemin kabulü ile; müşterek çocuk 07.12.2005 doğumlu Melis  ile davacı baba arasında, her hafta Cumartesi sabah 09:00 Pazar akşam 18:00, dini bayramların ikinci günü sabah 09:00, üçüncü gün akşam 18:00, küçük Melis 6 yaşını doldurana kadar her yıl 1 Temmuz sabah 09:00, 20 Temmuz akşam 18:00, 6 yaşını doldurduktan sonra 1 Temmuz sabah 09:00 - 31 Temmuz akşam 18:00, resmi bayramların öğlen 12:00 akşam 18.00 saatleri arasında kişisel ilişki kurulmasına; davalı-karşı davacı (annenin) talepleri yönünden ise; küçük çocuk için belirlenen 500,00 TL iştirak nafakasının, karar kesinleştikten sonra da aynı miktarda davacı babadan alınarak velayeten davalı-karşı davacı anneye ödenmesine, müşterek çocuk Melis 'in yurt dışına çıkış yasağının karar kesinleştikten sonra da devamına dair verdiği kararın, taraf vekillerinin temyizleri üzerine, Özel Daire'ce iştirak nafakasına ilişkin kısmı onanmış; ancak kişisel ilişki yönünden yukarıda belirtilen nedenlerle hüküm bozulmuştur. Mahkemece; “her hafta çocukla kişisel ilişkinin çocuğun gelişimini olumsuz etkileyeceğinin söylenemeyeceği, uzmanların Türk Hukuku'nda düzenlenmeyen 'birlikte velayet taraftarı olduğu, sık ilişkinin buna hizmet edeceği, annenin yabancı olup çocuğu yurt dışına çıkarıp bir daha getirmeyebileceği” gerekçeleriyle kişisel ilişki yönünden önceki kararda direnilmiştir. Taraflar arasında karşı davadaki iştirak nafakasına ilişkin hüküm kesinleşmiş olup, uyuşmazlık dışıdır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; 1-Velayeti annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile babası arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasının küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği; 2-Çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması kararının, annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturup oluşturmayacağı; Burada varılacak sonuca göre, yerel mahkemece, kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin hükmün yerinde olup olmadığı, noktalarında toplanmaktadır. Bu noktada, yerel mahkemenin direnme gerekçelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır. a) Yurt dışına çıkış yasağı yönünden yapılan değerlendirmede; Müşterek çocuğun anne tarafından yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle yurt dışına küçüğün çıkışının yasaklanması, anneye ait olan velayet görevini aksatması yanında sürekliliği itibariyle de 1982 Anayasası'nda düzenlenen ve temel hak niteliğinde olan seyahat özgürlüğüne aykırıdır (m.23). Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla belirli bir süre ile sınırlanabilir(m.13) . Anayasa'nın 23.maddesine göre, ilke olarak seyahat özgürlüğünün sürekli olarak sınırlandırılması mümkün değildir. Bu özgürlük ancak, çocuğun korunması amacıyla tedbiren geçici bir süre sınırlandırılabilir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye) Ek 4 No'lu Protokolü’n (1968) “bir devletin ülkesi içinde seyahat özgürlüğü ve ülkesinden ayrılma özgürlüğü” başlığını taşıyan 2.maddesinin ikinci fıkrasında; “Herkes kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılmakta özgürdür.” Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik veya kamu güvenliği yararına, kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması için veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli ve yasaya uygun kısıtlamalardan başka hiçbir kısıtlama getirilemez.” (Harrıs/O'boyle/Warbrıck: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Çevirenler:Mehveş Bingöllü Kılcı-Ulaş Karan, Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi Ortak Projesi, Avrupa Konseyi-Ankara 2013, Sahife:762) denilmek suretiyle seyahat özgürlüğü, garanti altına alınmıştır. Somut olayda, annesi yabancı ülke uyruklu ancak kendisi Türk Vatandaşı olan küçük çocuğun yurt dışına çıkışını ve dolayısıyla seyahat özgürlüğünü yasaklamayı gerektirecek yasal koşulların bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. b) Her hafta sonu kişisel ilişki kurulması yönünden yapılan değerlendirmede ise; Kişisel ilişki kurma  hakkı, anne/baba ile çocuğa belirli gün ya da saatlerde görüşme, birbirlerinden haberdar olma, birbirlerinin yaşamında olma, karşılıklı etkilenme yetkisi veren bir haktır. Bu hak, anne/baba için olduğu kadar çocuk için de bir haktır (2003 tarihli Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m.4/1). İlişkide anne/babalık duygularının tatmini yanında çocuğun bedensel, fikri, ruhsal, eğitsel, kültürel gelişimine yönelik yararı da gözetilir. Anne/baba yararı ile çocuk yararı çatışırsa, çocuğun yararına üstünlük tanınır (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.182/II, 325 ve 324). Ziyaret günleri olarak, ebeveyn ve çocuk için güçlük ve sorun çıkarmayacak gün ve dönemler tercih edilir. Bu dönemler genellikle hafta sonları ve tatil günleridir.  Çocuğun bütün hafta sonlarını velayet kendisine verilmeyen ebeveynle geçirmesi; gerek velayete sahip taraf, gerekse çocuk için sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Zira, tatil günleri ve hafta sonlarında kişi kendini psikolojik bakımdan daha rahat ve serbest hisseder. Çocuğun bu ayrıcalıklı günleri sadece bir tarafta geçirmesi; sıkıntılı günleri ise, velayeti üstlenenle geçirmesi, velayeti üstlenenden uzaklaşmasına, soğumasına, karşı tarafa bağlanmasına yol açabilir. Böyle bir durumda, velayeti üstlenen, çocuğuna fazla zaman ayıramayabilir, eğitim ve terbiye ile yetiştirme görevini layıkıyla yerine getirmesi de güçleşebilir. Ayrıca, boşanma durumunda çocuk, anne ve babasının boşandığını algılamakta güçlük çekebilir. Öyleyse, kişilerin zaman bakımından daha uygun olan ve kendilerini daha rahat hissettikleri hafta sonları ve tatil günlerinde çocuklarıyla bir arada olabilmesi, bu güzelliği ve rahatlığı paylaşabilmeleri en doğal haklarıdır. Diğer yandan, her hafta sonu velayet kendisinde olmayan ebeveynle kalan çocuğu nedeniyle velayet kendisinde olan çocuğu teslim ve geri alma durumu nedeniyle hafta sonlarını planlayamaz duruma düşecektir. Öyleyse, kişisel ilişkide hafta sonları ve tatil günlerinin, çocuğun yaşı da gözetilerek, ebeveynler tarafından paylaşılması makul ve adildir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel mahkemece, velayeti davalı-karşı davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-karşı davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiş olması, küçüğün yaşı, eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğinden doğru değildir. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması; yabancı uyruklu olduğu anlaşılan davalı-karşı davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturacağı gibi, çocuğun seyahat özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracağı da  aşikardır. Tüm bu açıklamalar karşısında, yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da yukarıdaki ilave gerekçelerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı-karşı davacı (anne) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen ilave gerekçe ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440/1.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/1312 E., 2025/539 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
eçiş için muvafakat istediğini, davalı Üniversiteden muvafakat alabilmek için talep edilen borç senedi/kefaletname belgesini imzalamak mecburiyetinde kaldığını, bunun üzerine Anadolu Üniversitesine geçişine muvafakat edildiğini, bu hususun Anayasada düzenlenen angarya yasağına, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 23. maddelerine aykırı olduğunu, sözleşme hükmünün geçersiz olduğunu, taksitle
3. Hukuk Dairesi         2024/1312 E.  ,  2025/539 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1209 E., 2023/2768 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/110 E., 2021/679 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı Üniversitede araştırma görevlisi iken Anadolu Üniversitesinin açtığı doktora sınavını kazandığını ve geçiş için muvafakat istediğini, davalı Üniversiteden muvafakat alabilmek için talep edilen borç senedi/kefaletname belgesini imzalamak mecburiyetinde kaldığını, bunun üzerine Anadolu Üniversitesine geçişine muvafakat edildiğini, bu hususun Anayasada düzenlenen angarya yasağına, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 23. maddelerine aykırı olduğunu, sözleşme hükmünün geçersiz olduğunu, taksitlendirilen borçtan süreç içerisinde 30.409,41 TL'sinin ödendiğini ileri sürerek; müvekkilinin bakiye 577.778,79 TL'den borçlu olmadığının tespiti ile tahsil edilen 30.409,41 TL bedelin faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; menfi tespit ve istirdat davasının aynı dava içinde açılmasının usule aykırı olduğunu, borç ödendikten sonra ancak istirdat davası açılabileceğini, işlemin yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri doğrultusunda tesis edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun (2547 sayılı Kanun) 35. maddesi gereğince Adıyaman Üniversitesi bünyesinde mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmediği, Anadolu Üniversitesinde girmeye hak kazandığı öğretim görevlisi kadrosuna geçebilmek için Adıyaman Üniversitesinden istifa ederek davaya konu kefalet senedini imzaladığı, mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerden kefalet senedi alınacağına ilişkin kanunda düzenleme bulunmadığı, bu yaptırımın Yönetmelikle düzenlendiği dikkate alındığında yerleşik Yargıtay kararları gereğince mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerden ancak maaş ve maaşa bağlı ödemeler haricindeki ödemelerin talep edilebileceği, mecburi hizmetle yükümlü davacının çalışarak hak ettiği maaşlarının ve kendisine yapılan maaşa bağlı ödemelerin geri alınmasının angarya yasağının ihlali anlamına geleceği, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporundan davacıya yapılan ve kefalet senedi ile geri istenilen ödemelerin tümünün emeğinin karşılığı olan maaş ve maaşa bağlı ödemeler olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, davacının kefaletnameden dolayı davalı Üniversiteye borçlu olmadığının tespitine, ödenen 30.439,41 TL'nın dava tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerekçeli, denetime elverişli bilirkişi heyeti raporu gözetildiğinde Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşıldığı, gerekçede yazan "davanın reddine" yönelik ibarenin yazım hatası olduğu, verilen kararda esas yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı Üniversite harçtan muaf olmasına rağmen Mahkemece harç alınmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; istinaf başvurusunun reddine, resen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile davacının davaya konu Eskişehir .... Noterliğince düzenlenen 17.06.2020 tarihli ve 12673 yevmiye nolu kefaletnameden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, davaya konu kefaletname dolayısıyla davacı tarafından davalıya ödenen 30.409,41 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı Üniversite harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; aynı davada hem menfi tespit hem istirdat davası açılamayacağını, borç ödendikten sonra ancak istirdat davası açılabileceğini, müvekkili üniversitenin yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre hareket ettiğini, konunun Yönetmelikte düzenlenmesinin yeterli olduğunu, Yönetmeliğin kanuna aykırı olmadığını, davacının taahhütnameyi kendi hür iradesi ile imzaladığını, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğü yerine getirilmediğinden tahakkuk ettirilen tutarı ödemesi gerektiğini, vekalet ücretinin nispi olarak hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 2547 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca imzalanan kefalet senedinden kaynaklı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. 1. 2547 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi; “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/8/1983 - 2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler. (Ek fıkra: 17/8/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. (Ek cümle: 19/11/2014-6569/26 md.) Bu mecburi hizmet, eş durumu ve sağlık mazeretleri hariç olmak üzere başka yükseköğretim kurumlarında ve kamu kurum ve kuruluşlarında yerine getirilemez. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır." şeklinde düzenlenmiştir. 2. Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmelik’in 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “Görevlendirme veya atama işlemlerinden önce adaylardan, kendilerine kadrosu tahsis edilen üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünde 2547 sayılı Kanun'un 35. maddesi şartları içinde lisansüstü eğitim-öğretim süresi kadar mecburi hizmeti yerine getirmek zorunda bulunduklarına dair bir taahhüt ve kefalet senedi alınır. Bu senette ilgili araştırma görevlisinin lisansüstü eğitim-öğretimlerini tamamlamasından sonra ne kadar süre sonra kadroyu tahsis eden üniversiteye veya yüksek teknoloji enstitüsüne döneceğinin belirten bir hüküm de yer alır.'' hükmü düzenlenmiştir. 3. Açıklanan bu mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davacı araştırma görevlisine mecburi hizmet çalışması karşılığında yapılan maaş ve katkı payı ödemelerinin iadesi halinde Anayasa’nın 18. maddesinde zorla çalıştırma yasağı ile birlikte düzenlenen angarya yasağına aykırı olarak ücret ödenmeksizin çalışmış olacağı, dava konusu taahhütname ve kefalet senetlerinde aksi yönde yer alan düzenlemenin ise zorla çalıştırma ve angarya yasağının ihlâli niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2022/16021 E., 2023/687 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
2.Anayasa Mahkemesinin 21.4.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı Kararı ile 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen ve 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinde hüküm altına alınan seri yargılama usulüne ilişkin aynı Kanun'un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlan
7. Ceza Dairesi         2022/16021 E.  ,  2023/687 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/281 E., 2015/919 K. HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, suça konu eşyaların müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Antalya 20. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.11.2015 tarihli ve 2015/281 Esas, 2015/919 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun'a (1072 sayılı Kanun) muhalefet suçundan aynı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 52 nci maddesi, 53 üncü maddesi ve 58 inci maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 4.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan 5237 sayılı Kanun' un 228 inci maddesinin birinci fıkrası ve aynı Kanun' un 52 nci maddesi, 53 üncü maddesi ve 58 inci maddesi uyarınca 3 ay hapis ve 600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir. 2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 31.10.2020 tarihli ve 2016/43635 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Yargıtay ( Kapatılan ) 19. Ceza Dairesi' ne tevdi olunmuş, anılan Daire'nin 23.06.2021 tarih, 2020/6409 Esas, 2021/7115 Karar sayılı kararı ile sanıklardan ...'a yapılan gerekçeli karar tebliğinin usule aykırı olduğu belirtilerek anılan sanığa yeniden tebligat yapılması gerekliliği için dosya Mahkemesi'ne gönderilmiş, tevdi kararına konu eksiklik ikmal edildikten sonra tekrar Daire' ye gönderilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz sebepleri; Temyiz hakkını kullanmak istediğine, ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. ... Mahallesi Havaalanı Caddesi, No: 147/4, Muratpaşa, Antalya adresinde kumar oynatıldığı bilgisi alındığı belirtilerek, anılan adreste emniyet görevlilerince arama yapılabilmesi için talepte bulunulması üzerine, nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunan halin mevcut olduğu kanaatine varılarak arama kararı verilmiştir. 2.Yapılan aramada; elektrikli üflemeli tombala makinası, televizyon, kamera, pullar ve 125 adet kartın ele geçtiği, içeride bulunan 43 kişinin kumar oynadığı, yerin işletmecisinin sanık ... olduğu, haklarındaki mahkumiyet kararı kesinleşen sanıklar Metin, Ali ve Yılmaz' ın ise çalışan oldukları belirlenmiştir. 3.Antalya 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 17.03.2015 tarih, 2015/1485 değişik iş sayılı kararı ile el koyma işleminin onaylanmasına karar verilmiştir. 4.19.04.2015 tarihli bilirkişi raporu uyarınca, ele geçen elektrikli üflemeli tombala makinasının, 1072 sayılı Kanun kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. 5.Sanık savunmasında, iş yerini olay tarihinden önce Elazığlı Arif ... isimli şahıstan 3.000 TL karşılığında devraldığını, devraldığında tombala makinasının mevcut olduğunu, yeni devraldığı için ruhsat almadığını, diğer sanıklar Ali, Metin ve Yılmaz'ın kendisinin yanında garson olarak günlük 30-35 TL karşılığında çalıştıklarını, ancak salon büyük olduğu için garson olan şahısların aynı zamanda kart dağıtıcılığı yaptıkları gibi tombala makinasının başında da durduklarını erketelik de yaptıklarını, bir kart ücretinin 5 TL olduğunu beyan etmiş ise de, 3. Celse tekrar beyanda bulunmuş bu beyanlarında, gerçekte iş yerini kendisinin işletmediğini, iş yerini işletenlerin Muammer ..., Cemal..., adını Mehmet Ali olarak bilmekle birlikte soyadını bilmediği Kadir isimli yeğeni olan şahıs, yine adını Erzurumlu ... olarak bildiği şahıs olduğunu beyan etmiş ve bu kişilere ilişkin telefon numaralarını bildirmiş, iş yeri ile sürekli tutanak tutulduğu için cezadan kurtulmak için çalışanları değişik zamanlarda işleten olarak gösterildiğini beyan etmiş ayrıca belirtmiş olduğu kişilere iş yerini kiraya veren şahsın Süleyman Ekşioğlu olduğunu belirtmiştir. 6.Haklarındaki mahkumiyet kararı kesinleşen sanıklardan Metin savunmalarında, 35 TL para karşılığında sanık ...'in yanında garsonluk yaptığını bazen de makinanın başında durduğunu, sanık ... savunmalarında, Timuçin' e ait iş yerinde çalıştığını, iş yerinde tombala şeklinde kumar oynanmakta olduğunu, sanık ... savunmalarında ise, sanık ...'in işletmiş olduğu yerde garson olarak çalıştığını, kumar oyununu oynatan ve yer sahibi olan kişinin Timuçin olduğunu beyan ettikleri görülmüştür. 7.Tanıklar ... ve Gönül ..., arama yapılan yere tombala oynamak için bir kaç defa gittiklerini beyan etmişlerdir. 8.Tanık Süleyman ..., iddianamede adı geçen sanıkların hiçbirisini tanımadığını, iş merkezinin kendisine ait olduğunu, alt katın tamamını ofis olarak kullandığını, arama yapılan yeri Muammer ...'e kafeterya olarak kiraya verdiğini, aylık kirasını da Muammer ...'in ödediğini, 3 aydır kirayı ödemediğini, Muammer ...'in anne ve baba adını açık kimliğini bilmediğini belirterek, Muammer ...'in kullandığı telefon numarasını Mahkemeye bildirmiş, kontrat yapılırken Metin diye birinin daha bulunduğunu ve kontratta da Metin'in adı soyadının yazdığını belirtmiştir. 9.Sanık ve tanık Süleyman'ın beyanlarında geçen şahıslar ile ilgili emniyet görevlilerince yapılan tahkikat uyarınca tanzim edilen 20.10.2015 tarihli yazıda, Muammer ... ve Kadir isimli şahıslara telefon ile ulaşılamadığı, Cemal...' in telefona cevap verdiği, duruşma gün ve saatinde hazır olması hususunda kendisine bildirimde bulunulduğu, yine Cemal...' den alınan bilgiler uyarınca, Muammer ...' in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde olduğu, Mehmet Ali, Kadir ve Erzurumlu ...'in soy isimleri ile nerede olduklarını bilmediğini beyan ettiği belirtilmiştir. 10.Mahkemece, iddia, sanık savunmaları, tanık beyanları, bilirkişi raporu, olay yeri yakalama ve arama tutanağı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmekle, sanığın, kumar oynatılan yerin ortağı olduğu, ele geçen tombala makinasının 1072 sayılı Kanun kapsamına kaldığı sonucuna varılarak, sanığın 1072 sayılı Kanuna aykırılık ve kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiş, UYAP sisteminde yapılan sorgulamada aynı suçlardan dolayı sanık ... hakkında değişik mahkemelere birden fazla dava açıldığının tespit edilmesi ve sanığın aynı nitelikteki suçları işlemeye devam etmesi gerekçe gösterilerek temel cezanın belirlenmesi aşamasında alt sınırdan uzaklaşıldığı ifade edilmiş, ayrıca yeniden suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat oluşmadığı belirtilerek sanık hakkında lehe olan hükümlerin uygulanmamasına karar verilmiştir. 11.Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden yapılan kontrolde; sanık hakkında benzer suç vasfına yönelik Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/29 Esas, 2022/33 Karar sayılı dosyası ile Antalya 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/370 Esas, 2022/594 Karar sayılı dosyalarının mevcut olduğu, anılan dosyalardaki suç tarihinin sırası ile 10.03.2015 ve 17.03.2015, iddianame düzenleme tarihinin ise 18.03.2015 ve 25.03.2015 olduğu anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Mahkûmiyet Kararı Yönünden Arama tutanağının içeriği, hakkında mahkumiyet kararı kesinleşen diğer sanıkların anlatımları, tanık beyanları, sanığın, Mahkemece alınan savunmasında suçlamaları ikrar etmesine karşın, üçüncü celse değiştirmiş olduğu savunmasında yer alan şahıslardan Cemal... dışındakilere ulaşılamaması ile tüm dosya kapsamına göre sanığın eylemlerinin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. B. Re'sen Tespit Edilen Hukuka Aykırılıklar Yönünden 1.Dairemizce de kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.04.2014 tarihli ve 2013/7-591 Esas, 2014/171 Karar ve 16.05.2017 tarih, 2015/398 Esas ve 2017/272 Karar sayılı kararlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi bakımından; İncelemeye konu bu dosyaya ilişkin suç tarihinin 16.03.2015, iddianame düzenleme tarihinin 24.03.2015 olduğu, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden yapılan kontrolde; Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2022/29 Esas, 2022/33 Karar sayılı dosyasında suç tarihinin 10.03.2015, iddianame düzenleme tarihinin 18.03.2015 olduğu, yine Antalya 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/370 Esas, 2022/594 Karar sayılı dosyasında suç tarihinin 17.03.2015, iddianame düzenleme tarihinin 25.03.2015 olduğu, Bu dosyalardaki eylemlerin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme biçimde 1072 sayılı Kanuna aykırılık ve kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarını oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, gerektiğinde birleştirilmesi, varsa kesinleşen karar yönünden mahsubun düşünülmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerektirmiştir. 2.Anayasa Mahkemesinin 21.4.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı Kararı ile 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen ve 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinde hüküm altına alınan seri yargılama usulüne ilişkin aynı Kanun'un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği de dikkate alınmak suretiyle, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddeleri uyarınca dosyanın seri yargılama usulü yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle Antalya 20. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.11.2015 tarihli ve 2015/281 Esas, 2015/919 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Yerleşme ve seyahat hürriyeti ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Vatandaş sınır dışı edilemez.
B) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.
C) Yerleşme hürriyeti, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek amacıyla sınırlanabilir.
D) Seyahat hürriyeti, suç işlenmesini önlemek amacıyla sınırlanabilir.
E) Vatandaşın yurt dışına çıkışı, idarenin takdiriyle vergi borcu nedeniyle engellenebilir.

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol