1982 Anayasası Madde 24

1982 Anayasası 24. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 24 – Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

321 karar eşleşti
16. Ceza Dairesi, 2021/1223 E., 2021/4667 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Anayasanın 24. maddesinin koruduğu hakkın vazgeçilmez olması;
16. Ceza Dairesi         2021/1223 E.  ,  2021/4667 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi Suç : Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek (Hükümete karşı suç), Gizli ittifak (Suç için anlaşma) Hüküm : I-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., O..,...,...,...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,. ... ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan, beraat; II-Sanıklar ..., ..., K...,...,... ..., ..., ... ve ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 171/2. maddesinde düzenlenmiş olan “Gizli İttifak” suçundan, davanın düşmesine; III- Sanıklar ..., ...,...., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 7/2 maddesi yollaması ile 5218 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değişik mülga 765 sayılı TCK’nın 147, 3713 sayılı Kanunun 5/1, mülga 765 sayılı TCK’nın 59/1, 31, 33, 40, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 30. ve 31. maddeleri uyarınca mahkumiyet; IV- Sanıklar ... ve ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesi yollamasıyla 5218 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değişik mülga 765 sayılı TCK’nın 147, 3713 sayılı Kanunun 5/1, mülga 765 sayılı TCK’nın 59/1, 31, 33, 40. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi Yükselen müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... Sarışıışık müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii; sanıklar ... ve ... müdafii; sanıklar ..., ... ve ... müdafii; sanık ... müdafileri, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii; katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ......, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., Katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekilleri; Katılanlar ... ..., ..., ..., ..., Katılan ..., ..., ..., Katılan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Müşteki ..., Müşteki ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatları, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre yapılan temyiz incelemesi sonunda, dosya incelenerek gereği düşünüldü; I- Müştekiler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,...,...,...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın temyiz talepleri ile ilgili olarak: Sanıklara müsnet, suç tarihinde mer’i, hüküm tarihi itibariyle mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek”/ hüküm tarihinde ve halen yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 312. maddesinde yer alan “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçu ile 765 sayılı TCK’nın 171/2. maddesinde düzenlenmiş olan “Gizli İttifak”/ 5237 sayılı TCK’nın 316. maddesinde yer alan “Suç için anlaşma” suçlarının nitelikleri itibariyle doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan müştekilerin bir kısmının davaya katılmalarına dair verilen kararlar da hukuki değerden yoksun olmakla verilen hükümleri temyiz yetkisi vermeyeceğinden, katılanlar ve müştekileri ile vekillerinin temyiz taleplerinin CMK’nın 296/1. maddesi gereğince REDDİNE, II-a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik olarak adı geçen sanıklar ve müdafilerinin beraat hükümlerinin gerekçesi ile sınırlı olarak, b-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 171/2. maddesinde düzenlenmiş “Gizli İttifak” suçundan verilen davanın düşmesine dair hükümlerle ilgili sanıklar ve müdafiilerinin beraat hükmü verilmesi gerektiğine yönelik olarak, c-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik olarak adı geçen sanıklar ve müdafilerinin yapmış oldukları, d-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenmiş olan “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan verilen beraat hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında mülga 765 sayılı TCK’nın 171/2. maddesinde düzenlenmiş “Gizli İttifak” suçundan verilen davanın düşmesine dair hükümlere yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının yapmış olduğu temyiz istemleri ile ilgili olarak; Temyizin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Haklarında “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan mahkumiyet hükmü verilen sanıklar ile müdafilerinin DURUŞMALI İNCELEME istemlerinin; İlk Derece Mahkemesinde ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, haklarında beraat ve davanın düşmesine hükmedilen sanıklarla ilgili olarak yasal şartları oluşmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, III- USULE İLİŞKİN TEMYİZ SEBEPLERİ YÖNÜNDEN: A-Görevli Mahkeme Sanıklardan ... ve müdafii, yargılamayı yapmakla görevli merciinin Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğunu savunmuştur. Dosya kapsamında yargılaması yapılan ve haklarında ölüm nedeniyle düşme kararı verilen ...’nın suç tarihinde Genelkurmay Başkanı, ...’ın Kara Kuvvetleri Komutanı; sanık ...’nin ise Hava Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptığı sabittir. Adı geçen bu kişilerle birlikte iştirak halinde işlendiği iddia olunan suç ve/veya suçlardan dolayı da görevli yargı merciinin de Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğu bir kısım sanıklar müdafileri tarafından da ileri sürülmüştür. Ayrıntıları Dairenin 21.06.2016 tarih ve 2015/5829 Esas, 2016/4175 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Konu ile ilgili hukuki mevzuat şöyledir: -Anayasa'nın 37. maddesi; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” -Anayasa'nın "Askeri Yargı" başlıklı 145. maddesinin,11.02.2017 tarih, 29976 ayılı Resmi Gazetede yayımlanan 21.01.2017 tarih ve 6771 sayılı kanunun 16. maddesi ile ilga edilmeden önceki hali; "Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz. Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir. Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir." -26.10.1963 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkındaki 353 sayılı Kanunun ‘Genel görev’ başlıklı 9. maddesi: "Askeri Mahkemeler, kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ve bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" -5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 5918 sayılı Kanunun 6. maddesiyle değiştirilen “Görev” başlıklı 3. maddesi; “Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerî mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirâk halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adlî yargı mahkemeleri tarafından yapılır” -Anayasanın, 07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanunun 18. maddesi ile değişik 148/7. maddesi; "Genel Kurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanır." -11.02.2017 tarih ve 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21.01.2017 tarih ve 6771 sayılı kanunun 16. maddesi bu fıkrada yer alan “ile Jandarma Genel Komutanı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. -02.07.2012 tarih 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanmakta olan 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesinin 3. fıkrası; "Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfatı ve memuriyetleri ne olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devletidir. Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması; temel hak ve özgürlüklerin, Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır. Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb. sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir (1982 Anayasasının l0. maddesi). Herkes, mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşittir. Herkes, hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir (Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 14/1. maddesi). Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz (Anayasanın 37. maddesi). Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25.10.1994 tarihli ve 1994/2 E, 1994/76 K sayılı kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür(Anayasa'nın 145. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi). Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ibaresi ile 26.09.2004 tarih ve 5237 sayılı TCK’nın Dördüncü kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir. Dolayısıyla bu suçların kim tarafından işlenirse işlensin adliye mahkemelerinde yargılanacağı hükme bağlanmaktadır. Sanıklara isnat edilen ve 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen, Türkiye Cumhuriyeti icra vekiller heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren men etmek suçu, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik bir suçtur. Aynı şekilde, 5237 sayılı TCK'nın 5. bölüm başlığı altındaki 312. maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet uygulanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçu da aynı niteliğe sahiptir. Sanıklara yüklenen suç askeri yargının görev alanına giren bir suç değildir. 11.02.2017 tarih ve 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21.01.2017 tarih ve 6771 sayılı Kanunun 16. maddesi ile Anayasanın 145. maddesi yürürlükten kaldırıldığından askeri mahkemelerin görevli ve yetkili olduklarına dair tartışmanın bu dava açısından hukuki dayanağı da bulunmamaktadır. 07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı yasasın 18. maddesi ile değişik Anayasamızın 148/7. maddesine göre; "Genel Kurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanır." 11.02.2017 tarih ve 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21.01.2017 tarih ve 6771 sayılı Kanunun 16. maddesi bu fıkrada yer alan “ile Jandarma Genel Komutanı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. 11.02.2014 tarih ve 6519 sayılı Kanunun 61. maddesi ile 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununa eklenen 15/A maddesi ile Yüce Divanda yargılanacak asker kişilerle ilgili soruşturma usulü başlığı altında Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ile Jandarma Genel Komutanı, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar denilmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 02.07.2012 tarih 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanmakta olan 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlara bakmak üzere ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve aynı Kanun maddesinin 3. fıkrasında; "Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfatı ve memuriyetleri ne olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" hükmüne yer verilmiştir. Yine, 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan CMK'nın 251. maddesinin 1. fıkrasında; “250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır” düzenlemesi yer almıştır. 6352 sayılı Kanunun 105. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 250, 251, 252. maddeleri yürürlükten kaldırılırken aynı Kanunun geçici 2. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kapatılan bu ağır ceza mahkemelerinin açılmış olan davalara kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bakmaya devam edecekleri belirtilmiştir. 6352 sayılı Kanunun 75. maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Kanunun 10. maddesi ile terör suçları ile Devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalara bakacak ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." hükmüne yer verilmiş, daha sonra bu hüküm 21.02.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanunun 19. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Tüm bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında; görev suçu ile sınırlı olmak üzere yargılama merciinin Yüce Divan olarak değiştirilmiş olduğu açıktır. Tartışılacak konu, işlenen suçun görevle ilgili olup olmadığına ilişkindir. Bu hususları açıklayan benzer bir hükmün 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 17. maddesinde düzenlendiği, bu hükme göre irtikap, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmi ihale alım ve satımlarına fesat karıştırma, devlet sırlarının açıklanması ve açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. 4483 sayılı Kanunun 1. maddesinde ise kanunun amacını memurlar ve diğer kamu görevlilerini görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirlemek ve izlenecek usulün düzenlemek olarak belirtildiği görülmektedir. Kanun maddesinde yer alan görevleri sebebiyle ifadesi bazı suçların kamu görevlisinin görevinin konusu olamayacağı ve görevleri nedeniyle işlenmiş kabul edilemeyeceği, kullanılan teknik tabirle ortaya konulmaktadır. Yargılama konusu suçunda teknik anlamda sanıkların görevleri ile bağdaşmayacağı, görevleri ile ilgili ve görevleri sebebiyle işlemiş oldukları kabul edilemeyecektir. Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkanlardan faydalanarak işlenmesi gerekir. Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarih ve 2004/2-l0 Esas, 2004/40 sayılı kararında “Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder” şeklinde ifade edilmiştir. 04.01.1961 tarih ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 35. maddesi "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır." şeklinde iken 31.07.2013 tarih ve 28724 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13.07.2013 tarih ve 6496 sayılı Kanunun 18. maddesi ile "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır." şeklinde değiştirilmiştir. Dairemizin 21.06.2016 tarih ve 2015/5829 Esas ve 2016/4175 Karar sayılı ilamında da belirlendiği üzere, değişiklikten önceki İç Hizmet Kanununun 35. maddesinde "Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi, Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak" olarak tanımlandığına göre, kanun ile verilen görevin, mer’i Anayasal düzeni, bu sistemin öngördüğü kurallar doğrultusunda iktidar olan hükümeti korumak yükümlülüğünü de içerdiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren Düşürmeye, Devirmeye İştirak Etmek şeklindeki iddia ve eylemin anılan Kanun maddesinden kaynaklanan görev kapsamında olduğunun kabulü mümkün değildir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi ve 5237 sayılı TCK'nın 312/1. maddesinde tanımlanan suça dair bir eylemlerin Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları görevlerinin sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirilmesi, bu eylemlerin görevle ilgili olduğu anlamına gelmez. Açıklanan nedenler ile bir kısım sanıklar ve müdafilerinin görevsizlik kararı verilmesi gerektiği yönündeki taleplerinin reddine dair kararda usule ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır. B- Kovuşturma şartının yerine getirilip getirilmediği tartışması; Ceza muhakemesi şartları; soruşturma yapılması, dava açılması veya yargılama icrası için varlığı ya da yokluğu zorunlu görülen şartlardır. İzin, talep (TCK m.12/1,3,4; 13/2,3), şikayet (CMK m. 15TCK m. 73), uzlaştırma (CMK m.253), diplomatik dokunulmazlık, Ön ödeme (TCK m.75) gibi, bir suç şüphesi nedeniyle açılan soruşturma neticesinde verilen "kovuşturmaya yer olmadığına dair karar", kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmesine istinaden sulh ceza hâkimliğince kaldırılmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılmasına engel teşkil eden bir kovuşturma şartıdır. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir (5271 sayılı CMK madde 172/1). Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz(5271 sayılı CMK madde 172/2). Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir(5271 sayılı CMK Madde 173/1). Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir(5271 sayılı CMK madde 173/3). İtirazın reddedilmesi halinde, yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.(5271 sayılı CMK madde 172/2 ve 173/6) Konu, mülga 1412 sy CMUK'un 164-167. maddelerinde yer almakta, kamu adına takibata yer olmadığı kararına vaki itirazın reddine dair mercii kararından sonra hukuku amme davası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilmekte idi.( CMUK madde167/2. ) Ancak aynı fiilden dolayı kamu davası açılması, ayrıca takibata yer olmadığı kararını kaldıran yeni bir hakimlik/mahkeme kararına bağlı kılınmamıştı. Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir(5271 sayılı CMK madde 223/8). Somut olayda: davaya konu fiiller nedeniyle Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı ... tarafından yapılan ihbar üzerine sanıklar ..., ..., ... ve Batı Çalışma Grubunda faaliyet gösteren kişiler ile ilgili olarak Anayasa ile kurulan düzeni tebdil, tağyir ve ilgaya, Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM’yi vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs (mülga 765 sayılı TCK’nın 146. maddesi), Hükümeti vazife görmekten men’etme (mülga 765 sayılı TCK’nın 147. maddesi), Askeri komutanlıkların gaspı (mülga 765 sayılı TCK’nın 152. maddesi), Askeri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik (mülga 765 sayılı TCK’nın 153. maddesi), özellikle asker aileleri efradını kanunlara itaatsizliğe (mülga 765 sayılı TCK’nın 312) ve suç işlemeye teşvik (mülga 765 sayılı TCK’nın 311) suçlarını işlemiş olmaları şüphesi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 1997/285 sayılı soruşturmaya başlandığı, yapılan soruşturma sonucunda, 1412 sayılı CMUK’un 163 ve 164. maddeleri gereğince Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 04.08.1997 tarih ve 1997/285 Hazırlık, 1997/77 Karar sayılı takibat icrasına mahal olmadığına (Kovuşturmaya yer olmadığına) dair karar verildiği, takibat icrasına mahal olmadığına (Kovuşturmaya yer olmadığına) dair bu karara karşı ... vekilleri tarafından itiraz edilmesi üzerine itiraz merciince, “kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmadığı” gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, itirazın reddi ile birlikte kesinleşen takibat icrasına mahal olmadığına (kovuşturmaya yer olmadığına) dair karardan sonra aynı olay ve eyleme ilişkin olarak yeni beyan ve belge delilleri ortaya çıkması nedeniyle başlatılan soruşturma sonucunda da iş bu davaya konu iddianamenin düzenlendiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından iddianamenin kabulü ile birlikte kovuşturma evresine geçilmiş olduğu anlaşılmakta ise de; İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen ara kararı ile usulü eksiklik giderilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın mercii kararı ile kaldırıldığı görülmekle kovuşturma şartının yargılamanın başında, henüz esaslı muhakeme işlemleri icra edilmeden gerçekleştirildiğinin anlaşılması karşısında bu safhada ayrıca durma kararı verilmemesi "hükmün esasına tesir eden bir usul hatası" kapsamında değerlendirilmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. C-Maddi olayın sübutuna esas kabul edilen delillerle ilgili itirazlar: Gerek terörle mücadelenin, gerekse darbe yargılamalarının, mahiyetinden kaynaklanan güçlükleri olduğu tartışmalardan varestedir. Başarıya ulaşmış bir darbenin yargılanması ne denli güç ise, icrasına başlanmış bir darbenin başarılı olamama ihtimalinde bile korunan değerlere, anayasal demokratik düzene verdiği zararlar tecrübe edilmiş gerçeklerdir. Bu nedenlerle kanun vazıı, temel ilkeden ayrılarak sayılı suçlar yönünden hazırlık hareketlerini de cezalandırma yoluna gitmiştir. Niteliği gereği cezalandırılan bu hareketlerle ilgili elde edilen hukuka uygun ve yeterli delillerin değerlendirilmesinde de aynı hassasiyetin korunması gerekir. Aksi halde yeterince kök salamayan kırılgan demokrasilerin, her defasında aynı şansı bulamayabileceği göz ardı edilmemelidir. Somut dava yönünden, soruşturma ve kovuşturma safahatında görev almış bir kısım şahısların özellikle dijital delillerle ilgili olarak tespit edilmişse sorumluluklarının gereğine tevessül edilmesi ne denli hukukun gereği ise, bu durumun sanıkların sorumluluklarını perdelemesine izin vermemek de aynı gerekliliğin sonucudur. Temyiz sebeplerine konu olan, "5 nolu CD"nin sahte olarak oluşturulduğu yönündeki savunma endişe ve itirazlarının mahkemesince değerlendirdiği, bu hususta bilirkişi incemesi yaptırılarak rapor düzenlettirildiği görülmektedir. Bahsedilen rapor dijital materyalin oluşturulma biçimine ilişkin olup muhtevasında yer alan belgelerin içeriğinin doğruluğu ile ilgili belirleme yapmamaktadır. Bu durumda, gerek ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar gerekse hukukiliği hususunda tartışma bulunmayan diğer yazılı delillerle beyan delilleri tarafından teyid edilen, olgusal temellere dayanan ve esas itibariyle belirleyici delil niteliğinde de olmayan "5 nolu CD"nin dolaylı olarak hükme esas alınmasının, yargılamanın genel olarak adil/dürüst icra edildiği niteliğini değiştirmeyeceğinin kabulü gerekir. IV-HUKUKİ DEĞERLENDİRMELER: A-Genel olarak: Siyasi İktidar hükümran tarafından hükumete muayyen bir zaman ve şartlar altında emanet edilmiş olan yetkidir. Burada hükümran, hakimiyetin sahibini ve hükumet ise toplum hayatını müşterek menfaate uygun olarak yöneten düzeni ifade etmektedir. (Özek Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, 1976 baskı sh.40) Demokratik rejimlerde hükümran, hakimiyetin sahibi millettir. Anayasamızın 6. maddesine göre de, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve Millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığının, tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himayesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Özek, a.g.e. s.50) Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku 20.bası sh.128) Modern devletin maddi özünü, cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M.Erdoğan, Anayasal Demokrasi 7.bası sh.327) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir (1982 Anayasası madde 2). Anayasası madde 2. maddesi ile ilgili Danışma Meclisinin Kabul Ettiği Metnin Gerekçesi ise şöyledir: "Cumhuriyetin temel ilkeleri Türkiye Cumhuriyetinin her şeyden önce Atatürk milliyetçiliğine bağlı; yani bütün fertlerinin kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, millî dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşayan bir toplum olduğu açıklanmıştır. Bu toplum, insan haklarına saygılı, başlangıçta belirtilen Atatürk İlkelerine dayanan siyasî rejimler içinde insan haysiyetini en iyi koruyan, gerçekleştiren ve teminat altına alan demokratik rejim benimsenmiştir. Demokratik rejimin de, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine dayandığı belirtilmiştir. Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasî rejimdir. Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. Sosyal hukuk devleti ise, bizzat devletin koyduğu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı halde elde ettiği ürün ile mutlu olabilmek için, tasarladığı maddî ve manevî değerlere sahip olamayan kişilerin yardımcısı olacağı ilkesini belirtmektedir." Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan Devlettir (Anayasa Mahkemesi 11.10.1963 T.124-243 sy.). Demokrasi, TDK sözlüğünde; siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi olarak tanımlanmaktadır. Anayasanın Başlangıçı ile 2., 13., 14., 68., 81., 103., 136. ve 174. maddelerinde yer alan laiklik ilkesi ise devletin dinî inançlar karşısındaki konumunu belirleyen siyasal bir ilke olarak düzenlenmiştir. Laiklik, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmemekte; onu bireysel ve kolektif kimliğin önemli bir unsuru olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüne imkân tanımaktadır. Laik bir siyasal sistemde, dinî konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din özgürlüğünün güvencesidir (AYM, E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012; Tuğba Arslan, §§ 133-135; Esra Nur Özbey, § 84). AYM, 2015/269 sayılı Sara Akgül başvurusu üzerine verdiği 22.11.2018 tarihli kararında şu tespitlerde bulunmuştur: "Din özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olmasının kökeninde dinin hem ona bağlı olan bireyler tarafından hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi bulunmaktadır. Bu işlev sebebiyle uluslararası düzlemde dinlerin özgürlükler karşısındaki konumlarından bağımsız olarak bireylerin belli ölçüler içinde din özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Diğer özgürlükler gibi din özgürlüğü de uzun ve zorlu bir sürecin sonucunda belli yasal ve anayasal güvencelere sahip kılınmıştır. Nitekim din özgürlüğü, evrensel ve bölgesel düzeyde insan haklarına ilişkin uluslararası bildiri ve sözleşmelerin birçoğunda korunan bir haktır (AYM Tuğba Arslan, § 52; Esra Nur Özbey, § 44). Anayasanın 24. maddesinin koruduğu hakkın vazgeçilmez olması; din özgürlüğünün hukukun üstünlüğüne dayanan, etkili ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahip olması nedeniyledir. Öte yandan din özgürlüğü ancak tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık anlayışı ile temellendirilen bir demokraside korunabilir (AYM Tuğba Arslan, § 53; Esra Nur Özbey, § 45). Din özgürlüğü bağlamında tanıma devlet birey ilişkilerinde devletin tüm din veya inanç gruplarının varlığını eşit şekilde kabul etmesini gerektirir. Devletin çoğulcu bir tanıma siyaseti, bir yandan devleti toplumda herkese karşı eşit mesafede durmaya zorlarken öte yandan devletin herhangi bir dini ya da ideolojiyi resmen benimsemesine izin vermez. Çoğulculuk ise herkesin kendi kimliğiyle, kendisi olarak toplumsal ve siyasal yaşama katılmasıyla mümkündür. Farklılıkların ve farklı olanların tanınmadığı, tehditler karşısında korunmadığı bir yerde çoğulculuktan bahsedilemez. Çoğulcu toplumda Devlet, bireylerin kendi dünya görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak yaşamalarını sağlamakla yükümlüdür. Devlet, toplumda var olan görüşlerden veya yaşam tarzlarından birini yanlış olarak kabul etme yetkisine sahip değildir. Bu bağlamda Anayasada yer alan sınırlama sebepleri bulunmadıkça farklılıkların bir arada yaşatılması, çoğunluğun ya da azınlığın hoşuna gitmese de çoğulculuğun bir gereğidir. Din özgürlüğünü koruyan üçüncü anlayış ise bireylerin din ve vicdan özgürlüğünün eşit düzeyde korunmasının teminatı olan laiklikten doğan tarafsızlıktır (AYM Tuğba Arslan, § 54; Esra Nur Özbey, § 46). Anayasanın 24. maddesiyle anlam ve kapsamı belirlenen din özgürlüğü herkesin “din veya inancını açığa vurma özgürlüğünü” güvenceye almaktadır (AYM, E.1997/62, K.1998/52, 16/9/1998). Bu bağlamda Anayasanın 24. maddesi; kişinin herhangi bir inanca sahip olmasını veya olmamasını, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına almıştır (AYMTuğba Arslan, §§ 55, 57; Esra Nur Özbey, §§ 47, 48). Bu kapsamda çoğulcu laiklik anlayışı, dinin, toplumsal görünürlüğüne imkân tanıyarak ve dini konulardaki bireysel tercihleri devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altında tutarak din özgürlüğünün güvencesi hâline gelir. Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Bu bağlamda çoğulculuğu ve toplumsal çeşitliliği, toplumsal birliği tehdit eden bir unsur olarak görmek demokrasi ile bağdaşmayan monolitik bir toplum anlayışını doğurur (Tuğba Arslan, §§ 139, 140)." Gerek anayasa hükmünün sarahati gerek madde gerekçesi ve gerekse yargısal kararlar şu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır; Devletin temel niteliklerinden hiçbiri, diğerini yok edecek, anlamsız kılacak, temsil ettiği değerin özüne dokunacak biçimde üstün tutulamaz ve yorumlanamaz. Anılan kavramlara, evrensel anlamlarından kopuk, kadük, yerel tanım ve telakkiler yüklenemez. Yaşanan bunca acı tecrübelerden sonra ne devletin temel nitelikleri tartışma konusu edilmelidir. Ne de kamu gücünü elinde tutanlar, siyasi iktidarlara ve/veya halkın bir kesimine karşı hukuki dayanağı bulunmayan "koruyuculuk görevi"ne yeltenmelidirler. Demokrasiyi anlamlı ve canlı kılan iki temel özelliği, sivillik ve çoğulculuktur. Çağdaş demokrasilerin elbette evrensel/beynelmilel kural ve değerleri vardır. Ve fakat bu kural ve değerlerin hiç biri toplum mühendislerine tek tip insan üretme ya da sözde üstün kültürü dayatma hakkı tanımaz. Çoğulcu demokraside, hiç bir düşünsel ya da dinsel başkalık, yok edilemez, görmezlikten gelinemez, tekelleştirilemez ve başkalarına dayatılamaz. Her dinin, inancın kendi alınyazısını belirleme hakkı vardır. Avrupa Birliği Sözleşmesinin 128. maddesi de bu doğrultudadır.Çağcıl demokraside devlet düşünceler karşısında yansızdır. Hukuku, düşünceleri barış içinde yarıştırmak için kullanır, yasaklamak için değil(Eski Yargıtay Birinci Başkanı, Prof Dr. Sami Selçuk 1999-2000 Adli Yargı Yılı Açış Konuşması). Meşruluk sitenin/devletin gözle görünmeyen barış meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıkları ile değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnası gözetmeksizin hukuk denetimine tabi tutar. Ülkemizin çok partili hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, ünvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetleri ile mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından, her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. B- Hükûmete karşı suç: Konu ile ilgili yasa maddeleri şöyledir: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu “Hükûmete karşı suç Madde 312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca busuçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 147 – Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 312. maddesinin gerekçesi şu şekildedir: “Madde metninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da, Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketi tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır.” Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme Suçu güncel dilde kısaca “darbe” olarak belirtilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde darbe; “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya ordu gücü ile demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) veya cebir ve şiddetle hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”, cunta ise; “bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul” olarak tanımlanmaktadır. Gerekçe içerisinde "cunta" terimi yönetimi ele geçirmek isteyenleri de kapsayan geniş anlamda kullanılmıştır. Gerek 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi ile Bakanlar Kurulunun fonksiyonları ile devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumet, bir bütün olarak varlığına yönelen saldırılara karşı ağır cezai yaptırımlar getirilmek suretiyle korunmak istenmektedir. Siyasi iktidar aleyhine işlenen cürümler, siyasi iktidarın ideolijik prensiplerinin, siyasi iktidar düzeninin, siyasi iktidarın hukuka uygun bir şekilde teşekkülünün, siyasi iktidarın prestijinin ve siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini sağlamaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi de siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini temin eden hükümlerdendir. Siyasi iktidarın mevcudiyeti, milli iradeye dayanarak müşterek menfaatler doğrultusunda anayasanın tayin ettiği fonksiyonları icra etmesine bağlıdır. Siyasi iktidar fonksiyonları, amme hizmeti/kamu hizmeti olarak tezahur eder. Fonksiyon organın varlığını, mevcudiyet sebebini veren şeydir. Fonksiyonlar organa anayasa tarafından tanınmıştır. Bu durumda maddenin koruma mevzuunun bir bütün olarak fonksiyon olduğu aşikardır. Bir organın fonksiyonu, onun mevcudiyetini ifade eder. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi (mülga 765 sy. TCK'nın 146,147. maddesi), fonksiyonun gerçekleşebilmesi imkanını sağlamaya çalışmaktadır. Burada fonksiyon mücerret bir mahiyet taşımaktadır. Yani organın fonksiyonu serbestçe icra edebilme imkan ve hakimiyeti korunmaktadır. (Çetin Özek a.g.e. syf. 214, 215 ) İcra/Yürütme organı hem idari hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Yani icra organının fonksiyonları hem siyasi hem de idari iktidarı ilgilendirmektedir. Anayasamıza göre siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyet Bakanlar Kuruludur. İcra fonksiyonu hükumet mefhumu ile birleşmekte ise de bu fonksiyonun siyasi karakterleri ile idari karakterleri birbirinden ayrılmakta ve merkezi teşkilatın kontrolü altında ayrı bir idari teşkilat ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle siyasi iktidarın bir parçası olan icra fonksiyonu, idari fonksiyonundan farklı bir kavramdır. Netice itibariyle, 5237 sayılı TCK'nın 312. (mülga 765 sayılı TCK'nın 147.) maddesinin konusunun, siyasi iktidarın icra fonksiyonları olduğu söylenmelidir. Yoksa idari fonksiyon kapsamında kalan bakanlıklar veya sair kamu kurumlarının idari işlem ve eylemleri/ kamu hizmetleri değildir. Bu faaliyetlere/fonksiyonlara karşı ika edilen eylemler, Devlet/kamu idaresinin işleyişi aleyhine suçların konusu olabilir. TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç yönünden önemli olan ölçüt, Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri 12. Bası, sh. 282). Fiilin bütün halinde Bakanlar Kurulu aleyhine işlenmesi gerekir. Bakanlar Bakanlar Kurulunun birer üyesi olarak siyasi icra iktidarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde de idari fonksiyonu göstermektedirler. Bu mahiyetleri itibariyle de devlet kuvvetini devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Fakat iktidarın muhtevası idaridir ve (765 sy TCK md.147) 312. maddenin himaye sınırına girmez. (Çetin Özek Age sayfa 253-262) 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet; suç tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. (Anayasa madde 109) Ancak 21.01.2017 tarih, 6771 sayılı Kanunun 10 maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise Anayasanın 104 ve 106. maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardır. Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. - Korunan hukuki değer: Bu suç, siyasi iktidar aleyhine işlenen suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır. - Suçun maddi unsurları: Suçun konusu: Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Fail ve mağdur: Suçun faili, idare eden/edilen her gerçek kişi olabilir. Ancak elverişlilik açısından suçun silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenebileceğinin kabulü gerekir. Yani eylemin karakteristik özelliği, örgütlü bir organizasyonun ürünü olmasıdır. Bu örgütlü yapının, genel olarak silahlı bir terör örgütü olduğu görülmekle birlikte, devletin silahlı kuvvetlerini gayri hukuki olarak kontrol edebilen cunta benzeri oluşumlar olarak da ortaya çıkabildiği tecrübe edilmiş bir vakıadır. Böyle olmakla birlikte örgüt mensubu olmayan kimselerin suça iştiraki mümkündür. Suçun mağduru demokratik toplumu oluşturan gerçek kişilerdir. Tipik Eylem: Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Suç, cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi suretiyle işlenmektedir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı aranırken, 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde maddi bir neticenin doğumu aranmamış, teşebbüs edilmesi yeterli görülmüştür. Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314, 316 md. gibi) Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı arandığından suçun netice/zarar suçu olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.(Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. "Tehlike suçunda ancak kast edilen neticenin gerçekleşebilme tehlikesini doğuran fiillerin teşebbüs kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle fiilin kast edilen neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli vasıtalarla zorlayıcı fiillere girişilmiş bulunması gerekmektedir. Fiilin elverişli olup olmadığı ise genel ve soyut bir belirleme dışında fiilin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartları birlikte değerlendirmek suretiyle tespit etmek gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 12.05.1987 tarih, 738/2514) "Burada önemli olan ölçüt Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır. Bu itibarla belirli bir bakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olmadığı için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükümete karşı suç oluşmaz. Bu durumda TCK'nın 106. maddesinde tanımlanan tehdit veya 108. maddesinde tanımlanan cebir suçu oluşacaktır. Buna karşılık başbakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükumete karşı suç oluşur. Zira başbakanın istifası Anayasayla düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan hükumetin istifasını sonuçlamaktadır." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 296) "Bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görev ifasına mani olacak mahiyette ise bu takdirde hükumet fonksiyonunun engellendiğini kabul etmek mecburiyeti mevcuttur." (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Sayfa 262) "Cebrin gayeye erişmek için vasıta olarak kabulü yeterlidir. Fakat cebri hareketin mevcudiyetinin failin esas fiilinde bulunması şart teşkil etmez. Cebrin faillerden her biri tarafından ika edilmiş olması da şart değildir. Bütün faillerin iradesinin zımnen veya sarahaten cebre matuf olması halinde birinin bilfiil cebri ika etmiş bulunması dahi cebir unsurunun tahakkuku yönünden yeterli sayılmak lazım gelir. ...Nihayet cebir hareketin ikaı sırasında veya ikaından sonra teşekkül etmemiş olabilir. Harekete tekaddüm eyleyebilir." (Çetin Özek, a.g.e. Sayfa 157) "Faildeki suç işlemek kastı ile cebir ve şiddete ilişkin elverişli vasıtaların sadece varlığını teşebbüs suçunun tamam olması bakımından yeterli gördüğümüzde, mağdur üzerinde cebir ve şiddet fiili olarak kullanılmaya başlanmasa bile suçun tamam olduğu kabul edilecektir. ..." (Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız,Suç Örgütü, 4. Baskı, Sayfa 665) 5237 sayılı TCK'nın 312.maddesindeki düzenlemede, teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması nedeni ile suçun somut tehlike suçu olduğu söylenebilir. Ancak bu tespitin mutlak bir sınırlama olmadığı, cezalandırılabilir eylemin asgari aşamasına ilişkin bir belirleme olduğu gözetilmelidir. Amacın gerçekleşmesi halinde suçun bir zarar suçuna dönüşeceğinde kuşku yoktur. Teşebbüsü suç oluşturan fiilin, tamamlanmış halinin de evleviyetle/ a priori suç olacağı mantıki bir zarurettir. Azı suç olanın çoğunun suç olmayacağını ileri sürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. -Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu: Elverişli/vahim eylemin, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av Serra Karadeniz-LLM / Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi / Sayfa 792, 793, 794, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Hükumetin ortadan kaldırılması veya görevinin engellenmesi, failin suçla elde etmeye çalıştığı amaçtır. Amacını gerçekleştirmek için cebir ve şiddetle icraya başladığı takdirde suç oluşur. Fakat amaca yönelik olarak icrasına başlanılan hareketin, amaca yönelik tehlike oluşturmaya uygun ve elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekir. Failin korunan değeri tehlikeye düşürmeye elverişli bir hareketle icraya başlaması yeterlidir. Diğer yandan, suçun cebir ve şiddetle işlenmesi gerekliyse de icrasına başlanılan hareketin de mutlaka cebir ve şiddet içermesi zorunlu değildir. Failin amacına yönelik olarak başladığı icra hareketinden hareketi tamamlamaya yönelik biçimde devam edecek olan davranışlarının cebir ve şiddet içereceğinin anlaşılması yeterlidir. -Suçun Manevi Unsuru: Suçun manevi unsuru kasttır. Ancak, genel kastla gerçekleştirilen nihai amaca matuf eylemlerin, hükûmeti ortadan kaldırma veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engelleme amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir. -Hukuka aykırılık unsuru: Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252) Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Bu davranışın, hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmasıyla hukuka uygun olup olmadığına da bakılmalıdır. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka aykırı olacaktır. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. Türk Ceza Hukukunda, kanunun hükmünü yerine getirme veya görevin ifası (765 sayılı TCK’nın 49/1, 5237 sayılı TCK’nın 24/l maddesi) bir hukuka uygunluk nedeni olarak yer almıştır. Kanunun hükmünü yerine getirme halinde, yetki doğrudan doğruya kanundan alınmaktadır. “Kanun” deyiminden yazılı hukuk kuralının anlaşılması gerekir. Bu nedenle kanunlara uygun şekilde yürürlüğe konulan tüzük ve yönetmelikler gibi düzenleyici işlemlerin de kanun kapsamında olduğu kabul edilmelidir. (Önder Ceza Hukuku Dersler s. 228) Şüphesiz “kanun hükmü” kavramına ceza kanunları dışındaki kanunlar da dahildir. (Koca -Üzelmez a.g.e. s. 262) Ancak burada önemli olan herhangi bir kanunun verdiği yetkiden doğan görevin, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş olmasıdır. Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir: Anayasa; “Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı Madde 117 – Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Cumhurbaşkanı sorumludur. Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı; Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir. (Mülga dördüncü fıkra: 21/1/2017-6771/16 md.) (Mülga beşinci fıkra: 21/1/2017-6771/16 md.) "Milli Güvenlik Kurulu Madde 118 – (Değişik birinci fıkra: 3/10/2001-4709/32 md.) Millî Güvenlik Kurulu; Cumhurbaşkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarından kurulur. Gündemin özelliğine göre Kurul toplantılarına ilgili bakan ve kişiler çağrılıp görüşleri alınabilir. (Değişik birinci cümle: 3/10/2001-4709/32 md.) Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Cumhurbaşkanına bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Cumhurbaşkanınca değerlendirilir. Milli Güvenlik Kurulunun gündemi; Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca düzenlenir. 60 Cumhurbaşkanı katılamadığı zamanlar Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığında toplanır. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. Düzenlemenin suç tarihindeki hali ise şu şekildedir; "Milli Güvenlik Kurulu Madde 118 - Milli Güvenlik Kurulu, Cumurbaşkanının başkanlığında, başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından kurulur. Gündemin özelliğine göre Kurul toplantılarına ilgili bakan ve kişiler çağrılıp görüşleri alınabilir. Milli Güvenlik Kurulu; Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca öncelikle dikkate alınır. Milli Güvenlik Kurulunun gündemi; Başbakan ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca düzenlenir. Cumhurbaşkanı katılamadığı zamanlar Milli Güvenlik Kurulu Başbakanın başkanlığında toplanır. Milli güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri kanunla düzenlenir." Danışma Meclisinin Kabul Ettiği Metnin Gerekçesi; “Madde 126 Milli güvenlik Kurulu Milli Güvenlik Kurulu; Ülkenin belirlenmiş ve yürütülmekte olan genel siyaseti içinde; milli güvenlik siyasetinin tayin, tespit edilmesi ve uygulanması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusunda görüş ve tavsiyelerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Böylece Bakanlar Kurulunun takip edeceği genel siyasetin, milli güvenlik siyasi kısmı oluşur. Kuruluş, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca öncelikle dikkate alınır. Yakın geçmişimiz bu kararların uygulanmadığı zaman ne gibi durumlarla karşılaştığımızın acı örnekleri ile doludur. Milli Güvenlik Kurulu; Cumhurbaşkanının Başkanlığında; Başbakan ve güvenlik siyasetinde ilgili belirtilen Bakanlar Kurulu üyeleri ile Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından teşekkül eder. Gündemi Cumhurbaşkanınca düzenlenir. Cumhurbaşkanı gündemin tanziminde ülkenin o anda içinde bulunduğu durum ile ileride karşılaşacağı durumlar ve iç ve dış teditleri göz önünde bulundurduğu gibi; Başbakan ve Genelkurmay Başkanının önerilerini de dikkate alır. En önemli ve hassas konu alınan kararların uygulanması, ülkenin hal ve istikbalinin iyi değerlendirmesidir." "İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği Madde 123 – İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. (Değişik: 21/1/2017-6771/16. Md) Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur. Düzenlemenin suç tarihindeki hali ise şu şekildedir; "İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği Madde 123 – İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkca verdiği yetkiye dayanılarak kurulur." Danışma Meclisinin Kabul Ettiği Metnin Gerekçesi Madde -131 İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği Türkiye'de idari yapının oluşmasında, tarihi gelişim ve deneyler sonucu merkezden yönetim ve yerinden yönetim biri birini tamamlayan ilkeler olarak ortaya çıkmış ve sürekli uygulama bulmuştur. Bunun sonucu olarak Devlet tüzelkişiliğinden başka, onun yanında, çeşitli kamu tüzelkişileri ortaya çıkmıştır. Bir başka deyimle, bugün kamu hizmetleri genel idare başta olarak üzere, mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Maddede idarenin kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilkesi getirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar arasında birlik sağlanmaktadır. Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı tüzelkişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzelkişileri için, Anayasa ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasanın idareye ilişkin genel ilke ve hükümleri uygulanacaktır. Maddede idarenin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, kamu tüzelkişilerinin de ancak kanunla veya kanunun açık yetki vermesi halinde idari işlemle kurulabileceği öngörülmektedir. “Kanunsuz emir Madde 137 – Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.” Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu “Madde 35 – (Değişik: 13/7/2013-6496/18 md.) Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır.” Düzenlemenin suç tarihindeki hali ise şu şekildedir; “Madde 35 – Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” “Madde 36 – Silahlı Kuvvetler, harb sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifelidir. Bu vazifenin ifası için lazımgelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbirler alınır.” Milli Güvenlik Kurulu, devlet yapılanmasına 1960 darbesinden sonra, 1961 Anayasası ile girmiş istişari bir anayasal kurumdur. Oluşum şekli ve üstlendiği rol, tarihi süreç içerisinde değişikliklere uğramış olsa, madde gerekçesindeki ifadeler yazıldığı dönemin izlerini taşısa da bütün bunlar kurumun; "Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusunda Bakanlar Kuruluna görüş bildirmek"ten ibaret kurumsal niteliğini değiştirmiş değildir. Doktrin de aynı görüştedir.(Prof.Dr.Ergun Özbudun Türk Anayasa Hukuku 16.Baskı sh.353, Prof.Dr. A.Şeref Gözübüyük Anayasa Hukuku 19.Baskı sh.272) Zira Anayasal sistemimize göre yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı (ve Bakanlar Kurulu)'na aittir. Cumhurbaşkanı devletin başıdır(Anayasa madde 104/1).TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder. Genelkurmay Başkanını atar. Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.(Anayasa madde 104/2-b) Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme yetkisi TBMM'ne aittir.(Anayasa madde 92) Anayasanın 119-122. Maddelerinde yer alan olağanüstü yönetim usullerine karar vermek de Cumhurbaşkanı ve veya TBMM'ne aittir. Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Cumhurbaşkanı(Bakanlar kurulu) sorumludur.(Anayasa madde 117) Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.(Anayasa madde 11) Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun mülga 35. maddesinin anlamı ve normlar hiyerarşisindeki konumu incelendiğinde; Kanun hükmüyle, silahlı kuvvetlere verilen görevin; Anayasal düzene yönelen iç ve dış tehditleri ortadan kaldırma bağlamında siyasal iktidar tarafından anayasa ve kanunlar çerçevesinde verilen bir görev olduğu anlaşılmak icab eder. Anılan mülga düzenlemenin, anayasal düzeni zorla değiştirme/hükumeti ilga veya görevinden men hakkını verdiği şeklindeki yorumun, demokratik hukuk devletinde savunulabilir hukuki vasfı olamaz. Kaldı ki normlar hiyerarşisine göre yasaların anayasa hükümlerine aykırı olamayacağı gibi bir iç hizmet kanununun üst norm olan anayasayı değiştirme yetkisi veremeyeceği de açıktır.Hükumete karşı suçu düzenleyen 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olduğu gözetildiğinde anılan Kanunun sanıklara suç olarak tanımlanan “hükümeti cebren ilga” hakkı vermeyeceğinde de kuşku yoktur. Hukuk devletinde hiç bir görev, kişilere suç işleme hakkı veremez. Diğer taraftan Türk Silahlı Kuvvetlerinin anayasal görevinin, prensip olarak harici tehditlere karşı “yurt savunmasına hazırlanmak” olduğu (1961 Anayasası madde 110/2 ve 1982 Anayasası madde 117/2) her iki anayasada da vurgulanmış, İç Hizmet Kanununun 36. maddesinde ise bu görev, “harp sanatını öğrenmek ve öğretmek” olarak şerh edilmiştir. Milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, TBMM’ye karşı, Bakanlar Kurulunun sorumlu olmasına (1961 Anayasası madde, 1982 Anayasası madde 117/2) göre; yurt savunması ya da cumhuriyetin korunup kollanması bakımından silahlı kuvvetlerin harekete geçirilmesinde insiyatifin tamamen siyasi iktidarda olduğu Anayasa gereğidir. Zira hukuk kuralları koyma ve kamu gününü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku 20.bası sh.128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M.Erdoğan, Anayasal Demokrasi 7.bası sh.327) Bu anayasal ve yasal düzenlemeler şu sunucu kat'i surette ortaya koymaktadır ki; ne Milli Güvenlik Kurulu ne de Türk Silahlı Kuvvetleri icrai mekanizmalar değildir. Re'sen tehdit belirleme ve belirlediği bu sözde iç ve dış tehdide karşı re'sen harekete geçme yetki ve görevleri de yoktur. Aksi hal TBMM ve Cumhurbaşkanının görevlerinin gasbı anlamına gelir. Hal böyle iken, "hükumetin, bertaraf edilmesi gereken bir iç tehdit" olarak görülüp cebren ilgaya kalkışmak, sadece anayasal düzenle, hukuk sistemi ve siyaset biliminin gerçekleri ile değil, en basit anlamda "düzen" kavramı ile kabil-i tevfik bir davranış olamaz. "Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 35. maddesinde yer alan, "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.", Anayasa madde 119 ile madde 122'de düzenlenen olağanüstü yönetim usulleri kanunsuz emrin istisnasını gösteren Anayasa m.137/son fıkrada yer alan, "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeninin korunması için kanunda gösterilen istisnalar saklıdır." hükümleri askerler dahil hiç kimseye, yukarıda işaret ettiğimiz hususlar da dahil olmak üzere Anayasa ve kanunlarla gösterilen görev, yetki ve sorumlulukların dışına çıkmak suretiyle meşru demokratik sisteme müdahale etme, sistemi kesintiye uğratma ve sistemin müesseselerine hukuk dışında çıkmak suretiyle karışma yetkisi vermemektedir. " (Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız,Suç Örgütü, 4. Baskı, Sayfa 669) Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Diğer taraftan idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkca verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.(Anayasa madde 123) Amaç suçun organizasyonu bağlamında oluşturularak hukuki dayanağı bulunmayan icraatlarıyla gündeme gelen Batı Çalışma Grubu da ne anayasal ne de yasal bir norma dayanmaktadır. Şu hale göre; müsnet suç yönünden bir hukuka uygunluk nedeninin bulunmadığının kabulünde zorunluluk vardır. C- Suç için anlaşma suçu; Suç tarihinde mer'i, 765 Sayılı TCK’nın ikinci kitap “Devletin Şahsiyetine Karşı Cürümler” başlıklı birinci babının dördüncü faslında yer alan 171. maddesi şu şekilde düzenlenmiştir; “125, 131, 133, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümlerden birini veya bazılarını hususi vasıtalarla işlemek üzere bir kaç kişi aralarında gizlice ittifak ederlerse bunlardan her biri aşağıda yazılı cezaları görür. 1– Yukarıdaki fıkrada yazılı ittifak 125, 131, 133 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümlerin yapılmasına dair ise sekiz seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. 2- Bu ittifak 146 ve 147 nci maddelerde gösterilen cürümlerin icrasına müteallik ise dört seneden on iki seneye ve 149 uncu maddede gösterilen cürümlerin icrasına aid ise üç seneden yedi seneye kadar ağır hapis cezası verilir. Cürmün icrasına ve kanuni takibata başlanmazdan evvel bu ittifaktan çekilenler ceza görmezler.” Suç, mer'i 5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısım “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı beşinci bölümde 316. maddede şu şekilde düzenlenmiştir; “(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddî olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez.” Madde gerekçesi ise şu şekildedir; "Madde, Devletin ülkesine, egemenliğine, birliğine ve Anayasa düzenine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere gerçekleştirilecek birleşmeleri önlemek maksadıyla caydırıcı bir tehlike suçunu meydana getirmiş bulunmaktadır. Bu maddede yer alan suç sadece bir anlaşmanın gerçekleştirilmesiyle oluşmaktadır. Anlaşmadan maksat, iki veya daha fazla kişinin madde metninde gösterildiği üzere, maddî olgularla belirlenen bir biçimde, bir irade birleşmesine varmış olmalarıdır. Suçun işlenmesinde kullanılacak vasıtalar hakkında da anlaşmanın gerçekleşmesi gereklidir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 171 inci maddesinde “gizlice ittifak” sözcükleri kullanılmıştır. Gizlice sözcüğü Kaynak Kanunda yoktur ve anlamsızdır. Bu nedenle yeniden meydana getirilen suç tanımında bu kelimeye yer verilmemiştir. Anlaşmanın açıkça yapılmış bulunması hâlinde fiilin suç teşkil etmemesinin anlamı olamaz. Anlaşma konularından birisini oluşturan “elverişli vasıta”dan suçun işlenmesinde kolaylık sağlayan her türlü gereçleri anlamak gereklidir. Ancak suçun işlenmesinde anlaşanların, vasıtayı da saptamış olmaları gerekir. Maddede yer alan anlaşmanın “maddî olgularla belirlenen bir biçimde olması” ibaresi, suçun oluştuğunu kabul edebilmek için bulunması gerekli delillerin niteliğine işaret etmektedir. Bir suçun işlenmesi için sadece anlaşmaya varmak, anlaşma konusu suç açısından bir hazırlık hareketidir. Eğer anlaşma konusu suçun icrasına başlanmamışsa, bu anlaşma dolayısıyla iştirak ve teşebbüs hükümlerinden hareketle cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, bu madde kapsamına giren suçlar açısından farklı bir yol izlenmiştir. Madde kapsamına giren suçların işlenmesi hususunda anlaşmaya varılması, bu suçlardan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu madde kapsamına giren suçların icrasına başlanmamış olsa bile, bu suçları işlemeye yönelik bir hazırlık hareketi mahiyetindeki anlaşma dolayısıyla cezaya hükmedilebilecektir. Anlaşmaya varanların sayı bakımından yeterli olup olmadıkları, anlaşanların toplumda işgal ettikleri yer, kişilikleri, temsil ettikleri güç bakımlarından neticeyi alabilecek durumda olup olmadıkları hâkim tarafından takdir edilecek ve saptanacaktır. Maddenin ikinci fıkrası ile cezasızlığı sonuçlayan bir etkin pişmanlık hâli getirilmiştir. İşlenmesi kararlaştırılan suçun icra hareketlerine geçilmesinden önce ve soruşturmaya başlamadan ittifaktan yani anlaşmadan çekilme hâlinde, çekilene ceza verilmeyecektir. Ancak, soruşturmaya başlandıktan sonra anlaşmada çekilme hâlinde, bu etkin pişmanlık hükmü uygulanamayacaktır.” 765 sayılı TCK'nın 171. maddesinde düzenlenen suç tipi 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 316. maddesinde benzer şekilde düzenlenmiştir. Suçun tipik eylemi ile ilgili olarak 5237 sayılı TCK'nın madde gerekçesi yeterli açıklama içermektedir. İttifak teşkili mahiyeti itibariyle basit suç düşüncesinden farklıdır. Basit bir fikir uyuşmasının suçun teşekkülü bakımından yeterli olmadığı açıktır. Anlaşma ve gayenin devamlı bir mahiyet arzetmesi şarttır. İttifak suçunu, düşünce suçundan ayıran nokta, ittifaka dahil kimseler arasında fikir uygunluğunun belirli, programlı bir şekle girmiş olması, vasıtaların tespit edilmesi ve gayeye yakın ciddi ve tehlikeli olmasıdır. Buna karşın teşekkül eden ittifakın gayeye ait birtakım faaliyetlerde bulunmuş olması şart değildir. Bu suç bir tehlike suçu olduğundan, ittifak mensuplarının neticeyi yaratabilecek durum, şahsiyet ve kuvvette olması şart olduğu gibi, bu neticeyi doğurabilecek sayıda olup olmadıklarını hakim tayin edecektir. Maddede (765 syk madde 171) sözü edilen suç işlemek için ittifak suçu ile çete teşkili suçu (765 syk madde 168) birçok bakımdan birbirine benzemektedir. Ancak maddi unsur bakımından aralarında farlılık arz etmektedir. Çete teşkili suçu, daha çok failin bir araya gelmesi, daha organize olması, teşekkül eden bir birliğin mevcudiyeti silahlı oluşu bakımından ittifaktan farklı bir durum taşıdığı açıktır. İttifak halinde birkaç kişinin vasıta ve gaye bakımından fikri anlaşmaları cezalandırılırken, çete teşkili suçundan maddi olarak silahlı bir teşekkül mevcuttur. (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler;s.396) Maddede belirtilen ittifak suçu: ittifaka dahil kişiler arasında fikir uygunluğunun belirli, programlı bir şekilde girmiş olması, vasıtaların tespit edilmesi ve gayeye yakın, ciddi ve tehlikeli olmasıdır. Teşekkül eden ittifakın gayeye ait bir takım faaliyetlerde bulunmuş olması halinde ise esas suça ait icra hareketlerine başlanılmış olmaktadır( Askeri Yargıtay Daireleri Kurulu’nun 18/02/1988 tarih ve 7/15 sayılı kararı). Suçun manevi unsuru kasttır. Bu suç ancak kastla işlenebilir. maddede sayılan suçların işlenmesi amacıyla anlaşma kastının bulunması gereklidir. Belirli suçları işlemek kastıyla ittifak edenlerin özgür iradeleri ile ittifak etmeleri gerekir. Cebir veya tehdit altında ittifaka dahil olanların serbest iradelerinden bahsedilemeyeceğinden suçun manevi unsuru oluşmayacaktır. 765 sayılı TCK'nın 171/3. ve 5237 sayılı TCK'nın 316/2. maddelerinde özel bir etkin pişmanlık hali cezasızlık sebebi olarak yer almıştır. TCK 171/3. maddesine göre, "cürmün icrasına ve kanuni takibata başlanmazdan evvel bu ittifaktan çekilenler ceza görmezler." 5237 sayılı TCK'nın 316/2. maddesine göre de; "Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez." Maddelerin metninden de anlaşılacağı üzere, bu fıkranın uygulanabilmesi için iki koşulun birden gerçekleşmesi gerekir. Yani ittifaktan ya da suç işlemek için anlaşmadan çekilme hali her halükarda; esas gaye suça ait icra hareketlerine başlanmadan ve yine kanuni takibata da başlanmadan önce gerçekleşmelidir. Bu iki husustan birinin gerçekleşmesi halinde artık kanuna uygun ve geçerli bir çekilmeden söz edilemeyecektir. Çekilmeden maksat anlaşmadan çekilmektir. Dolayısıyla çekilmenin iradi olması ve diğer ittifak üyelerince de bilinmesi gereklidir. Çekilme iradi bir davranışı gerektirir. Kişinin Yüksek Askeri şurada resen emekliliğe sevkedilmesi gibi iradi bir davranıştan kaynaklanmayan fiili durumların/imkansızlıkların bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyeceklerinde kuşku yoktur. Düzenleme ile, korunan hukuki değerlerin önemi ve eylemin başarıya ulaşması halinde yargılamanın güçlüğü nedeniyle icra hareketlerine başlanmasının önüne geçilmek istenmiştir. Ancak konum ve hükmedebildiği imkanlar itibariyle daha uygun şartları kollayanlar için, karşılaştıkları fiili imkansızlıklar nedeniyle amacına ulaşamayanlara da bir atifet sunmadığı açıktır. Anılan hukuki müessesenin re'sen uygulanabilmesi mümkündür. Bu hususta bir talebe gerek bulunmamaktadır. V-BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAY ve SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARI DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE; a- Mahallinde ikame olunup usulünce tartışılan delillere, açık kaynak bilgilerine (ve özellikle TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu 2012 tarihli rapor içeriğine) ve dosya kapsamına uygun olarak derece mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olayda; Ülkemizde 1960 yılından itibaren, neredeyse her on yılda bir darbe gerçekleştirilmiştir. Demokrasinin askıya alındığı darbelerde, TBMM ve siyasi partiler kapatılmış, millet iradesi hiçe sayılmış, sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamalarıyla toplum baskı altında tutulmuş, başta yaşam hakkı olmak üzere, temel insan hakları çiğnenmiştir. 28 Şubat’ta, birtakım sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra basın-yayın kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların, sermaye çevrelerinin, sivil bürokrasinin, yargı mensuplarının desteği alınarak, 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısında alınan kararlar hükümete dayatılmış, koalisyon ortağı parti milletvekillerinin baskı, tehdit, şantaj ve ikbal vaadiyle istifa ettirildikleri öne sürülmüş, nihayetinde seçilmiş bir hükümet işlevsiz hale getirilerek, istifaya zorlanmıştır. Süreçte tüm toplum üzerinde psikolojik harekât faaliyetleri uygulanmıştır. Bu çerçevede, tehdit, gerilim, korkutma,beyin yıkama, düşman algısı oluşturma vb. Yollarla toplum baskı altında tutulmuş ve “laik-anti laik” şeklinde ayrıştırılmaya çalışılmıştır. 28 Şubat sürecinde, bir yandan REFAH-YOL Hükümetine, ardından ANASOL-D Hükümetine, yüksek bürokratlara, basın mensuplarına “irtica” konulu brifingler verilmiştir. REFAH-YOL iktidarı döneminde 9 Ocak 1997 tarihinde çıkarılan Başbakanlık Kriz Yönetimi Merkezi Yönetmeliği’yle, MGK Genel Sekreterine Türkiye’de ekonomik çöküntüden, nükleer kazalara;kaya düşmesinden, terör olaylarına kadar uzanan bir dizi “kriz” durumunda Başbakanla eşit düzeyde icrai yetkiler verilmiş ve bu çerçevede “olağanüstü hal” olarak görülebilecek şekilde, tüm il ve ilçelerde kriz merkezleri kurulmasına imkân sağlanmıştır. *Söz konusu psikolojik harekât faaliyetleri yoluyla bu süreçte planlı bir şekilde “toplum mühendisliği” faaliyetleri yürütülmüş; Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde bazı kamu kurumları adeta birer fişleme merkezi olarak kullanılmış, devletin istihbarat toplamayla görevli teşkilatında mevcut olmayan istihbari bilgiler “Batı Çalışma Grubu”nun talimatlarıyla toplanmış ve bu bilgiler hükümeti yıpratmak amacıyla propaganda icra edilmek üzere seferber edilmiştir. MGK kararları doğrultusunda, MGK Genel Sekreterliği tarafından, kurumun “Gizli” gizlilik dereceli Yönetmeliği’ne dayanılarak çeşitli psikolojik harekât faaliyetleri de icra edilmiştir. Bu çerçevede, en başta koalisyon hükümetinin büyük ortağı konumundaki iktidar partisinin temsil ettiği siyasi görüşün (Milli Görüş), Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası ve kanunlarına aykırı olduğu öne sürülmüş, buna istinaden hükümet mensupları ve bilinen tüm sempatizanları hakkında illegal yollardan istihbarat toplanmış, “irticacı” diye fişlenen birçok devlet memuru tacize uğramış, gerekçe gösterilmeksizin mesleklerinden atılmış; imamlara, gazetecilere, yargı mensuplarına, üniversite rektörlerine irtica brifingleri verilmiş, Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) tarafından çok sayıda kamu görevlisi ve vatandaş fişlenmiş; dini hayatın yeniden düzenlenmesi amacıyla çeşitli bürokratik girişimlerde bulunulmuştur. Bu kapsamda üniversitelere sözde “irticaya taviz vermeyecek” rektörler atanmış, bazı üniversitelerde “türban” olarak tarif edilen başörtüsü takan öğrencileri “türban”dan vazgeçirmek için “ikna odaları” kurulmuş, yurt dışında resmi bursla öğrenim gören öğrenciler takip edilmiş, yurt içinde mevcut Kur’an kurslarına baskı uygulanmış, Kur’an öğrenme yaşı on beşe çıkarılmış, imam-hatip liselerinin orta kısımları kapatılmış, bazı vakıflar ve dernekler baskı altına alınmış, kapatılmış ve mallarına el konulmuştur. Ayrıca, Hükümetin bakanlık, kurum ve kuruluşlarda yaptığı tüm atamalar yakından takip edilmiş, yapılan bazı personel atamaları “irticacı kadrolaşma” olarak nitelenerek, bu personelin yerine irticaya taviz vermeyecek kişilerin atanması sağlanmıştır. Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde oluşturulan bir çalışma grubunun, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genelkurmay Başkanlığının üst düzey bürokratları ile birlikte yakın bir işbirliği ve eşgüdüm içinde hareket ederek, MGK kararlarının hazırlanmasında, takibinde ve uygulanmasında önemli rol oynadığı anlaşılmaktadır. Böylece, Milli Güvenlik Kurulu bir “danışma organı” olmaktan çıkartılıp, adeta hükümet üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmüştür. *1996 yılının sonunda, Bakanlar Kurulunun 30.09.1996 tarih ve 96/8716 sayılı Kararı ile 9 Ocak 1997 tarihinde Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği, yürürlüğe girmiştir. MGK Genel Sekreterliğince hazırlanarak, Bakanlar Kurulu’nca onaylanan bu Yönetmelikte; “terörden, etnik yapı, din ve mezhep farklılıklarından kaynaklanan olaylara; deprem ve selden, salgın hastalıklara; nüfus hareketlerinden, ağır ekonomik bunalımlara” kadar her türlü olay “kriz hali” şeklinde tanımlanmıştır. Yönetmeliğe göre, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezinin en üst organı olan, tüm bakanlık, kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ve başında Başbakan veya bir Devlet Bakanının olacağı Kriz Koordinasyon Kuruluna, kriz halinde, gerekli görülmesi halinde, “Olağanüstü Hal, Sıkıyönetim, Seferberlik ve Savaş Hali” ilan edilmesini teklif etme görevi de verilmiştir. Bu Yönetmelikte, MGK Genel Sekreterine, “kriz” olarak gördüğü her türlü olayda Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezini kurmak için harekete geçme ve kriz olsun olmasın, Genel Sekreterlik bünyesinde, her zaman faaliyet gösterecek, bir çekirdek kriz birimi teşkil edilmesi öngörülmüştür. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin en üst organı olan Kriz Koordinasyon Kurulu ise, kriz halinde, Başbakan ve Bakanlar Kuruluyla eşit statüde yetkilerle donatılmış; bu Kurul tarafından, “politik direktifler veya Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinde ihtiyaç duyulan değişikliklere ait kararlar” verilebilmesi imkânı sağlanmış; ayrıca olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali ilan etme, tüm Bakanlık, kurum ve kuruluşlar bünyesinde kurulacak Kriz Merkezlerini yönetme ve yönlendirme görevleri verilmiştir. *24 Aralık 1995 tarihinde gerçekleştirilen erken genel seçimler, Türkiye siyasi tarihinin en önemli kilometre taşlarından birisi olmuştur. 28 Şubat sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen bu seçimlerde RP 158, DYP 135, ANAP132, DSP 76, CHP 49 milletvekili çıkarmış; ANAP listesinden seçime katılan BBP, 8 milletvekili kazanmıştır. *Ardından, Genelkurmay Başkanı ... ve Jandarma Genel Komutanı ...’ın TBMM Başkanı Mustafa Kalemli vasıtasıyla ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a RP ile koalisyon kurma niyetinden vazgeçmesi konusunda telkinde bulundukları öne sürülmüştür. *..., Ocak 1996 ayında Milliyet Gazetesinde yayımlanan röportajında, “İrtica, Türkiye için, PKK terörizminden daha büyük bir tehlikedir” diyerek şunları söylemiştir: "Hiç kimse, yüzde 50’nin üstünde oy alsa bile, Türkiye’de demokrasinin kuralları uygulanacak diye, bir partinin şeriata dayanan bir İslam devleti kurmasına, demokrasiyi kullanarak ülkede laik rejimi değiştirmesine göz yumamaz. İcabında demokrasi kurallarının dışına çıkılarak bu engellenir. Zaten bunu halk askerden ister, aksine bir davranış karşısında ise, halk, ‘Ordu ne güne duruyor, bizi irticaya mı teslim edeceksiniz?’ diye sorar. Elbette, temennim, ülkemizde işlerin bu raddelere gelmemesidir." *İki merkez sağ partinin oluşturduğu 53’üncü ANA-YOL koalisyon hükümeti, 6 Mart 1996 tarihinde, sol destekli partilerin de desteğini alarak işbaşına gelmiştir.Dönüşümlü Başbakanlık esasına dayalı hükümet protokolü 3 Mart 1996 günü imzalanmış, ANA-YOL Hükümeti Cumhurbaşkanı tarafından 6 Mart günü onaylanmıştır. Ancak, RP, güven oylamasında çekimser oyların ret oyları ile birlikte sayılması gerektiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. *Başbakan Yılmaz’ın 4 Haziran’da Cumhurbaşkanı Demirel’e istifasını sunmasıyla ANA-YOL hükümeti 6 Haziran 1996 tarihinde sona ermiştir. *28 Haziran 1996 tarihinde, RP lideri Erbakan, DYP ile ikişer yıl sürecek “dönüşümlü Başbakanlık” önerisi temelinde bir koalisyon hükümeti kurulması konusunda anlaşma sağlamıştır. Böylece ANA-YOL modeli esas alınarak, yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Protokole göre ilk iki yıl için Erbakan’ın Başbakan olması, Çiller’in ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olması öngörülmüştür. Kamuoyunda REFAH-YOL olarak bilinen RP-DYP koalisyonu, TBMM’nin 8 Temmuz 2006 tarihli birleşiminde yapılan güven oylaması sonucunda, 54. Cumhuriyet Hükümeti olarak kurulmuştur. *4 Şubat 1997 tarihinde Ankara'nın Sincan ilçesinde Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı'na bağlı çeşitli askeri araçlardan oluşan konvoy, ilçe sokaklarından Akıncı Üssü'ne "motorlu yürüyüş" gerçekleştirmiştir. Olay gazetelere “Sincan’dan Ordu Geçti” başlığı ile yansımış, "altı ayda bir yapılan normal eğitim faaliyeti" olarak açıklanan geçişin, "tesadüfen bu tarihe denk geldiği" belirtilmiştir. Sincan’da tankların geçişi, 21 Şubat’ta Washington’da Türkiye-Amerika Konseyi balosuna katılan Genelkurmay İkinci Başkanı Org.... tarafından “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık” şeklinde değerlendirilmiştir. *9 Ocak 1997 tarihinde Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. *17 Ocak 1997 tarihinde Cumhurbaşkanı’na Genelkurmay Başkanlığında “İrticai Faaliyetler” konulu bir brifing verilmiştir. 27 Ocak 1997 tarihli MGK toplantısında, ilk kez Ağustos ayı MGK toplantısında gündeme gelen irtica konusu Dz.K.K. Ora. Güven Erkaya tarafından bir kez daha gündeme getirilmiştir. Basına göre bu toplantıda Erkaya, “Aşırı dinci akımlar bugün PKK tehdidinden daha büyük bir tehlike haline gelmiştir. PKK tehdidi ikinci plana düşmüştür” diyerek, irtica konusunun MGK gündemine gelmesini istemiştir. Diğer Komutanların da bu görüşe iştiraketmesi üzerine Cumhurbaşkanı Demirel’in de, bu konunun Şubat ayında yapılacak MGK toplantısında gündeme alınmasına karar verdiği öğrenilmiştir. 22-25 Ocak 1997 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanı ...’nın başkanlığında Gölcük Donanma Komutanlığında üç gün süren bir toplantı yapıldığı haberi, dönemin gazeteleri tarafından “flaş haber” olarak duyurulmuş; “Gnkur.Bşk. ..., Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Ordu Komutanları, Harp Akademileri Komutanları, Genelkurmay “J” Başkanları, Genelkurmay Adli müşaviri ve diğer ilgili personelin” katıldığı toplantıda, askerlerin sorunların demokratik zeminde çözülmesine özen gösterilmesi ilkesi temelinde üç maddelik bir eylem planı üzerinde anlaştıkları; sorunların Batı Harekat Konsepti esasları çerçevesinde MGK’da gündeme getirilmesi ve brifingler yoluyla kamuoyunun bilgilendirilmesi hususlarında mutabık kaldıkları öne sürülmüş; üçüncü kararın ise “sır” olduğu ifade edilmiştir. *28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısı öncesinde, 17 Ocak 1997 tarihinde Genelkurmay tarafından Cumhurbaşkanı Demirel’e verilen brifing çerçevesinde yürütülen söz konusu çalışmalar hakkında Başbakan Erbakan’ın veya diğer Hükümet üyelerinin haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. 07 Nisan 1997 tarihinde Genelkurmay Karargahında yapılan toplantı tutanağında bazı sanıklar tarafından “hükümete muhtıra verilmesi”, “sıkıyönetim ilan edilmesi”, “hükümetin değişimi”, “hükümetin istifası”, “hükümetin devamını önleyecek tedbirler”, “gelecek hükümetin oluşumu”, “kriz yönetimi oluşturulması”, “taarruzi psikolojik harekat”, “yargı ve kamu yöneticilerine destek/tehdit”, “üniversitelere, sendikalara, sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılması, cesaret verilmesi, basın ve medyaya hakimiyet sağlanması yanlarına alınması”, “Batı Çalışma Grubunun kurulması”, “kuvvet komutanlıklarında da benzer bir yapılanmanın bulunması” ve “iki kez yapılan Yüksek Askeri Şura toplantıları ile personelin atılmasının yeterli olmadığı”, “halkın yanlarına değil önlerine alınması”, “taarruz edilmesi”, “polise havuç ve sopanın gösterilmesi”, “bilgi toplayan eyleme dönüştüren psikolojik harekat yapan bir grup oluşturulması” şeklinde ifadeler kullanıldığı tespit edilmiştir. Yine, bu toplantının kapanış konuşmasında sanık ... şöyle söylemiştir: “Bu tarihi bir toplantıdır. Aynı frekanstayız, mutluyum” *5 Ocak 1997 tarihinde, Ankara’da, TÜRK-İŞ, DİSK, DSP ve Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde “gerçekleştirilen mitingde “Türkiye’ye Sahip Çık! Demokrasi İçin Mücadele Et!” sloganıyla bir miting yapılmıştır. Bu mitingde konuşan TÜRK-İŞ Başkanı Bayram Meral,“Mollalar laik sistemi asla değiştiremez. Bu çağdaş ülkenin güvencesi bizleriz” demiştir. Bu miting, Cumhuriyet Gazetesi’nin 6 Ocak 1997 tarihli nüshasında, “Mollalara Geçit Yok” manşetiyle verilmiştir. *Öte yandan, 27 Ocak’ta, Oğuz Özbilgin’den “Yüksek Askeri Şura kararlarıyla TSK’dan ilişiği kesilen personelin Refah Partisi tarafından bazı kurum ve kuruluşlar ile belediyelerde istihdam edilmesi” hususunda bir çalışma yapılmasının istendiği görülmektedir. *27 Ocak 1997 günü yapılan bir önceki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, irticai faaliyetler nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde baş gösteren rahatsızlığın Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven ERKAYA tarafından tekrar dile getirilmesi üzerine, 28 Şubat tarihli MGK. toplantısında “irticai faaliyetler” konusu ele alınmıştır. Verilen brifingde, iktidardaki Refah Partisi, “Milli Görüşçüler” tanımı altında, “irticai faaliyetler” yürüten unsurlar kapsamında “iç tehdit” olarak değerlendirilmiştir. Toplantıda 406 sayılı Karar alınmış,2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’na göre, MGK kararları ve tutanakları gizlidir; “Kararlar Milli Güvenlik Kurulunun vereceği karara göre açıklanabilir veya yayınlanabilir”. Bu hükme rağmen, 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından bir gün sonra, “MGK Basın Bildirisi” ile beraber, 406 sayılı Kararın 18 maddeden oluşan “gizli” ekinin tamamı, basın-yayın organlarında yayımlanmıştır. Toplantı sonucunda ortaya çıkan Basın Bildirisi, MGK Genel Sekreterliği tarafından basın kuruluşlarına fakslanmıştır.Basın Bildirisinde, “Açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş” ifadesi yer almıştır. *.... Jandarma Bölge Komutanı ...’in, 17 Nisan 1997 tarihinde, televizyonda da yayımlanan bir konuşmasında, ERBAKAN’ın Hacca gitmesine tepki göstererek, “ulan p…” şeklinde küfür etmesi kamuoyunda tartışma konusu olmuştur. Genelkurmay Başkanı ... hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmasını gerekli görmemiştir.Genelkurmay 2’nci Başkanı Org.... ise bu konuda “ordu infial halindedir. Bu hal devam ederse infial de devam eder” demiştir. *28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından iki ay sonra, Genelkurmay Başkanlığı tarafından İkinci Başkan Org.... imzasıyla 29 Nisan 1997 tarihinde yayımlanan “Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi” konulu yazıda, 15 Mayıs 1997 tarihinden itibaren uygulamaya konulacak sistemle Türkiye çapında irticayla mücadele amacıyla istihbarat toplanmaya başlanmıştır. 27 Mayıs 1997 tarihli Batı Eylem Planının 26 no.lu faaliyet planının (d) bendinde “Hükümet değişikliği fırsatından yararlanmak”; 31 no.lu faaliyet planında “Müteakip safha tedbirlerinin uygulama aşamasına konulması” görevi kapsamında belirtilen (a) bendinde “Yeni hükümete mevcut durum hakkında teferruatlı bilgi vermek” ifadeleri yer almaktadır. Bu belgenin düzenlendiği tarihte Refah-Yol hükümeti görevdedir. Buna rağmen söz konusu belgede hükümet değişikliğinden ve yeni hükümete teferruatlı bilgi verilmesi hususlarından bahsedilmiştir. Batı Çalışma Grubunun fiilen hangi tarihte faaliyete geçtiği tam olarak tespit edilememekle birlikte Genelkurmay II. Başkanı ... imzalı 4 Nisan 1997 tarihli “Çalışma grubu oluşturulması” konulu belgede özetle; “irticanın, oluşturduğu tehdit açısından iç güvenliğin önüne geçtiği ve ülkenin bir numaralı sorunu haline geldiği, bu maksatla Genelkurmay Harekat Başkanlığı koordinatörlüğünde bir çalışma grubu oluşturulacağı, bu çalışma grubunun diğer (J) Başkanlıklarının uygun göreceği personelin katılımı ile hergün toplanacağı” ifade edilmiştir. Böylece, Batı Çalışma Grubunun ilk defa resmi bir belgede yer aldığı tespit edilmiştir. Anılan bu belgenin özel oturum notları bölümünde; “AMAÇ: Bugünkü ortamda öncelikli hedef DYP’nin çökertilmesi, dolayısıyla hükümetin derhal iktidardan çekilmesini sağlayıcı önlemleri almaktır. DYP’nin hükümetteki oy potansiyelini kırmak örtülü yapılmalıdır. ACİL TEDBİRLER :* Hükümetin, RP’nin yumuşak karnını tespiti, -Menfaat çatışması yaratmak, -Söylenenler ve yapılanlar arasındaki çelişkiler, -Ahlaki anlayışlarının çürüklüğü, DYP Liderlerinin sağladığı menfaatler, -DYP liderinin düşürülmesi, -Liderden kurtulmanın parti için kazançlı olacağı, -YAŞ/TSK’nın kararlılığını göstermek, -MGK kararlarında taviz vermemek takipçisi olmak, -TSK de içinde irticaya karışmış olanları ayıralım TSK’nin yumuşak karnını kuvvetlendirmek -Aracı kullanalım -Dini konularda bilgilendirme polemiğe girmeden. ÇALIŞMA ŞEKLİ (1.Kurul, 2.Kurul, 3.Kurul, kimlerden oluşacağı) 1. Kurul: D.Bşk.ları ve ayrılan 1-2 proje sb. Bu kurul D.Bşk.larına yrd.olur ve hazırlar. 2. Kurul: D.Bşk.ları halen olduğu gibi çalışmaya devam edenler. 3. Kurul: Bu kurul bazı konularda fikir birliği sağlayamazsa “J” Bşk.ları toplanır. II nci Bşk., Kuv.Kom. BĢk.+”J” .BĢk.ları (3 ncü kurul) 3 ncü kurul Eylem planlarını onaylar, katkıda bulunur. K.lar için teklif, Hrk.tarzları, MGK, toplantı gündemini tespit ederler” ifadelerine yer verilmiştir. Böylece, Batı Çalışma Grubunun resmi olarak kurulmasının temellerinin atıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, 7 Nisan 1997 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı İnönü Salonunda saat 15.00’te başlayan, Genelkurmay II. Başkanlığı tarihçesinde general/amiral toplantısı olarak geçen, dönemin Genelkurmay II. Başkanı ... başkanlığında toplantı yapılmıştır. Söz konusu toplantı tutanaklarından; toplantıya katılanların hükümeti cebir ve şiddet uygulamak suretiyle ıskat etmek amacıyla bir grubun kurulması konusunda fikir birliği içinde oldukları, oluşturulacak gruba etkin bir iş bölümü içinde destek vereceklerini ifade ettikleri, sanık ... tarafından; “Bu tarihi bir toplantıdır. Aynı frekanstayız, mutluyum, ülke Cezayir ve İran olmayacak, öncelikle hükümetin devamını önleyecek, demokratik müesseseleri devreye sokacak çalışmalar yapılmalıdır. Daimi teşkilatlanma zorundayız” dediği tespit edilmiştir. Sanık ... tarafından ise; “Batı Çalışma grubu kurulmuştur. Bu grubun görev tanımı ortaya konacaktır. Yarından itibaren çalışmalara başlanacaktır. Kuvvet Komutanlıklarında da benzeri çalışma ile bu ağ örülecektir. Bir emir yayınlanacak, resim tam olarak ortaya konacaktır” denildiği tespit edilmiştir. Anlaşılacağı üzere, 7 Nisan 1997 tarihli toplantı sadece Genelkurmay Karargahında yapılacak faaliyetlerle ilgili değildir. 7 Nisan 1997 tarihinde yapılan bu toplantıdan 3 gün sonra, yani 10 Nisan 1997 tarihinde, dönemin Genelkurmay II. Başkanı Org. ... imzalı, “Batı Çalışma Grubu Oluşturulması” konulu emirle Batı Çalışma Grubu resmi olarak kurulmuştur. Bu emirde Batı Çalışma Grubunda yer alacak personelin hangi birimlerden görevlendirileceği, çalışma grubunun nerede faaliyet göstereceği de belirlenmiştir. Söz konusu emirde “Daha evvel teşkil edilen kriz masası grubu, çalışmalarına aşağıdaki esaslara uygun olarak devam edecektir” denilmiştir. Bundan da Batı Çalışma Grubunun resmi olarak kurulmadan daha önce benzer bir yapının aynı faaliyetleri “kriz masası grubu” adı altında yürüttüğü anlaşılmıştır. Yani, Batı Çalışma Grubu 10 Nisan 1997 tarihinde kurulmadan önce de “kriz masası grubu” adı altında faaliyete geçmiştir. Bu grup, 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarının alınmasını sağlamış, anılan kararların oluşturduğu siyasi kaos ve basının kamuoyunu hükümete karşı yönlendirmiştir. 10 Nisan 1997 tarihli “Batı Çalışma Grubu Oluşturulması” konulu, gizli, gizlilik dereceli emirden; Batı Çalışma Grubunun suç tarihinde, Genelkurmay Başkanı ..., Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanının bilgisi dahilinde Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral ...’e bağlı olarak çalıştığı, grubun Başkanlığını Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral ...’ın, koordinatörlüğünü ise İçgüvenlik Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral ...’in yaptığı, çalışma grubunun 4 alt gruptan oluştuğu ve bu emirle diğer Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığında Batı Çalışma Grubu benzeri bir yapının oluşturulmasının istendiği, “Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi” başlıklı, Orgeneral ... imzalı, 29 Nisan 1997 tarihli emirle; ülkenin tamamını içine alacak şekilde bir istihbarat ağının oluşturulduğu, günlük olarak raporların Batı Çalışma Grubuna gönderilmesinin istendiği, “Batı Harekat Konsepti” konulu, Orgeneral ... imzalı, 06 Mayıs 1997 tarihli emirde; hükümetin, hedefi İslam devleti kurmak olan irticai bir yapılanma olarak görüldüğü, hükümet ile ne şekilde mücadele edileceğinin genel esaslarının belirlendiği, oluşturulan rapor sistemi ve istihbarat ağı ile başta Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, meslek kuruluşları, şirketler, dernekler ve vakıflar olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin takibe alındığı, haklarında bilgi toplandığı ve toplanan bilgilerin belirli bir sistematik içinde Batı Çalışma Grubu tarafından arşivlendiği, böylece TSK’nın hiyerarşik yapısından bağımsız ve görev tanımları içinde bulunmayan bir istihbarat havuzu oluşturulduğu tespit edilmiştir. Orgeneral ... imzalı 27 Mayıs 1997 tarihli “Batı Eylem Planı” başlıklı belgede; Anayasa ve kanunlarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev ve yetkileri içinde bulunmayan pek çok yasadışı faaliyetin yapılmasının planlandığı anlaşılmıştır. Örneğin; a) 24 no.lu “Devrim yasalarının uygulanması” başlığı altında yapılacak faaliyetlerden biri “yasal tedbirlerle sonuç alınamadığı takdirde psikolojik ve örtülü harekat icra etmek” denilmiş ve bu faaliyetin Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, MGK Genel Sekreterliği, Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı ve Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı tarafından icra edileceği, b) 26 no.lu bölümde “Şeriatçı kadrolaşma” faaliyetine karşı alınacak tedbirlerden biri “hükümet değişikliği fırsatlarından yararlanmak, kökten dinci kadrolaşmaları tasfiye etmek” olarak belirtilmiş, bu faaliyetin Genelkurmay Genel Sekreterliği ve MGK Genel Sekreterliği tarafından icra edileceği, c) 31 no.lu bölümde; “Müteakip safha tedbirlerinin uygulama aşamasına konulması” başlığı altında yapılacak faaliyetlerden biri “yeni hükümete mevcut durum hakkında teferruatlı bilgi vermek” olduğu, bu faaliyetin MGK Genel Sekreterliği, Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Başkanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı ve Genelkurmay Adli Müşavirliği tarafından icra edileceği” şeklinde belirtildiği tespit edilmiştir. 12 Haziran 1997 tarihli Hürriyet Gazetesi sanıklardan ...'in söylediği “Gerekirse Silah Bile Kullanırız” manşetiyle çıkmıştır. Batı Çalışma Gurubu Kriz Masası Kurulu başlıklı belgenin not kısmında; “YÖK. Başkanlığına gönderilecek evraklar elden kurye ile E.Korg....’a YÖK üyesine gönderilecek” yazmaktadır. Bu yazıdan, Batı Çalışma Grubu Kriz Masası Kurulunda alınan ve YÖK’ü ilgilendiren kararların kurye ile YÖK Üyesi Emekli Korgeneral ...’a gönderileceği anlaşılmakta olup, müteakip dönemde bu minvalde ve bu kararlar doğrultusunda YÖK ve üniversiteler bünyesinde gerçekleşen eylem ve faaliyetler nazara alındığında, asker kişi sanıklar tarafından suçun icrasına başlanmasından sonra ve fakat hükumetin istifa ettirilmesinden önce katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibarilye suçun icrasının kolaylaştırmaya yönelik hareketleri gerçekleştiren dönemin YÖK Başkanı olan sanık ...’ün, ve aradaki korelasyonu gerçekleştiren ...’ın da sürece iştirak ettiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Tarihe “28 Şubat Kararları” adıyla geçen 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında; Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tedbirler Milli Güvenlik Kurulunun sivil üyelerine dayatılmış, askeri müdahale olabileceği tehditi ile dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de dahil olmak üzere Milli Güvenlik Kurulunun sivil unsurlarının insiyatif alması engellenmiş, kararları imzalamamakta kısa bir süre direnen dönemim Başbakanı Necmettin Erbakan askeri müdahale yapılması durumunda ülke ve toplumun daha fazla zarar göreceği kanaatiyle kurul kararlarını imzalamak zorunda kalmıştır. 28 Şubat sürecinde hükümetin büyük ortağı olan Refah Partisi ve onun liderine psikolojik harekat, cebir, şiddet ve tehdit yöntemi uygulanırken diğer ortağı Doğruyol Partisi ve onun lideri ...’e karşı da aynı yöntemler uygulanmıştır. Bu kapsamda, ...’in CIA ajanı olduğu iddiası ortaya atılmış, Genelkurmay Askeri Savcılığınca ... hakkında vatana ihanet suçundan soruşturma yapılacağına ilişkin basın yayın organlarında günlerce yayınlar yapılmış, Tansu ÇİLLER'in hükümetten ayrılması için değişik şekillerde tehditlerde bulunulmuş, yine bu minvalde sosyal medyaya yansıdığı kadarıyla dönemin İçişleri Bakanı ...’e galiz tehdit ve hakareti içeren sözler sarfedilmiştir. *28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısı sonrasında Türkiye siyasi bir krizin içine sürüklenmiş, bir kısım sanıklar tarafından sosyal medyada yapılan açık oturumlar ve verilen demeçlerde “post modern” darbe olarak ifade edilen ve tarihe geçen bu süreçte dönemin başbakanı Erbakan’ın 18 Haziran 1997 tarihinde istifasını sunmsıyla 54. Hükümet dönemi sona ermiştir. b- Sanıkların hukuki durumları: Şu hale göre, Türk siyasi tarihinde “28 Şubat süreci” olarak anılan ve “postmodern darbe” diye vasıflandırılan iş bu yargılamaya konu olayın ceza hukuku açısından durumu şöyledir; Suç tarihinde sanıklardan ...’nın Genelkurmay Başkanı, ...’ın Kara Kuvvetleri Komutanı; ...’nin ise Hava Kuvvetleri Komutanı olarak, mahkumiyetlerine karar verilen/verilmesi gereken diğer asker sanıkların da Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst komuta kademesinde görevli oldukları bilinmektedir. Anılan sanıklar, süregelen bir kurumsal gelenek çerçevesinde Cumhuriyeti sözde korumak ve kollamak vazifeleri bulunduğunu düşünerek/durumdan vazife çıkararak, milli güvenlik için bir iç tehdit olarak değerlendirdikleri, Başbakan Necmettin Erbakan’ın genel başkanlığını yaptığı ve seçimlerden birinci olarak çıkan Refah Partisi’nin öncelikle kurulacak bir hükumette yer almamasını, bu mümkün olmayınca da kurulan hükumeti cebren de olsa görevden ayrılmasını/devrilmesini teminen bir ittifak/anlaşma içine girdikleri görülmektedir. Komuta kademesince oluşturulup yönetilen bu ittifakın, “kriz merkezi” ve Batı Çalışma Grubu” bünyesinde amaca ulaştıracak her türlü psikolojik harekat dahil olmak üzere eylem planlarını hazırladığı ve askeri imkan ve mühimmat üzerinde tasarruf yetkisini haiz olduğu anlaşılmaktadır. Nihayet varılan bu anlaşma gereğince ve hazırlanan komplike bir organizasyon çerçevesinde 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükumetinin 18.06.1997 tarihinde Başbakanın istifası ile görevden ıskat edilmesine kadar gerek fiziki/maddi cebir, gerekse tehditlerle karekterize edilmiş yoğun bir askeri baskının hakim olduğu icra safhası yaşanmıştır. Ayrıntıları ilgili bölümde izah edildiği üzere;Hükumetin ilgasına/amaç suça matuf olduğunda ve sonuca elverişliliğinde tartışma bulunmayan 04.02.1997 günü Sincan ilçe merkezinde tankların yürütülmesi suretiyle ortaya konan maddi cebrin mutlaka ve doğrudan Başbakan ve/veya hükumet üyelerine tevcih edilmesi gerekmez. İcra zaman ve tarzı itibariyle bu cebrin muhatabının İcra vekilleri heyeti/hükumet olduğunda kuşku yoktur. Keza amaca matuf icra hareketinin fiziki cebir içermesi tipiklik açısından bir gereklilik olmakla birlikte bu cebrin, hareketin/fiilin tüm aşamalarında tatbiki de zorunlu değildir. Somut olay ani hareketle gerçekleştirilmiş bir darbe değildir. Ancak bir süreç içinde devam eden, birbirleriyle konu ve saik itibariyle zorunlu bağlantılı, genel karakteristiği cebir ve şiddete dayanan ve amaç suçun icra hareketlerini oluşturan bu eylemlerin hukuki anlamda tek bir fiil oluşturduğunun kabulü gerekir. Bu durumda amaç suç için anlaşmanın 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kurulmadan önce gerçekleştiği, anılan suçun icra hareketlerinin başlangıcının fiziki cebrin uygulanma tarihi olan 04.02.1997 olduğu, böylece atılı eylemin cebir ve şiddeti içinde barındıran, hükumetin istifa ettirilmesini/ıskatını sağlayan sürece yönelik tek fiil olduğunun kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu hukuki tespit ve değerlendirmelerle ilgili doktrinde ileri sürülen görüşler de şöyledir: "Hukuka aykırı fiilin darbe kapsamında sayılıp sayılmayacağı somut fiil ve suçun unsurlarına bakmak suretiyle ayrı bir değerlendirme konusunu teşkil eder. Eğer bir yapılanma içine girip "biz bu hükumeti alaşağı edeceğiz, bu yapılanma da bize yardım edecek" denilmiş ve bu şekilde icra hareketlerine girilmişse eski TCK'nın madde 147 ve yeni TCK'nın madde 312'de tanımlanan suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına, suçun oluştuğu şüphesi varsa hangi maddenin faillerin lehine uygulanacağına bakılmalıdır. ... Kanaatimizce suçu işlemeye elverişli vasıta ve imkanlarına sahip olmak ve bunu henüz kullanmaya başlamadan göstermek, suçun icra hareketlerine başlanması olarak değerlendirilebilir. Önemli olan failde hükumete karşı suç işleme iradesinin varlığının tespiti, bu suçun bir suç örgütü veya iştirak iradesi kapsamında işlenmesi halinde ise bu yöndeki unsurların, anlaşma ve işbirliğinin tespitidir." (Suç Örgütü, Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız, 4. Baskı, Sayfa 666) "Hükumeti istifaya zorlamak amacına yönelik olarak cebri hareketlerde bulunulmuş olmasına, örneğin tankların caddelerde yürütülmüş olmasına rağmen hükumet istifa etmemiş olabilir. Bu durumda 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç oluşur. Buna karşılık 765 sayılı mülga TCK'nın 147. maddesinde tanımlanan suç teşebbüs aşamasında kalmış olur. Ancak bunun kabulü için kullanılan cebrin hükumetin istifası sonucunu doğurmaya objektif olarak elverişli olması gerekir. Aksi takdirde söz konusu suç hükümlerine istinaden cezalandırılma yoluna gidilmez." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 295) Şu hale göre; zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemleri ile suçun icrasına ilişkin rollerinin etkin, fonksiyonel katkıları da göz önünde bulundurularak, eylemlerinin zarar tehlikesi açısından ortaya koyduğu katkı-önem derecesine göre, müsnet suça ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyon içinde yer almak ve iştirak iradesi ile katılmak suretiyle hükumete karşı suçun icra hareketleri üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edilen sanıkların, “müşterek fail” olarak; iştirak iradesi kapsamında işlenen bu suça ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonuna dahil olmamakla birlikte suçun icrasına safahatta zarar tehlikesi ya da netice açısından illi değer taşıyan katkı sunan sanıkların eylemlerinin zarar tehlikesi açısından ortaya koyduğu katkı-önem derecesine göre, “yardım eden olarak” sorumlu tutulmaları gerekir. VI- HÜKÜM; 1-..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkındaki hükümlerin temyiz incelemesinde; Zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemleri ile suçun icrasına ilişkin rollerinin etkin, fonksiyonel katkıları da göz önünde bulundurularak, eylemlerinin zarar tehlikesi açısından ortaya koyduğu katkı-önem derecesine göre, müsnet suça ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyon içinde yer almak ve iştirak iradesi ile katılmak suretiyle hükumete karşı suçun icra hareketleri üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’in 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti İcra Heyeti Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek” suçundan “müşterek fail” olarak sorumlu tutulmalarına; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’un dosya kapsamına, oluşa ve hukuka uygun denetime elverişli gerekçelere dayanılarak müsnet suçu işlediklerinin kanıtlanamaması nedeniyle beraatlerine; Dair hükümlerde hukuki bir isabetsizlik bulunmamakla; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin, bu kapsamda 5252 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca eski yasa-yeni yasa, lehe-aleyhe değerlendirmesinin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkumiyete esas teşkil eden eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, lehe Kanunun 5237 sayılı TCK’nın 7.ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddelerinde öngörülen ilkelere uygun olarak belirlendiği, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; hakkında beraat hükmü verilen sanıkların atılı suçu işlediklerinin kanıtlanamadığına dair gerekçelerin de karar yerinde gösterildiği anlaşılmakla; sanıklar ve müdafilerinin, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının, temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle mahkumiyete ve beraat dair hükümlerin ONANMASINA, 2-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... hakkında verilen hükümlerin temyiz incelemesinde; İştirak iradesi kapsamında işlenen bu suça ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonuna dahil olmamakla birlikte suçun icrasına, safahatta zarar tehlikesi ya da netice açısından illi değer taşıyan katkı sunan, amaç suçun icrasına başlandıktan sonra organizasyon içerisinde yer alan müşterek faillerin eylemlerine katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak suçun icrasını kolaylaştırmaya yönelik hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin zarar tehlikesi açısından ortaya koyduğu katkı-önem derecesine göre, 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde yazılı “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetinin cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme”, yahut buna karşılık gelen 5237 sayılı TCK’nın 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” suçuna “yardım etme” suçunu oluşturacağı gözetilip, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi uyarınca eski yasa-yeni yasa, lehe-aleyhe değerlendirmesi de yapılmak suretiyle hukuki durumun buna göre tayin ve takdiri gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle sanıklar ... ve İzettin İyigün’ün atılı 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme”, buna karşılık gelen 5237 sayılı TCK’nın 312.maddesinde düzenlenen “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak delil bulunmadığının kabulü ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın eylemlerinin 765 sayılı TCK’nın 171. maddesinde düzenlenen “Gizli ittifak” ve buna karşılık gelen 5237 sayılı TCK’nın 316. maddesinde düzenlenen “Suç için anlaşma” suçunu oluşturduğunun ve mezkur suç için yasa maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin gerçekleştiğinin kabulü ile; sanıklar ..., ..., ... ve ...’in atılı 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme” ve buna karşılık gelen 5237 sayılı TCK’nın 312. maddesinde düzenlenen “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” suçunun müşterek faili olduklarının kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, üye ...’ün sanıklardan ... ve ...’ın suçun işlenişine iştirak ettiklerine dair yeterli ve her türlü kuşkudan uzak delil elde edilemediğinden beraatlerine hükmolunması gerektiği yönündeki bozma sebebine yönelik karşı oyu ve oy çokluğu ile diğer sanıklar yönünden ise oybirliği ile 30.06.2021 tarihinde karar verildi. KARŞI OY: Hükumete karşı darbe suçundan bahsedilebilmesi için cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyet Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya kısmen veya tamamen engelleme eylemini gerçekleştirmek üzere sanıklar arasından önceden gizli bir ittifakın yani suç işlemeye yönelik anlaşma ve işbirliğinin bulunduğunun tespit edilmesi gerekir. Bunun için de; örgütlü hareket ettikleri iddia edilen sanıkların bir hiyerarşik yapılanma, yani altlık-üstlük/emir-komuta zincirine bağlı olarak hareket etmeleri, bu sırada hükumete karşı suç işlemeye elverişli vasıtalara sahip olup hükumeti devirmeye ya da görevlerini yapmalarını kısmen veya tamamen engellemeye yetecek ölçüde cebir ve şiddete başvurmaları şarttır. Hükumete karşı suçun varlığı için anlaşma aşamasında çıkılıp dışarıya etkili icra hareketlerine dönüşmesi yani somut varlığının tespiti gerekir. Suç tarihinde YÖK başkanı olan ... ve YÖK üyesi olan ...'ın asker kişiler olmaması nedeniyle görevleri gereği cebir ve şiddet kullanma durumları bulunmamaktadır. Sanıkların hükumete karşı baskı ve korkutuculuk oluşturacak eylemlerde bulunmadıkları gibi cebir ve şiddet kullandıklarına dair bir iddiada ileri sürülmemiştir. Öte yandan YÖK başkanı ve üyesi olan sanıkların batı çalışma grubunun amaçları doğrultusunda hareket ettiklerine bu şekilde icrai eylemleriyle suça katıldıklarına ilişkin delil de bulunmadığından sanıklar ... ve ... hakkında beraat kararı verilmesi görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. 30.06.2021

Diğer kararlar (4)

3. Ceza Dairesi, 2021/15273 E., 2022/4226 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
(1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi).
3. Ceza Dairesi         2021/15273 E.  ,  2022/4226 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2019 tarih ve 2018/14 - 2019/152 sayılı kararı Suç : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, cebir şiddet ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kasten yaralama, kasten öldürmeye azmettirme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, nitelikli tehdit, mala zarar verme ve kamu malına zarar verme Hüküm : 1- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 2)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 3)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 39/1, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 4)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5237 sayılı TCK'nun 30/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 5)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 6)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile haklarında hata hükümleri uygulanan ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçundan ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 7)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında üzerlerine atılı kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 8)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 9)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 10)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 11)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 12)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62/1, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 13)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 14)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 15)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 16)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 223/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 9 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 17)İlk derece mahkemesince sanık ...'un 5237 sayılı TCK'nın 86/1-3-e, 87/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 18))İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 19)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 20)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince (iki kez) 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 21)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 22)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 23)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 24)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl 10 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 25)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 26)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 27)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 28)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 29)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 30)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'nın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 31)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 18 yıl 9 ay, sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesi uygulanmayarak 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 32)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın mala zarar verme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraati kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 33)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 34)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 35)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçlarından açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 36)İlk Derece Mahkemesince sanık ...'ın kasten yaralama suçundan açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 37)Maktul ... mirasçıları istinaf başvurusu vekilinin üzerine maktul ...'in öldürülmesi nedeni ile temyiz incelemesinde olan Ankara 17.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/109 esas sayılı yargılamasında ... ... hakkında hüküm kurulduğundan maktul mirasçıları vekilinin maktul ...'in öldürülmesi olayı nedeni ile yapmış olduğu istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar 38)... vekilinin atılı suçlardan kurumun doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığından ... vekilinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar 39)Katılan T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ... vekilinin Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçu dışındaki diğer suçlardan verilen hükümlere yönelik istinaf başvurularının, sanıkların üzerine atılı ve yukarıda sayılan suçlar dışındaki diğer suçların niteliği itibariyle, suçtan doğrudan zarar görmeyip davaya katılma ve istinaf hakkı bulunmadığından katılanlar vekillerinin istinaf taleplerinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar Temyiz edenler : T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekili, ... vekili, Maliye Hazinesi vekili, ... Hava Yolları A.O. vekili, BAM Cumhuriyet savcısı, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Savcı, ..., ..., ..., ...,... müdafileri, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanıklar müdafileri Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: I- A) T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları, TBMM Vekilinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçları dışındaki diğer suçlardan verilen hükümler, ... vekilinin sanıklara atılı tüm suçlara ilişkin kurulan hükümler, katılma talepleri ilk derece mahkemesince reddedilen bir kısım katılanlar ile katılma talepleri değerlendirilmeyen Fatih Karaca ve ... vekillerinin ayrıca bir kısım katılan ve müştekiler ile bunların müdafiilerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, nitelikli olarak iş yeri dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının reddine dair bölge adliye mahkemesi kararına yönelen temyiz taleplerinin incelenmesinde; Atılı suçlarının nitelikleri itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına imkanlarının bulunmadığı gerekçesine dayanan Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurularının reddine dair kararlar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, B) 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 3.Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 4. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 5. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, 6. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın kasten yaralama, 7. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı nitelikli tehdit, 8. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin mala zarar verme ve kamu malına zarar verme, 9. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün nitelikli tehdit, 10. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ün üzerlerine atılı mala zarar verme suçlarından, İlk derece mahkemesinin atılı suçlarla ilgili olarak verdiği ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının, anılan suçların 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak sayılan suçlardan bulunmamasına nazaran CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan, C) Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının; 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından, 2. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 4. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 5. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 6. ... hakkında nitelikli tehdit suçundan, CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR hükümleri ile, 7. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü üyesi olma ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarından, Beraatlerine dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair kararlara ilişkin temyiz taleplerinin incelenmesinde, İstinaf mahkemelerinin sisteme dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sayılı yasa CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305) da farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda, tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru no: 26986/03, 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru no: 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının bölge adliye mahkemesi kararını yasal süresi içinde ancak “... söz konusu ilk derece mahkemesi hükmü ile ilgili "İstinaf Başvurularının Esastan Reddine" ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi kararının isabetli olmadığı” şeklinde genel ifadeler ile ve sebep bildirilmeksizin temyiz ettiği anlaşılmakla, CMK 298. maddesi uyarınca temyiz talebinin REDDİNE, II) Diğer temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, bölge adliye mahkemesince haklarında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen ... ve ... yönünden hükümlerin niteliğine göre şartları bulunmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, tanık beyanları ve gerekçe içeriğine göre dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek yapılan incelemede; Genel olarak Anayasayı ihlal suçu ve somut darbe teşebbüsü: Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Somut olayın, devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlar ile aralarındaki geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle anılan kanunun 314/2. maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan, dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddesinde de TCK’nın 220/5. maddesine paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765-2019/8453 karar sayılı kararında yer verildiği üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, ... Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı ... Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevketmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde madunada faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiç bir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir.(AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.) Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı) TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez(TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.) Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir.(Koca-Üzülmez, age s.344) Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında genel olarak 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen kalkışma olayı değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Genel olarak: 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personelin katılımıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde üstleri tarafından kullanılan erlerin de bulunduğu bir vakıa olmasına ve suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı yasanın 37-39.maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran: a- Sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun; Örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail", b-Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmaları, c-Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, -Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı tespit edilirken, olağan dönemlerde de aranan,failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihi itibariyle yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmesi, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirme ile belirlenmeli, -Bu değerlendirmeler yapılırken, askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin “ast” kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı da gözetilmelidir. Bölge adliye ve ilk derece mahkemelerince Meydana Gelen/Sübutu kabul edilen olayların özeti: 1. BÖLÜM: DARBE TEŞEBBÜSÜ ÖNCESİNDE ANKARA ve İSTANBUL İLLERİNDE YAPILAN TOPLANTI VE HAZIRLIKLAR: Genelkurmay Karargâhı ve Kuvvet Komutanlıkları ile önemli ve stratejik konuma haiz Askeri Birliklerin Ankara ve İstanbul'da konuşlu olması nedeniyle, ülke çapında meydana gelen darbe teşebbüsünde, bu teşebbüse yönelik faaliyetlerin ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara illerinde yoğunlaştığı, en çok can kaybı ve maddi zararın da bu illerde ortaya çıktığı, Kendisini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandıran illegal oluşumun İstanbul ve Ankara illerindeki planlamalara önem ve öncelik verdikleri, 15.07.2016 tarihi öncesinde Ankara ilinde örgüte (FETÖ / PDY) müzahir şüpheli/sanıkların evlerinde bir takım toplantılar gerçekleştirildiği, bu toplantılarda darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetlerin planlamalarının yapıldığı, Ankara ilinde bulunan 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına Tabur Komutanı olarak atanan ve ancak henüz fiilen görevine başlamayan Yarbay ...'ın beyanına göre 11.07.2016 günü sabah saatlerinde 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Tabur Komutanı olarak görev yapan Kurmay Yarbay ...’nin, devresi olan ...’ı telefonla arayarak katılış işlemlerini erken gerçekleştirmesi gerektiğini söylediği ve konuyu görüşmek üzere ...’ı acilen Ankara iline çağırdığı, ...’ın ...’nin çağrısına uyarak aynı gün akşam saat: 18.00-19.00 sıralarında Ankara iline gittiği, burada AŞTİ otogarında ... tarafından karşılandığı, ikilinin araçla Ankara Merkez Orduevine gittikleri ve orada bulunan Yarbay ...'i de araçlarına alarak ...” adresindeki bir konuta gittikleri, bu konutun örgüt mensubu olup halen firarda bulunan ... ve eşi ...’in oturdukları konut olduğu, (Olaydan sonra bu evde yapılan aramada terör örgütünün finans kuruluşu olan Bank ...'ya ait -8- adet hesap belgesi bulunmuştur. ... hakkında yapılan araştırma sonucunda adı geçenin bylock kullanıcısı olduğu, 24.12.2014 tarihi itibarı ile kendisi ve eşi adıncı Bank ... nezdinde açılan hesaplara yüklü miktarda para yatırdığı anlaşılmıştır.) Adresi belirtilen konutta Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığında görev yapan ancak darbe girişimi gecesi 28'nci Mekanize Piyade Tugay komutanı olarak görevlendirilen Tuğgeneral ... ..., Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay ... ..., Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdari Akademisinde müdavim olan Kurmay Albay ..., 28. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığında Kurmay Başkanı olan Kurmay Yarbay ... ve aynı yerde tabur komutanlarından olan Kurmay Yarbay ...'nın bulunduğu, saat: 00.30 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ın da eve gelerek toplantıya dâhil olduğu, Toplantıya katılan personelin çoğunun Harekât ve İstihbarat Ana Bilim Dalında Harekât derslerine giren öğretim elemanı olarak, dış konferansçı olarak gelmelerinden dolayı ... tarafından tanındıkları, yine bir kısmının ... Silahlı Kuvvetlerinde herkes tarafından tanınan - bilinen personel olup kritik görev yerlerinde çalıştıkları, toplantı sırasında Kurmay Albaylar ... ve ... ... tarafından ... Silahlı Kuvvetlerinin topyekûn bir şekilde yönetime el koyacağı, sıkıyönetim ilan edileceği, faaliyetin de bilinmesi gereken prensibine göre gizlilik içerisinde yürütüleceğinin deklare edildiği, faaliyette Ankara ile İstanbul arasında irtibat ve koordinasyon timine ihtiyaç duyulduğu, İstanbul’daki gelişmelerin Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezine aktarılması gerektiğinin ifade edildiği, ...’ın bu işle görevlendirildiği, Toplantıda, Ankara Şehir Haritası üzerinden faaliyetin detaylı planlanmasının müteakip günlerde Tuğgeneral ... ... ve Tugay personeli tarafından birlikte gerçekleştirileceğinin ifade edildiği, Ankara ile ilgili şehir haritasının ikiye bölünerek yarısından Etimesgut’daki zırhlı birliklerin, diğer yarısından ise 28'nci Mekanize Piyade Tugayının sorumluluğunda olacağının belirtildiği, takip eden gece saat: 03.30 sıralarında toplantının sona erdiği, toplantı esnasında hiç kimsenin alınan karalara itiraz etmediği, ...’ın toplantı hitamında aynı konutta konakladığı, • Ertesi gün öğle saatlerinde Kurmay Albay ...’ün hemen çıkmaları gerektiğini söyleyerek ...’ı uyandırdığı, kendi arabasıyla darbe girişiminin İstanbul planlamasını koordine eden şahıslardan olan Kara Kuvvetleri kurumsal gelişim projelerinin hazırlandığı Şube Müdürü Kurmay Albay ... ile bulaşacakları yere götürdüğü, ... tarafından söz konusu yerin sonradan teşhis edilemediği, bu yerde Kurmay Albaylar ..., ... ve Cizre ilçesi Garnizon Komutanı Kurmay Albay ... ... ile buluştukları, buluşmanın akabinde ...’ın bu şahısların buluşma noktasına geldiği araca bindiği, şahısların hep birlikte ... ...’in kullandığı değerlendirilen eve geçtikleri, eve bilahare ... ile aynı birlikte görev yapan ... ...’nun da geldiği, buluşmayla birlikte yapılan ve gece yarısına kadar süren toplantıda, ...'nin şahıslara İstanbul iliyle ilgili planlamayı genel olarak anlattığı, bu kapsamda darbe girişimi sırasında kontrol altına alınacak noktalardan Anadolu Yakasında olanların 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alayı, Tuzla Piyade Okulu ve Kuleli Askeri Lisesi Komutanlıkları, Avrupa Yakasında olanların ise 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilmesine karar verildiği, anlatım sırasında şahısların önlerinde bulunan İstanbul şehir haritasında Hava Harp Okulu tarafından kontrol edilecek noktalar hariç, tüm noktaların fosforlu kalemle işaretli olduğu, işaretli olan bu noktaların; Anadolu yakasında; Sabiha Gökçen Havalimanı, köprülerin Anadolu ayakları, ... Telekom genel merkezi, Tem ve E-5 bağlantı yollarındaki birkaç nokta, Üsküdar Çevik Kuvvet Müdürlüğü, Avrupa yakasında; Atatürk Havalimanı, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü olduğu, • Kalkışma öncesinde bu noktaların stratejik ve kritik noktalar olarak belirlendiği, kalkışma esnasında bu noktaların hâkimiyeti sağlamak için mutlaka kontrol altına alınması gerektiğinin kararlaştırıldığı, toplantıda ...’nin, 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alay Komutanlığı, Tuzla Piyade Okul Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığı, 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilecek noktalar ve bölgeler haricindeki diğer bölgelerin ise, Hava Harp Okulu Komutanlığına bağlı unsurları tarafından kontrol edileceğinin kararlaştırıldığı, ...'nin ayrıca, planlamayla ilgili olarak 2'nci Zırhlı TugayKomutanlığı ve 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı Tugay komutanlığına bağlı birliklerde 23, 6ve 47'nci Alay Komutanlıkları, Piyade Okul Komutanlığı ve Kuleli Askeri Lisesi) tıpkı Mamak 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında olduğu gibi çalışmalar yapıldığını söylediği, ..., ... ve ... ...’na darbe girişimi esnasında İstanbul’da bulunarak Ankara’daki Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezi arasındaki koordineyi sağlama görevini bildirdiği, ... ...’na ayrıca personel arasında irtibat ve koordinasyonu sağlayacak bir Whatsapp grubu kurması, faaliyetin başlamasıyla birlikte grubu aktive etmesi talimatını verdiği (darbe girişiminin başlamasıyla birlikte adı geçen şahıs tarafından "Yurtta Sulh Biziz" isimli Whatsapp grubu kurulmuştur), son olarak kalkışma esnasında bazı kişilerin enterne edileceğinin söylendiği, l'nci Ordu Komutanı ... Dündar ve Harp Akademileri Komutanı Tahir Bekiroğlu başta olmak üzere enterne edilecek personel bilgileri ile İstanbul ile ilgili irtibat kurulacak tüm personel bilgileri ve iletişim numaralarının ...'nin ajandasından ... ...’nun defterine aktarıldığı, bilgilerin aktarılmasını takiben toplantının sona erdiği, ..., ... ve ... ...’nun 13.07.2016 tarihinde İstanbul'a geldikleri anlaşılmaktadır. Ankara ilinde gerçekleştirilen toplantılar sonucunda ..., ... ve ... ...’nun İstanbul ilinde yapılması gereken hazırlıkları organize etmekle görevlendirildikleri ve 13.07.2016 tarihinde bu amaçla İstanbul iline geldikleri, darbe kalkışmasına yönelik olarak İstanbul ilinde bazı toplantılar gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. a) 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında (Maltepe) Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: Darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetler kapsamında 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına büyük önem atfedildiği, zira 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan planlamalar doğrultusunda çok sayıda personelin zırhlı araç, tank, GZPT ve diğer askeri araçlarla FSM Köprüsü, ... Köprüsü, Acıbadem, Fenerbahçe Ordu Evi, Üsküdar Çevik Kuvvet, 1.Ordu Karargâhı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Kartal Köprüsü, Samandıra Gişeleri, Maltepe Kenan Evren Kışlası ve Kadıköy Göztepe Köprüsü gibi bölgelere sevk edildikleri bilinmektedir. • 12.07.2016 günü saat: 22.00 sıralarında 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun bizzat kullandığı 09 Y 3632 plaka sayılı Toyota marka aracı ile Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ...’nın tahsisli resmi plakalı Renault Clio marka araç ile Tuzla Piyade Okul Komutan Yardımcısı Albay ...’in ise kendisine ait ...plaka sayılı beyaz renkli Volkswagen marka araç ile 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, saat: 22:46 sıralarında karargâh binasının komuta katına girdikleri ve akabinde Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun odasında 23:29:02 sıralarına kadar toplantı yaptıkları, bilahare tugaydan ayrıldıkları, Ankara ilinden İstanbul'a intikal eden şahısların ... komutasında doğrudan doğruya 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, ...’in burada Tugay Komutanı ...'ya ne amaçla geldiklerini, darbenin plan ve amacını anlattığı, saat:17.00'da mesai bitimini müteakip ...’nun makam odasının karşısındaki bilgilendirme salonunda bir kısım personelin katılacağı faaliyet planlaması toplantısı yapılmasının kararlaştırıldığı, 13.07.2016 (saat 19.00) - 14.07.2016 (saat 01.30) tarihleri arasında, 2. Zırhlı Tugay Komutanlığının komuta kademesinde yer alan bazı rütbeli personel ile İstanbul ili ve diğer illerde konuşlu başka birliklerden gelen rütbeli asker kişilerin iştirak ettikleri bir toplantının gerçekleştirildiği, bu toplantıda darbe faaliyetlerinin planlandığı, toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., 1. Ordu Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ..., Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Albay ... ..., Kahramanmaraş Garnizon Komutanı Albay ..., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Albay ..., 47. Alay Komutanı Albay ..., Cizre Garnizon Komutanı Albay ... ..., Ankara ilinden gelen Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okulu Komutan Yardımcısı Albay ..., 2. Zırhlı Tugay 2. Tank Tabur Komutanı Yarbay ..., 2. Zırhlı 1. Tank Tabur Komutam Yarbay ..., Harp Akademileri Öğretim Üyesi Yarbay ..., Ankara KKK. Proje Şube Müdürü Binbaşı ... ..., 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı Yarbay ..., 2. Zırhlı Topçu Tabur Komutanı Binbaşı ... ... ve 2. Zırhlı Kurmay Başkanlığı Hareket Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ...’ in katıldıkları, Albay ...’nin Ankara ilinden bilahare gelerek toplantıya iştirak ettiği, elinde çanta bulunduğu halde 13.07.2016 günü saat: 19.44 sıralarında komuta katından makam odalarına doğru yürüdüğü, Albay ...’nın 12.07.2016 tarihindeki toplantıya katılırken 13.07.2016 tarihinde yapılan toplantıya katılmadığı, Tuğgeneral ..., Tuğgeneral ..., Albay ..., Albay ..., Albay ..., Yarbay ... ve Binbaşı ... ...’nun sivil kıyafetli oldukları, tugay personeli olmaları nedeniyle diğer katılımcıların genelde üniformalı oldukları, sadece 23. Motorlu Piyade Alay Komutanı olan Albay ... Köse’nin kışlaya üniformalı olarak geldiği, Toplantıda ilgili birlik komutanları tarafından planlamaya yönelik çalışmaların devam ettiği ve herhangi bir problemin olmadığının ifade edildiği, Toplantının çoğunlukla ...’nin koordinesinde gerçekleştiği, ... ve ...’nin önünde farklı iki harita olup ikisinin haritalarındaki bilgileri kontrol ederek karşılaştırdıkları, bu eşleşmede ... ve ...’nun elindeki haritalarda iptal edilen bölgelerin planlamadan çıkartıldığı, kalan sorumluluk bölgeleri üzerinden birlik Komutanları ile görüşmeler yapıldığı, toplantıda ayrıca faaliyetin 15 Temmuz gecesi ... tarafından başlatılıp koordine edilmesinin kararlaştırıldığı, Tugay ve Alay komutanları ile ... arasında belirlenen sorumluluk bölgeleriyle ilgili hazırlıkların ne seviyede olduğunun görüşüldüğü, Birlik komutanlarının sorumluluk bölgelerine ne kadar personel ve araç - gereç sevk edecekleri, bölgeyi ne şekilde kontrol altına alacakları hususlarının tartışıldığı, faaliyetin ifşa olmaması için personelin birliklerine hangi gerekçelerle çağrılmaları gerektiği ve görev alanlarına hangi gerekçelerle sevk edilmeleri gerektiğinin konuşulduğu, seçenek olarak Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi (KOKTOD) faaliyetleri kapsamında tatbikat yapılacağı ve İstanbul ilindeki muhtelif bölgelerde terör eylemi ihbarı alındığı gerekçeleri üzerinde durulduğu, İstanbul ili Anadolu yakasında bulunan Köprü ayaklarının kontrol sorumluluğunun Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığına verildiği, 2'nci Zırhlı Tugayın zırhlı araçlarla faaliyeti takviye etmesinin kararlaştırıldığı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Üsküdar Çevik Kuvvet ve ... Telekom Bölge Müdürlüğü binasını kontrol altına alma görevinin 2’nci Zırhlı Tugay Komutanlığına, TEM ve E-5 bağlantı yollarından birinin Samandıra’daki 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığına, diğerinin ise Piyade Okul Komutanlığına verildiği, 2. Zırhlı Tugay Komutanı ...’nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları talimatı verdiği, ...'nin ateş açana ateşle karşılık verileceğini tebliğ ettiği, Tuğgeneral ...’in ...’ye Ankara’dan faaliyet öncesi karargâha hazırlık mesajı gelip gelmeyeceğini sorduğu, kalkışmanın emir komuta zincirine uygun olduğu konusunda personelin ikna edilebilmesi için böyle bir mesaj veya emre ihtiyaç olduğunu söylediğini, ...'nin ise bu kapsamda bir mesajın hazırlanması gerektiğini Ankara’ya döndüğünde karargâha ileteceğini, bu yönde bir mesajın yayınlanmasını sağlayacağını söylediği, faaliyetin başlamasından sonra Türkiye genelinde sıkıyönetim listesi yayınlanacağını beyan ettiği, ...'nin ...’ye 6'ncı Alay Komutanı ...’yı bilgilendirmesi, ..., ... ve ...’na benzer bir koordinasyon toplantısının 14.07.2016 günü 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda gerçekleştirilmesi talimatlarını verdiği, Olay günü Tugay Nöbetçi Subayının ... ... olduğu, toplantı esnasında en düşük rütbeli subay olan Yüzbaşı ... ...’in çay servisi yaptığı, içeriye subay sınıfı haricinde başkaca askeri personelin alınmadığı, kamera kayıtlarına (Kamera saatine) göre toplantıya katılanların 14.07.2016 günü saat: 01.45 sıralarında sırasıyla toplantı odasından çıkarak koridora geçtikleri, ...’nun ... ile birlikte karargâhtan ayrıldığı, 14.07.2016 günü saat: 02.30 sıralarında Tugay Karargâhında Nöbetçi Subay ... ... haricinde herhangi bir kişinin kalmadığı anlaşılmıştır. b) 66. Mekanize Piyade Tugayında Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantı sonunda Albay ...’nin, darbe girişimi kapsamında Albay ...'ya yapılan ön bilgilendirme görevini ...'ye verdiği, aynı zamanda Yarbay ..., Binbaşı ... ve Albay ...'e benzer bir koordinasyon toplantısının da 14 Temmuz 2016 günü 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılacağını söylediği, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in 11-18.07.2016 tarihleri arasında izinli olup Antalya ilinde bulunduğu, ... ...'in 11.07.2016 tarihinde personeli olan tanık Osman ...'ı arayarak aynı akşam saat 18:00 da arayarak kendisini Atatürk Havalimanından aldırtmasını istediği, bu kapsamda ... Avcı, ...'nin saat 18:00'da ... ...'i Atatürk Havalimanından alıp Fenerbahçe orduevine bıraktığı, yine aynı personelin 14.07.2016 tarihinde sabah saatlerinde ... ...'i Zeytinburnu'nda bulunan lojmanlardan alarak kışlaya getirdiği, ..., ... ve ... ...'nun 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan toplantı için 14.07.2016 günü saat 10:00-11:00 sıralarında kalmış oldukları ...'a ait evden yola çıktıkları, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na gelip halen firari durumda olan tugay komutanı Tuğgeneral ... ...'in odasında hazır oldukları, Albay ...'in geliş maksatlarını ... ...'e aktardığı, ... ...'in de konu üzerinde çalışıldığını ve herhangi bir problemin olmadığını, her bölgeye gidecek birliklerin planlamasının yapıldığını ve 2.Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi hazırlıkların devam ettiğini bildirdiği, Albay ...'in ... ...'e Ankara tarafından darbe girişiminin 15 Temmuz 2016 olarak belirlendiğini, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantıda bazı sonuçlar çıktığını, isterse bu sonuçları topluca personele aktarabileceğini ifade ettiği, Tugay komutanı ... ...'in darbe girişiminde rol alacak personeli topladığı, bu doğrultuda yapılan toplantıya Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Kurmay Başkanı Kurmay Albay sanık ..., 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., Kurmay Başkan Vekili Kurmay Yarbay Osman AKKAYA, Kurmay Yarbay sanık ..., 66.Mekanize Piyade Tugayı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü Kurmay Binbaşı ... ..., Lojistik Şube Müdürü Kurmay Yüzbaşı ..., Kurmay Yarbay... ve İstanbul İl Jandarma Komutanı olan Albay ...'ın iştirak ettiği, Toplantı günü izinde olan Kurmay Yarbay ...'in bu toplantıya katılmadığı ancak tugay heyetinin 15 Temmuz günü tugayın kışlasında kalmak üzere ...'in de erkenden kışlaya çağrılmasına karar verildiği, © Toplantıda ...'in ''faaliyet'' olarak ifade ettiği darbe girişiminin tarihini 15.07.2016 olarak bildirdiği, Albay ...'in darbe girişimi sırasında haberleşmenin cep telefonu ile yapılacağını, cep telefonunun çekmemesi durumunda telsizle haberleşme yapılacağını, herhangi bir yerden ateş edildiğinde ateşle karşılık verileceğini ifade ettiği, Toplantıda mesainin uzatılması için söylenecek gerekçe seçeneklerinin de tartışıldığı, sonuç olarak tugayda silah kaybı söz konusu olduğunda personelin kışlayı terk edemeyeceğine dair talimat olması dikkate alınarak bu seçenek üzerinde karar verildiği, Toplantıda birliklerin araç, malzeme hazırlığı gibi hususların o tarihe kadar tamamlanacağı, ihtiyaç duyulan sorumluluk bölgelerine yönelik keşif faaliyetinin de icra edileceği hususunun konuşulduğu, Kurmay Albay ...'nin Binbaşı ...'nu telefonla arayarak kendisini askeri hat üzerinden aramasını istediği, tugay komutanı ... ...'in emir astsubayının askeri hattından TAFİCS üzerinden yapılan görüşmede Albay ...'nin akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulunda koordinasyon toplantısı yapılacağını, kendisinin de bu toplantıya katılmak için İstanbul'a geldiğini, bu toplantıya Kurmay Yarbay ..., Binbaşı ..., Albay ... ve harp akademileri komutanlığında öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'ın da katılması gerektiğini söylediği, telefon görüşmesinden sonra devam eden toplantıda sanık ... ...'in Avrupa yakasında gözaltına alınacak kişilere ilişkin ekip kurduğunu, ekibin hazırlık ve koordinasyonunun yapıldığını bildirdiği, ... ve beraberinde gelen ekibin, ...'in sivilleri enterne edeceğini burada öğrendikleri, buna göre bahsedilen enterne faaliyetinin farklı bir kanaldan yapıldığının anlaşıldığı, ...'in konuyla ilgili alınan ifadesinde ... ... tarafından kendisine ... Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Kadir Topbaş, ... Müezzinoğlu ve Fatih Saraç gibi isimlerin yer aldığı bir liste verilerek bu kişilerin gözaltına alınmaları için talimat verdiğini beyan ettiği, ayrıca ... ...'in ajandasından bu kişilerin isimlerinin de el yazısıyla yazılmış olarak çıktığı, toplantının bitimine yakın ...'in ...'a 6. Alay Hasdal kışlasına geçerek alay komutanlarına toplantının yeri ve zamanını söyleyerek toplantıya katılmaları gerektiği talimatını iletmesini emrettiği, toplantı devam ederken Tuğgeneral ... Partigöç'ün tugay komutanı ... ...'in şahsi telefonunu aradığı ve telefona çıkan ... ...'a, ... ...'in kendisini müsait olduğunda askeri hattan aramasını söylediği, ... ...'ın da bu durumu ... ...'e aktardığı anlaşılmıştır. Darbe planlaması yapılırken tugay içerisinde darbe faaliyetleri sırasında emir komuta zincirinin düzgün çalışması için bazı görevlendirmelerde değişikliğe gidildiği tespit edilmiştir. Buna göre; -15 Temmuz 2016 günü Tugay Nöbetçi amirliği nöbeti Üsteğmen Alper KARACAOĞLU'ndan alınarak Harekat ve Eğitim Şube Müdürü olan Binbaşı ... ...’a verilmiştir. Bu görevlendirme Tugay Kurmay Başkanı Yarbay Osman AKKAYA tarafından yapılmıştır. -Topkule Kışlasında görevli olan müşteki Albay Davut ALA, 11 Temmuz 2016 günü Kartaltepe Kışlasına kışla komutanı olarak atanmıştır. -Topkule Kışlasında görevli Tugay Komutan Yardımcısı Albay Nedim ULUSAN, Tugay Komutanı ... ... tarafından yıllık izne çıkarılmıştır, -Tank taburu başta olmak üzere birçok rütbelinin izin tarihlerinde değişiklik yapılmış ve bazı rütbeliler izine çıkarılmıştır. -Olay tarihinde izinli olan veya dış görevlendirmelerde bulunan ..., Kurtuluş KARA gibi bazı personeller göreve çağrılmıştır. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, içerisinde tank ve zırhlı araçları barındırması nedeni ile 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi kapsamında İstanbul'un Avrupa yakasında FETÖ Silahlı Terör Örgütü üyelerince en etkin olarak kullanılan birliklerden biridir. Söz konusu kışlanın Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in, 14.07.2016 tarihinde kışlada yapılan toplantıdan önce darbe girişiminden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Zira ... da ifadesinde, ... ...'in toplantıda hazırlıkların 2. Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi devam ettiğini, konu üzerinde çalışıldığını, herhangi bir problem olmadığını söylediğini bildirmiştir. 14.07.2016 tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda yapılan toplantıda birliklerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan Yerleşkesini, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Yerleşkesini ve Atatürk Havalimanını ele geçirmesi planlanmıştır. Tugay Komutanı ... ... yaptığı bu planlama sonucunda hangi birliklerin nereye, ne kadar kuvvetle gideceği, araçların hazırlanması, depolarının dolu olması ve bakımlarının yapılması, tüm personelin tam teçhizatlı olarak hazır olması, muhabere için telsizlerin hazırlanması ve bakımlarının yapılması, mühimmatın hazırlanması ve dağıtılması, askerlerin atışlarının yaptırılması hususlarında Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., l. Mekanize Piyade Tabur Komutam Kurmay Yarbay ... ve Tugay Karargahında görevli Binbaşı ... ...’a emir vermiştir. Verilen bu emirler de bölük komutanları vasıtası ile personele iletilmiştir. Yapılan tüm hazırlıklar ... ... koordinesi ile gerçekleşmiştir. ... ... bu kapsamda 1996/2 tertip erlerin atışının yaptırılıp yaptırılmadığını sormuş, bu erlerin yeni gelmiş olmaları nedeni ile prosedür gereği atışlarının yaptırılmadığı cevabını aldıktan sonra gerekirse emri değiştireceğini, atışların 15.07.2016 tarihinde yaptırılması emrini vermiştir. Bir gün öncesinden bölük komutanlarına bakım ve birliklerin hazırlanması hususlarında talimatlar veren tabur komutanlarının 15 Temmuz günü de bu hazırlıklara ihtimam gösterdikleri sanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. ... Silahlı Kuvvetlerinde Cuma günü bakıma ayrılmış bir gün olup buna rağmen yeni gelen erlerle birlikte diğer erlere de teamüllere ve planlamaya aykırı olarak 11 nolu atış yaptırılmıştır. Yaptırılan bu atış bir güne sığdırılmış ve yapılmasına da özellikle önem verilmiştir. Yapılan atış faaliyetine usullere aykırı olarak erler ile birlikte rütbeli personel de katılmıştır. Kurmay Albay ... ... atış faaliyetine bizzat nezaret etmiş, atış bölgesine zırhlı araçlarla gidilmiştir. Bu atış bahane edilerek tugaya çok sayıda mühimmat getirilmiştir. Kurmay Albay ... ... toplantıya katılan tabur komutanları aracılığı ile bölük komutanlarına şoförlerin ve araçların listesini vermelerini emretmiştir. Bu şekilde kışla dışına çıkarak darbe girişimine katılacak personel daha gündüz saatlerinde belirlenmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ... koordinesinde verilen bu emirlerin akabinde, normalde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na tayini çıkan, bu nedenle 13.07.2016 tarihinde görevini Yarbay...'e devreden Tank Tabur Komutanı ... darbe girişimi kapsamında kendisine verilen görevleri yerine getirmek için kışlada eski görevinde bırakılmıştır. Kurmay Yarbay..., tank tabur komutanı olarak atandığı halde Lojistik Destek Komutanlığına görevlendirilmiştir. Sanık ..., 14.07.2016 tarihinde bu kapsamda ... ..., ... ve ... ... ile koordineli olarak araç ve personel değişimi konusunda faaliyet yürütmüştür. Bu kapsamda hangi tankların hangi personel ile darbe girişimine katılacağını isim isim belirlemiştir. Tabur komutanları ..., ... ve ... araçların bakımını yaptırtmış, yakıt ikmallerini tamamlatmış, telsizleri ayarlatmış ve mühimmatları aldırtmıştır. Tank Tabur Komutanı ..., Başçavuş ... aracılığı ile tanklara 3'er(üçer) adet tank mermisi dağıttırmış, ayrıca tank taburuna 12.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirtmiştir. Aynı şekilde Piyade Tabur Komutanı olan ... personelinin itirazlarına rağmen Zırhlı Personel Taşıyıcı araçlara kule silahlarını yükletmiştir. Verilen emirler doğrultusunda hazırlanan tanklar 30 Ağustos törenlerine yaklaşık 1,5 ay olmasına rağmen kışla içerisinde hazırlık amacı ile yürütülmüştür. Harp akademisinde öğretim görevlisiyken 66. Mekanize Piyade Tugayına tabur komutanı olarak atanan ancak henüz katılış yapmayan ...'in 14.07.2016 günü yapılan toplantıdan sonra darbe girişiminde yer almak üzere çağrıldığı ve Osman Akkaya ile irtibatlı olarak 15.07.2016 günü saat 02:00 İstanbul'daki Harp akademilerine geldiği, gündüz vakti buluşmak üzere sözleştikleri, saat 09-09:30 gibi Tugaya gelmesinin kararlaştırıldığı, bu şekilde öğleye doğru Tugaya gelen ...'in bir süre kalıp, ayrıntıları yüzyüze öğrendikten sonra gece saat 03:00 da başlayacak darbe faaliyetlerine katılmak üzere ayrılıp dinlenmek üzere tekrar evine gittiği anlaşılmaktadır. 15 Temmuz 2016 günü saat 15:30 sıralarında Baştabya Kışlasında bir silahın kaybolduğu, ikinci bir emre kadar kışlaya giriş çıkışların kapatıldığı, servislerin ikinci bir emre kadar kalkmayacağı bilgisi Kurmay Başkanı Osman AKKAYA'nın emri ile Astsubay Çağlar TOYGAR tarafından birliklere iletilmiştir. Bu emir doğrultusunda personel mesaiyi bırakmayarak kışla içerisinde beklemeye devam etmiştir. Bu sırada 3. Kolordu Komutanlığından personelin cep telefonlarına İstanbul’un birçok ilçesinde bombalı araçlarla büyük çaplı terör saldırıları olabileceği yönünde bir mesaj gönderilmiştir. Aynı gün saat 19:30 sıralarında Kurmay Başkanı Osman AKKAYA kayıp silahın bulunduğunu, ancak 15-16-17 Temmuz günleri ile alakalı kuvvetli eylem istihbaratının olduğunu, bu sebeple tugayın üç gün boyunca hazır kıta olarak görevlendirildiğini, bundan dolayı 15 Temmuz 2016 günü kendisi ile birlikte Binbaşı ... ..., şüpheli Yüzbaşı ... ve Teğmen Latif AĞAÇBACAK'ın mesaiye kalacağını, diğer subay ve astsubayların kendi imkanları ile kışladan ayrılabileceklerini, ancak tugaydaki erbaşların takviye olarak mesaiye kalacaklarını, bu uzmanların silah ve mühimmat alarak ... ...’ın emrine gireceklerini, Astsubay Çağlar TOYGAR'a söylemiş ve bu emirleri birliklere iletmesini emretmiştir. Ayrıca Tabur Komutanı ... da bölük komutanlarına 16.07.2016 tarihinde saat 17:00'a kadar kışlada hazır kıta olarak kalacakları konusunda emir vermiştir. Bu hazırlıklar kapsamında darbeci kanattan olmadığı değerlendirilen üst rütbeli personel kışladan uzaklaştırılarak, alt rütbedeki personelin sevk ve idaresinin tamamen darbeci askerlere geçmesi sağlanmış, alt rütbedeki personele de terör saldırısı olacağı şeklinde bir bilgi empoze edilerek emirlere riayet etmeleri sağlanmıştır. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2.Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak ‘Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin’ şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık 10 dakika sonra ... tekrar arayarak ‘Faaliyet başlasın’ şeklinde emir vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Harekat Merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak ‘Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar’ şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ı, ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizatlı toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek “araç bin” emri vermiştir. ... benzer şekildeki bir konuşmayı bölük komutanlarına da yapmıştır. Olay tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğü Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak görev yapan ancak Harp Akademileri Komutanlığı Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisi kursunda bulunan Albay rütbesindeki sanık ... da “yurtta sulh” Whatsapp grubu üyesi olup 15 Temmuz gündüz saatlerinde akademide darbe girişimi sırasında 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı emrinde görevlendirilmiştir. 15.07.2016 tarihinde 20:45 sıralarında ... ... tarafından aranarak darbe girişiminin erkene alındığı bilgisini alması üzerine acilen 66. Mekanize Piyade Tugayı’na intikal etmiştir. ... tank birliklerinin emir komutasından sorumlu tank tabur komutanı olup darbe girişiminin planlama aşamasında da görev alması nedeniyle, tugay komutanı ... ...’in emri üzerine darbe girişimine katılacak olan araçların nizamiyeye çekilmesi emrini vererek bu noktadan itibaren Atatürk Havalimanının işgal girişimini başlatmıştır. c) Hava Harp Okulunda Yapılan Toplantı: 14 Temmuz 2016 tarihinde Hava Harp Okulu karargaında iki ayrı toplantı icra edildiği, ilk toplantının 14:15-16:35 saatleri arasında yapıldığı tespit edilmiştir. 66. Mekanize Piyade Taburunda yapılan toplantıdan sonra Kurmay Yarbay ...'ın önce Kara Harp Akademileri Komutanlığına giderek öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'a akşam yapılacak toplantının yeri ve zamanını bildirdiği, ayrıca Kurmay Yarbay ...'ın da, Kurmay Albay ... ...'a ''... Silahlı Kuvvetlerinin topyekun yönetime el koyacağını, akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulu'nda yapılacak toplantıda bunun koordinasyonunun yapılacağını, uygun göreceği bir personel ile toplantıya katılmasının Kurmay Albay ... tarafından talep edildiğini'' bildirdiği, Kurmay Albay ... ...'ın toplantıya harp akademilerinde öğretim görevlisi olan Kurmay Binbaşı... ile birlikte katılacağını ifade ettiği, Kurmay Yarbay ...'ın daha sonra 6.Motorlu Piyade Alay Komutanlığı'na geçip burada Kurmay Albaylar ..., ... ve ... ile buluştuğu, darbe girişimi faaliyetinden haberdar olan bu kişilere akşam Hava Harp Okulunda toplantı yapılacağını bildirdiği, *14 Temmuz 2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulunda yapılan toplantıya; Hava Harp Okulu komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., 1.Ordu Komutanlığı Harekat Yarbaşkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ... Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ... ve Binbaşı...'nin katıldığı, Toplantıda Hava Harp Okulu komutanı ...'ın genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini söylediği akabinde ... ve ekibinin ayrı bir salonda toplantıya başladığı, 47.motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6.motorlu Piyade Alayı Eski Alay Komutanı Kurmay Albay ...'nın kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylarda desteklenmesi (KOKDOT) adı altında birlikleri aktive edeceklerini bildirdikleri, toplantıya katılan alay komutanlarının talebi ve diğer katılımcıların ortak değerlendirmesi sonucunda Kara Harp Akademisi öğrenci subaylarının tugay ve alaylara takviye olarak gönderilmesine karar verildiği, Kara Harp Akademisinde öğretim görevlisi olan Kurmay Albay ... ...'ın planlama yaparak öğrenci subayları görevlendirebileceğini bildirdiği, toplantıda 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03:00'da darbe planının icra edileceği toplantının koordinatörlüğünü yapan ..., ... ve ... tarafından tebliğ edildiği, ...'nin 15.07.2016 günü gerçekleştirilmek istenen darbeyi planlamak üzere Ankara'dan İstanbul'a geldiği, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında, Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda ve Hava Harp Okulunda yapılan toplantılarda İstanbul genelince darbe günü kritik bölgelerde konuşlandırılacak olan askeri araç ve personelin planlamasının yapıldığı ve görevlendirmelerin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tugay Komutanı ... ... 14 Temmuz 2016 tarihinde 66.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda yapılan toplantıdan sonra İl Jandarma Komutanı Albay ... ile önce Atatürk Havalimanına gitmiştir. İl Jandarma Komutanı Albay ... Atatürk Havalimanı bölük komutanı olarak görev yapan Jandarma Üsteğmen ...’a ilk olarak kroki üzerinde nerede olduklarını sormuş, daha sonra yine kroki üzerinde devlet konuk evinin yeri, iç hatlar, dış hatlar terminallerinin yeri, Atatürk Havalimanına kaç giriş ve çıkış olduğunu ve yerlerini sormuştur. Jandarma Üsteğmen ... tarafından da sorulan hususlarda bilgi verilmiştir. Tugay Komutanı ... ... ise verilen cevaplara göre krokiyi ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. ... son olarak havalimanında kaç tane kontrol kulesinin olduğunu ve bunların nerede olduğunu sormuştur. Jandarma üsteğmen ... ise kendisinin tam olarak yerlerini bilmediğini belirtmiştir.Bu şekilde ... ... bir gün öncesinden Atatürk Havalimanına giderek darbe girişimi kapsamında keşif yapmıştır. Akabinde ... ... ve ... Hava Harp Okulu Komutanlığı’na intikal etmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Albay ... burada öğlen saatlerinde Hava Harp Okulu Komutanı ... başkanlığında yapılan toplantıya katılmışlardır. Bu toplantıya katılanlardan birisi de Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay rütbesindeki...’dır. Hava Harp Okulu'nda yapılan ikinci toplantıya; Hava Harp Okulu Komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., l.Ordu Komutanlığı Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ..., Binbaşı... iştirak etmiştir. Toplantıda Hava Harp Okulu Komutanı ... genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini bildirmiş, akabinde Tuğgeneral ... ve ekibi ayrı bir salonda toplantıya girmişlerdir. 47. Motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6. Motorlu Piyade Alayı eski Alay Komutanı Kurmay Albay ..., Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi adı altında birliklerini aktive edeceklerini bildirmişlerdir. Saat 03.00 sıralarında karargahtaki toplantıya katılan şahısların araçlarının ard arda çıkış yaptıkları anlaşılmıştır. 15 Temmuz akşamı ...'ya tahsisli Renault Megane 1 askeri aracın saat 21.10'da destek VIP nizamiyeden giriş yapması suretiyle somut olarak ilk hareketlilik başlamış, 21.56'da 2 adet SAT minibüsü, saat 22.08'de 502832 plakalı gri renk Ford Transit araç da destek nizamiyeden giriş yapmış, araçlarla gelen personel, darbe faaliyetine katılmak amacıyla Askeri Apron bölgesinden kalkan Casa uçaklar ile Türkiye’nin farklı yerlerine intikal ettirilmiştir. Saat 23.22'de ... ve ...'ın, ... plakalı gri Citroen marka araç ile hangar içerisine park edilen helikopterin yanına gelmeleri ile hangar bölgesinde de somut olarak ilk hareketlilik başlamış, saat 23.40'ta HHO'na ait ... plakalı beyaz minibüs, Yeni Alay binası önünden almış olduğu ... ..., ... ve silahlı personeli hangarlar bölgesine getirerek personelin yardımı ile helikopter hangardan dışarı çıkarılmıştır. ... tarafından 23.58'de hangarlar bölgesindeki ilk helikopter kalkışı gerçekleştirilmiş, 16 Temmuz 2016 saat 04.39'a kadar ... ve ...'ın kullandığı helikopterler bu bölgede aralıklarla iniş-kalkış yapmış, bu sürelerde kara kuvvetlerine ait Skorsky helikopterlerin de uçuşları gerçekleştirilmiş, bu sayede Havalimanı Smart Kulenin kontrolünün sağlanması ve Havalimanına inecek hava unsurlarına direnilmesi amaçlanmıştır. Destek VIP nizamiyesinde; ..., ..., ..., nöbetçi subay Atğm. ..., ... ... ..., ... ..., ..., ..., ...’nin de bulundukları, saat 23.57 sularında bir ara ..., ... ve 2 kişinin daha nizamiyeden dışarı yöneldikleri ve tekrar içeri giriş yaptıkları, ... tarafından 00.08'de havaya 5-6 el ateş edildiği, nizamiyede bulunan asker şahısların 02.00-06.00 saatleri arasında dışarıdan geçen sivil şahıslara doğru yöneldikleri, bazen megafonla bazen de sözlü olarak ikazda bulundukları anlaşılmıştır. Destek VIP ve hangar bölgesinde hareketliliğin yukarıda tespit edildiği şekliyle cereyan ettiği sıralarda, okul bölgesinde ise; ...'nun, yanında ... ... ... ile sivil kıyafetli olarak saat 23.22'de okul ana nizamiyeden giriş yaparak karargah binası personel girişi yanında durduğu ve hemen akabinde Personel Şube Müdürü ...'ın odasının ışıklarının yandığı, 23.34 itibariyle karargah önünden ayrıldığı, 23.38'de de destek VIP nizamiyeden giriş yaptığı, ...'nun darbe girişimi faaliyetlerinde aktif olarak bulunduğu belirlenmiştir. 16 Temmuz 2016 saat 04.12'de 2 adet Cougar helikopter sahil bölgesindeki helikopter pistlerine iniş yapmış, saat 04.25'ten 06.48'e kadar askeri hareketlilik yaşanmış, bu şahısların içerisinde MAK personelinin de bulunduğu tespit edilmiştir. Hava Harp Okulu’na ait kamera görüntülerinin incelenmesinde, 14-15 Temmuz 2016’da HHO'na ait ... ve ... plakalı iki minibüsün ... ..., ... ve ... ... emir komutasında, Yalova'dan gelip Yenikapı IDO'da bekleyen askerler ve okul yeni alay binası önünde bekleyen askerlerin silahlandırıldıktan sonra Destek VIP bölgesi ve Hangarlar bölgesine intikalde kullanıldığı tespit edilmiştir. d) Harp Akademisinde Yapılan Hazırlıklar: 14/07/2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulu’nda yapılan toplantıda alınan Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin alaylara ve tugaylara görevlendirilmeleri yönündeki kararın icrası kapsamında Harp Akademisi başkanı ... ... ve öğretim görevlisi...'nin kurmay öğrenci subayların darbe faaliyetlerinde bulunmaları için gerekli planlamayı yaptıkları, saat 14:00 - 15:00 arasında Harp Akademisinde öğrenim gören subayların darbe teşebbüsü sırasında hangi birliklere ve hangi kritik noktalara gidecekleri, kimlerin emir ve komutası altına gireceklerinin belirlendiği, burada Kurmay Albay ... ...'ın öğretim görevlisi ve öğrenci subaylara konuşma yaparak TSK'dan emir geldiğini ve ismini okuyacağı askeri personelin gruplar halinde başka birliklere giderek görev yapacağını söylediği anlaşılmaktadır. e) Darbe Teşebbüsüne Katılan Birliklerin Kışladan Çıkışı 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında darbeci askerler tarafından İstanbul ilinde bulunan uluslararası uçuşlara açık olan Anadolu Yakasındaki Sabiha Gökçen Havalimanı ve Avrupa yakasındaki Atatürk Havalimanı işgal edilmek istenmiştir. Atatürk Havaalanının işgal girişiminde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı birlikler ve Hava Harp Okuluna bağlı bir grup asker görev almıştır. Darbe girişimini planlayan askerler tarafından uluslararası havaalanları uçuşlara kapatılarak ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının engellenmesi, ülke giriş çıkışlarının kontrol altına alınması, bölge hava sahasının kontrolünün sağlanması amaçlanmıştır. Atatürk Havaalanının işgal girişimi sırasında havaalanının giriş kapılarını ve havaalanına giden yolları kontrol altına alan zırhlı birliklerin bağlı bulunduğu birlik İstanbul Esenler ilçesinde konuşlu bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’ dır. 66. Mekanize Piyade Tugayı, darbeyi planlayan grup tarafından, darbe teşebbüsü sırasında İstanbul İlinin Avrupa yakasındaki hedeflerin işgal edilmesinde en kilit rolü oynayacak şekilde konumlandırılmıştır. Darbe teşebbüsünden günler önce Tugay Komutanı yapılacak olan faaliyetle alakalı çalışmalara başlamış, tespit edildiğine göre en geç 14 Temmuz 2016 günü tugaydaki üst rütbeli subaylarını bilgilendirmiş, yapılan hazırlıkları bizzat takip etmiştir. Tugaydaki subaylar, birlikleri 16 Temmuz 2016 günü saat 03:00 da hareket edecek şekilde hazırlamışlar, bu sebeple askerlere saat 00:00'a kadar dışarıdaki ihtiyaçlarını giderebilecekleri söylenmiştir. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak "Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin" şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık on dakika sonra ... tekrar arayarak faaliyete başlama emri vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Tugay Komutanlığı harekat merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak “Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar” şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ... saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay Kadir YILDlZ’ı ve ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizath bir şekilde toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek araç bin emri vermiştir. ... aynı konuşmayı içtima alanına erlerden sonra gelen bölük komutanlarına da yapmıştır. Bu konuşmadan bahisle bölük komutanı seviyesindeki subayların henüz kışladan dışarı çıkmadan bir darbe teşebbüsünde bulunulacağından haberdar edildikleri anlaşılmaktadır. Gerçekleştirilecek olan darbe teşebbüsünün planlayıcı grup dışına sızması sonucunda faaliyet planlayıcı grup tarafından önce saat 21:00’a alınmış, ancak daha sonra derhal harekete geçilmesi talimatı verilmiştir. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında görevli olan askerlerin ortak beyanları da saat 20:30-21:00 civarlarında tugay içerisinde bir koşuşturmanın başladığı, birliklerin apar topar kışla dışına çıkartıldığı yönündedir. Birlikler ilk önce içtima alanında silahlı ve tam teçhizatlı olarak toplatılmış, burada askerlere mühimmat dağıtılmıştır. Bu aşamadan sonra herkese araç bin komutu verilmiş ve araçlara binen askerler kışla dışına çıkış yapmışlardır. Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ..., dışarı çıkan birlikleri bizzat el sallayarak uğurlamıştır. Bu şekilde dışarı çıkan birlikler yukarıda anlatıldığı üzere; Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü yerleşkesini, Vatan Caddesinde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü, Atatürk Havalimanı'nı ve Mamutbey gişeleri ele geçirmek üzere hareket etmiş, Atatürk Havalimanında kara birlikleri ile Hava Harp Okulundan intikal eden birliklerin buluşması amaçlanmıştır. Hava Harp Okulunda ise, darbe planından haberdar olan komutanlar ve yine darbe girişiminde kullanılacak olan sözleşmeli erler, Destek Grup Komutanı olarak görev yapmakta olan Albay rütbesindeki sanık ... komutasında saat 23:30 sonrasında Destek Grup VIP bölgesinde içtimaya toplanmış, Atatürk Havaalanını ele geçirmek üzere önceden belirlenen plan uygulamaya konulmuştur. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan hazırlık toplantılar sonucunda sanıklar ... ve ... Atatürk Havalimanını işgal göreviyle görevlendirilmiş, tank tabur komutanı olarak görev yapan ... tarafından hazırlatılan tanklar ile saat 22.00 civarında tugaydan çıkış yapılmaya başlanmıştır. Havalimanına intikal için görevlendirilen araçların plakaları ve görevli personel, idari tahkikat raporlarına eklenen çizelgelerde belirtilmiştir. Buna göre; 117720 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Teğmen) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117723 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117724 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Üstçavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu -... 117665 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Kıdemli Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) Bu zırhlı araçların hepsi tank olup, Atatürk Havaalanı işgal girişiminde kullanılan ZMA ve GZPT araçlarının plaka ve personel durumu ise şu şekildedir; 117080 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş),... ... (Er) 1 1. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... 2 2. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ... 3117088 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Astsubay Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 66. Mknz. P. Tugay’ından çıkış yapan GZPT araçlarından 2 tanesi Çobançeşme kavşağında İstanbul yönüne olan trafiği kesmek amacıyla çıkış yapmış, bu GZPT’lerin görevlendirmesini başka dosya sanığı Yarbay rütbesindeki ... yapmıştır. Diğer GZPT’ler, Tugaydan 5 araç peşpeşe olacak şekilde çıkış yapmış, başka dosya sanığı ... komutasındaki GZPT çıkıştan hemen sonra Mahmutbey gişelerine gitmek üzere konvoydan ayrılmıştır. Buna göre, ... ve ... komutasına girmek üzere Atatürk Havalimanına 4 GZPT intikal etmiştir. Bu GZPT’lerin personel durumu şu şekildedir; 117353 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Astsubay Çavuş) Personeller - ..., 117363 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., 117367 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ... 117369 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., ... ..., ... ..., ..., ... ... (Er) Tüm komutanları ve personelleri belirtilen bu zırhlı araçlar Atatürk Havalimanına konvoy halinde intikal etmiş, ZMA araçların konvoy komutanlığını ..., GZPT araçların konvoy komutanlığını ... yapmıştır. Çobançeşme kavşağına giden GZPT araçların konvoy komutanı ise Üsteğmen rütbesindeki sanık ...’dır. ... ve ... komutasındaki Tank, GZPT ve ZMA araçların dışında Havalimanına 1 adet Land Rover (komutan aracı), 1 adet açık tente kasalı Land Rover, 1 adet Mercedes Unimog kamyon intikal etmiştir. Bu araçlardan; 117500 Plakalı Land Rover araç komutan aracı olup, ... (Yarbay), ... (Albay) ve ...’u (Albay) taşıyan araçtır. Araçta Bakım Astsubay Kıdemli Çavuş rütbesindeki sanık ..., şoför olarak erler ... ve ... (yedek sürücü) de bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmaktadır. Bu araç, tüm konvoya komutanlık etmiş, Tugaydan ilk olarak bu araç çıkmış ve ardından belirtilen zırhlı araçlar sırasıyla çıkışlarını tamamlamıştır. 117550 Plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover araçta, ... (Astsubay Başçavuş - Araç Komutanı), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Üstçavuş), ... (Uzman Çavuş - Araç Sürücüsü), ... (Uzman Çavuş) bulunmaktadır. Kara Kuvvetleri 8'inci Mekanize Piyade Tugayı ve 66. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığının telsizler ile ilgili cevabi yazısına göre, araçta çift set telsiz bulunmaktadır. 117510 Plakalı Mercedes Unimog kamyonda; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Uzman Çavuş), ... (Astsubay Öğrenci), ... (Astsubay Öğrenci) bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmadığı belirlenmiştir. Zırhlı araçların Tugaydan çıkışları, “yurtta sulh” Whatsapp grubuna yansımış, saat 22.04’te ... tarafından havalimanına giden araçların çıkış yaptığı, saat 22:24’te ... tarafından ”212 gecildi” şeklinde bilgilendirme yapılmış, 22:44’te ise “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var.” şeklinde mesaj atılmıştır. F) Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı VIP İçtima Alanında Toplanılması Olay günü Atatürk Havaalanının işgal girişiminde bir kısım 66. Mkz. Piyade Tugay Komutanlığı personelinin yanında Hava Harp Okulunda görevli askerler de yer almış, 15 Temmuz 2016 tarihinde gündüz saatlerinden itibaren sanık ... ve planlayıcı grubun “turuncu alarm” seviyesine geçildiğini birlikte bulunan tüm personele sözlü olarak telkin ettikleri, terör saldırısı olabileceği algısı oluşturdukları, saat 17.00-18.00 sularında VIP Aprona birden fazla helikopterin inip kalktığı, akşam saatlerinde VIP nizamiye kapısına 2 aracın geldiği, kendilerini uçuş ekibi olarak tanıttıkları, sanıklardan ...'nın bu kişilerle görüştüğü, Alay Komutanı Albay ... ...'in bölgeye giriş yaparak Uzman Çavuş rütbesindeki sanık ...'e VIP kapılarının açılacağını ve özel kuvvetlerin giriş yapacağı, giriş yapacak araçların kayıt işlemlerinin yapılmayacağı emrini verdiği, kapıdan Deniz Kuvvetlerine ait 4 aracın giriş yaptığı, bu saatlerde VIP bölgesinin çok hareketli olduğu, ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi birçok rütbeli personelin bölgede olduğu, ...'in emriyle birlikte bulunan personelin silahhaneden silah aldıkları, saat 20.30 sularında teğmen rütbesindeki sanık ...'in Muhafız Bölüğünden 4 kasa G3 mermisi alarak Destek Karargahına geldiği, sanık ...'in bu kasaları makam aracına koyduğu, saat 21.00 sularında VIP bölgesine gittiği, aracındaki silahları rütbeli askerlere dağıttığı, olay günü akşam yemeğinden sonra yapılan bölük içtimalarında sözleşmeli erlere, terör saldırısı yapılabileceği söylenerek tedbirli olmalarının istendiği, saat 21.30’dan itibaren bölüklerdeki sözleşmeli erlerin gruplar halinde içtimaları alınarak araçlarla VIP nizamiyeye gönderildikleri, böylece Hava Harp Okulunda görevli sözleşmeli erler ile rütbelilerin tamamına yakının burada toplanmasının sağlandığı belirlenmiştir. VIP nizamiye bölgesinde toplanma işlemi tamamlandıktan sonra, saat 23:30 sıralarında, Albay rütbesindeki sanık ...’in askerlere terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını belirtir şekilde konuşma yaptığı tespit edilmiştir. Yapılan bu toplu içtimada yargılamaya konu tüm sözleşmeli erler (şoför olanlar araçların başında) ile birlikte rütbeli sanıklar..., ..., ..., ... ve başka dosya sanıkları Yzb. ... ..., Ütğm. ..., Binb. ..., Alb. ...’ın katıldığı anlaşılmıştır. Albay ...’in içtimasından sonra 54 sanık Sözleşmeli Er, ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı terminal binasına intikal etmiş, sanıklar ... ve ... terminal girişinde nöbetçi olarak bırakılmış, 34 sanık sözleşmeli er ise ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı apron bölgeesine intikal etmiştir. Saat 00.08’de sanık ... tarafından birlik yakınında bulunan bir grubun dağılması amacıyla en az 5 el ateş edilmiş, bu esnada yanında ... ve başka askerlerin de bulunduğu belirlenmiştir. Havalimanına intikal amacıyla hazırlanan araçların; sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet mavi renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 1 adet beyaz renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 623018 plakalı ...’in Clio marka makam aracı, sanık ... şoförlüğünde 623006 plakalı ...’nın Megane marka makam aracı olduğu tespit edilmiştir. Bu araçlardan 623018 plakalı Clio makam aracında, ... (şoför), ..., ..., ..., ... isimli sanıklar; 623006 plakalı Megane makam aracına ..., ..., ... ve ... isimli sanıkların bulunduğu anlaşılmıştır. Hava Harp Okulundan konvoy halinde çıkan birliklerin, Atatürk Havaalanı apron bölgesine saat 00.55’te intikal ettiği; ... ve üst rütbeli subaylar komutasında, Havalimanı işgal planının uygulamaya konduğu; ... ile diğer sanıkların terminal binasına hareket ettiği, apron bölgesinde kalan sözleşmeli erlerin araçlardan inerek komutanların emirlerinde hareket etmek üzere konuşlandırıldığı, sonrasında araçlarla yolu kapattıkları, asker kontrolü olmaksızın geçişlere izin vermeyecek şekilde diğer araç geçişlerine engel oldukları tespit edilmiştir. 2. BÖLÜM : SOMUT OLAY A- Havalimanı Yolu Üzerinde Çobançeşme Kavşağının Kontrolü Ve Trafiğin Kesilmesi Askeri birlikler Atatürk Havaalanına intikal etmeden tabur komutanı olan Yarbay ...’ın emri ile üsteğmen rütbesindeki sanık ... komutasında iki adet GZPT görevlendirilmiştir. Bu zırhlı araçlar, Havalimanına intikal ile görevlendirilen konvoydan ayrı olarak ve o konvoydan önce Çobançeşme Kavşağında İstanbul yönüne trafiği kesme amacıyla saat 21.30-22.00 arasında tugaydan çıkış yapmıştır. ... komutasındaki konvoyda bulunan bu iki GZPT’nin plaka ve personel durumu şu şekildedir. 117461 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Asb. Başçavuş) ... (Asb. Üstçavuş) ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... BAŞKAN (Er) Personeller - ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 117472 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Üsteğmen) ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... (Er) Personeller - ..., ..., .. Sanık ...’ın incelenen cep telefonu Whatsapp mesaj içeriklerine göre, saat 21.33’te ...’dan “E5 ve TEM’den İstanbul dışına çıkan trafik serbest bırakılacak, İstanbul içine giren trafik engellenecek ve geri çevrilecek” şeklinde mesaj geldiği, ... tarafından “emredersiniz komutanım ” şeklinde cevap verildiği anlaşılmaktadır. Bu konunun darbe girişiminden önce planlandığı, “yurtta sulh” Whatsapp grubundaki ... ...'nun saat 22:41:28’de “66dan bilgi alabilir miyiz, tem ve e5i istanbuldan cikis yonunde acma, girisi geri cevirmeyonunde tedbir var mi” şeklindeki mesajından da anlaşılmaktadır. Yolda ...’ın komutasında bulunan 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması üzerine, Basın Ekspres yolu girişi civarında sanıklar ... ve ... yollarına 117461 plakalı araç ile devam etmiş, sanıklar ... ve ... ise arızalanan 117472 plakalı aracın başında beklemeye başlamışlardır. 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması nedeniyle sanık ... Çobançeşme Kavşağında trafik kesme eylemi için gecikmeli olarak olay yerine varabilmiş, Havalimanının işgali için hazırlanan zırhlı araçlar ise planlamaya uygun şekilde ve belirlenen saatte limana ulaşmışlardır. B- Atatürk Havalimanı Ana Giriş Kapısının Kontrolü 66. Mekanize Piyade Tugayı’ndan önde ... ve diğer planlayıcı grubun bulunduğu araç, arkalarında tanklar olmak üzere 22.00-22.10 saatleri arasında çıkış yapılmış, Havalimanına 22.40-22.50 saatleri arasında varmıştır. Ayrıca Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover da bu konvoyla birlikte havalimanına intikal etmiştir. Belirtilen tanklardan sanık ...’ın komutasındaki 117665 plakalı tank, tugaydan geç çıkış yapmış, konvoya dahil olmadan tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra havalimanına intikal etmiş, ZMA’ların tanklardan hemen sonra havaalanına varışı sağlanmıştır. ... komutasında hazırlatılan GZPT’ler de vakit kaybetmeksizin kışladan ayrılmış, önde giden Tank ve ZMA konvoyundan 5-10 dakika sonra havalimanına varış yapmıştır. Bu şekilde havalimanında buluşan zırhlı araçlar ve personel, ... ve ... komutasına girerek yapılan planlama dahilinde görev yerlerini almışlardır. Havalimanına girişlerin engellenmesi ve bir an önce tahliyenin sağlanması amacıyla önce Ana Giriş kapısına intikal edilmiş, ... burada zırhlı araçlara konuşlanacakları yerleri bildirmiştir. Havalimanına intikal anında sanık ... telsizden tüm tank ve ZMA’lara “TSK’nın yönetime el koyduğunu, gerekirse polise ateş açılacağını” bildirmiştir. Sanıklardan ..., kışladan çıkmadan telsizlerin frekanslarını ayarladığından bahsettiğine göre, havalimanına varıldığında komutan aracı, tanklar ve ZMA’ların telsizinin birbiriyle bağlantılı olduğu, dolayısıyla ...’in bildiriminden bu zırhlı araçların komutan ve şoförlerinin haberdar olduğu belirlenmiş, Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover’ın arka kasa bölümünde bulunan sanıkların telsizden yapılan anonsları duyma ihtimalleri bulunmadığı anlaşılmıştır. Havalimanına intikal eden zırhlı araçlar liman önünde önce giriş trafiğini kapatmış, daha sonra zırhlı araçların konuşlandırılmasına geçilmiştir. Havalimanına girişleri engellenme görevi, 117550 plakalı araç ile intikal eden personel tarafından yerine getirilmiştir. Zırhlı araçların Atatürk Havalimanına intikalinin hemen akabinde sanık ... ve ... Ana Giriş kısmında polislerle görüşmeye başlamış, ... “yurtta sulh” grubuna saat 22:45:15’te “Amirleri de gelecek bekliyoruz” şeklinde mesaj atmış, bu kişinin tanık olarak dinlenen ... olduğu anlaşılmıştır. Tanık olarak dinlenen, Havalimanı Şube Müdürlüğünde görevli emniyet müdür yardımcısı ... “Atatürk Havalimanı kamerasının bulunduğu kapıda görevli komiser arkadaş telefon açıp liman girişine askerlerin geldiğini söyledi, ben Dış Hatlar terminal binasındaydım, yaklaşık 400-500 metre mesafededir, 1,5-2 dakika içinde koşarak ana kapıdaki personelimin başına gittim, o sırada 20 civarında polis memuru Ana Girişte görevliydi, başlarında bir komiser vardı, gördüğüm kadarıyla 4 yada 5'di tank, 6-7 tane zırhlı personel taşıyıcı tabir edilen paletli ağır makineli silah yüklü askeri araç, 3-4 tane kamyon, yaklaşık 100 civarı da asker vardı, 20 tane polis memuru tedirgindi, etrafta da insanlar mevcut trafik yoğunluğundan dolayı uçaklarına yetişebilmek için yaya olarak terminal binalarına gidip geliyorlardı, askerlerin başında kimin olduğunu gözle kontrol ettiğimde 1.75-80 boylarında, 85 kilo civarında birisini gördüm muhattap olarak kendimi tanıttım konunun ne olduğunu sordum, bana sıkı yönetim ilan edildi, yönetime el konuldu, uçaklar kalkmayacak, inişler serbest, kalkışlar yasak şeklinde bir şey söyledi” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu anlatıma göre, sanıklar ... ile ...’un Ana Girişe gelişten itibaren gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğunu bildirdiği, bu bildirimi telsizden duymamış olan rütbeli personelin Ana Giriş kapısında mutlak surette duymuş olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Havalimanına girişlerin engellenmesi faaliyetini müteakip zırhlı araçlar yerlerini almaya başlamıştır. ... komutasındaki 117080 plakalı ZMA Ana Giriş kapısı kısmına konuşlanmış, ...’ın komutanı olduğu 117720 plakalı tank Ana Giriş kapısından içeri girerek namlusunu devlet konukevi’ne doğru çevirmiştir. GZPT’ler, sanık ...’in konvoy komutanlığında Havalimanına vardıktan sonra; ... komutasındaki 117353 plakalı GZPT ile sanık ... komutasındaki 117369 plakalı GZPT’ler Ana Giriş kapısına konuşlanmıştır. Zırhlı araçlar Ana Giriş kapısına yerleştikten sonra bu araçlardaki personel indirilerek girişleri engellemek icin barikat kurdurulmuş, bu işlem zırhlı araçlardaki erlere yaptırılmıştır. Sanık ..., Havalimanına vardıktan sonra saat 22.44'te “yurtta sulh” isimli Whatsapp grubundan “Atatürk hava alani girişindeyiz ” şeklinde mesaj atarak, ana planlayıcı ekibi durumdan haberdar etmiştir. Hemen akabinde de, “Burdaki polisler işbirliği yapiyor” yazarak polisleri etki altına aldıklarını belirtmiş, ... da aynı saatte “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var. ” diyerek durumu belirtmiştir. İntikalden 10 dakika kadar sonra sanık ... 22.54'te “Atatürk hava limani tamam. Hava limanina girişler yasaklandi. Cikislar serbest” şeklinde mesaj göndermiştir. Vatandaşın darbe girşimine karşı havalimanına gelmesini takiben havalimanı Ana Giriş kapısı civarında faaliyetlerini sürdüren sanık ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubuna saat 23:54:15’te “Havaalanı b kapisi nda gosteriye havaya atış yapiliyor”, saat 00:05:33’te “Ataturkte oz hrk direniş var.”, saat 00:05:44’te “Takviye gerek”, saat 00:19:21 - “Ataturk havalimanı yaya brl tkv gerek” şeklinde mesajlar gönderdiği belilenmiştir. Yine Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile ...’ın araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırıldığı, burada vatandaşlarla sanıklar arasında her hangi bir karşılaşma yaşanmadığı, ancak polis memurlarının bulunduğu, halkın kalabalıklaşmaya başladığı esnada sanık ...’un emriyle ona konvoy olarak katılmak suretiyle kuleye intikal etmek üzere yola çıktıkları anlaşılmıştır. Havalimanı güvenlik güçlerinin askeri unsurlar karşısında yetersiz kaldığı anlaşıldıktan sonra Ana Giriş kapısına özel harekat polisleri intikal etmiş ve Yarbay rütbesindeki sanık ... ile görüşmeye başlamış, ... ve ...’in özel harekat polisine ve diğer emniyet görevlilerine karşı geldikleri, teslim olmaları istenmesine rağmen teslim olmamakta direndikleri, hatta polislerden onların teslim olmalarını istediği, emirlerindeki askere “hat düzeni” kurmalarını emrettiği, ... ve ...’in emrin gereğini yerine getirdikleri, Smart kuleden Ana Girişe intikal eden bir kısım astsubay ve uzman çavuşun bulunduğu grubun ise emri yerine getirmedikleri, ... tarafından havaya ateş emri verilmesi üzerine sanıklar ..., Alikadir CAN ve ...’in havaya ateş ettiği, ...’nin de tam otomatik tüfeği ile havaya seri şekilde ateş ettiği belirlenmiş ancak özel harekat polislerinin kararlı duruşları ve alana gelen vatandaşların kalabalıklaşması üzerine ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubundan havalimanına takviye birlik talebinde bulunduğu, yardımın gelmeyeceğinin anlaşılması üzerine ...’in kışlaya dönüş talimatı vermek zorunda kaldığı, birliklerin saat 00.35 te geri dönüşe geçtikleri tespit edilmiştir. C- Atatürk Havalimanı “A” Kapısının Kontrolü; Tugaydan konvoy halinde çıkan tüm araçlar, havalimanı önüne geldikten sonra sanık ... tarafından ilgili kapılara yönlendirilmiş, bu araçlardan yalnızca ... komutasındaki 117083 plakalı ZMA havalimanı “A kapısı”na konuşlandırılmıştır. Ana Giriş kapısında polis memurları ile komutanların konuşması ve TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildikten sonra, ... komutasındaki ZMA ve açık tenteli kasalı Land, iki adet polis motosikleti eşliğinde saat 23.16’da A kapısına intikal etmek üzere hareket etmiştir. Bu araçların hemen arkasından sanık ... Smart kulenin o yönde olduğu zannıyla Mercedes Unimog kamyona binerek saat 23.24’da A kapısına intikal etmiştir. A kapısına intikal eden araçlardan ... komutasındaki ZMA burada kalmış, ... komutasındaki kamyon ile astsubayların bulunduğu Land ise Smart kule istikametine doğru harekete geçmiştir. Burada beklemede kalan ZMA’da bulunan asker, sanık ... tarafından araçtan indirilerek saat 00.36 sıralarında silahlarına mermi doldurtulmuş, bir kısım tanık beyanlarına göre buradaki askerlerden havaya ateş açanlar olmuştur. 117083 plakalı ZMA Havalimanı A kapısında beklemiş, Smart kuleye işgale gidecek ekibin yolu üzerinde tertibat almış, darbe girişiminde bulunan askerlerin geri çekilmek zorunda kaldıkları süreçte sanık ...’un saat 00.37’de kuleden Ana Giriş kapısına geldiği ve ...’la görüştüğü belirlenmiş, Sanık ..., burada durumu öğrenmesine rağmen geri çekilme kararına uymayarak birlikte geldiği kamyon ile Ana Girişten ayrılıp VIP girişte konuşlanan ..., ... ve ... komutasındaki ZMA’ları konvoyuna dahil ederek A kapısına gelmiş, ... zorla alıkonularak kuleye ulaşılmaya çalışılmış, iç hatlar geliş peronunun ön tarafında vatandaşlar tarafından önleri kesilince ... araçtan inerek protesto eylemi yapan katılan ...’i ayağına ateş ederek vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralamış, ...’un geri çekilme kararına uymayarak kuleye yardıma gitmeye çalışması ve yakalanması 00:40-01:30 saatleri arasında gerçekleşmiştir. D- Atatürk Havalimanı “B” Kapısının Kontrolü; Konvoyun saat 22:44’ten sonra Havalimanına intikalinde B kapısının önünden geçildiği esnada tabur komutanı ..., ... komutasındaki 117724 plakalı tankın burada kalmasını ve girişlerin yasaklanmasını emretmiştir. Bu emre istinaden ... yönetimindeki tank, B kapısının kontrolünü sağlamış, ...'in telsizden “TSK'nın yönetime el koyduğu” şeklindeki bildirisinden tankta bulunan telsiz aracılığıyla haberdar olunmuştur. 117724 plakalı tankın B kapısına konuşlanmasından kısa bir süre sonra, ... komutasında tugaydan çıkış yapan GZPT konvoyunda, ... komutasındaki 117367 plakalı GZPT, ...'in emriyle bu kapının girişinde görevlendirilmiş, araçtaki askerler kapının kontrolünü sağlamıştır. Dinlenen tanıklardan havalimanında görevli ..., ... ve ..., B kapısında askerlerin kendilerini içeri almadığını beyan etmiştir. B kapısında bulunan bu iki zırhlı araç ile rütbesiz askerlerin ellerindeki silahların korkutucu gücünden faydalanılarak havalimanı görevlilerinin ve ilerleyen zamanda vatandaşın limana girmesi engellenmiş, vatandaşlar tarafından darbe eylemine katıldıkları bildirilmiş olmasına rağmen askeri personel ...’in talimatına uygun şekilde davranmaya devam etmişlerdir. E- Uçuş Kontrol Kulesinin (Smart Kule) İşgali; Zırhlı araçların Ana Giriş kapısına intikali ve askerlerin giriş çıkışları kontrol altına almasının ardından, planlamaya uygun şekilde uçuş kontrol kulesinin işgali için harekete geçilmiştir. Albay ... komutasındaki Mercedes kamyon saat 23.05’te A Kapısına doğru yola çıkarak 23.24’te kapıya intikal etmiştir. ...’un A kapısına gelişiyle birlikte ... komutasındaki ZMA burada bırakılıp astsubayların bulunduğu Landın ...’u takip etmesini sağlanarak uçuş kontrol kulesini işgal etmek amacıyla bu noktaya intikal edilmiştir. Yine iki motosikletli polis ekibi kuleye kadar ekibe eskortluk etmiştir. Kontrol kulesine saat 23.32’de intikal edilmiş, ayrıca sanık ... tarafından saat 23:20’de,“yurtta sulh” Whatsapp grubunda “Atatürk havalimanı kontrol kulelerine çıkılmak üzere. Sadece inislere müsadee edilecek.” şeklinde, sanık ... tarafından ise saat 23:35’te “Atatürk havalimani kuledeyiz. İnişlere izin veriyoruz. Kalkışlar iptal.” şeklinde mesaj atılmıştır. Kulenin işgali ve uçakların iniş kalkışıyla ilgili yazışmalar saat 23:47’ye kadar sürmüştür. ... komutasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... kuleye saat 23.35’te intikal etmiş, ..., ..., ... ve ... kule içine girmemiş, bina dışında araçların ve kulenin emniyetini almışlardır. Sanık ..., beraberindeki diğer askerlerle kulenin en üst katında bulunan kontrol odasına giderek burada yanında sanık ..., ... ve kendilerine eskortluk yapan polis memurları bulunduğu halde kule personeline “... Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu, görevlerinin sona erdiğini, inişlere izin verileceğini ancak kalkışların durdurulduğunu ” bildirmiş, kontrol odasının kapısının önünde tüm rütbeli askerlerin beklediği, içeriye giriş çıkışın bu askerler tarafından tamamen engellendiği belirlenmiştir. Olayla uyumlu tanık ve mağdur anlatımlarına göre, kuleye giden ve bina içine giren tüm sanıklar CIP salondan geçerek TV’deki darbe bildirisini görmüş, buna rağmen bina içerisinde bulunan yolcu ve çalışanlar bir salonda toplanarak buradan ayrılmalarına izin verilmemiştir. Bu sırada Hava Harp Okulu’nda yapılan hazırlıklar neticesinde belirlenen darbe teşebbüsüne katılacak rütbelilerden Binbaşı rütbesindeki ... ve beraberindeki askerler uçuş kontrol kulesine intikal etmiş, sanık ... ve ekibi bir süre sonra kulenin kontrolünü ... ve beraberinde gelen ekibe bırakmıştır. ... ve ..., ...’un emriyle ...’ın emir ve komutasına girmiştir. Kuleye sanık ... komutasında, Uzman Çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ... intikal etmiştir. Saat 00.00 civarında (saat olarak ± 10-15 dakika fark olabilir) sanık ... yönetimindeki aracın Ana Giriş kapısından girerek kuleye intikal ettiği ve görevi ...’dan devraldıkları görülmüştür. Bu şekilde kuleye intikal eden birlikler tarafından uçak iniş kalkışları darbeci birliklerin yönetimine geçmiş, 00:15 itibari ile dış hatlar hariç tüm iniş ve kalkışlar iptal edilmiştir. Kulenin kontrolünü Binbaşı ...’a bırakan sanık ..., kuleyi terk ederek askeri kamyon ile yeniden Ana Giriş kapısına intikal etmiştir. ... ve beraberindeki sanıkların kontrol kulesine intikalinden sonra, özel güvenlik gorevlileri, bina dışında kalarak araçların ve binanın güvenliğini sağlayan sanıklar ..., ..., ... ve ...’a bilgisayardan darbe girişimi ile ilgili gelişmeler göstermiştir. Smart Kule binasında görevli sivil memurlar ise işten el çektirilmelerine rağmen, kuleden ayrılmalarına izin verilmemiştir. ... birliklerin geri çekileceğini öğrenmesine rağmen özel harekat polislerince yapılan operasyonda, kuledeki darbecilere destek olmak amacıyla A kapısına doğru hareket etmiş, birlikte geldiği ZMA’lara işaret ederek kendisini takip etmelerini sağlamış ancak kuleye ulaşamadan teslim alınmıştır. Smart kulenin kontrol odasında bulunanlar haricinde sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’den oluşan alt rütbeli sanıklar, üsteğmen rütbesindeki sanık ... ile görüştükten sonra saat 23.45 civarında kuleden ayrılıp saat 00.05 civarında Ana Giriş kapısına intikal etmişlerdir. Smart Kulede sanık ... ile birlikte kalan astsubay öğrenci ...’ın, kulenin üst katına çıktığı, çıkmadan önce ...’un sıkıyönetim ilan edildiğine dair beyanlarını duymadığı, kulede sözleşmeli er sanıklar ... ve ... da dahil olmak üzere etkin bir davranış içine girmedikleri, silahlarını kullanmadıkları, kulede çalışan personele tehdit olarak algılanacak bir davranış içine girmedikleri anlaşılmıştır. Smart kulenin darbeci askerlerden geri alınması amacıyla kuleye özel harekat operasyonu düzenlenmiş, smart kule kapısına gelindiğinde kapının kilitli olduğu, sanık ...’in kapının önünde durduğu, ...’ın da kapı açıldığında girenlerle karşılaşabilecek konumda durduğu, sanık ...’ın, silahının kurma kolunu çektiği ve ...’in arka kısmında hazır beklediği, katılan özel harekat polislerince girişilen ikna çabalarına olumsuz cevap verildiği ve içeri girerlerse ateş açılacağının bildirildiği, bu şekilde kulede bulunan darbecilerin ... ve ekibinden gelecek yardımı beklerken polisleri oyalamaya çalıştıkları, teslim olmayacaklarının anlaşılması üzerine özel harekat polislerince kapının kırılarak komiser yardımcısı ... öncülüğünde içeri girildiği, sanık ...’ın yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarı çıktığı, buradan da ateş ettiği, devamında ise teslim olmak zorunda kaldığı ve kuledeki tüm askeri personelin yakalanarak gözaltına alındığı tespit edilmiştir. F- Atatürk Havalimanı Terminal Binasının İşgali; Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, Albay rütbesindeki sanık ..., teğmen rütbesindeki sanık ... ve 54 adet Sözleşmeli Er (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...) ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal etmiş ve ilk iş olarak çevre tertibatı aldırılmıştır. Çevre tertibatı alınması amacıyla sanıklar ... ve ... bina dışında bırakılmış, bu iki sanık içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönmüş, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemleri tespit edilememiştir. Terminal binası içerisine giren askerler, ... tarafından nizami şekilde sıraya geçirilip kendilerine konuşma yapılmış, devamında yine ... komutasında ilerleyerek, onun yönlendirmesiyle pasaport kontrol noktasına intikal etmişler, her polis memurunun başında iki sözleşmeli er olacak şekilde ... vatandaşlarının yurda giriş çıkışlarını engellemişlerdir. ...’in buradaki asıl amacının, emrindeki silahlı askerlerle havalimanı iç hatlar kısmına hakim olarak kulenin tamamıyla güvende olmasını sağlamak olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Pasaport kontrol noktasında on dakika kadar yapılan işlemlerin ardından ...’in emriyle askerler iç hatlar kısmına doğru hareket etmiş, burada peşlerinden gelmek isteyen vatandaşlara engel olmaya çalışmışlardır. Kontrollerin bir müddet bu şekilde devam ettiği, olay yerine gelen vatandaşların ve TEM şubede görevli polis memurlarının bu olayın kanunsuz darbe girişimi olduğunu bildirmeleri üzerine sanık ... komutasında askerlerin çıkış yolu aradıkları ve iç hatlar terminalinde sıkıştırıldıkları, polis memurlarının uzun süren teslim olma çağrısına rağmen ilk önce sözleşmeli er görevindeki sanıklar ve ... tarafından direnç gösterildiği, ancak vatandaşların oluşturduğu kalabalık ve polis memurlarının direnişi sonunda bir kısım sözleşmeli erin silahlarını teslim etmek zorunda kaldıkları, en sonunda sanık ... ve ...’in de teslim olmak zorunda kaldığı belirlenmiştir. G- Atatürk Havalimanı Apron Bölgesinin İşgali; Hava Harp Okulu bünyesinde havalimanının işgalinde görevlendirilen Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay ..., ... tarafından yapılan içtima sonrasında, emrinde bulunan sanıklar ile birlikte Atatürk Havalimanının apron kısmına intikal etmiş, Havalimanının Apron kısmında sanık ... ile sanık Astsubay Başçavuş ... birlikte hareket ederek sözleşmeli erleri yönlendirmişlerdir. Hava Harp Okulundan çıkış yapan askerlerin saat 00.55’te Atatürk Havalimanı apron bölgesine intikal ettikleri, ... ve ... komutasında, havalimanına geldikleri araçlarla 230 körük bölgesindeki yolu araç geçişine kapattıkları ve yalnızca komutanlarca uygun görülen araçların geçişine izin verdikleri tespit edilmiştir. Sanıkların yol kontrolü yaparken uçak görevlileri ile yolcuları, silah zoruyla otobüslerinden indirerek yere yatırdıkları, yolcuları bu şekilde beklettikleri, yetkileri olmamasına rağmen bir çoğunun üst aramasını yaptıkları, otobüslere tekrar binmelerine izin vermedikleri, yolcuları yaya bırakarak havalimanından bu şekilde ayrılmalarını söyledikleri tespit edilmiştir. Saat 01.00 civarında askerlerin bulunduğu bölgeye, apron araçlarının geldiği ve durdurulduğu, içinden görevli memurların indiği, askerler tarafından silahların bu şahıslara doğrultulduğu belirlenmiştir. ...’ın sürücülüğünü yaptığı pikaba, olay gecesi saat 01.25’te el konulmuş, pikabın daha sonra kullanılmak üzere kenara çekilmesinin ardından saat 01.35 civarında 230 körük bölgesine gelen polis memurlarının aracıdurdurularak polis memurları ... ve ...’in silahları, sanıklar ... ve ... tarafından, ...’ın emri ile zorla alınmıştır. Kamera görüntüsünün 01.01.12’nci dakikasından itibaren darbe eylemine karşı direnmekte olan vatandaşların 230 körük bölgesine, askerlerin yanına geldiği, askerlerin vatandaşları uzaklaştırmaya çalıştığı, vatandaşların her hangi bir kaba kuvvet veya taşkınlık yapmaksızın askerleri uyarmaya çalıştığı, buna rağmen askerin bölgeden ayrılmak istemediği anlaşılmaktadır. Atatürk Havalimanının işgaline girişen darbeci askerlere karşı koymak amacıyla vatandaşların, kolluk ve polis özel harekat gücüyle birlikte kulenin etrafında toplanmaları, özel harekat kuvvetlerinin kuleyi teslim almak ve darbeci sanıkları yakalamak üzere kapıda sanıklara bildirim yapmaları üzerine, ...’ın önce ...’u arayarak yardım istediği, bu süreçte birden fazla kez konuştukları, ...’ın sanık ...’yı arayarak durumu bildirdiği, hemen akabinde ...’nın da saat 01.35.03’de ...’ı telefonla arayarak kulede bulunanlara yardıma gitmesini istediği, bunun üzerine ...’ın bir pikap ve mavi transitle kuleye intikal etmek üzere yola çıktığı anlaşılmıştır. (Vatandaşların gelişiyle 230 körük başı - çöplük bölgesini terkeden sözleşmeli erlerden ... komutasında pikap ve mavi transitle buradan ayrılanlar ... Plaka sayılı Gri renkli L 200 cift kabinli Pikap içerisinde; sanıklar ..., ..., ..., ..., kasada; ..., .... Mavi renkli transit marka aracın içerisinde; ... (şoför), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve daha sonraki süreçte pikapın kasasına geçen ...) Bu bölgede katılanlardan ...’ndan zorla alınan aracın da askeri VIP noktasına gönderildiği, girişimin ilerleyen saatlerinde, özel harekat polisleri ve vatandaşlar tarafından smart kulenin kuşatılması üzerine, zorla alıkonan bu araç vasıtasıyla Hava Harp Okulunda görevli Binbaşı rütbesindeki ... ve Astsubay rütbesindeki ... komutasında, Sözleşmeli Erler ..., ..., ... ve ...’ın smart kulede polis özel harekat tarafından sıkıştırılan ... ve ekibini kurtarmak için kontrol kulesine gitmek için kullanıldığı, aracın vatandaş tarafından durdurulması üzerine ...’ın (gözlüklü şahıs) indiği, vatandaş tarafından yolları kesilince sanık ...’le birlikte havaya ateş ettikleri, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından olay yerinden uzaklaştırılmışları üzerine tekrar VIP bölgesine dönmek zorunda kaldıkları, VIP bölgesine döndükten sonra, ...’ün daha fazla kuvvet alarak yeniden kuleye gitmeyi amaçladığı ancak sözleşmeli erlerin kaçıp saklanmaları, ve saat 03.00-04.00 sıralarında kendisine yardım edecek başka rütbeli bulamamış olması nedeniyle bu amacını gerçekleştiremediği anlaşılmıştır. ... ve peşindeki mavi transitin hangar bölgesine gelmesinden sonra, aralarında polis memuru katılanlar ... ve ...’ın da bulunduğu ... yönetimindeki apron aracını durdurarak içindekileri araçtan indirerek silahlarını teslim etmelerini istedikleri, polislerin üzerlerinde silah olmadığını söylemesi üzerine, sanık ...’ın, katılan ...’ın belini yoklayarak tabanca olduğunu fark ettiği ve almak istediği, ona karşı çıkan ...'ı öldürmekle tehdit ettiği, aracının şoföru olan ...’ın ve diğer polis memurunun çantasını almak istediği, vatandaşın yaklaşmakta olduğunu farkedince çantaları bırakarak kaçtıkları, bir süre araçlarla daire çizerek aynı yere döndükleri, pikap ve mavi transitin yanına beyaz transit aracın yanaştığı, bir müddet aralarında konuştukları, daha sonra ayrıldıkları, sanıkların vatandaşlardan kaçış esnasında sürekli ateş ettikleri belirlenmiştir. Devamında pikap ve mavi minibüsün hangar bölgesinde durduğu, Arslan Özkan’ın havaya ateş açtığı, bu esnada sanık ...'ın mavi minibüsten inerek pikapın arkasına bindiği ve araçların bu şekilde yola devam ettikleri, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, olay yerinde yaşamını yitirerek şehit olduğu katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı anlaşılmıştır.(Maktül ...’ın 29.07.2016 tarihli otopsi raporunda ATK Morg İhtisas Dairesince yapılan göğüs incelemesinde; ateşli silah yaralanmasının sütürleri açıldığında sol orta koltuk altına transvers seyirle 6-7. kotlar arasında uzanan 11 cm. uzunluğunda torakotomi insizyonu, bunun hemen 0,5-1 cm. altında yine paralel seyirli 10 cm. uzunluğunda aynı özelliklerde kesi görüldüğü, solda 6. interkostal aralıkta arkus kostalis yakınında torakotomi insiyonu ile devamlı mediali düzensiz, laterali daha düzenli muhtemel çıkış yarası görüldüğü, sağ göğüs boşluğunda serbest sıvı ve kan görülmediği, sonuç bölümünde; Kişinin vücuduna 1 (bir) adet ateşli silah yaralanması tespit edildiği, oluşturduğu yaralanmanın müstakilen ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt-cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı kosia ve vertebra kırıklarıyla birlikte iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaati bildirilmiştir.) Açıklamalar ışığında dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; A- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kurulan Beraat Hükümleri yönünden yapılan incelemede, 1- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Asteğmen rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü teskeresini alarak askerlik görevini tamamlamış iken silah kaybolduğu bahane edilerek mesailerin ikinci bir emre kadar uzatılması sonucunda kışladan ayrılamayarak kışlada kalan, bölük komutanı ... ile birlikte aynı GZPT'ye binerek Atatürk Havaalanına doğru yola çıkan, seyir esnasında içerisinde bulunduğu GZPT arızalanınca ... ile arkalarından gelen GZPT'de bulunan Abdurrahman ASLAN ve ... ile yer değiştirerek Çobançeşme kavşağına gelen, E5 trafiğini yan yola yönlendirmek için tedbir aldırmayı hedefleyen ...’ın bu yöndeki eylemlerine yardımcı olacak aktif bir davranışı bulunmayan, polis ekiplerinin kendisinin de içinde bulunduğu GZPT'nin ilerisinde trafiği kesmesi üzerine bir süre burada bekleyen, bulundukları yere gelen vatandaşlar tarafından etrafları sarılarak ikaz edilen, saat 23:00 sıralarında eşi ile yaptığı telefon görüşmesinde başbakanın açıklamasın öğrenerek kendi iradesi ile bulunduğu aracın üst kapağından çıkarak ilerde trafiği kesmiş bulunan polis aracında bulunan polis memurlarının yanına giden, GZPT'de bulunan diğer askerlerin teslim olmaları için polisler ile birlikte çalışan ..., 2- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen ..., 3- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen sanık ..., 4- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde nöbet istirahatli olmasına rağmen ...’ın çağırısı üzerine kışlaya gelen, kışladan ilk çıkan ekip içinde yer almayan, ...’in havalimanında tankı bırakarak kaçması sonucunda ...’in uzman çavuş ...’yı arayarak tank şoförü göndermesini emretmesi üzerine er ... ile birlikte Land jip ile Atatürk Havalanına gitmek üzere hareket eden, Basın Ekspres yolu üzerinde hareket halindeyken bulunduğu aracın önünün vatandaşlarca tarafından kesilmesi üzerine yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması üzerine kışlada kalan, Atatürk Havalimanına 117665 plakalı tank ile nişancı olarak görevlendirilerek Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, kışladan çıkış yaparlarken darbe girişiminden haberdar olduklarına dair somut delil bulunmayan, kendisinin de içinde bulunduğu Tank mürettebatından dışarı çıkıp vatandaşların giriş çıkışına silah zoruyla engel olacak davranışta bulunan olmayan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, kışlaya intikalden sonra komutanlarının kaçma teklifini reddederek kışlada kalan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... tarafından içtima alanında yapılan toplantıya katılan, içtimadan sonra VlP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, havuzlu kavşakta bir aracın durması üzerine beraberindekilerle, aracı uzaklaştırması için şoföre bağıran sanık ..., 7- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında tank şoförü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü silah kaybolması bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’ın komutanı olduğu tanka şoför olarak görevlendirilerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra sanığın ...’in emri ile kullandığı tankı yönlendirerek girişi kapatan, beklediği esnada ...’dan darbe yapıldığını öğrenen, ...’in, sanık ...’a “karşı gelen olursa çatışacağız. Gerekirse polisle de çatışacağız” şeklindeki konuşmalarına şahit olduktan sonra kendi iradesi ile bulunduğu tanktan ve olay yerinden ayrılmaya karar vererek tuvalet bahanesi ile tanktan çıkan, önce yürüyen devamında da koşarak tanktan ve bulunduğu yerden ayrılan, bir ticari taksiye binerek ablası tanık Gülistan ESKİN’in ikametine giden sanık ..., 8- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, içtimadaki konuşmadan sonra VIP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, ...’nın kendisi ve beraberindekilere Jandarmanın dahi gelmesi halinde içeri almayacaklarını ve gerekirse ateş açacaklarına yönelik emrine uygun bir davranışı bulunmayan, Havalimanına giden ekibin ayrılmasından sonra nizamiyede nöbetçi olarak bırakılan sanık ..., 9- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank nişancısı olarak görev yapan, silah kaybolması sebebi ile kışladan çıkışların yasaklanması sonucu kışlada kalan, ...’ın emri ile tüm personel gibi garaja intikal eden ... komutasındaki 117724 plaka sayılı tanka nişancı olarak binerek havalimanına intikal eden, yolculuk sırasında bulunduğu yer itibariyle dışarıyla irtibatının kısıtlı olduğu tespit edilen, darbe yapıldığını öğrendikten sonra sürücü ve araç komutanı çıkmadan bulunduğu yerden çıkma, tankı durdurma veya geri çevirme gibi imkanı bulunmayan, içinde bulunduğu tank B giriş kapısı önünde yol keserek araç ve vatandaş geçişini engelleyerek beklemeye başlayan ancak tanktan inmeyen, vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ... ve ...’ın uyarı ateşi emrini dinlemeyerek ateş etmeyen, kışlaya dönme emrinin gelmesi üzerine kışlaya doğru harekete geçen, vatandaşların yollarını kesmesi üzerine vatandaşlar tarafından özel bir araç ile karakola götürülmek istendiği sırada yoldan geçen bir polis ekibini görüp teslim olan sanık ..., ile ilgili olarak yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla, T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA; B- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında verilen mahkumiyet hükümleri yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde, 1- Ankara Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğünde Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, Yüksek Sevk ve İdare kursu kapsamında Harp Akademileri Komutanlığında bulunmakta iken akademide baş hoca olarak görev yapan ... ... tarafından suç tarihinde 66. Mekanize Tugayında geçici görev ile görevlendirilen, ... ... ile yaptığı görüşmede kendisine darbe girişiminin erkene çekildiğini belirtilerek acilen 66. Mekanize Piyade Tugayına gitmesi söylenen, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek Topkule Kışlasına intikal eden, Tugay Komutanı ... ... ile görüşerek ... ve ... ile birlikte Atatürk Havaalanının işgal teşebbüsünde yer alan, “Yurtta Sulh” Whatsapp grubu katılımıcısı olan ve gelişmeleri buradan darbe planlayıcılarına ileten, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra daha önceden yapılan plan uyarınca askeri kamyona binerek bu kamyondaki askerler ve iki zırhlı araç ile birlikte Smart Kontrol Kulesini işgal etmek amacı ile bu noktaya intikal eden, Smart Kontrol kulesine intikali sırasında gördüğü emniyet görevlilerine ve diğer görevlilere ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyerek kendilerini kontrol kulesine götürmelerini isteyen, Astsubay ... ve astsubay öğrenci... ile birlikte Smart kuleye çıkan, kendisine eşlik eden Unimog ve ZMA içerisindeki diğer askerleri aşağıda güvenlik almaları amacı ile bırakan, Smart kulede bulunanlara “ülkemizin huzur ve refahı için ordu yönetime el koymuştur, görevleriniz su an itibarı ile bitmiştir. Görevinize şu anda devam edin ancak kalkışlar iptal, inişlere devam edin” şeklinde bir konuşma yapan, kara pilot Üsteğmen ..., UMUT1 kodu ile yönetiminde bulunan UH-1 tipi helikopter ile askeri havalimanından kalkma izni isteyince izin verilip verilmeyeceğikule görevlisince kendisine sorulan, bunun üzerine Yurtta Sulh WhatsApp grubuna “4 askeri uçak kalkmak için bekliyor: Atatürkte kalkmaya izin vereyim mi” şeklindeki mesaj atan ve mesajına Binbaşı ... ...’nca “Askeri uçak kalksın inişlere izin verin komutanım” şeklinde onay verilen, görüşme kayıtları incelendiğinde; 16.07.2016 günü saat : 00:22 de kuleyi kendisinden devralan ve olay tarihinde Hava Harp Okulunda görevli olan binbaşı ...’a ait olan 5424711779 numaralı hat ile 41 saniyelik bir görüşme yaptığı belirlenen, bu görüşme aracılığıyla ... ile irtibata geçerek bu şahsa kulenin kontrolünü bırakıp Ana Giriş kapısına dönen, kulede bulunduğu süre zarfında kule personeli olan ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’i hürriyetinden yoksun bırakan, Ana Giriş kapısında ... ile görüştüğünde askeri birliklerin geri çekileceğini öğrenerek askeri kamyon ile tekrar kontrol kulesine gitmek için harekete geççen, A kapısında kapının güvenlik amiri olan ...’u zorla ve tehditle kamyona bindirerek kendisini kuleye götürmesini isteyen, bu süreçte Binbaşı ... ile görüşmeler yaptığı tespit edilen, ...’a kuleyi kendilerinden almaya çalışan emniyet güçlerine karşı direnme talimatı veren, İç hatlar geliş kısmının bulunduğu alanda darbe teşebbüsünü protesto etmek isteyen vatandaşlar tarafından bulunduğu kamyonun önü kesildiğinde “ne kadar ciddi olduğumuzu görecekler” diyerek araçtan inen ve katılan ...’i ayağına ateş etmek sureti ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekilde kasten yaralayan, yanında bulunan diğer askerlere ateş emri veren, komutasındaki askeri kamyonun olay yerinden ayrılması ile vatandaşların arasında kalarak yakalanıp gözaltına alınan sanık ..., 2- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, 2016 yılı Şubat ayından itibaren Harp Akademileri Komutanlığı’nda Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare kursunda bulunan ve 15.07.2016 günü itibari ile bu kurs görevinde idari izinli olan, idari izinli olmasına rağmen Topkule Kışlasına gelerek ..., ... ... ve ... gibi darbe teşebbüsünün planlayıcılarının da katılımıyla yapılan toplantılara iştirak eden, toplantıda kendisine ... ile birlikte Atatürk Havaalanını işgal görevi verilen, 15 Temmuz günü öğle saatlerinde özel aracı ile yanında ... olduğu halde Atatürk Havalimanına giderek burada keşif çalışmaları yapan, Yurtta Sulh Whatsapp grubu katılımcılarından olan ve gelişmeleri gruptakilere aktaran, darbe başlangıcının 20:30 civarına çekilmesinin ardından komuta merkezinde bulunan ... ... ile 28 saniyelik görüşme yapan, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek ... ile birlikte Topkule Kışlasına intikal eden, zırhlı araçlarla Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra ... ile birlikte Ana Giriş kapısında polislere “Ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini” söyleyen, havalimanına gelen vatandaşlardan ve direnç gösteren Emniyet Birimlerinden sonra bu nokta için takviye kuvvet ve yaya birlik takviyesi isteyen, Tugay Komutanı ... ...’in birliklerin geri çekilmesi yönünde talimat vermesinin ardından inisiyatifi ...’e bırakarak geri çekilme kararı alan, ...’in makam aracı olan 117500 plakalı Land jipe binerek beraberindeki askerlerle kışlaya hareket eden ancak Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından yolları kesilen, vatandaşların etrafını sarması üzerine havaya ateş açan, Şoför er ...’ya aracı vatandaşların üzerine sürmesini emreden, ...’nın aracı bariyere çarpması sonrası araçtan çıkarılan, ...’ı dizinden basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralayan, vatandaşlar tarafından yanında bulunan askerler ile olay yerine gelen polis ekiplerine teslim edilen, 15.07.2016 günü ve gecesinde darbe kalkışmasında etkin rol oynayan bir çok kişi ile telefonda görüştüğü tespit edilen sanık ..., 3- Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı’nda Albay rütbesiyle görev yapan, darbe kalkışması öncesinde 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Hava Harp Okulunda yapılan darbe girişimi ile alakalı toplantılara iştirak ettiği belirlenen, yapılan planlama ve verilen emirler doğrultusunda komutanı olduğu birlikte tedbirler aldıran, 15.07.2016 günü Hava Harp Okulu Alay Komutanı Albay ... ...’in emri ile Atatürk Havalimanı’nın ele geçirilmesi ve kontrolünün sağlanması amacıyla emrindeki rütbeli askerlerle sözleşmeli erleri VIP nizamiye bölgesinde içtimaya toplayarak burada ‘terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını’ belirten konuşma yapan, içtimadan sonra Albay...’nın yönlendirmesi ile ...’ı Hava Harp Okuluna ait bir araç ile Atatürk Havalimanı Smart Kontrol Kulesine göndererek kuleyi Albay ...’dan teslim alması ve uçuş trafiğini yönlendirmesi için görevlendiren, bu kapsamda uzman çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ...’ı ... emrinde görevlendiren, içtima alanına gelen askeri araçlara bir kısım askerleri bindirerek bu askerlerle birlikte Atatürk Havalimanı Apron kısmına intikal eden, intikal sırasında sözleşmeli erlere tüfeklerini tam dolduruşa almaları ve atışa hazır halde beklemelerini, alana gelen arabaları aramalarını ve en yakın kapıdan dışarı çıkartmalarını emreden, askerlerinin bir kısmını apron bölgesinin ve yolcuların kontrol edilmesi amacı ile...’nın emrine vererek Alay Komutanı Albay ... ...’in emri doğrultusunda kırk kadar asker ile birlikte terminal binası dış hatlar pasaport kontrol noktasına intikal eden, saat 01:00 sıralarında beraberinde bulunan sözleşmeli erler ile birlikte 31 ve 32 numaralı kontuvarlardan kontrolsüz bir şekilde geçerek pasaport kontrolü yapan tanık polis memurlarının yanlarına gelen, sözleşmeli erlere ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının yasak olduğu hususunda emir vererek pasaport kontrolünde görevli her polis memurunun başına iki sözleşmeli er düşecek şekilde konumlandırma yapan, emrindekilere vatandaşa karşı silahlı müdahalede bulunabileceklerini söyleyen, vatandaşların üzerlerine gelmeye başlamasıyla sözleşmeli erlere diz çöktürerek vatandaşlara karşı mevzi almaları emreden, havalimanında görevli emniyet amiri tanık ...’ın darbe girişiminin halkın yardımı ile bastırıldığını, sadece kendilerinin kaldığını, kalabalık bir şekilde vatandaşların olay yerine doğru geldiğini, hemen teslim olmalarını veya birliklerine geri dönmelerini söylediği ancak sanığın iç hat uçuşlarının durdurulması hususunda emir aldıklarını, acilen iç hatlara gitmelerinin gerektiğini, gerekir ise bu yolda öleceklerini bildiren, polislerin sanıklara olay yerini terk etmelerini söylemeleri üzerine bu kişilere hitaben “Siz bu işe karışmayın, bu saat itibari ile buranın kontrolü bizde, siz buradan çekilin” şeklinde karşılık veren, polis memurlarının ayrılmayarak uyarılarına devam etmeleri üzerine “Ölmek var dönmek yok, silahlarımızı vermeyiz, biz Çanakkale'de şehitler verdik, silahlarımızı değil bir mermi dahi teslim etmeyeceğiz, çatışmadan bizi teslim alamazsınız” şeklinde tehditte bulunan, vatandaşları protesto amacıyla bulunduğu yere gelmesi üzerine beraberindeki sözleşmeli erlerle birlikte iç hatlar bölgesine geçen, kaçacak yerleri kalmadığında bir büfeye sığınan, polis memurlarının vatan haini olarak yargılanacaklarını, TSK’dan ihraç edileceklerini bildirmesi üzerine “Halkı bizden uzak tutmazsanız halkı tararız” şeklinde karşılık veren ve beraberindeki erlere direnmeleri hususunda emir veren, sözleşmeli erlerin silahlarını teslim etmelerini engelleyen, sözleşmeli erlerin büyük çoğunluğun silah bırakarak teslim olmasına rağmen Teğmen ... ve bir kaç sözleşmeli er ile teslim olmayarak direnmeye devam eden, polis memurlarının yaptığı teslim olun çağrısına “Silahımı almaya geleni vururum bana yaklaşmayın” şeklinde karşılık veren, elinde bulunan silahı kendisini teslim almaya çalışan polis memurlarına doğrultan ancak ateşlemeyen, beraberindekiler ile zor kullanmak sureti ile yakalanan, sanıklardan ...’un beyanına göre yakalandıklarında ... Teğmene hitaben "Teğmenim biz bu askerlere gerekli psikolojik eğitimi verememişiz." dediği, sanıklardan ...’in beyanına göre ise “ben çok yufka yürekliyim. Ondan kaybettim ateş etseydik belki burayı ele geçirirdik, daha önce de darbe girişimleri oldu kimi başarılı oldu, kimi başarısız oldu. Zaten bu adamı peygamber gibi görmeye başlamışlardı. Biz 2017-2018 gibi yapacaktık bunu erken yaptık. Belki de ondan başarısız olduk” diyen sanık ..., 4- Hava Harp Okulu Komutanlığında Kurmay Albay rütbesi ile Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı olarak görev yapan, Hava Harp Okulu Komutanlığında 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılan darbe teşebbüsünün planlandığı toplantılara katılan, emrindeki tüm askerleri Atatürk Havalimanının işgali doğrultusunda yönlendiren, havuzlu kavşakta darbe girişimini protesto eden vatandaşlara karşı havaya ateş açan, apron kısmında emri altında bulunan askerlere araçların durdurulması, aranması ve kişilerin hürriyetlerinden yoksun kılınması hususunda emir veren, havalimanının kontrolünü kısmen sağladığını düşündüğü anda kendi makam aracı ile buradan ayrılarak yeniden askeri VIP noktasına gelen, Hava Harp Okulu'nda görevli sözleşmeli erler ile rütbeli personelin, apron bölgesinde konuşlanması ve terminal binasının işgalinden sonra, 16.07.2016 günü saat 01.30'dan itibaren Valilik binasını işgal eylemine destek olmak amacıyla, önceden planlandığı şekilde, siyah renkli Renault Megan marka makam aracı ile Hava Harp Okulu VIP bölgesine gelen, birliklerin buluşma noktası olarak Sirkeci Gar önü belirlenmiş olduğundan Albay ... ...’ün emri ile İstanbul Valiliği’nin işgalinde birlikte hareket edeceği personelle Sirkeci Gar önünde buluşmak üzere giderlerken Bakırköy ilçesi Ataköy mevkiine geldiklerinde Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait 63/64 kod nolu sivil polis otosu tarafından yolun kapatılması üzerine ekibi ile araçlarından inerek polislere uzun namlulu silah doğrultan, ayrıca sivil polis aracının camını kırıp vitesi boşa alarak aracı iteklemek suretiyle yolu açan, Kazlıçeşme’de polis ekiplerince durdurulan, beraberindekilerle silah çekerek polis memurlarına yönelterek yolu açmalarını isteyen, teslim olmaktan kaçınarak silahlarının kurma kolunu çeken, görevli polis memurlarınca müdahale edilerek zorla silahları alınan ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında yarbay rütbesi ile Tank Tabur Komutanı olarak görev yapan, tank tabur komutanlığına tayini çıkması nedeni ile 13 Temmuz 2016 günü görevini Yarbay...’e devreden, Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ...’nin emri ile eski görevine devam eden, 14 Temmuz ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Topkule Kışlasında yapılan ve ..., ... ... ve ... gibi darbecilerin katıldığı toplantılara iştirak eden, 14 Temmuz akşamı ve 15 Temmuz sabahında taburunda hazırlıklar yaptıran, 8 adet tank ve bir adet askeri kamyon hazırlatan, izinde veya dış görevlerde olan bazı subaylarını kışlaya çağırarak görev veren, 14.07.2016 tarihinde toplantıdan çıktıktan sonra kendisine bağlı bölük komutanı yüzbaşı ...’ye 15.07.2016 tarihinde tankların telsiz bakımlarının ve yakıt ikmallerinin yapılması, depolarında sızma olup olmadığının kontrol edilmesi, kısa bir mesafe yürütülüp durumlarına bakılması emri veren, Astsubay ...’a her tank için 3 adet olmak üzere toplam 24 adet SABOT tank topu ve 12.000 adet makinalı tüfek mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirten, taburdaki askerler için mühimmat temin ettiren, 15 temmuz günü öğleden sonra bölük komutanlarını makamına çağırarak darbe girişimine katılacak tank personellerini belirlediği listeyi veren, öğle saatlerinde Albay ... ile birlikte ...’un özel aracıyla Atatürk Havalimanına giderek zırhlı araçları ne şekilde konuşlandıracağına dair keşif yapan, akşam saatlerinde Yarbay... ile birlikte Hava Harp Okuluna giderek burada Albay ... ... ile Havalimanının işgali sırasında nasıl hareket edeceğine ve kulenin işgaline dair bilgiler alan, darbe teşebbüsünün akşam 21:00’a çekilmesiye Tugay Komutanı ... ... tarafından kışlaya çağrılarak apar topar kışlaya gelen, taburundaki subaylarına kışlaya gelmeleri için talimat veren, Topkule Kışlasına geldiğinde tugay komutanı ... ... ile görüşen, Serbülent’in makam aracına ... ve ...’un binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, iki tankı B kapısında, bir tankı ise A kapısında konuşlandıran, kendi emrine verilen GZPT ve ZMA’ları da konuşlandırdıktan sonra ...’ya komutası altındaki Unimog aracın içerisinde bulunan askerler ile birlikte kuleyi ele geçirmeye giden Albay ...’a takviye olma emri veren, Üsteğmen ...’e 2 ZMA’yı VIP girişlerine göndererek girişleri kapamasını, havalimanından çıkışların serbest olduğunu ancak girişlere izin vermemesini emreden, emri doğrultusunda havalimanı girişleri askerler ve zırhlı araçlarca barikat oluşturularak engellenen, giriş kapısında özel harekat polislerine ve diğer yetkililer Sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyen, askerlerin kullanmış olduğu telsiz kanalından "TSK yönetime el koydu gerekirse polise de ateş açılacak” şeklinde emir veren, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların tepki göstermeye başlaması üzerine vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışan, elindeki piyade tüfeği ile havaya ateş ederek emrinde bulunan diğer sanıklara da ateş etmeleri yönünde emir veren, Tugay komutanının inisiyatifi kendisine bıraktığını beyan etmesi üzerine, olay yerinde emniyet güçleri ve vatandaşlar tarafından oluşturulan baskıya dayanamayarak ricat etmek zorunda kalan, kapıdaki tanklardan birinin şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçmış olması sebebi ile tankı kendisi kullanarak Atatürk Havalimanından ayrılan, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından kullandığı tank durdurulan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında Binbaşı olarak görev yapan, 13.07.2016 tarihinde Yalova’da yapılan kampta öğrencilerin yanına göndermesi gerekirken Astsubay ...’ı olağan dışı bir uygulama ile Hava Harp Okulun’da bıraktan, olay gecesi 00:49’da sivil Toyota marka beyaz renkli araç ile kışlaya giriş yaparak burada bulunan Sözleşmeli Erler; ... ve ...’ya Destek Grup Komutanlığına geçmeleri talimatı veren, kullanmış olduğu hatta ait HTS kayıtları incelendiğinde Atatürk Havalimanı Uçuş Kontrol Kulesini işgal eden askerlerden olan ... ile 16.07.2016 günü saat 01:40 ile 02:37 saatleri arasında 11 kez görüşme yaptığı belirlenen, yaptıkları görüşmeler ile kulede sıkıştıklarını öğrendikten sonra apronda ele geçirdikleri ... plakalı beyaz doblo araç ile ... ve beraberindekileri kontrol kulesinden kurtarmak ve buranın kontrolünü yeniden ele almak amacı ile hareket eden, vatandaşların ve emniyet birimlerinin mukavemeti karşısında vatandaşı korkutmak amacı ile havaya pek çok kez ateş eden, polislerin yönlendirmesi ile buradan ayrılarak askeri VIP bölgesine geri gelen, birliğe döndüğünde sözleşmeli erlere vatandaşlardan gelen olur ise ateş etmelerini söyleyen, askeri VIP alanına geldikten sonra buradaki askerleri yeniden toparlayarak Atatürk Havaalanına götürmek isteyen, Üsteğmen ...’in sorumluluğundaki silahhaneye giderek buradan mühimmat almak isteyen ancak silahhanede mühimmat bulunmadığı için alamayan, saat 04:30 sıralarında Hava Harp Okulu’nda personel idari işler Astsubayı olan ...’nun yanına giderek havalimanına dönmek için personel isteyen, askeri VIP alanındaki askerlere nöbet görevi vererek sabaha kadar emniyet tedbirlerini aldırmaya devam eden sanık ..., 7- Hava Harp Okulu’nda görevli binbaşı/5. Filo Komutanı olarak görev yapan, 14.07.2016 tarihinde Hava Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı Albay ... ..., Hava Harp Okulu Dekanı Albay ... ... ve Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay...’nın katılımı ile Yalova’da uçuş eğitiminde bulundukları sırada, öğrenci subay ve astsubayların darbe girişimi kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilecek eylemlerde takviye olarak hazırlanmaları için yapılan toplantıya katılan, 15.07.2016 tarihinde Yalova’da 18:00 sıralarında Albay ... ..., 3. Filo Komutanı Binbaşı ... ve 4.Filo Komutanı binbaşı ...’in katılımı ile gerçekleştirilen ve darbe girişimi öncesi son koordinasyon toplantısı olan görüşmelere katılan, bu toplantı sonrasında acil bir şekilde pilot ... komutasındaki TE-41 model uçak ile yanında Albay ... ... bulunduğu halde İstanbul’a gelen, İstanbul’a geldikten sonra Albay ... ...’in emri doğrultusunda kara pilot Üsteğmen ...’ı 15 Temmuz günü Saat 22:29 sıralarında ikametinden alarak hangar bölgesine getiren, ...’a Hava Harp Okulu Komutanı ..., öğrenci Alay Komutanı Albay ... ... ve kendisinin emirleri dışında kimsenin emrini dinlememesini, verilen emirlere riayet etmesini bildiren, ... ile hangar bölgesine geldiğinde normal şartlarda helikopterlerin uçuşa hazırlanması helikopter teknisyeni vasıtası ile yapıldığı halde hazırlıkta bizzat yer alarak TRT Ulus binasının işgali için kullanılan ... 1 kod numaralı UH-1 helikopteri fiziki güç kullanarak hangardan çıkaran, Yalova’da yapılan toplantılarda Atatürk Havalimanı’ndaki Smart Kontrol Kulesinde trafiği yönetmek üzere görevlendirilen, Destek Grup Komutanı Albay ...’den Atatürk Havalimanına gitmek için araç talep eden, Smart Kontrol Kulesini karacı subay olan ...’dan önceden planlandığı şekilde devralarak kuledeki hava trafiğinin kontrol eden, vatandaşlar ve emniyet güçlerinin gelmesi ve polisin “teslim ol” çağrısı üzerine ... ile telefon görüşmesi yaparak gelişmeleri aktaran, ...’dan teslim olmamaları, içeriye girmeye çalışan olur ise önce ayaklarına sonra yukarıya doğru ateş etmeleri şeklinde emir alması üzerine komutasında bulunan diğer sanıklara ...’dan aldığı emirleri aktararak “kesinlikle teslim olmak yok gelen kim olursaolsun ateş edilecek” diyen, kapı önünde bekleyen, polis memurları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a gelmemelerini, son mermilerine kadar sıkacaklarını bildiren, polislerce kapının kırarak kuleye girilmesi üzerine polislere doğru yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarıya kaçan, polis memuru ...’ün seken kovanlar nedeni ile burnundan yaralanmasına yol açan, bir süre sonra teslim olmak zorunda kalan sanık ..., 8- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Üsteğmen ...’ın emri doğrultusunda darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, 66. MKZden çıkan 6 GZPT'den Çobançeşme kavşağına gitmek üzere ayrılan iki GZPT'nin konvoy komutanı olan, ... tarafından bölüğünün Yarbay ... komutasına verildiği kendisine bildirilen, akşam saatlerinde ...’dan Çobançeşme kavşağına giderek trafiği E-5 yan yola yönlendirme talimatı alan, ...’ın ‘sıkıyönetim ilan edildiğini vatandaşlara söyle, evlerine gitmelerini iste ve trafiği yan yola yönlendir’ şeklindeki emrine “anlaşıldı komutanım” şeklinde cevap veren ancak Çobançeşme kavşağına geç varması nedeniyle verilen emri yerine getiremeyen, aracında bulunan Asteğmen ...’nin emniyet güçlerine teslim olması üzerine araç içerisindeki erlere araçtan çıkmamaları konusunda kızarak, teslim olmasını isteyen vatandaşlara ve emniyet güçlerine her şeyi emirle yapacaklarını, silahlarını teslim etmeyeceklerini bildiren sanık ..., 9- Hava Harp Okulu Komutanlığında astsubay kıdemli başçavuş rütbesinde Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı İcra Astsubayı olan, 15.07.2016 günü ...’nın 23:20 sıralarındaki çağrısı üzerine kışlaya gelen, ... ile birlikte hareket ederek apron bölgesine giden, sözleşmeli erlere sivil kıyafetli teröristler olduğunu, sivillere atışın serbest olduğunu, apron bölgesine gelen araçları ve içerisinde bulunanları arama emrini veren, rastlamış olduğu polis memurlardan zorla silah ve telsizlerini alan, ...’a ait aracı silah zoru ile ele geçiren, ...’dan aldığı emir doğrultusunda ...’ı kurtarmak için kuleye intikal eden, darbe girişimine direnen vatandaşların direncini kırmak için havaya ateş eden ve araç kasasında bulunan erleri de söylem ve emirleri ile azmettiren, birliğe dönmek zorunda kaldığında yeniden kuleye intikal edebilmek için asker toplamaya çalışan sanık ..., 10- Hava Harp Okulu Komutanlığı Destek Grup Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ..., ... ve ... ile birlikte Smart Kontrol Kuleye giden, ...’ın kulenin kontrolünü ...’dan devraldığ sırada Smart Kuledeki işgali sona erdirmeye gelen emniyet güçlerinin teslim olun çağrılarına olumlu cevap vermeyen, kuleye yapılan operasyonda yere yatarak teslim olmak zorunda kaldığı belirlenen, cep telefonunda “Berat Hoca” ismi ile kayıtlı kişiden “Yardım Allah'tan, fetih yakındır... Müminlere müjdele.. Saff suresi” şeklinde mesaj gönderen sanık ..., 11- Hava Harp Okulunda Astsubay olarak görev yapan, 15.07.2019 gecesi, ...’ün talimatı ile saat 23:00 sıralarında ikametinden çıkarak görev yeri olan Hava Harp Okuluna gelen, ..., ... ve ... isimli şahıslarla birlikte, ...’nin aracıyla Destek Grup Komutanlığına intikal eden, bir süre askeri VIP bölgesinde bekledikten sonra ...’ün emri ile Atatürk Havaalanından ele geçirilen Doblo marka araca binerek Smart Kulede emniyet güçlerince sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacıyla bu noktaya intikal eden, girişiminde başarılı olamadıklarında askeri VİP bölgesine dönen, yanındaki ... ile birlikte bölük komutanı ...’den mühimmat isteyen, Bölük komutanı ...’in askerlerin istihkakını vermeyeceğini bildirmesi üzerine ... ile birlikte silahhaneye girerek mühimmat kontrolü yapan, mühimmat kalmadığını görmeleri üzerine silahlarını teslim ederek sabaha kadar Destek Grup Komutanlığında bekleyen, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan ...’çe örgüt üyesi olarak teşhis edilerek astsubaylara verilen sohbetlere katıldığı, ilgilendiği şahıslar arasında bulunduğu belirtilen sanık ..., 12- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen rütbesiyle 1. Mekanize Piyade bölük komutanı olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Tugay Komutan Vekili ... ... ...’nin emriyle askerlerine atış eğitimi veren, saat 18.00 sıralarında Tabur komutanı olan ...’nun emri doğrultusunda ...’a darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, bu GZPT'lerden Havalimanını işgale gidecek dört tanesinin konvoy komutanı olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı önünde sanık ...’in emirleri doğrultusunda askerlere barikat kurdurarak, halkın ve araçların geçişinin engellenmesine dair emir verererek mühimmat dağıttıran, GZPT'yi havalimanı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, ... ve ...'un, havalimanında görevli Emniyet Müdürleri ve olay yerine gelen özel harekat polisleriyle yaptığı tartışmadan haberdar olmasına rağmen barikat kurma yönündeki emrinde ısrarcı olan, Askerlere halkı Havalimanından içeri sokmamaları, halk içeri girmeye kalkarsa ateş etmeleri, kendisi ateş edin demeden askerlerin ateş etmemeleri yönünde emir veren, vatandaşların protestosu ve askerlere darbe yaptıkları yönündeki ikazları üzerine askerlere ateş açma emri veren, ateş açmayan erlere kızan, girişimin başarılı olmayacağını anladığı anda GZPT ile havaalanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 13- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Tabur Komutanlığında üsteğmen rütbesiyle görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü Tabur Komutanı olan Yarbay ...’in öğleden önce bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılarak emir üzerine personel listesini hazırlayıp ...’e teslim eden, ...’ce kendisinden iki adet lastik tekerlekli araç ve bir de makam aracı hazırlaması emri verilen, akşam saatlerinde 3 adet HK-33 tüfek, 3 adet kompozit başlık ve 3 adet hücum yeleği hazırlayarak hazırladığı bu ekipmanlar ..., ... ve ... tarafından alınan, Atatürk Havalimanına üç aracın komutanı olarak Mercedes Unimog kamyonla giden, Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, ... ile uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla önce “A” kapısına ardından uçuş kontrol kulesine giden, Havalimanına geldikten sonra beraberinde bulunan askerlere havalimanına sivil girişlere izin vermemeleri, vatandaş ve araçları başka yöne yönlendirmelerini emreden, yalaşık 15-20 dakika bu şekilde yönlendirmeleri yaptıktan sonra Albay ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek kuleye çıkan, ...’un iki kişi istemesi üzerine ... ve ...’ı burada bırakarak kulenin girişine inen, bir kısım askerler ile olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayan, devamında Ana Giriş kapısına dönen, özel harekat polisleriyle tartışan ...’ce kendisine ‘hat düzeni’ne geçme emri verilen, bu emri astsubaylara ileterek emre uyulmasını isteyen, vatandaşların çoğalarak askerlere tepki göstermeye başladığını görünce ricat ederek kışlaya dönme kararı almak zorunda kalan, kışlaya döndükten sonra Atatürk Havaalanında kalan askerleri ile yaptığı telefon görüşmelerinde askerlerinin zor durumda olduğunu anlaması üzerine onlara olaylara karışmama ve mümkünse olay yerinden kaçmaları talimatını vererek araçtaki mühimmat ve silahlarını kışladaki odasına saklayan, devamında sivil kıyafetlerini giyerek Atatürk Havaalanına giden, ikinci defa havalimanına gittiğinde burada bulunan askerler ile iletişime geçemeyip teslim olan, Ağrı KOM Şube Müdürlüğü'nce ifadesi alınan eski Üsteğmen ... ...’ın ifadesinde kendisinin FETÖ silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Hava Harp Okulu'nda sınıf okulu eğitimi başladığı sırada daha önceden İzmir Menteş kampında tanıştığı FETÖ ile iltisaklı bir şahsın kendisini Ankara'da yine adını ve soyadını bilmediği FETÖ ile iltisaklı bir şahısla tanıştırdığını, bu şahsın da kendisini devreleri olan ... ve ... ile tanıştırdığını bu şahsın kendilerinden Ankara'da ev tutmalarını istediğini, kendisinin durumu olmadığı için ev tutamadığını ancak ... ve ...'nun ev tuttuğunu kendisinin de ara ara buraya gittiğini beyan ettiği, Tanık İsa Özaltay’ın ankesörlü telefonlardan ardışık arama ile ilgili ifadesinde kendisini teşhis ettiği ve sohbet grubunda olduğunu söylediği sanık ..., 14- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında üsteğmen olarak görev yapan, Tabur komutanı ...’ın kışla içerisinde bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılan, aldığı emir doğrultusunda darbe girişiminde kullanılacak 4 adet ZMA hazırlatarak bunların konvoy komutanlığını yapan, Tabur Komutanı ...’dan darbe girişimini kışlada öğrenerek ...’in emrine verilen, Atatürk Havalimanı önünde ...’in emirleri doğrultusunda havalimanına vatandaşların ve araçların geçişini engelleyen, 117088 plakalı ZMA ile birlikte kendi komutasındaki 117084 plakalı ZMA’yı VIP giriş kısmına konuşlandıran, 117080 plakalı ZMA'yı Ana Giriş kapısına, 117083 plakalı ZMA’yı “A” kapısına gitmekle görevlendiren, komutasında bulunan ZMA ile Smart Kuleyi işgale giden ...’a eskortluk yapan, vatandaşların gelmesiyle havaalanından çıkarak bir süre Florya yönünde hareket eden, yolunun vatandaşlar tarafından kapatıldığını görünce buradan dönüş yaparak E5 istikametine ilerlemek isterken ZMA’sı yol üzerinde kalan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile teslim alınan sanık ..., 15- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında teğmen rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde yıllık izinde olmasına rağmen tabur komutanı Yarbay ... tarafından göreve çağrılarak 15 Temmuz 2016 günü birliğe gelip göreve başlayan, öğleden sonra ...’in yaptığı toplantıya katılan, toplantıda aldığı emriler doğrultusunda astlarına emrindeki üç tankı dışarı çıkacak şekilde hazırlama talimatı vererek bunların hazırlanması aşamasında görev alan, komutanı olduğu tanka makineli tüfek monte ettiren, Tabur Komutanı ... tarafından kendisine verilen araç ve personel planlamasına ilişkin liste uyarınca personeli hazırlayan, saat 19:00 sıralarında kendisi ile birlikte darbe girişimine katılacak olan personelini garajlar bölgesinde toplayarak mühimmat aldıran, ...’in emri ile üç tank ile birlikte Atatürk Havaalanına intikal eden, saat 01:52 ile 01:53 arasında B Giriş kapısında tankını konuşlandıran, komutanı olduğu 117720 plakalı tankı Ana Giriş kapısından içeri sokarak namlusunu devlet konukevine doğru çevirten, vatandaşların darbe girişimini öğrenmesi ve askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’e telsizden çağrı yaparak defalarca ateş izni isteyen, kendi tüfeği ile vatandaşları dağıtmak için havaya ateş eden, ...’in geri dönüş emri sonrasında bulunduğu tankın şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçması nedeni ile tankı hareket ettiremeyerek bölgede kalan, Tank şoförlüğüne ...’in geçmesi üzerine kışlaya dönmek üzere yola koyulan ancak kışlaya ulaşamadan polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alınan, Tanık ...’nin ifadesinde “... benim harp okulunda devre arkadaşım, yaklaşık 2 yılda birlikte aynı koğuşta kaldık. FETÖ terör örgütü üyeliği ile ilgili benim bilgim yok ama harp okulunda görüştüğümüz sırada zırhlı birlikler okulundayken birlikte ... ve İlker ... ile ev tuttuğunu söylemişti. ... ile biz harp okulundayken hafta sonları program yapmak, görüşme yapmak amacıyla Batı Kente esnaf evine gidiyorduk, O'nu oradan biliyorum. ... da onlarla birlikte aynı evde kalmış...” şeklinde beyanda bulunduğu sanık ..., 16- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü darbe girişimine katılacak askerlerin çıkış yapacağı sırada devriye görevini ifa etmekte iken bölük komutanı ...’in emri ile bu görevini bırakarak içtima alanına intikal eden, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Atatürk Havalimanına gidecek olan 117083 plaka sayılı ZMA’nın komutanı olarak görevlendirilen, komutasındaki ZMA, açık tenteli kasalı Land ve 2 adet polis motosikleti eşliğinde A kapısına intikal eden, orada askerlerine mühimmat dağıtarak kendi talimatı olmadan kimsenin silahlarının kurma kolunu çekmemesini emreden, çevrede tertibat aldıran, görevli polis memurlarının geri çekilme hareketini bildirmesine rağmen emir gelmeden ayrılmayacağını söyleyen, bir süre bekledikten sonra yanlarına gelen ...’in emri ile kuleyi işgale giden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayıp B kapısına gelen, buradan çıkışa yöneldiğinde önü vatandaşlar tarafından kesilen, kendi komutasında ve ... yönetimindeki ZMA’yı sağa sola manevralar yaparak uzaklaşmaya çalışan ancak havalimalanı çıkışında yakalanan sanık ..., 17- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Bölük komutanı ...’nun emri ile hareket ederek 117510 plakalı Mercedes Ünimog marka askeri kamyonla Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikalden sonra kontrol kulesine giderek kuleye çıkan, burada ...’un güvenliğini sağlayan, ... kulenin kontrolünü ...’a bıraktıktan ve darbe girişimi açık bir şekilde anlaşıldıktan sonra dahi görev yerini terk etmeyerek verilen emirleri yerine getiren, polis özel harekat birimlerinin kuleyi darbeci askerlerden kurtarmak için operasyon başlattığı sırada kapıya gelen polis ekiplerinin teslim olun çağrılarına rağmen teslim olmayan, ... ve ... ile birlikte polis ekiplerine direnmeye çalışan, polis ekipleri kulenin kapısını açıp sanık ...’i yakaladıklarında direnmeye devam eden ancak operasyon sonucunda yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 18- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 117088 plaka sayılı ZMA’ya komutanlık yaparak Atatürk Havalimanına intikal eden, Bölük Komutanı ...’in emri ile A giriş kapısına giderek ZMA’yı girişi kapatacak şekilde konumlandıran, araç ve yaya girişini engelleyerek trafik kontrolü yapan, Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile kendisinin araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırılan, askerleri havalimanından çıkışların serbest olduğuna, ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir vererek konumlandıran, polis ekipleri ve vatandaşlardan darbe girişimini öğrenmelerine rağmen kuleye gitmeye çalışan ... için eskort görevi yapan, aracının bir süre sonra arızalanarak durması üzerine vatandaşların arasında kalan, olay yerine gelen polis ekipleri ile iletişime geçerek parmağı kırılan Uzman Çavuş ...’ı polislere teslim eden, vatandaşları dağıtmak amacıyla HK-33 tüfek ile havaya ateş eden, bir süre sonra ZMA’nın içerisinde bulunanlar ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 19 – 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117510 plakalı Mercedes Unimog kamyona şoför olarak binerek havalimanına intikal eden, ...’un emri altında Smart Kontrol Kule işgal edildiği sırada ... ile kule önünde güvenlik tedbiri aldıran, giriş kısmındaki güvenlik görevlilerinin bilgisayar ve cep telefonlarından darbe girişimini öğrenmesine ve kendi cep telefonundan 1. Ordu Komutanının açıklamalarını okumasına rağmen ...’nun emri üzerine ...’un yanında takviye olarak kalan, sürücülüğünü yapan, araç ile yanında ... olduğu halde Smart Kontrol Kule’de sıkışan ... ve ekibini kurtarmak amacı ile gittikleri sırada önleri vatandaşlar tarafından kesilen, burada ...’un müşteki ...’in vurmasından sonra dahi eylemlerine devam eden, olaylar sırasında kullandığı Unimog ile aracın dikiz aynasından tutan ...’i vücudunda kemik kırığı meydana getirecek şekilde yaraladığı tespit edilen sanık ..., 20- 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü 117723 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emri doğrultusunda Havalimanı girişini vatandaş ve araç geçişini engelleyecek şekilde kapatan, darbe girişiminin öğrenilmesi neticesinde vatandaşın gelmesi üzerine ...’ın ateş etme talimatına uyarak havaya ateş açan, vatandaşın kararlı direnişi sonucunda geri dönüşe geçen ancak yaklaşık 500 metre sonra vatandaşlarca durdurularak, polisler tarafından tank içerisinden çıkartılarak teslim alınan sanık ..., 21- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle Zırhlı Araç Şoförü olarak görev yapan, olay günü ...’ın yaptığı içtimaya katılan, 15.07.2016 günü 117084 plakalı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, Havalimanında önce vatandaş ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tedbir aldıran ve ardından VIP bölgesine intikal eden, vatandaşların ve emniyet güçlerinin uyarılarına rağmen ...’un Smart Kule’de sıkışan askerlere yardım etmek için intikal ettiği sırada ekibe eskortluk yapan sanık ..., 22- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’ın emri ile bölüğündeki erleri 1. Bölüğün emrine vererek Uzman Çavuş ... ile ...’in komutasına giren, ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, ZMA'yı Havalimanı A giriş kapısı önünde konumlandırarak girişleri engelleyecek şekilde bekleyen, askerlere havalimanından çıkışların serbest olduğuna ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir veren, bu sırada gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse de havalimanına gelerek tepki gösteren vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, içinde bulunduğu aracın vatandaşların arasında kalmasıyla geri dönerek ters istikamette ilerleyen, burada da vatandaşlarla karşılaşınca yön değiştirerek çıkışa doğru ilerlemeye çalışan, olaylar sırasında darbe girişimini engellemeye çalışan vatandaşlardan ...’ı dipçikle vurmak sureti ile yaralayan, bulunduğu aracının arızalanması üzerine beraberindekiler ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 23- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesinde yazıcı olarak görev yapan, takım komutanı Gökhan Başar’ın emri doğrultusunda 117723 plaka sayılı tankın komutanı olarak görevlendirilen, kışladan çıkarak Atatürk Havaalanına intikal eden, aracı ...’in emri ile A giriş kapısı civarında vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyecek şekilde konumlandırarak beklemeye başlayan, telsizden ...'in TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşların tepki göstermesi üzerine ... ve ...’ın emri üzerine vatandaşları dağıtmak için piyade tüfeği ile havaya ateş açan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 24- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 117550 plaka sayılı Land marka jipe binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, bölük komutanı ...’nun emri ile kuleyi ele geçirmek için giden ...’un bulunduğu araca eskortluk yaparak kuleye giden, ... ve ekibi kuleyi işgal ettikleri sırada kule önünde ... ile tedbir alan, burada beklemekte oldukları sırada darbe girişimini öğrenen, ... ve ekibi kuleyi işgal edip dışarı çıktıktan sonra ... tarafından, ... ile birlikte Albay ...’un emrinde görevlendirilen, darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen yanına gelen Albay ...’un emri ile Mercedes marka askeri kamyona binerek Ana Girişe gelen, ... ve ... arasındaki diyalogdan sonra yeniden ...’un emri ile kamyona binip kuleye doğru hareket eden, bir süre sonra araçtan sanık ... ile birlikte güvenlik amiri ...’u yanlarına alarak kuleye intikal eden, vatandaşlar tarafından kamyonun önü kesilince ...’un ...’i silah ile yaralaması üzerine araçtan inerek vatandaşlar ile ...’u ayırmaya çalışan, bu noktanın ilerisinde bulunan özel harekat polislerinin yanına giderek teslim olup silahlarını polis ekiplerine teslim ettiği tespit edilen sanık ..., 25- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover jipin şoförlüğünü yaparak tam teçhizatlı olarak Atatürk Havalimanına intikal eden, bir süre havalimanı giriş kapısında bekleyen, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile polis eskortu ile uçuş kontrol kulesinin önüne gelen, ...’un ekibi ile birlikte kuleyi ele geçirmesi sırasında kule önünde bekleyerek ..., ... ve ... ile birlikte tedbir alıp ...’un güvenliğini sağlayan, beklemeleri sırasında darbe girişimi ile ilgili gelişmeleri öğrenen, bir süre sonra kuleden inen ...’nun emri ile hareket ederek yeniden Ana Giriş kapısına gelen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini istemesine rağmen içinde bulunduğu astsubaylarla kendisi de emri dinlemeyen ancak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, vatandaşların tepkilerinin artması ve havalimanına yaya birlik takviyesi çağrısının karşılık bulmaması üzerine ...’in ricat çağrısına uyarak Topkule Kışlasına geri gelen, ardından ... ile birlikte, sivil kıyafetini giyerek kendi özel aracı ile yeniden Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 26- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Asteğmen ... komutasındaki 117083 plaka sayılı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalanına intikal eden, ...’in emri ile iki polis motosikletinin eskortluğunda A giriş kapısına intikal eden, kendisine ... tarafından ...’in komutasına girdiği bildirilen, bir süre yanındakilerle birlikte çevre emniyeti alarak trafik kontrolü yapan, ...’nın emriyle silahına mühimmat dolduran, polislerin ikazından ve darbe girişiminin açıkça ortaya çıkmasından sonra yanlarına gelen ... komutasındaki ZMA ile birlikte kuleye intikal eden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayan, Atatürk Havalimanı terminal binası önünde vatandaşlar tarafından yollarının kesilmesi üzerine yakalanan sanık ..., 27- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ... komutasındaki 117723 plaka sayılı tankta nişancı olarak görev alıp Atatürk Havalimanına intikal eden, tankın konuşlandırılması sonrasında Ana Giriş kapısı bölgesinde tanktan inerek bu kapıda ...’in darbe girişimine ilişkin açıklamalarını duyan, Ana Giriş kapısı önünde vatandaşların tepki göstermelerine rağmen yolu kapatan, tepkilerin artması üzerine ricat ederek kışlaya dönmek üzere harekete geçen, vatandaşların tankın etrafını sarmaları üzerine hareket edemeyerek bir süre sonra durmak zorunda kalan, vatandaşlar tarafından tanktan çıkarılarak orada bulunan bir sivil araca bindirilip olay yerinden uzaklaştırılan, yoldan geçmekte olan polis ekiplerine teslim edilerek gözaltına alınan sanık ..., 28- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, emrindeki askerlere bölüğündeki ZMA’ların bakımını yaptıran, 15 Temmuz 2016 günü saat 21:00 sıralarında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ...’in emir ve komutasında 117084 plaka sayılı ZMA ile Topkule kışlasına buradan da konvoy halinde Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havaalanında ...’in emri ile VIP noktasına intikal ederek burada beklemeye başlayan, çevredeki tepki ve protestolardan darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmış olmasına rağmen yanlarına gelen ...’un emri ile içeride sıkışan ... ve diğerlerine yardım etmek için Smart Kuleye doğru yola çıkan ancak vatandaşların direnişi üzerine kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 29- Hava Harp Okulu Komutanlığında teğmen olarak görev yapan, ...’in emri ile Destek Grup Komutanlığındaki askerleri tam teçhizatlı ve silahlı olarak içtimaya toplayarak kendisi de içtimaya katılan, Albay... ve bazı askerlerin VIP girişinin önünde duraklayan araçların hareket etmeleri için ateş ettiklerini görmesine rağmen ...’in emri ile hareket etmeye devam ederek askeri otobüs ile Atatürk Havalimanı apron kısmına geçen, ... komutasında 40 kadar er ile birlikte pasaport kontrol noktalarına gelerek buranın işgal edilerek ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasının engellenmesinde görev alan, darbe girişimini protesto eden vatandaşlar ile tartışan, Albay ...’in emri ile Kontrol Kulesinde bulunan askerlere takviye olmak için 10 kadar asker ile buraya yönelen, Terminal binası içerisinde karşılaştığı polisler tarafından durdurularak binadan çıktığı taktirde vatandaşlar tarafından linç edilebileceği söylenerek geri çevrilen, 16.07.2016 tarihli olaylı yakalama tutanağında belirtildiği üzere ...’in direnme ve teslim olmama yönündeki emirlerine uyarak silahını en son teslim eden ekibin içerisinde yer alan sanık ..., 30- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15 temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’in emri ile ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı’nda ...’in emri ile bulunduğu ZMA’yı A giriş kapısını kapatacak şekilde konumlandıran, gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, vatandaşların tepkilerinin artmasıyla HK33 tüfeği ile havaya ateş eden, komutanlığını yaptığı araç vatandaşlar arasında kalınca aracında bulunan diğer askerler ile teslim olan sanık ..., 31- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra VIP bölgesinde kalan, ... ve beraberindeki kişilerin Atatürk Havalimanında ele geçirdikleri ve içerisinde patlayıcı madde olduğunu söyledikleri Doblo araç ile VIP noktasına intikal etmeleri üzerine araçtaki kutuların indirilmesine yardımcı olan, ...’ün emri ile Doblo marka araca binerek Atatürk Havalimanının Uçuş Kontrol Kulesindeki askerlere destek olmak amacıyla hareket eden ancak vatandaşlar ile karşılaşmaları nedeni ile kuleye ulaşamayan, yanındakiler ile bu noktada bulunan polis ekiplerinin yönlendirmeleri ile yeniden VIP bölgesine gelen sanık ..., 32- Eylemlerinin ayrıntılarına yukarıda yer verildiği şekilde Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, spor salonunda iken ve henüz bir yere gönderilmeden televizyon izlediği sırada köprülerin askerler tarafından kapatıldığını ve köprüde tankların bulunduğunu gören, 15.07.2016 günü ...’ün emri üzerine ... ile birlikte destek grup komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, 15.07.2016 günü darbe teşebbüsüne dair haberleri televizyonda izleyerek bu gelişmelerden bilgisi olduktan sonra ...’ün emri ile ... ve ... ile Harp Okulundan Destek Grup Komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ... ve Hava Harp Okulu’nda Sözleşmeli Er olan sanık ...; 33- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında Tank uzman çavuş rütbesi ile İdari işler görevlisi olarak görev yapan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ...’un ordunun yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, Havalimanında kamyondan inerek Land marka askeri jipe binip ...’nun emri ile bu araç ile birlikte önce A kapısına sonra havalimanı kontrol kulesine giden, kulenin bulunduğu binanın 5. katına çıkarak asansörlerin önünde ... ve 2 astsubay öğrenci ile ...’yu bekleyen ve devamında ... ile beraber aşağıya inen, Land jeepe binerek Topkule Kışlasına 23:30 sıralarında intikal eden, sivil kıyafetlerini giyerek ..., ..., ... ve ... ile evine döndüğü belirlenen sanık ..., 34 - Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ...’in 23.30 sıralarında Destek grup komutanlığı VIP bölgesindeki içtimasına katılan, ... ile Atatürk Havalimanındaki pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, vatandaşların tepkisine rağmen ...’in direnmeleri ve teslim olmamaları yönündeki emirlerini dinleyerek uzun süre teslim olmayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’un; a. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ... hakkında hava ve ulaşım araçlarını kaçırma ve alıkoyma, cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ...’e yönelik kasten yaralama, ... hakkında cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, ... ve hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden; Sanık ...’ın eylemlerini bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla ve bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle gerçekleştirdiği anlaşılmakla, ...’e yönelik eyleminin TCK’nın 82/1-h-i maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK’nın 81/1 maddesi uyarınca hüküm kurulması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar, müdafiilerinin, bir kısım katılanlar ve vekilleri ile THY vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, b. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler, sanıklar ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan beraatlerine dair hükümler ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım katılanlara yönelik nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye azmettirme ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair kararların incelenmesinde; aa. Ayrıntıları Dairemizin 2021/2123 E. - 2022/119 K. sayılı Kararında açıklandığı üzere, Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan, sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, ... Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan, araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez age. 440 syf; ..., Gazi şerhi, genel hükümler, 3. Baskı, s 493). Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır (..., age, s 499). Suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle, suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp, fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise, suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır (CGK, 23.11.1981 gün ve 214-385 sayılı kararı). Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir (CGK 20.01.2009 tarih, 1/232-2 sayılı kararı). Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1-Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış, 2-Manevi yardım ise; aa) Suç işlemeye teşvik etmek, bb) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı). Örgüt kurma suçu, çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK’nın 220/5. maddesinde; “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, ... Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200). Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nın 10.12.1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarih ve 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları), elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa, niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın madde 309'a yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (... İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (..., Suç Örgütleri, s. 332). ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Failin, fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK'nın 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan, suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak, her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği kabul edilmektedir. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa, Anayasanın 137/2 ve TCK'nın 24/3 maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Dairemizin 2017/1443-4758 sayılı kararı). Azmettirenin sorumluluğu, kanunda hazırlık hareketleri ayrıca suç olarak düzenlenmemişse, failin eyleminin en azından teşebbüs aşamasına ulaşmasına bağlıdır. Konusu suç teşkil eden emirle azmettirilenden garantörlük yükümlülüğünü yerine getirmemesi isteniyorsa, eylemin teşebbüs aşamasına ulaşması için yasaklayıcı normun ihlaline yönelen icrai bir hareketin gerçekleşmesi, failin de neticeyi önleme hukuki yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekmektedir. aaa. Sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay rütbesiyle görev yapan sanık ...’ın, saat 17:30 sıralarında evde iken bölük komutanı Üsteğmen ... tarafından bölüklerinde silah kaybolduğu ve bölüğe gelmesi gerektiğini belirten bir mesajın gelmesinin ardından ...’e “geliyorum” şeklinde mesaj yazdığı, devamında bölük komutanı ...’in bu kez gelmesine gerek kalmadığına dair bir mesaj yolladığı, saat 20:30 sıralarında ise bölük astsubayı piyade başçavuş ... tarafından cep telefonundan aranarak mesainin devam ettiği belirtilerek ivedi olarak birliğine çağrıldığı, saat 21:00’da bölüğüne geldiği, Bölük komutanının emri ile hücum yeleği ve kamuflajını giydiği fakat silahlıkta asker bulunmadığından silah almadığı, Bölük komutanı ile birlikte 117353 plaka sayılı GZPT’ye binerek Topkule Kışlasına geldiği, GZPT ile havalimanına intikal etttiği, Basın Ekspres Caddesi üzerinden havalimanına giderken Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğünde çalışan eşi tarafından arandığı, eşinin kendisine nerede olduklarını sorması üzerine havalimanına destek amaçlı gittiklerini söylediği, bunun üzerine eşinin “darbe yapılıyor hemen oradan ayrıl” demesi üzerine internetten gelişmeleri gördüğü, havalimanına intikal ettiğinde gelişmeleri ...’e bildirdiği, Havalimanı C kapısına geldiklerinde ...’in kendilerine halkın havalimanına girişinin engellenmesi hususunda emir verdiği, sanığın, kışlaya dönmelerini isteyen vatandaşları ... ile görüştürdüğü, görüşmenin ardından araçlara binerek geri döndükleri, dönüş sırasında sanıklardan ...’un önlerini keserek geri dönmelerini istemesi üzerine ...’in sanıktan sağa yanaşmasını istediği, ... ve ...’in savunmalarında, ...’ın kendilerine “eşi ile telefonda görüştüğünü, ortalığın karışık olduğu, darbe girişimi olduğundan bahsedildiğini, oradan ayrılması gerektiğini söylediğini” beyan ettikleri, ...’un yolu açması üzerine oradan uzaklaşarak 23:50’de Topkule Kışlasına giriş yaptıkları, Kışladan bölüklerine geçerek bölük komutanının emriyle araçtaki silah ve mühimmatları bir odaya koyarak kilitledikleri, daha sonrasında eşinin çalıştığı Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ile kışlada yaşanan hususlarla ilgili irtibat sağladığı, kendi isteği ile Baştabya Kışlası nizamiyesine gelen polislere saat 12:00‘da teslim olduğu belirlenmiş olup, Somut olay, sanığın aksi kanıtlanamayan savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, durumu diğer sanıklardan kısmen farklılık arzeden sanığın suç kastı da karar yerinde değerlendirilerek eyleminin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışmasız bırakılması, bbb. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, bölük komutanı ...’in emri ile havalimanına gidecek GZPT’lerin birinde araç komutanı olarak görevlendirilen, bulunduğu GZPT’yi Ana Giriş kapısında bekleten, emrindeki askerleri Ana Giriş kapısında bariyer oluşturtarak bekleten, vatandaşların ve emniyet güçlerinin mücadelesi sonucunda bölük komutanı ...‘in emri üzerine GZPT’ye binerek ricat eden ve kışlaya doğru harekete geçen, bir süre sonra vatandaşca bulunduğu GZPT’nin önü kesilen, bu sırada araçtan çıkarak vatandaşlarla konuşmaya çalışan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, kız arkadaşından gelen mesaj ve bu mesajdan sonra ... ile konuşması neticesinde darbe kalkışmasını öğrenmesine rağmen ...’in bekleyin talimatına uyarak bulunduğu yeri terk etmeyen, kendi beyanına göre de korkup telefonunu kapattığını söyleyen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında asteğmen olarak görev yapan, olay günü bölüğünde nöbetçi subay olarak görevli iken akşam saatlerinde içtima olduğunu haber alıp içtima alanına intikal eden, ...’ın sıkıyönetim ilan edildiğine ilişkin içtimasına katılan, Bölük komutanı ...’in emri ile içtima alanında bulunan 117080 plaka sayılı ZMA’ya araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, komutasındaki ZMA'yı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde ...’den aldığı emir doğrultusunda ...'in emrine girerek komutasındaki askerlere vatandaşların ve araçların geçişinin yasak olduğunu belirterek barikat kurduran, beklemeye devam ettikleri sırada polis ekipleri ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması ile geriye dönüş kararı alan, Baştabya kışlası nizamiyesine birkaç yüz metre kalana kadar yoluna devam edebilen, bu noktada darbe girişimini protesto eden vatandaşlar tarafından önleri kesilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, Komutanlıktan çıkış yapacak GZPT'lerden 117461 plakalı GZPT’ye araç komutanı olarak görevlendirilen, bölük komutanı ... komutasındaki GZPT'yi takip eden, ...’ın GZPT'si arıza yaptığında kendi aracının komutasını ...’a devrederek arızalı aracın yanında kalan, bir kısım tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere kışladan çıkmadan askerlerin telefonlarını toplayan, hakkında ardışık aramadan başlatılan soruşturmanın mevcut dava dosyası nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırıldığı belirlenen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkmak amacıyla yapılan içtimaya tam teçhizatlı ve silahlı olarak katılan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri jip ile Atatürk Havaalanına intikal ederek havaalanı Ana Girişinde araç ve vatandaşların geçişinin yasaklanması şeklindeki emre uyarak bir süre trafik yönlendirmesi yapan, ...’nun emri ile kontrol kulesine intikal ederek ... komutasında kontrol kulesine çıkan ekip içerisinde yer alan, kontrol kulesi giriş katında, yolcuların belirli bir salonda toplanması sırasında, TV’den darbe girişimi bildirisinin okunduğuna dair haberleri gören, devamında Ana Giriş kapısına dönerek burada ...’in özel harekat polisleriyle tartışmasına şahit olan, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye devam eden, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra astsubayların bulunduğu Landla hızlıca havalimanından ayrılıp kışlaya varış yapan, sivil kıyafetlerini giyerek evine dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde alarm verilmesi üzerine ...’ın içtima alanında sıkıyönetim ilan edildiğini bildiren konuşmasına katılan, içtimadan sonra Asteğmen ... komutasındaki 117080 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında araçtan inerek diğer askerler ile birlikte giriş kapısında vatandaşların ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tertibat alan, bir süre sonra darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’un emri ile ZMA’ya binerek kışlaya dönmek üzere Atatürk Havalimanından ayrılan, içerisinde bulunduğu ZMA Baştabya Kışlasının nizamiye girişine 500 metre mesafe kalmışken darbe girişimini protesto etmek için sokağa çıkan vatandaşlar tarafından durdurulan, bu noktadan sonra ilerleyemeyerek polis imdat hattını arayıp durumlarını bildiren, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, bu şekilde 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, ...’un, askerin yönetime el koyduğuna dair beyanını duyan ve askerler tarafından polislerin ve güvenlik güçlerinin görevlerinin gasp edilir şekilde engellenmesine şahit olan, Havalimanı emniyet müdür ve amirleri ile ... arasındaki tartışmadan haberdar olan, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla bulunduğu kamyona ... tarafından binilen, ... ile önce “A” kapısına, ardından uçuş kontrol kulesine giden, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşandığı belirlenen, devamında ...’in bulunduğu kapıya dönen, burada ...’in ‘hat düzeni’ne geçmelerine yönelik emirlerini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönem, yanındaki diğer sanıklarla birlikte özel araç ile kışladan ayrılarak ikametine giden sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ... komutasında kontrol kulesine gelen, burada ...’un güvenliğini sağlayan, içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayarak Ana Giriş kapısına dönen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini ilişkin emri dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte havalimanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 14.07.2016 günü tank taburunda nöbetçi astsubay olan, 15.07.2016 günü istirahatli olması gerekirken Tabur Komutanı ...‘in emri ile kışlada kalarak çalışmaya devam eden, ...’in emri ile toplamda 24 adet SABOT tank topu, 16.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı da alarak darbe girişimine katılacak olan birliklere dağıtan hemen ardından alarm verilmesi üzerine teçhizatını ve silahını alarak nizamiye bölgesine giden, ...’nun emri ile 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında ...’ nun emri ile bir süre Ana Giriş kapısında sivil araç ve vatandaş geçişlerini engellemek için trafik kontrolü yapan ekip içerisinde yer alan, bir süre sonra yine ...’nun emri ile ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek ...’un güvenliğini sağlayan, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşanan, devamında Ana Giriş kapısında gelen, burada ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, olay günü Tabur Komutanı ...’nun bölük komutanı ...’a verdiği emir neticesinde bölüğünde bulunan beş adet GZPT aracı dışarı çıkacak şekilde hazırlatan, alarm verilmesi üzerine tam teçhizatlı ve silahlı olarak 117461 plakalı GZPT’ye binerek Üsteğmen ...’ı takip eden, Atatürk Havalanına doğru ilerlemeye başladıklarında ...’ın bulunduğu GZPT’nin arıza yapması sonucunda araçlarını ...’a bırakarak arızalanan GZPT’nin yanında bölgede kalan, bakımcı olduğu için arızalanan GZPT’nin arızasını gidermeye çalışan ancak başarılı olamayarak Basın Ekspres yolu üzerinde araç ile kalan, askerlerini aşağıya indirerek dışarıda nöbet tutturan, bir süre sonra vatandaşların çevrelerini sarmaları üzerine GZPT aracın içerisine girerek beklemeye başlayan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, incelenen cep telefonunun “Kim çağırdı Dr civanım” isimli Whatsapp grubunda, aynı gün saat 21.11’de "Ordu yönetime el koydu arkadaşlar" saat 21.16’da “Durumlar sıkıntılı” şeklinde, 21.21’de “Zırhlı araçlarla dışarı çıkıyoruz”şeklinde mesajlar yazan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay rütbesiyle görev yapan, Kışlada alarm verildiğinde ...’nun emri ile güvenliği sağlamak üzere Topkule nizamiyesine gönderilen, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri araç ile diğer astsubaylarla Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile Land jipe binerek ... yönetimindeki askeri kamyonu takip edip Smart Kontrol Kulesinin ele geçirilmesi amacı ile önce A kapısına ardından kontrol kulesine intikal eden, burada ... ile birlikte kuleye çıkan yedi kişilik ekip içerisinde yer alan, ardından ...’in bulunduğu giriş kapısına intikal eden, ...’in emniyete alma şeklindeki emrine karşı çıkarak geldikleri araç ile kışlaya dönen, Kışlaya döndükten sonra ... isimli şahıs ile birlikte kendine ait motosiklet ile kışladan ayrılan sanık ..., 66. Mekanize Tugayı Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında kamyondan inip Land marka askeri jipe binerek ...’nun emri ile Smart Kontrol kulesine intikal eden, burada araçların başında kalarak kuleye çıkan ekibin güvenliğini sağlayan, ..., ... ve ... ile birlikte beklediği sırada yanlarına gelen özel güvenlik personelce kendilerine darbe girişimine ilişkin gelişmeler gösterilen, kuleye çıkan ... ve beraberindekilerin kuleden inmesinin ardından Land marka askeri jip ile Ana Giriş kapısına intikal eden, vatandaş ve polislerin tepkileri ile karşılaşınca ...’nun emri ile Land jipe binerek Topkule Kışlasına ricat eden, kışladaki olaylara katılmamakla birlikte sabaha kadar Topkule kışlasında kalarak sabah saatlerinde kışla içerisinde yaşanan çatışmanın ardından Astsubay...’in yönlendirmeleri ile polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü tankların bakımını yaparak hazırlık yapan, akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, tanklarına mühimmat alarak kendi üzerine zimmet yapan, 117724 plaka sayılı tank komutanı olarak 3 tank ile birlikte yola çıkarak havalimanına intikal eden, tabur komutanı ... tarafından son tankın Havalimanı B kapısında beklemesi ve havaalanına girişlerin yasak, çıkışların serbest olduğunun bildirilmesi nedeni ile B kapısı girişi kapanacak şekilde tankını konumlandıran, toplanan vatandaşlar tarafından “darbe mi yapıyorsunuz” şeklinde sorular sorulması üzerine rütbelerini sökerek kışlaya dönmeye karar veren, ...’ın atış serbest şeklindeki emrini vatandaşların daha fazla tepki göstereceğini düşünerek uygulamayan, yolda ilerlerken vatandaşlar tarafından önü kesilerek tankın içerisinden çıkartılan, sivil kıyafet giydirilerek polise teslim edilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117724 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emriyle tankı “B” kapısına konuşlandıran, Telsizden ...'in ‘TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşça gösterilen direniş sonucunda geri dönüşe başlayan, yaklaşık 500 metre ilerledikten sonra vatandaşlar tarafından araçlarla önleri kesilerek olay yerine gelen polisler tarafından tank içerisinden çıkartılıp teslim alınan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile araç sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Tabur komutanı ... tarafından yapılan içtimaya katılan, bölük komutanı ...’in emri doğrultusunda ...’un komutanlığını yaptığı 117080 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, bulunduğu ZMAyı Havaalanı Ana Giriş kapısında konuşlandırarak vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyerek beklemeye başlayan, vatandaşların ve polislerin tepki göstermesi üzerine yanındakiler ile birlikte ricat ederek yol üzerinde herhangi bir müdahale olmadan Baştabya kışlası önüne kadar gelen, bu noktada darbe girişimini protesto etmek için toplanan halk tarafından sürücülüğünü yaptığı aracın etrafı sarılan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak göz altına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü gün içerisinde bölüğünde bulunan askerlerin atış eğitimleri ile ilgilenen, Baştabya Kışlasında kaybolduğu iddia olunan silahın bulunmasına yönelik çalışmalara katılan, akşam saatlerinde bölük komutanı olan ...’in emri ile bölükten beş adet GZPT’nin kışla dışına çıkacak şekilde hazırlanmasında görev alan, kışladaki askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya tam teçhizatlı olarak katılıp 117367 plaka sayılı GZPT’ye komutan olarak binerek Atatürk Havalimanı B kapısına intikal eden, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde duran GZPT’den inerek bir süre araçların ve vatandaşların geçişlerini engelleyecek şekilde çevre tertibatı alarak bekleyen, erleri yola dizerek barikat oluşturtan, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların darbe girişimini protesto etmeye başlamaları üzerine ... tarafından ricat kararı alınarak birliklere dönme emri verilmesinin ardından komutasındaki askerleri GZPT’ye bindirerek kışlaya doğru harekete geçen, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önü kesilince durmak zorunda kalan, komutanları ile görüştükten sonra yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Taburu 1. Mekanize Piyade bölüğünde uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 tarihinde bölük komutanından aldığı izin dolayısı ile görev istirahatli olmasına rağmen akşam saatlerinde bölük komutanı ...’in emri ile kışlaya gelerek görevine başlayan, kışlaya geldikten sonra ...’in emirleri doğrultusunda kışla dışına çıkacak askerler için teçhizat temin ederek akabinde yapılan içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in emri ile 117369 plaka sayılı GZPT’ye araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına konvoyun 2. sırasındaki araç olarak intikal eden, Atatürk Havalimanında Ana Giriş kapısında GZPT’yi havalimanına Ana Girişleri kapatacak şekilde konuşlandırıp, ...’in emri ile askerlere mühimmat dağıtarak ve araçtan indirterek girişleri engellemek için barikat kurdurtan, ... ile ...’un Ana Girişte gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara ve sonradan tartışmakta oldukları polis ekiplerine sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğuna ilişkin bildirimi duyan, bir süre sonra vatandaşların darbe girişimine karşı askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’in ricat emrine uyarak GZPT'yi kışlaya doğru hareket ettiren, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önlerinin kesilmesiyle aracı durdurma emri vererek beraberindeki askerlerle silahlarını araçta bırakan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, taburda telsiz teknisyeni olarak görev yapması nedeniyle akşam saatlerinde tabur komutanı tarafından çağrılarak kışla dışına çıkılacağı için tabur komutanına ait jip ile tanklar arasındaki telsiz irtibatı kurması istenen, tabur komutanı ...’in makam aracı olan 117500 plakalı askeri jip ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanına intikalden sonra tabur komutanının talimatı ile araçta telsiz başında bir müddet kalan, bir müddet sonra ...’un polislere ve vatandaşlara hitaben “TSK yönetime el koymuştur evinize gidin” şeklindeki anonsu üzerine cep telefonunu açıp internetten bakarak durumu araştırdığını kabul eden, ... ve ... ‘un vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışmaya başlamaları üzerine olay yerine ... ile birlikte gelen astsubayların yanına gidip durumu öğrenmeye çalışan, ...’in ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’in havaya ateş etmesi, diğer askerlere ise ateş açma emri vermesi üzerine bu emri reddeden astsubaylar arasında yer alan, ... komutasındaki askeri jip ile Topkule Kışlasına intikal eden, Kışlaya geldikten sonra bir süre MEBS bölüğünde kalan, daha sonrasında ise Tank Taburunun kademe binasına giderek burada beklemeye başlayan, kışla içerisinde yanında bulunan Astsubay ... ile birlikte Topkule Nizamiyesine giderek polis ekiplerine teslim olduğu tespit edilen sanık ...; 66. Mekanize Piyade Tugayında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü nöbet görevine devam eden, akşam saatlerinde Albay ... SARI tarafından verilen alarm sonrasında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ... komutasındaki 117461 plakalı GZPT’ye binerek kışla dışına çıkan, içinde bulunduğu araca Basın Ekspres yolu üzerinde ... ve ... binen, bu aşamadan sonra Üsteğmen ...’ın komutasına giren, Tabur Komutanı ... tarafından ...’a TSK’nın yönetime el koyduğundan bahisle vatandaşların uyarılması, E-5 İstanbul yönünün trafiğe kapatılması, araçların yan yola yönlendirilmesi emri verilmesi üzerine Çobançeşme çevresinde yolu kapatarak trafiği yönlendiren, bir süre sonra polis ekipleri tarafından yollarının kesilmesi ile beraberindekiler ile GZPT’nin içerisine giren, bir süre GZPT’nin içerisinde bekleyen, devamında polis ekiplerince GZPT’den çıkarılarak gözaltına alınan, incelenen telefonunun SMS mesajları kısmında 15.07.2016 günü saat 22.12'de “Bitanem” olarak kayıtlı kişiden “savaş mı var ” şeklinde gönderilen mesaja, 23.22'de “Bakkal açıksa 2-3 günlük yiyecek un falan al acil bi şey sorma” şeklinde cevap veren sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler ile; Olay tarihinde 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile görev yapan, 117720 plakalı tankın nişancısı olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, havalimanında ...’in emirleri doğrultusunda havalimanı girişinde vatandaşların ve araçların geçişini engellemek için tertibat alan ancak tanktan inmeyen, ...’in TSK’nın yönetime el koyduğuna dair anonsuna ve vatandaşların tepkilerine rağmen olay yerinde yaklaşık 30 dakika süre kalan, vatandaşların tepkilerinin artması üzerine diğer sanıklarla beraber kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda ...’ın komutanlığını yaptığı 117665 plaka sayılı tanka şoför olarak görevlendirilen, 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan sanık ..., Olay tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda üç adet tankı dışarıya çıkacak şekilde hazırlayan, tankların üzerine MG3 makineli tüfek taktırararak telsizlerini ve yakıtlarını kontrol eden, Tank Tabur Komutanı ...’in tabur rütbelileri ile yaptığı toplantının ardından dışarı çıkılacağı haberini alması üzerine bölük komutanın emri ile kışla dışındaki personeli kışlaya çağıran, kendi bölüğünde bulunan ve Bayrampaşa Çevik Kuvvet’e gidecek olan tankların dışarı çıkması üzerine bölük komutanı ... tarafından ... ile birlikte görevlendirildiğini öğrenerek 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yapıp konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısını tank ile kapatarak beklemeye başlayan, bir süre sonra kendisine ve komutasındaki askerlere gelen telefonlar neticesinde darbe girişimini öğrenen, komutanı bulunduğu tank mürettebatına “emir komuta bende” şeklinde emir veren, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, saat 00:47de B kapısı bölgesinden geçerek havalimanından ayrılan sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan beraatlerine dair hükümlerin incelenmesinde; Dosya kapsamına göre; sanıkların mezkur eylemlerinin, kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmaması, neticenin/somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmasını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımaması, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmesi suretiyle ika edildiğinin kanıtlanamaması nedeniyle müsnet suç yönünden fail olarak sorumlu tutulamayacakları ancak, suçun icrasına başlanmasından sonra yönlerini belli ederek katılma iradesini ortaya koyacak nitelikteki eylemlerinin, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğundan, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddelerinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan cezalandırılmaları gerekirken, yazılı olduğu şekilde delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında düşülen yanılgı sonucu Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetlerine ve beraatlerine karar verilmesi, bb. ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlere ilişkin olarak yapılan incelemede, Sanıklar ..., ... ve ...’nin ...’in yaptığı içtimaya katıldıkları, içtimanın ardından araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başladıkları, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak aradıkları ve havalimanında görevli polislerin silahlarını aldıkları, Ayrıntıları yukarıda anlatıldığı üzere özel harekat polislerince kuleye yapılan operasyonu Smart kulede kalan ... ve ekibine yardım etmek üzere yola çıkan ekiplerden sanık ... komutasındaki pikap ve mavi minibüsün havalimanı hangar bölgesinde durduğu, sanığın havaya ateş açtığı, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın, ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı ...'ın olay yerinde yaşamını yitirdiği ve şehit olduğu anlaşılmıştır. Somut olay incelendiğinde sanıkların birlikte hareket ederek örgütsel faaliyet kapsamında eylemlerini gerçekleştirdiklerinin dosya kapsamında bulunan olay yeri görüntüleri, taraf beyanları ve adli raporlarla sabit olduğu gözetildiğinde, Sanıkların, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik eylemlerinden dolayı, TCK’nın 37.maddesi delaletiyle aynı kanunun 82/1-h, 3713 S.K. 5/1 ve TCK’nın 35. maddeleri uyarınca, maktül ...’a yönelik eylemlerinden dolayı TCK’nın 37. maddesi delaletiyle 82/1-h ve 3713 S.K 5/1. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, Müştekiler ... ve ...’e yönelik öldürmeye teşebbüs eylemlerinden dolayı, verilen hükümler yönünden aleyhe temyiz bulunmadığından sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına; cc. ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme suçu yönünden beraate, sanıklar ..., ... ve ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyete dair kararlara ilişkin, Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre hükümlerde yer alan ve hangi müştekilere yönelik hangi eylemleri nedeniyle atılı suçlardan hüküm kurulduğu belirtilmeden, sanık ... hakkında Atatürk Havalimanının apron bölgesinde bulunan tüm müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, diğer sanıklar yönünden ise aynı müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yeterli olmayan ve kişiselleştirilmeyen gerekçe ile beraat ve mahkumiyet kararları verilmek suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/2 maddelerine muhalefet edilmesi, c) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ... ile birlikte Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, görev ve sorumluluğunda olmadığı halde gelen araçların ve içlerinde bulunan havalimanı personeli ile yolcuların aramasını yapan, ... ile birlikte İstanbul Valiliği’nin işgal edilmesine takviye olmak amacı ile sahil yolundan intikal ettikleri sırada yakalanan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, içtimanın ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, silah doğrultmak sureti ile araçlardan zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, Havalimanında görevli polislerin silahlarını alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacı ile intikal eden, araç ile kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşın tepkisi ile karşılaşan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde birliklerine ait araç ile Yenikapı İDO iskelesinden darbe girişimine katılacak askeri öğrencileri Hava Harp Okulu’na getiren, soruşturma aşamasındaki beyanlarına göre kışlaya intikal ettiği sırada sosyal medyadan köprülerin askerler tarafından kapatıldığına dair haberleri gören, ... komutasında, havalimanında el konulan aracı ve aracın sürücüsü ...’nun ellerinin arkadan bağlı şekilde araçtan indirildiğini görmesine rağmen Doblo model araç ile kulede sıkıştırılan askerleri kurtarmak amacı ile intikal eden, vatandaşın direnişi sonucu birliğe dönmek zorunda kalan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, ...’in makam aracına binerek Atatürk Havaalanı apron kısmına intikal eden, burada yanında bulunan diğer askerler ile birlikte sanıklardan...’nın komutası altına giren, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer aldığı belirlenen, ...’ın emri ile ... ile birlikte bu aracı askeri VIP bölgesine götürmek üzere hareket eden, intikal halinde iken gördüğü ... ve beraberindeki birkaç askeri de araca alarak askeri VİP noktasına intikal eden, buradan ...’nın kullandığı otobüs ile bölüğüne gittiği anlaşılan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, olay günü helikopter pilotu olan ve darbe teşebbüsünde etkin rol alan kara pilot Üsteğmen ...’ı 5. Filoya götüren, burada ...’ın harbiye öğrencileri ile helikoptere binerek gittiklerine şahit olan, ...’in makam arabası ile Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra apron kısmında araçlar ve havalimanı personeli üzerinde yapılan aramalara bizzat katılan, Havalimanı güvenliğine ait olan ve yolculara ait ruhsatlı silahları uçaklara götürmekle görevli olan Doblo marka bir aracın durdurulması ve aranması olayında görev alan, bir süre sonra yanlarına gelen iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini, ...’ın emri üzerine ... ile birlikte alan, vatandaşların apron kısmına girmesi üzerine beraberindekiler ile transit marka bir minibüse binerek VIP bölgesine geri dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü sanık ... ile birlikte Yenikapı İDO iskelesine giderek buradan sekiz Hava Harp Okulu öğrencisini alıp Hava Harp Okuluna getiren, bu görevden sonra Astsubay ...’in emri ile araç tahsisten MAN marka askeri otobüsü alarak ...’in emri ile askerleri Destek Grup Komutanlığından askeri VIP bölgesine götüren, ... tarafından alınan içtimadan sonra askerlerin bir kısmı kendi kullandığı otobüse binen, otobüsü ...‘ın emri ile apron kısmında durdurarak askerleri aracından indirip otobüsü yolu kesecek şekilde konumlandırarak gelen araçların aranması için uygun ortam oluşturan, vatandaşların apron kısmına gelerek askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine otobüs ile askeri alana doğru hareket eden, bu hareket esnasında vatandaşlardan kaçmaya çalışan bazı Hava Harp Okulu personeli askeri de aracına alarak askeri bölgeye intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında ... isimli komutanının emri ile askeri minibüse şoför olarak binerek askerleri de götürerek Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ...’ın emri ile bir grup askeri kullandığı mavi renkli minibüse binerek kulede rehin kalan darbeci askerleri kurtarmak üzere bu noktaya doğru hareket eden, bu intikal sırasında araçların önü vatandaşlar tarafından kesilince kuleye gidemeyerek Atatürk Havaalanı iniş pistine yönelip bu pist üzerinden askeri VIP noktasına doğru hareket eden, darbe girişiminden haberdar olduktan sonra yanına gelen Binbaşı ...’ün emri ile hareket etmeye devam ederek bu sanığı istihkam bölüğüne götüren ve buradan aldıkları 10-15 adet G3 silah ve mühimmat ile birlikte VIP alanına geri gelen, Atatürk Havalimanına geri dönmek için asker aramaya başlayan sanık ...’çe kendisine aracı ile birlikte hangar kısmına gitmesi emredilen, bu emir doğrultusunda hareket ederek sabah saatlerine kadar hangar bölgesinde bekleyen devamında ise burada ayrılarak birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan ekip içerisinde yer alan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için toplanan vatandaşlar ile karşılaştığında ... ile birlikte apron kısmında gasp edilen doblo marka araca binmeye çalışan ancak aracın dolu olması nedeni ile binemeyen, polis memurlarının yardımı ile vatandaşlardan kurtulmayı başararak ...’nın kullandığı MAN marka otobüs ile askeri VIP bölgesine geri dönen, burada ...’çe kulede sıkışan darbecileri kurtarmak için asker toplandığına şahit olmasına rağmen ...’ün emri ile hareket eden, Destek Grup Komutanlığı Hizmet bölüğü silahhanesinden mühimmat getirilmesi ve bu mühimmatların askeri VIP de bulunan darbeci askerlere dağıtılmasında görev yapan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, Albay ...’in makam şoförü olan, olay günü görevi gereği çok erken saatlerden itibaren Albay ... ile birlikte mesai yaptığı belirlenen, mesai esnasında ...’in emri ile makam aracına 4-5 adet MP 5 marka silah ve bu silahlara ait mühimmat yükleyen, bu mühimmatları VIP bölgesindeki rütbelilere sanık ...’in emri ile veren, VIP bölgesinde bulunan ve darbeci askerleri taşıyan bir kargo uçağına mühimmat yüklenmesine yardım eden, yine ...’in emri ile sivil bir şahsı Hava Harp Okulu içerisine götüren, sonrasında bu şahsı albay kıyafeti giymesinden sonra şahsı yeniden VIP bölgesine getiren, bu kişinin irtibatları ve gittiği bölge itibari ile Hava Harp Okulunda görevli Albay ... olduğu anlaşılan, Albay... ve bazı rütbelilerin VIP kapısının önünde bulunan Havuzlu Kavşak tarafına doğru ateş ettiklerine şahit olan, ...’in makam aracı ile yanına binen sözleşmeli erler ile beraber Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, ...’nın emirleri doğrultusunda ... Hava Yollarına ait bazı otobüslerin ve havalimanı içerisinde görevli bazı araçların durdurularak aranması, içerisindeki vatandaşların yere yatırılarak aranması ve bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, ...’ın emri doğrultusunda iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini alan, Apron kısmına giren vatandaşların askerlere tepki göstermeleri üzerine beraberindekilerle kaçarak askeri VIP kısmına geri dönen, ...’ün Atatürk Havalimanına geri gitmek için asker toplamaya çalıştığına şahit olmasına rağmen ... ve beraberindeki astsubayı buradan alarak yeniden VIP bölgesine intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in makam aracına binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, apron kısmında bulunan araçları durdurmaya, içlerinden inen personelleri aramaya başlayan, uçuş yapacak yolcuların silahlarını uçaklara götürmekle görevli araç durdurularak şoförünü alıkoyan, şoförün başında bir süre nöbet tutan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için havalimanına gelen vatandaşların apron kısmına girmeye başlaması üzerine piyade tüfeği ile 5-6 el havaya ateş eden, akabinde ...’ın kullandığı araca binerek birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ... ‘nın kullandığı Man marka otobüs ile Atatürk Havalimanına intikal eden, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda apron kısmındaki araçların durdurulması, aranması, yolcuların bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, bir süre sonra yanlarına gelen polis ekibine silah doğrultarak bu polislerin silahlarının gasp edilmesinde aktif olarak yer alan, ... yönetimindeki pikap ve minibüsteki askerlerin vatandaşlara ateş ettiğini duymaları üzerine bu noktaya doğru harekete geçen, darbe teşebbüsünü protesto etmek amacıyla apron kısmına giren vatandaşların gelmesi ve darbe kalkışması konusunda sanıkları ikaz etmeleri üzerine ters yöne doğru kaçmaya başlayan, bu esnada havaya ateş ettiği kendi ikrarı ile sabit olan, bir araca binmeyi başararak askeri VIP bölgesine giden, komutanlarının emirlerine riayet etmeye devam ederek sabaha kadar nöbet tutan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ekibi kurtarmak amacı ile intikal eden, araçları kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşların gösterdiği tepki ve direniş üzerine askeri VIP bölgesine dönen sanıklar ... ve ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B) fakat Anayasanın 137/3, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/4 ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddeleri, TCK'nın 30. maddesi bağlamında birlikte değerlendirildiğinde, askeri bir hizmete ilişkin olmak kaydıyla mutlak itaat kuralı gereğince konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi halinde de hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata kurumunun olaysal olarak değerlendirilmesi ve şartları oluştuğunda uygulanması mümkündür. Bu açıklamalar ışığında sanıkların eylemlerinin değerlendirilmesinde; Sanıkların Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemini bilfiil icra ederek fiil üzerinde "müşterek hakimiyet" kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde 5237 sayılı TCK'nın 39/1 maddesi gereğince hüküm kurulması, d. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında, Smart Kuleyi işgal ederek uçakların iniş kalkışlarına engel olma görevlerine istinaden yalnızca orada çalışan personelce girilebilen kulenin konut olarak kabul edilip nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlalden, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurulduğu gözetilerek; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından ayrı ayrı dava açılmış ise de, sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde TCK'nın 309/1 maddesinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, Nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının ise unsurları itibarıyla oluşmadığı ve dolayısıyla ayrıca bu suçlardan ceza verilemeyeceği gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçe ile delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, e. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekiler yönünden cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise; Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, ikame edilip tartışılan delillere göre sanıklar hakkında genel geçer kabullere dayanılmak suretiyle, hürriyeti tahdit suçunun hangi eylemleri nedeniyle hangi müştekilere karşı gerçekleştiği belirtilmeksizin dosya kapsamı ile uyumlu olmayan, yetersiz gerekçelerle hüküm kurulmak suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/1 maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar, müdafileri, T.C. ... vekili, TBMM vekili ve katılanlar ile müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tutuklu sanıkların bozma nedenine ve mevcut delil durumuna nazaran tutukluluk hallerinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2016/16422 E., 2019/1257 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
4. Hukuk Dairesi         2016/16422 E.  ,  2019/1257 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalılar ...... AŞ ve ... aleyhine 28/09/2015 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 19/07/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Davacılar vekili, davacıların......'in eşi ve çocukları olduğunu, ...... 30/03/2015 gün 01-06-07-08-10-14/04/2015 tarihli sayılarında ......'ün,......'in de içinde olduğu bir grup tarafından zehirlendiğine ilişkin yayınlar yapıldığını, yayınlarda bahsi geçen iddiaların gerçekliği meçhul ve kaynağı belli olmayan mektuplara dayandırıldığına, yazılanların davalıların dayanaksız sözleri ve savlarından ibaret olduğunu, bu şekilde davacıların eşi ve babası merhum......'in manevi şahsiyetine ve hatırasına hakaret edildiğini, hukuka aykırı, gerçek dışı ve tamamen kurmaca yayınlarla davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek oluşan manevi zararın tazminini, talep etmiştir. Mahkemece, müteveffanın toplum tarafından tanımış, siyasi bir kişilik olarak bazı faliyetlerinin yer aldığı, bu yazı dizisinin toplumun yakın tarihte meydana gelen olaylarla ilgili aydınlatmalara yönelik olup, görünen gerçekliğe uygun olduğu, anlatılan olayların belgelere dayandırıldığı, yakın siyasi tarihteki olayların sebeplerinin aydınlatılmasında kamu yararının bulunduğu, Basın Kanunu'nun 3. maddesinde de açıklandığı üzere; basın hürriyeti kapsamında kaldığı, tüm bunlara göre davaya konu yazıların içerik itibariyle davacılar yönünden manevi tazminatı gerektirici şartlar bulunmadığından, davanın reddine karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine, basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. AİHM 22 ...... 2013 tarihli 48876/08 başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 başvuru no'lu ve 16354/06 başvuru no'lu kararlarında da tekrar etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının davacılara yükletilmesine 07/03/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY YAZISI Dava, basın ve yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Davacılar vekili, davacıların murisleri......'in eşi ve çocukları olduğunu, ...... 30/03/2015 gün 01-06-07-08-10 ve 14/04/2015 tarihli yayınlarında ......'ün,......'in de içinde olduğu bir grup tarafından zehirlendiğine ilişkin yayınlar yapıldığını, yayınlarda bahsi geçen iddiaların gerçekliği meçhul ve kaynağı belli olmayan mektuplara dayandırıldığını, yazılanların davalıların dayanaksız sözleri ve savlarından ibaret olduğunu, bu şekilde davacıların eşi ve babası merhum......'in manevi şahsiyetine ve hatırasına hakaret edildiğini, hukuka aykırı, gerçek dışı ve tamamen kurmaca yayınlarla müvekkillerinin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek, oluşan manevi zararlarının tazminini, talep etmiştir. Davalılar vekili cevabında; doğrudan kişilik haklarını ihlal edici içeriğin bulunmadığını, haber ve yorum niteliğinde olduğunu, kaynağının gösterildiğini, geçmiş tarihteki güncel olaylardan bahsedildiğini, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, müteveffanın toplum tarafından tanımış, siyasi bir kişilik olarak bazı faliyetlerinin yer aldığı bu yazı dizisinin, toplumun yakın tarihte meydana gelen olayları aydınlatmaya yönelik olup, yayınların görünür gerçekliğe uygun olduğu, anlatılan olayların belgelere dayandırıldığı, yakın siyasi tarihteki olayların sebeplerinin aydınlatılmasında kamu yararının bulunduğu, Basın Kanunu'nun 3. maddesinde de açıklandığı üzere; basın hürriyeti kapsamında kaldığı, tüm bunlara göre davaya konu yazıların içerik itibariyle davacılar yönünden manevi tazminatı gerektirici şartlar bulunmadığından, davanın reddine karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesini gerektirmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dizi şeklinde yapılan dava konusu yayınlarda, Atatürk'ün ölümünün, davacıların murisinin de içinde bulunduğu gruptaki kişiler tarafından tezgahlandığı ve gerçekleştirildiği şeklinde kesin yargı içeren haberler yapılmıştır. Atatürk’ün ölümü ile ilgili şüphelerin dile getirilmesi, buna ilişkin bilgi ve belgelerin yayımlanması basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilirse de, Kurtuluş savaşımızın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan, Türk Milletinin kalbinde özel bir yeri bulunan Atatürk’ün ölümünün, gerçekte davacıların murisinin de karıştığı ve içinde bulunduğu bazı kimseler tarafından zehirlenmek suretiyle gerçekleştirildiği şeklinde olgu isnadı biçiminde kesin yargı içeren yayınların, basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır. Ayrıca, davalı yanca yayında görüntüsü verilen belgeler dosyaya sunulmamış, getirtilebilebileceği yerler konusunda da bilgi verilmemiştir. Bu haliyle, yapılan yayınlar hukuka aykırı olup davacıların manevi tazminat isteme hakkı doğduğu kanaatinde olduğumdan, uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği düşüncesi ile davanın reddine ilişkin kararı onayan sayın çoğunluğun bu görüş ve kararına katılmıyorum.07/03/2019 KARŞI OY YAZISI Dava basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olaya gelince; davaya konu yayınlar birbirini takip eden kısa aralıklarla yapılmış olup, her bir yayında geçen ifadeler maddi temeli olmayan, görünür gerçeklikle uyuşmayan, toplumsal ilgi ve güncelliği bulunmayan, kamuoyunu bilgilendirme amacı taşımayan özle biçim arasında denge gözetilmeden sarfedilen beyan ve isnatları içermektedir. Haberin verilmesinde kamu yararı da bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle, davaya konu yayın basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Davacıların kişilik haklarına saldırı gerçekleşmiştir. Uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, mahkemece talebin reddi doğru olmamıştır. Bu nedenle çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.07/03/2019
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
sayfasında yer alan sanığın davaya konu "çocuklarımıza sahip çıkalım" başlıklı köşe yazısı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, Anayasamızın 2, 13, 14, 24. maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve toplum yapısını oluşturan tüm değerlerinin temel taşı olan laiklik ilkesinin hedef alındığı, sarsıcı, rahatsız edici ve incitici ve hatta meydan okuyucu üslup taşıdığında kuşku
Ceza Genel Kurulu 2004/8-130 E., 2004/206 K. Ceza Genel Kurulu 2004/8-130 E., 2004/206 K. - HALKI DİN FARKLILIĞI GÖZETEREK AÇIKÇA KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMEK- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 312 ] "İçtihat Metni" Halkı din farklılığı gözeterek açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan sanık Selahettin'in TCK.nun 312/2-son ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 6 Nolu DGM.since verilen 02.10.2002 gün ve 307-197 sayılı hüküm, sanık ve vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 16.12.2002 gün ve 183264 sayılı "onama" istekli tebliğnamesine dayalı olarak dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.3.2004 gün ve 357-2457 sayı ile; "Anayasamızın 2. maddesi "Türkiye Cumhuriyeti"nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirttikten sonra, 14. maddesinde; temel hak ve hürriyetlerin hiç birinin, millet bütünlüğünü bozmak ve laik Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla kullanılamayacağını hükme bağlamıştır. Ayrıca hiçbir uluslararası sözleşme, Demokratik devletleri kendilerini yıkmayı hedefleyen görüşlere hoşgörü göstermekle yükümlü kılmış değildir. Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti'nin özü ve iskeletidir. Bu ilke korunduğu sürece değişik din, mezhep ve düşünceye sahip toplum kesimleri barış içinde yanyana yaşayabilirler. Diğer bir deyişle laiklik, toplum barışının (kamu düzeni) ve ulusal birliğin vazgeçilemez koşuludur. Onun içindir ki, Anayasamızın 3. maddesi Cumhuriyetin laik niteliğinin değiştirilemeyeceğini, hatta bunun teklif dahi edilemeyeceğini belirtmektedir. Dava konusu yazı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanık, yakın tarihimizde dinsizliğin revaçta olduğu bir dönemin yaşandığını, bu dönemde dindarlara manevi işkenceler yapıldığını, çocuk ve gençlerin Kur'an okumalarının engellendiğini, Allah diyenlere hakaretler edildiğini, hatta Kur'anı Müslümanların elinden nasıl alırız planlarının bile yapıldığını, aynı zihniyetin bugün de 8 yıllık temel eğitimi millete dayatmak, imam hatip okullarının sayısını azaltmak ve Kur'an kurslarında 12 yaşından küçük çocukların okumasını engellemek suretiyle faaliyetini sürdürmekte olduğunu, İslam'a karşı ittifak yapan bu fesat ve dinsizlik komiteleri ile onları destekleyenlerin "küfür ehli" bulunduğunu, istikbalin yalnız ve yalnız İslamiyetin olacağını belirtmek suretiyle, dini esaslara dayalı bir devlet düzeni istek ve özlemi içinde olduğunu açığa vurmaktadır. Bunun yanında, sanık düşlediği özlemin gerçekleşmesi için en büyük engel olarak gördüğü Cumhuriyetin laik niteliğine saldırarak onu zayıflatmayı hedeflemekte ve hedefine ulaşmak maksadıyla da laik Cumhuriyetin temelini oluşturan devrim ve tasarrufları dinsizlik sayarak kötülemekle kalmayıp, bunları savunan ve destekleyenleri İslami söylemde tanrının varlığını ve birliğini toptan inkar eden anlamında kullanılan "küfür ehli" diye niteleyerek onlara karşı toplumun diğer kesimini inanç ayrılığı temeline dayalı olarak kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmektedir. Mahkemenin sanığın bu eylemini TCK.nun 4744 sayılı Yasa ile değişik 312/2. fıkrası kapsamında değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Çünkü anılan maddede tanımlanan suç bir tehlike suçu olduğu gibi, oluşması için şiddet çağrısında bulunmak zorunluluğu aranmaz. Şiddet kullanma olasılığı yaratacak biçimde toplumsal barışın (kamu düzeni) bozulması tehlikesinin doğması yeterlidir. Sanık dava konusu yazı ile toplum barışının eksenini oluşturan Cumhuriyetin laik karakterini zayıflatıp yıkmayı hedeflediği cihetle, eylemi yeterince yakın şekilde kamu düzenini bozma tehlikesi yaratmaktadır. Farklı inanç ve düşüncelere hoşgörüsüzlüğün hüküm sürdüğü ülke ve toplumlarda yaşanan şiddet olayları, bu tehlikenin yeterince yakın (somut) olduğunun apaçık delilleridir." açıklamalarıyla, Daire Başkanı Sn. Z. Aslan ve üye N. Yılmaz'ın; "TCK.nun 312/2. maddesinde "Halkı, sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse(...) cezalandırılır" hükmünü içermektedir. Maddede düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu bir tehlike suçudur, ceza hukukunda tehlike olasılıktır. Bir zarar doğurmaya elverişli olmadıkça tehlike ceza hukuku konusu olmayacaktır. Esasen 4744 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle yasa maddesine "kamu düzeni için tehlikeli olabilecek" ibaresi eklenmiş ve bu değişiklikle maddenin "somut" tehlike suçu haline getirildiği gerekçede vurgulanmıştır. Bu itibarla suçun oluşabilmesi İçin yazı veya eylemin yakın ve somut tehlike içermesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ölçütlerine göre de düşünce açıklamaktan öte şiddete çağrı niteliğinde olması ve bu unsurlarla birlikte kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde halkı birbirine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eder biçimde olmalıdır. Bunun dışındaki eylemlerin düşünce açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir, Aksi halde Anayasa'nın hiçbir hükmü, Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz ilkesi gözardı edilmiş olacaktır. Sanık tarafından kaleme alınan yazıda özetle; Dinsizliğin revaçta olduğu yıllarda, dindarlara manevi işkenceler yapıldığı, çocuk ve gençlerin Kur'an okumalarının engellendiği, sekiz yıllık eğitimin dayatıldığı, imam hatip okullarının sayısının azaltıldığı, Kur'an kurslarında 12 yaşından küçük çocukların okumasının engellendiği, başörtüsünün hiçbir dayanağı olmadan kamusal alanda yasaklandığı, çocuk ve gençleri Kur'an ve İslam'dan uzaklaştırmak için çaba harcayanların rezil olacakları belirtilmiştir. Somut olay yukarda açıklanan bilgi ve açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanık tarafından kaleme alınan ve yukarıda bir bölümü aktarılan dava konusu yazı bir bütün olarak ele alındığında sanığın kendi dünya görüşü doğrultusunda, karşı görüşte olanlar hakkında bazı değerlendirmelerde bulunurken eleştiri sınırını zorlar şekilde belirli kişi yada kişilere matufiyeti kesin olarak saptanamayan hakaretamiz sözlere yer verilmiş ise de, bu açıklamalarda şiddet çağrısı bulunmayıp, somut ve yakın tehlikeden söz edilemeyeceği cihetle yazının halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrikinin söz konusu olmadığı, bu haliyle yersiz, haksız ve ağır eleştiri niteliğinde değerlendirilmesi gerekir. Dairemiz birçok kararında da tahrikin kamu güvenliğini ve düzenini tehlikeye düşürebilmesi ihtimali ölçüsünü esas almıştır. Yazının, zarar neticesini yaratmaya uygun olmamasına rağmen cezalandırılması, düşünceyi açıklama ve demokratik hakların sınırlandırılması sonucunu doğurur. Oysa, demokratik hukuk devletî evrensel ilkelerinin benimsenmesi halinde düşünce açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasının bireysel ve toplumsal öğeler arasında uzlaşmayı hedefleyen esaslara uygun şekilde yapılması gerekir. Açıklanan nedenlerle dava konusu yazıdaki ağır eleştiri niteliğindeki ibarelerde atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı" gerekçeleriyle hükmün bozulması yönündeki karşı oyları ile oyçokluğuyla onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.06.2004 gün ve 183264 sayı ile; TCK.nun 312/2. madde ve fıkrasında yapılan değişiklik ve bu bağlamda farklı kararlar ve görüşler dikkate alınarak, değişikliğin suçun yasal öğelerine yansımasının bir kez de Yüksek Genel Kurulumuz tarafından tartışılıp değerlendirilmesi ve kimi duraksamalar aşılarak istikrarlı bir uygulamaya yön ve yol verilmesi gereksinimi doğmuştur. TCK.312/2. maddesi" sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde hüküm taşımaktadır. SUÇUN YASAL UNSURLARI: A-MADDİ UNSUR : Sosyal sınıfı, ırk, din, mezhep, bölge farklılığının demokratik yapıda ilke ve farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürmek, değişik fikir kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamak yerine, sayılan farklılıklara esas alınan halkı düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı somut tehlikedir. B-MANEVİ UNSUR : Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek (şiddeti çağrıştıracak ve açık, yakın ve somut tehlikeyi içerecek) şekildeki yoğunlaşmış kasta yaklaşan öngörü ve irade ile işlenmelidir. Yasa gerekçesinde, çağdaş demokrasilerde katılımcı ve çoğulcu düşüncelerin, insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması ve koruma altına alınması için uluslararası belgelerle ve en son Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olarak adlandırılan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alındığı; Bu doğrultuda Anayasamızda 4709 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğe uygulama kabiliyeti kazandırmak için TCK.nun 312/2 maddesinde 4744 sayılı Yasa ile yeni çehresine kavuşturulmuş olup, suçun tehlike suçu olduğu, açık, yakın ve mevcut tehlikeyi içermesi gerektiği; Uygulamada bu kavramların açıklığa kavuşturulup tespitinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ölçütlerin de göz önüne alınarak, Yüksek Yargının yorum ve içtihatlarının toplumsal tehlikeyi önleme, eleştiri, ifade ve siyasal propaganda hürriyetlerini aynı zamanda sağlama amacına ulaşmanın sağlam ilke, çare ve uygulamaları olarak kabul ve ifade edilmiştir. Madde metni yeni ve belirleyici unsur olarak kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şeklideki tahriki esas almıştır. Suç tehlike suçu olup, bununla eleştiri, ifade ve siyasal propaganda hürriyetlerinin kullanımı ile kamu düzeni ve toplumsal bütünleşmeyi dengelemek ve korumak amaçlanmıştır. Tehlikelilik unsurunun yakın, açık, somut ve kamu düzenini bozmaya elverişli biçimde alenen düşmanca bir eyleme girişilmesi önerisini içermesi ve şiddet çağrısını yapacak kuvvet ve kudret de olması gerekmektedir. Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2003/30709 - 2004/3913, 2002/10521 - 10510, 2002/9667 - 10406 ve 2002/10893 -11068 sayılı kararlarında, kamu düzeni için tehlikelilik unsurunu "açık ve yakın tehlike olarak ifade edip, şiddeti çağrıştırıp, cebir ve şiddet uygulamasını öneren, hedef alan tahrik" şeklinde açıklamıştır. M Gazete'nin 11 Eylül 2001 tarihli sayısının 12. sayfasında yer alan sanığın davaya konu "çocuklarımıza sahip çıkalım" başlıklı köşe yazısı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, Anayasamızın 2, 13, 14, 24. maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve toplum yapısını oluşturan tüm değerlerinin temel taşı olan laiklik ilkesinin hedef alındığı, sarsıcı, rahatsız edici ve incitici ve hatta meydan okuyucu üslup taşıdığında kuşku yoktur. Yazıda; laiklik, dinsizlik olarak nitelendirilmekte, laik görüşe sahip olanlar ağır bir dil ile eleştirilmekte, hatta küfür ehli oldukları söylenmekte, İslam'ı ve Kur'anı yok etmek istedikleri, din eğitimini engelledikleri, kimi İslâm'ı kuralların uygulanmasını yasakladıkları, fesat yuvaları oldukları, ancak başarılı olamayacakları görüşü İleri sürülmektedir. Laiklik ilkesi, Yüksek Dairenin onama kararının gerekçesinde " Türkiye Cumhuriyetinin özü ve iskeletidir. Bu ilke korunduğu sürece değişik din, mezhep ve düşünceye sahip toplum kesimleri barış içinde yan yana yaşayabilirler. Diğer bir deyişle, laiklik toplum barışının (kamu düzeni) ve ulusal birliğin vazgeçilemez koşuludur. Onun içindir ki, Anayasamızın 4. maddesi, Cumhuriyetin laik niteliğinin değiştirilemeyeceğini, hatta bunun teklif dahi edilemeyeceğini belirtmektedir" şeklinde isabetle açıklamıştır. Gerçekten laiklik, Türk Ulusu'nun aydınlık geleceği, çağdaş ve uygar demokratik toplum olmanın ön ve temel koşuludur; Türk Devriminin de temelidir. Bu temel ne kadar sağlam tutulursa, uygarlık savaşı o kadar kısa sürede kazanılabilir; dolayısıyla huzur ve refaha kavuşulabilir. Önemli olan, laik demokratik Türk toplumunun huzur ve refahı, diğer dünya toplumları karşısında insanlık idealleri ve uygarlık yarışında geri kalmamak, hatta hepsini geçmektir. Laiklik, özü itibariyle din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin devlet işlerine karıştırılmamasıdır. Bu anlayışın en önemli sonucu devlet yapılanmasında Anayasa, kurumlar ve hukuk sisteminde dinsel normların etkili ve belirleyici olmamasıdır. Din ve vicdan özgürlüğü laikliğin diğer bir sonucudur. Laiklik, katı, donuk, dini doğmalara, bağnazlığa, yobazlığa, cehalete karşı devletin, yönetimin ve insanın özgürleştirilmesi hareketidir. Laiklik ilkesine göre, Devlet, dinlere ve inanç sahiplerine karşı tarafsız, nötr konumdadır. Bu, devletin negatif sorumluluğudur. Ancak devletin, dinler, mezhepler, sair inançlar arasında barışı sağlamak ve korumak, dinin devlet yönetimine müdahalesini önlemek görevi de vardır ki, bu da devletin pozitif görevidir. Demokrasi, bir anlamda şeriat düzeninin karşıtıdır. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesi, demokratik topluma yönelik tehlikenin varlığı, önem derecesi ve boyutu itibariyle bu ilkenin algılanması, yorumu ve uygulanmasında özde değişmeyen farklılıklar göstermektedir. Bu doğaldır da. Dinsel normların Devlet ve toplum yaşamına hakim olma düşüncesi ve pratiği, kimi toplumlarda ciddi ve yakın tehlike yaratmaktadır. Demokrasinin dayanma ve defetme gücü, tehlikenin vehametinde ölçüyü belirlemektedir. Bu bir anlamda ifade özgürlüğünün sınırını da çizmektedir. Türkiye, hatta dünya için demokrasi, yegane modeldir. Bu model içinde laiklik ilkesinin, tarihsel misyonuna, özüne uygun olarak korunması yaşamsal önem taşır. Böyle olmasına rağmen, kimi kişiler ve kümeler ve hatta kurumlar, türlü neden ve beklentilerle dinin dünyevi normlarını ve hedeflerini öne çıkarma gayreti içinde, her çeşit din mensupları ile felsefi görüşe koruma ve güvence sağlayan laikliği hedef almışlardır. Bu amaç doğrultusunda her yol ve yöntem denenerek yoğun etkinlik ve propaganda faaliyetlerinde bulunulmaktadır. Davaya konu yazıyı da, bu ortam ve kapsamda değerlendirmek doğru olur. Ancak Yargı, yazının TCK.nun 312. maddesinin 2. fıkrasındaki suç tipine uygun olup olmadığını, bu maddeyi ihlal edip etmediğini, yazının konusu, teması, mesajını dikkate alarak ceza hukuku ilkeleri ışığında incelemek ve sonuca varmak durumundadır. Bu tespitler karşısında somut olaya geldiğimizde: Sanık yazısında Cumhuriyetimizin temelini oluşturan devrim yasalarını dinsizlikle suçlayıp, dinsel bağnazlığın ve ortaçağ dogmatizminin karanlığını aydınlığa çeviren çağdaş, modern ve demokratik toplum ile ulusallaşmayı yaratıp yaşatmaya olan etkin rolünün yanında din, vicdan ve ibadet özgürlüğünü de güvence altına alan laiklik ilkesine, bu ilkeyi getirenlere ve savunanlara ağır, haksız ve incitici saldırılarda bulunduğu konusunda kuşku yok ise de, suçun maddi unsurunun değerlendirilmesinde yasa maddesinde yapılan değişiklik sonucu olarak dikkate alınması gereken, kamu düzeni için açık ve yakın tehlike ile şiddete çağrı ve önerisi mevcut bulunmadığı görüşüyle suçun yasal unsurlarının oluşmadığı düşünülmektedir. Nitekim, Yüksek 8.Ceza Dairesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, suçun yasal unsurlarının irdelenmesinde, açık ve yakın tehlikenin yanında şiddeti çağrıştırması gerektiği ifade edilip belirsizlik giderilmiş ve suçun yasal tipe uydurulmasında önemli bir adım atılmıştır." gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak Özel Dairenin 19.03.2004 tarih 357-2457 sayılı onama kararının kaldırılarak, sanığın mahkûmiyetine ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okunup, konu müzakere edilmiş, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından ikinci müzakerede açıklanan karara varılmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etmek suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu İle Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçun yasal unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Ancak, konu uyuşmazlığın çözümü vesilesi ile, TCY.nın 312. maddesi 2. fıkrasında düzenleme altına alınan suç türünün analizini yapıp, zorunlu unsurlarının ne olduğunu ortaya koyarak, süregelen yorum dağınıklığını gidermek ve Yargıtay C.Başsavcılığının talebi doğrultusunda "kimi duraksamaları aşarak istikrarlı bir uygulamaya yön ve yol vermek" isabetli olacaktır. Amaca sağlıklı bir biçimde ulaşabilmek için; öncelikle ifade hürriyetini ve bu hürriyetin kısıtlamalarını öngören uluslararası ve ulusal normları sıralamak, ardından TCY.nın 312/2. maddesinin tarihi değişimini sergileyip aldığı son şekli belirlemek, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5237 sayılı yeni TCY'daki yansımasını sergilemek, bilahare bahse konu suçun soyut kavramlarını oluşturan "kamu düzeni" ve "tehlikeli olma" unsurları ile ilgili öğretideki kimi görüşleri, kabullenilir ölçüler bağlamında açıklamak, bunu takiben TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun hangi koşullarda oluşabileceğini, Bu sıralamaya uygun olarak; ULUSLARARASİ VE ULUSAL DÜZENLEMELER Demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal barış ve düzenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, farklı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölgelere mensup insanların, güven ve barış içinde yaşayabilmeleri ile mümkündür. Bu nedenledir ki hukuk sistemleri kamu düzenini bozacak, düşmanlık veya kin duygusu oluşturacak tahriklere izin vermemiş, toplumun çeşitli katman, kesim ve grupları arasında, çatışmalara, kin ve düşmanlığa dönüşebilecek davranışları, ceza yaptırımına bağlamıştır. Bu nedenle TCY.nın 312. maddesindeki düzenlemelere benzer hükümlerin varlığı doğal karşılanmalıdır. Ancak bir hareketin ne zaman kin veya düşmanlığa tahrik, ne zaman bir hakkın savunması, ya da haksızlığın enerjik biçimde dile getirilmesi sayılacağı keyfiyeti düşünce/ifade hürriyeti ile doğrudan ilgili olduğundan, uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir değerlendirme ancak, düşünce hürriyetinin kapsam ve sınırlarının ulusal ve uluslararası normlar ışığında belirlenmesi ile mümkündür. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C Anayasa'sında da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin; 9.maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.", 10.maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiş, Anayasa'nın; 24.maddesinde din ve vicdan hürriyeti başlığı altında; "Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.", 25.maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. 26.maddesinde ise, İHAS'nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Görüldüğü gibi, Sözleşmenin 9. maddesinin 1. fıkrası ve Anayasa'nın 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti, Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrası ile Anayasa'nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir. Bu cümleden olarak uluslararası alanda; İHAS'nin; 9.maddesinin 2. fıkrasında; "Din veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeni, sağlığı veya ahlâkının, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda gerekli tedbirler olarak ve yasayla sınırlanabilir." 10.maddesinin 2. fıkrasında, "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." 17. maddesinde ise; "Bu sözleşme hükümlerinde hiçbir, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya bauda öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz" tarzında düzenlemeler yapılmış, Ulusal alanda ise Anayasa'nın; 2. Maddesinde; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." 4. Maddesinde; "Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. 13.Maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar. Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" 14.Maddesinde; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir." 26/2. Maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise; "Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa'nın 2, 4, 13, 14 ve 26/2. ile İHAS.nin 9/2, 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla Öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından "zorunlu" olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne göre; sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. "Kamu düzeni" genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı "değerler", (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır. (Prof. Dr. I.Özden Kabaoğlu; insan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde İfade Özgürlüğü sh. 111 ve 112) "Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörünün gerekleridir." (Prof. Dr. D. Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem,Yrd. Doç. Dr.O. Sancaktar, Türkiyenin insan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462) Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. TCY.nın 312.maddesinin 2. fıkrasında düzenlemeye tâbi tutulan suç da, bu kısıtlamalar bağlamında yasada yerini almıştır. TCY.NIN 312/2. MADDESİNİN TARİHİ GELİŞİM VE DEĞİŞİMİ Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu olarak da adlandırılan TCY.nın 312/2. maddesindeki suç düzenlemesi; Resmi Ceridede yayımlanan ilk metinde; ". halkı kanuna ademî itaate tahrik yahut cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti İçin tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse mahkûm olur." şeklinde iken, 9.7.1953 gün ve 6123 sayılı Yasa ile;"halkı kanuna itaatsizliğe veyahut cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse mahkûm olur. Yukarı ki fıkrada yazılı suçlan neşir yolu ile işleyenlere verilecek ceza bir misli arttırılır." biçiminde değiştirilmiş, 7.1.1981 gün ve 2370 sayılı Yasanın 13. maddesiyle; Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek şekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlan 311 nci maddenin ikinci fıkrasında sayılan vasıtalarla işleyenlere verilecek cezalar bir misli arttırılır." şeklinde yeni bir değişikliğe uğramış, 6.2.2002 gün ve 4744 sayılı Yasa ile de; Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar 311 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen araçlar veya şekillerle işlendiğinde verilecek cezalar bir katı oranında artırılır." biçiminde değiştirilmek suretiyle inceleme
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
sayfasında yer alan sanığın davaya konu "çocuklarımıza sahip çıkalım" başlıklı köşe yazısı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, Anayasamızın 2, 13, 14, 24. maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve toplum yapısını oluşturan tüm değerlerinin temel taşı olan laiklik ilkesinin hedef alındığı, sarsıcı, rahatsız edici ve incitici ve hatta meydan okuyucu üslup taşıdığında kuşku
Ceza Genel Kurulu 2004/8-130 E., 2004/206 K. Ceza Genel Kurulu 2004/8-130 E., 2004/206 K. - HALKI DİN FARKLILIĞI GÖZETEREK AÇIKÇA KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMEK- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 312 ] "İçtihat Metni" Halkı din farklılığı gözeterek açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan sanık Selahettin'in TCK.nun 312/2-son ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 6 Nolu DGM.since verilen 02.10.2002 gün ve 307-197 sayılı hüküm, sanık ve vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 16.12.2002 gün ve 183264 sayılı "onama" istekli tebliğnamesine dayalı olarak dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.3.2004 gün ve 357-2457 sayı ile; "Anayasamızın 2. maddesi "Türkiye Cumhuriyeti"nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirttikten sonra, 14. maddesinde; temel hak ve hürriyetlerin hiç birinin, millet bütünlüğünü bozmak ve laik Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla kullanılamayacağını hükme bağlamıştır. Ayrıca hiçbir uluslararası sözleşme, Demokratik devletleri kendilerini yıkmayı hedefleyen görüşlere hoşgörü göstermekle yükümlü kılmış değildir. Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti'nin özü ve iskeletidir. Bu ilke korunduğu sürece değişik din, mezhep ve düşünceye sahip toplum kesimleri barış içinde yanyana yaşayabilirler. Diğer bir deyişle laiklik, toplum barışının (kamu düzeni) ve ulusal birliğin vazgeçilemez koşuludur. Onun içindir ki, Anayasamızın 3. maddesi Cumhuriyetin laik niteliğinin değiştirilemeyeceğini, hatta bunun teklif dahi edilemeyeceğini belirtmektedir. Dava konusu yazı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanık, yakın tarihimizde dinsizliğin revaçta olduğu bir dönemin yaşandığını, bu dönemde dindarlara manevi işkenceler yapıldığını, çocuk ve gençlerin Kur'an okumalarının engellendiğini, Allah diyenlere hakaretler edildiğini, hatta Kur'anı Müslümanların elinden nasıl alırız planlarının bile yapıldığını, aynı zihniyetin bugün de 8 yıllık temel eğitimi millete dayatmak, imam hatip okullarının sayısını azaltmak ve Kur'an kurslarında 12 yaşından küçük çocukların okumasını engellemek suretiyle faaliyetini sürdürmekte olduğunu, İslam'a karşı ittifak yapan bu fesat ve dinsizlik komiteleri ile onları destekleyenlerin "küfür ehli" bulunduğunu, istikbalin yalnız ve yalnız İslamiyetin olacağını belirtmek suretiyle, dini esaslara dayalı bir devlet düzeni istek ve özlemi içinde olduğunu açığa vurmaktadır. Bunun yanında, sanık düşlediği özlemin gerçekleşmesi için en büyük engel olarak gördüğü Cumhuriyetin laik niteliğine saldırarak onu zayıflatmayı hedeflemekte ve hedefine ulaşmak maksadıyla da laik Cumhuriyetin temelini oluşturan devrim ve tasarrufları dinsizlik sayarak kötülemekle kalmayıp, bunları savunan ve destekleyenleri İslami söylemde tanrının varlığını ve birliğini toptan inkar eden anlamında kullanılan "küfür ehli" diye niteleyerek onlara karşı toplumun diğer kesimini inanç ayrılığı temeline dayalı olarak kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmektedir. Mahkemenin sanığın bu eylemini TCK.nun 4744 sayılı Yasa ile değişik 312/2. fıkrası kapsamında değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Çünkü anılan maddede tanımlanan suç bir tehlike suçu olduğu gibi, oluşması için şiddet çağrısında bulunmak zorunluluğu aranmaz. Şiddet kullanma olasılığı yaratacak biçimde toplumsal barışın (kamu düzeni) bozulması tehlikesinin doğması yeterlidir. Sanık dava konusu yazı ile toplum barışının eksenini oluşturan Cumhuriyetin laik karakterini zayıflatıp yıkmayı hedeflediği cihetle, eylemi yeterince yakın şekilde kamu düzenini bozma tehlikesi yaratmaktadır. Farklı inanç ve düşüncelere hoşgörüsüzlüğün hüküm sürdüğü ülke ve toplumlarda yaşanan şiddet olayları, bu tehlikenin yeterince yakın (somut) olduğunun apaçık delilleridir." açıklamalarıyla, Daire Başkanı Sn. Z. Aslan ve üye N. Yılmaz'ın; "TCK.nun 312/2. maddesinde "Halkı, sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse(...) cezalandırılır" hükmünü içermektedir. Maddede düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu bir tehlike suçudur, ceza hukukunda tehlike olasılıktır. Bir zarar doğurmaya elverişli olmadıkça tehlike ceza hukuku konusu olmayacaktır. Esasen 4744 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle yasa maddesine "kamu düzeni için tehlikeli olabilecek" ibaresi eklenmiş ve bu değişiklikle maddenin "somut" tehlike suçu haline getirildiği gerekçede vurgulanmıştır. Bu itibarla suçun oluşabilmesi İçin yazı veya eylemin yakın ve somut tehlike içermesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ölçütlerine göre de düşünce açıklamaktan öte şiddete çağrı niteliğinde olması ve bu unsurlarla birlikte kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde halkı birbirine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eder biçimde olmalıdır. Bunun dışındaki eylemlerin düşünce açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir, Aksi halde Anayasa'nın hiçbir hükmü, Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz ilkesi gözardı edilmiş olacaktır. Sanık tarafından kaleme alınan yazıda özetle; Dinsizliğin revaçta olduğu yıllarda, dindarlara manevi işkenceler yapıldığı, çocuk ve gençlerin Kur'an okumalarının engellendiği, sekiz yıllık eğitimin dayatıldığı, imam hatip okullarının sayısının azaltıldığı, Kur'an kurslarında 12 yaşından küçük çocukların okumasının engellendiği, başörtüsünün hiçbir dayanağı olmadan kamusal alanda yasaklandığı, çocuk ve gençleri Kur'an ve İslam'dan uzaklaştırmak için çaba harcayanların rezil olacakları belirtilmiştir. Somut olay yukarda açıklanan bilgi ve açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanık tarafından kaleme alınan ve yukarıda bir bölümü aktarılan dava konusu yazı bir bütün olarak ele alındığında sanığın kendi dünya görüşü doğrultusunda, karşı görüşte olanlar hakkında bazı değerlendirmelerde bulunurken eleştiri sınırını zorlar şekilde belirli kişi yada kişilere matufiyeti kesin olarak saptanamayan hakaretamiz sözlere yer verilmiş ise de, bu açıklamalarda şiddet çağrısı bulunmayıp, somut ve yakın tehlikeden söz edilemeyeceği cihetle yazının halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrikinin söz konusu olmadığı, bu haliyle yersiz, haksız ve ağır eleştiri niteliğinde değerlendirilmesi gerekir. Dairemiz birçok kararında da tahrikin kamu güvenliğini ve düzenini tehlikeye düşürebilmesi ihtimali ölçüsünü esas almıştır. Yazının, zarar neticesini yaratmaya uygun olmamasına rağmen cezalandırılması, düşünceyi açıklama ve demokratik hakların sınırlandırılması sonucunu doğurur. Oysa, demokratik hukuk devletî evrensel ilkelerinin benimsenmesi halinde düşünce açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasının bireysel ve toplumsal öğeler arasında uzlaşmayı hedefleyen esaslara uygun şekilde yapılması gerekir. Açıklanan nedenlerle dava konusu yazıdaki ağır eleştiri niteliğindeki ibarelerde atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı" gerekçeleriyle hükmün bozulması yönündeki karşı oyları ile oyçokluğuyla onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.06.2004 gün ve 183264 sayı ile; TCK.nun 312/2. madde ve fıkrasında yapılan değişiklik ve bu bağlamda farklı kararlar ve görüşler dikkate alınarak, değişikliğin suçun yasal öğelerine yansımasının bir kez de Yüksek Genel Kurulumuz tarafından tartışılıp değerlendirilmesi ve kimi duraksamalar aşılarak istikrarlı bir uygulamaya yön ve yol verilmesi gereksinimi doğmuştur. TCK.312/2. maddesi" sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde hüküm taşımaktadır. SUÇUN YASAL UNSURLARI: A-MADDİ UNSUR : Sosyal sınıfı, ırk, din, mezhep, bölge farklılığının demokratik yapıda ilke ve farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürmek, değişik fikir kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamak yerine, sayılan farklılıklara esas alınan halkı düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı somut tehlikedir. B-MANEVİ UNSUR : Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek (şiddeti çağrıştıracak ve açık, yakın ve somut tehlikeyi içerecek) şekildeki yoğunlaşmış kasta yaklaşan öngörü ve irade ile işlenmelidir. Yasa gerekçesinde, çağdaş demokrasilerde katılımcı ve çoğulcu düşüncelerin, insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması ve koruma altına alınması için uluslararası belgelerle ve en son Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olarak adlandırılan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alındığı; Bu doğrultuda Anayasamızda 4709 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğe uygulama kabiliyeti kazandırmak için TCK.nun 312/2 maddesinde 4744 sayılı Yasa ile yeni çehresine kavuşturulmuş olup, suçun tehlike suçu olduğu, açık, yakın ve mevcut tehlikeyi içermesi gerektiği; Uygulamada bu kavramların açıklığa kavuşturulup tespitinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ölçütlerin de göz önüne alınarak, Yüksek Yargının yorum ve içtihatlarının toplumsal tehlikeyi önleme, eleştiri, ifade ve siyasal propaganda hürriyetlerini aynı zamanda sağlama amacına ulaşmanın sağlam ilke, çare ve uygulamaları olarak kabul ve ifade edilmiştir. Madde metni yeni ve belirleyici unsur olarak kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şeklideki tahriki esas almıştır. Suç tehlike suçu olup, bununla eleştiri, ifade ve siyasal propaganda hürriyetlerinin kullanımı ile kamu düzeni ve toplumsal bütünleşmeyi dengelemek ve korumak amaçlanmıştır. Tehlikelilik unsurunun yakın, açık, somut ve kamu düzenini bozmaya elverişli biçimde alenen düşmanca bir eyleme girişilmesi önerisini içermesi ve şiddet çağrısını yapacak kuvvet ve kudret de olması gerekmektedir. Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2003/30709 - 2004/3913, 2002/10521 - 10510, 2002/9667 - 10406 ve 2002/10893 -11068 sayılı kararlarında, kamu düzeni için tehlikelilik unsurunu "açık ve yakın tehlike olarak ifade edip, şiddeti çağrıştırıp, cebir ve şiddet uygulamasını öneren, hedef alan tahrik" şeklinde açıklamıştır. M Gazete'nin 11 Eylül 2001 tarihli sayısının 12. sayfasında yer alan sanığın davaya konu "çocuklarımıza sahip çıkalım" başlıklı köşe yazısı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, Anayasamızın 2, 13, 14, 24. maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve toplum yapısını oluşturan tüm değerlerinin temel taşı olan laiklik ilkesinin hedef alındığı, sarsıcı, rahatsız edici ve incitici ve hatta meydan okuyucu üslup taşıdığında kuşku yoktur. Yazıda; laiklik, dinsizlik olarak nitelendirilmekte, laik görüşe sahip olanlar ağır bir dil ile eleştirilmekte, hatta küfür ehli oldukları söylenmekte, İslam'ı ve Kur'anı yok etmek istedikleri, din eğitimini engelledikleri, kimi İslâm'ı kuralların uygulanmasını yasakladıkları, fesat yuvaları oldukları, ancak başarılı olamayacakları görüşü İleri sürülmektedir. Laiklik ilkesi, Yüksek Dairenin onama kararının gerekçesinde " Türkiye Cumhuriyetinin özü ve iskeletidir. Bu ilke korunduğu sürece değişik din, mezhep ve düşünceye sahip toplum kesimleri barış içinde yan yana yaşayabilirler. Diğer bir deyişle, laiklik toplum barışının (kamu düzeni) ve ulusal birliğin vazgeçilemez koşuludur. Onun içindir ki, Anayasamızın 4. maddesi, Cumhuriyetin laik niteliğinin değiştirilemeyeceğini, hatta bunun teklif dahi edilemeyeceğini belirtmektedir" şeklinde isabetle açıklamıştır. Gerçekten laiklik, Türk Ulusu'nun aydınlık geleceği, çağdaş ve uygar demokratik toplum olmanın ön ve temel koşuludur; Türk Devriminin de temelidir. Bu temel ne kadar sağlam tutulursa, uygarlık savaşı o kadar kısa sürede kazanılabilir; dolayısıyla huzur ve refaha kavuşulabilir. Önemli olan, laik demokratik Türk toplumunun huzur ve refahı, diğer dünya toplumları karşısında insanlık idealleri ve uygarlık yarışında geri kalmamak, hatta hepsini geçmektir. Laiklik, özü itibariyle din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin devlet işlerine karıştırılmamasıdır. Bu anlayışın en önemli sonucu devlet yapılanmasında Anayasa, kurumlar ve hukuk sisteminde dinsel normların etkili ve belirleyici olmamasıdır. Din ve vicdan özgürlüğü laikliğin diğer bir sonucudur. Laiklik, katı, donuk, dini doğmalara, bağnazlığa, yobazlığa, cehalete karşı devletin, yönetimin ve insanın özgürleştirilmesi hareketidir. Laiklik ilkesine göre, Devlet, dinlere ve inanç sahiplerine karşı tarafsız, nötr konumdadır. Bu, devletin negatif sorumluluğudur. Ancak devletin, dinler, mezhepler, sair inançlar arasında barışı sağlamak ve korumak, dinin devlet yönetimine müdahalesini önlemek görevi de vardır ki, bu da devletin pozitif görevidir. Demokrasi, bir anlamda şeriat düzeninin karşıtıdır. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesi, demokratik topluma yönelik tehlikenin varlığı, önem derecesi ve boyutu itibariyle bu ilkenin algılanması, yorumu ve uygulanmasında özde değişmeyen farklılıklar göstermektedir. Bu doğaldır da. Dinsel normların Devlet ve toplum yaşamına hakim olma düşüncesi ve pratiği, kimi toplumlarda ciddi ve yakın tehlike yaratmaktadır. Demokrasinin dayanma ve defetme gücü, tehlikenin vehametinde ölçüyü belirlemektedir. Bu bir anlamda ifade özgürlüğünün sınırını da çizmektedir. Türkiye, hatta dünya için demokrasi, yegane modeldir. Bu model içinde laiklik ilkesinin, tarihsel misyonuna, özüne uygun olarak korunması yaşamsal önem taşır. Böyle olmasına rağmen, kimi kişiler ve kümeler ve hatta kurumlar, türlü neden ve beklentilerle dinin dünyevi normlarını ve hedeflerini öne çıkarma gayreti içinde, her çeşit din mensupları ile felsefi görüşe koruma ve güvence sağlayan laikliği hedef almışlardır. Bu amaç doğrultusunda her yol ve yöntem denenerek yoğun etkinlik ve propaganda faaliyetlerinde bulunulmaktadır. Davaya konu yazıyı da, bu ortam ve kapsamda değerlendirmek doğru olur. Ancak Yargı, yazının TCK.nun 312. maddesinin 2. fıkrasındaki suç tipine uygun olup olmadığını, bu maddeyi ihlal edip etmediğini, yazının konusu, teması, mesajını dikkate alarak ceza hukuku ilkeleri ışığında incelemek ve sonuca varmak durumundadır. Bu tespitler karşısında somut olaya geldiğimizde: Sanık yazısında Cumhuriyetimizin temelini oluşturan devrim yasalarını dinsizlikle suçlayıp, dinsel bağnazlığın ve ortaçağ dogmatizminin karanlığını aydınlığa çeviren çağdaş, modern ve demokratik toplum ile ulusallaşmayı yaratıp yaşatmaya olan etkin rolünün yanında din, vicdan ve ibadet özgürlüğünü de güvence altına alan laiklik ilkesine, bu ilkeyi getirenlere ve savunanlara ağır, haksız ve incitici saldırılarda bulunduğu konusunda kuşku yok ise de, suçun maddi unsurunun değerlendirilmesinde yasa maddesinde yapılan değişiklik sonucu olarak dikkate alınması gereken, kamu düzeni için açık ve yakın tehlike ile şiddete çağrı ve önerisi mevcut bulunmadığı görüşüyle suçun yasal unsurlarının oluşmadığı düşünülmektedir. Nitekim, Yüksek 8.Ceza Dairesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, suçun yasal unsurlarının irdelenmesinde, açık ve yakın tehlikenin yanında şiddeti çağrıştırması gerektiği ifade edilip belirsizlik giderilmiş ve suçun yasal tipe uydurulmasında önemli bir adım atılmıştır." gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak Özel Dairenin 19.03.2004 tarih 357-2457 sayılı onama kararının kaldırılarak, sanığın mahkûmiyetine ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okunup, konu müzakere edilmiş, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından ikinci müzakerede açıklanan karara varılmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etmek suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu İle Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçun yasal unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Ancak, konu uyuşmazlığın çözümü vesilesi ile, TCY.nın 312. maddesi 2. fıkrasında düzenleme altına alınan suç türünün analizini yapıp, zorunlu unsurlarının ne olduğunu ortaya koyarak, süregelen yorum dağınıklığını gidermek ve Yargıtay C.Başsavcılığının talebi doğrultusunda "kimi duraksamaları aşarak istikrarlı bir uygulamaya yön ve yol vermek" isabetli olacaktır. Amaca sağlıklı bir biçimde ulaşabilmek için; öncelikle ifade hürriyetini ve bu hürriyetin kısıtlamalarını öngören uluslararası ve ulusal normları sıralamak, ardından TCY.nın 312/2. maddesinin tarihi değişimini sergileyip aldığı son şekli belirlemek, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek 5237 sayılı yeni TCY'daki yansımasını sergilemek, bilahare bahse konu suçun soyut kavramlarını oluşturan "kamu düzeni" ve "tehlikeli olma" unsurları ile ilgili öğretideki kimi görüşleri, kabullenilir ölçüler bağlamında açıklamak, bunu takiben TCY.nın 312/2. maddesindeki suçun hangi koşullarda oluşabileceğini, Bu sıralamaya uygun olarak; ULUSLARARASİ VE ULUSAL DÜZENLEMELER Demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal barış ve düzenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, farklı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölgelere mensup insanların, güven ve barış içinde yaşayabilmeleri ile mümkündür. Bu nedenledir ki hukuk sistemleri kamu düzenini bozacak, düşmanlık veya kin duygusu oluşturacak tahriklere izin vermemiş, toplumun çeşitli katman, kesim ve grupları arasında, çatışmalara, kin ve düşmanlığa dönüşebilecek davranışları, ceza yaptırımına bağlamıştır. Bu nedenle TCY.nın 312. maddesindeki düzenlemelere benzer hükümlerin varlığı doğal karşılanmalıdır. Ancak bir hareketin ne zaman kin veya düşmanlığa tahrik, ne zaman bir hakkın savunması, ya da haksızlığın enerjik biçimde dile getirilmesi sayılacağı keyfiyeti düşünce/ifade hürriyeti ile doğrudan ilgili olduğundan, uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir değerlendirme ancak, düşünce hürriyetinin kapsam ve sınırlarının ulusal ve uluslararası normlar ışığında belirlenmesi ile mümkündür. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C Anayasa'sında da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin; 9.maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.", 10.maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiş, Anayasa'nın; 24.maddesinde din ve vicdan hürriyeti başlığı altında; "Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.", 25.maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. 26.maddesinde ise, İHAS'nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Görüldüğü gibi, Sözleşmenin 9. maddesinin 1. fıkrası ve Anayasa'nın 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti, Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrası ile Anayasa'nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir. Bu cümleden olarak uluslararası alanda; İHAS'nin; 9.maddesinin 2. fıkrasında; "Din veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeni, sağlığı veya ahlâkının, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda gerekli tedbirler olarak ve yasayla sınırlanabilir." 10.maddesinin 2. fıkrasında, "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." 17. maddesinde ise; "Bu sözleşme hükümlerinde hiçbir, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya bauda öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz" tarzında düzenlemeler yapılmış, Ulusal alanda ise Anayasa'nın; 2. Maddesinde; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." 4. Maddesinde; "Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. 13.Maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar. Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" 14.Maddesinde; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir." 26/2. Maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise; "Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa'nın 2, 4, 13, 14 ve 26/2. ile İHAS.nin 9/2, 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla Öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından "zorunlu" olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne göre; sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. "Kamu düzeni" genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı "değerler", (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır. (Prof. Dr. I.Özden Kabaoğlu; insan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde İfade Özgürlüğü sh. 111 ve 112) "Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörünün gerekleridir." (Prof. Dr. D. Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem,Yrd. Doç. Dr.O. Sancaktar, Türkiyenin insan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462) Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. TCY.nın 312.maddesinin 2. fıkrasında düzenlemeye tâbi tutulan suç da, bu kısıtlamalar bağlamında yasada yerini almıştır. TCY.NIN 312/2. MADDESİNİN TARİHİ GELİŞİM VE DEĞİŞİMİ Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu olarak da adlandırılan TCY.nın 312/2. maddesindeki suç düzenlemesi; Resmi Ceridede yayımlanan ilk metinde; ". halkı kanuna ademî itaate tahrik yahut cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti İçin tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse mahkûm olur." şeklinde iken, 9.7.1953 gün ve 6123 sayılı Yasa ile;"halkı kanuna itaatsizliğe veyahut cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyen kimse mahkûm olur. Yukarı ki fıkrada yazılı suçlan neşir yolu ile işleyenlere verilecek ceza bir misli arttırılır." biçiminde değiştirilmiş, 7.1.1981 gün ve 2370 sayılı Yasanın 13. maddesiyle; Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek şekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlan 311 nci maddenin ikinci fıkrasında sayılan vasıtalarla işleyenlere verilecek cezalar bir misli arttırılır." şeklinde yeni bir değişikliğe uğramış, 6.2.2002 gün ve 4744 sayılı Yasa ile de; Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar 311 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen araçlar veya şekillerle işlendiğinde verilecek cezalar bir katı oranında artırılır." biçiminde değiştirilmek suretiyle inceleme

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Din ve vicdan hürriyeti kapsamında "zorunlu" olan ders hangisidir?

A) Dinler Tarihi
B) Felsefe ve Mantık
C) Din kültürü ve ahlak öğretimi
D) Sosyoloji
E) İslam Hukuku

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol