1982 Anayasası 51. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 51 – (Değişik: 3/10/2001-4709/20 md.)
Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
(Mülga dördüncü fıkra: 7/5/2010-5982/5 md.)
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.
D. Sendikal faaliyet
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
290 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/6117 E., 2024/7982 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
em tesis edileceği hususunun Sendikaya tebliğ edildiğini, eksikliklerin mevzuatta belirtilen süre içerisinde giderilmediğini, işçi ve memur emeklilerinden oluşan kişilerin meydana getirdikleri ve sendika olarak adlandırdıkları oluşumların, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinden kaynağını alan ve 4688 sayılı Kanun ile 6356 sayılı Kanun'da öngörülen düzenlemelere
9. Hukuk Dairesi 2024/6117 E. , 2024/7982 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3957 E., 2024/290 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/161 E., 2023/819 K.
Taraflar arasındaki sendikanın kapatılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de; inceleme konusu dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde temyizde duruşmaya tâbi davalar arasında belirtilmediğinden duruşma isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiş olmakla; dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... "Tüm Emeklilerin-Sen" adı altında kuruluş müracaatında bulunulduğunu, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun (4688 sayılı Kanun) 2, 3 ve 6 ncı maddelerinde sendika kurucularının hâlen kamu görevlisi olarak çalışanlardan oluşması hükmüne yer verildiğini, ayrıca 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) 1, 2, 3 ve 4 üncü maddelerinde gerekli düzenlemeler yapıldığını ve 6 ncı maddesinde ise "Kuruculuk Şartları" başlığı altında "Fiil ehliyetine sahip ve fiilen çalışan gerçek veya tüzel kişiler sendika kurma hakkına sahiptir." hükmüne yer verildiğini, bu itibarla kuruluş müracaatındaki kanuna aykırılıkların ve eksikliklerin, ilgili kanunlarda öngörülen düzenlemelere uygun olacak şekilde giderilerek bir ay içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gönderilmek üzere Valiliğe bildirilmesi, aksi takdirde 4688 sayılı Kanun ve 6356 sayılı Kanun'un ilgili maddelerine göre işlem tesis edileceği hususunun Sendikaya tebliğ edildiğini, eksikliklerin mevzuatta belirtilen süre içerisinde giderilmediğini, işçi ve memur emeklilerinden oluşan kişilerin meydana getirdikleri ve sendika olarak adlandırdıkları oluşumların, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinden kaynağını alan ve 4688 sayılı Kanun ile 6356 sayılı Kanun'da öngörülen düzenlemelere aykırı olarak kurulan oluşumlar olduğunu, istihdam dışı, emek sermaye ilişkisi içerisinde bulunmayan ve Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık aylığı alan kimselere sendika kurma ... tanınmadığını, uluslararası sözleşmelerde emeklilerin sendika kurabilecekleri yolunda bir düzenlemeye yer verilmediğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davalı Sendikanın yok hükmünde sayılarak kapatılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Anayasa’nın 51 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince çalışanlar ve işverenlerin, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahip olduğunu, uluslararası sözleşmelerde de örgütlenme özgürlüğüne ilişkin düzenlemelerin yer aldığını, sendika hakkının, demokratik toplumun temeli olan örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olduğunu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11 inci maddesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 22 nci maddesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8 inci maddesinde sendika kurma ... tarif olunurken "herkes" ibaresi kullanılmış ise de söz konusu düzenlemelerin sadece çalışanlar ve işverenlerin sendika kurabileceğine dair Anayasa’nın 51 inci maddesi ile çeliştiğini, Anayasa’nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında, uluslararası sözleşme hükümleri ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmekle birlikte uluslararası sözleşmeler ile Anayasa’nın aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa’da yer alan düzenlemelerin öncelikle uygulanması gerektiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; hukukumuzda ancak aktif çalışma hayatı içerisinde yer alan çalışanların sendika kurma hakkına sahip olduğu, aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emeklilerin sendika kurma hakkına sahip olmadığı, bu bağlamda somut uyuşmazlıkta davalı Sendikanın, sendika üyesi ve kurucusu olamayacağı sabit olan aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emekliler tarafından kurulduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı Sendikanın kapatılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili cevap dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; hukukumuzda, aktif çalışma hayatında yer almayan emekliler tarafından sendika kurulabilmesinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Hukukumuzda aktif çalışma hayatında yer almayan emekliler tarafından sendika kurulmasının olanaklı olup olmadığına ilişkin Dairemizin 25.02.2021 tarihli ve 2021/999 Esas, 2021/4943 Karar sayılı ilâmının ilgili kısımları şöyledir:
"...
II. Hukuki Dayanaklar
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51 inci maddesinin birinci fıkrasında çalışanlar ve işverenlerin, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahip olduğu belirtilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında da, sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterileceği ifade edildikten sonra, dördüncü fıkrada ise işçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırlarının gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasına göre ise 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.'
Bu itibarla, öncelikle ülkemiz tarafından onaylanan uluslararası sözleşme hükümlerinin ortaya konulması zaruridir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11 inci maddesinin birinci fıkrasına göre 'Herkes barışçı amaçlarla toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve bunlara katılmak haklarına sahiptir.'
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre de 'Herkese kendi ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için sendika kurma ve sadece sendikanın kendi kurallarına tabi olarak kendi seçtiği bir sendikaya katılma ... tanınır. Bu hakkın kullanılması ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamalardan başka sınırlara tabi tutulamaz.'
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 22 nci maddesinin birinci fıkrasına göre ise 'Herkes başkalarıyla bir araya gelerek örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak, kendi menfaatlerini korumak için sendika kurma ve sendikaya katılma hakkını da içerir.' Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de 'Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlâkın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuken öngörülmüş ve demokratik bir toplumda gerekli olan sınırlamaların dışında başka hiç bir sınırlama konamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı mensuplarının bu ... kullanmaları üzerine hukuki kısıtlamalar konulmasını engellemez.'
Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi'nin 2 nci maddesine göre de 'Çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayırım yapılmaksızın önceden izin almadan istedikleri kuruluşları kurmak ve yalnız bu kuruluşların tüzüklerine uymak koşulu ile bunlara üye olmak hakkına sahiptirler.'
87 sayılı ILO Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesine göre ise 'Bu sözleşmede 'örgüt' terimi, çalışanların veya işverenlerin çıkarlarına hizmet ve bu çıkarları savunma amacını güden çalışanların ve işverenlerin her türlü kuruluşunu ifade eder.'
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık ...’na İlişkin 98 sayılı ILO Sözleşmesi ile de çalışanlar ve işverenlerin, teşkilatlanma ve ihtiyari toplu müzakere hakkına dair düzenlemeler öngörülmüştür.
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 5 inci maddesine göre de 'Âkit Taraflar, çalışanların ve işverenlerin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak için yerel, ulusal ve uluslararası örgütler kurma ve bu örgütlere üye olma özgürlüğünü sağlamak veya desteklemek amacıyla ulusal yasanın bu özgürlüğü zedelemesini veya zedeleyici biçimde uygulanmasını önlemeyi; taahhüt ederler.'
Uluslararası sözleşme hükümleri bu şekilde ortaya konulduktan sonra kanuni düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir.
6356 sayılı STİSK’nın 2 nci maddesinde sendika kavramı 'İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar' olarak tanımlanmıştır.
STİSK’nın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında da fiil ehliyetine sahip ve fiilen çalışan gerçek veya tüzel kişilerin sendika kurma hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir.
STİSK’nın 'Kuruluş Usulü' başlıklı 7 nci maddesinde yer alan düzenlemelere göre ise;
'(1) Kuruluşlar, kurucularının kuruluşun merkezinin bulunacağı ilin valiliğine dilekçelerine ekli olarak kuruluş tüzüğünü vermeleriyle tüzel kişilik kazanır. Sendikalar için kurucuların kurucu olabilme şartlarına sahip olduklarını ifade eden yazılı beyanları; üst kuruluşlar için ilgili kuruluşların genel kurul kararları dilekçeye eklenir.
(2) Vali, tüzük ve kurucuların listesini on beş gün içerisinde Bakanlığa gönderir. Bakanlık; kuruluşun adını, merkezini ve tüzüğünü on beş gün içinde resmî internet sitesinde ilan eder.
(3) Tüzüğün veya bu maddede sayılan belgelerin içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespit edilmesi ya da bu Kanunda öngörülen kuruluş şartlarının sağlanmadığının anlaşılması hâlinde ilgili valilik kanuna aykırılık veya eksikliklerin bir ay içinde giderilmesini ister. Bu süre içinde kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmemesi hâlinde, Bakanlığın veya ilgili valiliğin başvurusu üzerine mahkeme, gerekli gördüğü takdirde kurucuları da dinleyerek üç iş günü içinde kuruluşun faaliyetinin durdurulmasına karar verebilir. Mahkeme kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü aşmayan bir süre verir.
(4) Tüzük ve belgelerin kanuna uygun hâle getirilmesi üzerine mahkeme durdurma kararını kaldırır. Verilen süre sonunda tüzük ve belgelerin kanuna uygun hâle getirilmemesi hâlinde ise mahkeme kuruluşun kapatılmasına karar verir.'
Kamu kurum veya kuruluşlarında işçi statüsü dışında çalışan kamu görevlileri hakkında uygulanacağı öngörülen 4688 sayılı KGSTSK’nın 1 inci maddesinde düzenlenen Kanunun amaçları arasında, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetlerine dair usul ve esasları düzenlemek olduğu ifade edilmiştir.
KGSTSK’nın 4 üncü maddesinde ise, sendikaların hizmet kolu esasına göre, Türkiye çapında faaliyette bulunmak amacıyla bir hizmet kolundaki kamu işyerlerinde çalışan kamu görevlileri tarafından kurulacağı belirtilmiştir.
Kamu görevlileri sendikalarının kuruluş işlemleri de, KGSTSK’nın 6 ncı maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre 'Sendika ve konfederasyonlar önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar.' 4688 sayılı Kanun'un, 11/04/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6289 sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasına göre ise 'Sendikanın kurucuları; sendika tüzüğü ve kamu görevlisi olduklarını gösterir belge ile sendikayı ilk genel kurula kadar sevk ve idare edeceklerin isimlerini kuruluş dilekçelerinin ekinde sendika merkezinin bulunacağı ilin valiliğine vermek zorundadırlar.' Maddenin beşinci fıkrasına göre de 'Yukarıda anılan belge ve tüzüklerin ilgili valiliğe verilmesi ile sendika veya konfederasyon tüzel kişilik kazanır.'
Anayasamızda ve KGSTSK’da açıkça ifade edildiği üzere, sendikaların önceden izin almaksızın serbestçe kurulabileceği hususu tartışmasızdır. 87 sayılı ILO sözleşmesinin 2 nci maddesinde de, çalışanlar ve işverenlerin, önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurabileceği belirtilmiştir.
4688 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarına göre de 'Tüzüğün veya bu Maddede sayılan belgelerin içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespit edilmesi ya da bu Kanunda öngörülen kuruluş koşullarının gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, ilgili valilik eksikliklerin bir ay içinde tamamlanmasını ister. Tamamlanmadığı takdirde sendika veya konfederasyonun faaliyetinin durdurulması için ilgili valilik bir ay içinde iş mahkemesine başvurur. Mahkeme, kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü aşmayan bir süre verir. Verilen süre sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun hale getirilmemişse, mahkeme sendika veya konfederasyonun kapatılmasına karar verir.'
III. Değerlendirme
Öncelikle belirtmek gerekir ki, hukukumuzda tüm bireyler örgütlenme özgürlüğüne sahiptir. Bu anlamda olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33 üncü maddesinde yer alan düzenlemeye göre 'Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.'
Türkiye Cumhuriyetinde her birey dernek kurmak suretiyle örgütlenme hakkını kullanabilir. Bununla birlikte, örgütlenme hakkının varlığı gerekçesiyle, her bireyin, hukuk sisteminde yer alan her türlü tüzel kişiliği kurabilme hakkına sahip olması düşünülemez. Diğer taraftan tabiidir ki her tüzel kişi, kuruluş koşullarının yerine getirilmesi suretiyle hukuk aleminde var olabilir.
Sendika ... da, demokratik toplumun temeli olan örgütlenme özgürlüğünün bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kollektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğüdür. Bu özgürlük, bireylere topluluk halinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkanı sağlar. Sendika ... da, çalışanların, bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya gelerek örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olarak görülmektedir.
Sendika ..., örgütlenme hakkının çalışma yaşamındaki görünümüdür. Bu anlamda AİHM’in Demir ve Baykara/Türkiye kararında da belirtildiği gibi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11 inci maddesinin birinci fıkrası sendika özgürlüğünü içermekle birlikte, sendika özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğünün bir türü yada özel bir boyutudur.
Yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, uluslararası hukukta çalışma yaşamının en önemli metinleri olan 87 sayılı ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri’nde yer alan hükümler ile Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nda yer alan hükümlerde sendika hakkının çalışanlar tarafından kullanılabilecek bir hak olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Her ne kadar İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11 inci maddesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 22 nci maddesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8 inci maddesi’nde; sendika kurma ... tarif olunurken 'Herkes' ibaresi kullanılmış ise de, söz konusu düzenlemeler sadece 'çalışanlar ve işverenler'in sendika kurabileceğine dair Anayasa’mızın 51 inci maddesi ile çelişmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında, uluslararası sözleşme hükümleri ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmekle birlikte uluslararası sözleşmeler ile Anayasa’nın aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa’da yer alan düzenlemelerin öncelikle uygulanması gerektiği açıktır.
Nitekim Anayasa, bir devletin en yüksek hukuk kuralı olup, normlar hiyerarşisinde en üst sırada bulunmaktadır (Gözübüyük, A. Şeref: Anayasa Hukuku, Ankara, 2010, s.10 ; Teziç, ...: Anayasa Hukuku, İstanbul, 2018, s.11). Anayasa ile milletlerarası andlaşmanın çatışması durumunda ise Anayasa üstün tutulmalıdır (Atar, Yavuz: Türk Anayasa Hukuku, Konya, 2012, s.353). İlke olarak uluslararası andlaşmalar ile kanunların birbirlerine üstünlüğü yok ise de, sadece temel haklara ilişkin andlaşmalar, Anayasa’da öngörülen koşul ve sınırlamalar içerisinde yasalara aykırı olabilir (Pazarcı, ...: Uluslararası Hukuk, Ankara, 2007, s.28).
Bu açıklamalara göre, hukukumuzda ancak aktif çalışma hayatı içerisinde yer alan çalışanlar sendika kurma hakkına sahip olup, aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emekliler sendika kurma hakkına sahip değildir.
Şu hususu da ifade etmek gerekir ki, toplu iş ilişkisinin temelini teşkil eden sendika ... (özgürlüğü), toplu iş sözleşmesi ... ve buna bağlı olarak grev ... birbirinden ayrılmaz nitelikte olup, toplu iş ilişkisinin varlığından, ancak bu üç müessesenin bir arada bulunması ile söz edilebilir (Narmanlıoğlu, Ünal: İş Hukuku Toplu İş İlişkileri, İstanbul, 2013, sh.40). Aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emeklilerin sendika kurma hakkına sahip olması, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını bünyesinde barındıramayacağından, esasen emekliler tarafından kurulacak sendika bir dernek niteliğinden öteye de geçemeyecektir.
Belirtmek gerekir ki aktif çalışma hayatında yer almayan emekliler tarafından kurulan sendikanın kapatılmasına dair verilen ilk derece mahkemesi kararının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından 28/01/2008 tarihinde onanması ve karar düzeltme talebinin de 05/05/2008 tarihinde reddedilmesi sonrasında hak ihlali iddiasıyla AİHM’ne başvurulmuş ise de, AİHM’nin (İkinci Bölüm, Başvuru No:31846/08, Tüm Emekliler Sendikası/ Türkiye kararı) 17/05/2018 tarihli kararı ile 'Başvurunun kabul edilemez olduğuna' karar verilmiştir. Anılan AİHM kararına göre;
'...27. Başvuran, Sözleşme’nin 7, 11 ve 14. maddelerine dayanarak, anayasal hükümlerin ve ulusal mevzuatın, sendika şeklinde örgütlenme hakkını açıkça tanımıyor olsalar da, bu yönde bir yasaklama getirmediklerini ileri sürmektedir. Başvuran, sendika statüsünün kendisine, yetkili makamlar karşısında teşebbüslerini tek başlarına yürütme konusunda yeterli maddi imkândan yoksun olan üyelerinin menfaatlerini koruma imkânı verdiğini iddia etmektedir.
...
31. Bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme, Sendikalar Kanunu’nda sendikanın, işçiler veya işverenler tarafından meydana getirilen tüzel kişiliğe sahip kuruluş olarak tanımlandığını tespit etmektedir. Bu nedenle yerel mahkemeler, yalnızca Sendikalar Kanunu’nun gerekliliklerine riayet edilerek kurulmuş olan toplulukların böyle bir unvanı kullanabilecekleri ve ne çalışan ne serbest meslek sahibi ne de işveren olmaları nedeniyle, başvuran kuruluşun kurucularının bu unvanı kullanmalarına izin verilmediği değerlendirmesinde bulunmuşlardır.
32. Mahkeme, mevcut davada olduğu gibi, bir dernek ya da sendika kurulması konusunda, yetkili makamlarca bazı formalite ve koşulların gerekli tutulabileceğini kabul etmektedir. Başka bir ifadeyle ve bu gerekliliklerin, Sözleşme’nin 11. maddesiyle uyumlu olması için izlenen amaçla orantılı kalması gerekse bile, Mahkeme, iç hukukun, herhangi bir grubun kendi kuruluşu ve faaliyetlerinin devamı için riayet etmesi gereken biçim ve esasa ilişkin bir dizi gereklilikler öngörmesinin, kendiliğinden bir sorun teşkil etmediği kanaatine varmaktadır.
Mahkeme, davanın koşullarında, yetkili makamlarca başvurana dayatılan sınırlamanın, esasen, üyelerinin ortak menfaat doğrultusunda birlikte hareket etme ehliyetleriyle değil sendika unvanıyla ilgili olduğunu kaydetmektedir.
33. Bu bağlamda, ulusal mahkemelerin, Dernekler Kanunu uyarınca, başvuran sendikanın üyeleri önünde, dernek ya da vakıf kurma konusunda hiçbir engel bulunmadığını belirtmeye özen gösterdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme için, sendika unvanı, dernek kurma özgürlüğünün etkin bir şekilde uygulanması için olmazsa olmaz değildir. Netice itibarıyla, başvuran kuruluşun kurucuları, başka bir ad alarak ve başka bir kanuna dayanarak faaliyetlerine devam edebildikleri için, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında izlenen amaçla orantısız olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
34. Mahkeme, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.”
Diğer taraftan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/11/2020 tarih ve 2020/189-2020/888 E.K. sayılı kararı ile de aktif çalışma hayatında yer almayan emekliler tarafından sendika kurulamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. ..."
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2024/7079 E., 2024/9688 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
9. Hukuk Dairesi 2024/7079 E. , 2024/9688 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/529 E., 2024/593 K.
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/184 E., 2023/400 K.
Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının; taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/42991 Esas, 2017/23383 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.
Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde ...-İş Sendikasının 2016 yılı Şubat ayından itibaren örgütlenme çalışmalarına başladığını, 200’e yakın işçiden yaklaşık 130 tanesinin Sendikaya üye olduğunu, davalı işverenin işçilerin Sendikaya üye olduklarını öğrenmesinden sonra sendikalaşmanın önüne geçmek ve gözdağı vermek üzere “15 kadar işçinin kafası koparılacak” dediğinin ve fesih hazırlığı yapıldığının duyulduğunu, 01.04.2016 tarihinde sabah 08.00’de gece vardiyasından çıkan ve sendika üyesi olan Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek feshedildiğini, ancak performans düşüklüğü gerekçesinin sendikal nedenle feshi gizlemek için kullanıldığını, 08.00-17.30 vardiyasında çalışan tüm işçilerin Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılacağı duyumunu aldıklarını, 15 işçinin kimler olduğunun ve hangi sebeple iş sözleşmelerine son verileceğinin öğrenilmesi için toplu hâlde fabrika binası içinde kendilerine işverence açıklama yapılmasını beklediklerini, uzun bir süre sonra işyerine gelen işverenin ise açıklama yapmak yerine onların ... ve haysiyetini zedeleyici şekilde hakaret ve ithamlarda bulunduğunu, görevlerini yerine getirmedikleri iddiasıyla 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (h) alt bendi uyarınca iş sözleşmelerini feshettiğini, 01.04.2016 tarihinde fabrika içinde çalışan 109 işçinin tamamının sendika üyesi olduklarını, sendikalı işçilerin işten çıkarılmasının ve dolayısıyla sendikal faaliyetlerin engellenmek istendiğini, fesih tarihi olan 01.04.2016 tarihi itibarıyla sendikadan 14 işçinin istifa ettiğini, iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ...-İş Sendikasının kurulu bulunduğu işkolunda toplam çalışan işçi sayısının %1’ini üye yapmadığından işyerinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasını üye kaydetmiş olsa da toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetki alması mümkün olmadığından yetkili olmayan sendikanın işvereni toplu iş sözleşmesi yapmaya zorlamasının da mümkün olmadığını, işyerinde davacının iş sözleşmesinin feshi ile sonuçlanan kanun dışı grev niteliğindeki eylemlerinin gerçek nedeninin de işverenle toplu iş sözleşmesi yapma olanağı bulunmayan bir Sendikanın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda (6356 sayılı Kanun) yer almayan usul ve yöntemleri kullanarak işvereni toplu iş sözleşmesi yapmaya zorlamak olduğunu, müvekkilinin 01.04.2016 günü 08.00 itibarıyla iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. isimli işçinin işten çıkartılmasını bahane eden ve davacının da aralarında bulunduğu 76 çalışanın aynı tarih ve saatte topluca işi bırakarak fabrikayı işgal etmelerine ve akabinde ...-İş Sendikası görevlilerinin de işyeri önüne gelmesine kadar işyerinde çalışan işçilerin sendikaya üye oldukları konusunda hiçbir bilgisinin bulunmadığını, Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin de 4857 sayılı Kanun'un 18 inci madesi kapsamında davranışları ve veriminden kaynaklanan sebeplerle feshedildiğini, hizmet süresi itibarıyla iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacak olmasına rağmen bu işçinin işe iade davası açtığını, ayrıca iş sözleşmesinin feshi ile birlikte Sendikayı aradığını, Sendika yetkililerinin de durumu fırsat bilerek işçileri iş bırakmaya ve üretimi durdurmaya yönlendirdiğini, sonuç olarak davacının iş sözleşmesinin 01.04.2016 tarihinde işyerinde kendisi ile birlikte toplam 76 çalışan tarafından iş bırakma ve fabrika işgali suretiyle gerçekleştirilen kanun dışı greve katılması, uyarılara rağmen kanun dışı grevi sürdürmekte ısrar edip işbaşı yapmamakta direnmesi üzerine haklı nedenle feshedildiğini ve feshin sendikal nedenlerle yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 05.04.2017 tarihli ve 2016/219 Esas, 2017/153 Karar sayılı kararı ile; toplu eylemin yapıldığı 01.04.2016 tarihine kadar işten çıkarılan sendikalı işçi bulunmadığı gibi işyerinde başlatılan bir yetki prosedürünün de mevcut olmadığı, işçilerin Sendikaya üye olduklarının işverene bildirildiğine ilişkin delil bulunmadığı gibi işyerinde somut olarak hangi işçilerin Sendikaya üye olduğunun işverence bilindiğinin de ispat edilemediği, işverenin topluca iş bırakan işçilerin iş sözleşmelerini 4857 sayılı Kanun'un 17 ve 18 inci maddelerine göre sona erdirmesi sonucu işyerinde sendika üyesi işçi kalmamasının feshin doğurduğu fiilî bir sonuç olup buradan fesihlerin Sendikayı işyerinden tasfiye maksadıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmasının mümkün olmadığı, işveren tarafından işçilerle yapılan toplantıya ilişkin ses kaydının ve işçilere iş başı yapılmasına ilişkin videonun çözümünde sendikal örgütlenme aleyhine bir tutum izlendiğine ilişkin tespit bulunmadığı, işverence yapılan feshin haklı nedene değil ancak geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
B. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2017 tarihli ve 2017/1160 Esas, 2017/851 Karar sayılı kararı ile; eyleme katılan davacı ve diğer işçilerin, iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. isimli işçinin fesih sebebini ve işten çıkartmaların devam edip etmeyeceğini öğrenmek, sendikalı işçilerin işten çıkartılacağı yönündeki bazı işçilerden duydukları söylentilerin yarattığı tedirginliği işverene iletmek ve bu söylentilerin gerçek olup olmadığını anlamak için işveren ile görüşmek ve böyle bir uygulamanın ihtimali var ise engellemek amacıyla toplu eylemde bulunduğu; ancak içlerinden bir grup işçinin, işveren yetkilileri ile görüşerek taleplerini işveren yetkililerine iletme ve görüşme, ayrıca işvereni konu ile ilgili yeniden değerlendirme yapmaya teşvik amaçlarına ulaşmış olmalarına rağmen eylemi sürdürmelerinin ölçülülük ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu, davacı tanık anlatımlarına göre işçilerin başlangıçta böyle bir niyetleri bulunmamasına rağmen işverene karşı üye oldukları Sendikanın işverence tanınması ve protokol imzalanması isteğinde bulunmalarının da eylemin amacını aştığı, işçilerce; işverenin ... baskısı altında yetki belgesi almayan Sendika ile toplu görüşmeye zorlanmasının ve yetki tespitine ilişkin prosedürün tümüyle bir tarafa bırakılarak emredici yetki koşullarına aykırı işlem yapılmasının talep edilmesinin, işverenin 6356 sayılı Kanun'dan kaynaklanan haklarının ihlali niteliğinde olduğu, bu taleplerinin hukuki ve haklı bir dayanağı olmadığı gibi işverene karşı baskı ile işyerinde yetkisi olup olmadığı bile belli olmayan bir Sendikayı kabul ettirmeye çalışmak niteliğinde olduğu ve işveren tarafından katlanılıp kabul edilebilecek bir durum olmadığı, davacının Sendikaya üyelik tarihinin 01.04.2016 tarihi olduğu, dosya kapsamına göre işyerindeki sendikal örgütlenmeden işverenin yapılan fesihlerden bir ay öncesinde haberdar olduğu, ... tarihine kadar sendika üyesi hiçbir işçinin iş sözleşmesinin feshedilmediği, iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. için ... yapan tüm işçilerin bu ... nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedildiği, davacı tarafça feshin sendikal nedenlerle yapıldığı hususunun dosya kapsamıyla ispatlanamadığı, açıklanan duruma göre feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte geçerli nedeni bulunduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
D. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
E. Yargıtay Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 22.Hukuk Dairesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/42991 Esas, 2017/23383 Karar sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bireysel Başvuru
Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Anayasa Mahkemesi Kararı
1. Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli kararında; işveren tarafından başvurucuların sendika hakkına yapılan müdahalenin onların ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı, buna karşın yeterli bir yargısal inceleme yapılmaması nedeniyle Devlet tarafından pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olduğu, Anayasa’nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
2. Anayasa Mahkemesince, davacının Anayasa'nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyada mevcut deliller ile Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Anayasa’nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının işe iadesine, davacının işe iadesi için işverene başvurması hâlinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar gerçekleşen 4 aya kadar ücret ve sair haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine ve iş sözleşmesi sendikal nedenle feshedildiğinden; 6356 sayılı Kanun'un 25 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmama şartına bağlı olmaksızın ödenmesi gereken tazminat miktarının 1 yıllık brüt ücret tutarı olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
D. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; Anayasa Mahkemesinin dava konusu olayla uzak ya da yakın alakası olmayan sadece işçi eylemi olması nedeniyle sınırlı düzeyde benzerlik taşıyan bazı olayları ve öğreti görüşlerini esas alarak sonuca gittiğini, her somut olayın kendine özgü nitelikleri olup Anayasa'nın 36 ncı maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının tecellisi için yargılama sırasında somut olayın kendine özgü ayırıcı özelliklerinin de yargı mercileri tarafından titizlikle araştırılması ve değerlendirilmesi gerektiğini, Anayasa Mahkemesi kararında davacı işçinin iş sözleşmesinin feshine neden olan eylemin ayırıcı özelliklerinin yanı sıra işvereni 6356 sayılı Kanun'a göre yetki alması ve dolayısı ile toplu iş sözleşmesi imzalaması mümkün olmayan bir işçi sendikası ile toplu görüşme yapmaya ve toplu sözleşme hükmünde bir protokol imzalamaya zorlama amacı taşıdığının dikkate alınmadığını, Anayasa Mahkemesince; çalışma hayatına ve işçi, işveren, sendika ilişkilerine açıkça müdahale edilerek bu ilişkileri düzenleyen 6356 sayılı Kanun'un emredici hükümlerini bertaraf eder nitelikte bir karara varıldığını, bu kararla birlikte 6356 sayılı Kanun'a göre toplu sözleşme yapma yeterliliğine sahip olmayan sendikaların işyerlerinde kaos yaratacak eylemler yoluyla çalışma düzenini bozmasının ve bundan çıkar sağlamasının yolu açıldığını, Anayasa Mahkemesi kararına dayanılarak verilen İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
F. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı işyerinde çalışan Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin 01.04.2016 günü saat 08.00 itibarıyla feshedildiği, bu işçinin sendika üyesi olduğu, aynı gün işyerinde 15 civarı işçinin daha işten çıkartılacağı, buna ilişkin tutanakların da tanzim edilmekte olduğunun işyerinde konuşulmaya başlanıldığı, bunun duyulması üzerine bir grup çalışanın, Ş.K. adlı işçinin işten çıkarılma sebebi ve diğer iş arkadaşlarının da işten atılmak üzere tutanak düzenlendiği ile ilgili duyumun sebebini öğrenmeye müdürlerin bulunduğu binaya gittiği, bilgilendirme yapılmaması üzerine toplanan sayısının daha da arttığı, bu sırada fabrikada bazı bölümlerin çalışmaya devam ettiği, toplanan işçilerin iş sözleşmesine son verilenlerin işe alınması, Sendika ile görüşülmesi, Sendika yüzünden başka işçilerin atılmamasını talep ettikleri, görüşmelerin akşam üstüne kadar devam ettiği, işçilerin esas istemlerinin bu sorunların çözüme kavuşturulması olduğu, işçilerin işverene gerekirse hafta sonu mesai parası almadan çalışacaklarını ilettikleri, ancak işverence akşam saatlerinde sözlü olarak işçilere fesih bildirimi yapıldığı, bunun üzerine işçilerin eylemi devam ettirmedikleri, makinelerde bir zarar bulunmadığının tespiti için bekleyip zarar ziyan olmadığına dair tutanakların tutulması ile dağıldıkları, ertesi gün işyerine giderek parmak basmak suretiyle işyerine girmek istediklerinde işyerine alınmadıkları, dosya kapsamı ile bir süredir işyerinde Sendikaya üye olanların çıkarılacağına yönelik söylentilerin varlığı, 01.04.2016 tarihinde de Sendikaya üye olan bir işçinin çıkarılması, bu işçinin performans yetersizliğinden bahisle işten çıkartılması ve aynı gün yaklaşık 12-15 kişiye ilişkin tutanaklar düzenlendiğinin yayılması üzerine önceden verilmiş bir karar olmaksızın bu haberler üzerine akabinde işçilerin biraraya gelerek işten çıkarılma sebebi ve söylentilerine yönelik olarak işyerinde toplanarak işyeri yetkililerinden bilgi almak istedikleri, sendikal sebeplerle işyerinden kimsenin atılmasını istemedikleri, görüşmelerin ve toplanmanın yaklaşık 9 saat kadar sürdüğü, aynı gün işçilerin bu eylemi sonlandırdığı yönünde ihtilaf mevcut olmadığı, davacı işçilerin işyerine giriş ve çıkışı engellemedikleri, üretim araçlarına zarar verilmediği, yaptıkları eylemin yukarıdaki belirtilen oluşma şekli, süresi, işçilerin sorununun çözümünün sağlanmasına yönelik istekleri, gerektiği takdirde mesai ücreti almadan o günkü iş kaybının fazlasını çalışma isteklerini dahi işverene iletmeleri hususu da dikkate alındığında eylemin demokratik tepki ve barışçıl nitelikte olduğu, kanun dışı grev niteliği taşımadığı, sözleşmenin geçerli bir nedene dayalı olarak feshedildiğinin ispatlanamadığı, davalı işveren tarafından gerçekleştirilen feshin ölçüsüz olduğu ve son çare olma ilkesine uygun düşmediği, feshe konu demokratik hakkın kullanımına yönelik barışçıl eylemin boyutları ve amacı gözönünde bulundurulduğunda İlk Derece Mahkemesince feshin sendikal nedenlere dayalı olarak gerçekleştiğine ilişkin kabulünün dosya içeriğine uygun düştüğü gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davacının iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedilip feshedilmediğine, feshin geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı Kanun'un 18, 19, 21 ve 25 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 25.10.2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesi, 6356 sayılı Kanun'un 25 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 98 Sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesinde; çalışanlar ve işverenlerin, teşkilatlanma ve ihtiyari toplu müzakere hakkına dair düzenlemeler öngörülmüş olup Sözleşme’nin 3 üncü maddesinde, teşkilatlanma hakkına riayet edilmesini sağlamak üzere icap ettiği takdirde millî şartlara uygun teşkilat kurulacağı; 4 üncü maddesinde ise çalışma şartlarını kollektif mukavelelerle tanzim etmek üzere işverenler veya işveren teşekkülleriyle işçi teşekkülleri arasında ihtiyari müzakere usulünden faydalanılmasını ve bu usulün tam bir surette geliştirilmesini teşvik etmek ve gerçekleştirmek için lüzumu hâlinde milli şartlara uygun tedbirler alınacağı belirtilmiştir. Ülkemizin taraf olduğu bu Sözleşme’de öngörülen ihtiyari müzakere usulünün geliştirilmesi, sendikaların güçlü bir şekilde yapılanmalarına bağlı olup toplu iş sözleşmesi yapabilme yetkisi için işkolu barajı öngörülmesinin gerekçesi de güçlü sendikacılığı sağlamaktır. ILO’nun denetim organları da en çok temsil gücüne sahip örgütlere mevzuat yoluyla bazı ayrıcalıklar tanınabileceğini kabul etmektedir. ILO Yönetim Kurulunun alt organı olan Sendika Özgürlüğü Komitesine göre; gerek en çok temsil yeteneği olan sendikaya münhasır toplu pazarlık hakkı tanıyan sistemler gerekse bir işletmenin bir çok sendikasına toplu sözleşme imzalama yetkisi tanıyan sistemler, sendika özgürlüğü ilkeleriyle bağdaşmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 14.05.2015 tarihli ve 2014/177 Esas, 2015/49 Karar sayılı kararında; tüm sendikalara toplu sözleşme hakkı tanınmasının, çalışanların ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerinin korunması amacı bakımından zorunluluk taşımadığı, en yüksek temsil gücüne sahip sendikalara toplu görüşme yapma yetkisi tanınmasının kanun koyucunun takdirinde olduğu gerekçesiyle yüzde bir olarak uygulanması öngörülen işkolu barajının iptali istemini reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de her sendikanın toplu sözleşme yetkisine sahip olmasının bir zorunluluk olmadığı, taraf devletlerin gerekli gördükleri takdirde temsilci sendikalara özel statü tanıyacak şekilde düzenleme yapabilecekleri kabul edilmiştir (Demir ve Baykara/Türkiye, B. No: 34503/97, 12.11.2008).
3. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Ülkemiz tarafından örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının gerçekleşmesi amacıyla 6356 sayılı Kanun ile oluşturulan sistem, gerek uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’da öngörülen sendikal hakların kullanımına aykırı olduğu kabul edilmemektedir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde işverenin; ... baskısıyla işkolunda yüzde bir üye barajını henüz aşamamış ve yetki belgesi almamış bir sendika ile yetki tespitine ilişkin prosedür tümüyle bir tarafa bırakılarak emredici yetki koşullarına aykırı şekilde protokol yapmaya zorlanması, 6356 Sayılı Kanun’a aykırıdır. İşverence yapılan feshin sendikal nedene dayanmadığı yönündeki Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi ve Derece Mahkemelerinin kabulü; henüz işyerinde toplu iş sözleşmesi imzalanmamış olması ya da işçinin sendika üyeliği bulunmaması gerekçesine değil Ülkemizin uluslararası sözleşmelere uygun olarak kurmuş olduğu sisteme aykırı ya da bu sistemi yok saymaya yönelik işçi davranışının meşru ve ölçülü kabul edilmesi mümkün olmadığından geçerli bir fesih nedeni bulunmasına dayalıdır.
4. Diğer yandan Anayasa’nın 148 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49 uncu maddesinin altıncı fıkrasında belirtildiği üzere, kanun yolu denetiminde gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bu nedenle bir yargılamada usul meseleleri hakkında karar verilmesi, maddi vakıaların ortaya konması ve değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve somut uyuşmazlığa uygulanması görevli ve yetkili mahkemelerin işidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bireysel başvuru yolunun bir kanun yolu olarak kullanılamayacağını ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, B. No: 13279/05, 20.10.2011). Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar dışında, mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmamasının bireysel başvurunun konusu olamayacağını kabul etmektedir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18.9.2013). Somut uyuşmazlıkta ise Anayasa Mahkemesince; dosyadaki deliller değerlendirilmiş ve bireysel başvuru kurumu bir kanun yolu gibi kullanılarak kararda açıkça bir keyfîlik ya da bariz bir takdir hatası bulunmamasına karşın feshin sendikal nedene dayandığı sonucuna varılmıştır.
5. Yukarıda yapılan açıklamalara karşın Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı nedeniyle feshin sendikal nedene dayandığını kabul eden Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
6. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıdaki paragraflarda açıklanan gerekçeye göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/7150 E., 2024/9672 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
9. Hukuk Dairesi 2024/7150 E. , 2024/9672 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/550 E., 2024/617 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 27.09.2023
Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının; davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/42989 Esas, 2017/23381 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.
Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde ...-İş Sendikasının 2016 yılı Şubat ayından itibaren örgütlenme çalışmalarına başladığını, 200’e yakın işçiden yaklaşık 130 tanesinin Sendikaya üye olduğunu, davalı işverenin işçilerin Sendikaya üye olduklarını öğrenmesinden sonra sendikalaşmanın önüne geçmek ve gözdağı vermek üzere “15 kadar işçinin kafası koparılacak” dediğinin ve fesih hazırlığı yapıldığının duyulduğunu, 01.04.2016 tarihinde sabah 08.00’de gece vardiyasından çıkan ve sendika üyesi olan Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek feshedildiğini, ancak performans düşüklüğü gerekçesinin sendikal nedenle feshi gizlemek için kullanıldığını, 08.00-17.30 vardiyasında çalışan tüm işçilerin Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılacağı duyumunu aldıklarını, 15 işçinin kimler olduğunun ve hangi sebeple iş sözleşmelerine son verileceğinin öğrenilmesi için toplu hâlde fabrika binası içinde kendilerine işverence açıklama yapılmasını beklediklerini, uzun bir süre sonra işyerine gelen işverenin ise açıklama yapmak yerine onların ... ve haysiyetini zedeleyici şekilde hakaret ve ithamlarda bulunduğunu, görevlerini yerine getirmedikleri iddiasıyla 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (h) alt bendi uyarınca iş sözleşmelerini feshettiğini, 01.04.2016 tarihinde fabrika içinde çalışan 109 işçinin tamamının sendika üyesi olduklarını, sendikalı işçilerin işten çıkarılmasının ve dolayısıyla sendikal faaliyetlerin engellenmek istendiğini, fesih tarihi olan 01.04.2016 tarihi itibarıyla sendikadan 14 işçinin istifa ettiğini, iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ...-İş Sendikasının kurulu bulunduğu işkolunda toplam çalışan işçi sayısının %1’ini üye yapmadığından işyerinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasını üye kaydetmiş olsa da toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetki alması mümkün olmadığından yetkili olmayan sendikanın işvereni toplu iş sözleşmesi yapmaya zorlamasının da mümkün olmadığını, işyerinde davacının iş sözleşmesinin feshi ile sonuçlanan kanun dışı grev niteliğindeki eylemlerinin gerçek nedeninin de işverenle toplu iş sözleşmesi yapma olanağı bulunmayan bir Sendikanın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda (6356 sayılı Kanun) yer almayan usul ve yöntemleri kullanarak işvereni toplu iş sözleşmesi yapmaya zorlamak olduğunu, müvekkilinin 01.04.2016 günü 08.00 itibarıyla iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. isimli işçinin işten çıkartılmasını bahane eden ve davacının da aralarında bulunduğu 76 çalışanın aynı tarih ve saatte topluca işi bırakarak fabrikayı işgal etmelerine ve akabinde ...-İş Sendikası görevlilerinin de işyeri önüne gelmesine kadar işyerinde çalışan işçilerin sendikaya üye oldukları konusunda hiçbir bilgisinin bulunmadığını, Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin de 4857 sayılı Kanun'un 18 inci madesi kapsamında davranışları ve veriminden kaynaklanan sebeplerle feshedildiğini, hizmet süresi itibarıyla iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacak olmasına rağmen bu işçinin işe iade davası açtığını, ayrıca iş sözleşmesinin feshi ile birlikte Sendikayı aradığını, Sendika yetkililerinin de durumu fırsat bilerek işçileri iş bırakmaya ve üretimi durdurmaya yönlendirdiğini, sonuç olarak davacının iş sözleşmesinin 01.04.2016 tarihinde işyerinde kendisi ile birlikte toplam 76 çalışan tarafından iş bırakma ve fabrika işgali suretiyle gerçekleştirilen kanun dışı greve katılması, uyarılara rağmen kanun dışı grevi sürdürmekte ısrar edip işbaşı yapmamakta direnmesi üzerine haklı nedenle feshedildiğini ve feshin sendikal nedenlerle yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 01.03.2017 tarihli ve 2016/202 Esas, 2017/77 Karar sayılı kararıyla; toplu eylemin yapıldığı 01.04.2016 tarihine kadar işten çıkarılan sendikalı işçi bulunmadığı gibi işyerinde başlatılan bir yetki prosedürünün de mevcut olmadığı, işçilerin Sendikaya üye olduklarının işverene bildirildiğine ilişkin delil bulunmadığı gibi işyerinde somut olarak hangi işçilerin Sendikaya üye olduğunun işverence bilindiğinin de ispat edilemediği, işverenin topluca iş bırakan işçilerin iş sözleşmelerini 4857 sayılı Kanun'un 17 ve 18 inci maddelerine göre sona erdirmesi sonucu işyerinde sendika üyesi işçi kalmamasının feshin doğurduğu fiilî bir sonuç olup buradan fesihlerin Sendikayı işyerinden tasfiye maksadıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmasının mümkün olmadığı, işveren tarafından işçilerle yapılan toplantıya ilişkin ses kaydının ve işçilere iş başı yapılmasına ilişkin videonun çözümünde sendikal örgütlenme aleyhine bir tutum izlendiğine ilişkin tespit bulunmadığı, işverence yapılan feshin haklı nedene değil ancak geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
B. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2017 tarihli ve 2017/1075 Esas, 2017/872 Karar sayılı kararıyla; eyleme katılan davacı ve diğer işçilerin, iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. isimli işçinin fesih sebebini ve işten çıkartmaların devam edip etmeyeceğini öğrenmek, sendikalı işçilerin işten çıkartılacağı yönündeki bazı işçilerden duydukları söylentilerin yarattığı tedirginliği işverene iletmek ve bu söylentilerin gerçek olup olmadığını anlamak için işveren ile görüşmek ve böyle bir uygulamanın ihtimali var ise engellemek amacıyla toplu eylemde bulunduğu; ancak içlerinden bir grup işçinin, işveren yetkilileri ile görüşerek taleplerini işveren yetkililerine iletme ve görüşme, ayrıca işvereni konu ile ilgili yeniden değerlendirme yapmaya teşvik amaçlarına ulaşmış olmalarına rağmen eylemi sürdürmelerinin ölçülülük ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu, davacı tanık anlatımlarına göre işçilerin başlangıçta böyle bir niyetleri bulunmamasına rağmen işverene karşı üye oldukları Sendikanın işverence tanınması ve protokol imzalanması isteğinde bulunmalarının da eylemin amacını aştığı, işçilerce; işverenin ... baskısı altında yetki belgesi almayan Sendika ile toplu görüşmeye zorlanmasının ve yetki tespitine ilişkin prosedürün tümüyle bir tarafa bırakılarak emredici yetki koşullarına aykırı işlem yapılmasının talep edilmesinin, işverenin 6356 sayılı Kanun'dan kaynaklanan haklarının ihlali niteliğinde olduğu, bu taleplerinin hukuki ve haklı bir dayanağı olmadığı gibi işverene karşı baskı ile işyerinde yetkisi olup olmadığı bile belli olmayan bir Sendikayı kabul ettirmeye çalışmak niteliğinde olduğu ve işveren tarafından katlanılıp kabul edilebilecek bir durum olmadığı, davacının Sendikaya üyelik tarihinin 01.04.2016 tarihi olduğu, dosya kapsamına göre işyerindeki sendikal örgütlenmeden işverenin yapılan fesihlerden bir ay öncesinde haberdar olduğu, ... tarihine kadar sendika üyesi hiçbir işçinin iş sözleşmesinin feshedilmediği, iş sözleşmesi feshedilen Ş.K. için ... yapan tüm işçilerin bu ... nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedildiği, davacı tarafça feshin sendikal nedenlerle yapıldığı hususunun dosya kapsamıyla ispatlanamadığı, açıklanan duruma göre feshin haklı nedene dayanmamakla birlikte geçerli nedeni bulunduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
D. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
E. Yargıtay Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/42989 Esas, 2017/23381 Karar sayılı kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bireysel Başvuru
Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Anayasa Mahkemesi Kararı
1. Anayasa Mahkemesince 2018/6851 Başvuru numaralı ve 10.05.2023 tarihli kararında; işveren tarafından başvurucuların sendika hakkına yapılan müdahalenin onların ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı, buna karşın yeterli bir yargısal inceleme yapılmaması nedeniyle Devlet tarafından pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olduğu, Anayasa’nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
2. Anayasa Mahkemesince, davacının Anayasa'nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyada mevcut deliller ile Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Anayasa’nın 51 inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının işe iadesine, davacının işe iadesi için işverene başvurması hâlinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar gerçekleşen 4 aya kadar ücret ve sair haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine ve iş sözleşmesi sendikal nedenle feshedildiğinden; 6356 sayılı Kanun'un 25 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmama şartına bağlı olmaksızın ödenmesi gereken tazminat miktarının 1 yıllık brüt ücret tutarı olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
D. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; Anayasa Mahkemesinin dava konusu olayla uzak ya da yakın alakası olmayan sadece işçi eylemi olması nedeniyle sınırlı düzeyde benzerlik taşıyan bazı olayları ve öğreti görüşlerini esas alarak sonuca gittiğini, her somut olayın kendine özgü nitelikleri olup Anayasa'nın 36 ncı maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının tecellisi için yargılama sırasında somut olayın kendine özgü ayırıcı özelliklerinin de yargı mercileri tarafından titizlikle araştırılması ve değerlendirilmesi gerektiğini, Anayasa Mahkemesi kararında davacı işçinin iş sözleşmesinin feshine neden olan eylemin ayırıcı özelliklerinin yanı sıra işvereni 6356 sayılı Kanun'a göre yetki alması ve dolayısı ile toplu iş sözleşmesi imzalaması mümkün olmayan bir işçi sendikası ile toplu görüşme yapmaya ve toplu sözleşme hükmünde bir protokol imzalamaya zorlama amacı taşıdığının dikkate alınmadığını, Anayasa Mahkemesince; çalışma hayatına ve işçi, işveren, sendika ilişkilerine açıkça müdahale edilerek bu ilişkileri düzenleyen 6356 sayılı Kanun'un emredici hükümlerini bertaraf eder nitelikte bir karara varıldığını, bu kararla birlikte 6356 sayılı Kanun'a göre toplu sözleşme yapma yeterliliğine sahip olmayan sendikaların işyerlerinde kaos yaratacak eylemler yoluyla çalışma düzenini bozmasının ve bundan çıkar sağlamasının yolu açıldığını, Anayasa Mahkemesi kararına dayanılarak verilen İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
F. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı işyerinde çalışan Ş.K. isimli işçinin iş sözleşmesinin 01.04.2016 günü saat 08.00 itibarıyla feshedildiği, bu işçinin sendika üyesi olduğu, aynı gün işyerinde 15 civarı işçinin daha işten çıkartılacağı, buna ilişkin tutanakların da tanzim edilmekte olduğunun işyerinde konuşulmaya başlanıldığı, bunun duyulması üzerine bir grup çalışanın, Ş.K. adlı işçinin işten çıkarılma sebebi ve diğer iş arkadaşlarının da işten atılmak üzere tutanak düzenlendiği ile ilgili duyumun sebebini öğrenmeye müdürlerin bulunduğu binaya gittiği, bilgilendirme yapılmaması üzerine toplanan sayısının daha da arttığı, bu sırada fabrikada bazı bölümlerin çalışmaya devam ettiği, toplanan işçilerin iş sözleşmesine son verilenlerin işe alınması, Sendika ile görüşülmesi, Sendika yüzünden başka işçilerin atılmamasını talep ettikleri, görüşmelerin akşam üstüne kadar devam ettiği, işçilerin esas istemlerinin bu sorunların çözüme kavuşturulması olduğu, işçilerin işverene gerekirse hafta sonu mesai parası almadan çalışacaklarını ilettikleri, ancak işverence akşam saatlerinde sözlü olarak işçilere fesih bildirimi yapıldığı, bunun üzerine işçilerin eylemi devam ettirmedikleri, makinelerde bir zarar bulunmadığının tespiti için bekleyip zarar ziyan olmadığına dair tutanakların tutulması ile dağıldıkları, ertesi gün işyerine giderek parmak basmak suretiyle işyerine girmek istediklerinde işyerine alınmadıkları, dosya kapsamı ile bir süredir işyerinde Sendikaya üye olanların çıkarılacağına yönelik söylentilerin varlığı, 01.04.2016 tarihinde de Sendikaya üye olan bir işçinin çıkarılması, bu işçinin performans yetersizliğinden bahisle işten çıkartılması ve aynı gün yaklaşık 12-15 kişiye ilişkin tutanaklar düzenlendiğinin yayılması üzerine önceden verilmiş bir karar olmaksızın bu haberler üzerine akabinde işçilerin biraraya gelerek işten çıkarılma sebebi ve söylentilerine yönelik olarak işyerinde toplanarak işyeri yetkililerinden bilgi almak istedikleri, sendikal sebeplerle işyerinden kimsenin atılmasını istemedikleri, görüşmelerin ve toplanmanın yaklaşık 9 saat kadar sürdüğü, aynı gün işçilerin bu eylemi sonlandırdığı yönünde ihtilaf mevcut olmadığı, davacı işçilerin işyerine giriş ve çıkışı engellemedikleri, üretim araçlarına zarar verilmediği, yaptıkları eylemin yukarıdaki belirtilen oluşma şekli, süresi, işçilerin sorununun çözümünün sağlanmasına yönelik istekleri, gerektiği takdirde mesai ücreti almadan o günkü iş kaybının fazlasını çalışma isteklerini dahi işverene iletmeleri hususu da dikkate alındığında eylemin demokratik tepki ve barışçıl nitelikte olduğu, kanun dışı grev niteliği taşımadığı, sözleşmenin geçerli bir nedene dayalı olarak feshedildiğinin ispatlanamadığı, davalı işveren tarafından gerçekleştirilen feshin ölçüsüz olduğu ve son çare olma ilkesine uygun düşmediği, feshe konu demokratik hakkın kullanımına yönelik barışçıl eylemin boyutları ve amacı gözönünde bulundurulduğunda İlk Derece Mahkemesince feshin sendikal nedenlere dayalı olarak gerçekleştiğine ilişkin kabulünün dosya içeriğine uygun düştüğü gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davacının iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedilip feshedilmediğine, feshin geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı Kanun'un 18, 19, 21 ve 25 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 25.10.2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesi, 6356 sayılı Kanun'un 25 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 98 Sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesinde; çalışanlar ve işverenlerin, teşkilatlanma ve ihtiyari toplu müzakere hakkına dair düzenlemeler öngörülmüş olup Sözleşme’nin 3 üncü maddesinde, teşkilatlanma hakkına riayet edilmesini sağlamak üzere icap ettiği takdirde millî şartlara uygun teşkilat kurulacağı; 4 üncü maddesinde ise çalışma şartlarını kollektif mukavelelerle tanzim etmek üzere işverenler veya işveren teşekkülleriyle işçi teşekkülleri arasında ihtiyari müzakere usulünden faydalanılmasını ve bu usulün tam bir surette geliştirilmesini teşvik etmek ve gerçekleştirmek için lüzumu hâlinde milli şartlara uygun tedbirler alınacağı belirtilmiştir. Ülkemizin taraf olduğu bu Sözleşme’de öngörülen ihtiyari müzakere usulünün geliştirilmesi, sendikaların güçlü bir şekilde yapılanmalarına bağlı olup toplu iş sözleşmesi yapabilme yetkisi için işkolu barajı öngörülmesinin gerekçesi de güçlü sendikacılığı sağlamaktır. ILO’nun denetim organları da en çok temsil gücüne sahip örgütlere mevzuat yoluyla bazı ayrıcalıklar tanınabileceğini kabul etmektedir. ILO Yönetim Kurulunun alt organı olan Sendika Özgürlüğü Komitesine göre; gerek en çok temsil yeteneği olan sendikaya münhasır toplu pazarlık hakkı tanıyan sistemler gerekse bir işletmenin bir çok sendikasına toplu sözleşme imzalama yetkisi tanıyan sistemler, sendika özgürlüğü ilkeleriyle bağdaşmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 14.05.2015 tarihli ve 2014/177 Esas, 2015/49 Karar sayılı kararında; tüm sendikalara toplu sözleşme hakkı tanınmasının, çalışanların ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerinin korunması amacı bakımından zorunluluk taşımadığı, en yüksek temsil gücüne sahip sendikalara toplu görüşme yapma yetkisi tanınmasının kanun koyucunun takdirinde olduğu gerekçesiyle yüzde bir olarak uygulanması öngörülen işkolu barajının iptali istemini reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de her sendikanın toplu sözleşme yetkisine sahip olmasının bir zorunluluk olmadığı, taraf devletlerin gerekli gördükleri takdirde temsilci sendikalara özel statü tanıyacak şekilde düzenleme yapabilecekleri kabul edilmiştir (Demir ve Baykara/Türkiye, B. No: 34503/97, 12.11.2008).
3. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Ülkemiz tarafından örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının gerçekleşmesi amacıyla 6356 sayılı Kanun ile oluşturulan sistem, gerek uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’da öngörülen sendikal hakların kullanımına aykırı olduğu kabul edilmemektedir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde işverenin; ... baskısıyla işkolunda yüzde bir üye barajını henüz aşamamış ve yetki belgesi almamış bir sendika ile yetki tespitine ilişkin prosedür tümüyle bir tarafa bırakılarak emredici yetki koşullarına aykırı şekilde protokol yapmaya zorlanması, 6356 Sayılı Kanun’a aykırıdır. İşverence yapılan feshin sendikal nedene dayanmadığı yönündeki Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi ve Derece Mahkemelerinin kabulü; henüz işyerinde toplu iş sözleşmesi imzalanmamış olması ya da işçinin sendika üyeliği bulunmaması gerekçesine değil Ülkemizin uluslararası sözleşmelere uygun olarak kurmuş olduğu sisteme aykırı ya da bu sistemi yok saymaya yönelik işçi davranışının meşru ve ölçülü kabul edilmesi mümkün olmadığından geçerli bir fesih nedeni bulunmasına dayalıdır.
4. Diğer yandan Anayasa’nın 148 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49 uncu maddesinin altıncı fıkrasında belirtildiği üzere, kanun yolu denetiminde gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bu nedenle bir yargılamada usul meseleleri hakkında karar verilmesi, maddi vakıaların ortaya konması ve değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve somut uyuşmazlığa uygulanması görevli ve yetkili mahkemelerin işidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bireysel başvuru yolunun bir kanun yolu olarak kullanılamayacağını ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, B. No: 13279/05, 20.10.2011). Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar dışında, mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmamasının bireysel başvurunun konusu olamayacağını kabul etmektedir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18.9.2013). Somut uyuşmazlıkta ise Anayasa Mahkemesince; dosyadaki deliller değerlendirilmiş ve bireysel başvuru kurumu bir kanun yolu gibi kullanılarak kararda açıkça bir keyfîlik ya da bariz bir takdir hatası bulunmamasına karşın feshin sendikal nedene dayandığı sonucuna varılmıştır.
5. Yukarıda yapılan açıklamalara karşın Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı nedeniyle feshin sendikal nedene dayandığını kabul eden Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
6. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıdaki paragraflarda açıklanan gerekçeye göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/13068 E., 2024/15232 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
'' şeklinde belirtildiğinin anlaşıldığı, ayrıca 2709 sayılı ... Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağının vurgulandığı, buna göre sayımların yapılması sırasında gözlemci üye alınmaması ve oyların açıkça gösterilmemesi hususlarının sendikaların işle
9. Hukuk Dairesi 2024/13068 E. , 2024/15232 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
KARAR : İstinaf başvurularının kabulü ile davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki genel kurulun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile dava konusu genel kurulun iptaline ve şubeye kayyım tayinine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi.
Davalılar vekillerince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de; inceleme konusu dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde temyizde duruşmaya tâbi davalar arasında belirtilmediğinden duruşma isteminin reddine, incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiş olmakla; dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Sendikası üyesi olduğunu, müvekkilinin 29.07.2023 tarihinde ... Sendikası Samsun Şube sendika başkanlığı ve kurulları için yapılan seçimde şube başkanlığı için aday olduğunu, müvekkilinin önceki dönem şube başkanı olduğunu, seçimde aday olan ...'ın seçildiğini ancak seçimin hukuka ve usule aykırı olarak gerçekleştirildiğinden seçimin iptali gerektiğini, Sendika Genel Başkan Yardımcısı ....'in iş bu seçim için Samsun’a geldiğini ve seçimde de Divana başkanlık ettiğini, .... isimli şahsın seçimin yapıldığı salonda delegeleri çeşitli söylemlerle etkilediğini, seçimin yapıldığı salonda propaganda yaptığını, seçim güvenliğini ihlal ettiğini, tarafsızlığını ortadan kaldırdığını, seçimlerin kanun uyarınca serbest, eşit, gizli olarak yapılması gerektiğini, oy sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanmasının açık olarak yapılması gerektiğini, yapılan seçimde tüm bu hususların ihlal edildiğini, oy verme işleminin gerçekleştirilmesi için iki tane kabin bulunmakta iken, 2 tane daha oy verme yeri oluşturulduğunu ve bu yerlerin etrafının kapatılmadığını, oy verilmesi sırasında bir kısım pusulanın fotoğrafının da çekildiğini, gizli oy ilkesinin bu şekilde ihlal edildiğini, delegelerin Genel Merkez tarafından baskı altına alındığını, oyların sayılması işlemine geçildiğinde oyların sayıldığı alanın şeritler çekilmek suretiyle ulaşıma kapatıldığını, yaklaşık 5 metre mesafeye kadar yaklaşılmasının engellendiğini, verilen oylar tasnif edilirken açık sayım ilkesi ihlal edilerek oy pusulaları gösterilmeksizin sayım yapıldığını, seçime gelen Genel Merkez yöneticisinin sayım yapılan yer ile delege arasına kırmızı şerit, masa, sandalye setleri çektirdiğini, sayıma gözlemci alınmasını engellediğini, Genel Başkan yardımcısının sert bir şekilde bu şeritten geçilmeyecek demesine karşın delege olmamasına rağmen kendisinin sayım işleminin yanında durduğunu ve seçim sonuçları açıklanmadan karşı tarafın delegelerine "hayırlı olsun bu iş bitti" dediğini, oy sayım ve dökümünün aleniyet ilkesine aykırı yapıldığını, seçimde sandık başkanlığı yapan kişinin M.İ'nin eşi olduğunu, karşı listede bulunan ve bu kişi ile aynı şubede çalışan ve davalılardan biri olan ...'ın bu seçimde Genel Sekreter olduğunu, bu hususun da seçimin iptali için geçerli bir sebep olduğunu, toplam seçmen sayısının 151 olduğunu, genel kurulda da 151 oy kullanıldığını ancak seçim alanına 171 seçmen pusulası getirildiğini, bu hususun da açık bir ihlal olup seçim iptali nedeni olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle 29.07.2023 tarihinde yapılan ... Sendikası Samsun Şube seçim sonuçlarının ve alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Sendika vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından ileri sürülen ve olağanüstü genel kurul seçimlerinin iptali için gerekçe olarak gösterilen tüm iddiaların asılsız olduğunu, şube yönetim kurulunca alınan karar uyarınca olağanüstü genel kurul çağrısının şube yönetim kurulunca yapıldığını, ilanın yapıldığını, delegelere davet yazısı çıkarıldığını, davet yazılarının bir kısmının elden teslim ile gerçekleştirildiğini, Olağanüstü Genel Kurulun 151 delege ile 29.07.2023 günü toplandığını, divan seçimi yapıldığını, gündem uyarınca saygı duruşu yapıldığını, gündem maddelerinin tamamının yerine getirildiğini, kurullara aday başvurularının alındığını, oy pusulalarının basımı için ara verildiğini, oy pusulalarının basımından sonra Divanın, İlkadım İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına 170 adet oy pusulasını teslim ettiğini ve görevini ilçe seçim kuruluna devrettiğini, bu aşamaya kadar Genel Kurulun toplanması, gündem maddelerinin görüşülmesi ve oy kullanılması aşamasında herhangi bir olumsuz durum veyahut usule aykırılık görülmediğini ve hiçbir itirazın da ileri sürülmediğini, seçimlerin herkesin gözü önünde ve demokratik esaslar çerçevesinde ilçe seçim kurulu tarafından gerçekleştirildiğini, oy verme işleminin serbest ve eşit olarak yapıldığını, oyların gizli verildiğini, oy sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanmasının açık olarak yapıldığını, seçimde hiçbir kural ihlali yapılmadığını, delegelere hiçbir baskı yapılmadığını ve iradelerine müdahale edilmediğini, gizli oy ilkesinin ihlal edilmediğini, bunun dışındaki tüm iddiaların hayal ürünü olduğunu, davalılar tarafından seçimin sonucunu etkileyecek hiçbir müdahale olmadığını, yapılan seçimler sonucunda davacının yaptığı itirazın, İlkadım 2. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 2023/66 Karar sayılı ve 31.07.2023 tarihli kararı ile reddedildiğini, ... Sendikası Genel Başkan Yardımcısı H.Ö. tarafından seçimin sonucunu etkileyecek hiçbir müdahale olmadığını, zaten gündem uyarınca bir konuşma yapılmadığını, kaldı ki tek başına seçime yön verecek ve sonuçları değiştirecek bir durumun da söz konusu olmadığını, İlkadım İlçe Seçim Kurulunca belirlenen görevlilerin tanık olarak bilgilerine müracaat edilmesi ve yine seçimin yapıldığı salondaki polis memurlarının tanık olarak bilgilerine müracaat edilmesi hâlinde açıklamalarının doğruluğunun ortaya çıkacağını belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir.
2. Davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekili cevap dilekçesinde; davalı Sendika vekili ile benzer nitelikteki açıklamalarla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dilekçesinde ileri sürülen sair itirazların sübut bulmadığı ve seçimin hukuka aykırılığı sonucunu doğurmadığı kabul edilmekle birlikte tanık beyanlarından seçimin yapılması sırasında müşahit kabul edilmediğinin anlaşıldığı, Sendika Seçim Yönetmeliği'nin ikinci kısmında Şube Organları seçiminde her ne kadar bu hususta yazılmamış olsa da 1. kısmında delege seçimine ilişkin 13 üncü maddesinde ''sandık seçim kurulu ; ..ayrıca isteyen liste sahiplerinden gözlemci sıfatı ile üye alınması zorunludur. '' şeklinde belirtildiğinin anlaşıldığı, ayrıca 2709 sayılı ... Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 51 inci maddesinin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağının vurgulandığı, buna göre sayımların yapılması sırasında gözlemci üye alınmaması ve oyların açıkça gösterilmemesi hususlarının sendikaların işleyişinin demokratik esaslara aykırı olamayacağına dair ilkenin ihlali niteliğinde olduğu, tarafsız olması gereken seçim Divan başkanı olan H.Ö'nün adaylardan birinin destekçilerinin yanına gitmesi, onlarla selamlaşıp, diğer adayın destekçilerine aynı şekilde davranmamasının da tarafsızlığı gölgeye düşürdüğü ve bu davranışın H.Ö'nün bulunduğu konum dikkate alındığında taraflı gözükerek adaylar üzerinde baskıya sebep olduğu gerekçesiyle "1-Davanın KABULÜ ile ... ..., Su ve Gaz İşçileri Sendikası (...) Samsun Şubesi organ seçimlerine ilişkin 29.07.2023 tarihinde yapılan Sendika Olağanüstü Genel Kurulunun TÜM SONUÇLARI İLE İPTALİNE, 2- Karar kesinleştiğinde 6356 Sayılı Kanunun 15. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca genel kurulun kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa sürede toplama, seçimleri yapma ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere 4721 Sayılı Kanunun hükümleri gereğince ... ..., Su ve Gaz İşçileri Sendikasına üç kişilik kayyum heyetinin atanmasına, görev süresi ile isimlerinin kesinleşmeye müteakip ek karar ile belirlenmesine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekilleri; cevap dilekçelerinde belirttikleri sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuşlardır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince dava konusu iptali istenen seçimli olağanüstü genel kurulun sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı ilkesine aykırı gerçekleştirildiğinin kabulü ile Genel Kurulun iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bununla birlikte davalı Sendikanın Samsun Şubesinin 29.07.2023 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunun bütün sonuçlarıyla iptaline karar verilmesine rağmen sendikanın Samsun Şubesi yerine Sendikaya kayyım atanmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle bu yönden istinaf başvurusu kabul edilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak "1-Davanın KABULÜ İLE; -Davalı Sendikanın Samsun Şubesinin 29/07/2023 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunun bütün sonuçlarıyla İPTALİNE, 2-6356 Sayılı Kanunun 15. Maddesinin 3. Fıkrasın uyarınca genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak, seçimleri yapmak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere, 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince ... ..., Su ve Gaz İşçileri sendikası Samsun Şubesine kayyım atanmasına, kayyımın sayısı, görev süresi ile isimlerinin yargılamayı yapan mahkemece belirlenmesine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekili; hem Divan Kurulu başkanı hem de Divan Kurulunun diğer üyelerinin vazifesini tarafsız bir şekilde yaptığını, teamüllere ve usule uygun bir şekilde yönetim sergilediğini, H.Ö. tarafından seçimin sonucunu etkileyecek hiçbir müdahale olmadığını, seçim anında hiçbir itiraz, hiçbir tepki, hiçbir kargaşa, hiçbir cepheleşme, hiçbir tartışma ve hiçbir kavga olmadığını, kararda atıf yapılan 13 üncü madde hükmünün delege seçimlerine yönelik düzenlenmiş bir hüküm olduğunu, mevcut davada uygulanamayacağını, delege seçimlerine yönelik 13 üncü madde hükmüne göre, seçime katılan liste sahiplerinin gözlemci istemesi hâlinde gözlemci görevlendirilmesinin zorunlu olduğunu, davaya konu seçimde, tüm taraflarca gözlemci istenmediğine göre sayımda gözlemci bulundurmanın zorunlu olmadığını, delege seçimlerini ihtiva eden 13 üncü madde üzerinden yorum yapılarak organ seçimleri hakkında sonuca gidilmesinin hukuka, hakkaniyete, ... ve Seçim Yönetmeliği'ne açıkça aykırılık teşkil ettiğini, seçimi ifa etmede görevli baş memurun, sandığı açmadan ve sayıma başlamadan evvel her iki tarafın gözlemcilerini sayım denetimini gözlemlemek için davet ettiğini, adaylar ve hazır bulunanlar arasında hiç kimsenin gözlemci olma talebinde bulunmadığını, kimsenin davete de icabet etmediğini, herkesin sayımı etkilememek kaydı ile sayım işlemini rahatlıkla görecek bir şekilde seçim memurlarının yakınında bulunduğunu, açıkça görerek sayımı takip ettiğini, davacının kendi yazısı ile sandık kuruluna görevli ismi bildirmediğini, seçimin İlkadım İlçe Seçim Kurulunca belirlenen görevlilerce bizzat gerçekleştirildiğini, oy verme işleminin serbest ve eşit olarak yapıldığını, oyların gizli verildiğini, oy sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanmasının açık olarak yapıldığını, seçimde hiçbir kural ve ilke ihlali yapılmadığını, seçimin demokratik esaslara uygun olacak şekilde yapıldığını, hiç kimsenin görevlilerin açık sayım faaliyetine müdahale etmediğini, hiç kimsenin seçim kurulu görevlilerinin yanına ve masasına gelerek hiçbir evraka bakmadığını, dokunmadığını, hiç kimsenin masanın başında dahi bulunmadığını, Mahkeme kararında İlkadım 2. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 2023/66 sayılı kararının dikkate alınmamasının doğru olmadığını belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı Sendika vekili; cevap ve istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Sendika Şube Genel Kurulunun ve organ seçimlerinin hukuka aykırı gerçekleştirildiği iddiasına dayalı iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Anayasa’nın "Sendika kurma hakkı" kenar başlıklı 51 inci maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz."
2. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) "Genel kurulda yapılacak seçimlerde uyulacak esaslar" kenar başlıklı 14 üncü maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"(1) Genel kurulda yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruluna üye seçimi ile delege seçimi, yargı gözetimi altında serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve tüzük hükümlerine göre yapılır."
3. 6356 sayılı Kanun’un "Seçimlere itiraz" kenar başlıklı 15 inci maddesi şöyledir:
"(1) Genel kurulda yapılan organ ve delege seçimlerinin devamı sırasında yapılan işlemlere ilişkin olarak seçim sonuç tutanaklarının düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde yapılacak itirazlar hâkim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. İtiraz süresinin geçmesi ve itirazların karara bağlanmasından hemen sonra hâkim, 14 üncü madde hükümlerine göre kesin sonuçları ilan eder ve ilgili kuruluş veya şubesine bildirir.
(2) Bakanlık veya kuruluş ya da şubesinin üye ve delegeleri; kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak genel kurul ve seçim yapılması veya seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük ya da kanuna aykırı uygulama iddiasıyla, bu işlemlerin veya genel kurulun iptali için genel kurul tarihinden itibaren bir ay içerisinde dava açabilir. Dava basit yargılama usulüne göre iki ay içerisinde sonuçlandırılır. (Ek cümle: 12/10/2017-7036/30 md.) Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir. (Değişik cümle: 12/10/2017-7036/30 md.) Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtayca on beş gün içinde kesin olarak karar verilir.
(3) Genel kurulun veya genel kurulda yapılan organ seçiminin iptaline karar verildiği takdirde mahkeme; genel kurulu kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa zamanda toplamak, seçimleri yapmak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar kuruluşu yönetmekle görevli olmak üzere, 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince bir veya üç kayyım tayin eder ve görev sürelerini belirler."
4. Uluslararası Çalışma Örgütünün 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası.
5. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6356 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde sendikalar; işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmıştır. Anayasa’nın 51 inci maddesi de aynı doğrultudadır. Aynı maddenin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.
3. Genel kurul sendikaların iradesini yansıtan nihai karar organıdır. 6356 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinde, genel kurulun, sendika ve şubelerin zorunlu organlarından olduğu belirtilmiştir. Genel kurulun görev ve yetkileri aynı Kanun’un 11 inci maddesinde düzenlenmiş olup maddeye göre sendika organlarının seçimi yetkisi de genel kuruldadır. Bu itibarla, sendikanın yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinin belirlendiği genel kurulların, demokratik esaslar doğrultusunda icra edilmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Bu cümleden olarak, bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (Fevzi Şahlanan, Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.119).
4. Bu noktada belirtmek gerekir ki, sendika genel kurullarında gerçekleştirilen zorunlu organ üyelikleri ile delege seçimlerinde uygulanacak temel ilkeler olan serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm ilkeleri, sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 51 inci maddesinin gereği olduğu gibi 6356 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının da gereğidir. Diğer taraftan Ülkemiz tarafından da onaylanan Uluslararası Çalışma Örgütünün 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında da çalışanların, temsilcilerini serbestçe seçmek hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
5. Anayasa Mahkemesinin 13.06.1988 tarihli ve 1988/14 Esas, 1988/18 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, seçimlerin serbestliği ilkesinin öğretide birleşilen "seçmen üzerinde her tür dış engelin, siyasal, ekonomik her etkinin ya da baskının bulunmaması" şeklindeki tanımı; korkutmaları, yıldırmaları ve yanıltmaları kapsadığı gibi temelde seçmenin dilediğine oy verme istencine dayanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesinin 29.05.2008 tarihli ve 2008/33 Esas, 2008/113 Karar sayılı kararında da "serbest oy ilkesi seçmenin hiçbir yasa dışı el atmaya, baskıya ve etkiye kapılmadan oyunu kullanmasıdır. Serbest seçim, oyların bu ortamda kullanıldığı seçimdir. Oy kullanmayı etkileyecek, seçmenin ... iradesini saptırabilecek her tür etkileme baskı sayılır. Seçmeni dolaylı da olsa, olumlu ya da olumsuz etkiye açık tutacak her girişimin önlenmesi gerekir." hususları belirtilmiştir.
6. Seçimlerin serbestliği ilkesi, seçmenin ... iradesiyle temsilcilerini belirlemesi gerektiği anlamına gelmekte ise de, bu ilkenin ayrılmaz bütünlükteki tamamlayıcısı da açık sayım ve döküm ilkesidir. Nitekim ancak bu suretle seçmen iradesi her tür şüpheden uzak ve tereddütsüz bir şekilde tecelli edeceği gibi açık sayım ve döküm ilkesinin tam anlamıyla uygulanmasıyla seçim sonuçlarına duraksamasız bir güven duyulabilir.
7. Bütün bu açıklamalar ışığında temyiz itirazları değerlendirilmelidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Divan Başkanının seçim sonuçlarını etkileyecek bir hukuka aykırı eyleminin kanıtlanamadığının anlaşılmasına göre İlk Derece Mahkemesinin bu yöne ilişkin gerekçesi dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Bununla birlikte oyların sayımında gözlemci kabul edilmemesi ile oy pusulalarının gösterilerek oyların yüksek sesle okunmaması hususları dikkate alındığında, açık sayım ve döküm ilkesinin ihlal edildiğine dair tespit isabetlidir. Diğer taraftan, 151 delegenin iştirak edip oy kullandığı dava konusu seçim için, sandık kuruluna 170 adet mühürlü oy pusulası ve zarf teslim edilmesine karşın; seçim torbası içerisinde 151 oy pusulası ve zarf bulunduğunun, sandık sonuç tutanağı ile seçim evrakında kullanılmayan oy pusulaları ve zarfların akıbetine dair bir tespit ve bilgi bulunmadığının da anlaşılmasına göre, genel kurulun iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik söz konusu değildir.
8. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve yukarıda yapılan açıklamalara göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/776 E., 2023/1205 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 51 inci maddesi,
Hukuk Genel Kurulu 2022/776 E. , 2023/1205 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/492 E., 2022/183 K.
KARAR : Asıl ve birleşen davaların kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.11.2021 tarihli ve
2021/10022 Esas, 2021/15439 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki sendika yönetim kurulu kararlarının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacı vekili; davalı ...-İş Sendikasının (Sendika) 22.09.2020 tarihli ve 2020/2489-25 sayılı “Şube Açma, Birleştirme Bildirimi Hk.” konulu yazısı ile müvekkiline bildirilen davalı Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı “İstanbul Marmara Şubesinin Açılmasına”, 22.09.2020 tarihli “Bursa Şubesinin Açılmasına” ve 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı “İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde Birleştirilmesine” ilişkin tesis edilen şube açma ve birleştirme kararları ile yeni açılan Bursa ve Marmara Şubelerinin faaliyet alanlarının belirlenmesine, müteşebbis heyet seçimlerine ilişkin kararlarının usule, Sendika Tüzüğüne, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'na (6356 sayılı Kanun), önceki genel kurul kararlarına ve ayrıca taraflar arasında görülen genel kurul kararının iptali davasında verilen ve kesinleşen karara aykırı olduğunu, Sendikanın yeni olağan genel kurulunun yapılmasına 3,5 ay ve şube delege seçimlerine 15 gün kaldığı dikkate alındığında dava konusu Yönetim Kurulu kararlarının hukuka uygun olmadığını, İstanbul Anadolu ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin kapatılmasına ilişkin kararların kesinleşmiş yargı kararları ile iptal edilmesi nedeniyle Bursa ve Marmara Şubelerinin açılmasına dair kararların dayanağının da ortadan kalktığını, iptali istenen kararların hiçbir somut gerekçeye dayanmadığını, gerçek amacın seçilmiş yöneticileri yok edip azınlığı ve muhalefeti bitirmek olduğunu, davalı Sendikanın bu uygulamasının anti demokratik olup sendikacılığın özü ve demokrasi ile bağdaşmadığını, 4721 sayılı Medeni Kanun’un (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin ihlâl edildiğini ileri sürerek belirtilen kararların bütün sonuçlarıyla iptaline, iptali istenen kararların yokluk ile batıl olduğunun, baştan itibaren hükümsüz; geçersiz olduğunun ve yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin bu karardan önceki mevcut görevine (şube yöneticisi/başkanı olduğu Sendikanın İstanbul Anadolu Yakası Şubesinde ve faaliyet sahasına giren illerdeki işyerlerinde) aynen devamına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, 6356 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinde sendika genel kurullarının görev ve yetkilerinin düzenlendiğini, dava konusu işlemlere ilişkin kararların yönetim kurulu tarafından değil genel kurul tarafından alındığını, Genel Kurulun 6356 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki yetkisini kullandığından dava konusu bu işlemlerin Genel Kurul kararının fiiliyatta uygulanması niteliğinde olduğunu, dava konusu işlemler nedeniyle hak kaybı yaşanmadığını, davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN DAVA
A. Birleşen Birinci Dava
1. Davacı vekili; asıl dava dilekçesindeki iddiaları tekrar ederek davalı Sendikanın 22.09.2020 tarihli ve 2020/2489-25 sayılı, “Şube Açma, Birleştirme Bildirimi Hk.” konulu yazısı ile müvekkiline bildirilen ve davalı Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarih ve 420 sayılı “İstanbul Marmara Şubesinin Açılmasına” ve 22.09.2020 tarihli ve “Bursa Şubesinin açılmasına”, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı “İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesi Altında Birleştirilmesine” ilişkin tesis edilen şube açma ve birleştirme kararları ile yeni açılan Bursa ve Marmara Şubelerinin faaliyet alanlarının belirlenmesine dair kararların, müteşebbis heyet seçimlerine ilişkin kararların bütün sonuçlarıyla iptali ile iptali istenen kararların yokluk ile batıl olduğunun/baştan itibaren hükümsüz/geçersiz olduğunun ve yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin bu karardan önceki mevcut görevine (şube yöneticisi/şube sekreteri olduğu Sendikanın İstanbul Anadolu Yakası Şubesinde ve faaliyet sahasına giren illerdeki işyerlerinde) aynen devamına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili; asıl davada sunduğu cevap dilekçesi içeriği ile benzer yönde açıklamalar yaparak davanın reddini savunmuştur.
B. Birleşen İkinci Dava
1. Davacı vekili; asıl dava dilekçesinde belirtilen iddiaları tekrar ederek davalı Sendikanın 22.09.2020 tarihli ve 2020/2489-25 sayılı, “Şube Açma, Birleştirme Bildirimi Hk.” konulu yazısı ile müvekkiline bildirilen davalı Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı “İstanbul Marmara Şubesinin Açılmasına”, 22.09.2020 tarihli “Bursa Şubesinin açılmasına” ve 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı “İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde Birleştirilmesine” ilişkin tesis edilen şube açma ve birleştirme kararları ile yeni açılan Bursa ve Marmara Şubelerinin faaliyet alanlarının belirlenmesine, müteşebbis heyet seçimlerine ilişkin kararların bütün sonuçlarıyla iptali ile iptali istenen kararların yokluk ile batıl olduğunun/baştan itibaren hükümsüz/geçersiz olduğunun ve yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin bu karardan önceki mevcut görevine (şube yöneticisi/şube mali sekreteri olduğu Sendikanın İstanbul Anadolu Yakası Şubesinde ve faaliyet sahasına giren illerdeki işyerlerinde) aynen devamına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili; asıl davada sunduğu cevap dilekçesi içeriği ile benzer yönde açıklamalar yaparak davanın reddini savunmuştur.
C. Birleşen Üçüncü Dava
1.Davacılar vekili; seçilmiş şube yöneticileri olan müvekkillerinin uzun zamandan beri Sendika yönetimine muhalif olduklarını, sendika içi demokrasiyi ortadan kaldırmak amacıya Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen13. Olağan Genel Kurulunda alınan İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin kapatılmasına ve müvekkillerinin görevlerinin sona ermesine dair kararın iptali istemiyle açılan davanın lehlerine sonuçlandığını, kesinleşen mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle icra mahkemesine başvurulduğunu, tazyik hapsine ilişkin kararların kaldırılmasından sonra ise eldeki dava konusu olan Sendika Yönetim Kurulu kararlarının alındığını, bu kararların Sendika Tüzüğüne, 6356 sayılı Kanun'a ve emsal kararlara aykırı olduğunu ileri sürerek davalı Sendikanın 22.09.2020 tarihli ve 2020/2489-25 sayılı, “Şube Açma, Birleştirme Bildirimi Hk.” konulu yazısı ile müvekkiline bildirilen davalı Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı “İstanbul Marmara Şubesinin Açılmasına”, 22.09.2020 tarihli “Bursa Şubesinin açılmasına” ve 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı “İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde Birleştirilmesine” ilişkin tesis edilen şube açma ve birleştirme kararları ile yeni açılan Bursa ve Marmara Şubelerinin faaliyet alanlarının belirlenmesine, müteşebbis heyet seçimlerine ilişkin kararların bütün sonuçlarıyla iptali ile iptali istenen kararların yokluk ile batıl olduğunun/baştan itibaren hükümsüz/geçersiz olduğunun ve yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkillerinin bu karardan önceki mevcut görevine (şube yöneticisi oldukları Sendikanın İstanbul Anadolu Yakası Şubesinde ve faaliyet sahasına giren illerdeki işyerlerinde) aynen devamına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili; asıl davada sunduğu cevap dilekçesi içeriği ile benzer yönde açıklamalar yaparak davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.05.2021 tarihli ve 2020/358 Esas, 2021/177 Karar sayılı kararı ile; davalı Sendikanın 21-22.10.2017 tarihlerinde gerçekleştirmiş olduğu 13. Olağan Genel Kurulunda İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılmasına ve Bursa Şubesinin açılmasına karar verildiği, bu kararların iptali istemiyle açılan davaların ilk derece mahkemelerince reddedildiği ancak bölge adliye mahkemelerince bu kararların kaldırıldığı ve söz konusu genel kurul kararlarının iptali yönünde hüküm tesis edildiği, bölge adliye mahkemelerince verilen kararların Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, davalı Sendika Yönetim Kurulunca bu kez 18.09.2020 tarihinde 420 sayılı karar ile İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı karar ile İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin, İstanbul Marmara Şubesi altında birleştirilmesine, 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı karar ile Bursa Şubesinin açılmasına karar verildiği, şube açma- birleştirme ve kapatma yetkisinin münhasıran sendika genel kuruluna ait olduğu ancak tüzükte belirtilen esaslar doğrultusunda sendika yönetim kuruluna yetki verilebileceği, sendika yönetim kuruluna yetki verilmesi durumunda söz konusu yetkinin kullanılabilme esaslarının genel kurul kararı ile tespit edilebileceği, somut olayda ise kapatılmasına karar verilen İstanbul Avrupa Yakası ve İstanbul Anadolu Yakası Şubelerinin kapatılması yönünde hangi gerekli şartların oluştuğu, İstanbul Marmara Şubesinin sorumluluk sahasının İstanbul Avrupa ve Anadolu Yakasındaki işyerlerini de kapsayacak şekilde belirlenmesini gerektirecek hangi durumun mevcut olduğu ve Bursa Şubesinin kurulmasına ilişkin kararlarda hangi gerekli şartların oluştuğu hususunun davalı Sendika tarafından ispatlanamadığı, işyerlerinin bağlı bulunduğu şubenin değiştirilebilmesi ve/veya şubenin kapatılmasına dair yetkinin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesindeki objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde kullanılması gerektiği, soyut gerekçeler ile alınan kararın sendikal özgürlüklere, sendika içi demokrasi ilkesine uygun olmadığı, kaldı ki daha önce aynı yönde genel kurulda alınan kararların kesinleşmiş mahkeme kararları ile iptal edildiği, buna rağmen davalı Sendika tarafından fiili durum yaratacak şekilde kanun dolanılarak karar verildiği ve bu şekilde alınan kararların hukuken korunmasına olanak bulunmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davaların kabulü ile Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesi altında birleştirilmesine, 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı Bursa Şubesinin açılmasına ilişkin kararlarının tüm sonuçları ile birlikte iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.07.2021 tarihli ve 2021/2096 Esas, 2021/2068 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Dava sendika yönetim kurulu kararlarının iptali istemine ilişkindir.
Asıl ve birleşen davalar ile üç farklı kararın iptali talep edildiğinden, Sendika Yönetim Kurulu kararlarının niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1) Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu 18/09/2020 tarih ve 420 sayılı kararı ile İstanbul ilinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılmasına, şubeyi altı ay içinde delege seçimi yaparak genel kurula götürmek üzere müteşebbis heyet atanmasına karar verilmiştir.
Sendika tarafından 21-22 Ekim 2017 tarihinde icra edilen 13. olağan genel kurul divan tutanağında “153 imzalı bir önerge geldi. “Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul ilinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılmasını, açılış işlemleri ve müteşebbis heyet atanması için genel merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.” önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler...Etmeyenler...önerge oyçokluğuyla kabul edilmiştir.” hususları belirtilmektedir.
Buna göre sendika genel merkez genel kurul kararı ile İstanbul ilinde “İstanbul Marmara Şube” adında bir şube açılmasının kararlaştırıldığı, söz konusu kararın iptali için bir dava açılmadığı ve mahkemece verilmiş bir iptal kararının da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu anlamda olmak üzere, Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu 18/09/2020 tarih ve 420 sayılı kararının, yukarıda belirtilen ve halen geçerli olan genel kurul kararının uygulanması niteliğinde olduğu anlaşıldığından, Sendika Yönetim Kurulunun 18/09/2020 tarih ve 420 sayılı kararının iptali talebi bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
2) Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu 21/09/2020 tarih ve 421 sayılı kararı ile de İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ile İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine karar verilmiş, kararın gerekçesi olarak da “...ana örgütlü işyerimiz olan Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ye bağlı İstanbul Anadolu Yakası ve Avrupa Yakası Bölge Müdürlüklerinin 29 Mayıs 2017 tarihli tebliği ile 01.06.2017 tarihinden itibaren İstanbul Bölge Müdürlüğü adıyla tek bölge müdürlüğüne indirilmesi ve faaliyetlerine tek bölge müdürlüğü olarak devam etmesi nedeniyle tek elden ve daha aktif bir sendikal faaliyette bulunabilmek amacıyla...” hususları belirtilmiştir.
Sendika tarafından 21-22 Ekim 2017 tarihinde icra edilen 13. olağan genel kurul divan tutanağında;
“153 imzalı bir önerge geldi. “Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılmasını, kapatma işlemleri için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.” önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oyçokluğuyla kabul edilmiştir.”
“155 imzalı bir önerge geldi. “Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin kapatılmasını, kapatma işlemleri için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.” önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oyçokluğuyla kabul edilmiştir.”
Hususları belirtilmektedir.
Bununla birlikte söz konusu her iki genel kurul kararının da iptali için kanuni süre içerisinde dava açıldığı, her iki genel kurul kararının da bölge adliye mahkemesince iptaline karar verildiği ve bölge adliye mahkemesi kararlarının Yargıtay (kapatılan) 22. Hukuk Dairesince onandığı görülmektedir.
Diğer taraftan her ne kadar Sendika Yönetim Kurulu kararında gerekçe olarak Türk Telekomünikasyon A.Ş. işyerindeki organizasyon değişikliği gösterilmiş ise de, belirtilen organizasyon değişikliğine dair kararın genel merkez genel kurulundan önce olmak üzere 01.06.2017 tarihinden geçerli olmak üzere alındığı, 21-22 Ekim 2017 tarihinde icra edilen 13. olağan genel kuruldan sonra ortaya çıkan yeni bir olgu teşkil etmediği gözetildiğinde, İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ile İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılması sonucunu doğuracak olan Sendika Yönetim Kurulunun 21/09/2020 tarih ve 421 sayılı kararının iptaline karar verilmesi isabetlidir.
3) Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu 22/09/2020 tarih ve 422 sayılı kararı ile ise Bursa ilinde Bursa Şubesinin açılmasına, şubeyi altı ay içinde delege seçimi yaparak genel kurula götürmek üzere müteşebbis heyet atanmasına karar verilmiştir.
Sendika tarafından 21-22 Ekim 2017 tarihinde icra edilen 13. olağan genel kurul divan tutanağında “152 imzalı bir önerge geldi. “Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, Bursa ilinde Bursa Şube adında bir şube açılmasını, açılış işlemleri ve müteşebbis heyet atanması için genel merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.” önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler...Etmeyenler...önerge oyçokluğuyla kabul edilmiştir.” hususları belirtilmektedir.
Buna göre sendika genel merkez genel kurul kararı ile İstanbul ilinde “Bursa ilinde Bursa Şube” adında bir şube açılması kararlaştırıldığı, söz konusu kararın iptali için bir dava açılmadığı ve mahkemece verilmiş bir iptal kararının da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu anlamda olmak üzere, Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu 18/09/2020 tarih ve 422 sayılı kararının, yukarıda belirtilen ve halen geçerli olan genel kurul kararının uygulanması niteliğinde olduğu anlaşıldığından, Sendika Yönetim Kurulunun 18/09/2020 tarih ve 422 sayılı kararının iptali talebi bakımından da davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Bu açıklamalar ışığında mahkemece Sendika Yönetim Kurulunun 21/09/2020 tarih ve 421 sayılı kararının iptaline ve fazlaya dair istemin reddine karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddi kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Marmara Şubesinin sorumluluk sahasının İstanbul Anadolu ve Avrupa Yakasındaki işyerleri olarak, Bursa Şubesinin sorumluluk sahasının ise Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Bilecik, Yalova, İzmit, Sakarya, ..., Kırklareli ve Tekirdağ illerindeki işyerleri olarak belirlenmesi, bir başka ifadeyle İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin faaliyet alanında yer alan illerdeki işyerlerinin Bursa ve Marmara Şubelerine bağlanmasının İstanbul Anadolu ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerindeki seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıracağı, bu nedenle 421 sayılı İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesi Altında Birleştirilmesine ilişkin Yönetim Kurulu kararının iptalinin tek başına bir anlam ifade etmeyeceği, ayrıca daha önce yargı kararıyla kesinleşen İstanbul Anadolu ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin kapatılmasına ilişkin genel kurul kararlarının iptaline ilişkin kararı da etkisiz hâle getireceği, her ne kadar 421 sayılı karar bozma konusu yapılmamış ise de 420, 421 ve 422 sayılı kararlar birbiriyle bağlantılı olduğundan bir bütün halinde değerlendirilerek Yönetim Kurulunun 420, 421 ve 422 sayılı kararlarının iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, bozma kararında Türk Telekomünikasyon A.Ş. organizasyon değişikliğinin genel kuruldan önce 01.06.2017 tarihinden geçerli olarak alındığının belirtilmesinin hatalı olduğunu, zira genel kurul tarihi olan 21-22 Ekim 2017 tarihinden sonra bir organizasyon değişikliği olsa idi bu değişikliğe gerekçe olarak dayanılmasının mümkün olmayacağını, bu nedenle 421 sayılı yönetim kurulu kararının iptalinin isabetli olduğuna ilişkin bozma gerekçesinin maddi ve hukuki gerçeklere aykırı olduğunu ve davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, 421 sayılı yönetim kurulu kararının iptal edilmesi durumunda İstanbul’da açılan İstanbul Marmara Şubesinin yanı sıra İstanbul Avrupa Yakası ve İstanbul Anadolu Yakası Şubeleri olmak üzere toplam üç şubenin bulunması gibi maddi oluşa ve hukuka aykırı bir durumun ortaya çıkacağını, öte yandan davacı tarafın tanık dinletmekten vazgeçme taleplerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 196 ncı maddesi uyarınca kabul etmemeleri nedeniyle davacı tanıkları için yazılan talimat cevapları beklenmeden tanık dinleme ara kararından gerekçesiz olarak vazgeçilmesi suretiyle savunma hakkı ihlâl edilerek eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, yine müvekkilinin tanıklarının dinlenmemesinin de savunma hakkının ihlâli anlamına geldiğini, ayrıca davanın süresinden sonra açıldığını belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına ve 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı Bursa Şubesinin açılmasına ilişkin kararların hukuka aykırı olup olmadığı ve iptalinin gerekip gerekmediği ile iptaline karar verilmesi gerektiği uyuşmazlık dışı olan 421 sayılı Sendika Yönetim Kurulu kararı ile uyuşmazlık konusu olan 420 ve 422 sayılı Sendika Yönetim Kurulu kararlarının birbiriyle bağlantılı olup olmadığı, bu iki kararın iptal edilmemesinin 421 sayılı kararın iptaline ilişkin kararı etkisiz hâle getirip getirmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 51 inci maddesi,
2. 6356 sayılı Kanun'un 8 ve 11 inci maddeleri.
3. 87 sayılı Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 3 üncü maddesi.
2. Değerlendirme
1. Sendikalar, çalışan ve çalıştırılanların, çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri, çalışanların haklarını korumak için tek tek mücadele ettiklerinde başarılı olmamaları nedeniyle haklarını daha iyi bir şekilde koruyabilmek adına ortaya çıkmış kuruluşlardır.
2. Nitekim 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanan sendikaların amacı, yine aynı bentte çalışma ilişkilerinde üyelerinin ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek olarak ifade edilmiştir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi de aynı doğrultudadır. Sendikaların özgür oldukları oranda belirtilen amacı gerçekleştirebileceği kuşkusuzdur.
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 51 inci maddesinde yer alan “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
(Mülga dördüncü fıkra: 7/5/2010-5982/5 md.)
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.” şeklindeki hüküm ile sendika kurma hakkı ayrıntılı olarak düzenlenmiş, sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanarak sendikal haklar Anayasal güvence altına alınmıştır.
4. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun genel gerekçesinde de, sendikal hak ve özgürlüklerin, özgürlükçü ve demokratik toplum esasları temelinde düzenlendiği belirtilmiştir. Bu bağlamda sendikal özgürlüklerin başında sendikaların kurulduktan sonra faaliyetlerinde ve yönetiminde serbest olabilmeleri hususunun geldiğini ifade etmek gerekir.
5. Bilindiği üzere tüzükler sendikaların anayasası olarak nitelendirilebilirler (Melda Sur, İş Hukuku Toplu İlişkiler, Ankara, 2020, s. 104). Sendika tüzüğü, sendikanın kuruluş amacını, üyelik ve üyelikten çıkma şartlarını, teşkilatlanma usul ve esaslarını, sendika ile üye arasındaki ilişkileri, hak ve yükümlülükleri, kısacası sendikanın her açıdan yönetim ve işleyiş süreçlerini belirleyen bir belgedir.
6. Sendikalar niteliği gereği demokratik kuruluşlardır ve sendikal birliğin ön koşullarından birini sendika içi demokrasi oluşturmaktadır. Nitekim Anayasa'nın 51 inci maddesinin son fıkrasında da sendika ve üst kuruluşların "Tüzükleri, yönetim ve işleyişleri"nin demokratik esaslara aykırı olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Böylelikle sendikal yaşamın yazılı kurallarını içeren tüzüklerde demokratik olmayan kuralların yer almaması amaçlanmıştır. Bir başka ifadeyle sendikalar tüzüklerini düzenleme serbestisi içinde olmakla birlikte ahlâk ve kanunun emredici hükümleri dışında Anayasal kural ve ilkelerle de sınırlandırılmışlardır (Fevzi Şahlanan, Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.74)
7. Ülkemiz tarafından 1993 yılında onaylanan Uluslararası Çalışma Örgütünün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı Sözleşmesinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre de “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler”. Hemen belirtmek gerekir ki fıkrada belirtilen bu haklar sendikal örgütlerin etkinliklerini yerine getirmeleri için kaçınılmaz olan dört temel haktır.
8. Sözleşmenin 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında ise "Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmenin sendikal örgütlere sağladığı güvencelerden biri, devletin sendikaların iç yaşamına karışmamasıdır. Belirtilen düzenlemeye göre kamu yetkilileri, çalışan ve çalıştıran örgütlerine tanınan tüzük hazırlama, temsilci seçme, yönetim ve etkinlikleri düzenleme veya eylem programları oluşturma haklarını sınırlandıracak ya da bunların yasal kullanımını engelleyecek nitelikteki tüm karışmalardan kaçınmak zorundadırlar (Mesut Gülmez, Sendikal Hakların Ulusalüstü Kuralları Oluşumu ve Uygulanması 1919-2014, Cilt 1, Ankara, 2014, s. 411).
9. Niteliği gereği demokratik kuruluş olması gereken sendikaların, kendi iradeleri ile tüzüklerini belirleme hakkı da, özgür ve serbestçe faaliyette bulunmalarının ön koşulu olan sendika içi demokrasi ilkesi ile sınırlıdır. Uluslararası sözleşmeler, hukukun genel ilkeleri ve demokratik hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan düzenlemelerin, sendika içi demokrasiye zarar verecek olması nedeniyle çağdaş hukuk düzenince korunması düşünülemez.
10. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun "Kuruluşların tüzüğü" kenar başlıklı 8 inci maddesinde kuruluşların (sendika ve konfederasyonların) tüzüklerinde bulunması gereken hususlar bentler hâlinde sayılmış olup maddede sayılanlar asgari zorunlu unsurlardır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kuruluşlar maddede belirtilmeyen hususlarda gerekli gördükleri konuları tüzükleri ile düzenleyebilirler.
11. Öte yandan sendikaların görevlerini yerine getirebilmesi için bazı organlara sahip olması gerekir. 4721 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasına göre "Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır". Sendikalar da diğer tüzel kişiler gibi 4721 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince organlarının hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle borç altına girerler (4721 sayılı Kanun md. 50/2). 6356 sayılı Kanun'a göre sendikaların, sendika şubelerinin ve konfederasyonların zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kuruludur.
12. Genel kurul, sendikanın en üst karar ve denetim organıdır. Bir başka ifadeyle genel kurul, sendikalarda en üst düzeyde kararların alındığı, sendikal işlerin görüldüğü ve denetleme yetkisinin kullanıldığı yerdir. Bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır. Gerçek sendikal güç, genel kurul yoluyla sendika üyelerinin elinde olduğu sürece sendikanın demokratikliğinden söz edilebilir (Şahlanan, s. 119, 170-172). Bu bağlamda, sendika içi demokrasi ilkesinin genel kuruldan başlayarak yerleştirilmesi önem taşımaktadır. Başka bir deyişle sendika içi demokrasinin sağlanması için sendika genel kurulunun demokratik ilkelere uygun olarak kurulması ve çalışması gerekir (Mesut Aydın, "Sendika İçi Demokrasinin Sağlanmasında 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun Yeri", İş ve Hayat Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 2, Sayı: 4, s. 22).
13. Genel kurulun görev ve yetkileri 6356 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasında;
"(1) Genel kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Organların seçimi
b) Tüzük değişikliği
c) Yapılacak ilk genel kurula sunulması ve geçmişe etkili olmaması kaydıyla ilgili makamlar veya mahkemelerce kanuna aykırı görülerek düzeltilmesi istenen konular hakkında yönetim kuruluna yetki verilmesi
ç) Yönetim kurulu ve denetleme kurulu raporları ile yeminli mali müşavir raporlarının görüşülmesi
d) Yönetim kurulu ve denetleme kurulunun ibrası
e) Bütçenin kabulü
f) Yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu üyelerine verilecek ücret, tazminat, ödenek ve yolluklar ile sosyal hakların belirlenmesi
g) Taşınmaz satın alınması veya mevcut taşınmazların satılması hususunda yönetim kuruluna yetki verilmesi
ğ) Üst kuruluş kurucusu olma, üst kuruluşlara üye olma veya üyelikten çekilme
h) Şube açma, birleştirme veya kapatma, bu konuda tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi
ı) Birleşme veya katılma
i) Uluslararası kuruluşun kurucusu olma, uluslararası kuruluşlara üye olma veya üyelikten çekilme
j) Kuruluşun feshi
k) Mevzuat veya tüzükte genel kurulca yapılması öngörülen diğer işlemleri yerine getirme ve başka bir organa bırakılmamış konuları karara bağlama.." şeklinde düzenlenmiş olup maddede sayılan görev ve yetkilerin başka bir organa devri mümkün değildir.
14. Yönetim kurulu ise genel kuruldan sonra gelen icra ve temsil organıdır. Tüzüğün verdiği yetkilere göre ve genel kurulun verdiği direktifler doğrultusunda yönetim kurulu, sendikaların işlerini görür ve onu temsil eder. Yönetim kurulunun esas olarak iki türlü görevi vardır. Bunlar, sendika işlerinin görülmesi ve sendikanın temsil edilmesidir. Yönetim kurulu kural olarak sendika üyelerinin ortak hak ve yararlarını korumak amacıyla her türlü hukuki işlemi yapmaya yetkilidir (Turhan Esener, Yeliz Bozkurt Gümrükçüoğlu, Sendika Hukuku, İstanbul, 2014, s. 123). Görüldüğü üzere sendikaları dış dünyada yönetim kurulları temsil eder. Bu bağlamda genel kurulların en üst karar organı olmakla birlikte iç organ niteliği taşıdığını, görevinin iç işleyişte sendikaların iradesini oluşturmakla sınırlı olduğunu belirtmek gerekir. Söz konusu iradenin dış dünyaya yansıması ise yönetim kurulu aracılığıyla gerçekleşir (Süleyman Başterzi, "Sendika Yönetim Kurulu Kararlarının Yargısal Denetimi", Prof. Dr. Savaş Taşkent'e Armağan, İstanbul, 2019, s. 619).
15. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda yönetim kurulunun görev ve yetkilerini toplu şekilde düzenleyen bir madde bulunmamaktadır. Bu konudaki düzenleme yetkisinin genel olarak sendikaya bırakıldığı ifade edilebilir. Nitekim 6356 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereğince yönetim kurulunun "görev, yetki ve sorumlulukları" tüzükte yer alması gereken konular arasındadır. Bununla birlikte 6356 sayılı Kanun'un muhtelif maddelerinde yönetim kurulunun yetkisi dahilinde olan bazı hususlar belirtilmiştir (6356 sayılı Kanun md. 12/4, 28/7 gibi). Diğer taraftan, yukarıda yer verilen ve genel kurulun görev ve yetkilerini düzenleyen 11 nci maddesinde de "Yapılacak ilk genel kurula sunulması ve geçmişe etkili olmaması kaydıyla ilgili makamlar veya mahkemelerce kanuna aykırı görülerek düzeltilmesi istenen konular hakkında", "Taşınmaz satın alınması veya mevcut taşınmazların satılması hususunda", "Şube açma, birleştirme veya kapatma, bu konuda tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda" genel kurul tarafından yönetim kuruluna yetki verilebileceği belirtilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, 11 nci maddede sayılan ve münhasıran genel kurulun görev ve yetkisi dahilinde olduğu belirtilen konular hakkında yönetim kurulunca karar alınamayacağı açık olup bu konular yönetim kurulunun görev ve yetkisi dışındadır.
16. Yukarıda belirtilen hususlar haricinde kuruluşlar ve şubelerin idare organı olması sebebiyle tüzük çerçevesinde olağan yönetim işleri yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasındadır. Bu anlamda olağan malî işlemler, personel yönetimi, sendikal etkinliklerin icrası gibi hususlar yönetim kurulu tarafından yerine getirilir. Yönetim kurulunun görev ve yetkilerinin sınırını tam anlamıyla önceden belirlemek mümkün değildir. Bu husus tamamen 6356 sayılı Kanun çerçevesinde sendika tüzüğünde yapılacak düzenlemelere bağlıdır.
17. Sendika yönetim kurulu kararlarının iptali hususunda 6356 sayılı Kanun'da özel bir düzenleme yer almamaktadır. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında yönetim kurulu kararlarının iptali talebinin hukuki dayanağı 4721 sayılı Kanun'un 83 üncü maddesi kabul edilmektedir. 6356 sayılı Kanun'un 80 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Kuruluşlar hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 4721 sayılı Kanun ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır" hükmü atfı ile uygulama alanı bulunan 4721 sayılı Kanun'un "Kararın iptali" kenar başlıklı 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir" düzenlemesi bulunmaktadır. Madde gereğince sendika yönetim kurulu kararlarının iptali davası açabilmek için bir ve üç aylık süreler mevcuttur. Buna göre kararın öğrenilmesinden itibaren bir ay ve her hâlde karar tarihinden itibaren üç ay içerisinde iptal davası açılmadır. Dava açma süresi resen gözetilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.02.2000 tarihli ve 2000/9-54 Esas, 2000/43 Karar sayılı kararında da sendika genel merkez yönetim kurulu kararına karşı iptal davasının bir aylık hak düşürücü süre içinde açılması ve bu konuda mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 68 inci maddesinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
18. Sendika yönetim kurulu kararlarının yargısal denetimi noktasında en önemli husus, bu kararların 6356 sayılı Kanun'un yanı sıra sendika tüzüğünde yer alan düzenlemelere ve genel kurul kararlarına uygun olup olmadığı meselesidir. Yönetim kurulu kararlarının yargısal denetimi bu doğrultuda gerçekleştirilmelidir. Şüphesiz yönetim kurulu kararları sadece hukuki denetime tâbi tutulacak olup bu kararların yerindelik denetimine tâbi tutulamayacağını ayrıca ifade etmek gerekir.
19. Somut olayda asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri, davalı Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan kararlar çerçevesinde Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine, 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı Bursa Şubesinin açılmasına ilişkin kararlarının tüm sonuçları ile birlikte iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili ise dava konusu kararların Genel Kurul tarafından alındığını, Yönetim Kurulunun bu kararları uyguladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
20. Dosya içerisinde bulunan davalı Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurul divan tutanağına göre Sendika Ana Tüzüğünün "Sendika Genel Kurulunun Görevleri" başlıklı 17 nci maddesinin (g) bendi "Şube açma, birleştirme, kapatma ve Olağan Genel Kurul tarihine 1 yıldan az kalan ve 3 yılını dolduran şubelerde Şube Olağan Genel Kurul tarihini öne çekmek konularında tüzükte belirlenen esaslar doğrultusunda Yönetim Kuruluna yetki verilmesi" şeklinde iken yapılan değişiklikle "Şube açma, birleştirme, kapatma ve Olağan Genel Kurul tarihine 1 yıldan az kalan ve 3 yılını dolduran şubelerde Şube Olağan Genel Kurul tarihini öne çekmek konularında Yönetim Kuruluna yetki verilmesi" hâlini almıştır. "Şubelerin Kuruluş Esasları" başlıklı 25 nci maddesi ise "Şubeler Genel Kurul kararı ile kurulur, bir diğeri ile birleştirilebilir. Genel Kurulun bu yoldaki kararları Yönetim Kurulu tarafından yerine getirilir" şeklinde düzenlenmiş iken "Şubeler Genel Kurul kararı ile ya da Genel Kurulun yetkilendirmesi koşuluyla Sendika Yönetim Kurulu kararıyla kurulur, bir diğeri ile birleştirilebilir ya da kapatılabilir. Genel Kurulun bu yoldaki kararları Yönetim Kurulu tarafından yerine getirilir" olarak değiştirilmiştir. Yine Sendika Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkilerinin düzenlendiği 20 nci maddenin "Genel Kurul kararları doğrultusunda Şube açmak, kapatmak, birleştirmek, Olağan Genel Kurul tarihine 1 yıldan az kalan ve 3 yılını dolduran şubelerde Şube Olağan Genel Kurul tarihini öne çekerek belirlemek" şeklindeki (33) numaralı bendine "Genel Merkez Yönetim Kurulunun bu husustaki talimatına şube yönetimi tarafından uyulmaması hâlinde Ana Tüzüğün 27. maddesi uyarınca işlem yapmak"; "Genel Kurul karar verdiği takdirde şubeler açmak ve genel kurulca verilecek diğer görevleri yapmak" şeklindeki (39) numaralı bende ise "şubeler açmak" ifadesinden sonra gelecek şekilde "birleştirmek, kapatmak, sorumluluk sahalarını belirlemek" ifadelerinin eklendiği anlaşılmıştır.
21. Sendikanın 13. Olağan Genel Kuruluna ilişkin aynı divan tutanağında;
"...153 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılmasını, kapatma işlemleri için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
155 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin kapatılmasını, kapatma işlemleri için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
153 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, İstanbul ilinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılmasını, açılış işlemleri ve müteşebbis heyet atanması için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
152 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, Bursa ilinde Bursa Şube adında bir şube açılmasını, açılış işlemleri ve müteşebbis heyet atanması için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
153 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler İstanbul Marmara şubesinin sorumluluk sahasının İstanbul Anadolu ve Avrupa Yakasındaki işyerleri olarak belirlenmesine; Bursa Şubesinin sorumluluk sahasının Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Bilecik, Yalova, İzmit, Sakarya, ..., Kırklareli ve Tekirdağ illerindeki iş yerleri olarak belirlenmesine, bu konudaki işlemler için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini öneriyoruz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oy çokluğuyla kabul edilmiştir...
148 imzalı bir önerge geldi. Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan delegeler, önergemiz ekinde maddeler halinde sıraladığımız konuların yerine getirilmesi için Genel Merkez Yönetim Kuruluna yetki verilmesini istiyoruz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, lütfen işaret buyrun....Kabul edenler... Etmeyenler...önerge oy çokluğuyla kabul edilmiştir...
Kabul edilerek verilen yetkiler;
...
2- 81 İlde ayrı ayrı ya da birlikte Şubeler açmak, kapatmak ve birleştirmek..." hususları belirtilmiştir.
22. Davacılardan ...'ın şube başkanı, ...'ın şube sekreteri ve ...'in şube mali sekreteri olduğu İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılmasına ve adı geçen davacıların görevlerinin sona ermesine dair 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan ve davacılara tebliğ edilen kararın iptali istemiyle 13.11.2017 tarihinde dava açılmış, Ankara 18. İş Mahkemesinin 03.05.2018 tarihli ve 2017/649 Esas, 2018/233 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmesi üzerine davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 18.04.2019 tarihli ve 2018/3465 Esas 2019/1065 Karar sayılı kararı ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Ankara 18. İş Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, "...1- ...'nın, 21-22 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan ve 27.10.2017 tarih, 2017/9-38 ( ...), 2017/10-38 (...), 2017/11-38 (...) sayı ve Şube Kapatılması konulu yazılarla davacılara tebliğ edilen İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin fiilen kapatılmasına ve davacıların görevlerinin sona ermesine ilişkin kararın İPTALİNE,.." karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sendika vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 10.09.2019 tarihli ve 2019/5313 Esas, 2019/15698 Karar sayılı kararı ile onanmıştır.
23. Yine davacılardan ...'in şube başkanı, ...'nin şube sekreteri, ...'nın şube mali sekreteri olduğu İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin kapatılmasına ve adı geçen davacıların görevlerinin sona ermesine dair 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan ve davacılara tebliğ edilen kararın iptali istemiyle 20.11.2017 tarihinde dava açılmış, Ankara 9. İş Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2017/795 Esas, 2018/23 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmesi üzerine davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 08.05.2018 tarihli ve 2018/979 Esas, 2018/1050 Karar sayılı kararı ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, "....., 21-22 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan ve 27.10.2017 tarih, 2017/6-38 (...), 2017/7-38 (...), 2017/8-38 (...) sayı ve Şube Kapatılması konulu yazılarla davacılara tebliğ edilen İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin fiilen kapatılmasına ve davacıların görevlerinin sona ermesine ilişkin kararın İPTALİNE, .." karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sendika vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/12276 Esas, 2018/22581 Karar sayılı kararı ile onanmıştır.
24. Gelinen bu aşamada dava konusu edilen Sendika Yönetim Kurulu kararlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
25. Sendika Yönetim Kurulu 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı kararı ile Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda "İstanbul İlinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılması, açılış işlemleri ve müteşebbis heyeti atanması için genel merkeze yetki verilmesine" karar verildiği, yine "81 ilde ayrı ayrı ya da birlikte şubeler açmak, kapatmak ve birleştirmek" konusunda Genel Kurulun Yönetim Kuruluna yetki verdiği belirtilerek Sendika Tüzüğünün 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 33 üncü bendinde düzenlenen hükme de vurgu yapmak suretiyle "İstanbul Marmara Şubesi" adında bir şube açılmasına, şubeyi 6 ay içinde delege seçimi yaparak genel kurula götürmek üzere ve yapılacak ilk genel kurul tarihine kadar şubeyi yönetmek adına müteşebbis heyetin atanmasına karar verilmiş, karar davacılara tebliğ edilmiştir.
26. Yine Sendika Yönetim Kurulu 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı kararı ile Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan kararlar uyarınca Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı kararı ile İstanbul Marmara Şubesi açılmış bulunduğundan ana örgütlü olunan işyeri olan Türk Telekomünikasyon A.Ş'ye bağlı İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Bölge Müdürlüklerinin 29.05.2017 tarihli tebliğ ile 01.06.2017 tarihinden itibaren İstanbul Bölge Müdürlüğü adıyla tek bölge müdürlüğüne indirilmesi ve faaliyetlerine tek bölge müdürlüğü olarak devam etmesi nedeniyle tek elden ve daha aktif bir sendikal faaliyette bulunabilmek amacıyla İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ile İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine, İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin faaliyet alanları içindeki illerdeki işyerlerinin İstanbul Marmara Şubesine bağlanmasına karar verilmiş, karar davacılara tebliğ edilmiştir.
27. Son olarak Sendika Yönetim Kurulu 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı kararı ile Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda "Bursa İlinde Bursa Şube adında bir şube açılması, açılış işlemleri ve müteşebbis heyet atanması için genel merkeze yetki verilmesine" karar verildiği ve "81 ilde ayrı ayrı ya da birlikte şubeler açmak, kapatmak ve birleştirmek" konusunda Genel Kurulun Yönetim Kuruluna yetki verdiği belirtilerek Sendika Tüzüğünün 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 33 üncü bendinde düzenlenen hükme de vurgu yapmak suretiyle "Bursa Şubesi" adında bir şube açılmasına, şubeyi 6 ay içinde delege seçimi yaparak genel kurula götürmek üzere ve yapılacak ilk genel kurul tarihine kadar şubeyi yönetmek adına müteşebbis heyetin atanmasına karar verilmiş, karar davacılara tebliğ edilmiştir.
28. Öncelikle belirtmek gerekir ki, eldeki davanın konusu Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı, 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı kararlarının iptaline ilişkindir.
29. Davacılar ..., ... ve ... tarafından Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda alınan ve yukarıda ayrıntısına yer verilen Genel Kurul kararlarından İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin kapatılmasına ve adı geçen davacıların görevlerinin sona ermesine dair karar ile davacılar ..., ... ve ... tarafından ise İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin kapatılmasına ve adı geçen davacıların görevlerinin sona ermesine dair kararın iptali istemiyle dava açılmış ve açılan davalar sonucunda İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin kapatılmasına ilişkin Genel Kurul kararlarının iptaline dair verilen kararlar Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir. Bununla birlikte aynı Genel Kurulda alınan "İstanbul İlinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılması"na dair karar ile "Bursa İlinde Bursa Şube adında bir şube açılması"na dair kararların iptali için bir dava açılmamıştır.
30. Yapılan bu açıklamalara göre Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı "İstanbul İlinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılması"na dair karar ile 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı "Bursa İlinde Bursa Şube adında bir şube açılması"na dair kararı Sendikanın 21-22 Ekim 2017 tarihlerinde icra edilen 13. Olağan Genel Kurulunda bu yöndeki genel kurul kararlarının uygulanması niteliğindedir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bu kararların iptali için bir dava açılmadığından "İstanbul İlinde İstanbul Marmara Şube adında bir şube açılması"na ve "Bursa İlinde Bursa Şube adında bir şube açılması"na dair Genel Kurul kararları hâlen geçerlidir. Bu itibarla Sendika Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı kararı ile 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı kararlarının iptali isteminin reddine karar verilmelidir.
31. Diğer taraftan Sendika Yönetim Kurulunun 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ile İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine, İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin faaliyet alanları içindeki illerdeki işyerlerinin İstanbul Marmara Şubesine bağlanmasına dair kararına ilişkin olarak ise Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında bu kararın iptali konusunda uyuşmazlık bulunmamakta ise de direnme kararının gerekçesinde yer alması nedeniyle şubelerin faaliyet alanlarının ne şekilde belirleneceği hususuna değinilmelidir.
32. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Sendika Yönetim Kurulunun 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı İstanbul Avrupa Yakası Şubesinin ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine dair kararın iptal edilmesinden sonra önceki hukuki duruma dönüleceğinden İstanbul Anadolu Yakası Şubesi ile İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin önceki faaliyet alanlarında yetkili olacakları açıktır. Kesinleşen mahkeme kararlarına göre İstanbul Anadolu Yakası ve İstanbul Avrupa Yakası Şubelerinin yetki alanlarına müdahale edilmemek kaydıyla yeni kurulan İstanbul Marmara Şubesi ile Bursa Şubesinin faaliyet alanlarının belirlenmesi 6356 sayılı Kanun, Sendika Tüzüğü, emredici düzenlemeler ile genel kurul veya genel kurul tarafından verilen yetki çerçevesinde sendika yönetim kurulunun yetkisi dahilindedir.
33. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince Sendika Yönetim Kurulunun 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı kararın iptaline, fazlaya dair istemin ise reddine karar verilmesi gerekmektedir.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işyerlerinin bağlı bulunduğu şubenin değiştirilebilmesi ve/veya kapatılmasına dair yetkinin Anayasa'nın 51 inci maddesi kapsamında hakkın suistimali biçiminde olmayacak şekilde kullanılması gerektiği, soyut gerekçeler ile alınan kararların sendika içi demokrasi ilkesine uygun olmadığı, kesinleşmiş mahkeme kararlarını etkisizleştirmek üzere İstanbul Anadolu Yakası ve Avrupa Yakası Şubelerinin kapatılması yerine yeni kurulan İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine karar verildiği, esasen kapatmanın birleştirme ile aynı hukuki sonucu doğurduğu, Sendika Yönetim Kurulunun dava konusu edilen kararları bir bütün hâlinde incelendiğinde kararlar arasında amaçsal ve zamansal olarak yakın bir ilişki bulunduğu, açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
35. Diğer taraftan, bozma kararının (3) numaralı bendinin üçüncü paragrafında "“…sendika genel merkez genel kurul kararı ile İstanbul ilinde “Bursa ilinde Bursa Şube” adında bir şube açılması kararlaştırıldığı...” ifadesinde geçen “İstanbul ilinde” kısmının maddi hataya dayalı olarak yazıldığı değerlendirilmiş ve esasa etkili görülmeyerek bozma nedeni yapılmamış, işaret edilmekle yetinilmiştir.
36. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.12.2023 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Hukuk Genel Kurulunun önündeki uyuşmazlık, somut olayda Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulunun 18.09.2020 tarihli ve 420 sayılı İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına ve 22.09.2020 tarihli ve 422 sayılı Bursa Şubesinin açılmasına ilişkin kararların hukuka aykırı olup olmadığı ve iptalinin gerekip gerekmediği ile iptaline karar verilmesi gerektiği uyuşmazlık dışı olan 421 sayılı Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulu kararı ile uyuşmazlık konusu olan 420 ve 422 sayılı Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulu kararlarının birbiriyle bağlantılı olup olmadığı, bu iki kararın iptal edilmemesinin 421 sayılı kararın iptaline ilişkin kararı etkisiz hâle getirip getirmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Daire ve sayın çoğunluk, somut uyuşmazlıkta anılan kararların birbiriyle bağlantılı olmadığı, bu iki kararın iptal edilmemesinin 421 sayılı kararın iptal edilmesine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararını etkisiz hâle getirmeyeceği düşüncesindedir. Kanaatimizce aşağıda belirtilen nedenlerle bu sonuca ulaşılması mümkün görünmemektedir:
Anayasa’nın 51 inci maddesinde “sendika hakkı” güvence altına alınmıştır. Buna göre “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.” Bu çerçevede sendikaların üyelerinin sosyal ve ekonomik haklarını elde etmek üzere örgütlenme özgürlüklerine sahip olduğu ve kamu makamlarının bu özgürlüğe müdahale etmemesi gerektiği açıktır. Ancak sendikaların bu özgürlüklerini kullanırken kendilerine tanınan hakları kötüye kullanmamaları gerektiği de izahtan varestedir. Nitekim Anayasa’nın 51 inci maddesinin son fıkrasında sendikaların yönetim ve işleyişinde “demokrasi esaslarına” aykırı hareket edemeyeceği açıkça vurgulanmıştır.
Somut olay bu ilkeler çerçevesinde ele alındığında;
Davacı tarafça, Sendikanın yeni Olağan Genel Kurulunun yapılmasına üç buçuk ay ve şube delege seçimlerine 15 gün kala, peş peşe verilen 420 sayılı kararla İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, 421 sayılı kararla İstanbul Avrupu Yakası ve İstanbul Anadolu Şubelerinin İstanbul Marmara Şubesinde birleştirilmesine, 423 sayılı kararla ise Bursa Şubesinin açılmasına karar verildiği, bu kararların hiçbir makul gerekçesinin bulunmadığı, esas amacın seçilmiş yöneticileri yok edip azınlığı ve muhalefeti bitirmek olduğu ileri sürülerek anılan kararların iptali talep edilmiştir.
Tüm dosya kapsamından 21-22/10/2017 tarihlerinde gerçekleştirilen 13 üncü Olağan Genel Kurulda İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ve İstanbul Anadolu Yakası Şubelerinin kapatılmasına ve Bursa Şubesinin açılmasına karar verildiği, verilen bu kararlar sebebiyle yargı yoluna başvurularak İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ve İstanbul Anadolu Yakası Şubelerinin kapatılmasına yönelik kararın iptaline karar verildiği, bölge adliye mahkemesince verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulunca bu kez 18.09.2020 tarihinde 420 sayılı kararı ile İstanbul Marmara Şubesinin açılmasına, 21.09.2020 tarihli ve 421 sayılı karar ile İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ve İstanbul Anadolu Yakası Şubesinin, İstanbul Marmara Şubesi adı altında birleştirilmesine ve 423 sayılı kararla ise Bursa Şubesinin açılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince İstanbul Avrupa Yakası ve İstanbul Anadolu Yakası Şubelerinin kapatma yönünde hangi gerekli şartların oluştuğu, İstanbul Marmara Şubesinin sorumluluk sahasının İstanbul Avrupa ve Anadolu Yakasındaki işyerlerini de kapsayacak şekilde belirlenmesini gerektirecek hangi durumun mevcut olduğu ve Bursa Şubesinin kurulmasına ilişkin kararlarda hangi gerekli şartların oluştuğu hususunun davalı Sendikaca makul ve objektif bir şekilde ortaya konulamadığı tespit edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin de ifade ettiği üzere işyerlerinin bağlı bulunduğu şubenin değiştirilebilmesi ve/veya şubenin kapatılmasına dair yetkinin Anayasa’nın 51 inci maddesi kapsamında hakkın suistimali biçiminde olmayacak şekilde kullanılması gerekir. Soyut gerekçeler ile alınan kararların sendika içi demokrasi ilkesine uygun olmadığı, kaldı ki aynı olaya ilişkin daha önce 21-22.10.2017 tarihinde gerçekleşen Olağan Genel Kurulunda “İstanbul Avrupa Yakası Şubesi ve İstanbul Anadolu Yakası Şubelerinin kapatılmasına” ilişkin kararın kesinleşmiş mahkeme kararları ile iptaline karar verildiği, bu kez bu kararı devre dışı bırakmak üzere anılan şubelerin kapatılmasına değil kurulan Marmara Şubesi nezdinde birleştirilmesine karar verildiği, aslında söz konusu şubeleri kapatmakla Marmara Şubesi nezdinde birleştirmenin aynı hukuki sonucu doğurduğu açıktır.
İstanbul Anadolu ve Avrupa Yakası Şubelerinin kapatılmasının veya anılan şubelerin Marmara Şubesi nezdinde birleştirilmesinin Sendikanın örgütlenme özgürlüğü kapsamında üyelerinin sosyal ve ekonomik haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla değil, sendika içi demokrasiye aykırı olacak şekilde kullanıldığı ve bunun daha önce verilen yargı kararını etkisizleştirmek amacıyla alındığı gerek İlk Derece Mahkemesinin gerek Dairenin ve gerekse de Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun da kabulündedir.
Uyuşmazlık konusu edilen 420, 421 ve 423 sayılı kararlar bir bütün hâlinde incelendiğinde peşpeşe alınan bu kararlar arasında gerek amaçsal gerek ise zamansal bakımdan yakın bir ilişki olduğu, Marmara ve Bursa Şubelerinin kurulma amacının İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasındaki işyerlerinin sorumluluk sahasını buradan alıp Marmara ve Bursa Şubelerine aktarmak olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim iptali istenen 421 sayılı kararda, Anadolu ve Avrupa Yakası Şubelerinin Marmara Şubesi nezdinde birleştirilmesine karar verilmiştir. Bursa Şubesinin sorumluluk sahasındaki iller ile bunların önceki bağlılıkları dikkate alındığında da aynı sonuca ulaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında 421 sayılı Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulu kararı ile uyuşmazlık konusu olan 420 ve 422 sayılı Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulu kararlarının birbiriyle bağlantılı olduğu, anılan iki kararın iptal edilmemesinin 421 sayılı kararın iptaline ilişkin kesinleşmiş yargı kararını etkisiz hâle getireceği değerlendirilmektedir.
Anayasa’nın 51 inci maddesinin son fıkrasında belirtilen demokrasi ilkesine aykırı olarak alındığı anlaşılan ve kesinleşmiş mahkeme kararlarının yerine getirilmesini engelleyici nitelik taşıyan kararların iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne iştirak edemiyor, İlk Derece Mahkemesi kararının onanması gerektiğini değerlendiriyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bir tekstil atölyesinde çalışan "Aslı", aynı işi yaptığı ve benzer kıdeme sahip olduğu erkek meslektaşlarından daha düşük ücret aldığını fark etmiştir. Ayrıca Aslı, haklarını savunmak amacıyla bir sendikaya üye olmak istediğinde, işveren tarafından "iş yerinin huzurunu bozacağı" gerekçesiyle engellenmiş ve sendika üyeliğinden vazgeçmesi için baskıya maruz kalmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (İHEB) çerçevesinde, Aslı'nın maruz kaldığı bu durumla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Aslı, herhangi bir fark gözetilmeksizin eşit iş karşılığında eşit ücrete hak kazanmalıdır.
B) Çalışan her kimsenin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlayan adil bir ücrete hakkı vardır.
C) Aslı'nın menfaatlerini korumak için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı bulunmaktadır.
D) İşverenin sendika üyeliğini engellemeye yönelik baskısı, Beyanname’de güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlali niteliğindedir.
E) Beyanname’ye göre devlet, ekonomik verimlilik gerekçesiyle kadın ve erkek çalışanlar arasında ücret farkı gözetilmesine izin verebilir.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.