1982 Anayasası Madde 55

1982 Anayasası 55. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 55 – Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. (Değişik fıkra: 3/10/2001-4709/21 md.) Asgarî ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur. VIII. Sağlık, çevre ve konut A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

33 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2022/7344 E., 2023/3662 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Anayasanın 169 ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2022/7344 E.  ,  2023/3662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/226 E., 2019/180 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir. Davacı ... vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki hüküm Yargıtay tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; "bozma kararına uyularak yazılı şekilde çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verildiğinden, davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddinin gerektiği açıklandıktan sonra, davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından ise, İlk Derece Mahkemesince (A) harfli bölüm ile ilgili olarak taşınmazın özel orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, tapu kaydının iptaline ve tescil isteminin reddine karar verilmiş olmasının isabetsizliğine" değinilmiştir İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı Hazinenin davasının kabulüne, ... ilçesi ... Mevkiinde bulunan 310 parselin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670 Esas, 1978/383 Karar ... yargılamasında aldırılan 05.11.1976 tarihli krokide A harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptali ile özel orman vasfında Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... ilamıyla; "Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, Mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 ... HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 ... İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup iş bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına "usulî müktesep hak" doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesinin yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararlarıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar ... kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde usuli müktesep hak oluşmaz ve bu durumda Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı Hazinenin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmişse de devlet ormanlarının Hazine adına tescil edilebileceği, özel ormanların ise Hazine adına tescilinin mümkün olmadığı gözden kaçırıldığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamları ve dosya kapsamına göre: Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 ... Kanun hükümlerine göre yapılan ilk orman kadastrosunda dava konusu ... Köyü ... Ayağı Mevkiindeki 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki bölüm 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173 ve 174 ... orman sınır noktalarını birleştiren hatlar ile bitişikteki Mavromoloz Devlet Ormanı sınırları içinde Devlet Ormanı olarak sınırlandırılarak, 09.12.1938 tarihinde ilan edilmiş, bu sınırlandırmaya karşı Aralık 1303 tarihli ve 15 ... tapu maliklerince ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında açılan dava sonucunda, 30.09.1940 tarihli kararla "çekişmeli yerin tapulu olması nedeniyle Orman İdaresinin el atmasının önlenmesine" dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.1941 tarih ve 3426-1014 ... kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Sözü edilen bu kararın eki herhangi bir harita ya da kroki bulunmadığı gibi, bu karar ile sadece Orman İdaresinin elatmasının önlenmesine karar verilmiş, orman tahdidinin iptali konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Bilahare yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, dava konusu parselin krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 bölümü o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat gereğince, bitişikte bulunan Mavromoloz Devlet Ormanı ile bir bütün halinde Devlet Ormanı niteliğinde tespit harici bırakılmış ve Devlet Ormanı olarak tespit harici bırakılan ve eldeki davanın konusu olan krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz da içinde olmak üzere bu yerin doğu ve kuzeyinde bulunan ve 1939 yılında kesinleşen Mavromoloz Devlet Ormanı içinde kalan bir kısım yerlerin Aralık 1303 tarih ve 13 numaralı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı iddiası ile tapu malikleri tarafından Hazine ve Orman İdaresine karşı açılan dava sonucunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670-382 Esas, Karar ... ilamıyla verilen "taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas ... dava dosyasında verilen 30.09.1940 tarihli karar ile orman sayılmayan yer olduğu belirlenen 05.11.1976 tarihli ve 15.06.1978 tashih tarihli krokide (A) ile işaretli 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkında 1939 yılında yapılan orman kadastrosunun iptaline, aynı krokideki (B) işaretli 336.834 ve (C) işaretli 101.554 m2 yüzölçümlü taşınmazlara yönelik davanın reddine" ilişkin karar kesinleşmiştir. Daha sonra yapılan ve 1981 yılında ilan edilerek kesinleşen aplikasyon, herhangi bir nedenle dışta kalan ve 4785 ... Kanun gereği devletleştirilen ormanların kadastrosu çalışmasında, çekişmeli 301 ... parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, özel orman olarak sınırlandırılmış ve bu çalışmaya karşı tapu maliklerince Danıştayda açılan dava görev yönünden reddedilerek kesinleşmiştir. Akabinde tapu maliklerince, 20.04.1984 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1984/637 Esas ... dava dosyasında, el atmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açılmış, davanın devamı sırasında 94 ... Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen 20.07.1988 tarihli ve 2 ... "mahkeme kararı uygulama tutanağı" başlıklı tutanakta, 01.05.1981 tarihli ve 23 nolu tutanakla yapılan işlemin yine "Özel Orman sınırlaması, (kadastrosu)" olduğu kabul edildikten sonra işlemin ikinci kadastro olduğu, yok sayılması gerektiği açıklanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 19.07.1978 gün ve 1977/670-382 ... kararının uygulaması yapılmış, bu arada 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 ... Kanun ile 6831 ... Kanun'un 11. maddesi değiştirilerek orman kadastrosuna itiraz davalarına bakma görevi Kadastro Mahkemelerine verildiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmış ve Kadastro Mahkemesince, davanın konusunun kalmadığı ve muarazanın sona erdiği gerekçesiyle “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiş olup, bu hüküm, Orman İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince "davanın ağırlıklı olarak muaraza ve müdahalenin önlenmesi isteğinde toplandığına ve esasla ilgili uyuşmazlık giderilmiş bulunduğuna göre hükme yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle onanmıştır. Görüldüğü gibi, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, açılan dava, özel orman kadastrosunun iptali olarak değil, "elatmanın önlenmesi ve muarazaanın giderilmesi" olarak nitelendirilmiş ve yerel mahkemenin hükmü 15.10.1990 tarih ve 1990/1687-8191 ... ilamla onanarak kesinleşmiştir. Bu duruma göre, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde 20.07.1984 tarihinde açılan ve (1984/637 Esas ...) görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan 1989/3 Esas ... "elatmanın önlenmesi ile muarazaanın giderilmesi" davası, özel orman sınırlandırmasının 07.05.1981 tarihinde yapılan ilanından sonra tapu maliklerince süresinde Danıştay'da açılan 1981/1567-1983/1336 ... davanın devamı olmadığı gibi, bu dava, özel orman kadastrosunun iptali davası da değildir. Davacı şirket vekilinin davanın konusu kalmadığı yönündeki beyanı gözönünde bulundurularak "dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karara bağlanıp kesinleşen davanın devamı olamayacağından, Danıştay'ın, özel orman kadastrosunun iptali davasının görev yönünden reddine ilişkin verdiği 1981/1567-1983/1336 ... kararın kesinleştiği 16.04.1984 tarihli ve 01.05.1981 tarihli 23 nolu Orman Kadastro Tutanağındaki özel orman sınırlandırma işlemi de kesinleşmiştir. 1988 yılında 94 ... orman kadastro komisyonu tarafından yapılan çalışma sırasında, 20.07.1988 tarihli 2 ... tutanakla, 01.05.1981 tarihli tutanakla yapılan özel orman sınırlandırmasının ikinci kadastro sayılarak iptal edildiği görülmektedir. Mahkeme kararı uygulanarak çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmışsa da özel orman olarak sınırlandırılan bir taşınmaz için yargı kararı olmadan idari mercilerce orman kadastrosunun iptali mümkün olmadığından bu işleminin hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza “özel orman şerhi”nin konulması üzerine davacı Şirket tarafından 2001 yılında bu şerhin kaldırılması talebi ile açılan dava sonucunda, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/429 Esas-356 Karar ... kararıyla, kesin nitelikli bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen bozma ilamında "yargılama sırasında 2003 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazın özel orman olarak sınırlandırılması nedeniyle davanın orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştüğü ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi" gereğine değinilmiş; bozma ilamına karşı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda ise "dava konusu taşınmazın 1981 yılında özel orman olarak sınırlandırıldığı, bu çalışmaya karşı süresinde dava açılıp iptal ettirilmediği, geçerli bir orman kadastrosu varken 1988 yılında ilan edilen çalışmada özel orman sınırlandırılması iptal edilerek taşınmazın orman sınırları dışında bırakma işleminin yasal dayanağı olmadığından geçerli olmadığı, bu sebeple yok hükmünde olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmaza konan özel orman şerhinin yasal dayanağının olduğu, 2003 yılında yapılan çalışmanın ikinci kez yapılmış olması nedeni ile davayı orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştürmeyeceği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yazan özel orman şerhinin silinmesi davasının reddine dair kararın doğru olduğu" belirtilerek bozma kararı kaldırılmış ve Yerel Mahkemenin verdiği davanın reddine ilişkin hüküm onanarak kesinleşmiştir. Tüm bu süreçler toplu olarak değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın, özel orman olarak sınırlandırılan alanda ve davacı Şirket tarafından açılan dava sonucu verilen ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/670 Esas ve 1978/382 Karar ... kararına göre davacı şirketin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı anlaşılmatadır. Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." Önemle vurgulamak gerekir ki ister özel orman olsun, isterse devlet ormanı olsun, ormanlar bir ülkenin hayat kaynağıdır. Devlet ormanları ile özel ormanlar arasında orman yetiştirilmesi, bakımı konularında hiçbir fark bulunmamaktadır. Devlet ormanları, ormancılık bilimine göre devlet işletecek, özel ormanları ise yine ormancılık bilimine göre sahipleri işletecektir. Anayasa koyucu, ormanlara o kadar önem vermiştir ki; özel orman - devlet ormanı, ayrımı yapmadan "bütün ormanların gözetimi Devlete aittir" hükmünü Anayasa'ya koyarak özel ormanların gözetimini, yani ormancılık bilimine göre işletip, işletilmediğini denetlenmesi görevini Devlete vermiştir. 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 ... Orman Kanunu'nun “hususi ormanlar” başlığı altında düzenlenen kanun maddelerinde ise; "Madde 50 - Hususi orman sahipleri, bu Kanun'un 7'nci maddesi hükümlerine göre tayin olunan orman hudutlarına Ziraat Vekaletince tesbit edilecek işaretleri koymaya mecburdurlar. Madde 51 - Hususi ormanlar, sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak harita ve amenajman planlarına göre işletilir ve idare olunur. Bu plana riayeti orman idaresi kontrol eder. Tayin olunacak müddet içinde bu planları yaptırıp tasdik ettirmiyenlerin harita ve amenajman planları orman idaresince yapılır ve masrafı iki yılda ve dört müsavi taksitte kendilerinden alınır. Madde 52 – (Değişik : 22/5/1987 - 3373/11 md.) Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirascılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanun'un 17'nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar Orman İdaresince mahalli tapu idaresine bildirilir. Madde 53 - Hususi ormanların sahipleri mütaaddit olursa bunlar içlerinden birini veya bir başkasını orman idaresine karşı mesul müdür olarak göstermek mecburiyetindedirler. Üç ay zarfında göstermedikleri takdirde, orman idaresi o yer Sulh Hukuk Mahkemesinden bir mesul müdür seçilmesini talebeder. Madde 54 - Hususi ormanlarda yapılacak plan, damga, istihsal ve murakabe işlerinde çalışan orman memurlarının kanuni harcırah ve masrafları hususi orman sahipleri tarafından ödenir. Bu harcırah ve masrafların karşılığı, bilahara mahsubu yapılmak üzere ve avans olarak orman veznesine peşinen yatırılır. II. İdare ve muhafaza: Madde 55 - Hususi ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Madde 56 - Bu kanunun Devlet ormanları hakkındaki 14, 15, 17, 19'uncu maddeleriyle "Orman emvalinin bedeli ödenmeden veya karşılığı banka mektubu, Devlet ve Ziraat Bankası tahvileriyle temin edilmeden" kaydı müstesna olmak üzere 41, 42 nci maddeleri hükümleri hususi ormanlarda da tatbik olunur. Tohum ve fidandan yetiştirilecek hususi orman sahipleri bu kanunun 14'üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hükümlerden müstesnadır. Bu ormanlarda avlanma, otlatma ve meyvaların toplanması bu kanun hükümleri dahilinde sahiplerinin iznine bağlıdır. Anayasanın 169 ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre devlet ormanları hakkında yasada öngörülen hukuk ve ceza hükümleri aynen özel ormanlarda da uygulanacağından, somut olayda dava konusu taşınmaz 1981 yılında ilan edilen çalışmada özel orman olarak sınırlandırılıp bu işleme karşı süresinde açılıp özel orman sınırlandırılması iptal edilmediğinden, taşınmazın kişi adına özel mülk olarak kayıtlı olması doğru değildir. Ne var ki taşınmazın davalı Şirkete ait özel orman olduğu hususu da kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. Eldeki davada, davacı ... tarafından, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili talep edilmiş olup, dava konusu taşınmazın özel orman olduğu, bu sebeple davacı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ne var ki, Anayasanın 169. ve 6831 ... Orman Kanunu'nun 50 ila 56. maddeleri hükümlerine göre özel ormanlarda Devletin kontrol ve murakabesi devam ettiği anlaşıldığından, “çoğun için de az da vardır” ilkesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı şirket adına özel orman vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile taşınmazın özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir." denilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Davacı ... vekili, Hazine lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve Dairemizin bozma kararının hatalı olduğunu ileri sürerek karar düzeltme isteminde bulunmuş olup, karar düzeltme istemi sonucunda dosya yeniden incelenmiştir. Dava konusu 310 parsel ... taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümü hakkında özel Orman olarak sınırlandırma işleminin kesinleştiği ve davalı şirket adına hali hazırda tapuda kayıtlı bulunmasına dair işlemin yolsuz olduğu ve dava konusu taşınmazın özel orman statüsünde bulunduğunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bununla birlikte uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına mı yoksa davalı şirket adına mı tapu da kayıtlı bulunması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dairemizin düzeltilmesi istenilen ilamında da belirtildiği üzere, özel ormanların gerçek ve tüzel kişiler adına tapuya kaydedilmesi mümkün olup, eldeki davada davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi suretiyle tapu kaydının malik hanesinin doldurulması istemine ilişkin davasının kabulüne imkan bulunmamaktadır. Ancak, dava konusu taşınmazın özel orman olduğuna dair orman kadastro komisyonu işlemi kesinleşmiş bulunduğundan, davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapuda kayıtlı olan vasfına yönelik davasının kabulünün gerektiği de kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı Hazinenin dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına tesciline yönelik davasının reddine, davacı Hazinenin dava konusu taşınmaz bölümünün vasfına yönelik davasının kabulü ile dava konusu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün tapu kaydının iptali ile vasfının özel orman olarak düzeltilmesi suretiyle davalı Şirket adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yanılgılı değerlendirme sonucu taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünün özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi hatalı olup, temyiz incelemesi sırasında, ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekirken, maddi hataya dayalı olarak, bu hususun gözden kaçırılması suretiyle hükmün farklı nedenle bozulduğu anlaşıldığından, karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının, 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 ... HUMK'un 442/3. maddesi uyarınca kabulü ile Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2021/5687 Esas, 2022/3045 Karar ... bozma ilamının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile 6100 ... HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2022/5352 E., 2022/6498 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
i ile fiilen yapmış olduğu iş arasında ücret farklarının en başından itibaren doğmuş olduğunu, davalı tarafından davacının yapmış olduğu işe göre değil, düz işçiye göre ücret ödenmesinin eşit davranma ilkesine aykırılık oluşturduğunu, yine Anayasa'nın 10 uncu ve 55 inci maddelerinde düzenlenmiş olan hükümlere aykırılık teşkil ettiğini, ilgili toplu iş sözleşmesinin 5 inci maddesinde davalının işye
9. Hukuk Dairesi         2022/5352 E.  ,  2022/6498 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 10. Hukuk Dairesi AVUKAT ... AVUKAT MERVE YIKILMAZ BAŞARAN DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nde işe başladığı 03.08.1992 tarihinden itibaren Yol İş Sendikasına üye olduğunu, müvekkilinin 2001 yılında kadrolu-daimi işçi statüsüne geçtiğini, 2001 yılında temizlik işçisi, 2002 yılından 2015 yılına kadar fiilen büro görevlisi, 2015 yılından itibaren fiilen işletme teknisyeni olarak çalıştığını, davalı işveren tarafından pozisyonunun düz işçi olarak gösterilmiş olduğunu, bu sebeple de ücretini eksik aldığını, ilgili toplu iş sözleşmelerinin eklerinde yer alan pozisyon cetvellerine göre düz işçi ile fiilen yapmış olduğu iş arasında ücret farklarının en başından itibaren doğmuş olduğunu, davalı tarafından davacının yapmış olduğu işe göre değil, düz işçiye göre ücret ödenmesinin eşit davranma ilkesine aykırılık oluşturduğunu, yine Anayasa'nın 10 uncu ve 55 inci maddelerinde düzenlenmiş olan hükümlere aykırılık teşkil ettiğini, ilgili toplu iş sözleşmesinin 5 inci maddesinde davalının işyerinde pozisyon değişikliği ihtiyacı duyması halinde yönetmelik hükümleri dahilinde sınav açılabileceğinin düzenlendiğini, davacının ise davalı tarafından sınav açılmadan bu pozisyonda çalıştırılmasının esasen davalının bu pozisyona ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğini, fakat davalı tarafından keyfî olarak sınav açılmadığını, ayrıca davacının işe girmiş olduğu tarihten daimi kadrolu olana kadar geçici/mevsimlik çalışmalarının her yıl tekrarlanan iş sözleşmeleri nedeniyle belirsiz ve daimi hale geldiğini, daha önce sonuçlanan emsal davaların da bulunduğunu ileri sürerek müvekkilinin 03.08.1992 yılından 2002 yılına kadar temizlik işçisi, 2002 yılından 2015 yılına kadar büro görevlisi, 2015 yılından bu yana işletme teknisyeni olduğunun ve derece kademesinin buna göre tespiti ile fark alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında belirli/mevsimlik işçi pozisyonunda istihdam edildiğini ve 26.10.2000 tarihli Protokol ve 02.02.2001 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik gereğince Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü sürekli işçi kadrosuna alındığını, söz konusu Protokolün 1 inci ve 2 nci maddesine göre söz konusu işçilerin Protokolün imzalanmış olduğu tarihteki ücret ve sosyal hakları ile işe başlatılacağının, 5 inci maddesinde de işçilerin söz konusu pozisyonda çalışmayı kabul etmemesi hâlinde iş sözleşmelerinin feshedileceğinin tespit edilmiş olduğunu, bir kısım işçilerin bazı posizyonlarda yeterli kadro olmaması sebebi ile düz işçi olarak atamalarının yapılmış olduğunu, ancak işçilerin rızası hilâfına bir durumun olmadığını, zorla bir işlem yapılarak sürekli işçi statüsüne geçirilmediklerini, bu işlemden yıllar sonra işbu davanın açılmış olmasının iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, düz işçi olarak atanan işçilerin 3 ayda bir aslî pozisyonları uhdelerinde kalmak kaydıyla onay ile fiilen çalışma yaptıklarını, ilgili Yönetmelik hükümleri gereği işçiler için belirlenmiş olan 7 unvan haricinde başka bir unvanın ihdas edilemeyeceğini, bu sebeple unvan değişikliğinin de yapılamadığını, davacı adına Türkiye Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikasına (TÜHİS) işçilerin intibak işlemlerinin sorulduğunu, verilen cevapta terfi işlemlerinin ileri dönük olarak yapılmasının ve geriye dönük olarak bir işlem yapılmaması gerektiğinin bildirildiğini, davacının sürekli işçi kadrosuna geçerken ilgili Protokole imza attığını ve onayladığını, yapılan pozisyon değişikliklerinin tamamen davacının onayı ile yapıldığını, toplu iş sözleşmesinin ilgili maddesine göre işçilerin iş durumuna göre tayin edilmiş oldukları pozisyon dışındaki başka bir görevde de çalıştırabileceklerini, bu hususta davalı İdarenin takdir hakkının olduğunu, bu durumda sınav da yapılamayacağını, çünkü norm kadronun tamamen dolu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının fiilen yaptığı işin karşılığı derece ve kademeye intibak ettirilmesi gerektiği belirlenerek 2002 yılından 2014 yılına kadar büro görevlisi, 2015 yılından itibaren işletme teknisyeni olarak çalıştığının, derecesinin 13, kademesinin 24 olduğunun tespitine, bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar doğrultusunda davacının fark ücret, fark yıpranma prim, fark akdi ilave tediye, fark yasal ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; özetle düz işçi olarak atamaları yapılıp intibak ettirilen işçilerin yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin ilgili maddesine göre asli pozisyonları uhdelerinde kalmak kaydıyla üç ayda bir alınan onay ile diğer pozisyonlarda fiilen çalıştırıldığını, bu işçilere fiilen çalıştırıldıkları pozisyonların karşılığı özlük hakları verilerek mağdur edilmediğini ve hak kaybına uğratılmadığını, Yol İş Sendikası ile İdareleri adına TÜHİS tarafından imzalanan 6 ncı Dönem Grup Toplu iş Sözleşmesinin 26 ncı maddesinin "e" bendi gereği farklı pozisyonda çalıştırdığı işçilere gerekli ödemelerin yapıldığını, İl Özel İdareleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmeliğin 7 nci maddesi ve 9 uncu maddesi ile "Norm Kadro Fazlası Kadrolar" başlıklı geçici 2 nci maddesine göre il özel idarelerinin işçiler için belirlenmiş 7 unvan haricinde başka bir unvan ihdas edemeyeceğini, dondurulmuş kadrolar nedeniyle işçilerin bu yedi unvandan başka bir unvana geçirilmelerinin mümkün olmadığını, İdarenin sürekli işçiler için unvan değişiklikleri yapılamadığını, davacının 2001 yılında anılan Protokol ve Yönetmelik hükümlerine göre intibak işlemlerinin yapılmasına bir itirazı olmadığını, bu sebeple 2001 yılından önceki dönemde çalıştığı pozisyonda kadroya geçirilmesinin tamamen davacının bilgisi ve rızası dâhilinde yapıldığını, İlk Derece Mahkemesinin davacı vekili lehine hükmettiği vekâlet ücreti yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 22 inci maddesine aykırı bir hüküm kurduğunu, ... İş Mahkemelerinde bu dava ile birlikte İdareye karşı açılmış aynı nitelikte 118 tane davanın mevcut olduğunu, seri nitelikte olmaları sebebiyle hükmedilen vekalet ücretinde indirime gidilmesi gerektiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Davalı idare, davacının fiilen yaptığı iş ile aynı pozisyonda çalışan işçilere açıktan atama döneminde verilen kademe ve dereceyi davacıya vermeyerek, davacının emsal aynı işi yapan işçilere göre eksik ücret almasına neden olmuş ve dolayısıyla ücrette adalet ve eşit davranma ilkesini ihlal etmiştir. Eşit davranma ilkesi tüm hukuk alanında geçerli olup iş hukuku bakımından iş verene iş yerinde çalışan işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcunu yüklemektedir. Eşitlik ilkesi Anayasanın 10. ve 55 . maddelerinde de hükme bağlanmıştır Ayrıca eşit davranma ilkesi İnsan Hakları Evrensel bildirgesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütünün Sözleşme ve tavsiye kararlarında da çeşitli biçimlerde ele alınmıştır. Yürürlükte bulunan 1475 sayılı İ.K.'nun 14. madesinin 5. fıkrasının 2. Bendinde işçilerin kıdemleri hizmet aktinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden aktedilmiştir olmasına bakılmaksızın aynı iş iş verenin bir veya degişik iş yerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır denilmektedir. Davalı ... aleyhine açılan emsal nitelikteki davalar nedeniyle ... Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri'nden verilen kararlar ve Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin emsal nitelikteki ilamları ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının 03/08/1992 tarihinde çalışmaya başladığı, 08/02/2001 tarihinde atama oluru aldığı, son olarak işletme teknişyeni olarak çalıştığı, Yol İş Sendikasına üyeliğinin bulunduğu, üye olduğu 18/10/1992 tarihten itibaren sendika ile davalı idare arasında imzalanan sözleşmelerden yararlanması gerektiği, davacının fiilen yaptığı işte aynı pozisyonda çalışan işçilere açıktan atama döneminde derece ve kademe verildiği, 4857 Sayılı Yasa 5.maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi gereğince davacıya da bu derece ve kademenin uygulanması gerektiği, fiilen yaptığı iş göz önüne alınarak işyerinde uygulanmakta olan TİS.EK-1 deki pozisyon cetveli ve TİS hükümleri gereğince bilirkişi tarafından davacının kademe ve derecesinin tespit edilerek, bu derece ve kademeye göre alması gereken fark ücret, fark yıpranma prim alacağı, fark akdi ilave tediye ve fark yasal ilave tediye alacaklarının hesaplandığı, denetime elverişli, hesaplama ilkelerine uygun bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, vekalet ücretine AAÜT 22 maddesine uygun hümkedildiği, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili istinaf başvusunda belirtilen nedenlerle hükmü temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının kademe ve derece tespitine esas teşkil eden hizmet süresinin tespitinde geçici iş ilişkisinin başladığı tarihin mi, yoksa daimi kadrolu statüye geçtigi tarihinin mi esas alınacağı, davacının işyerinde fiilen çalıştığı pozisyon ve bu pozisyona uygun kadro ve derecede çalışıp çalışmadığı ve çalıştığı pozisyona uygun ücret ve haklardan faydalanıp faydalanmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4857 sayılı İş Kanunu'nun 5 inci maddesi, Anayasa'nın 10 uncu ve 55 inci maddeleri. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.02.2020 tarihli ve 2020/80 Esas, 2020/1347 Karar sayılı kararı ile 04.02.2020 tarihli ve 2020/103 Esas, 2020/1370 Karar sayılı kararı dahil 24 adet seri dosyaya ait onama kararları. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.01.2020 tarihli ve 2019/8310 Esas, 2020/300 Karar sayılı kararı ile 14.01.2020 tarihli ve 2019/8358 Esas, 2020/313 Karar sayılı kararı dahil seri dosyalara ait onama kararları. 3. Değerlendirme Bir üst başlıkta yer verilen mevzuat, Dairemizin aynı konudaki emsal kararları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen karar usul ve kanuna uygundur. Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair gerekçesi isabetli olup davalı vekilinin temyiz nedenlerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine , 25.05.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2021/5687 E., 2022/3045 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Anayasanın 169 ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2021/5687 E.  ,  2022/3045 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün Yargıtayca duruşma yapılması suretiyle incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.03.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü temyiz eden ... Güzel vekili Av. ... ...' in katılımıyla duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki hüküm Yargıtay tarafından bozulmuş olup bozma ilamında özetle; "davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının, bozma kararına uyularak yazılı şekilde çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verildiğinden reddinin gerektiği açıklandıktan sonra, davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından ise, Mahkemece (A) harfli bölüm ile ilgili olarak taşınmazın özel orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, tapu kaydının iptaline, tescil isteminin ise reddine karar verilmiş olmasının isabetsizliğine" değinilmiştir Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı Hazinenin davasının kabulüne, ... ilçesi ... Mevkiinde bulunan 310 parselin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670 Esas, 1978/383 Karar sayılı yargılamasında aldırılan 05.11.1976 tarihli krokide A harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptaline ve özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, Mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup ... bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına "usulî müktesep hak" doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesinin yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararlarıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde usuli müktesep hak oluşmaz ve bu durumda Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı Hazinenin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile özel orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmişse de devlet ormanlarının Hazine adına tescil edilebileceği, özel ormanların ise Hazine adına tescilinin mümkün olmadığı gözden kaçırıldığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaz ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamları ve dosya kapsamına göre: Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan ilk orman kadastrosunda dava konusu ... Köyü ... Mevkiindeki 301 sayılı parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki bölüm 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173 ve 174 sayılı orman sınır noktalarını birleştiren hatlar ile bitişikteki Mavromoloz Devlet Ormanı sınırları içinde Devlet Ormanı olarak sınırlandırılarak, 09.12.1938 tarihinde ilan edilmiş, bu sınırlandırmaya karşı Aralık 1303 tarihli ve 15 sayılı tapu maliklerince ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas sayılı dava dosyasında açılan dava sonucunda, 30.09.1940 tarihli kararla "çekişmeli yerin tapulu olması nedeniyle Orman İdaresinin el atmasının önlenmesine" dair verilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.1941 tarih ve 3426-1014 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Sözü edilen bu kararın eki herhangi bir harita ya da kroki bulunmadığı gibi, bu karar ile sadece Orman İdaresinin elatmasının önlenmesine karar verilmiş, orman tahdidinin iptali konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Bilahare yörede 1961 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, dava konusu parselin krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 bölümü o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat gereğince, bitişikte bulunan Mavromoloz Devlet Ormanı ile bir bütün halinde Devlet Ormanı niteliğinde tespit harici bırakılmış ve Devlet Ormanı olarak tespit harici bırakılan ve eldeki davanın konusu olan krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz da içinde olmak üzere bu yerin doğu ve kuzeyinde bulunan ve 1939 yılında kesinleşen Mavromoloz Devlet Ormanı içinde kalan bir kısım yerlerin Aralık 1303 tarih ve 13 numaralı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı iddiası ile tapu malikleri tarafından Hazine ve Orman İdaresine karşı açılan dava sonucunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.07.1978 tarih ve 1977/670-382 Esas, Karar sayılı ilamıyla verilen "taraflar arasında daha önce görülüp sonuçlanan ... Asliye 4. Hukuk Mahkemesinin 1939/14 Esas sayılı dava dosyasında verilen 30.09.1940 tarihli karar ile orman sayılmayan yer olduğu belirlenen 05.11.1976 tarihli ve 15.06.1978 tashih tarihli krokide (A) ile işaretli 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkında 1939 yılında yapılan orman kadastrosunun iptaline, aynı krokideki (B) işaretli 336.834 ve (C) işaretli 101.554 m2 yüzölçümlü taşınmazlara yönelik davanın reddine" ilişkin karar kesinleşmiştir. Daha sonra yapılan ve 1981 yılında ilan edilerek kesinleşen aplikasyon, herhangi bir nedenle dışta kalan ve 4785 sayılı Kanun gereği devletleştirilen ormanların kadastrosu çalışmasında, çekişmeli 301 sayılı parselin tapu kaydının çapı içinde yer alan ve krokide (A) ile gösterilen 170.732 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, özel orman olarak sınırlandırılmış ve bu çalışmaya karşı tapu maliklerince Danıştayda açılan dava görev yönünden reddedilerek kesinleşmiştir. Akabinde tapu maliklerince, 20.04.1984 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 1984/637 Esas sayılı dava dosyasında, el atmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açılmış, davanın devamı sırasında 94 sayılı Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen 20.07.1988 tarihli ve 2 sayılı "mahkeme kararı uygulama tutanağı" başlıklı tutanakta, 01.05.1981 tarihli ve 23 nolu tutanakla yapılan işlemin yine "Özel Orman sınırlaması, (kadastrosu)" olduğu kabul edildikten sonra işlemin ikinci kadastro olduğu, yok sayılması gerektiği açıklanarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 19.07.1978 gün ve 1977/670-382 sayılı kararının uygulaması yapılmış, bu arada 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 sayılı Kanun ile 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi değiştirilerek orman kadastrosuna itiraz davalarına bakma görevi Kadastro Mahkemelerine verildiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmış ve Kadastro Mahkemesince, davanın konusunun kalmadığı ve muarazanın sona erdiği gerekçesiyle “davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiş olup, bu hüküm, Orman İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince "davanın ağırlıklı olarak muaraza ve müdahalenin önlenmesi isteğinde toplandığına ve esasla ilgili uyuşmazlık giderilmiş bulunduğuna göre hükme yer olmadığına dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle onanmıştır. Görüldüğü gibi, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, açılan dava, özel orman kadastrosunun iptali olarak değil, "elatmanın önlenmesi ve muarazaanın giderilmesi" olarak nitelendirilmiş ve yerel mahkemenin hükmü 15.10.1990 tarih ve 1990/1687-8191 sayılı ilamla onanarak kesinleşmiştir. Bu duruma göre, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde 20.07.1984 tarihinde açılan ve (1984/637 Esas sayılı) görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan 1989/3 Esas sayılı "elatmanın önlenmesi ile muarazaanın giderilmesi" davası, özel orman sınırlandırmasının 07.05.1981 tarihinde yapılan ilanından sonra tapu maliklerince süresinde Danıştay'da açılan 1981/1567-1983/1336 sayılı davanın devamı olmadığı gibi, bu dava, özel orman kadastrosunun iptali davası da değildir. Davacı şirket vekilinin davanın konusu kalmadığı yönündeki beyanı gözönünde bulundurularak "dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karara bağlanıp kesinleşen davanın devamı olamayacağından, Danıştay'ın, özel orman kadastrosunun iptali davasının görev yönünden reddine ilişkin verdiği 1981/1567-1983/1336 sayılı kararın kesinleştiği 16.04.1984 tarihli ve 01.05.1981 tarihli 23 nolu Orman Kadastro Tutanağındaki özel orman sınırlandırma işlemi de kesinleşmiştir. 1988 yılında 94 sayılı orman kadastro komisyonu tarafından yapılan çalışma sırasında, 20.07.1988 tarihli 2 sayılı tutanakla, 01.05.1981 tarihli tutanakla yapılan özel orman sınırlandırmasının ikinci kadastro sayılarak iptal edildiği görülmektedir. Mahkeme kararı uygulanarak çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmışsa da özel orman olarak sınırlandırılan bir taşınmaz için yargı kararı olmadan idari mercilerce orman kadastrosunun iptali mümkün olmadığından bu işleminin hukuki dayanağı ve geçerliliği bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza “özel orman şerhi”nin konulması üzerine davacı Şirket tarafından 2001 yılında bu şerhin kaldırılması talebi ile açılan dava sonucunda, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/429 Esas-356 Karar sayılı kararıyla, kesin nitelikli bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine verilen bozma ilamında "yargılama sırasında 2003 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazın özel orman olarak sınırlandırılması nedeniyle davanın orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştüğü ve görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi" gereğine değinilmiş; bozma ilamına karşı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda ise "dava konusu taşınmazın 1981 yılında özel orman olarak sınırlandırıldığı, bu çalışmaya karşı süresinde dava açılıp iptal ettirilmediği, geçerli bir orman kadastrosu varken 1988 yılında ilan edilen çalışmada özel orman sınırlandırılması iptal edilerek taşınmazın orman sınırları dışında bırakma işleminin yasal dayanağı olmadığından geçerli olmadığı, bu sebeple yok hükmünde olduğu, bu nedenle dava konusu taşınmaza konan özel orman şerhinin yasal dayanağının olduğu, 2003 yılında yapılan çalışmanın ikinci kez yapılmış olması nedeni ile davayı orman kadastrosuna itiraz davasına dönüştürmeyeceği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yazan özel orman şerhinin silinmesi davasının reddine dair kararın doğru olduğu" belirtilerek bozma kararı kaldırılmış ve Yerel Mahkemenin verdiği davanın reddine ilişkin hüküm onanarak kesinleşmiştir. Tüm bu süreçler toplu olarak değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın, özel orman olarak sınırlandırılan alanda ve davacı Şirket tarafından açılan dava sonucu verilen ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1977/670 Esas ve 1978/382 Karar sayılı kararına göre davacı şirketin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı anlaşılmatadır. Dava süreci ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra Devlet Ormanları ve özel ormanlar ile ilgili olarak şu açıklamaları yapmak yerinde olacaktır: 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereğince, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." Önemle vurgulamak gerekir ki ister özel orman olsun, isterse devlet ormanı olsun, ormanlar bir ülkenin hayat kaynağıdır. Devlet ormanları ile özel ormanlar arasında orman yetiştirilmesi, bakımı konularında hiçbir fark bulunmamaktadır. Devlet ormanları, ormancılık bilimine göre devlet işletecek, özel ormanları ise yine ormancılık bilimine göre sahipleri işletecektir. Anayasa koyucu, ormanlara o kadar önem vermiştir ki; özel orman - devlet ormanı, ayrımı yapmadan "bütün ormanların gözetimi Devlete aittir" hükmünü Anayasa'ya koyarak özel ormanların gözetimini, yani ormancılık bilimine göre işletip, işletilmediğini denetlenmesi görevini Devlete vermiştir. 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun “hususi ormanlar” başlığı altında düzenlenen kanun maddelerinde ise; "Madde 50 - Hususi orman sahipleri, bu Kanun'un 7'nci maddesi hükümlerine göre tayin olunan orman hudutlarına Ziraat Vekaletince tesbit edilecek işaretleri koymaya mecburdurlar. Madde 51 - Hususi ormanlar, sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak harita ve amenajman planlarına göre işletilir ve idare olunur. Bu plana riayeti orman idaresi kontrol eder. Tayin olunacak müddet içinde bu planları yaptırıp tasdik ettirmiyenlerin harita ve amenajman planları orman idaresince yapılır ve masrafı iki yılda ve dört müsavi taksitte kendilerinden alınır. Madde 52 – (Değişik : 22/5/1987 - 3373/11 md.) Ekim ve dikim suretiyle meydana getirilen hususi ormanlar hariç, hususi ormanlar 500 hektardan küçük parçalar teşkil edecek şekilde parçalanıp başkalarına temlik ve mirascılar arasında ifrazen taksim edilemez. Ancak, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerdeki hususi orman alanlarında bu Kanun'un 17'nci maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir. İnşaatların yapılmasında orman alanlarının tabii vasıflarının korunmasına özen gösterilir. Hususi ormanlar Orman İdaresince mahalli tapu idaresine bildirilir. Madde 53 - Hususi ormanların sahipleri mütaaddit olursa bunlar içlerinden birini veya bir başkasını orman idaresine karşı mesul müdür olarak göstermek mecburiyetindedirler. Üç ay zarfında göstermedikleri takdirde, orman idaresi o yer Sulh Hukuk Mahkemesinden bir mesul müdür seçilmesini talebeder. Madde 54 - Hususi ormanlarda yapılacak plan, damga, istihsal ve murakabe işlerinde çalışan orman memurlarının kanuni harcırah ve masrafları hususi orman sahipleri tarafından ödenir. Bu harcırah ve masrafların karşılığı, bilahara mahsubu yapılmak üzere ve avans olarak orman veznesine peşinen yatırılır. II. İdare ve muhafaza: Madde 55 - Hususi ormanların idare ve muhafazaları, Devletin kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir. Madde 56 - Bu kanunun Devlet ormanları hakkındaki 14, 15, 17, 19'uncu maddeleriyle "Orman emvalinin bedeli ödenmeden veya karşılığı banka mektubu, Devlet ve ... tahvileriyle temin edilmeden" kaydı müstesna olmak üzere 41, 42 nci maddeleri hükümleri hususi ormanlarda da tatbik olunur. Tohum ve fidandan yetiştirilecek hususi orman sahipleri bu kanunun 14'üncü maddesinin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hükümlerden müstesnadır. Bu ormanlarda avlanma, otlatma ve meyvaların toplanması bu kanun hükümleri dahilinde sahiplerinin iznine bağlıdır. Anayasanın 169 ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 08.09.1956 tarihinden beri yürürlükte bulunan 50, 51, 53, 54, 55 ve 56. maddelerinden de anlaşılacağı gibi "Özel Ormanların İdare ve Mahafazaları, Devletin Kontrol ve murakabesi altında olmak üzere bu kanun hükümlerine göre sahiplerine aittir" hükümlerine yer verilmiştir. Bu hükümlere göre devlet ormanları hakkında yasada öngörülen hukuk ve ceza hükümleri aynen özel ormanlarda da uygulanacağından, somut olayda dava konusu taşınmaz 1981 yılında ilan edilen çalışmada özel orman olarak sınırlandırılıp bu işleme karşı süresinde açılıp özel orman sınırlandırılması iptal edilmediğinden, taşınmazın kişi adına özel mülk olarak kayıtlı olması doğru değildir. Ne var ki taşınmazın davalı Şirkete ait özel orman olduğu hususu da kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. Eldeki davada, davacı ... tarafından, taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili talep edilmiş olup, dava konusu taşınmazın özel orman olduğu, bu sebeple davacı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ne var ki, Anayasanın 169. ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 50 ila 56. maddeleri hükümlerine göre özel ormanlarda Devletin kontrol ve murakabesi devam ettiği anlaşıldığından, “çoğun için de az da vardır” ilkesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı şirket adına özel orman vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile taşınmazın özel orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ...Ş. vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.815,00 TL avukatlık ücretinin davacı Hazineden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 29.03.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/1476 E., 2024/3147 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Cumhuriyeti Anayasası’nın 49, 53, 54 ve 55 inci maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebini incelediği bir kararında;
9. Hukuk Dairesi         2024/1476 E.  ,  2024/3147 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3366 E., 2023/2564 K. KARAR : İstinaf başvurularının kabulü ile davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale ... Mahkemesi SAYISI : 2020/195 E., 2021/244 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... bünyesinde idari uzman olarak çalıştığını, 04.04.2018 tarihinde ... Büro ... Sendikasına üye olmasına rağmen Yüksek Hakem Kurulunun 29.01.2019 tarihli ve 2018/1204 Esas, 2019/34 Karar ... kararı ile uygulamaya konulan 01.....2018-31.05.2020 yürürlük süreli toplu ... sözleşmesinden yararlandırılmadığını, 29.01.2019 tarihli toplu ... sözleşmesinin ücret zammına ilişkin 21 inci maddesinin Yüksek Hakem Kurulu kararının 26.02.2019 tarihli ek kararı ile değiştirilerek ücret konusunda mevcut uygulamaya devam olunacağının öngörüldüğünü, davacı bakımından mevcut uygulamanın ise 31.01.2015 tarihli ve 29253 ... Resmî Gazete’de yayımlanan 2015/7178 ... Bakanlar Kurulu Kararı'nın (Bakanlar Kurulu Kararı) 1 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre “Birinci fıkrada belirlenen ücret tavanları, bu kanunun yürürlüğe girdiği yılın ikinci altı ayında, sonraki yıllarda ise her yılın birinci ve ikinci altı aylık dönemlerinde kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı veya miktarı kadar arttırılır." şeklinde olduğunu; ancak söz konusu ücret zamlarının uygulanmadığını, davalı İdarenin 6772 ... Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 ... Kanunla 6212 ... Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 ... Kanun) kapsamında olduğu konusunda tereddüt bulunmadığını, toplu ... sözleşmesinin 22 nci maddesinde de "İşyeri 6772 ... Kanun kapsamında ise bu kanun hükümlerine göre İlave Tediye ödenir." hükmüne yer verildiğini, ayrıca Bakanlar Kurulu Kararı'nın 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında "Başkanlıkta istihdam edilen personel ile yapılacak ... ... sözleşmelerine, 4/7/1956 tarihli ve 6772 ... kanun gereğince ödenebilecek ilave tediyeler haricinde ikramiye adı altında ilave ödeme yapılmasını gerektirecek hükümler konulamaz." düzenlemesi yer aldığından bu hükmün mefhumu muhalifinden 6772 ... Kanun'daki ilave tediyelerin ödenmesi gerektiği sonucunun çıktığını; ancak bu düzenlemelere rağmen ilave tediye ödemesi yapılmadığını, ayrıca toplu ... sözleşmesine göre ödenmesi gereken diğer haklarının da ödenmediğini ileri sürerek ücret zammı, ilave tediye, yemek yardımı, vasıta yardımı, ... yardımı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının 6546 ... Çanakkale Savaşları ... Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun (6546 ... Kanun) ve 15.07.2018 tarihli ve 30479 ... Resmî Gazete'de yayımlanan 4 ... Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile verilen görev ve yetkiler kapsamında hizmetlerini gerçekleştirdiğini, 4 ... Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 100 üncü maddesinde Kararname'nin yürürlüğe girdiği 15.07.2018 tarihinden sonra göreve başlayan personele 375 ... Kanun Hükmünde Kararname’nin (375 ... KHK) ek 11 inci maddesinin (ç) bendi kapsamında ücret ödemesi yapıldığını, bu tarihten önce ... sözleşmesi imzalayarak göreve başlayan personele 31.01.2015 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ve eki Karar ile belirlenen ücret limitleri dâhilinde ücret ödemesi yapıldığını, söz konusu Karar ve eki Karar'ın 1 inci maddesinde; "Çanakkale Savaşları ... Tarihi Alan Başkanlığında istihdam edilen personele ücret ile ilave tediye dahil her ne ad altında olursa olsun her türlü mali ve sosyal haklar kapsamında 2015 yılı içerisinde yapılacak ödemeler toplamının aylık ortalaması; ...d) Avukat, Uzman ve İç Denetçi İçin brüt 7.246 TL 'yi ... geçemez.” hükmüne yer verildiğini, aynı maddenin beşinci fıkrasında da “Birinci fıkrada belirlenen ücret tavanları, bu Kararın yürürlüğe girdiği yılın ikinci altı ayında, sonraki yıllarda ise her yılın birinci ve ikinci altı aylık dönemlerinde kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı veya miktarı kadar artırılır.” düzenlemesinin bulunduğunu, 2018 yılı başlarında yetki belgesi alan ... Büro ... Sendikası ile toplu ... sözleşmesi görüşmelerine başlanmak istenmesi üzerine Kamu İşletmeleri İşverenleri Sendikasından görüş sorulduğunu, gelen cevabi yazıda; işçi personelin sendikaya üye olma imkânı var ise de bu üyeliğin sendikal hakları kullanma ve bu haklardan yararlanma ile sınırlı kalacağı, ilgili madde ile Başkanlık personeli için “mali ve sosyal hak ve yardımlar” kapsamında yapılacak bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net tutarının sınırının tespit edildiği, ayrıca bu sınırlar içinde kalınmak kaydıyla her bir personel itibarıyla bahse konu ödemeleri belirleme yetkisinin Cumhurbaşkanına veya yetkilendireceği makama bırakıldığının bildirildiğini, davalının da bu yazı çerçevesinde işlem yaptığını, buna rağmen Yüksek Hakem Kurulu Başkanlığının 29.01.2019 tarihli kararı ile söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve eki Karar'daki ücret üst limitlerini aşan ödemeleri kapsayacak nitelikte ve tarafların uygulamakla yükümlü olacağı toplu ... sözleşmesi bağıtlandığını; ancak yapılan başvuru üzerine Yüksek Hakem Kurulunun 26.02.2019 tarihli ek kararı ile sadece ücret zammına ilişkin 21 inci maddenin “Mevcut uygulamaya devam edilir." şeklinde yeniden düzenlendiğini, bu çerçevede ücret zammı talebi bakımından Kurumun mevcut uygulamasında; personel ücretlerine ... ... sözleşmesinin 7 nci maddesinin (2) nci bendinde yer aldığı üzere her yılın birinci ve ikinci altı aylık dönemlerinde kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı veya miktarı kadar ücret zammı uygulandığını, bu nedenle talebin reddi gerektiğini, ilave tediye yönünden ise Bakanlar Kurulu Kararı ile personele ödenecek tavan ücretler belirlenip personele ücret ile ilave tediye dâhil her ne ad altında olursa olsun her türlü mali ve sosyal haklar kapsamında yapılacak ödemeler toplamının aylık ortalama tavanları geçemeyeceğinin belirtildiğini, ayrıca personel ile akdedilen ... ... sözleşmesinin 7 nci maddesinde 6772 ... Kanun gereğince ödenebilecek ilave tediyelerin ücrete dâhil edildiğini, davacının ücret bordrolarından anlaşılacağı üzere ücretinde bir azalma olmayıp aksine artırılarak ödendiğini, yasal ilave tediye ücretinin ücrete dâhil olduğuna ilişkin ... sözleşmesi hükmünün geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğunun kabulü gerektiğini, kaldı ki personel ücretlerinin belli sınırı geçemeyecek olduğuna dair Bakanlar Kurulu Kararı'nın özel bir düzenleme olması nedeniyle öncelikle uygulanması gerektiğini, toplu ... sözleşmesinden kaynaklanan yemek, vasıta ve ... yardımları bakımından davacıya ödenen ve eksik ödenen yardım tutarlarının tablolarda gösterildiğini, davacıya Bakanlar Kurulu Kararı ve eki Karar’da öngörülen limitler dâhilinde ödeme yapılması nedeniyle anılan düzenlemelerdeki tavan ücretler aşılarak ödeme yapılamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 07.05.2015 tarihinde davalı nezdinde çalışmaya başladığı ve dava tarihi itibarıyla da idari uzman kadrosunda çalışmaya devam ettiği, 7.168,00 TL brüt olarak kararlaştırılmış başlangıç ücretinin memur maaş zam oranları kadar artırıldığı, böylece son ücretinin brüt 13.925,40 TL olduğunun dosya kapsamıyla sabit olduğu, 6772 ... Kanun’un 1, 3 ve 4 üncü maddeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalının 6772 ... Kanun’a tâbi kurum ve kuruluşlardan olduğuna şüphe bulunmadığı, diğer taraftan Kurum çalışanlarına yapılacak ücret ve mali haklar ile ilgili olarak 05.01.2015 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ekinde "Başkanlıkta istihdam edilen personelin ücret ve ilave tediye ücreti dahil her ne ad altında olursa olsun her türlü mali ve sosyal haklar kapsamında 2015 yılı içerisinde yapılacak ödemeler toplamanın aylık ortalamalarının belirtildiği, ikinci fıkrasında ise 6772 ... Kanun gereğince personelin ... sözleşmelerinde ödenebilecek ilave tediye ücreti haricinde ikramiye gibi ücrete ek olarak bir ödeme yapılmayacağının" belirtildiği, bu bağlamda taraflar arasında imzalanan 04.01.2016 tarihli belirsiz süreli ... sözleşmesinin 7 nci maddesinde "Ücrete 6772 ... Kanun gereğince ödenebilecek ilave tediyeler dahildir" ibaresinin yazıldığı ve devamında aylık ücretin her yılın birinci ve ikinci 6 aylık dönemlerinde kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı veya miktarı kadar arttırılacağının belirtildiği, ilave tediye alacağının önceden öngörülebilen ve hesaplanabilen, hesap unsurları bilinen bir işçilik alacağı olduğu, bu durumda davanın tarafları arasında ücretin asgari ücretin altında olmayacak şekilde yüksek oranda serbestçe belirlendiği, davacının da işe girerken ödenecek ücreti ve yasal ilave tediyenin ücrete dâhil olduğuna yönelik sözleşme hükmünü imzalayarak işe başladığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sözleşme hükmünün geçersiz olmayıp taraflarını bağladığı buna göre ilave tediye ücreti talebinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. 2. Davacının ücret farkı alacağı yönünden; 29.01.2019 tarihli Yüksek Hakem Kurulu kararının “Ücret zammı” başlıklı 21 inci maddesinde zam oranları belirlenmişse de, davalının başvurusu üzerine Yüksek Hakem Kurulu Başkanlığının 26.02.2019 tarihli ek kararı ile ilgili maddenin “Mevcut uygulamaya devam edilir.” şeklinde düzenlendiği, mevcut uygulamanın Bakanlar Kurulu Kararı'na göre kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı kadar artırılacağı şeklinde olduğu, bu çerçevede davacıya ödenmesi gereken ve ödenen ücretin bilirkişi raporunda karşılaştırılarak hesaplandığı, denetime açık rapora göre eksik ödenen ücret bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle fark ücret alacağı talebi reddedilmiştir. 3. Yemek yardımı, yol yardımı ve ... yardımı alacakları talepleri yönünden ise bu yardımların 29.01.2019 tarihli Yüksek Hakem Kurulu kararının 22, 23, 24 üncü maddelerinde düzenlendiği, davalının başvurusu üzerine Yüksek Hakem Kurulunun 26.02.2019 tarihli ek kararında ücret zammında değişiklik yapıldığı hâlde, ... ... sözleşmesi ve tavan ücrete ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı bilinmesine rağmen söz konusu yardımlarda değişiklik yapılmadığı, her ne kadar ... ... sözleşmesinde bu tür sosyal yardımların da ücrete dâhil olduğu belirtilmişse de ... ... sözleşmesinden sonra imzalanmış olan toplu ... sözleşmesinin tarafları bağlayacağı, bu tür yardımların dönemi, miktarı ve ödeme şekilleri önceden belirlenemeyeceğinden, ... ... sözleşmesindeki ücrete dâhil olduğu şeklindeki hükmün genel işlem koşulları ve ... hukukunun işçiyi koruyan yarı nispilik özelliği gereği geçerli olmadığı, zira işçi ... ... sözleşmesi imzalarken ilave tediye ücretinde olduğu gibi bunları önceden hesaplayıp öngörebilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle denetime elverişli bilirkişi raporundaki hesaplama doğrultusunda davacının yemek yardımı, yol yardımı ve ... yardımı alacaklarının kabulü, şartları bulunmadığından ücret farkı alacağı ve ilave tediye ücreti alacağının reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; ilave tediye alacağının Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ödendiği ve ücretten ayrıca ödenmesi gerektiği hususları göz ardı edilerek ücret içerisinde değerlendirilmesinin son derece hatalı olduğunu, ilave tediyenin ücrete dâhil olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, ilave tediyenin ödeme zamanlarının da kararnameler ile belirlendiğini, kaldı ki belirtildiği şekilde ilave tediye ödemelerinin ücrete dâhil edilmiş olması hâlinde ödeme miktarlarının ayrıntılı ücret bordrolarında ayrıca yer alması gerektiğini, ancak bordroların hiçbirinde ilave tediyenin ücretin içerisinde yer alan bir kalem olarak gösterilmediğini, davalı yanca her ne kadar Bakanlar Kurulunca belirlenen ücret üst sınırına göre ödemede bulunulabileceği iddia edilmişse de Yüksek Hakem Kurulu kararlarının da kesin hüküm niteliği taşıdığını ve toplu ... sözleşmesinin taraflar için bağlayıcı olduğunu, Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olmasının toplu ... sözleşmesine karşı herhangi bir itiraz merciinin bulunmadığı anlamına geldiğini, dolayısıyla ilave tediye ödemesinin ayrıca ve üst sınır dikkate alınmaksızın yapılması gerektiğini, 29.01.2019 tarihli toplu ... sözleşmesinin 21 inci maddesine eklenen 26.02.2019 tarihli ek kararda "Mevcut uygulamaya devam edilir." hükmü bulunduğunu, mevcut uygulamanın Bakanlar Kurulu Kararı'nda öngörülen şekilde olması gerektiği hâlde müvekkilinin ücretine kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı kadar zam uygulanmadığını, açıklanan tüm bu nedenlerle ve dosya kapsamında yer alan tüm dilekçelerini tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararının davanın kabulüne karar verilmek üzere kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; davacının yemek yardımı, yol yardımı ve ... yardımı talepleri yönünden yapılan yargılamada tavan ücrete ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı olmasına rağmen ... ... sözleşmesinden sonra imzalanan toplu ... sözleşmesinin tarafları bağlayacağı, bu tür yardımların dönemi, miktarı ve ödeme şekillerinin önceden belirlenemeyeceği gerekçeleriyle bilirkişi raporundaki hesaplama doğrultusunda talebin kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığını, bu konuda cevap dilekçesi içeriğini tekrar ettiklerini, davacının almakta olduğu ücretin Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen ve güncellenmiş aylık ücret tavanına yaklaştığını, toplu ... sözleşmesinin kanunun emredici düzenlemelerine aykırı olamayacağını, bu nedenle azami sınırın üstünde ödeme yapılmasının kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin aynı konuya ilişkin 31.10.2022 tarihli ve 2022/9377 Esas, 2022/13848 Karar ... ilâmı nazara alındığında, ... ... sözleşmesindeki ilave tediyenin ücrete dâhil olduğuna ilişkin düzenlemenin geçersiz olduğu, bu nedenle davacının ilave tediye alacağına hak kazandığı; ancak söz konusu ödemenin ücret üst sınırını aşmayacağı kabul edilerek hüküm kurulması gerektiği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesindeki yargılama sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan hesaplamalardan bu kabule uygun seçeneğe itibar edildiği, davacının ücretine kamu görevlilerinin mali haklarına getirilen zam oranları kadar artış uygulandığından eksik ücret ödemesi bulunmadığına dair İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu, diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin ... hukuku mevzuatına tâbi olarak istihdam edilen Meslekî Yeterlilik Kurumu (MYK) personeline yapılacak ödemelerde üst sınır öngörülmesine ilişkin kuralların 2709 ... ... Cumhuriyeti Anayasası’nın 49, 53, 54 ve 55 inci maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebini incelediği bir kararında; itiraz konusu kurallarla öngörülen üst sınırlar gözetilerek ücret, mali ve sosyal haklarla ilgili konular da dâhil olmak üzere toplu ... sözleşmesinin içerdiği tüm konularda toplu ... sözleşmesi ve grev haklarının kullanılmaya devam edilebilmesi karşısında, toplu ... sözleşmesi veya grev neticesinde elde edilebilecek ücret, mali ve sosyal haklar yönünden belirli bir ölçü ve denge gözetilerek üst sınırların belirlenmesinin, toplu ... sözleşmesi ve grev haklarını ortadan kaldıran veya onları kullanılamayacak ölçüde sınırlayan bir düzenleme olarak nitelendirilemeyeceğine ve söz konusu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık taşımadığına karar verdiği, somut olayda davalı Kurumun da kabulünde olduğu gibi yemek, yol ve ... yardımı ödemelerinin tavan sınırlaması nedeniyle bazı aylarda eksik ödendiği, Anayasa Mahkemesi kararı da gözetildiğinde tavan sınırı aşılmamak kaydıyla mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemelerin yapılabileceği, toplu sözleşme ile nispi emredici nitelikteki kanun hükümlerinin çalışanlar lehine değiştirilebileceği, kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşme hükümlerinin ise kesin olarak hükümsüz olduğu, hâl böyle olunca davalı Kurumun yemek, vasıta ve ... ücretlerini eksik ödemesinin tavan sınırlamasından kaynaklandığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle ücret zammı, ..., vasıta ve yemek yardımı taleplerinin reddine, ilave tediye ücretinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; yemek, vasıta ve ... yardımı taleplerinin kabulü yerine reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte üst sınır uygulanacaksa ilave tediye ödemesine yasal faiz, yemek yol ve ... yardımına en yüksek mevduat faizi uygulanacağından müvekkilinin lehine olarak bu haklara ilişkin taleplerin öncelikli olarak kabulü gerektiğini, ilave tediye ücretinin üst sınır dikkate alınarak tahsili yönündeki kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin ücretine kamu görevlilerinin mali haklarına uygulanan artış oranı kadar zam uygulanması gerekirken uygulanmadığı ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; cevap dilekçesindeki savunmalarını da tekrar ederek Bakanlar Kurulu Kararı ile Başkanlık personeline ödenecek tavan ücretlerin belirlendiğini ve aynı Karar'da personele ücret ile ilave tediye dâhil her ne ad altında olursa olsun, her türlü mali ve sosyal haklar kapsamında yapılacak ödemeler toplamının aylık ortalama tavanları geçemeyeceğinin belirtildiğini, ayrıca personel ile akdedilen ... ... sözleşmesinin 7 nci maddesinde 6772 ... Kanun gereğince ödenebilecek ilave tediyelerin ücrete dâhil edildiğini, personelin ücretlerinin belirlendiği Bakanlar Kurulu Kararı'nın eki Karar'ın 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise ... ... sözleşmelerine ilave tediye hariç başkaca ödeme yapılmasını gerektirecek bir hüküm konulamayacağının öngörüldüğünü, davacının ücretinin emsallerine göre yüksek belirlenmiş olması, ücretinin içinde ikramiye, ilave tediye gibi haklarının da bulunması karşısında 6772 ... Kanun uyarınca ödenmesi gereken ilave tediye alacağına hak kazanmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ilave tediye ücreti ve ücret zammı ile toplu ... sözleşmesinden kaynaklanan ... yardımı, vasıta yardımı, yemek yardımı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6546 ... Kanun’un 2.7.2018 tarihli ve 703 ... Kanun Hükmünde Kararname'nin 65 inci maddesi ile mülga 4 üncü maddesinin birinci fıkrası, 4 ... Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 93 vd. maddeleri, 375 ... KHK'nın ek 28 inci maddesi. 3. 31.01.2015 tarihli ve 29253 ... Resmî Gazete'de yayımlanan 05.01.2015 tarihli ve 2015/7178 ... Bakanlar Kurulu Kararı şu şekildedir: "Çanakkale Savaşları ... Tarihi Alan Başkanlığında görev alacak Başkan ile diğer personelin ücretinin üst sınırının belirlenmesine dair ekli Kararın yürürlüğe konulması; Kültür ve Turizm Bakanlığının 21/10/2014 tarihli ve 201191 ... yazısı üzerine, 19/6/2014 tarihli ve 6546 ... Kanunun 7 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 5/1/2015 tarihinde kararlaştırılmıştır." 4. 6356 ... Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu’nun 33 üncü maddesinin beşinci fıkrası ve 39 uncu maddesi, 6772 ... Kanun’un 1, 3 ve 4 üncü maddeleri. 5. Dairemizin 31.10.2022 tarihli ve 2022/9377 Esas, 2022/13848 Karar ... kararının ilgili bölümü şu şekildedir: "... 2.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında imzalanan 04.01.2016 tarihli ... ... sözleşmesinde davacının ilave tediye ücreti ücret alacağına dâhil olacak şekilde düzenlenmiş ve davacıya aylık ücret dışında bir ödeme yapılmamıştır. ... ... sözleşmesinde, 6772 ... Kanun gereği davacıya ödenmesi gereken ve ödeme zamanı Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen ilave tediye ücretinin aylık ücret içinde olacak şekilde düzenlenme yapılması mümkün değildir. Davacının ilave tediye alacağı talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. ..." 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 ... Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/192 E., 2022/574 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
İşçiler için taşıdığı yaşamsal önem nedeniyle ücret anayasal güvenceye kavuşturulmuş ve sosyal haklar arasında yer almıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 55. maddesi uyarınca “Ücret emeğin karşılığıdır.
Hukuk Genel Kurulu         2020/192 E.  ,  2022/574 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen davanın kısmen kabulüne dair karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 01.09.2003 tarihinde transmikser/pompa operatörü olarak çalışmaya başladığını, aylık net 2.200TL ücret aldığı hâlde ücretinin asgari ücret kadar olan kısmının bankadan, kalanının ise makbuz karşılığında elden ödendiğini, sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden ödenmesi, muvazaalı şekilde işe giriş çıkış işlemlerinin yapılması, sigorta başlangıcının geç bildirilmesi, fazla çalışma yapmaya zorlanması ve bu çalışmaların karşılığı ücretlerinin ödenmemesi, haksız olarak ücretinden kesinti yapılması nedenleriyle müvekkilinin iş sözleşmesini 13.05.2015 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi gereğince haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının beton pompa operatörü olarak 19.04.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, ücretinin brüt 1.425TL olduğunu, ücretin banka hesabına her ay düzenli olarak ödendiğini, iş sözleşmesinin devamsızlık yapması sebebi ile haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 03.06.2016 tarihli ve 2015/223 E., 2016/359 K. sayılı kararı ile; davacının, davalıya ait işyerinde 19.04.2006- 13.05.2015 tarihleri arasında son ücreti brüt 3.077,31TL olacak şekilde transmikser/pompa operatörü olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin ücretlerinin ödenmemesi sebebi ile davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği, davacının işten ayrıldığı tarihten son 1 yıl öncesinde hafta tatillerini kullandığı ancak bu tarih öncesinde ayda ortalama 2 hafta tatilinde çalıştığı, davacının dini bayramlar dışındaki tatil günlerinde de çalışmasına devam ettiği, ayrıca fazla çalışma yaptığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.06.2019 tarihli ve 2016/28868 E., 2019/13530 K. sayılı kararı ile; “…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165/1. maddesi gereğince, bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacının; dava açılış tarihi 28.10.2016 olan Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/595 Esas sayılı dosyasında, eldeki, karar tarihi 03.06.2016 olan Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/223 Esas sayılı dava dosyasında aldığı son ücretin 2.200,00 TL olduğunun kabul edildiğinden bahisle, sigorta primine esas kazancının aylık net 2.200,00 TL olduğunun tespiti talebi ile dava açtığı anlaşılmaktadır. Prime esas kazancın tespiti davası; işçinin gerçek ücreti ve SGK primlerinin tespiti ile prime esas kazancın tespiti talebine dayalı dava türü olduğundan, davacının gerçekte aldığı ücret bu dava yolu ile ispat edilecektir. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce 2016/595 esas sayılı dava dosyasında davacının davası reddedilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi’nin 23.05.2018 tarihli kararı ile bu karara karşı davacı tarafın yaptığı istinaf başvurusu “kuvvetli delil teşkil eden alacak davasının kesinleşmesinin beklenilmediği” gerekçesi ile kabul edilerek Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/595 Esas sayılı dava dosyasındaki davanın reddine dair 04.04.2017 tarihli kararı kaldırılmıştır. Mahkemece, davacının aldığı ücret miktarının ihtilaflı olması ve taraflar arasında prime esas kazancın tespiti davası bulunması karşısında, prime esas kazancın tespiti davasında verilecek karar işçilik alacaklarına ilişkin bu davanın sonucunu doğrudan doğruya etkileyeceğinden, prime esas kazancın tespiti davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/1. maddesi uyarınca bekletici mesele yapılarak, bu davada kesinleşen karara göre ihtilaflı olan ücretin belirlenmesi gerekirken kesin delil olma özelliği taşımayan işçilik alacaklarına ilişkin bu davanın sonucunun beklenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 01.10.2019 tarihli ve 2019/310 E., 2019/263 K. sayılı kararı ile; işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan eldeki davada gerçek ücretin asgari ücret olmadığı kabul edilerek karar verilmesi üzerine bu karara dayanılarak ispat kolaylığı olması açısından prime esas kazancın tespitine ilişkin davanın açıldığı, kaldı ki bu karara dayanılarak dava açıldığının davacının direnme talep ettiği dilekçesinde de kabul edildiği, prime esas kazancın tespiti davasının reddi üzerine yapılan istinaf incelemesinde işçilik alacağı davasının prime esas kazancın tespiti davası yönünden kuvvetli delil teşkil ettiği ve bağlantılı gerekçelerle ilk derece mahkemesinin red yönünde verdiği kararın kaldırılmasına karar verildiği, bu karar üzerine ilk derece mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesinin kararı gereği araştırma yapılması gerektiğinin açık olduğu ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma kararı sonrasında her iki dosya arasında hangisinin hangisini bekleyeceğinin belirsiz bir sürece girdiği ve yargılama faaliyetinin olumsuz etkilendiği, çelişen mahkeme kararlarının adil yargılanma hakkı kapsamında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en çok götürülen uyuşmazlıklardan olduğu, yargı kararlarında belirli bir istikrar ve tutarlılığın sağlanmasının gerektiği, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçerek istinaf incelemesine başlamasıyla birlikte çelişkili karar sayısının daha da arttığı, yüksek mahkemelerin (Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay) ve ilk derece mahkemelerinin kendi içlerinde çelişkili kararlar vermeleri sebebiyle hukukî güvenlik ilkesinin zedelendiği, yüksek mahkemelerin, ilk derece mahkemelerinin birbiriyle tutarsız kararlarını birleştirme ve ortak bir yorumun kabul edilmesini sağlama sorumluluğunu taşıdığı ancak somut olayda işçilik alacaklarına ilişkin verilen karar tarihinden sonra açılan prime esas kazancın tespiti davasındaki yazılı deliller arasında işçilik alacağı davasının olması, işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan eldeki davanın beklenilmesinin dava tarihleri de dikkate alınarak hukuka uygun olduğu, bununla birlikte Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar arasında yaratılan çelişkili durumun yargılama faaliyetini yürütecek olan ilk derece mahkemesinin adil bir süreç içerisinde yargılama yapmasına engel olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının aldığı ücret miktarının ihtilaflı olması ve taraflar arasında dava açılış tarihi 28.10.2016 olan prime esas kazancın tespiti davası bulunması karşısında; prime esas kazancın tespiti davasında verilecek kararın işçilik alacaklarına ilişkin eldeki davanın sonucunu etkileyeceğinden bahisle prime esas kazancın tespiti davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 165/1. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmesinde yarar bulunmaktadır. 13. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) 32. maddesinin 1. fıkrasında genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. 14. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Kanun maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. 15. İş sözleşmesinde işverenin en önemli borcu ücret ödeme borcudur. Ücret ödeme borcu, işçinin iş görme borcu karşısında yer alan ve işverenin iş sözleşmesinden doğan temel borcudur. Ücret iş sözleşmesinin kurucu unsuru olduğundan ücret olmaksızın bu sözleşmenin varlığından söz edilemez. 16. İşçiler için taşıdığı yaşamsal önem nedeniyle ücret anayasal güvenceye kavuşturulmuş ve sosyal haklar arasında yer almıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 55. maddesi uyarınca “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır”. Anayasa’nın buyruğuna uygun olarak Devlet, ücretin korunması için emredici hukuk kuralları koymak sureti ile işverenin bu borcuna geniş ölçüde müdahale etmiştir. İş mevzuatında ücreti düzenleyen hükümler bu hakkı sadece işverene karşı değil, aynı zamanda üçüncü kişilere ve hatta işçinin bizzat kendisine karşı koruma amacını gütmektedir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2019, s.350). 17. Uygulamada taraflar arasında ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık daha çok görünüşte bir ücret belirlemeleri ancak bu ücretin aralarında kararlaştırdıkları ücret olmaması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bazen taraflar arasında kararlaştırılmış olan ücret, SGK primlerini daha az ödemek veya daha düşük vergi vermek amacıyla bordroya yansıtılmamakta, görünüşte daha düşük (örneğin asgari ücret olarak) gösterilmektedir (Süzek, s:360). 18. Prime esas kazancın tespiti davası; sigortalının (işçinin) gerçek ücretinin ve buna bağlı olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmesi gereken sosyal sigorta prim tutarının tespitini konu aldığından, bu davada sigortalının (işçinin) gerçek ücretinin belirlenmesi gerekmektedir. 19. Gelinen bu noktada konuyla ilgisi nedeniyle bekletici sorun konusu üzerinde de durulmalıdır. 20. Bekletici sorun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 165. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen maddede bekletici sorun; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bir davada hüküm verilmesi, başka bir davanın çözümüne bağlı ise mahkeme açılmış olan o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir. Başka bir deyişle o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir. 21. Tüm bu açıklama ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda, davacı iş ilişkisi boyunca sigorta primlerinin gerçekte aldığı ücretin aksine asgari ücret üzerinden ödendiğini, iş sözleşmesini feshetme sebeplerinden birinin de bahsettiği bu durum olduğunu, son ücretinin net 2.200TL olduğunu ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsili istemiyle 01.06.2015 tarihinde eldeki davayı açmış, davalı ise bordrolarda belirtildiği üzere davacının brüt 1.425TL ücret aldığını savunmuştur. 22. Mahkemece işçilik alacağının tahsili istemiyle açılan eldeki davada verilen 03.06.2016 tarihli kararda, davacının aldığı ücret miktarı iddiası gibi brüt 3.077,31TL (net 2.200TL) kabul edilerek işçilik alacakları hüküm altına alınmış, bu karardan sonra davacı 28.10.2016 tarihinde Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 2016/595 Esas sayılı dosyasında gerçek ücretinin net 2.200TL olduğunu ileri sürerek prime esas kazancının aylık 2.200TL ücret üzerinden belirlenmesini, asgari ücret üzerinden yatırılan sigorta primlerinin geriye dönük olarak tamamlattırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 23. Prime esas kazancın tespiti davasında mahkemece davanın reddine dair verilen 04.04.2017 tarihli karar davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin 23.05.2018 tarihli kararı ile “kuvvetli delil teşkil eden alacak davasının kesinleşmesinin beklenilmediği” gerekçesi ile kaldırılarak dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 24. Bilindiği üzere prime esas kazancın tespiti davası re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ve kamu düzenini ilgilendiren bir dava türüdür. Davacının aldığı ücretin miktarı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunduğu gözetildiğinde; prime esas kazancın tespiti davasında verilecek kararın işçilik alacaklarına ilişkin davanın sonucunu doğrudan doğruya etkileyeceği açıktır. Kaldı ki, hem işçilik alacağının tahsili istemiyle açılan dava hem de prime esas kazancın tespiti davasının derdest olduğu dikkate alındığında çelişkili yargılamadan da bahsedilmesi söz konusu değildir. 25. Bu durumda, prime esas kazancın tespiti davasının HMK’nın 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılarak, bu davanın sonucuna göre eldeki işçilik alacaklarına ilişkin davada ücretin miktarı konusundaki uyuşmazlık çözülmelidir. 26. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Asgari ücretin tespitinde Anayasa'ya göre göz önünde bulundurulması gereken kriterler nelerdir?

A) Şirketlerin yıllık karları.
B) İşsizlik oranı.
C) Çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu.
D) Sadece döviz kuru.
E) Bölgesel nüfus yoğunluğu.