1982 Anayasası Madde 62

1982 Anayasası 62. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 62 – Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır. XI. Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Anayasamızın 62. maddesi *“Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardım­cı olunması için
Hukuk Genel Kurulu         2005/21-682 E.  ,  2005/618 K. "İçtihat Metni" | | | | | --- | --- | --- | | Mahkemesi | : | Denizli İş Mahkemesi | | Günü | : | 01.07.2005 | | Sayısı | : | 658-479 | | | | | | | | | Taraflar arasındaki *“tespit”* davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.2.2005 gün ve 2004/933 Esas - 2005/64 Karar sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 14.6.2005 gün ve 2005/6673-6041 sayılı ilamı ile, *(...Türk Vatandaşlığını 6.4.1991 yılında kazanan davacı, Bulgaristan'da 8.8.1977 ile 10.7.1989 tarihleri arasında geçen çalışmalarından bir kısmına ilişkin olarak yaptığı borçlanma talebinin 3201 Sayılı Yasa'ya göre kabul edilmesi gerektiğinin tesbitini istemiştir.* *Mahkemece ilamda belirtilen gerekçe ile isteğin kabulüne karar verilmiş ise de; varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.* *Gerçekten; iddia, savunma ve tüm dosya içeriğine göre; Türk soylu olan davacının Bulgaristan Hükümeti'nin uyguladığı zorunlu göç nedeniyle 20.7.1989 tarihinde Türkiye’ye göçmen olarak geldiği ve 6.4.1991 yılında yetkili makamın kararı ile Türk vatandaşlığına alındığı, 24.5.2004 tarihli dilekçesiyle S.S.K.'ya başvurarak Türk vatandaşı olmadan önce Bulgaristan'da geçmiş hizmetlerinden bir kısmını 3201 Sayılı Yasaya göre değerlendirilmesi için borçlanma talebinde bulunduğu, borçlanma talebinde bulunulan hizmetlerin geçtiği dönemde Bulgaristan vatandaşı olması nedeniyle isteğinin reddedildiği hususları tartışmasızdır.* *Uyuşmazlık, davacının Bulgaristan vatandaşı iken yurtdışında geçmiş çalışma sürelerini 3201 Sayılı Yasa uyarınca borçlanmasının mümkün olup olmadığına, başka bir anlatımla borçlanma talebinde bulunulan hizmetlerin geçtiği dönemde Türk Vatandaşı olmanın gerekli mi olduğu veya bunun aksine sadece borçlanma talebi tarihinde Türk Vatandaşı olmasının yeterli bulunup bulunmadığına ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 3201 Sayılı Kanun’un 1. ve 403 Sayılı Kanun'un 10. Maddeleridir.* *Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki 3201 Sayılı Yasa'nın 1. maddesinde “18 yaşını doldurmuş Türk Vatandaşlarının yurtdışında geçen ve belgelendirilen çalışma süreleri, bu çalışma süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, 2'nci maddede belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim, kesenek ve karşılık ödenmemiş olması ve istekleri halinde bu kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” Şeklinde hükme bağlanmış ve aynı yasanın tanımlar başlıklı 2. maddesinin “c fıkrasında” sürelerin değerlendirilmesi kavramı “Türk Vatandaşlığına haiz olanların 1. madde de belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesi" olarak tanımlanmıştır. Türk Vatandaşı olma koşulunun hangi tarihte yerine getirilirse yeterli olacağı hakkında sözü edilen yasada açık bir düzenlemeye yer verilmediğinden sonradan kazanılan vatandaşlığın geçmişe etkili (makabline şamil) olup olmadığı ve hangi tarihten itibaren hüküm ifade edeceği hususlarının Türk Vatandaşlık Hukuku kurallarına göre belirlenmesi gerektiği açıktır. Türk Vatandaşlık Hukukuna göre; kişinin doğumdan sonra ve doğumdan başka sebeplerle vatandaşlığı kazanma yollarından biride yetkili makamın kararı ile Türk Vatandaşlığının kazanılmasıdır. Yetkili makamın kararı ile Türk Vatandaşlığının kazanılması hali doktrinde “telsik” olarak ifade edilmektedir. Telsikten maksat, kişinin daha önceden vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı bir devletin vatandaşlığına kanunda öngörülen şartları yerine getirmesi ve istemde bulunmasıyla yetkili makamlarca, o devletinvatandaşlığına alınması halini ifade eder. Muhaceret (göç) yoluyla gelen Türk soylu kişilerin iskân Kanunları çerçevesinde Türk Vatandaşlığına alınması işlemleri de telsik niteliğinde olup, aynı hüküm ve sonuçları meydana getirirler. Telsik geçmişe etkili değildir. Türk Vatandaşlığı telsik kararının hüküm ifade ettiği andan itibaren kazanılmış olur. Sonuç olarak bu tarihten önceki zamana ait fiillerinde ve işlemlerinde ilgili (Türk Vatandaşlığını kazanmış kişi) yabancı muamelesi göreceğinden, bunun sonuçlarına katlanma durumundadır. 403 Sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu'nun davacının Türk Vatandaşlığını kazanma yoluna göre uygulanması gereken 10. maddesinde de açıkça Türk Vatandaşlığına alınma; yetkili makamın bu konudaki karar tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği kuralını içermektedir.* *Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre sadece borçlanma tarihinde Türk Vatandaşı olma yeterli olmayıp, borçlanılmak istenilen sürenin geçtiği dönemde de Türk Vatandaşı olunmasının gerekli olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca talep konusu hizmetin geçtiği dönemde Türk Vatandaşı olmayan davacının 3201 Sayılı Yasa'dan yararlanması mümkün olmadığından mahkemece bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.* *O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)* *G*erekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: A-Davacının isteminin özeti: Dava, göç nedeniyle Türkiye’ye gelen davacının, Bulgaristan vatandaşı olarak Bulgaristan’da geçen hizmet süresinin 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında ki Kanun uyarınca borçlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir. B-Davalının yanıtının özeti: 3201 sayılı Kanunun sadece Türk vatandaşı iken, yurtdışında geçen çalışmaların borçlanılmasına olanak tanıdığı, bu nedenle de davacının Bulgaristan vatandaşı olduğu dönemde geçen çalışmalarını borçlanamayacağı savunulmaktadır. C-Yerel Mahkemenin kararının özeti: 3201 sayılı Kanun uyarınca borçlanılması talep edilen sürelerde Türk vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın, anılan Yasanın 4 ve 5. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmek üzere *“davacının yurtdışı borçlanma isteminin kabulü gerektiğinin tespitine”* karar verilmiştir. D-Temyiz evresi, bozma ve direnme: Davalı SSK vekilinin temyizi üzerine yerel mahkeme kararı Yüksek Özel Dairece, yukarıda başlıkta yazılı nedenlerle bozulmuştur. Yerel mahkeme, bozma kararının aynı durumda olan Türk vatandaşları arasına, yurt dışı borçlanmalar bakımından eşitsizlik yaratacağı nedenle, istemin kabulüne ilişkin önceki kararında direnmektedir. E-Maddi olay:1989 yılında yaşanan zorunlu göç dolayısıyla Türkiye’ye gelen davacının, 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına kabul edildiği, borçlanmak istediği (1977-1989 yılları arasındaki) sürede –Türk asıllı- Bulgaristan vatandaşı, borçlanma istem tarihinde ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Bulgaristan’da geçen hizmetlerini 3201 sayılı Kanun uyarınca borçlanmak yönündeki başvurusunun *“çalışmanın geçtiği dönemde Türk vatandaşı olmadığı”* nedenle reddedilmesi üzerine eldeki bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. F-Gerekçe: Hizmet borçlanması, sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak; primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir. Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında, yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanundan yararlanabilmek için, borçlanmak istenen çalışmaların geçtiği devrede Türk vatandaşı olma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle; 3201 sayılı Kanunla tanınan yurtdışı hizmet borçlanması hakkından yararlanacak olanların saptanmasında, bir anlamda sınırının çizilmesi noktasında toplanmaktadır. Borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında, iş ve sosyal güvenlik hukukuna hakim prensip olan; işçi ve sigortalı lehine yorum ilkesinden sözedilerek, yasalarda açıkça belirtilen tanımların dışına çıkılmasına imkan bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, yurtdışı borçlanma hakkının süjesi belirlenirken yasanın amacından hareket etmek gerekir. Anılan Kanunun 1. maddesinde *“amaç ve kapsamı”* ; 18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen çalışma ve diğer bir kısım sürelerinin sosyal güvenlikleri açısından değerlendirmek olarak ifade edilmiştir. Anayasamızın 62. maddesi *“Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardım­cı olunması için gereken tedbirleri alır”* hükmünü içermektedir. Maddenin gerekçesinde; *“Yabancı ülkelerde çalışmak üzere giden ve orada yaşayan Türklerin sayısının azımsanamayacak miktarda olduğu, bu Türklerin ülkeleriyle olan bağlarını sürdürmekte devlet katkısının zorunlu olduğu, devletin yabancı ülkelerdeki Türklerin aile birliğini sağlamak parçalanmış ailelerin sorunlarının çözümüne yardımcı olmakla ödevlendirildiği, yabancı ülkelerdeki Türklerin sosyal güvenliklerinin anlaşmalarla temin edildiği, ancak bu alanda da yapılacak işlerin olduğu ve maddenin devlete bu konuda yön gösterdiği”* belirtilmektedir. Anılan madde uyarınca Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatan­daşlarının sosyal güvenliklerini sağlamak yönünden görevli kılındığı açıktır. Anayasa’nın 62.maddesi ile verilen bu görevin ifası amacıyla getirilen düzenlemelerden birisi de, 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanundur. 3201 sayılı Kanun bir borçlanma yasası olup, 1. maddede yapılan açık tanıma göre, ancak Türk vatandaşlarının, Türk vatandaşı olarak yurtdışında geçen çalışmalarını borçlanabilmeleri öngörülmüştür. Anılan kanun, yurtdışı hizmet borçlanması hakkının kullanılabilmesi için çalışmanın geçtiği dönemde sigortalı ile uyrukluk ilişkisini aranmakta olup, *“Türk soylu ya da sonradan Türk vatandaşlığını kazanmış olmak”* yeterli bulunmamaktadır. 2527 sayılı Türk Soylu Ya­bancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabileceklerine İlişkin Kanunun 1. maddesinde, Türki­ye’de ikamet eden Türk soylu yabancıların ihtiyaç duyulan meslek ve sanatları serbetçe yapabilmelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Güvenlik Teşkilatı hariç olmak üzere kamu özel kuruluş veya işyerlerinde bu meslek ve sanat dallarında çalıştırılabilmelerine olanak sağlandığı, kapsam başlıklı 2. maddesinde ise; bu kanunun Türk soylu yabancıların Türkiye’de çalışmalarına, kamu, özel kuruluş veya işyerlerinde çalıştırılabilmelerine izin verilmesini, meslek kuruluş ve sosyal güvenlik Kurumları ile ilişkilerini, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri kapsamaktadır. Anılan düzenleme ile Türk soylu yabancılar ile kurulan sosyal güvenlik ve çalışma ilişkisinin sınırları belirlenmiştir. Yasaya bakıldığında bu sınırın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınan ve yurtdışı hizmetlerinin sosyal güvenlikleri açısından değerlendirilmesini amaçlayan borçlanma hakkını içermediği, borçlanma kanunlarına da atıfta bulunmadığı açıktır. Kaldı ki; bir başka ülke vatandaşı iken, o ülkede geçen çalışmaların, davacı yönünden yabancı ülkede geçmiş hizmet olarak adlandırılmasına ve kabulüne de imkan bulunmamaktadır. Anayasa ve 3201 sayılı Kanunun amaç ve ruhuna bakılmaksızın sadece borçlanma talebi sırasında Türk vatandaşı olmanın yeterli kabul edilmesi isabetsiz olup, 3201 sayılı Kanun uyarınca tanınan borçlanma hakkından, yurtdışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak çalışan ve borçlanma sırasında Türk vatandaşı olanlar yararlanabilirler. Göçmen olarak Türkiye’ye gelenler, yurtdışında çalıştıkları sürede Türk vatandaşı olmadıkları için borçlanamazlar. Yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığına alınmanın ise geçmişe etkili bulunmaması nedeniyle, yurtdışında sadece Türk vatandaşlığını kazandıkları günden sonraki süreleri borçlanarak değerlendirebilirler. Yukarıda belirtilen bu maddi ve hukuki olgular dikkate alındığında, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.11.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: İnsan, tarihin her döneminde kendisini yoksulluğa sürükleyen, geleceğini tehlikeye iten olayları bertaraf etme düşünce ve kaygısı içinde olmuştur. Tehlikeyle karşılaşan, yoksulluğa düşen bireylere asgari bir güvence sağlamak, sosyal güvenlik anlayışının hakim yönü olmak zorundadır. Bu nedenledir ki, çağa damgasını vuran sosyal devlet anlayışının işlevi hiçbir şekilde tamamlanmayacaktır. Sosyal güvenlik, sosyal devleti gerçekleştirme araçlarından sadece bir tanesidir. Halkına sosyal güvenliği sağlayan, herkesi asgari yaşam seviyesinde buluşturan, insanların geleceklerine güvenle bakmalarını teminat altına alan devlet *“sosyal devlet”* tanımına biraz daha yaklaşmış olacaktır. Sosyal güvenlik hakkı temel bir insan hakkı olup, çağdaş anayasaların tümünde bu anlayışa yer verilmiştir. Cumhuriyetimizin niteliklerinin belirlendiği Anayasa’nın 2. maddesinde, Devletimizin sosyal bir hukuk devleti olduğu hükme bağlanmış, 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp, gerekli teşkilatı kuracağı öngörülmüştür. 3201 sayılı Kanun, yurt dışında çalışan veya yurda dönmüş bulunan Türk vatan­daşlarına, Anayasa’da güvencesini bulan, sosyal güven hakkı kapsamında, bir takım sigorta kollarından faydalan­ma imkanı vermeyi amaçlamıştır. Kuşkusuz, yargının yetkisi, kanunu amacına göre yorumlayıp, uygulamaktır. Evrensel nitelikteki yorum ilkeleri bu konudaki hükümlerin yorumlanmasını sırasında göz önünde tutulmalıdır. Sosyal güvenlikte temel olan sigortalı-işçi lehine yorum ilkesidir. Lehe yorum kuralı uygulanırken, yasaca verilmeyen hakların yargı yoluyla dağıtılmasına da olanak bulunmadığı da bilinmelidir. Yurt dışında geçen hizmetlerin borçlanılmasına ilişkin *“Türk vatandaşlığı”* koşulunun hangi tarihte yerine getirilirse yeterli olacağı uyuşmazlık konusu bulunmaktadır. Borçlanma talebinde bulunulan hizmetlerin geçtiği dönemde Türk vatandaşı olmanın zorunlu mu olduğu veya bunun aksine sadece borçlanma talebi tarihinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yeterli olup olmadığı, çözümlenmesi gereken temel sorundur. Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamak için yapılan değerlendirmelerde: I- 3201 Sayılı Kanun ve Ulusal Mevzuat Yönünden Değerlendirme: 3201 sayılı Kanunun 2. maddesine göre borçlanılması istenen *“sürelerin değerlendirilmesi”* kavramı, *“Türk vatandaşlığını haiz olanların 1 inci maddede belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesi”* niifade etmektedir. Buna göre, istek tarihinde Türk vatandaşı olmak gerekli ve yeterli olup, ayrıca çalışmanın geçtiği dönemde bu sıfatı taşımak koşulu bulunmamaktadır. Aksine bir düşünce, Türk vatandaşlığına geçen bir kimsenin yabancı bir devletin vatandaşı olduğu dönemde geçen çalışmalarını (Türkiye-Bulgaristan örneğinde olduğu gibi, taraf ülkeler arasında yapılmış bir sosyal güvenlik sözleşmesinin bulunmadığı hallerde) sosyal güvenliği bakımından hiçbir zaman değerlendirme olanağı bulunmayacaktır. 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanuna hakim olan düşünce de dikkate alındığında, Türk soylu olmaları nedeniyle bulundukları ülkede barındırılmamış olanların zorunlu göç sonucunda kazandıkları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının, sınırlı bir vatandaşlık ilişkisi öngördüğünün kabulü mümkün olmayıp, bu düşünce Anayasada belirtilen eşitlik ilkesine de uygun düşmemektedir. 3201 sayılı Kanununun, sayın çoğunluğun benimsediği şekilde ele alınması, anılan Yasanın yaşlılık aylığı bağlamaya yönelik bir düzenleme olduğu da göz önünde tutulunca, Anayasanın *“Yaşlılar, devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir”* biçimindeki açık buyruğu ile de bağdaşmamaktadır. II- T.C. Anayasası ve Uluslararası Sözleşmeler Yönünden Değerlendirme: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinde *“...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz...”* hükmü amirdir. Türkiye'nin onayladığı; Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 1962 tarih ve 118 sayılı Vatandaşlarla Vatandaş olmayan kimselere Sosyal Güvenlik Konusunda Eşit İşlem Yapılması Hakkındaki Sözleşme, Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, Göçmen İşçinin Hukuki Statüsüne İlişkin Avrupa Sözleşmesi dikkate alındığında, ülkelerin bu kişilere vatandaşları ile eşit sosyal güvenlik statüsü sağlamaları gerekmekte olup, ayrım yapılmasına engeldir. Sosyal güvenlik hakkı açısından Türk vatandaşları ile göçmen statüde olup, Türk vatandaşlığını sonradan kazananlar arasında eşitlik ilkesi gözetilmesi iç hukukumuzun bir parçası halini almış olan uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca zorunlu bulunmaktadır. III-İdari Yargıdaki Uygulamaya Bakıldığında; Ülkemizde, sosyal güvenlik alanında farklı kurumlar işlev üstlenmiştir. Bunlardan birisi olan TC. Emekli Sandığı mensupları için de sorun, benzeri alanlarda idari yargının gündemine gelmiş ve çözüme bağlanmıştır. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 29.12.1983 gün ve 1983/3-12 sayılı *“Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle Türk vatandaşlığına alınıp, TC.Emekli Sandığına iştirakçi olan kimselerin, Türk vatandaşlığına kabullerinden önce geçmiş, borçlanma hükümleri kapsamında bulunan hizmet sürelerinin borçlanma yoluyla emeklilik fiili hizmet süreleri meyanına ithalinin mümkün bulunduğu, hakkındaki”* kararında özet olarak; 5434 sayılı Kanundaki veya bu Kanuna muhtelif tarihlerde, muhtelif Kanunlarla getirilen ek ve geçici maddelerdeki borçlanma hükümlerinde öngörülen süreler içinde başvurulması koşuluyla başvuru tarihinde iştirakçi statüsünde bulunan kimselerin Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle vatandaşlığa kabulleri tarihinden önce geçmiş, sözü edilen kanunlardaki borçlanma hükümleri kapsamında olan hizmetlerinin borçlanma suretiyle emeklilik fiili hizmet süreleri meyanına ithal edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Danıştay 5. Dairesi çeşitli tarihlerde istikrarlı olarak verdiği kararlarda özetle; (davacının Bulgaristan vatandaşlığında iken 657 sayılı Kanunun 36/C-1 maddesi kapsamında geçen hizmetlerinin kazanılmış hak aylık derecesinde değerlendirilmesinin gerektiği), (Kanun koyucu tarafından 375 sayılı KHK'nin Geçici 5. maddesi kapsamında bulunan kişilerin devlet memurluğuna alınmasında Türk Vatandaşı olma şartı aranmayarak bu kişilerin yabancı uyruklu iken dahi devlet memurluğuna girebilmesi kabul edildiğine göre bunların Bulgaristan uyruğunda iken geçen ve 657 sayılı Kanunun 36/C-l. maddesi kapsamında bulunan hizmetlerinin kazanılmış hak aylık derece/kademelerinde değerlendirilmesinin belirtilen yasal düzenlemelerin amacı ile hak ve nasafet ilkelerine uygun düşeceği) belirtilmektedir. Yeri gelmişken, 375 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin Geçici 5/1. maddesinin; *“Bulgaristan'dan Türkiye'ye mecburi göçe zorlanan ve Türkiye'de ikamet eden bu ülke uyruğuna mensup Türk soyundan olan kişilerin Devlet memuriyetine alınmalarında Türk vatandaşı olma şartı aranmaz.”* Hükmünü içerdiği de belirtilmelidir. Anayasamızda belirtilen (Devletin ödevleri), sosyal güvenlik kuruluşları arasında farklı farklı ele alınarak değerlendirilemez. Bir sosyal güvenlik kuruluşu için, aktüerya dengesi ve diğer bir kısım gerekçeler ile engel hüküm verilirken, diğer bir sosyal güvenlik kuruluşu kapsamında bulunanlara benzeri içerikte borçlanma hükümlerinin uygulanıyor olması her yönüyle eşitlik ilkesine aykırı bulunmaktadır. IV-Borçlanma Hakkının Aktüerya Boyutu: Sosyal ve ekonomik haklara sınır getiren Anayasanın 65. maddesinde; *“Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde”* yerine getireceği hükmü, 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 22. maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda*, “ekonomik istikrarın korunması”* olgusu “*amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek*” şeklinde değiştirilmiştir. Borçlanma hakkının, talep anında Türk vatandaşı olanlara tanınması gerektiği düşüncesine getirilen eleştirilerden, Kurumun aktüeryal dengesini bozduğu, açıklarının genel bütçeden ayrılan paylarla kapatılmasına yol açtığı, bütçeden yapılan ödemelerin ise devletin ekonomik istikrarını bozduğu, halbuki primli rejimlerde amacın, gelirlerle giderlerin birbirini karşılamak esasına dayandığı düşüncesine gelince: 3201 sayılı Kanun ile yurt dışı borçlanma hakkı elde edilirken sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı olan beş Dolar üzerinden işlem yapılmaktadır. Ödenen borçlanma bedeli dikkate alındığında, aynı dönem için bir zorunlu sigortalı için ödenen prim miktarının üzerine çıkıldığı (SSK.m.77) görülmektedir. Dolayısıyla, borçlanma hakkının istem anında Türk vatandaşı olan, örneğimizde olduğu gibi Türk soylu, göçmen vatandaşlara tanınmasının, sosyal güvenlik kuruluşlarının aktüeryal yapısını bozucu etkisi bulunduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Bilindiği üzere, ülkemizde sosyal güvenlik hakkı, primli ve primsiz rejimlerle sağlanmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu ele alındığında, sigorta kollarına ilişkin primler, sigortalı ve işverenden alınan paylarla karşılanmaktadır(SSK.m.73). Yasal düzenleme, devlete katkıda bulunma yükümlülüğü öngörmemektedir. Bunun istisnası, istihdam yaratılması ve yatırımların teşvik edilmesine ilişkin 4325 ve 5084 sayılı Kanunlarla getirilen düzenlemelerde devlet, belirli süre için sigorta primlerindeki işveren katkı payını –belirli şartlar altında ve belirli oranlarda- karşılamayı taahhüt etmiş, ayrıca 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile getirilen fona % 2 oranında katkı sağlama yükümlülüğü altına girmiş olması halidir. Sosyal güvenlikte, 1990’lı yıllardan sonra büyük ölçüde hatalı yönetsel kararlar ile başlayan açıklar, bütçeden karşılanmaya başlanmış, 2004 yılına gelindiğinde bu katkı (milli gelire oranı dikkate alındığında) % 4,5 düzeylerinde gerçekleşmiştir. Adaylık sürecine girilen Avrupa Birliği’nde bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan pay (GSMH içinde) % 19.3, bütçe içindeki oranı ise % 40,1 düzeyini bulmaktadır. Sorunun, Anayasa ile devlete yüklenen görevler ve sosyal güvenliğin finansmanının sağlanması yönündeki AB uygulamalarına bakılarak değerlendirilmesi isabetli olacaktır. V- Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, sayın çoğunluğun, çalışmanın geçtiği dönemde Türk vatandaşı olmayıp, borçlanma anında Türk vatandaşı olanların yurtdışı hizmet borçlanması hakkının bulunmadığı yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2022/460 E., 2023/601 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 62 nci maddesi;
Hukuk Genel Kurulu         2022/460 E.  ,  2023/601 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/235 E., 2021/264 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 25.08.2015 tarihli borçlanma talebi ile yurtdışında çalıştığı ve ev kadını olarak bulunduğu sürelerden 5825 günü 20.11.1995 tarihinden itibaren borçlanmak istediğini davalı Kuruma bildirdiğini, Kurumun 20.11.1995-27.10.2013 tarihleri arasındaki dönem için borçlanma tahakkuk cetveli düzenlediğini ancak borçlanma cetvelinin 25.01.2012 tarihine kadar düzenlenmesi gerektiğini, borçlanma bedelini ödeyen müvekkiline bağlanan aylığın düşük olduğunu, bu konuda Kuruma yapılan itirazın reddedildiğini, 3201 sayılı Kanun ve Türkiye ile Almanya arasında imzalanan sosyal güvenlik sözleşmesine göre müvekkili lehine işlem yapılması gerektiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptaline, borçlanmaya ilişkin hizmetlerin 20.11.1995 tarihinden başlamak üzere 5825 gün ileriye götürülerek değerlendirilmesi ve yaşlılık aylığının bağlandığı tarihten itibaren yeniden hesaplanarak düşük olan aylığının yükseltilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; 2011/48 sayılı Genelge gereği davacının yurt dışında bulunduğu süreler dikkate alınarak borç tahakkuk cetveli düzenlendiğini ve aylık bağlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2018 tarihli ve 2017/420 Esas, 2018/495 Karar sayılı kararı ile davacının borçlanma talep dilekçesine uygun olarak Kurumun ilk intibakı yaptığı ancak sonradan yurda giriş çıkış kayıtlarını dikkate alarak Türkiye'de geçirdiği dönemi dışlamak suretiyle tahakkuk cetvelini değiştirdiği, davacının bu konuda yaptığı itirazlarının reddedildiği, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere Türkiye'de bulunulan dönemlerin borçlanma süresi hesabında dikkate alınmayacağı yönünde yasal bir düzenleme bulunmadığı, yurt dışında ikameti bulunan davacının ev kadınlığı sürelerini borçlanma hakkına sahip olduğu, ziyaret amacı ile Türkiye'de bulunulan dönemlerin yönetmelik gereği dışlanamayacağını, intibak dönemleri değiştiğinde aylık miktarının da artacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 3201 sayılı Kanun kapsamında gerçekleşen yurt dışı hizmet borçlanma süresinin 20.11.1995-24.01.2012 tarih aralığına mal edilmesi gerektiğinin tespitine, aksine Kurum işleminin iptaline, davacının bu intibak sebebi ile daha önce bağlanmış olan yaşlılık aylığının aylığın bağlandığı tarihten itibaren yeniden hesaplanması ve farkların davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2019 tarihli ve 2019/90 Esas, 2019/2063 Karar sayılı kararı ile davacının 06.10.1986 tarihinden itibaren yurtdışı ikametgahının bulunduğu, 20.11.1995 tarihinden itibaren borçlanmak istediği ve Kurumca davacının bu tarihten itibaren borçlandırıldığı ancak dikkate alınmayan sürelerin izinli olarak Türkiye’de bulunduğu makul süreler olduğu gözetildiğinde ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2018/6919 Esas, 2019/87 Karar ile 10. Hukuk Dairesinin 2018/4466 Esas, 2019/4462 Karar sayılı kararlarının da aynı doğrultuda olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...3201 sayılı Yasa kapsamında yapılan 5825 günlük yurt dışı hizmet borçlanmasının, 20.11.1995 tarihinden ileriye doğru maledilmesi ve buna göre bağlanan aylığın bağlandığı tarih itibariyle yeniden hesaplanması istemiyle açılan davada, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; söz konusu hüküm eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki 3201 sayılı Kanun'un “Amaç ve kapsam” başlığını taşıyan 1. maddesinde; 18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin, Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirileceğini hüküm altına almıştır. 3201 sayılı Yasa'nın, 17/04/2008 tarih ve 5754 sayılı Yasa'nın 79. maddesi ile değişik “Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” başlıklı 5. maddesi ise “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir…” hükmünü içermekte olup; yasanın anılan açık hükmü karşısında, 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılan yurtdışı hizmet borçlanmalarında esas alınan yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin, Yasa'nın 5. madde hükmü uyarınca, ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere belirlenmesi; giderek, belirlenen ve borçlanılan bu süreler üzerinden yaşlılık aylığı bağlanması gerekecektir. Yurtiçinde 21.8.2015-20.9.2015 tarihleri arası 11 gün 4/1-a kapsamında hizmeti bulunan davacı, 24.8.2015 tarihli borçlanma talebine istinaden davalı Kurumca 4/1-a kapsamında 20.11.1995-10.7.2013 tarihleri arası 5825 gün tahakkukun oluşturulduğu ve borçlanma bedelinin 9.11.2015 tarihinde ödendiği, davacı tarafından 11.4.2016 tarihli tahsis talebine istinaden Kurumca 20.11.1995 tarihi sigorta başlangıcı kabul edilerek borçlanmanın 1995-2015 tarihleri arasına mal edilerek 1.5.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de 21.8.2015 tarihinde 4/a kapsamında hizmeti bulunan davacının borçlanma süresi olan 5825 günün bu tarihten geriye doğru gidilmek suretiyle sigortalılık süreleri belirlenmeli ve buna göre karar verilmelidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır...." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Kurumun 20.11.1995 tarihini başlangıç aldıktan sonra 5825 günlük süreyi önce 25.01.2012 tarihine kadar ardından da Kanuna ve Yargıtay kararlarına aykırı olarak Türkiye’de bulunduğu süreleri dışlayarak başlangıç tarihini değiştirmeden 10.07.2013 tarihine kadar döneme mal ettiği, dolayısıyla bu davadaki uyuşmazlığın davacının Türkiye’de bulunduğu sürelerin borçlanma döneminden dışlanıp dışlanmayacağına ilişkin olduğu ve buna yönelik dava konusu edilen Kurum işleminin değerlendirilmesi gerektiği ancak uyuşmazlık bulunmayan bir konunun değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, dosya tekemmül etmeden ve yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını gerektiğini talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay yönünden Türkiye’de 21.08.2015 tarihinde 5510 sayılı Kanun 4/1-a maddesi kapsamında hizmeti bulunan davacının 3201 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi uyarınca borçlanma süresi olan 5825 günün bu tarihten geriye doğru gidilmek suretiyle sigortalılık sürelerinin belirlenerek buna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un (3201 sayılı Kanun) 1 ve 5 inci maddeleri. 2. 06.11.2008 tarihli ve 27046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik). 2. Değerlendirme 1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 2. İnsan tarihin her döneminde kendisini yoksulluğa sürükleyen, geleceğini tehlikeye iten olayları bertaraf etme düşünce ve kaygısı içinde olmuştur. Tehlikeyle karşılaşan, yoksulluğa düşen bireylere asgari bir güvence sağlamak sosyal güvenlik anlayışının hâkim yönü olmak zorundadır. Bu nedenledir ki, çağa damgasını vuran sosyal devlet anlayışının işlevi hiçbir şekilde önemini yitirmeyecektir. 3. Sosyal güvenlik sosyal devleti gerçekleştirme araçlarından sadece bir tanesidir. Halkına sosyal güvenliği sağlayan, herkesi asgari yaşam seviyesinde buluşturan, insanların geleceklerine güvenle bakmalarını teminat altına alan devlet sosyal devlet tanımına biraz daha yaklaşmış olacaktır. 4. Sosyal güvenlik hakkı temel insan hakkı olup çağdaş anayasaların tümünde bu anlayışa yer verilmiştir. Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin belirlendiği 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2 nci maddesinde; Devletin sosyal bir hukuk devleti olduğu hükme bağlanmış, 60 ıncı maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp gerekli teşkilatı kuracağı öngörülmüştür. 5. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 62 nci maddesi; “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.” hükmünü içermektedir. 6. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş ve bu kişilerin yurt dışındaki ülke sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır. 7. Hizmet borçlanması sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak, primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir. 8. Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır. 9. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un "Amaç ve kapsam" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 1 inci maddesinde; “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli 6552 sayılı Kanun ile değişik son hâlinde; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. 10. Başvuru sahibinin borçlanabileceği sürenin tespitine yönelik 3201 sayılı Kanun’un 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun ile değişik 5 inci maddesindeki; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir…” şeklindeki düzenleme ile borçlanılacak sürenin nasıl değerlendirileceği ve hangi aylara mal edileceği hükme bağlanmıştır. 11. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek yasalarda açıkça belirtilen tanımların dışına çıkılmasına imkân bulunmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı hizmet borçlanmasının değerlendirilmesinde yasanın amacından hareket etmek gerekir. 12. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 5 inci maddesi uyarınca yurt dışı hizmet borçlanmalarında esas alınan yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere belirlenecektir. 13. Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 1 inci maddesi gereği borçlanılması mümkün olan sigortalılık, işsizlik ve ev kadınlığı sürelerinin belgelendirilmesi gerekir. Belgelendirme mecburiyeti ilke olarak borçlanma başvurusunu yapan kişinin yükümlülüğündedir. Borçlanma istemine esas alınabilecek nitelikteki süreye uygun belge sunulmadığı takdirde borçlanma mümkün olmayacaktır. 14. Öte yandan Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin, ikâmet belgesinin onaylanmış tercümesi temin edilemediği takdirde yurt dışı giriş çıkış kayıtlarını içeren pasaport fotokopisi ya da emniyet müdürlüklerinden alacakları yurda giriş-çıkış çizelgesi ile belgelendirileceği belirtilmiş, Yönetmeliğin bu maddesi 06.11.2020 tarihli ve 31296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik metni ile değiştirilerek maddenin ilgili kısmı “..(2) Yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin borçlanılabilmesi için başvuru sahibince fotoğraf, künye bilgileri ve yurda giriş-çıkış tarihlerinin kayıtlı olduğu pasaport sayfa fotokopileri veya emniyet müdürlüklerinden alınacak yurda giriş-çıkış tarihlerini gösterir çizelge ile birlikte; a) İkamet edilen ülke mercilerinden alınacak ikamet belgesinin aslı ile birlikte Türkiye’de yeminli tercüme bürolarınca ya da yurt dışında bulunan Türk temsilciliklerince akredite edilmiş tercümanlarca yapılmış ve ilgili temsilcilikçe onaylanmış tercümesinden, b) Türk büyükelçilikleri, başkonsoloslukları, çalışma ve sosyal güvenlik müşavirlikleri veya ataşelikleri gibi temsilciliklerce düzenlenen ikamet belgesinden, durumuna uygun olan belgenin Kuruma ibraz edilmesi gerekmektedir.” şeklinde son hâlini almıştır. 15. Somut olayda 01.04.1964 doğum tarihli olan 21.08.2015-20.09.2015 tarihleri tarihleri arasında Türkiye'de 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesine tabi hizmeti bulunan davacının 24.08.2015 tarihli borçlanma dilekçesi ile 5825 gün çalışılan ve ev kadınlığı sürelerini borçlanma talebinde bulunması üzerine davalı Kurumca 15.09.2015 tarihli borçlanma tahakkuk cetveli ile bu sürenin 20.11.1995-24.01.2012 tarihleri arasına mal edildiği ancak daha sonra yurda giriş-çıkış kayıtları esas alınarak davacının Türkiye'de bulunduğu süreler dışlanmak suretiyle 20.11.1995-10.07.2013 tarihleri arasındaki dönem için 5825 gün üzerinden yeniden borçlanma tahakkuk cetveli düzenlediği, borçlanma bedelini ödeyen davacıya 11.04.2016 tarihli tahsis talebine istinaden 01.05.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, borçlanılan sürelerin 20.11.1995 tarihinden başlamak üzere ileriye doğru değerlendirilerek aylığının düzeltilmesi yönündeki talebinin reddi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 16. Şu hâlde yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının ev kadını olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen süreleri borçlanma hakkı mevcut olup Türkiye’de 21.08.2015 tarihinde 5510 sayılı Kanun 4/1-a kapsamında hizmeti bulunan davacının borçlanma süresi olan 5825 günün yurt dışında bulunduğu süreler dikkate alınarak bu tarihten geriye doğru gidilmek suretiyle sigortalılık sürelerinin belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 17. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 18. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.06.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/231 E., 2023/1972 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1.
10. Hukuk Dairesi         2023/231 E.  ,  2023/1972 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/431 E., 2022/2118 K. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 13.03.2019 KARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 17. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/71 E., 2021/12 K. Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresi nedeniyle 01.01.2018 tarihinden yaşlılık aylığı bağlanması e davalı Kurumdan yasal faizi ile birlikte tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının başvurunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin 01.07.1970 doğumlu olup harp okuluna giriş tarihinin 01.10.1987 tarihi olduğunu mecburi hizmet süresi dolduktan sonra 01.03.2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvelerinden ayrıldığını akabinde özel sektörde pilot olarak göreve başladığını halen Türk Havayollarında görevine devam etmekte olduğunu müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetlerinde hizmet ettiği sürece 7 yıl, 9 ay, 1 gün FHZ nin 506 sayılı Kanunun Ek Madde 39'a uygun olarak yaştan da geriye doğru düşülmesi ve emekliliğine karar verilmesi için 27.12.2017 tarihinde davalı İdareye talepte bulunduğunu davalı İdarenin 16.01.2018 tarihli ... sayılı cevabı ile emekli olmayacağı, 01.07.2019 tarihinde emeklilik için yaşının dolacağını belirttiğini, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetleri-Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve sonrasındaki çalışmaları karşılığında 7 yıl, 9 ay, 1 gün fiili hizmet süreleri zammının (FHZ), yıpranma payının, itibari hizmet sürelerinin gözönünde bulundurularak, 506 sayılı Kanunun Ek Madde şartları ile yaş haddinden ve sigorta başlangıç tarihinden geriye götürülerek düşülmesine, emekliliğe hak kazandığı tarihin tespitine, davalıya ilk başvuru tarihi olan 27.12.2017 tarihinden itibaren birikmiş emekli aylıklarının bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, öncelikle yetki itirazında bulunmuş, esasa ilişkin beyanlarında ise 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde sayılan görevlerde bulunan iştirakçilere hizmet müddetlerinin her yılı için maddede belirtilen sürelerin fiili hizmet sürelerine eklendiğini, 08.09.1999 tarihinden önce göreve girenlerden geçici 205. madde gereği en fazla 8 yıl, 08.09.1999 tarihinden sonra göreve başlayanlar için ise 39. madde gereği en fazla 3 yılın emeklilik için aranan yaş hadlerinden düşüldüğünü, adı geçenin 4/a ve 4/c statülerinden herhangi birisinden aylık almadığı halde 37502.34 işyeri sicil numarası ile işlem gören Türk Havayolları A.Ş'deki 2016 yılı 3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 ve 2017 yılı 1,2,3,4,5. dönem çalışmalarının, Sosyal Güvenlik Destek primi belge türü ile bildirildiğinin bu husustaki gerekli incelemelerin yapılarak bu çalışmaların tüm sigorta kollarına tabi belge türü olarak değiştirilmesi ve oluşacak prim farkının anılan işyerinden tahsilinin gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 506 sayılı Kanunun 60 ıncı ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; maddede belirlenen yaş şartını yerine getirmek, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve yazılı talepte bulunmak şartlarının aranması gerektiği belirtilmiştir. 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesinde "Ek 5 ve Ek 6 maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60 ve geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." hükmü mevcuttur. 5434 sayılı Kanunda da "fiili hizmet zammı" kavramına yer verilmiş olup, söz konusu fiili hizmet zammı; hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarı ve emekli aylığı bağlama oranını artırmakta ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağlamaktadır. Bu nitelikleri nazara alındığında 5434 sayılı Kanundaki fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanundaki itibari hizmetin karşılığı olup, buna bağlı olarak da; 5434 sayılı Kanun fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerle birleştirilmeleri durumunda sigortalılık süresine eklenmesi ve yaş haddinden de indirilmesi gerekeceği hususu yerleşik Yargıtay içtihadı haline gelmiştir. Bu itibarla tüm dosya münderecatı, yasalardaki hükümler ve Yargıtay içtihatlarına göre davacının 27.12.2017 tarihli tahsis talebi sırasında 5434 sayılı Kanun kapsamında 70221031 sicil numarasıyla 8115 prim ödeme gün sayısının bulunduğu, TSK'da muvazzaf subay olan davacının hizmetinin 5434 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi kapsamındaki subay, yedek subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar için belirtilen her 360 günlük hizmeti için 90 günlük fiili hizmet zammından yararlanması şeklinde olduğu, davacının 15.09.1991 tarihinden itibaren ilişiğinin kesildiği, 14.03.2007 tarihine kadar hava subayı olarak hizmetinin bulunduğu ve fiili hizmet zammının da 3 yıl, 10 ay, 15 gün olduğu, davacının sigortalılık başlangıç tarihi 01.10.1987 olmasına rağmen bu tarihin 01.07.1970 doğumlu olan davacı bakımından 18 yaşını doldurduğu 01.07.1988 tarihi olacağı, 01.07.1988 tarihinden 3 yıl 10 ay 15 gün geriye götürülerek 18.08.1984 tarihi olacağı, bu halde ise 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin B-C bentlerine istinaden emeklilik şartlarının 24.11.1983-23.05.1985 tarihleri arasında işe başlayan erkek sigortalılar bakımından 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 gün prim ödeme şartı ve 48 yaş olması, davacının ise 5434 sayılı yasa kapsamındaki hizmetlerinden sonra 506 sayılı yasa kapsamında 3815 gün hizmetinin bulunması ve 2829 sayılı Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkındaki Yasa hükümleri çerçevesinde 1260 gün şartını da yerine getirmiş olması karşısında 01.07.1970 doğumlu olan davacının 3 yıl, 10 ay, 15 gün fiili hizmet zammının yaştan düşürülmesiyle doğum tarihinin 16.08.1966 tarihi olarak kabul edilebileceği ve 48 yaşını 16.08.2014 tarihinde doldurmuş olduğu, sigortalılık başlangıcının 01.07.1988 tarihi olmasına göre 25 yıllık sigortalılık süresinin 2013 yılında doldurmuş olduğu, yine 5225 gün prim ödeme gün sayısı toplamının 11930 gün olduğu, tüm bu tespitlere göre de davacının tahsis talebinde bulunduğu 27.12.2017 tarihi gözönüne alınarak 01.01.2018 tarihinden itibaren yaşlılık yalığı bağlanması ve birikmiş aylıklarının ödenmesine dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında kurumca uygulanan işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu esasen fiili hizmet süresi zammının davacının talebinde belirttiği şekli ile uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 01.07.1970 doğumlu davacının 15.07.1988-14.09.1991 tarihleri arasında 3 yıl 2 ay askeri okul öğrenciliği ve 15.09.1991-14.03.2007 tarihleri arasında 15 yıl 6 ay muvazzaf subaylık süresi olmak üzere 18 yıl 8 ay 5434 sayılı Kanun kapsamında süresinin bulunduğu, davacının askerlik hizmetinden ayrılmasından sonra 13.03.2007 tarihinden itibaren 4/1-a bendi kapsamında çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Davacının 27.12.2017 "emeklilik tarihinin bildirilmesi istemli" tahsise hazırlık dilekçesine yanıt niteliğindeki Pendik SGM'nin 16.01.2018 tarihli yazısında; sigortalının 11.937 günü mevcut olmasına karşın 25 yıl 49 yaş ve 5300 gün koşullarını sağlaması halinde 01.07.2019 tarihinde tahsis başvurusunda bulanabileceğinin bildirildiği, davacının 11.02.2019 tarihli dilekçesi ile 27.12.2017 tarihinden itibaren emekliliği hak ettiği ve birikmiş aylıklarının faizi ile ödenmesi talebinde bulunduğu görülmüştür. Sigortalının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017 tarihine kadar 4/1-a bendi kapsamında 3815 gün hizmeti bulunmaktadır. Fiili hizmet süresi zammının 3 yıl 10 ay 15 gün olduğu, fiili hizmet süresi zammının 23.05.2002 tarihine kadarki kısmının (muvazzaf subay olduğu döneme göre (2 yıl 8 ay 2 gün) olduğu, buna göre davacının 23.05.2002 tarihinden önceki toplam hizmet süresinin askeri öğrencilik nedeniyle hizmetten sayılan süresi ile birlikte (16 yıl 6 ay 10 gün) olduğu, 506 sayılı Kanun'un Geçici 81/B-(f) bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 gün koşullarına tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kurum da yaşlılık aylığı koşullarını, anılan mevzuat ve özellikle ... tarafından yayımlanan 2018/38 sayılı Genelge hükümlerine uygun olarak doğru belirlemiştir. Somut olayda, davacının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017 tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı açıktır. Davacı 49 yaşını 01.07.2019 tarihinde doldurmakta ise de fiili hizmet süresi zammının tamamı 3 yıl 10 ay 15 gün kadar yaş geriye çekileceğinden; 16.08.2015 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Ne var ki davacının tahsise hazırlık dilekçesini sunduğu 27.12.2017, dava tarihi 13.03.2019 ve karar tarihi 12.01.2021 itibariyle aylık koşullarına sahip olduğu belirgindir. Davacının tahsise hazırlık dilekçesine, Kurumun yanıtına ve dava dilekçesine göre; 1.Davacı ile davalı Kurum arasında, 5434 sayılı Kanun'un 32-34'üncü maddelerinde düzenlenen fiili hizmet süresi (müddeti) zammının, 4/1-a bendine göre yaşlılık aylığı talep eden davacının sigortalılık süresine (hizmetine) eklenmesi gerektiği noktasında bir uyuşmazlık bulunmadığı; 2018/38 sayılı Genelgenin "4.2. Kanunun Geçici 48 inci maddesine Göre Prim Farkını Ödeyenlerin Fiili Hizmet Süresi Zammından Yararlanmasına İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı bölümünde yer alan açıklamalar doğrultusunda, sigortalının 23.05.2002 tarihine kadarki hizmetiyle orantılı fiili hizmet zammı süresinin 23.05.2002 tarihine kadarki hizmetine ilave edilerek aylık koşullarının belirlenmesinin, 5434 sayılı Kanun'un 33/2 maddesine ve kademeli geçiş hükümlerini düzenleyen 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddesine uygun olduğu kanaatine varılmakla, davacının, 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddesine göre 23.05.2002 tarihindeki sigortalılık süresi belirlenirken fiili hizmet süresi zammının tamamının dikkate alınması gerektiği yönündeki talebi haklı görülmemiştir. 2.Kurum, yaşlılık aylığı isteminin reddine dair karar ve uygulamasında, davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince Geçici 81 inci maddede belirtilen yaş haddinden indirilmesi istemine de reddettiğinden, davanın bu yönü haklıdır. 3.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11.01.2022 tarih ve 2021/9668 E. 2022/123 K.sayılı kararında belirtildiği üzere; her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların da, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararlarının kalmaması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Eldeki davada, davacının aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının gerçekleşmiş olduğu, davacının tahsise hazırlık, dava ve karar tarihi itibariyle yaşlılık aylığı koşullarına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda yer alan maddi ve hukuki açıklamalar ışığında, istinaf kanun yoluna başvuran taraf ve istinaf sebepleri dikkate alınarak yapılan istinaf incelemesine göre, her ne kadar "davacının 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamamının hizmet başlangıç tarihinden indirilmesine" karar verilmesi hatalı ise de yukarıda yer alan gerekçede açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesi kararının sonucu (yaşlılık aylığı başlangıç tarihi) itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin hem yaş haddinden hem de sigortalılık başlangıcından indirilmesinin mümkün olmadığı, davacı hakkında kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hatanın bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Kanun'daki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Kanun kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 sayılı Kanun'un 10 uncu kısmında (31 inci ila 34 üncü maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11 inci kısmında (35 ila 38 inci maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir. 5434 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32 nci maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Kanun kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32 nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34 üncü maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir. Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Kanun'un geçici 205 inci maddesinde de, 32 nci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır. 5434 sayılı Kanun'da düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35 inci maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36 ncı maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir. 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır. 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesinde de "Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60 ıncı ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Konu, son olarak 5510 sayılı Kanun ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40 ıncı maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır. 5510 sayılı Kanun'un “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1 inci maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, davacı bakımından, fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...
10. Hukuk Dairesi, 2022/10539 E., 2022/15059 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı ... Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1.
10. Hukuk Dairesi         2022/10539 E.  ,  2022/15059 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi No : Asıl ve birleşen davalar, 5434 sayılı Yasa kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, emeklilik başvurusu yapılabilecek tarihin 28.02.2019 tarihi olarak tespiti ve 01.04.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte kurumdan tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı ve davalı kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince davalı Kurumun istinaf başvurusunun esastan kabulü ile kararın kaldırılmasına ve asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davanın reddine dair karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili dilekçesi ile; Müvekkili ...'in askeri öğrenci olarak adım attığı Türk Silahlı Kuvetleri bünyesinde 5434 sayılı Kanuna tabil olarak muvazzaf subay (pilot) olarak (T.C. ... sandığı sicil numarası:73.787.081) çalıştığını, 24/02/2014 tarihinde istifa ederek bu görevinden ayrıldığını, hizmet ve terhis belgesi dosyaya sunulmakta olduğunu, istifa sonrasında bir süre Emniyet Müdürlüğü nezdinde sözleşmesi pilot olarak çalıştığını, sonrasında Pegasus Hava Yollarında çalışmaya başladığını, ve hala bu şirkette çalışmaya devam ettiğini, Müvekkilinin 4/A ve 4/c statüsündeki hizmet sürelerinin birleştirilmesi yıpranmaya tabi fiili hizmet süresinin tesiptini, bu sürenin hizmet süresine eklenmesini ile denk gelen sürenin sigortalılık başlangıç tarihinden ve yaş haddinden geriye çekilmesi ve emeklilik tarihinin tespiti için davalı kuruma dilekçe ile başvuruda bulunulduğunu, fiili hizmet zammının 4 yıl 7 ay 16 gün olarak tespit edildiğini, bu sürenin hizmet süresine eklendiği kurum tarafından 28/09/2017 tarihli yazı ile müvekkiline ve bağlı bulundnuğu Pendik...kurumuna bildirildiğini, Pendik...kurumu 30/11/2017 tarih ve 60857390/F.S sayılı yazısı ile müvekkilinin 52 yaşını doldurduğunda ... olabileceğini bildirdiğini, müvekkilinin 52 yaşını doldurduğu tarih 16/10/2025 olduğunu yapılan hesaplama ve verilen cevabın hatalı olduğu gibi yasalara aykırı olduğunu, müvekkilinin 4 yıl, 7 ay ve 16 günlük fiili hizmet zammı süresinin tamının sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesini, gerek çekilmesi neticesinde bulunacak emeklilik yaş haddinden de düşülerek emekilik tarihinin 28/02/2019 olarak tespit edilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dosya dava dilekçesi özetle: Davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile müvekkili ...'in askeri öğrenci olarak adım attığı Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 5434 sayılı kanuna tabi olarak muvazzaf subay (pilot) olarak (T.C. ... ...) çalıştığını ve 24.02.2014 tarihinde istifa ederek bu görevinden ayrıldığını, Pendik...Kurumu'nun 60857390/F.S sayılı cevap yazısı ile müvekkilinin 52 yaş şartını yerine getirmesi halinde 16.10.2025 tarihinde emekliliğe hak kazanacağı yönünde cevap verildiğini, taraflarınca yapılan hesaplama sonucu bulunan emeklilik tarihinin 28.02.2019 olduğunu ve Pendik...Kurumu tarafından bu yönde bir hesaplama ve tespit yapılmamış olmasından dolayı ... Anadolu 21. İş Mahkemesinin 2017/706 esas sayılı dosyası ile müvekkilinin yıpranmaya tabi fiili hizmet zammı süresi olan 4 yıl 7 ay 16 günün sigorta başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden düşülmesi suretiyle emeklilik tarihinin 28.02.2019 olarak tespiti talepli olarak dava açıldığını ve yargılamasının hala devam ettiğini, Pendik...Merkezi'ne 25.03.2019 tarihli dilekçeleri ile müvekkiline emeklilik aylığı bağlanması talebiyle başvuru yapıldığını, Pendik...Kurumu tarafından ... sayılı 27/03/2019 tarihli cevap yazısı ile 52 yaş şartını yerine getirmediğinden ... olamayacağı yönünde cevap verildiğini, müvekkilinin hak kaybına uğramaması adına emeklilik aylığı bağlanması talepli işbu davayı açma ve emeklilik tarihinin tespiti için açmış oldukları tarafları aynı olan, aynı sıfat ve düzeydeki Mahkemede açıldığını ve aralarında bağlantı bulunan Anadolu ... 21. İş Mahkemesinin 2017/706 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep ve dava etmiştir. II-CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava açmadan önce kuruma başvuruda bulunulması gerektiğini, kurum işleminin yasal mevzuata ve usulüne uygun olup, davacının tahsis talep tarihi itibarıyla gerekli şartları taşımadığını, fiili hizmet gün sayısının yaşına ilave edilmesinin mümkün olmadığını, kurum işleminin doğru olduğunu belirterek davanın dava şartı yokluğundan ve esastan reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Asıl Davanın kısmen kabulü, birleşen davanın ise kabulü ile; Asıl dava yönünden; davacının 4 yıl 7 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin ilk işe giriş tarihinden ve yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının ... olacağı tarihin 28.02.2019 tarihi olarak tespiti talebinin ise hukuki yarar dava şartı bulunmaması sebebiyle reddine, Birleşen dava yönünden; davacının 25.03.2019 tarihli tahsis başvurusuna istinaden 01.04.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, davacının birikmiş aylıklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi, Davacının 30.11.2017 tarihli talebine verilen cevapta 1273 gün SSK, 9723 gün ... sandığı, toplam ... prim günü olup 52 yaş, 5525 gün ve 25 yıl koşullarından 52 yaş koşulunu yerine getirmesi halinde tahsis müracaatında bulunabileceğinin bildirildiği, Davacının 25.03.2019 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu ve kurumun 27.03.2019 tarihli yazısı ile 52 yaş, 5525 gün ve 25 yıl koşullarından 52 yaş koşulunu 11.02.2025 tarihinde dolduracağından yapılacak işlem bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiği görülmüştür. Fiili hizmet süresi zammının 4 yıl 7 ay 15 gün (1665 gün) olduğu, fiili hizmet süresi zammının 23.05.2002 tarihine kadarki kısmının 602 gün (1 yıl 8 ay 2 gün) olduğu, buna göre davacının 23.05.2002 tarihinden önceki toplam hizmet süresinin askeri öğrencilik nedeniyle hizmetten sayılan süresi ile birlikte (3 yıl 10 ay askeri öğrenci + 6 yıl 8 ay 8 gün muvazzaf subay + 1 yıl 8 ay 2 gün fiili hizmet zammı olmak üzere) toplam 12 yıl 2 ay 10 gün olduğu, buna göre erkek olan davacının 25 yıl 52 yaş 5525 gün üzerinden yaşlılık aylığına hak kazanacaktır. Somut olayda, davacının 25.03.2019 tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı açıktır. Davacı, 25.03.2019 tarihli dilekçesinde, yaşlılık aylığı işlemlerinin yapılmasını, talep etmiştir. Eldeki dava dosyasında ise "davacının 28.02.2019 tarihinde yaşını doldurarak emekliliğe hak kazandığı" düşüncesiyle...Merkezine emeklilik aylığı bağlanması talebiyle başvurularak 28.02.2019 tarihini takip eden 01.03.2019 tarihinden itibaren emeklilik aylığının bağlanması ve birikmiş aylıkların faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, karar verilmesini talep etmiştir. 16.10.1973 doğumlu davacı 52 yaşını 16.10.2025 tarihinde doldurmakta ise de fiili hizmet süresi zammının tamamı olan 4 yıl 7 ay 15 gün kadar geriye gidilmesiyle 01.03.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanacaktır. İlk derece mahkemesince asıl davanın kısmen kabulü ile Asıl dava yönünden; Davacının 4 yıl 7 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin ilk işe giriş tarihinden ve yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının ... olacağı tarihin 28.02.2019 tarihi olarak tespiti talebinin ise hukuki yarar dava şartı bulunmaması sebebiyle reddine, Birleşen dava yönünden; Davacının 25.03.2019 tarihli tahsis başvurusuna istinaden 01.04.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, karar verilmiş olup Kurum, davacının yaşlılık aylığına hak kazanması için 52 yaşını doldurması gerektiğini savunmakta ise de Kurumun fiili hizmet süresi zammını yaştan düşmeme biçimindeki işlemi de 506 sayılı Kanun’un Ek 39’uncu maddesi karşısında hukuka uygun değildir. Yukarıda yer alan maddi ve hukuki açıklamalar ışığında; mahkemece, asıl davada davanın kısmen kabulü ile davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39’uncu maddesi gereğince Geçici 81’inci maddede belirtilen yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, fazla istemin reddine, birleşen davada davacının ... olacağı tarihin 28.02.2019 tarihi olarak tespiti talebinin ise hukuki yarar dava şartı bulunmaması sebebiyle reddine karar vermek gerekirken davacının 25.03.2019 tarihli tahsis başvurusuna istinaden 01.04.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine dair yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf isteminin reddine davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 bendine göre kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, Asıl dava bakımından Davanın kısmen kabulüne 4 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet süresinin tamamının 506 sayılı Kanun’un Ek 39’uncu maddesi gereğince Geçici 81’inci maddede belirtilen emeklilik yaş haddinden düşmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Birleşen davanın reddine, karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, A)Davalı kurum vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ... Anadolu 21. İş Mahkemesi'nin 05/09/2019 tarihli, 2017/706 Esas - 2019/348 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davacı vekilinin istinaf isteminin reddine, 1) Asıl dava bakımından davanın kısmen kabulüne 4 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet süresinin tamamının 506 sayılı Kanun’un Ek 39’uncu maddesi gereğince Geçici 81’inci maddede belirtilen emeklilik yaş haddinden düşmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili, aslen kendisi hakkında İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde ve hukuka uygun olduğunu ve fiili hizmet zammı süresinin davalı Kurum işlemlerinin aksine uygulanması ile yaşlılık aylığı yönünden müstahak olduğunu belirterek, asıl ve birleşen davalarının kabulü yerine yazılı şekilde karar tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. Davalı Kurum vekili ise, esasen davalı kurum işleminin yerinde olduğunu, davacının hem asıl davada hem de birleşen davada taleplerinin mümkün olmadığını belirterek her iki davasının da reddi gerektiğini belirtmiş ve kararın bozulmasını talep etmiştir. V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Asıl davada davacı, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazandığı fiili hizmet süresi zammının tamamının tahsis şartlarında sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi ile bulunacak sigortalılık süresine göre tabi olunması gereken yaş haddinden de düşülerek, kendisine yaşlılık aylığı talebinde bulunabileceği tarihin 28.02.2019 tarihi olarak tespitini, birleşen davada ise 01.04.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte kurumdan tahsilini talep etmiştir. Uyuşmazlık, 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Yasa kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Yasadaki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Yasa kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 sayılı Yasanın 10. kısmında (31. ila 34. maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11. kısmında (35 ila 38. maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir. 5434 sayılı Yasanın 31. maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32. Maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Yasa kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32’nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, ... ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34. maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir. Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Yasanın geçici 205. maddesinde de, 32’inci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır. 5434 sayılı Yasada düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35. maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36. maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir. 506 sayılı Yasanın ek 5. maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır. 506 sayılı Yasanın Ek 39'uncu maddesinde de "Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60. ve Geçici 81'inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Konu, son olarak 5510 sayılı Yasa ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40. maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır. 5510 sayılı Yasanın “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı ... Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri ... Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı ... ve diğer bağımsız çalışanlar ... Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar ... Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti ... Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81’inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı ... Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı...Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli...kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Yasa kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Yasa kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Yasanın Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Yasada yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve ... aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Yasanın 11. kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve ... ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141. maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan ..., bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan...hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, 23.05.2002 tarihi öncesinde geçen fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından ola yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Buna göre; 13.11.2018 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılan davacı hakkında, 5510 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinin 2. fıkrası gereği uygulanması gereken 2829 sayılı Yasa kapsamında uygulama yapılırken son 7 yıllık süre içerisinde en fazla 506 sayılı Yasa kapsamındaki hizmetlerinin geçtiği anlaşılmakla, tahsis şartları bakımından 506 sayılı Yasanın 60 ve geçici 81. maddeleri hükümlerine tabi olduğu anlaşılmakta olduğundan, 18 yaşından sonra ve ilk kez ... Sandığı kapsamına alındığı 15.11.1991 tarihine göre, tahsis talep tarihi itibari ile 27 yıl 4 ay 10 gün, 23.05.2002 tarihi itibari ile de 10 yıl 6 ay 8 gün sigortalılığına ve 5600 günden fazla ... gününün bulunmasına göre, geçici 81. maddenin ilk fıkrasının (B) bendinin (j) alt bendi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi 5600 gün ve 53 yaş şartlarına tabi olduğu belirgin olup, 16.10.1973 doğumlu davacının 53 yaşını doldurduğu 16.10.2026 tarihinden 4 yıl 7 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının geriye çekilmesi ile bulunacak tarihe göre ve davacının her iki davasındaki talepleri de gözetilerek her bir dava hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı ve davalı kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/599 E., 2022/1724 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 62. maddesi;
Hukuk Genel Kurulu         2021/599 E.  ,  2022/1724 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 33. İş Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararına yönelik Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek davanın kabulüne dair verilen karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 23.10.2015 tarihli borçlanma talebi üzerine davalı Kurum tarafından 26.11.2015 tarihinde gönderilen yurtdışı borçlanma tahakkuk cetvelinde yurt dışı ikamet belgesi yerine yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre işlem yapıldığını, 06.11.2008 tarihli Yönetmeliğin 9. maddesinde ev kadınlığında geçen sürenin yurtdışı ikâmet belgesine, ikâmet belgesi bulunmadığı takdirde pasaport veya yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre belirleneceğinin belirtildiğini, bu nedenle müvekkilinin ikâmet belgesi olduğu hâlde borçlanma tahakkuk cetvelinin yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre düzenlenmesinin mevzuata aykırı olduğunu, 07.12.2015 tarihli dilekçe ile bu hususun düzeltilmesi yönünde yaptıkları başvurunun davalı Kurumun 14.01.2016 tarihli yazısı ile reddedildiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile ikâmet belgesine göre borçlanma tahakkuk cetvelinin 08.10.1985-13.11.1999 tarihleri arasındaki 5075 gün olarak düzeltilmesini, bağlanan aylığın yeniden hesaplanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... (Kurum/SGK) vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Kararı: 6. Ankara 33. İş Mahkemesinin 17.07.2017 tarihli ve 2016/1287 E., 2017/376 K. sayılı kararı ile; davacının 23.10.2015 tarihinde, 10.08.1985 tarihinden başlamak üzere 5075 gün borçlanma talebinde bulunduğu, Kurum tarafından 08.10.1985-19.07.1995, 06.09.1995-16.07.1996, 10.09.1997-11.08.1998, 01.04.1999-10.01.2001 tarihleri arasındaki süreye ilişkin borçlanma tahakkuk cetveli düzenlendiği, davacının borçlanma bedelini ödemesi üzerine aylık bağlandığı, mükteza tablosunun tetkikinde tahakkuk cetveline göre primlerin mal edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı: 7. Ankara 33. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur. 8. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 07.02.2018 tarihli ve 2017/2234 E., 2018/195 K. sayılı kararı ile; Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 9/2. maddesine göre ev kadını olarak geçen sürelerin, yurtdışında oturulduğuna dair alınacak ikâmet belgesinin onaylanmış tercümesi, ikâmet belgesi düzenlenemiyorsa yurtdışı giriş çıkış kayıtlarını içeren pasaport fotokopisi ya da emniyet müdürlüklerinden temin edilecek yurda giriş-çıkış çizelgesi ile belgelendirilmesi gerektiği, davacı tarafından sunulan ikâmet belgesine göre davacının 08.10.1985 tarihinden itibaren Almanya'da ikâmet ettiği anlaşıldığından davalı Kurumun yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre işlem yapmasının yerinde olmadığı, davacının borçlanma talep dilekçesinde borçlanmak istediği süreyi açıkça belirttiği, Kurum tarafından gönderilen borç tahakkuk cetveline de süresinde itiraz ettiği, bu nedenle ikâmet belgesi ve talep doğrultusunda karar verilmesi gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne davacının 3201 sayılı Kanun’a göre borçlanma yaptığı 5075 günlük sürenin 08.10.1985-13.11.1999 dönemlerine mal edilmesi ve davacıya bağlanan aylığın başlangıçtan itibaren bu intibak sürelerine göre yeniden hesaplanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. 10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.12.2018 tarihli ve 2018/2272 E., 2018/11319 K. sayılı kararı ile; “…V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki 3201 sayılı Kanunun “Amaç ve kapsam” başlığını taşıyan 1’inci maddesinde; 18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin, Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirileceğini hüküm altına almıştır. 3201 sayılı Yasanın, 17/04/2008 tarih ve 5754 sayılı Yasanın 79. maddesi ile değişik “ Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı” başlıklı 5.Maddesi ise “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir…” hükmünü içermekte olup; yasanın anılan açık hükmü karşısında, 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılan yurtdışı hizmet borçlanmalarında esas alınan yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin, yasanın 5.madde hükmü uyarınca, ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere belirlenmesi gerekecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar ve benimsenen ilkeler kapsamında, uyuşmazlık konusu husus yeniden usulunce incelenip, yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10.Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulune dair kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 20.03.2019 tarihli ve 2019/131 E., 2019/480 K. sayılı kararı ile; Mersin Emniyet Müdürlüğünden gelen yurtdışı giriş-çıkış kayıtlarına göre davacının 17.07.1996 tarihinde giriş yaptıktan sonra çıkış yaptığı tarihin görünmediği ve 13.08.1997 tarihinde tekrar giriş, 10.09.1997 tarihinde ise çıkış yaptığı, 1996 yılında çıkış yapmadan 1997 tarihinde tekrar giriş yapmasının mümkün olmadığı, ayrıca 12.08.1998 tarihinde giriş, 09.09.1998 tarihinde çıkış yaptığı, 08.09.1999 tarihinde tekrar çıkış yaptığı, 09.09.1998 tarihinden sonra Türkiye'ye giriş yapmadan 1999 yılında çıkış yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle kayıtların hatalı olduğu, ikâmet belgesine göre davacının 16.06.1986 tarihinden itibaren Almanya'da ikâmet ettiği, davalı Kurumun hatalı giriş-çıkış kayıtlarına göre işlem yapmasının yerinde olmadığı, Kurum işleminin geçerli olduğunun kabul edilmesinin davacının borçlanma dışı bırakılan bu sürelerde bir daha borçlanma hakkı olmadığı anlamına geleceği ve bunun da hak kaybına sebep olacağı, davacının yurtdışında ikâmet ettiği ve belgelendirilen sürelerin kesintisiz olarak borçlandırılması ve bu suretle Kurumca çıkarılan muarazanın borçlanma hakkına ilişkin olması sebebiyle davacı tarafından yapılan ödemenin de buna göre hizmet cetveline işlenmesi ve aylığının yeniden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca yurt dışı borçlanmalarında esas alınan sürelerin ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olarak belirlenmesinin ve yaşlılık aylığı miktarının da buna göre değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 15. İnsan, tarihin her döneminde kendisini yoksulluğa sürükleyen, geleceğini tehlikeye iten olayları bertaraf etme düşünce ve kaygısı içinde olmuştur. Tehlikeyle karşılaşan, yoksulluğa düşen bireylere asgari bir güvence sağlamak, sosyal güvenlik anlayışının hakim yönü olmak zorundadır. Bu nedenledir ki, çağa damgasını vuran sosyal devlet anlayışının işlevi hiçbir şekilde önemini yitirmeyecektir. 16. Sosyal güvenlik, sosyal devleti gerçekleştirme araçlarından sadece bir tanesidir. Halkına sosyal güvenliği sağlayan, herkesi asgari yaşam seviyesinde buluşturan, insanların geleceklerine güvenle bakmalarını teminat altına alan devlet “sosyal devlet” tanımına biraz daha yaklaşmış olacaktır. 17. Sosyal güvenlik hakkı temel bir insan hakkı olup çağdaş anayasaların tümünde bu anlayışa yer verilmiştir. Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin belirlendiği 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2. maddesinde; “Devletin sosyal bir hukuk devleti” olduğu hükme bağlanmış, 60. maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp gerekli teşkilatı kuracağı öngörülmüştür. 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 62. maddesi; “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.” hükmünü içermektedir. 19. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun (3201 sayılı Kanun) ile Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi için borçlanma ve buna bağlı olarak yaşlılık sigortasından yararlanma hakkı verilmiş ve bu kişilerin yurt dışındaki ülke sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında sosyal güvenliklerine gerek kalmaksızın Türkiye'de sosyal güvenceye kavuşmalarına imkân tanınmıştır. 20. Hizmet borçlanması, sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak; primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir. 21. Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır. 22. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un "Amaç ve kapsam" başlıklı 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde; “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” düzenlemesi bulunmakta iken 10.09.2014 tarihli 6552 sayılı Kanun ile değişik son hâlinde; “Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. 23. Başvuru sahibinin borçlanabileceği sürenin tespitine yönelik 3201 sayılı Kanun’un 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun ile değişik 5. maddesindeki; “Yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin tespitinde, bunu belirten ve istek sahibinin ibraz edeceği ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayıları esas alınır, bu tespitte 1 yıl 360 gün, 1 ay 30 gün hesaplanır. Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile ilgili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir…” şeklindeki düzenleme ile borçlanılacak sürenin nasıl değerlendirileceği ve hangi aylara mal edileceği hükme bağlanmıştır. 24. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek yasalarda açıkça belirtilen tanımların dışına çıkılmasına imkân bulunmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı hizmet borçlanmasının değerlendirilmesinde yasanın amacından hareket etmek gerekir. 25. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi uyarınca yurt dışı hizmet borçlanmalarında esas alınan yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere belirlenecektir. 26. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 1. maddesi gereği borçlanılması mümkün olan sigortalılık, işsizlik ve ev kadınlığı sürelerinin belgelendirilmesi gerekir. Belgelendirme mecburiyeti ilke olarak borçlanma başvurusunu yapan kişinin yükümlülüğündedir. Borçlanma istemine esas alınabilecek nitelikteki süreye uygun belge sunulmadığı takdirde borçlanma mümkün olmayacaktır. 27. Öte yandan 06.11.2008 tarihli ve 27046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin ikâmet belgesinin onaylanmış tercümesi temin edilemediği takdirde yurtdışı giriş çıkış kayıtlarını içeren pasaport fotokopisi ya da emniyet müdürlüklerinden alacakları yurda giriş-çıkış çizelgesi ile belgelendirileceği belirtilmiş, aynı madde 06.11.2020 tarihli ve 31296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiş ve ilgili kısmı “..(2) Yurt dışında ev kadını olarak geçen sürelerin borçlanılabilmesi için başvuru sahibince fotoğraf, künye bilgileri ve yurda giriş-çıkış tarihlerinin kayıtlı olduğu pasaport sayfa fotokopileri veya emniyet müdürlüklerinden alınacak yurda giriş-çıkış tarihlerini gösterir çizelge ile birlikte; a) İkamet edilen ülke mercilerinden alınacak ikamet belgesinin aslı ile birlikte Türkiye’de yeminli tercüme bürolarınca ya da yurt dışında bulunan Türk temsilciliklerince akredite edilmiş tercümanlarca yapılmış ve ilgili temsilcilikçe onaylanmış tercümesinden, b) Türk büyükelçilikleri, başkonsoloslukları, çalışma ve sosyal güvenlik müşavirlikleri veya ataşelikleri gibi temsilciliklerce düzenlenen ikamet belgesinden, durumuna uygun olan belgenin Kuruma ibraz edilmesi gerekmektedir.” şeklinde son hâlini almıştır. 28. Bu durumda borçlanmaya karşılık gelen sigortalılık süresinin hangi tarihlere mal edileceği 3201 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında değerlendirilerek yurt dışındaki sigortalılık sürelerinin ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru hesaplanması ile sonuca ulaşılması gerekmektedir. 29. Somut olayda 16.08.1965 doğum tarihli olup 03.08.2015-07.08.2015 tarihleri arasında 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesine tabi hizmeti bulunan davacının 23.10.2015 tarihli borçlanma dilekçesi ile 10.08.1985 tarihinden başlamak üzere 5075 gün çalışılan, boşta geçen ve ev kadınlığı sürelerini borçlanma talebinde bulunması üzerine davalı Kurumca 5075 gün üzerinden tahakkuk ettirilen borçlanma bedelini ödediği, Kurum tarafından borçlanılan sürenin 08.10.1985-19.07.1995, 06.09.1995-16.07.1996, 10.09.1997-11.08.1998 ve 01.04.1999-10.10.2001 tarihleri arasına mal edildiği, 21.12.2015 tarihli tahsis talebine istinaden 01.01.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, emniyet giriş-çıkış kayıtları çizelgesi yerine ikâmet belgesi esas alınarak borçlanma tahakkuk cetvelinin yeniden düzenlenmesine yönelik başvurusu davalı Kurumca ikâmet belgesi ile örtüşen pasaporttaki yurda giriş-çıkış tarihlerini belirlemek için pasaport aslının talep edildiği aksi hâlde tahakkuk cetvelinin tebliğ edildiği şekilde değerlendirileceğinin bildirilerek yanıtlandığı anlaşılmaktadır. 30. Şu hâlde yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ev kadını olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen süreler borçlanılabilecek olup, 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan açık düzenleme karşısında borçlanılan sürenin hangi tarihe mal edileceği, ispatlayıcı belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru gidilerek belirlenecektir. Bu açık yasal düzenlemenin aksi yöndeki uygulama kapsamında davanın kabulüne ilişkin verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun değildir. 31. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2022 tarihli ve 2019/(21)10-146 E., 2022/67 K., 16.09.2021 tarihli ve 2018/(21)10-1017 E., 2021/1014 K., 22.06.2021 tarihli ve 2018/10(21)-1040 E., 2021/811 K. sayılı kararları da aynı yöndedir. 32. Hâl böyle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 34. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesince direnme karar gerekçesinde davacının ikâmet başlangıcının “16.06.1986” şeklinde yazılmasının maddi hata olduğu anlaşıldığından işaret edilmekle yetinilmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereği dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 13.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları ile ilgili Devletin alması gereken tedbirler arasında hangisi yoktur?

A) Aile birliğinin sağlanması.
B) Çocuklarının eğitimi.
C) Sosyal güvenliklerinin sağlanması.
D) Yabancı ülke vatandaşlığına geçmelerinin teşvik edilmesi.
E) Anavatanla bağlarının korunması.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol