1982 Anayasası 63. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 63 – Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.
Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.
XII. Sanatın ve sanatçının korunması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/79 E., 2023/1114 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
lçüsünde ve bu hakların kullanımındaki önem gözetilerek öncelik sırasına göre yerine getirebileceğini, bu nedenle Anayasanın 65 inci maddesi dikkate alınmadan sadece 56 ncı ve diğer maddelere dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, Anayasaya uygun olarak düzenlenen 5510 sayılı Kanun’un 63 ve 72 nci maddeleriyle Kuruma belirtilen hususlarda düzenleme yapma yetkisi verildiğini, yapılan ayrın
Hukuk Genel Kurulu 2023/79 E. , 2023/1114 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/681 E., 2022/977 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 02.12.2021 tarihli ve
2021/7200 Esas, 2021/15340 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olan müvekkilinin, eşinin sigortasından bakmakla yükümlü olunan kişi olarak faydalandığını, 20.03.2018 tarihinden itibaren yumurtalık kanseri hastası olduğunu, uygulanan tedavinin hastalığının gerilemesini sağlamadığından yapılan biyopsi işlemi sonucunda tümörün BRCA genine sahip olduğunun anlaşılması üzerine olaparib etken maddeli lynparza isimli ilacın kullanımının uygun olacağının kararlaştırıldığını, doktorunun ilacın endikasyon dışında kullanımına izin verilmesi için başvuruda bulunduğunu, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca bu ilacın progresyona kadar kullanımının ve yurt dışından ithalinin uygun görüldüğünün bildirildiğini, reçete edilen ilacın bedelinin karşılanması istemiyle yapılan başvurunun Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkilinin maddi imkânsızlık nedeniyle ilacı kullanmaya başlayamadığını ileri sürerek ilaç bedelinin kesinti yapılmaksızın davalı Kurum tarafından karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; bedeli karşılanabilecek ilaçlar konusunda Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri gözetilerek inceleme yapılması gerektiğini, buna göre söz konusu ilaç bedelinin Kurum tarafından karşılanmasının mümkün olmadığını, Kurum işleminin yasal düzenlemelere uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli ve 2020/116 Esas, 2020/265
Karar sayılı kararı ile; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi onkoloji uzmanlarından oluşan bilirkişi heyet raporunda bu hastalıkta kemoterapi seçeneklerinin az olduğu, sözü edilen ilacın kategori bir düzeyinde önerildiği, davacı yönünden bu ilacın kullanımının uygun olacağının düşünüldüğü ancak diğer kemoterapi seçeneklerinden daha iyi yanıt alınıp alınamayacağının öngörülemediği, kemoterapi seçeneklerinin az olması ve BRCA geninin pozitifliği nedeniyle tedavide olaparib etken maddeli lynparza isimli ilacın önerildiğinin bildirildiği, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2010/8666 Esas, 2012/3414 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi sağlık hizmetleriyle yapılan teşhiste davacının sağlığına kavuşmasına katkıda bulunacak nitelikte olan tedavinin tıbbi yönden faydalı ya da diğer tedavi yöntemlerine göre tercih edilebilir olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılmasının gerekmediği, bu itibarla yasal düzenlemeler, Yargıtay kararları ve bilirkişi raporu gözetildiğinde davacının hastalığının tedavisinde kullanılan olaparib etken maddeli lynparza isimli ilaç bedelinin tedavi süresince Kurum tarafından karşılanmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 12.04.2021 tarihli ve 2021/780 Esas, 2021/686 Karar sayılı kararı ile; dosyadaki mevcut deliller gözetildiğinde davacıya uygulanacak tedavi yönteminin tıbbi yönden faydalı ve diğer tedavi yöntemlerine göre tercih edilmesi gerektiği anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu, ancak davacı lehine 4.080,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Eldeki dava dosyası incelendiğinde davacının rahatsızlığı ve davaya konu talebiyle ilgili alınan bilirkişi raporunda “Metastatik Over Ca hastalığı mortal seyreden bir hastalık olup kemoterapi seçenekleri sınırlı bir kanserdir. Hastanın bakılan genetik panelinde brca pozitifliği olması sebebiyle “olaparib” etken maddeli ilaç bu hasta grubunda tedavi seçeneği olarak kategori 1 düzeyinde önerilmektedir . Hasta için kullanımının uygun olacağını düşünmekteyiz. Ancak diğer kemoterapi seçeneklerinden daha iyi yanıt alıp almayacağı öngörülemez. Kemoterapi seçeneklerinin azlığı ve brca pozitifliği nedeniyle tedavi olarak “olaparib” tarafımızca önerilebilir." şeklinde soyut görüşlere yer verilmiş ve mahkemece belirtilen rapor doğrultusunda davanın kabulüne karar verdiği görülmüştür.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 63. maddesinde, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri sayılmış; anılan maddenin (f) bendinde Kurum’un, “…sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri…” sağlayacağı, değişik 2. fıkrasında, Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği belirtilmiştir. Anılan Kanunun 64. maddesinin uyuşmazlık konusu dönemdeki düzenlemesine göre; Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetlerinin, vücut bütünlüğünü sağlamak amacıyla yapılan ve iş kazası ile meslek hastalığına, kazaya, hastalıklara veya konjenital nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan durumlarda yapılacak sağlık hizmetleri dışında estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmeti ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri; Geleneksel, tamamlayıcı, alternatif tıp uygulamaları ve Sağlık Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri, yabancı ülke vatandaşlarının, genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayıldığı tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları olduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde 72. maddesinde 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Aynı şekilde katılım payı alınması kenar başlıklı 68. maddesinde, 63 üncü maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır: Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi, Vücut dışı protez ve ortezler, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar, kurumca belirlenecek hastalık gruplarına göre yatarak tedavide finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri olduğu, katılım paylarının hesaplanmasında 72 nci maddeye göre tespit edilen sağlık hizmeti tutarları esas alınacağı, katılım paylarının ödenme usûlleri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 69. maddesinde ise, 68 inci maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişilerinin sağlık raporu ile belgelendirilmek şartıyla; Kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz 68 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sağlık hizmetleri ile organ, doku ve kök hücre; nakli şeklinde belirtilmiştir.
Somut olayda, öncelikle davacıya ait tüm tedavi evrakları celp edilerek ve yukarıda açıklanan mevzuat kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle; davaya konu ilacın söz konusu kanser hastalığının tedavisinde hayati öneme haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağının, ilacın hangi tür kanser hastalarında hangi evrede ve hangi dozda kullanılacağının ve bu hususların nasıl belirleneceğinin, davaya konu ilaçla yapılacak tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve daha yararlı olup olmadığının üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından alınacak sağlık kurulu raporu ile saptanmalı, bu saptama yapılırken dosya içinde mevcut görüş, karar ve raporlarda irdelenip varsa çelişkiler giderilmeli, ayrıca bu belirleme yapılırken iyileştirme kavramından anlaşılması gerekenin sigortalı hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi hususu olduğu göz önünde tutulmalıdır.
Bu kapsamda yapılacak araştırmalar sonucunda; davaya konu ilacın anılan hastalığın iyileşmesi için tedavisinde kullanılmasının hayati öneme haiz ve zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde ise ilaç bedelinin uygunluğu yönünden ve katkı payını da irdeleyecek biçimde denetime elverişli hesap raporu alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, temyiz eden davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sözü edilen ilacın kullanımının davacının yaşama ve sosyal güvenlik hakkına doğrudan etkisinin olduğu, ilaç bedelinin Kurum tarafından karşılanmaması sonucunda ekonomik gücü olmayan sigortalıların ilacı kullanamaması nedeniyle yaşama hakkı başta olmak üzere birçok hakkının ihlâl edileceği, bozma kararında tedavi sürecinde ilacın kullanımının iyileştirici etkisi olması gerektiği belirtilmiş ise de bu koşulun davacının hastalığının ilerlemesinin engellenmesine ilişkin tedaviyi kısıtlayıcı dolayısıyla sağlık ve yaşama haklarını sınırlayan nitelikte olduğu, hastalığı iyileştirmeyen ancak kontrol altında tutan ve Kurum tarafından karşılanan ilaçları kullanan kronik rahatsızlığı olan sigortalılar ile davacı arasında eşitsizliğe neden olunacağı, öte yandan tedaviye ilişkin belgeler, uzman görüşü ve tüm dosya kapsamına göre davacının hastalığının kronik hastalık olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun’un 69 uncu maddesinde düzenlenen katılım payı alınmayacak hâllerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili; dava konusu ilacın Sağlık Uygulama Tebliği eki olan bedeli ödenecek ve hasta katılım payından muaf ilaçlar listesinde yer almadığını, bu nedenle Kurum işleminin isabetli olduğunu, herkesin sosyal güvenlik hakkından yararlanabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumunun mali yapısının güçlenmesi gerektiğini, uluslararası sözleşmeler, Anayasanın 65 inci maddesi ve Anayasa Mahkemesi kararları gözetildiğinde diğer haklarla birlikte sağlık hakkının korunmasına ilişkin yüklendiği sorumluluklarını Devletin mali kaynakları ölçüsünde ve bu hakların kullanımındaki önem gözetilerek öncelik sırasına göre yerine getirebileceğini, bu nedenle Anayasanın 65 inci maddesi dikkate alınmadan sadece 56 ncı ve diğer maddelere dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, Anayasaya uygun olarak düzenlenen 5510 sayılı Kanun’un 63 ve 72 nci maddeleriyle Kuruma belirtilen hususlarda düzenleme yapma yetkisi verildiğini, yapılan ayrıntılı inceleme ve araştırma sonucunda Sağlık Uygulama Tebliğinin düzenlendiğini, bu itibarla Sağlık Uygulama Tebliğinde belirtilen listede yer almayan ruhsatlı ilaçlar ile ruhsatsız ilaçların geri ödemesinin yapılmadığını, böylece Sağlık Bakanlığı onaylı ruhsatlı ilaçların ilgili endikasyonlarda doktor tarafından doğru hastalara uygulandığını, ayrıca Kurumun Sayıştay denetimine tâbi olması nedeniyle Tebliğ haricinde işlem yapılması durumunda personelin mali sorumluluğuna gidildiğini, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yumurtalık kanseri tedavisinde kullanıldığı ileri sürülen olaparib etken maddeli lynparza isimli ilaç bedelinin kesinti yapılmaksızın Kurumca karşılanması talebiyle açılan eldeki davada; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davacıya ait tüm tedavi evrakı getirtildikten sonra üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından ilgili mevzuat hükümleri kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle davaya konu ilacın söz konusu kanser hastalığının tedavisinde hayati önemi haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığı, tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağı, ilacın hangi tür kanser hastalarında hangi evrede ve hangi dozda kullanılacağı ve bu hususların nasıl belirleneceği, davaya konu ilaçla yapılacak tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve daha yararlı olup olmadığı konularında dosya içinde mevcut görüş, karar ve raporları irdeleyip varsa çelişkileri giderecek şekilde iyileştirme kavramından sigortalının sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesinin anlaşılması gerektiği de göz önüne alınarak sağlık kurulu raporu alınması ve davaya konu ilacın anılan hastalığın iyileşmesi için tedavisinde kullanılmasının hayati önemi haiz ve zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde ilaç bedelinin uygunluğunu ve katkı payını değerlendiren denetime elverişli hesap raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve tüm dosya kapsamına göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bozma kararında ilaç bedelinin Kurumca karşılanması yönünden öngörülen "hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi" koşulunun hastalığın mahiyeti dikkate alındığında katı bir yaklaşım olduğu, bu nedenle davaya konu ilacın davacının hastalığının ilerlemesine engel olup olmadığı veya gerilemesini sağlayıp sağlamadığı, yaşam kalitesini artırıp artırmadığı, yaşam süresinin uzamasına katkıda bulunup bulunmadığı konusunda sağlık kurulu raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulması görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
3. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.11.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (2)
18. Hukuk Dairesi, 2016/9624 E., 2016/8464 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
7- Yukarıda yer verilen Anayasal ve yasal düzenlemelere ve yapılan açıklamalara göre, somut olaya dönüldüğünde; Milliyetçi Hareket Partisi Tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4.) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karar bağlamak üzere 543 kişinin Parti’nin olağanüstü büyük kongreye çağrılmasına ilişkin taleplerini noterden onaylı imzalı beyanlarıyla Parti Genel Merkezine 15.01.20
18. Hukuk Dairesi 2016/9624 E. , 2016/8464 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : ..., ..., ..., ...,
..., ..., ...,
..., ..., ..., ...,
..., ..., ...,
..., ...
Vek.Av.... ve ark.
Dava dilekçesinde; yeterli sayıda büyük kongre delegesi yazılı olarak olağanüstü kurultay talep ettikleri halde, davalı parti yönetiminin büyük kurultayı toplantıya çağırmadığı ileri sürülerek, üç üyenin büyük kurultayı toplantıya çağırmakla görevlendirilmesi istenilmiş; mahkemece, talebin kabulüne, üç üyenin olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere görevlendirilmesine karar verilmiş; karar davalı siyasi partinin vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacılar vekili; dava dilekçesinde, davacıların .... büyük kongre delegesi olduklarını, davacılar dahil (543) büyük kongre üyesinin, 15.01.2016 tarihinde.... yevmiye numaralı yazıları ile, “parti tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak” üzere ekli gündemle büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını talep ettiklerini, beşte bir oranını aşan sayıda üyenin yazılı başvurusuna rağmen, davalının olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmadığını, kamuoyuna yapılan açıklamalara bakıldığında, parti yönetiminin, bu talebi yerine getirmeyeceğinin anlaşıldığını ileri sürerek, dilekçede isimleri belirtilen üç üyenin büyük kongreyi tüzük değişikliği için olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmesini talep etmiş; mahkemece, talebin kabulüne, tüzük değişikliği için kararda gösterilen gündemle olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere üyeler ..., ... ve ...'in görevlendirilmesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre; istek, davalı siyasi partinin olağanüstü büyük kongresinin toplanması için yeter sayıda üyenin yazılı talebi olduğu halde, parti yönetimince bu talebin yerine getirilmemesi üzerine, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesine ilişkindir.
....
Konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme aşağıdaki gibidir.
2- Anayasa’nın “Siyasi Partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69’ncı maddesi şöyledir.
“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
(3) …Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. ……Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda verdiği kararlar kesindir.
(4) Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
03.10.2011 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 25’nci maddesiyle, 69’ncu maddeye eklenen fıkra:
Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Anayasa Mahkemesinin “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan Anayasa'nın 148’nci maddesinin son fıkrası ise şöyledir.
“Anayasa Mahkemesi Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.”
3- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görev ve yetkileri” başlığının taşıyan 3. maddesi şöyledir:
(1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:
d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumunun tespiti istemlerini karara bağlamak.
e) Siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi yapmak veya yaptırmak.
ğ) Anayasa’da kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.”
Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanununa göre; siyasi partiler bakımından Anayasa Mahkemesine verilen görev; siyasi partilerin kapatılmalarına ve Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmalarına, mali denetimlerini yapmak veya yaptırmakla ve dağılma durumunu tespit etmek ve siyasi partiye ....re’sen yazı ile ihtar başvurusunda bulunması halinde ihtar kararı vermekten ibarettir. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun, siyasi partilerin her kademedeki kongrelerinin yargısal denetimiyle ilgili Anayasa Mahkemesine bir görev vermemiştir. .... görevini ancak Anayasa tayin eder. (..... m.148/son) Anayasa dışındaki normlarla Anayasa Mahkemesine görev verilmesi mümkün değildir.
4- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 14’ncü maddesinin (1.) ve konuya temas eden (6.) fıkrası hükmü şöyledir:
“Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir.
Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içinde toplanır. Bu süre iki yıldan az, üç yıldan fazla olamaz. Olağanüstü toplantılar genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.”
...
Buna göre, olağanüstü büyük kongre yapılabilmesi için, ya genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun buna lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı başvurusu gerekir. Madde gerekçesinde, delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkının tanınmasının, “parti içi iradenin serbestçe tezahürünü ameli olarak teminat altına almak” olarak gösterilmiş, “bu sebeple beşte bir nisabının Tüzükle yükseltilemeyeceği” ifade edilmiştir. Bu yüzden, yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa vurduğu irade beyanı, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim kurulunu bağlayıcı niteliktedir.
Buna göre, olağanüstü toplantı isteyenler beşte bir oranına ulaştığında, daha sonradan bu sayının altına düşülmüş olsa bile, yönetim kurulu, genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorundadır. Olağanüstü kongre talebi, beşte bir oranına ulaşan üyeye kanunen tanınmış bir haktır. Büyük kongre üyelerinin beşte birinin usule uygun yazılı talebinin varlığına rağmen, parti merkez yönetim organının bu talebi yerine getirmemesi halinde ne yönde hareket edileceğine ilişkin 14’ncü maddede bir düzenleme bulunmamaktadır.
Ancak bu Kanunun, “Kongrelerle ilgili genel hükümler” başlığını taşıyan 29’ncu maddesinin (1.) fıkrası; “1630 sayılı Dernekler Kanununun, bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır.” hükmünü, 121’nci maddesinin (1.) fıkrası; “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır” hükmünü taşımaktadır. Şu halde, yapılan bu atıflara göre, siyasi partilerin olağan ya da olağanüstü büyük kongreleri dahil her kademedeki kongreleri için 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. 22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanunu, 2908 sayılı Kanunla; 6 Ekim 1983 tarihli 2908 sayılı Dernekler Kanunu da, 04.11.2004 tarihinde kabul edilen 5253 sayılı Dernekler Kanunuyla (m.38/H) yürürlükten kaldırılmıştır.
5253 sayılı Kanunun 34’ncü maddesine göre; “Diğer kanunlarda, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu Kanuna veya bu Kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” 5253 sayılı Dernekler Kanununda, dernek genel kurullarının toplanma usulüyle ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, yukarıdaki atıf sebebiyle Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine başvurulacaktır.
Kongre, dernekler ve diğer korporatif yapılardaki “genel kurul”un siyasi partilerdeki karşılığıdır. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre talebinin yerine getirilmemesi halinde, ne yönde işlem yapılacağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75’nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin (1.) fıkrasında; “genel kurulun, …. dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılacağı” hükme bağlandıktan sonra, (2.) fıkrasında; “Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.” hükmü mevcuttur. Hüküm emredici niteliktedir. O halde, siyasi partilerde, kanunda gösterilen yeter sayıdaki üyenin olağanüstü büyük kongre
....
yapılması talebinin, merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine, (gündeminde seçim bulunsun ya da bulunmasın) büyük kongreyi toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı organının, sulh hukuk mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu sebeple, işin .... yargısının görevine girdiği yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir.
5- Gerçekten; siyasi partiye ihtarda bulunma görevi 2820 sayılı ..... Kanununun 4445 ve 4478 sayılı Kanunla değişik 104’ncü maddesinin (1.) ve (2.) fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre, “Bir siyasi partinin, bu Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine ....., .....re’sen yazı ile başvurulur. .... söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.”..... bir siyasi partinin Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle re’sen Anayasa Mahkemesine “ihtar” başvurusunda bulunması üzerine, Anayasa Mahkemesince, sözkonusu hükümlere aykırılık durumunun tespiti halinde ilgili siyasi parti hakkında “ihtar” kararı verileceği kuşkusuzdur.
Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olağanüstü kongre çağrısının, parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı tıkanıklık, ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal haklarını kullanmalarıyla giderilebilir. ..... bir siyasi parti hakkında 104’ncü maddeye dayanarak .... re’sen “ihtar” başvurusunda bulunma görevinin olması; Yasanın 121’nci maddesinin ilk fıkrasında yer alan Medeni Kanun ve Dernekler Kanununa yapılan atıf karşısında; siyasi partilerin temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunu ile Türk Medeni Kanununun, kendilerine tanıdığı hakka dayanarak, genel mahkemelerden hukuki himaye isteğinde bulunmalarına engel değildir. Aksinin kabulü, “siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu” arayan Anayasa ilkesiyle (m. 69/1) bağdaşmayacağı gibi, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin de ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan “ihtar” yolunun var olması, yeter sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin parti yönetimince yerine getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni Kanunun 75/2'nci maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmemektedir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yer verdiği .... sayılı kararı (R.G. 5.12.2011 tarih ve 27837), bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olup, kongrelerle ilgili değildir. Bu itibarla davalının, bu yönlere ilişkin savunması yerinde görülmemiştir.
6- Öte yandan, siyasi partilerde büyük kongreyi toplantıya çağırmak, genel başkan, genel başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde merkez karar ve yönetim kuruluna aittir. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin partiye ulaşması üzerine, bu talebin yerine getirileceği süreye ilişkin Siyasi Partiler Kanununda, Dernekler Kanununda ve Türk Medeni Kanununda bir düzenleme bulunmadığı doğrudur. Ancak bu hususun kanun
...
seviyesinde bir düzenleyici işleme konu olması da gerekmez. Dernekler Yönetmeliğinin 13’ncü maddesinin (b) bendinde yer alan, “genel kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde olağanüstü toplanır” şeklindeki düzenleme, yukarıda yer verilen atıflar sebebiyle siyasi partilerin, her kademedeki olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken norm niteliğindedir.
Bu süre, düzenleme amaçlı olup, gereğinin yapılmamış olması, olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara, Türk Medeni Kanununun 75/2’nci maddesi gereğince çağrı kurulu görevlendirilmesi için yargıya başvurma hakkı verir. Ancak, parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı yönünde bir irade önceden ortaya çıkmış ise, bu süre beklenmeksizin de hakimden görevlendirme talebinde bulunmak mümkündür. Beşte bir oranına ulaşan delegenin, süresi içinde yaptığı ve kabule bağlı olmayan toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı, muhatabına ulaşmakla hukuki sonuçlarını doğurur. Bu sonuç hem çağrıda bulunanları, hem de parti yönetimini bağlar. Tüzüğün, 63'ncü maddesinin (3.) fıkrasındaki “çağrılabilir” ifadesi, beşte bir delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olaganüstü kongre toplantısıyla sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir ve bu talebi partinin “kabulüne” bağlı kılar. Bu itibarla, beşte bir oranına ulaşan delegenin, toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı siyasi partiyi yasal olarak bağlar. Dahası, oluşan olağanüstü kongre istemi, yenilik doğurucu olduğundan, bu sonuç doğduktan sonraki vazgeçmeler veya beyanı geri almalar dahi hukuken geçerli kabul edilemez. (Anayasa Mahkemesinin 25.07.2005 tarihli ve 2004/2 esas, 2005/4 karar sayılı kararı.) Bu sebeple, beşte bir delegenin talebine rağmen olağanüstü kongrenin yapılıp yapılmamasının parti genel başkanı ve merkez yönetim kurulunun takdirine bağlı olduğu şeklindeki savunma yerinde görülmemiştir.
7- Yukarıda yer verilen Anayasal ve yasal düzenlemelere ve yapılan açıklamalara göre, somut olaya dönüldüğünde;
Milliyetçi Hareket Partisi Tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4.) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karar bağlamak üzere 543 kişinin Parti’nin olağanüstü büyük kongreye çağrılmasına ilişkin taleplerini noterden onaylı imzalı beyanlarıyla Parti Genel Merkezine 15.01.2016 tarihinde noter vasıtasıyla ulaştırdıkları, tüzük değişikliği için olağanüstü büyük kongre çağrısında bulunan 543 kişiden, on iki kişinin çağrısının geçersiz olduğu, kalan 531 büyük kongre delegesinin usulüne uygun olağanüstü büyük kongre çağrısında bulundukları, mahkemece de böyle kabul edildiği, bu sayının Tüzüğe göre, büyük kongre üyelerinin beşte birini aştığı dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır.
Bu durumda, parti yönetiminin, çağrıda bulunanların teklif ettiği tüzük değişikliğini belirlenen gündem çerçevesinde görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak üzere büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırması gerekir. Parti yönetimi, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme almamış, merkez yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları basına yansıyan açıklamalarla olağanüstü büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık bir irade ortaya koymuştur. Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin reddolunduğunu göstermektedir. Bu halde, istekte
...
bulunan üyelerden her birinin sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve yerel mahkemece de, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde kanuna aykırılık görülmemiştir.
8- Ayrıca, bir siyasi partinin büyük kongresinin olağanüstü toplanmasını gerektiren sebeplerin bulunup bulunmadığı, çağrıda bulunanların çağrılarının haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı meselesi, toplantı isteminin yerindeliğiyle ilgili bir konudur. Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesi, biçimseldir. Olağanüstü kongre talep edenlerin, büyük kongre delegesi olup olmadıkları, çağrı taleplerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı, Siyasi Partiler Kanununun 14/6 ve Parti Tüzüğünün 63'ncü maddesinde gösterilen beşte bir oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve parti yönetiminin bu talebi yerine getirip getirmediğiyle sınırlıdır. Büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı yargısal denetimin dışındadır. Çünkü, partinin bu gibi sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı yer, en yetkili karar organı olan büyük kongredir (2820 s.SPK. m.14/1)
Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade beyanının iyiniyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamaz. Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü kongre talep etme hakkı vermiştir. Bu hakkın, Türk Medeni Kanununun 2'nci maddesinde düzenlenen “dürüstlük” ilkesine uygun kullanılıp kullanılmadığının değerlendirmesi “yerindelikle” ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk hakiminin yetkisi dışındadır. Bu sebeple bu yöne ilişen itirazlar yerinde görülmemiştir.
Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmiş olan üç üyenin, “tarafsız” olmadıklarına ilişkin itiraza gelince; görevlendirilenler parti üyesidir. Görev kapsamları, olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmaktan ibarettir ve görevleri kongre divanının oluşuna kadar geçen dönemle sınırlıdır. Başka bir ifade ile, yasa ve tüzük hükümlerine göre gerçekleştirilecek kongrede parti işleri ve kongre akışını etkileme yahut yönlendirme gibi bir etkiye ve göreve sahip değillerdir. Görev dönemlerine ilişkin denetim, yapılacak kongrenin yargısal denetimi içinde değerlendirilebilecek bir husustur. Açıklanan sebeple davalının bu yöndeki itirazı da kabule değer görülmemiştir.
9- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya veya idari makamın tespitine veya dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut Olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (HMK.m.166/1) Konu, ..... Başsavcılığının incelemesinde olup,.... yapılmış bir ihtar başvurusu bulunmamaktadır.... yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup bulunulmayacağı bu aşamada belli değildir. Esasen .... Kanununun 104. maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bekletici sorun yapılabilecek husus,..... Kanunundaki bir hükmün, ....'ya aykırılığının itiraz yoluyla ....önüne götürülmüş olması halidir. Somut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebi yerinde görülmemiştir.
...
Toplanan delillere, yukarıda açıklanan yasal gerektirici sebeplere ve özellikle yerel mahkemece kanıtların takdirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
...
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kurumun bu irade bildirimi karşısında yapacağı işlem iştirakçilerinin Anayasal Sosyal Güvenlik haklarını hatırlatmak ve onları bilgilendirmek ve 63. madde yönünden tercihini belirlemek için uyarmak, ödenen primlere göre de gereğinde mahsup işlemini yapmak olmalıdır.
Hukuk Genel Kurulu 2001/21-320 E., 2001/334 K.
Hukuk Genel Kurulu 2001/21-320 E., 2001/334 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki "tespit ve iptal" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 5.7.2000 gün ve 2000/270 E-690 K.sayılı kararın incelenmesi davalı SSK. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 17.10.2000 gün ve 2000/6855-6972 sayılı ilamı ile;
(...Davacının yaşlılık aylığı almakta iken yeniden sigortaya tabi işte çalışmaya başladığı ancak bu çalışma karşılığı sosyal güvenlik destek primi ödemediği gibi tüm sigorta kollarına ilişkin primi dahi ödemediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu tür bir çalışma ise, yasaca öngörülmemiştir. Bu durumda 506 sayılı Yasanın 63. maddesi uyarınca davacının belirtilen her iki türde prim ödenmeden geçirilen süre yönünden aylıklarının kesilmesi ve bu yöndeki kurum işlemi doğru bulunmasına karşın Hukuk Genel Kurulu Kararına yanlış anlam verilerek davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı SSK. vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kurum işleminin iptali ve aylıkların kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması, biriken aylıkların faiziyle birlikte ödenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, yaşlılık aylığı almakta iken 15.10.1997 tarihinde yeniden çalışmaya başladığını, 21.10.1997 tarihinde SSK Müfettişlerince yapılan denetimden sonra işveren tarafından verilen 4 aylık Sigorta Primleri Bordrosunda kendisinin işe giriş ve çıkış tarihlerinin bildirilerek primlerinin de ödendiğini, buna göre 21.10.1997 tarihinde işten çıktığının bu bordro kapsamı ile belli olduğunu, kurumun bu bilgiye rağmen 2000 yılına kadar bekleyip, hiç bildirim yapmadan tespit tarihinden üç yıl sonra maaşını kestiğini ve ödenenleri de toplu olarak istediğini, yapılan işlemin yasal olmadığını ifadeyle eldeki davayı açmış, delilleri arasında da işverenin bu bildirimini göstermiştir.
Davalı kurum vekili; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; Hukuk Genel Kurulunun 17.02.1999 gün ve 1999/10-60-105 sayılı ilamına dayanılarak kurumun davacıya anayasal haklarını bildirmesi gerektiği, yapılan işlemlerin doğru olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, karar verilmiştir.
Özel Daire; Mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararına yanlış anlam verildiği, davacının kuruma yazılı başvurusu olmadığı gibi, ne genel sigorta kollarından ne de güvenlik destek primlerini yatırmadığı, kurum işleminin doğru olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; Yaşlılık aylığı almakta ola sigortalının yeniden çalışması durumunda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 63. maddesi uyarınca yapılacak işleme ilişkindir.
Kural olarak; Yaşlılık aylığı almakta iken yeniden çalışmaya başlayan sigortalıya 506 sayılı Yasanın 63. maddesi ile alternatifli bir sistem getirilmiştir. Buna göre yaşlılık aylığı almakta olan kişi bu sistemlerden birini tercih ederek çalışmasını sürdürebilecektir. Sözü edilen 63. maddenin (A) bendinde gösterilen birinci sistemde yeniden çalışmaya başlayan sigortalı yaşlılık aylığını kestirecek ve normal sigortalı gibi çalışmasını sürdürecektir.Sözü edilen maddenin (B) bendinde belirlenen ikinci sistemde ise yaşlılık aylığı almakta olan kişi yeniden çalışmaya başlaması durumunda sosyal güvenlik destek primi adı altında prim ödeyerek çalışmaya devam edebilecektir. Yasa her iki halde de sigortalıya bir tercih hakkı getirmiştir. Hangi sistemi tercih edeceğini aylık sahibi kendisi belirleyecek ve durumunu ortaya koyacaktır. Ayrıca maddenin son fıkrasında da tercih edilen sistemler arasında geçiş olanağı sağlanmıştır.
Diğer taraftan; Sigortalının emekli aylığı almakta iken yazılı başvuruda bulunmadan ancak genel sigorta kollarına ait primi yatırarak yeniden çalışmaya başlaması halinde işe giriş bildirgesi (maaş tahsis numarasını da içeren) ve prim bordrosu kuruma verilmişse bu durumun 63 maddenin B bendinde aranan yazılı başvurmaya ilişkin bir irade bildirimi olarak kabul edilmesi gerekir. Kurumun bu irade bildirimi karşısında yapacağı işlem iştirakçilerinin Anayasal Sosyal Güvenlik haklarını hatırlatmak ve onları bilgilendirmek ve 63. madde yönünden tercihini belirlemek için uyarmak, ödenen primlere göre de gereğinde mahsup işlemini yapmak olmalıdır.
Mahkemece dayanılan Hukuk Genel Kurulu (17.02.1999 gün ve 1999/10-60-105 sayılı) kararında da bu ilkeler ayrıntısı ile vurgulanmıştır.
Ne var ki mahkeme anılan Hukuk Genel Kurulu kararına dayanırken karar içeriğinin yorumunda hataya düşmüştür.
Dosya kapsamından işçinin 15.10.1997 tarihinde işe başladığı ve kuruma 63. madde kapsamında yeniden çalışma olgusu ve seçtiği sistemi bildiren açık bir yazılı başvuruda bulunmadığı açıkça anlaşılmakta ise de irade bildirimi yerine geçecek bir bildirge ya da prim bordrosunun varlığı açıkça davacı tarafça da ileri sürüldüğü halde araştırılmamıştır.
Öncelikle davacının işyerinde çalıştığı işveren tarafından SSK müfettişlerinin tespitini takiben işe giriş bildirgesinin verildiği ve tespit tarihi olan 21.10.1997 tarihinde de çıktığına ilişkin bildirimlerin yapıldığı , bu döneme ait 4 aylık prim bordrosu ile de buna göre primlerinin yatırıldığı yönündeki iddiaları ile yine dosyada bulunan SSK Müfettişi tarafından düzenlenen 21.10.1997 tarihli İşyeri Denetim Raporunda yer alan Ankara SSK Grup Başkanlığına yapılan resen bildirim üzerine bordro tanzim edildiğine ilişkin açıklamanın sonucunun araştırılması gerekir. Bunun yanında, Sosyal Sigortalar Kurumu Tahsisler Daire Başkanlığının Kurumun Çankaya Sigorta Müdürlüğüne yazdığı dosya içinde örneği bulunan 14 Ocak 2000 tarih ve 18988 sayılı yazısında da "Sigortalının 15.10.1997 tarihinden itibaren olan tüm çalışmalarını gösterir prim tahakkuk cetvellerinin (işten ayrılmış ise ayrılış tarihi de belirtilmek suretiyle)" Başkanlıklarına gönderilmesi istenmiş, bu yazının cevabı ise araştırılmamıştır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş; Yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınarak yapılacak araştırma sonucunda varılacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
Mahkemece anılan eksiklikler tamamlanmadan eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle ve değişik gerekçeyle bozulması gerekir.
S O N U Ç : Davalı SSK.vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.4.2001 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Anayasa Hukuku
Tarih, kültür ve tabiat varlıklarından "özel mülkiyet" konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ne ile düzenlenir?
A) Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi.
B) Belediye Meclis Kararı.
C) Kanun.
D) Müze Müdürlüğü Kararı.
E) Valilik Genelgesi.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.