1982 Anayasası 69. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 69 – (Değişik: 23/7/1995-4121/7 md.)
Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
Siyasi partiler, ticari faaliyetlere girişemezler.
Siyasi partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.
Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.
Bir siyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. (Ek cümle: 3/10/2001-4709/25 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/25 md.) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.
Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.
Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır.
(Değişik fıkra: 3/10/2001-4709/25 md.) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.
IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı
A. Hizmete girme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
18. Hukuk Dairesi, 2016/9624 E., 2016/8464 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme aşağıdaki gibidir. 2- Anayasa’nın “Siyasi Partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69’ncı maddesi şöyledir.
18. Hukuk Dairesi 2016/9624 E. , 2016/8464 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : ..., ..., ..., ...,
..., ..., ...,
..., ..., ..., ...,
..., ..., ...,
..., ...
Vek.Av.... ve ark.
Dava dilekçesinde; yeterli sayıda büyük kongre delegesi yazılı olarak olağanüstü kurultay talep ettikleri halde, davalı parti yönetiminin büyük kurultayı toplantıya çağırmadığı ileri sürülerek, üç üyenin büyük kurultayı toplantıya çağırmakla görevlendirilmesi istenilmiş; mahkemece, talebin kabulüne, üç üyenin olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere görevlendirilmesine karar verilmiş; karar davalı siyasi partinin vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacılar vekili; dava dilekçesinde, davacıların .... büyük kongre delegesi olduklarını, davacılar dahil (543) büyük kongre üyesinin, 15.01.2016 tarihinde.... yevmiye numaralı yazıları ile, “parti tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak” üzere ekli gündemle büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını talep ettiklerini, beşte bir oranını aşan sayıda üyenin yazılı başvurusuna rağmen, davalının olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmadığını, kamuoyuna yapılan açıklamalara bakıldığında, parti yönetiminin, bu talebi yerine getirmeyeceğinin anlaşıldığını ileri sürerek, dilekçede isimleri belirtilen üç üyenin büyük kongreyi tüzük değişikliği için olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmesini talep etmiş; mahkemece, talebin kabulüne, tüzük değişikliği için kararda gösterilen gündemle olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere üyeler ..., ... ve ...'in görevlendirilmesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre; istek, davalı siyasi partinin olağanüstü büyük kongresinin toplanması için yeter sayıda üyenin yazılı talebi olduğu halde, parti yönetimince bu talebin yerine getirilmemesi üzerine, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesine ilişkindir.
....
Konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme aşağıdaki gibidir.
2- Anayasa’nın “Siyasi Partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69’ncı maddesi şöyledir.
“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
(3) …Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. ……Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda verdiği kararlar kesindir.
(4) Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
03.10.2011 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 25’nci maddesiyle, 69’ncu maddeye eklenen fıkra:
Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Anayasa Mahkemesinin “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan Anayasa'nın 148’nci maddesinin son fıkrası ise şöyledir.
“Anayasa Mahkemesi Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.”
3- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görev ve yetkileri” başlığının taşıyan 3. maddesi şöyledir:
(1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:
d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumunun tespiti istemlerini karara bağlamak.
e) Siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi yapmak veya yaptırmak.
ğ) Anayasa’da kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.”
Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanununa göre; siyasi partiler bakımından Anayasa Mahkemesine verilen görev; siyasi partilerin kapatılmalarına ve Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmalarına, mali denetimlerini yapmak veya yaptırmakla ve dağılma durumunu tespit etmek ve siyasi partiye ....re’sen yazı ile ihtar başvurusunda bulunması halinde ihtar kararı vermekten ibarettir. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun, siyasi partilerin her kademedeki kongrelerinin yargısal denetimiyle ilgili Anayasa Mahkemesine bir görev vermemiştir. .... görevini ancak Anayasa tayin eder. (..... m.148/son) Anayasa dışındaki normlarla Anayasa Mahkemesine görev verilmesi mümkün değildir.
4- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 14’ncü maddesinin (1.) ve konuya temas eden (6.) fıkrası hükmü şöyledir:
“Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir.
Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içinde toplanır. Bu süre iki yıldan az, üç yıldan fazla olamaz. Olağanüstü toplantılar genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.”
...
Buna göre, olağanüstü büyük kongre yapılabilmesi için, ya genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun buna lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı başvurusu gerekir. Madde gerekçesinde, delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkının tanınmasının, “parti içi iradenin serbestçe tezahürünü ameli olarak teminat altına almak” olarak gösterilmiş, “bu sebeple beşte bir nisabının Tüzükle yükseltilemeyeceği” ifade edilmiştir. Bu yüzden, yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa vurduğu irade beyanı, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim kurulunu bağlayıcı niteliktedir.
Buna göre, olağanüstü toplantı isteyenler beşte bir oranına ulaştığında, daha sonradan bu sayının altına düşülmüş olsa bile, yönetim kurulu, genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorundadır. Olağanüstü kongre talebi, beşte bir oranına ulaşan üyeye kanunen tanınmış bir haktır. Büyük kongre üyelerinin beşte birinin usule uygun yazılı talebinin varlığına rağmen, parti merkez yönetim organının bu talebi yerine getirmemesi halinde ne yönde hareket edileceğine ilişkin 14’ncü maddede bir düzenleme bulunmamaktadır.
Ancak bu Kanunun, “Kongrelerle ilgili genel hükümler” başlığını taşıyan 29’ncu maddesinin (1.) fıkrası; “1630 sayılı Dernekler Kanununun, bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır.” hükmünü, 121’nci maddesinin (1.) fıkrası; “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır” hükmünü taşımaktadır. Şu halde, yapılan bu atıflara göre, siyasi partilerin olağan ya da olağanüstü büyük kongreleri dahil her kademedeki kongreleri için 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. 22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanunu, 2908 sayılı Kanunla; 6 Ekim 1983 tarihli 2908 sayılı Dernekler Kanunu da, 04.11.2004 tarihinde kabul edilen 5253 sayılı Dernekler Kanunuyla (m.38/H) yürürlükten kaldırılmıştır.
5253 sayılı Kanunun 34’ncü maddesine göre; “Diğer kanunlarda, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu Kanuna veya bu Kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” 5253 sayılı Dernekler Kanununda, dernek genel kurullarının toplanma usulüyle ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, yukarıdaki atıf sebebiyle Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine başvurulacaktır.
Kongre, dernekler ve diğer korporatif yapılardaki “genel kurul”un siyasi partilerdeki karşılığıdır. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre talebinin yerine getirilmemesi halinde, ne yönde işlem yapılacağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75’nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin (1.) fıkrasında; “genel kurulun, …. dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılacağı” hükme bağlandıktan sonra, (2.) fıkrasında; “Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.” hükmü mevcuttur. Hüküm emredici niteliktedir. O halde, siyasi partilerde, kanunda gösterilen yeter sayıdaki üyenin olağanüstü büyük kongre
....
yapılması talebinin, merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine, (gündeminde seçim bulunsun ya da bulunmasın) büyük kongreyi toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı organının, sulh hukuk mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu sebeple, işin .... yargısının görevine girdiği yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir.
5- Gerçekten; siyasi partiye ihtarda bulunma görevi 2820 sayılı ..... Kanununun 4445 ve 4478 sayılı Kanunla değişik 104’ncü maddesinin (1.) ve (2.) fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre, “Bir siyasi partinin, bu Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine ....., .....re’sen yazı ile başvurulur. .... söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.”..... bir siyasi partinin Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle re’sen Anayasa Mahkemesine “ihtar” başvurusunda bulunması üzerine, Anayasa Mahkemesince, sözkonusu hükümlere aykırılık durumunun tespiti halinde ilgili siyasi parti hakkında “ihtar” kararı verileceği kuşkusuzdur.
Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olağanüstü kongre çağrısının, parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı tıkanıklık, ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal haklarını kullanmalarıyla giderilebilir. ..... bir siyasi parti hakkında 104’ncü maddeye dayanarak .... re’sen “ihtar” başvurusunda bulunma görevinin olması; Yasanın 121’nci maddesinin ilk fıkrasında yer alan Medeni Kanun ve Dernekler Kanununa yapılan atıf karşısında; siyasi partilerin temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunu ile Türk Medeni Kanununun, kendilerine tanıdığı hakka dayanarak, genel mahkemelerden hukuki himaye isteğinde bulunmalarına engel değildir. Aksinin kabulü, “siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu” arayan Anayasa ilkesiyle (m. 69/1) bağdaşmayacağı gibi, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin de ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan “ihtar” yolunun var olması, yeter sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin parti yönetimince yerine getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni Kanunun 75/2'nci maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmemektedir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yer verdiği .... sayılı kararı (R.G. 5.12.2011 tarih ve 27837), bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olup, kongrelerle ilgili değildir. Bu itibarla davalının, bu yönlere ilişkin savunması yerinde görülmemiştir.
6- Öte yandan, siyasi partilerde büyük kongreyi toplantıya çağırmak, genel başkan, genel başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde merkez karar ve yönetim kuruluna aittir. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin partiye ulaşması üzerine, bu talebin yerine getirileceği süreye ilişkin Siyasi Partiler Kanununda, Dernekler Kanununda ve Türk Medeni Kanununda bir düzenleme bulunmadığı doğrudur. Ancak bu hususun kanun
...
seviyesinde bir düzenleyici işleme konu olması da gerekmez. Dernekler Yönetmeliğinin 13’ncü maddesinin (b) bendinde yer alan, “genel kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde olağanüstü toplanır” şeklindeki düzenleme, yukarıda yer verilen atıflar sebebiyle siyasi partilerin, her kademedeki olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken norm niteliğindedir.
Bu süre, düzenleme amaçlı olup, gereğinin yapılmamış olması, olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara, Türk Medeni Kanununun 75/2’nci maddesi gereğince çağrı kurulu görevlendirilmesi için yargıya başvurma hakkı verir. Ancak, parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı yönünde bir irade önceden ortaya çıkmış ise, bu süre beklenmeksizin de hakimden görevlendirme talebinde bulunmak mümkündür. Beşte bir oranına ulaşan delegenin, süresi içinde yaptığı ve kabule bağlı olmayan toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı, muhatabına ulaşmakla hukuki sonuçlarını doğurur. Bu sonuç hem çağrıda bulunanları, hem de parti yönetimini bağlar. Tüzüğün, 63'ncü maddesinin (3.) fıkrasındaki “çağrılabilir” ifadesi, beşte bir delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olaganüstü kongre toplantısıyla sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir ve bu talebi partinin “kabulüne” bağlı kılar. Bu itibarla, beşte bir oranına ulaşan delegenin, toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı siyasi partiyi yasal olarak bağlar. Dahası, oluşan olağanüstü kongre istemi, yenilik doğurucu olduğundan, bu sonuç doğduktan sonraki vazgeçmeler veya beyanı geri almalar dahi hukuken geçerli kabul edilemez. (Anayasa Mahkemesinin 25.07.2005 tarihli ve 2004/2 esas, 2005/4 karar sayılı kararı.) Bu sebeple, beşte bir delegenin talebine rağmen olağanüstü kongrenin yapılıp yapılmamasının parti genel başkanı ve merkez yönetim kurulunun takdirine bağlı olduğu şeklindeki savunma yerinde görülmemiştir.
7- Yukarıda yer verilen Anayasal ve yasal düzenlemelere ve yapılan açıklamalara göre, somut olaya dönüldüğünde;
Milliyetçi Hareket Partisi Tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4.) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karar bağlamak üzere 543 kişinin Parti’nin olağanüstü büyük kongreye çağrılmasına ilişkin taleplerini noterden onaylı imzalı beyanlarıyla Parti Genel Merkezine 15.01.2016 tarihinde noter vasıtasıyla ulaştırdıkları, tüzük değişikliği için olağanüstü büyük kongre çağrısında bulunan 543 kişiden, on iki kişinin çağrısının geçersiz olduğu, kalan 531 büyük kongre delegesinin usulüne uygun olağanüstü büyük kongre çağrısında bulundukları, mahkemece de böyle kabul edildiği, bu sayının Tüzüğe göre, büyük kongre üyelerinin beşte birini aştığı dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır.
Bu durumda, parti yönetiminin, çağrıda bulunanların teklif ettiği tüzük değişikliğini belirlenen gündem çerçevesinde görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak üzere büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırması gerekir. Parti yönetimi, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme almamış, merkez yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları basına yansıyan açıklamalarla olağanüstü büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık bir irade ortaya koymuştur. Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin reddolunduğunu göstermektedir. Bu halde, istekte
...
bulunan üyelerden her birinin sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve yerel mahkemece de, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde kanuna aykırılık görülmemiştir.
8- Ayrıca, bir siyasi partinin büyük kongresinin olağanüstü toplanmasını gerektiren sebeplerin bulunup bulunmadığı, çağrıda bulunanların çağrılarının haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı meselesi, toplantı isteminin yerindeliğiyle ilgili bir konudur. Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesi, biçimseldir. Olağanüstü kongre talep edenlerin, büyük kongre delegesi olup olmadıkları, çağrı taleplerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı, Siyasi Partiler Kanununun 14/6 ve Parti Tüzüğünün 63'ncü maddesinde gösterilen beşte bir oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve parti yönetiminin bu talebi yerine getirip getirmediğiyle sınırlıdır. Büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı yargısal denetimin dışındadır. Çünkü, partinin bu gibi sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı yer, en yetkili karar organı olan büyük kongredir (2820 s.SPK. m.14/1)
Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade beyanının iyiniyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamaz. Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü kongre talep etme hakkı vermiştir. Bu hakkın, Türk Medeni Kanununun 2'nci maddesinde düzenlenen “dürüstlük” ilkesine uygun kullanılıp kullanılmadığının değerlendirmesi “yerindelikle” ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk hakiminin yetkisi dışındadır. Bu sebeple bu yöne ilişen itirazlar yerinde görülmemiştir.
Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmiş olan üç üyenin, “tarafsız” olmadıklarına ilişkin itiraza gelince; görevlendirilenler parti üyesidir. Görev kapsamları, olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmaktan ibarettir ve görevleri kongre divanının oluşuna kadar geçen dönemle sınırlıdır. Başka bir ifade ile, yasa ve tüzük hükümlerine göre gerçekleştirilecek kongrede parti işleri ve kongre akışını etkileme yahut yönlendirme gibi bir etkiye ve göreve sahip değillerdir. Görev dönemlerine ilişkin denetim, yapılacak kongrenin yargısal denetimi içinde değerlendirilebilecek bir husustur. Açıklanan sebeple davalının bu yöndeki itirazı da kabule değer görülmemiştir.
9- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya veya idari makamın tespitine veya dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut Olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (HMK.m.166/1) Konu, ..... Başsavcılığının incelemesinde olup,.... yapılmış bir ihtar başvurusu bulunmamaktadır.... yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup bulunulmayacağı bu aşamada belli değildir. Esasen .... Kanununun 104. maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bekletici sorun yapılabilecek husus,..... Kanunundaki bir hükmün, ....'ya aykırılığının itiraz yoluyla ....önüne götürülmüş olması halidir. Somut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebi yerinde görülmemiştir.
...
Toplanan delillere, yukarıda açıklanan yasal gerektirici sebeplere ve özellikle yerel mahkemece kanıtların takdirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
...
Diğer kararlar (4)
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerinde parti kurma, partilere girme ve siyasi partilerin uyacakları esaslar belirlenmiş;
4. Hukuk Dairesi 2003/15197 E., 2004/3592 K.
4. Hukuk Dairesi 2003/15197 E., 2004/3592 K.- 2820 S. SİYASİ PARTİLER KANUNU [ Madde 98 ]
- 2820 S. SİYASİ PARTİLER KANUNU [ Madde 104 ]
- 2820 S. SİYASİ PARTİLER KANUNU [ Madde 118 ]
- 2908 S. DERNEKLER KANUNU (MÜLGA) [ Madde 50 ]
"İçtihat Metni"
Davacı K.H. tarafından, davalı DEPAR Şanlıurfa İl Teşkilatı aleyhine 5/12/2001 gününde verilen dilekçe ile teşkilatın feshinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/4/2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.9.2003 günlü yazısında, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen Şanlıurfa Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 17.4.2002 gün ve 2001/1213 E., 2001/356 K. sayılı kararının kanun yararına bozulmasının Adalet Bakanlığı tarafından istenildiği ve bozma nedeni olarak; siyasi partilerin kuruluşu, çalışmaları, denetimleri ve kapatılmalarının ayrıntılı bir biçimde 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nda düzenlendiği, siyasi partilerin il başkanı ile il yönetim kurulunu işten el çektirme yetkisinin anılan Yasa'nın 19/5. maddesi uyarınca partinin merkez ve karar yönetim kuruluna, ilçe başkanı ile ilçe yönetim kurulunu el çektirme yetkisinin ise 20/8. madde uyarınca il yönetim kurulu veya merkez yönetim kuruluna ait bulunduğu, il ve ilçe kongrelerinin yapılmamasının büyük kongrenin de yapılmaması sonucunu doğurabileceği, bu durumda aynı Yasa'nın 98. maddesi gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesinde siyasi partinin kapatılması davası açılacağının öngörüldüğü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 118. maddesinde yer alan "Bu kanunla, 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanunu'na yapılan atıflar hakkında, sözkonusu Kanunda yer alan ve bu Kanun hükümlerine aykırı bulunmayan ceza müeyyideleri, siyasi partiler ve sorumlular hakkında da uygulanır." hükmünün suç teşkil eden eylemlerle ilgili olup siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının yasal süre içinde yapılmaması durumunda uygulama yeri bulunmadığı, mahkemece, anılan hükümler nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğunun bildirildiği belirtilerek, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 427/6. maddesi uyarınca, hükmün kanun yararına bozulması istenilmiştir.
Dosya arasında bulunan bilgi ve belgelerden; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5.12.2001 günlü talepname ile; Genel Merkezi Ankara'da bulunan Değişen Türkiye Partisi'nin, 18.5.1998 tarihinde Şanlıurfa İl örgütünün, 8.5.1998 tarihlerinde de Şanlıurfa Merkez İlçe örgütünün kurulduğunu, parti tüzüğünün 33. maddesi gereğince olağan genel kurul toplantısının en az iki, en çok üç yılda yapılması gerekirken il ve ilçe örgütlerinin kuruluşlarından bu yana üç yıl geçmiş olmasına rağmen genel kurul toplantısının yapılmadığının anlaşıldığı belirterek, Değişen Türkiye Partisi'nin İl ve Merkez İlçe örgütünün 2830 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 118. maddesinin yollaması ile 2908 sayılı Dernekler Yasası'nın 50/2. maddesi gereğince feshine karar verilmesi isteminde bulunduğu; mahkemece, Değişen Türkiye Partisi'nin İl ve Merkez İlçe örgütlerinin, tüzükte belirtilen sürede olağan genel kurul kongresini yapmadığı sonucuna varılarak, adı geçen partinin Şanlıurfa İl Teşkilatı ile Merkez İlçe Teşkilatının 2908 Sayılı Yasa'nın 50/2. maddesi gereğince feshine karar verildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 68 ve 69. maddelerinde parti kurma, partilere girme ve siyasi partilerin uyacakları esaslar belirlenmiş; 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 98 ve 104. maddelerinde de benzer düzenlemelere yer verilmiştir.
Anayasa'nın parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma başlığını taşıyan 68. maddesinde; vatandaşların siyasi parti kurma, usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahip bulunduğu; siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu ve önceden izin alınmadan kurularak, Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri; yine Anayasa'nın siyasi partilerin uyacakları esasları belirleyen 69. maddesinde; siyasi partilerin faaliyetlerinin, parti içi düzenlemelerinin ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olacağı, bu ilkelerin uygulanmasının yasa ile düzenleneceği ve siyasi partilerin kapatılmasının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Yine, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 98. maddesinde; siyasi partilerin kapatılması davalarının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesinde açılacağı ve Anayasa Mahkemesince verilen kararın kesin olduğu; aynı Yasa'nın 104. maddelerinde de, Anayasa'daki yasaklara aykırılık durumunda siyasi partinin kapatılmasının düzenlendiği 101. maddesinin kapsamı dışında kalan ve bu Yasa'nın emredici hükümleriyle diğer yasaların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine uymayan siyasi parti aleyhine Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurulacağı biçiminde düzenlemelere yer verilmiştir.
Yasa koyucunun, Anayasa'da yer verdiği bu düzenlemelerle siyasi partileri, dernek ya da benzer kurumlardan farklı ve ayrıcalıklı bir yapı olarak değerlendirdiği; kişilerin siyasi parti kurup örgütlenerek, görüş ve düşüncelerini özgürce ortaya koymalarını Anayasa güvencesi altına aldığı, bu güvencesinin sağlanması amacıyla da siyasi partilerle ilgili davalara Anayasa Mahkemesi'nin bakılmasını öngördüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca, Anayasa'da ve Siyasi Partiler Yasası'nda, siyasi partiler hakkında açılacak davaların görüm ve çözüm yerinin adli yargı yeri olduğu konusunda bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.
Şu durumda, Anayasa kurallarının güvencesi altında kurulup örgütlenen davalı siyasi partinin, il ve ilçe örgütlerinin kuruluşlarından itibaren üç yıl geçtiği halde genel kurul toplantısını yapmamış olması olgusunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 104. maddesindeki düzenlemeye uygunluğunun değerlendirmesini yapacak olan yargı yeri adli yargı değil, Anayasa'nın 69 ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 98 ve 104. maddeleri gereğince Anayasa Mahkemesi olduğu sonucuna varılmaktadır.
Diğer yandan; 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 118. maddesinde yer alan ve bu Yasayla, 22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununa yapılan atıflar hakkında, söz konusu Yasa'da yer alan ve bu Yasa hükümlerine aykırı bulunmayan ceza müeyyidelerinin, siyasi partiler ve sorumluları hakkında da uygulanacağı biçiminde düzenleme içeren hüküm, madde metninde de belirtildiği gibi, ceza yaptırımı ile ilgilidir ve bir siyasi partinin her hangi bir örgütünün kapatılmasına gerekçe olamayacağı da açıkça anlaşılmaktadır.
Mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi kabul edilerek, yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA; gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 9/2/2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2011/708 E., 2011/116 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğunu ve birden çok vergi dairesi alacağının aynı yasanın 69. maddesi gereğince sıralanmasının hukuka uygun olmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
23. Hukuk Dairesi 2011/708 E. , 2011/116 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Şikayetçi vekili, borçluya ait bağımsız bölümün satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde avukatlık ücretinin Avukatlık Kanunun 166. maddesine aykırı olarak öncelikle ayrılmadığını, borçlu Bülent Ayar'ın dava dışı Beyaz Ofis adlı işletmenin ortağı iken, bu firmanın borcu için taşınmazı üzerine birinci sıradaki alacaklı lehine ipotek tesis ettirdiğini, alacaklının gerçekten alacaklı olduğunun kanıtlanamadığını, Vergi Dairelerinin hacizlerinin ilk hacze iştirakini sağlayan Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğunu ve birden çok vergi dairesi alacağının aynı yasanın 69. maddesi gereğince sıralanmasının hukuka uygun olmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Şikayet olunanlar, yargılamaya katılmamışlardır.
İcra Mahkemesince birinci sıradaki alacaklıya yönelik itirazın genel mahkemenin görevine girdiği, İcra ve İflas Kanunun 138. maddesi uyarınca vekalet ücretinin öncelikle ayrılamayacağı ve vergi dairesi alacaklarının ilk hacze iştiraklerinin Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna uygun olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmasına göre şikayetçi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının İcra ve İflas Kanunun 366. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
2-İcra ve İflas Kanunun 142. maddesine göre sıra cetveline itiraz davaları kural olarak genel mahkemelerde görülür. İtiraz yalnız sıraya ilişkinse görev İcra Mahkemesinindir. (İİK.m.142/son ). Mahkemece alacağın miktarına ilişkin iddianın incelenmesinde İcra Mahkemesinin görevli olmadığı gerekçede belirtildiğine göre, dosyanın tefrik edilerek ayrılan kısım hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte gösterilen nedenle şikayetçi vekilinin diğer temyiz itarazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte gösterilen nedenle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 14.07 2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2017/790 E., 2020/145 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
4. Hukuk Dairesi 2017/790 E. , 2020/145 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Asıl dava davacısı... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 13/03/2015 gününde verilen dilekçe ile milletvekilliği aday adaylığı başvurusunun reddine ilişkin 05/03/2015 günlü kararın iptali, başvurunun hukuka uygunluğunun tespiti ile başvurunun kabulünün ve birleşen dava davacısı... tarafından davalı ... aleyhine 17/03/2015 gününde verilen dilekçe ile milletvekilliği aday adaylığı başvurusunun reddine yönelik 05/03/2015 günlü kararın ve bu red kararına karşı yapılan itirazın reddine yönelik 16/03/2015 günlü kararın iptali, başvurunun hukuka uygunluğunun tespiti ve başvurunun kabulünün istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen 29/12/2015 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Dosya eksiklik talebi üzerine parti tüzüğü ve ilgili yönetmeliğin gönderildiği anlaşıldı.Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Asıl ve birleşen dava, davacının milletvekili seçimlerinde davalı partiye yaptığı aday adaylığı başvurusunun reddine ilişkin ... Merkez Yönetim Kurulunca verilen kararların iptali, başvurunun hukuka uygunluğunun tespiti ile kabulüne karar verilmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Asıl davada davacı vekili; 07/06/2015 tarihli milletvekili genel seçimlerinde milletvekili adayı olabilmek için aday adaylığı talebi ile davalı Partiye başvuran davacının talebinin ... Merkez Yönetim Kurulunun 05/03/2015 tarihli kararıyla reddedildiğini, başvurunun reddine ilişkin bu kararda, davacı hakkında henüz kesinleşmemiş olan bir ceza mahkemesi kararının gerekçe olarak gösterildiğini ancak, mahkumiyet kararı henüz kesinleşmediğinden TBMM’ne üyelik hakkının yasaklanmasına dair verilmiş bir hükmün de bulunmadığını, verilen kararla; masumiyet karinesinin hiçe sayıldığını, başvurunun parti meclisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, ... Merkez Yönetim Kurulunun, 05/03/2015 tarihli red kararının iptaline ve milletvekili aday adaylığı başvurusunun hukuka uygunluğunun tespiti ile kabulüne karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise davacının milletvekili aday adaylığı başvurusunun reddine ilişkin 05/03/2015 tarihli karara karşı yapmış olduğu itirazın, ... Merkez Yönetim Kurulu tarafından verilen 16/03/2015 tarihli kararla reddedildiğini belirterek, hem 05/03/2015 tarihli başvurunun reddine ilişkin kararın hem de 16/03/2015 tarihli itirazın reddine ilişkin kararın iptaline ve milletvekiline ait aday adaylığı başvurusunun hukuka uygunluğunun tespiti ile kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili asıl ve birleşen davada verdiği cevabında; siyasi partilerin faaliyetleri, kararları ve işlemleri konusunda adliye mahkemelerinin görevli olmadığını, konunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile Anayasa Mahkemesince incelenebileceğini, siyasi partilerin kendilerine yapılan adaylık başvurularını kabul edip etmemek konusunda serbest olduğunu, ... Tüzüğünün 60. ve Milletvekili Aday Saptama Yönetmeliğinin 7. maddesi uyarınca parti meclisinin adaylık başvurularını inceleyip reddetmeye yetkili olduğunu, usulüne uygun alınan parti meclisi kararı uyarınca bu yetkinin merkez yönetim kuruluna devredildiğini, bunun yanında hukuken bir engel olmasa dahi her başvurunun nitelik açısından bir incelemeden geçmeden adaylığın kabulünün düşünülemeyeceğini belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, Milletvekili Aday Saptama Yönetmeliğinin 7. maddesine göre adaylık için başvuranların yasal durumlarının ve niteliklerinin incelendiği, ceza mahkemesince davacının resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği, ceza kararı kesinleşmemiş olsa dahi ceza dosyası içeriği ve eylemin niteliği uyarınca parti Tüzüğünün 4. ve 5. maddelerinde belirtilen ilkelere aykırı olduğu gerekçesiyle davacının aday adaylık müracaatının reddedildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Anayasanın “Siyasi Partilerin Uyacakları Esaslar” başlıklı 69. maddesinin 1. fıkrası; “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.” ve aynı maddenin son fıkrası “Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları, siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir” şeklinde düzenlenmiştir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun “Üyeliğe Kabul Şartları” başlıklı 4. maddesi; “Siyasi parti üyesi olmaya kanuna göre engel hali bulunmayanların, üyeliğe kabul şartları parti tüzüklerinde gösterilir. Tüzükte üyelik için başvuranlar arasında dil, ırk, cinsiyet, din, mezhep, aile, zümre sınıf ve meslek farkı gözeten hükümler bulunamaz. Siyasi partiler, üye olma istemlerini sebep göstermeksizin de reddedebilirler. Ancak üyeliğe kaydını isteyenin, istemini reddeden teşkilatın bir üst kademesine, parti tüzüğünde gösterilen şekilde itiraz hakkı vardır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.”
2820 sayılı Kanunun “Parti Adaylarının Tespiti” başlıklı 37. maddesinin 1. fıkrası; “Siyasi Partiler, milletvekilliği genel veya ara seçimlerinde, adaylık için müracaat eden ve adaylığı uygun bulunanlar arasından, adayların tespitini, serbest, eşit, gizli oy, açık tasnif esasları çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilirler.” şeklindedir.
2820 sayılı Kanunun “Adayların Tespitinde Uygulanacak Hükümler” başlıklı 39. maddesi; “26 Nisan 1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, ön seçimlerde ve kullanılacak parti seçmen kütükleri hakkında da uygulanır.”
2820 sayılı Kanunun “Siyasi Partilerde Aday Adaylığı ve Merkez Adaylığı” başlıklı 40. maddesinin 1. fıkrası; “Siyasi partiler Anayasa ve kanunlarda belirtilen şartlara aykırı olmamak kaydıyla adaylarda daha başka ne gibi şartlar bulunması gerektiğini tüzüklerinde gösterebilirler.”
2820 sayılı Kanunun “Tüzük ve Programlar ile Parti Faaliyetlerine İlişkin Sınırlamalar” başlıklı 90. maddesinin 1. fıkrası; “Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasa ve bu kanun hükümlerine aykırı olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un “Adaylığa İtiraz” başlıklı 125. maddesi; “Özel kanunlarında aykırı bir hüküm bulunmadığı takdirde, adaylıklarını koyanlara özel kanunları gereğince yapılacak ilandan itibaren iki gün içinde 110' ncu maddede gösterilenler tarafından adaylık şart veya vasıflarını haiz olmamaları sebebine dayanılarak itiraz edilebilir.
Şu kadar ki, bir siyasi partinin listesinde yer alan adayların tespiti sırasında o partinin tüzük ve yönetmeliklerinde yazılı hükümlere aykırı davranıldığından bahisle, ilgili siyasi partinin üyesi olmayan kimseler tarafından itiraz edilemez. Bu tür itirazlarda, itiraz edenin aynı siyasi partiye kayıtlı olduğunu kanıtlayan belge eklenmemiş itiraz dilekçeleri işleme konulmaz.
Bu itirazlar, seçimin özelliğine göre kanunen seçimi idare ile görevli seçim kurullarına yapılır ve bu kurulun kararına karşı kesin karar vermek yetkisini haiz üst seçim kuruluna da itiraz olunabilir.
İtirazın yazıyla yapılması ve itiraz dilekçesine itiraza sebep gösterilen belgelerin eklenmesi şarttır.” şeklindedir.
CHP Tüzüğünün “TBMM Üyeliği İçin Adaylığa Başvurma” başlıklı 59. maddesi; “Adaylık için başvuru tarihleri Parti Meclisince saptanır ve açıklanır. Adaylık başvuruları, Genel Merkezdeki ilgili birime yapılır. Adaylık başvuruları ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir.”
Parti Tüzüğünün “TBMM Üyeliği İçin Adaylık Ön Koşulları ve İnceleme” 60. maddesi; “TBMM üyeliğine aday olmak üzere önseçim, aday yoklaması ve merkez yoklaması için başvuranlar açısından Merkez Yönetim Kurulunca ön inceleme yapılır ve Parti Meclisinin onayına sunulur. Adaylık başvurusu yapan parti üyeleri için inceleme, yasal nitelikler açısından yapılır.”
Parti Tüzüğünün “Aday Belirleme Yönetmeliği” başlıklı 62. maddesi; “TBMM üyeliği ve yerel yönetimler için aday belirlemeye ilişkin hususlar ayrı ayrı yönetmeliklerle düzenlenir” şeklindedir.
Davalı Partinin Milletvekili Aday Saptama Yönetmeliğinin “İnceleme” başlıklı 7. maddesi; “Merkez Yönetim Kurulu, aday adaylarının durumunu seçim çevreleri itibariyle ön incelemeye tabi tutar. Tüzüğün 60. maddesine göre yapılan bu inceleme, sonuçları ile Parti Meclisine sunulur.
Parti Meclisi, başvurma süresinin bitiminden sonra, adaylık için başvuranların yasal durumlarını ve niteliklerini inceler. Parti üyesi olmayanların başvuruları ilgili il ve ilçe yönetim kurullarının görüşleri de alınarak incelenir.
Parti Meclisi, inceleme sonuçlarını da değerlendirerek, her ilden aday olmaları uygun bulunanları saptar. İstemi reddedilenlere sonuç duyurulur.” şeklindedir.
Somut olayda uyuşmazlık, davacının milletvekili genel seçimlerinde davalı partiye yaptığı aday adaylığı başvurusunun reddine ilişkin parti Merkez Yönetim Kurulunca verilen kararların iptali ile başvurunun hukuka uygun olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Parti içi hukuk kavramı, parti üyelerinin hak ve ödevlerinin tespiti, parti örgütünün kuruluşu, parti içi çalışmaları, parti tüzüğünün ve programının hazırlanması, seçimlerde partiyi temsil edecek adayların belirlenmesi, partinin gelir ve giderlerinin hesaplanması ve parti içi disiplin işleri gibi konuları kapsar. Parti içi hukukun asli ve birincil kaynağı, Anayasa ve kanunlara uygun olarak belirlenen parti tüzükleri ve yönetmelikleridir. 2820 sayılı Kanunda; davaya konu milletvekilliği aday adaylığı başvurusunun reddi kararının iptali konusunda açık bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. 2820 sayılı Kanunda aday belirleme işlem ve yöntemi tamamiyle partilerin tercihine bırakılmış, aday belirleme parti içi bir işlem, süreç ve siyasi partilerin bir iç sorunu olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla aday tespit işlemi, siyasi partilerin iç işleri niteliğini taşımaktadır.
Somut olayda; CHP Parti Tüzüğü ve Milletvekili Aday Saptama Yönetmeliğinde, aday adaylığı başvuruları üzerine yapılacak ön inceleme ve incelemenin esasları düzenlenmiş, milletvekili aday adaylığı ile ilgili uyuşmazlıkların çözümü görevi parti içi organlara verilmiştir.
Konuya ilişkin olarak yukarıda belirtilen 2820 sayılı Kanun’un 37. maddesini değiştiren ve partilerin ön seçim yapma zorunluluğunu da ortadan kaldırarak partileri milletvekili adaylarını belirleme konusunda serbest bırakan 28/03/1986 tarihli ve 3270 sayılı Kanun’un 9. maddesinin gerekçesinde; “maddenin yeni şekliyle siyasi partilere aday tespitinde kolaylık sağlanmış ve milletçe benimsenecek en iyi adayları belirleme imkanı getirilmek istenmiştir” açıklamasına yer verilmiştir. Böylece 3270 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde aday belirleme işlemleri parti içi bir süreç olarak kabul edilmiş ve partilerin aday belirleme yöntemlerini kendi iç tüzüklerinde öngörecekleri şekilde yapabilecekleri düzenlenmiştir. Böylece, siyasi partiler adayların tespiti konusunda serbest bırakılmışlardır. 3270 sayılı Kanun’un 9. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesi, 22/05/1987 tarihli ve 1986/17 esas, 1987/11 karar sayılı kararında; “Siyasi partiler, yasalara uygun biçimde çalışmalarını kendileri düzenlerler. Parti içi çalışmaları ve kararlarının demokrasi ilkelerine aykırı olmaması asıldır. Parti içi bir konu olan aday saptaması da bu sınırı aşamaz. Yasa koyucu, düzenleme yaparken bu hususu gözetmek, partilerin demokratik iç yapıya sahip olmalarını sağlamak zorundadır. Değişik ülkelerde ayrı yöntemlerle yapılan aday saptamasının, ülkemizde parti tüzüklerine bırakılması konuyu iç sorun olmaktan çıkarmamış, tersine partileri bu konuda daha serbest bırakmıştır. Bunun, üyelerin katılımını, yönetimin belli zamanlarda değişimini, demokratik ilkelerin işleyişini engelleyici bir yönü yoktur. Partinin tercihine bırakılarak zorunlu olmaktan çıkarmanın Anayasa ile uyuşmayan bir yönü yoktur. Zorunlu olmaktan çıkarılması, tümüyle dışlanması değildir. Partilerin kendilerine tanınan yetkileri kötüye kullanma olasılıklarının da anayasal denetimle ilgisi bulunmamaktadır. Daha demokratik bir yapı içinde kullanılması düşünülmelidir. Parti, adaylarını, anayasal ilkelere uygun biçimde koyduğu ölçüler çerçevesinde saptamakla yetkilidir. Demokratik ilkelere ters düşmeyen ek koşul ve ölçütler koyabilmelidir.” şeklindeki gerekçeyle de hükmün Anayasa ile uyuşmayan bir yönünün bulunmadığını ifade etmiş ve iptal istemini reddetmiş, milletvekili adaylarını tespit etme işlemini esas itibareyle parti içi bir mesele olarak kabul etmiştir.
Yine konuya ilişkin olarak 298 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen “Adaylığa İtiraz” başlıklı 125. maddesinin gerekçesinde de; “herhangi bir siyasi partinin listesinde yer alan adayların tespiti sırasında o partinin tüzük ve yönetmeliklerinde yazılı hükümlere aykırı davranıldığından bahisle adaylıklarını koyanlara adaylık şart veya vasıflarını haiz olmamaları sebebiyle itiraz etme yetkisinin münhasıran o partinin üyelerine tanındığı, aday tespiti ve tüzük ve yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının, bir siyasi partinin iç işi olarak kabul edildiği ve buna o partinin üyesi olmayan kimselerin itiraz edememesi kuralı getirildiği” açıklamasına yer verilerek, aday tespit işleminin parti içi bir olgu olduğu hususu vurgulanmıştır.
Yukarıdaki tüm açıklamalar ve belirtilen yasal düzenlemeler ışığında; davaya konu milletvekili aday adaylığı başvurusunun reddine ilişkin verilen parti Merkez Yönetim Kurulu kararının, parti içi bir karar olduğu ve Kanun'un ve diğer yasal düzenmelerin bu konuda mahkemelere bir görev vermediği ve mahkemelere bu konuda dava açılamayacağı değerlendirilerek mahkemece istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeksizin mahkemenin işin esasına girerek karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/01/2020 gününde oy birliğiyle karar verilidi
4. Hukuk Dairesi, 2017/680 E., 2017/2169 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasa’nınbaşlığını taşıyan 69’ncu maddesi şöyledir.
4. Hukuk Dairesi 2017/680 E. , 2017/2169 K.
"İçtihat Metni"
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 24/08/2015 gününde verilen dilekçe ile milletvekili aday saptama yönetmelik değişikliğinin iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın görev sebebi ile reddine dair verilen 15/10/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı siyasi partinin üyesi olduğunu, ... toplantısında maddesinde değişiklik yapıldığını, yapılan değişiklik işleminin hukuka, yasaya ve tüzüğe aykırı olduğunu ileri sürerek bu aykırılıkların tespiti ile parti meclisinde karar altına alınan yönetmelik değişikliğinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 2820 sayılı maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde örevli olduğundan davanın öncelikle görevsizlik nedeni ile aksi kanaatte olunacaksa esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 90. maddesi, 93. maddesi, 101. maddesi ile 104. maddesi hükümleri gözetilerek parti meclisinin yaptığı yönetmeliğin tüzük ve kanuna aykırı olduğu iddiasına yönelik incelemenin tarafından yapılması gerektiğinden mahkemenin görevsiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anayasa’nınbaşlığını taşıyan 69’ncu maddesi şöyledir. parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
(3) …Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. ……bu denetim sonunda verdiği kararlar kesindir.
(4) Siyasi partilerin kapatılması, kesin olarak karara bağlanır.
03/10/2011 tarih ve 4709 sayılı Kanun'un 25’nci maddesiyle, 69’ncu maddeye eklenen fıkra: yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
./..
-2-
maddesinin son fıkrası ise şöyledir.
“ verilen diğer görevleri de yerine getirir.”
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Mahkemenin Görev ve Yetkileri” başlığının taşıyan 3. maddesi şöyledir:
(1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:
d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumunun tespiti istemlerini karara bağlamak.
e) Siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimini yapmak veya yaptırmak.
ğ) endisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.”
Yukarıda yer verilen hükümleri ve 6216 sayılı en veya tamamen yoksun bırakılmalarına, mali denetimlerini yapmak veya yaptırmakla ve dağılma durumunu tespit etmek ve siyasi partiye yazı ile ihtar başvurusunda bulunması halinde ihtar kararı vermekten ibarettir. ve 6216 sayılı Kanun, siyasi partilerin iç yönetmeliklerinin yargısal denetimiyle ilgili bir görev vermemiştir. görev verilmesi mümkün değildir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 3'ncü maddesinde; ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır."
10'ncu maddesinde; faaliyetlerini düzenleyen her türlü yönetmelikler ve diğer yayınları, ... bulunur. istenilen sicille ilgili diğer bilgi ve belgeler de bu dosyaya konulur. Siyasi partiler, (b) ve (c) bentlerindeki bilgi ve belgeler ile bunlarda ve parti tüzük ve programlarında yapılan değişiklikleri, yayın veya değişiklik tarihinden itibaren onbeş gün içinde; (d) bendindeki listeler ile bunlarla ilgili değişiklikleri ise, altı ayda bigönderirler.”
14’ncü maddesinde; “Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir."
16'ncı maddesinde; "Siyasi partilerin merkez karar, yönetim ve icra organları parti tüzüğünde belirtilen isim, şekil ve sayıda kurulur. Büyük Kongrece seçilecek merkez organlarının herbirinin üye sayısı 15'den az olamaz. Bu organlar iki büyük kongre arasında, parti tüzük ve programına ve büyük kongre kararlarına uymak şartıyla, partiyi ilgilendiren hususlarda karar almak ve alınan kararları uygulamak yetkisine sahiptirler. Merkez karar organı, zorunlu sebepler dolayısıyla büyük kongrenin toplanamadığı hallerde, partinin hukuki varlığına son verilmesi ve tüzük ve programının değiştirilmesi dışındaki bütün kararları alabilir. Parti işlerini düzenleyen parti iç yönetmelikleri merkez karar organı tarafından yapılır."
93'ncü maddesinde; "Siyasi partilerin parti içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.”
104'ncü maddesinde; “ Bir siyasi partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen yazı ile başvurulur. söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.”
121’nci maddesinde ise; “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır” hükümleri yer almaktadır. Şu halde, yapılan bu atıflara göre, siyasi partilerle ilgili olarak 2820 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. 22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanunu, 2908 sayılı Kanunla; 6 Ekim 1983 tarihli 2908 sayılı Dernekler Kanunu da, 04.11.2004 tarihinde kabul edilen 5253 sayılı Dernekler Kanunuyla (m.38/H) yürürlükten kaldırılmıştır.
5253 sayılı Kanunun 34’ncü maddesine göre; “Diğer kanunlarda, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile bunların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu Kanuna veya bu Kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.”
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1. maddesinde, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu ve bu hususun mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği; 2.maddesinde ise, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi olduğu ve ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli bulunduğu hükme bağlanmıştır.
Somut olayda; davanın, davalı partinin tarihli toplantısında değiştirdiği maddesinin hukuka, kanuna ve tüzüğe aykırı olduğu ileri sürülerek bu aykırılıkların tespiti ile değişikliğinin iptali istemine ilişkin olduğu ve parti üyesi tarafından açıldığı mahkemece görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Yazılı hukukumuzda bir siyasi parti iç yönetmeliğinin iptali konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Siyasi parti, kanuni tanımda da belirtildiği gibi bir tüzel kişiliktir.
Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar dikkate alındığında, her ne kadar yazılı hukukumuzda bir siyasi parti iç yönetmeliğinin iptali konusunda açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, siyasi partinin bir tüzel kişi olması, iptali istenen iç yönetmeliğin bu tüzel kişinin organı tarafından yapılmış olması, başka bir ifade ile hazırlanan yönetmeliğin veya bunda yapılan bir değişikliğin yetkili organca alınan parti içi bir karar niteliğinde bulunması, dolayısıyla davanın şahıs varlığına ilişkin bulunması nedeniyle asliye hukuk mahkemesinin görev alanında kaldığından mahkemece, yargılamaya devamla işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davanın niteliğine
./..
-4-
ve yasal düzenlemelere uygun düşmeyen ve yerinde olmayan gerekçe ile davanın görev yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Anayasa Hukuku
(C) partisi, yabancı bir devletten maddi yardım almıştır. Bu durumun tespit edilmesi halinde uygulanacak yaptırım aşağıdakilerden hangisidir?
A) Devlet yardımından kısmen yoksun bırakılma
B) Partinin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması
C) Partinin temelli kapatılması
D) Parti genel başkanının üyeliğinin düşürülmesi
E) Hazine yardımı kesintisi ve para cezası
Bu maddeyle ilgili 37 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.