2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 149

İcra ve İflas Kanunu 149. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 149/b – (Ek: 18/2/1965-538/70 md.) 149 uncu maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60 ıncı maddeye göre birer ödeme gönderir. 1. Ödeme müddeti otuz gündür. 2. Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bendde yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını istiyebileceği bildirilir. Ödeme emrine itiraz:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1717 E., 2015/895 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip" başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2013/1717 E.  ,  2015/895 K. * KREDİ SÖZLEŞMESİNDEKİ KEFALET İMZASININ İNKARI * İCRA MAHKEMESİNİN İMZA İNKARINDA İNCELEME YETKİSİ * MÜŞTEREK BORÇLU MÜTESELSİL KEFİL ALEYHİNE İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ * ANA PARA - ÜST SINIR İPOTEĞİ * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 23 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 851 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 881 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 882 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 887 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 889 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 68 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 149 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 150 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 20 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 5.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.05.2012 gün ve 2012/58 E.-2012/360 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı-alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 23.11.2012 gün ve 2012/10087 E.-2012/11077 K. sayılı ilamı ile; (...İİK.nun 150/ı maddesinde "borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrı nakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti İcra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149.madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle tetkik merciine şikayette bulunma hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir..." Bu nedenle hesap özetine itiraz edilmesi halinde, gönderilen icra emrinin iptaline karar verilemez. Ancak madde hükmü gereğince icra mahkemesince inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilir. Somut olayda; borçlular vekili tarafından ihtarnameye itiraz edildiği, “kullanılmış olan kredilerden bir kısmında müvekkilin imzası ve rızası bulunmamakla kullanılmıştır” denilerek borca itirazda bulunulduğu, aynı itirazların 22.01.2010 tarihinde keşide edilen ihtarnameye cevapta da beyan edildiği anlaşıldığından, mahkemece bilirkişi aracılığı ile (gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle) İİK.nun 68/b maddesi koşullarında inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken açıklanan madde hükümlerine aykırı biçimde yazılı gerekçelerle sonuca gidilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, takibin iptali istemine ilişkindir. Davacı/borçlu, takibe konu borcun davalı banka ile akdedilen genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılmış olan krediler ve müvekkili A.. F.. tarafından bu kredilerin teminatı olarak verilen ipoteğe dayandığını, bu kredilerin ödenmemesi nedeniyle gönderilen ihtarnamaye itiraz edildiğini, kullanılmış olan kredi sözleşmelerinin ve dekontların bir kısmında müvekkilinin imzasının ve rızasının bulunmadığını, bankaya yapılan müracaat ile gerçek borç miktarının çıkarılmasının istenmesine karşın cevap verilmeyerek icra takibine girişildiğini, takibe konu borcu ve tüm ferilerini kabul etmediklerinden öncelikle takibin durdurulmasına, imza ve bilirkişi incelemesi yapılmasına, takibin ve ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı banka vekili; kredi sözleşmesinin teminatını sağlamak için kullandırılan kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili davacı A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı bağımsız bölüm üzerine birinci derecede 600.000,00 TL bedelle ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine 20.01.2010 tarihli ihtarname ile tüm kredi hesaplarının muaccel hale geldiğini, toplam 321.034,43 TL alacağın tahsili amacıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe başlandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece; imzası inkar edilen kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarının İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı ve ayrıca ipotek akit tablosu da kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediğinden borçlulara icra emri tebliğinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiştir. Davalı/alacaklı yanın temyizi üzerine karar Özel Dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece önceki gerekçe tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı-alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nın 150/ı maddesi ile borçlunun hesap kat ihtarına itiraz ettiğini belirterek icra emrine karşı şikayette bulunulması durumunda alacaklı bankanın İİK'nın 68/b maddesi gereğince alacağını diğer belgelerle kanıtlama imkanı getirilmiş ise de icra emrine dayanak kredi sözleşmelerindeki imzanın inkar edilmesi halinde İİK'nın 68/b maddesi gereğince icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yaptırılıp yaptırılamayacağı, borçlulara icra emri gönderilip gönderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun'un 881- 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukukî sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradî ipotek ve kanunî ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanunî ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrılmaktadır (Mehmet Ayan, Eşya Hukuku, C.III, Sınırlı Ayni Haklar, 2.Baskı, 2001, s. 183; Jale G.Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4). Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851'de "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK' nın 851.maddesinden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (Bülent Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Şeref Ertaş/İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538). Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medenî Kanun'un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır. İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (Köprülü/Kaneti, s. 287; Akipek, s. 192; Ayan, s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136). Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir (Atilla Altop, Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, 1999-2000, s. 37, 38). Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin yasal düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır: Borç ödenmediğinde alacaklı rehni paraya çevirerek alacağını elde eder. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip" başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İİK’nun 149.maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3.maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İİK'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte üst sınır ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149.maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3.maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Bütün bu hususlar ve yasal düzenlemeler öğretide de kabul edilip, savunulmaktadır (Bkz. C. Weland, İsmail Hakkı Tercümesi, Kanunu Medenide Ayni Haklar, İsviçre MK. 794.madde Şerhi; F. H. Saymen- M. K. Elbir, Türk Eşya Hukuku Dersleri, İstanbul, 1963 s. 533; B. Davran, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul, 1972, s. 23; Jale G.Akipek, Türk Eşya Hukuku, 3.Kitap, Ankara, 1972, s. 193; Gürsoy/Eren/Cansel, s. 1028 vd.; Köprülü/Kaneti, s. 288; Oğuzman/Seliçi/Oktay- Özdemir, s. 728- 729; Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, 2004, s. 863). Bu genel açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı/alacaklı banka tarafından Kredi Genel Sözleşmeleri ile kredi müşterisi olan ve hakkındaki dava tefrik edilen D.. Ltd. Şti'ne kullandırılan veya kullandırılacak olan kredilerden ya da her türlü sebepten doğmuş ve doğacak borçların teminatı olarak 31.01.2007 tarihinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı mesken nitelikli, bağımsız bölüm üzerinde 600.000,00 TL bedelle alacaklı T.V..Bankası TAO lehine 1.derecede, %45 değişken faizli, fekki bildirilinceye kadar hüküm ifade etmek üzere ipotek resmi senedi düzenlenmiştir. Düzenlenen ipoteğin üst sınır ipoteği olduğu ve kayıtsız şartsız bir borç ikrarını içermediği hususunda Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı/borçlu, davalı banka tarafından gönderilen hesap kat ihtarı ve hesap özetlerini içeren ihtarnameye süresi içinde itiraz etmiştir.Davacı/borçlu itirazında, kullanılmış olan kredilerin bir kısmında şirket yetkilisinin imzasının ve rızasının olmadığını belirtmiştir. Davalı/alacaklı banka, davacı /borçlu aleyhine 26.03.2010 tarihinde takip başlatmış olup davacı/borçluya “İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte İcra Emri” gönderilmiştir. İcra emrinin 11.01.2012 tarihinde davacı/borçluya tebliğ edilmesi üzerine görülmekte olan dava ile 18.01.2012 tarihinde takibin iptali istenmiştir. Davacı/borçlu hesap kat ihtarına süresi içinde itiraz ettiğinden gönderilen icra emrine karşı şikayet yoluna başvurmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken İİK'nın 150/ı maddesi "Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149 uncu madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki, krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikayette bulunmak hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir. İcra mahkemesinde yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunmadıkça takibin durdurulmasına karar verilemez. Hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması Türk Medeni Kanununun 887 nci maddesinde öngörülen ödeme istemi yerine geçer.” hükmünü haizdir. Anılan madde hükmü uyarınca, kredi sözleşmesi nedeniyle hesap özeti ve ihtarname tebliğ edilen davacı/borçlunun İİK'nın 150/ı maddesi gereğince gönderilen icra emrine karşı şikayeti vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayeti reddedilmelidir. Davacı/ borçlu bir kısım kredi sözleşmeleri ve dekontlardaki imzalarına itiraz etmiştir. İİK'nun 68/b/III maddesi hükmü gereğince kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar bu Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılırlar. İİK'nın 150/ı maddesinde düzenlenen bu şikayet hakkının teknik anlamda bir şikayet olmadığı, borca itiraz niteliğinde olduğu görüşü savunulmaktadır (Arslan Ramazan,İcra ve İflas Kanunun 68/b ve 150/ı Maddelerinde Düzenlenen Kuralların Uygulanmasında Ortaya Çıkan Sorunlar, Türkiye Bankalar Birliği Dergisi, Yıl.9, syf:76,1998.,aynı görüşte, Erdal Tercan,İpoteğin Paraya Çevrilmesinde Kredi Kurumlarının Özel Durumu Batıder C.XVII,s.4,s:75-100) . Bu durumda, icra mahkemesinde İİK'nın 68/1.maddesinde belirtilen belgelerden sayılan kredi sözleşmelerindeki imzalara itiraz edilmesi halinde icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yapılamayacağından mahkemece, davacı/borçlunun kısmi itirazı gözetilerek davalı bankaya alacağını İİK'nın 68/b maddesindeki belgelerle kanıtlama imkanı tanınmak suretiyle, bilirkişi incelemesi yapılarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak gerektiğinden Özel Daire kararında parantez içinde gösterilen "(gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle)" kısmının ilamdan çıkarılması gerekmiştir. Bu nedenle direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır, S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 04.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nun) Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2012/12-708 E.  ,  2012/579 K. "İçtihat Metni" MAHKEME:İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİH:08/03/2011 Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; İzmir 5. İcra Mahkemesinden verilen 08.03.2011 gün ve 85/252 E., K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 22.02.2012 gün ve 2011/12-778 E., 2012/94 K. sayılı ilamın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi şikayetçi/borçlu vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstek, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, icra müdürlüğünün işlemini şikayete ilişkindir. Şikayetçi/borçlu vekili, alacaklı banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ipotek limitini aşar şekilde yapılan takibin usulsüz olduğunu ve talep edilen faiz oranına da itiraz ederek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Karşı taraf/alacaklı vekili, şikayetçi borçlunun bankalarından konut destek kredisi kullandığını ve kesin borç ipoteği kurulduğunu, borçlunun açtığı uyarlama davasında borcun taksitler halinde ödenmesine karar verilmesine karşın, ödemeleri yapmayarak temerrüde düştüğünü, bu nedenle borcun muaccel hale geldiğini, faize yapılan itirazın da yerinde olmadığını belirterek şikayetin reddini savunmuştur. Yerel Mahkeme'nin ilk kararının kısa ve gerekçeli kararın birbirinden farklı ve çelişkili oluşturulması nedeniyle bozulmuş; bu usuli bozmaya uyularak verilen ikinci kararda ise, takibin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılmış olduğu, ipotek sözleşmesinde haricen yapılan kredi sözleşmesine açıkça atıfta bulunulmadığı, kredi sözleşmesi ve uyarlama kararının ayrı bir takip konusu yapılması gerektiği, icra takip tarihi itibariyle karz ipoteğinde belirtilen anlaşma koşulları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu toplam borç miktarının 16.118,78 TL olduğunun anlaşıldığı, ancak şikayetçi/borçlu tarafından takip tarihi itibariyle borcun 23.156,69 TL olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle ve kabulle bağlılık ilkesi de dikkate alınarak toplam alacağın, kabul edilen miktar üzerinden düzeltilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairece, takip dayanağı ipotek akit tablosunun incelenmesinde ipoteğin kesin borç ipoteği niteliğinde kurulduğu ve aylık faiz oranlarının belirtildiği, ayrıca 1994 yılında yapılan takip nedeniyle borçlu tarafça İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi'ne yaptığı sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin başvuru sonucunda da 25.11.1999 tarihli ilamla borç belirlendiğinden, mahkemece itirazın açıklanan ilam ve ipotek doğrultusunda değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş; mahkemece, önceki kararda direnilmekle, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca Destek Kredi Sözleşmesi’nin uyarlanması sonucu belirlenen miktarın ipoteğin temelini oluşturduğundan alacağın belirlenmesinde göz önüne alınması gerektiğinden bahisle direnme hükmü bozulmuştur. Şikayetçi/borçlu vekili Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takibin dayanağı kredi sözleşmesinin uyarlanmasına ilişkin mahkeme kararı ile belirlenen miktarın ve ipoteğin eldeki şikâyetin çözümünde gözetilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun'un 881- 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukukî sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradî ipotek ve kanunî ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanunî ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrıl¬maktadır (Mehmet Ayan, Eşya Hukuku, C. III, Sınırlı Ayni Haklar, 2. Baskı, 2001, s. 183; Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4). Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851'de "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK.' nın 851'den de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (B.. Köprülü/S..Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Ş.. E../İ.. S../D.. G.., Eşya Hukuku, 2008, s. 538). Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medenî Kanun'un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır. Buna göre alacaklı, anaparadan (TMK. m. 875/I, b.1) başka, takip giderleri, gecikme faizi ve iflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faizle, son vadeden başlayarak işleyen faizleri (TMK. m. 875/I, b.2) de talep edebilir. Ayrıca alacaklı, rehinli taşınmazın korunması için zorunlu masraf yapmışsa ve özellikle malikin borçlu olduğu sigorta primlerini ödemişse, bundan doğan alacaklarının ipotekli taşınmazın değeri üzerinden karşılanmasını talep edebilir (TMK. m. 876). Belirtilen tüm bu alacakların miktarı, tapuda gösterilen ana alacağın miktarını aşsa bile aşan alacaklar da ipotekli taşınmazın güvencesinden yararlanırlar (Gürsoy/Eren/Cansel, s. 964; Ayan, s. 137). İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (K../K.., s. 287; A.., s. 192; Ayan, s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136). Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir (A.. A.., Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, A... Hemen burada, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin yasal düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır: Borç ödenmediğinde alacaklı rehni paraya çevirerek alacağını elde eder. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nun) Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İİK’nun 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İİK'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte üst sınır ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Bütün bu hususlar ve yasal düzenlemeler öğretide de kabul edilip, savunulmaktadır. (Bkz. C. Weland, İsmail Hakkı Tercümesi, Kanunu Medenide Ayni Haklar, İsviçre MK. 794. madde Şerhi; F. H. Saymen- M. K. Elbir, Türk Eşya Hukuku Dersleri, İstanbul, 1963 s. 533; B. Davran, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul, 1972, s. 23; Jale G. Akipek, Türk Eşya Hukuku, 3. Kitap, Ankara, 1972, s. 193; Gürsoy/Eren/Cansel, s. 1028 vd.; Köprülü/Kaneti, s. 288; Oğuzman/Seliçi/Oktay- Özdemir, s. 728- 729; Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, 2004, s. 863). Bu genel açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; karşı taraf/alacaklı banka tarafından 13.04.1993 tarihli Destek Kredisi Sözleşmesi ile kredi müşterisi şikayetçi borçluya 150.000 Amerikan Doları (1.423.650.000 TL) limitli bir destek kredisi kullandırdığı, ayrıca 13.04.1993 tarih ve 2524 yevmiye nolu ipotek belgesi ile .. ada .. parseli ve üzerindeki muhtesat ile birlikte borçlu-şikayetçi tarafından 1.430.460.000 TL bedelle alacaklı banka lehine ipotek ettiği, sözleşmenin 1. maddesi ile işyeri destek kredisi nedeniyle 12.04.1993 tarihi itibariyle anapara taksitlerini (faiz ve teferruatı ayrıca hesaplanıp ilave edilmek kaydıyla) aşağıda belirtilen vade ve miktarlarda ödeyeceği, 10.11.1997 tarihinde 185,444,974 TL; 10.12.1997 tarihinde 203.970.927 TL; 10.01.1998 tarihinde 224.347.623 TL; 10.02.1998 tarihinde 246.759.951 TL; 10.03.1998 tarihinde 271.411.270 TL; 10.04.1998 tarihinde 298.525.255 TL, bankaya borçlu olduğu 1.430.460.000 TL anapara borcuna borçlanma tarihinden itibaren aylık % 9 oranında faiz tahakkuk ettirilmesini, faiz, vergi ve fon ilave edilerek 10.05.1993 tarihinde başlamak üzere borcun tamamen tasfiye oluncaya kadar müteakip ayın 10.unda aylık anapara faizi olarak ödemeyi kabul ve taahhüt edeceği, bu nedenle maliki bulunduğu ve bütün vasıfları bu resmi senedin arka sayfasında özel sütunda yazılı taşınmazını banka lehine anapara 1.430.460.000 TL borç tamamen tasfiye edilinceye kadar aylık % 9 faiz ve ferileri ile sözleşmeden doğacak sair borçların teminatını teşkil etmek üzere birinci derecede ve serbest dereceden istifade etmek kaydıyla ipotek ettiği, belirtilen anapara taksitlerinden veya aylık olarak hesaplanacak ferilerinden herhangi birini gününde ve tam olarak ödemediği takdirde hiçbir ihbar yapılmasına gerek olmaksızın bakiye borcun kendiliğinden muaccel olacağını ve bu sebeple anapara ve faizlerinin fon ve gider vergisi ile birlikte derhal nakden ödenmediği takdirde borca muacceliyet tarihinden itibaren bu krediye uygulanan aylık akdi faizin senelik karşılığının % 50 sinden az olmamak kaydıyla bankanın kısa vadeli ticari kredi faiz oranının % 50 fazlası kadar temerrüt faizi, faizin yasal oranda KKDF ve gider vergisi hesaplanması ve bu yüzden yapılacak her türlü masraflarla % 10 oranında avukatlık ücreti ödemeyi kabul ve taahhüt edeceği, 9. maddesi ile, bu resmi senette hüküm bulunmayan hallerde ipoteğin temin ettiği krediye ilişkin ilgilisince imzalanmış olan işyeri destek kredisi sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını aynen kabul ettiğini beyan ve taahhüt edeceğini belirtmiştir. Açıkça görüldüğü üzere ipoteğin borçlu tarafından bankadan kullanılan kredinin teminatı olarak verildiğine ilişkin ipotek sözleşmesinde bir kayıt bulunmadığı gibi ipoteğin belirli bir miktar içermek suretiyle kesin karz ipoteği şeklinde kurulduğu anlaşılmaktadır. Şikayetçi/borçlu tarafından kredi taksitlerinin zamanında ödenmemesi üzerine başlatılan takip nedeniyle karşı taraf/alacaklı banka aleyhine açılan sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin dava sonucu İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.11.1999 gün ve 1997/1965 esas, 1999/1026 karar sayılı kararı ile; sözleşmenin uyarlanmasına, 09.04.1993 tarihli dövize endeksli konut kredisi sözleşmesinden doğan şikayetçi borcunun bilirkişi raporunda belirtilen miktarda olduğunun tespiti ile şikayetçi borcunun 06.10.1999 tarihinden başlamak suretiyle aylık 1.476.777.196 TL tutarındaki taksitler halinde ve toplam 51 taksitte ödenmesine karar verildiği anlaşılmakta olup, iş bu karar ile ipotek limiti uyarlanmadığı gibi ipoteğe atıf dahi yapılmamıştır. Ayrıca; Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında ipoteğin kesin borç ipoteği olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kesin borç ipoteğinde borçlunun ipotekten kaynaklanan sorumluluğu TMK'nun 875. maddesi kapsamında olup, bu maddeye göre alacaklı ancak ipotek akit tablosunda belirtilen ana para ve ferileri olan miktarla sınırlı olarak borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilir. O halde, tarafların imzasını taşıyan ipotek sözleşmesinin kesin karz ipoteği niteliğinde olması nedeniyle borçlunun sorumluluğu saptanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, isteminin kabulü gerekmiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince yapılan karar düzeltme incelemesi sonunda şikayetçi/borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2012 gün ve 2011/12-778 E., 2012/94 K. sayılı kararının kaldırılarak, direnme kararının UYGUN BULUNARAK, esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. Hukuk DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 19.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ]
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. - İCRANIN GERİ BIRAKILMASI - İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP - İTİRAZ - KAYITSIZ ŞARTSIZ BORÇ İKRARI- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 68 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 150 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 33 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 08.03.2007 gün ve 2007/24-247 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 21.06.2007 gün ve 2007/10220-12759 sayılı ilamı ile; (...Alacaklının takip dayanağı ipotek akit belgesine dayanarak başlattığı takipte borçlu borcun bir kısmına itirazla takibin o miktar için durmasını sağlamıştır. Alacaklı takibini İÎK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış, borçluya icra emri değil, ödeme emri tebliğ edilmiştir. Mahkemece anlaşmazlığın İÎK'nın 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davacı/alacaklı vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı/alacaklı kooperatif, 11.08.2006 tarihinde dava dışı borçlular ile davalı ipotek borçlusu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe girişerek 20.000,00 YTL tutarında asıl alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek %57 yıllık faiz ile tahsilini istemiş; fazlaya ilişkin ve faiz oranlarındaki artıştan doğan talep haklarını saklı tuttuklarını bildirmiş; takibini, S.S. Ü... Esnaf Kooperatifine ait, vadesi gelmiş 2005 Aralık, 2006 Mart, Haziran senetleri ile sözleşme gereği muaccel olan 4 adet senet ana para ve kredi faizi, temerrüt faizi borcuna ve bunların teminatı olarak verilen teminat ipotek akit belgesine dayandırmıştır. Borçlulara 11.08.2006 tarihli "İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte Ödeme Emri" gönderilmiştir (İİK 149/b). Ödeme emrinin tebliği üzerine davalı/Celal I. yasal sürede itiraz ederek; kısmi itiraz ettiğini, tahakkuk edilen borcun hangi nedenle talep edildiğinin açıkça anlatılmadıgını, borcun mahiyetinin belirsizlik içinde olup, detaylı olarak açıklanmadığını, gerçek borçlunun Nazike olup, borçlu adına 13.350 YTL miktarında kefaleti nedeniyle borca mukabil kendisine ait taşınmazın ipotek edildiğini, mevcut borcun 3.077.35 YTL'sinin ödenip, makbuzların ekli olduğunu, geriye kalan 10.500 YTL borcun taksit mukabilinde borçlu tarafından ödeneceğini, bu nedenle fazlaya ait olan borca itiraz ettiğini; mal beyanı olarak da kefaleti nedeniyle ipotek etmiş olduğu taşınmazı, bildirmiştir. İtiraz dilekçesi alacaklı tarafa ayrıca tebliğ edilmemiş; itirazın kaldırılması konulu eldeki dava 17.01.2007 tarihinde açılmıştır. ( Mahkemece duru şma açılarak icra dosyası getirtilmiş ve ilk celse, İİK m. 150/a, 150/ı gereği hesabın kat edilmesine ilişkin noter aracılığı ile hesap özeti gönderilmediği ve söz konusu belgelerin İİK m. 68/1'de belirtilen belgelerden olmadığı gerekçesiyle borcun 9.500,00 YTL kısmına yapılan itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı/alacaklı yanın temyizi üzerine Özel Daire'ce "Alacaklının takibini İİK'nın 149/b maddesi koşullarında başlattığı, borçluya ödeme emri gönderildiği, mahkemece anlaşmazlığın İİK m. 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığının gözardı edilerek gidilen sonucun doğru olmadığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme, "kararda İİK'nın 150/ı maddesinin maddi hatayla yer aldığı, ancak kararın diğer dayanaklarında ısrar ettiği, itirazın kaldırılması talebinin İİK'nın 150/a göndermesi ile 68/b maddesi hükümlerine göre çözüldüğü, hesap özetinin 68b/l. maddesine göre noter aracılığı ile borçluya gön-derilmeyip, 68b/2. maddesine göre borçluya banka nezdinde itiraz imkanı verilmediğinden borçlunun İİK'nın 68b/3. maddesi hükmüne göre hesap özetini itirazsız kabul etmiş sayılamayacağı, keza İİK'nın 68b/3. maddesine göre alacaklı belgelerinin de 68/1. maddede belirtilen belgelerden sayıla-madığı, rücu alacaklısı olarak takip başlatan alacaklı asıl alacaklının haklarına halef olduğundan fazlasına sahip olamayacağı, sonuca hiçbir etkisi olmayan maddi hatanın bozma sebebi yapılmasının hadisenin yorumunu ve anlaşılabilirliğini güçleştireceği" gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü temyize davacı/alacaklı vekili getirmiştir. Mahkemece, İİK'nın 150/ı maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, maddi hata sonucu kararda yer aldığı ifade edilmekle, bu husus uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından İİK 149/b maddesi koşullarında başlatılarak borçluya ödeme emri tebliğ edilen icra takibinde; ipotek borçlusu/davalının itirazının kaldırılmasına ilişkin alacaklı talebinin yasal dayanaklarının ne olduğu ve inceleme yönteminin nasıl olması gerektiği; bu cümleden olarak borçluya dava dışı banka tarafından hesap özeti borcunun gönderilmemesinin alacaklının belgelerinin İİK'nın 68/1. maddesinde sayılan belgelerden kabul edilmemesi ve dolayısıyla talebinin reddi sonucunu doğurup doğurmayacağı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin ortaya konulmasında yarar vardır. Bilindiği üzere ipotek, halen mevcut (doğmuş) veya ileride doğacak ya da ileride doğması muhtemel olan bir alacağın temini için tesis edilebilir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç (karz) ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nın) 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte teminat (üst sınır-limit) ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsam ında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Konuya ilişkin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Ödeme emri" başlıklı 149/b maddesi; "149. maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60. maddeye göre birer ödeme gönderir. 1- Ödeme müddeti otuz gündür. 2- Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bentte yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Hükmünü içermektedir. Bu durumda borçlu veya üçüncü şahıs aynı Kanun'un 150. maddesi hükmü gereği ödeme emrine itiraz edebilir. Bu husus "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 150. maddede; "Borçlu veya üçüncü şahıs ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilirler. Ancak, rehin hakkı itiraz konusu yapılamaz. İpoteğin iptali hakkında dava açılması halinde 72. madde hükümleri kıyasen uygulanır." Şeklinde ifade olunmuştur. Açıklanan şekilde İİK'nın 150. maddesine göre itiraz edilip, icra mahkemesinden bu itirazın kaldırılması istenirse de; mahkeme, İİK 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmalıdır. 2004 say ılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın İncelenmesi Usulü ve Hükümleri" başlıklı 150/a maddesinde: "Ödeme emrine itiraz hakkında 62'den 72. maddeye kadar olan hükümler uygulanır. Ancak; 1. ipotek, bir cari hesap veya işleyecek kredi vesaire gibi bir mukavelenin teminatı olarak verilmişse, icra mahkemesi bu mukavele ve bununla ilgili sair belge ve makbuzları 68. maddedeki esaslara göre incelemek yetkisini haizdir..." Denilmekte; Bu maddede atıf yapılan aynı Kanun'un "İtirazın kesin olarak kaldırılması" başlıklı 68. maddesinde ise; "(Değişik fıkra: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse, icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Borçlu murisine ait bir alacak için takip edilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse, bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz. (Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.) Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkar edilirse hakim, 68/a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar. Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde, vekil müteakip oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı, borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır. (Ek fıkra: 06.06.1985 - 3222/6 md.; Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.), (Değişik cümle: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar." Şeklinde yer alan hüküm ile de incelemede esas alınacak yöntem düzenlenmektedir. Hemen burada İfade edilmelidir ki, kural olarak, cari hesap-kredi sözleşmeleri yukarıda metni aynen alınan İİK'nın 68. maddesinde yazılı belgelerden değildir ve alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden icra mahkemesinden itirazın kaldırılması istenemez. Ne var ki, bu kuralın iki istisnası vardır; Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması; diğeri de İİK'nın 68/b maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesine dayanılarak noter aracılığıyla hesap özeti tebliğ edilip; buna 1 aylık sürede itiraz edilmemesi halinde İİK 68. maddede yer alan belge sayılarak, incelemenin yine bu maddedeki esaslara g öre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmesidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; Alacaklı kooperatif takibini, ipotek akit belgesine dayandırarak, İİK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış; borçluya icra emri değil, yine İİK'nın 149/b maddesine göre ödeme emri tebliğ ettirmiştir. Borçlu, İİK'nın 150. maddesine dayanarak borca kısmi itirazda bulunmuş; takip itiraz edilen miktar yönünden durmuştur. Alacaklı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde ödeme emrine itirazın incelenmesine ilişkin İİK'nın 150/a maddesine dayanarak borçlunun bu kısmi itirazının kaldırılmasını istemiştir. Şu durumda mahkeme, İİK'nın 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmak durumundadır. Bu esaslar gözetildiğinde, mahkemece yapılacak iş; kredinin kullandırıldığına dair borçluyu ilzam edecek gerekli belgeler (dahili çek, kasa tediye fişi vs) istenip, borçlunun İİK'nın 68. maddesindeki koşulları taşıyan ödeme belgesi varsa bunların da ibrazının istenmesi ile, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırmak ve ipotek limitinin aşılmayacağı da gözönünde bulundurularak sonuca gitmek olmalıdır. Aksine ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilip, bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Sonuç: Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.01.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ]
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. - İCRANIN GERİ BIRAKILMASI - İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP - İTİRAZ - KAYITSIZ ŞARTSIZ BORÇ İKRARI- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 68 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 150 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 33 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 08.03.2007 gün ve 2007/24-247 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 21.06.2007 gün ve 2007/10220-12759 sayılı ilamı ile; (...Alacaklının takip dayanağı ipotek akit belgesine dayanarak başlattığı takipte borçlu borcun bir kısmına itirazla takibin o miktar için durmasını sağlamıştır. Alacaklı takibini İÎK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış, borçluya icra emri değil, ödeme emri tebliğ edilmiştir. Mahkemece anlaşmazlığın İÎK'nın 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davacı/alacaklı vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı/alacaklı kooperatif, 11.08.2006 tarihinde dava dışı borçlular ile davalı ipotek borçlusu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe girişerek 20.000,00 YTL tutarında asıl alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek %57 yıllık faiz ile tahsilini istemiş; fazlaya ilişkin ve faiz oranlarındaki artıştan doğan talep haklarını saklı tuttuklarını bildirmiş; takibini, S.S. Ü... Esnaf Kooperatifine ait, vadesi gelmiş 2005 Aralık, 2006 Mart, Haziran senetleri ile sözleşme gereği muaccel olan 4 adet senet ana para ve kredi faizi, temerrüt faizi borcuna ve bunların teminatı olarak verilen teminat ipotek akit belgesine dayandırmıştır. Borçlulara 11.08.2006 tarihli "İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte Ödeme Emri" gönderilmiştir (İİK 149/b). Ödeme emrinin tebliği üzerine davalı/Celal I. yasal sürede itiraz ederek; kısmi itiraz ettiğini, tahakkuk edilen borcun hangi nedenle talep edildiğinin açıkça anlatılmadıgını, borcun mahiyetinin belirsizlik içinde olup, detaylı olarak açıklanmadığını, gerçek borçlunun Nazike olup, borçlu adına 13.350 YTL miktarında kefaleti nedeniyle borca mukabil kendisine ait taşınmazın ipotek edildiğini, mevcut borcun 3.077.35 YTL'sinin ödenip, makbuzların ekli olduğunu, geriye kalan 10.500 YTL borcun taksit mukabilinde borçlu tarafından ödeneceğini, bu nedenle fazlaya ait olan borca itiraz ettiğini; mal beyanı olarak da kefaleti nedeniyle ipotek etmiş olduğu taşınmazı, bildirmiştir. İtiraz dilekçesi alacaklı tarafa ayrıca tebliğ edilmemiş; itirazın kaldırılması konulu eldeki dava 17.01.2007 tarihinde açılmıştır. ( Mahkemece duru şma açılarak icra dosyası getirtilmiş ve ilk celse, İİK m. 150/a, 150/ı gereği hesabın kat edilmesine ilişkin noter aracılığı ile hesap özeti gönderilmediği ve söz konusu belgelerin İİK m. 68/1'de belirtilen belgelerden olmadığı gerekçesiyle borcun 9.500,00 YTL kısmına yapılan itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı/alacaklı yanın temyizi üzerine Özel Daire'ce "Alacaklının takibini İİK'nın 149/b maddesi koşullarında başlattığı, borçluya ödeme emri gönderildiği, mahkemece anlaşmazlığın İİK m. 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığının gözardı edilerek gidilen sonucun doğru olmadığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme, "kararda İİK'nın 150/ı maddesinin maddi hatayla yer aldığı, ancak kararın diğer dayanaklarında ısrar ettiği, itirazın kaldırılması talebinin İİK'nın 150/a göndermesi ile 68/b maddesi hükümlerine göre çözüldüğü, hesap özetinin 68b/l. maddesine göre noter aracılığı ile borçluya gön-derilmeyip, 68b/2. maddesine göre borçluya banka nezdinde itiraz imkanı verilmediğinden borçlunun İİK'nın 68b/3. maddesi hükmüne göre hesap özetini itirazsız kabul etmiş sayılamayacağı, keza İİK'nın 68b/3. maddesine göre alacaklı belgelerinin de 68/1. maddede belirtilen belgelerden sayıla-madığı, rücu alacaklısı olarak takip başlatan alacaklı asıl alacaklının haklarına halef olduğundan fazlasına sahip olamayacağı, sonuca hiçbir etkisi olmayan maddi hatanın bozma sebebi yapılmasının hadisenin yorumunu ve anlaşılabilirliğini güçleştireceği" gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü temyize davacı/alacaklı vekili getirmiştir. Mahkemece, İİK'nın 150/ı maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, maddi hata sonucu kararda yer aldığı ifade edilmekle, bu husus uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından İİK 149/b maddesi koşullarında başlatılarak borçluya ödeme emri tebliğ edilen icra takibinde; ipotek borçlusu/davalının itirazının kaldırılmasına ilişkin alacaklı talebinin yasal dayanaklarının ne olduğu ve inceleme yönteminin nasıl olması gerektiği; bu cümleden olarak borçluya dava dışı banka tarafından hesap özeti borcunun gönderilmemesinin alacaklının belgelerinin İİK'nın 68/1. maddesinde sayılan belgelerden kabul edilmemesi ve dolayısıyla talebinin reddi sonucunu doğurup doğurmayacağı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin ortaya konulmasında yarar vardır. Bilindiği üzere ipotek, halen mevcut (doğmuş) veya ileride doğacak ya da ileride doğması muhtemel olan bir alacağın temini için tesis edilebilir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç (karz) ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nın) 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte teminat (üst sınır-limit) ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsam ında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Konuya ilişkin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Ödeme emri" başlıklı 149/b maddesi; "149. maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60. maddeye göre birer ödeme gönderir. 1- Ödeme müddeti otuz gündür. 2- Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bentte yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Hükmünü içermektedir. Bu durumda borçlu veya üçüncü şahıs aynı Kanun'un 150. maddesi hükmü gereği ödeme emrine itiraz edebilir. Bu husus "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 150. maddede; "Borçlu veya üçüncü şahıs ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilirler. Ancak, rehin hakkı itiraz konusu yapılamaz. İpoteğin iptali hakkında dava açılması halinde 72. madde hükümleri kıyasen uygulanır." Şeklinde ifade olunmuştur. Açıklanan şekilde İİK'nın 150. maddesine göre itiraz edilip, icra mahkemesinden bu itirazın kaldırılması istenirse de; mahkeme, İİK 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmalıdır. 2004 say ılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın İncelenmesi Usulü ve Hükümleri" başlıklı 150/a maddesinde: "Ödeme emrine itiraz hakkında 62'den 72. maddeye kadar olan hükümler uygulanır. Ancak; 1. ipotek, bir cari hesap veya işleyecek kredi vesaire gibi bir mukavelenin teminatı olarak verilmişse, icra mahkemesi bu mukavele ve bununla ilgili sair belge ve makbuzları 68. maddedeki esaslara göre incelemek yetkisini haizdir..." Denilmekte; Bu maddede atıf yapılan aynı Kanun'un "İtirazın kesin olarak kaldırılması" başlıklı 68. maddesinde ise; "(Değişik fıkra: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse, icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Borçlu murisine ait bir alacak için takip edilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse, bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz. (Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.) Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkar edilirse hakim, 68/a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar. Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde, vekil müteakip oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı, borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır. (Ek fıkra: 06.06.1985 - 3222/6 md.; Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.), (Değişik cümle: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar." Şeklinde yer alan hüküm ile de incelemede esas alınacak yöntem düzenlenmektedir. Hemen burada İfade edilmelidir ki, kural olarak, cari hesap-kredi sözleşmeleri yukarıda metni aynen alınan İİK'nın 68. maddesinde yazılı belgelerden değildir ve alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden icra mahkemesinden itirazın kaldırılması istenemez. Ne var ki, bu kuralın iki istisnası vardır; Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması; diğeri de İİK'nın 68/b maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesine dayanılarak noter aracılığıyla hesap özeti tebliğ edilip; buna 1 aylık sürede itiraz edilmemesi halinde İİK 68. maddede yer alan belge sayılarak, incelemenin yine bu maddedeki esaslara g öre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmesidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; Alacaklı kooperatif takibini, ipotek akit belgesine dayandırarak, İİK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış; borçluya icra emri değil, yine İİK'nın 149/b maddesine göre ödeme emri tebliğ ettirmiştir. Borçlu, İİK'nın 150. maddesine dayanarak borca kısmi itirazda bulunmuş; takip itiraz edilen miktar yönünden durmuştur. Alacaklı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde ödeme emrine itirazın incelenmesine ilişkin İİK'nın 150/a maddesine dayanarak borçlunun bu kısmi itirazının kaldırılmasını istemiştir. Şu durumda mahkeme, İİK'nın 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmak durumundadır. Bu esaslar gözetildiğinde, mahkemece yapılacak iş; kredinin kullandırıldığına dair borçluyu ilzam edecek gerekli belgeler (dahili çek, kasa tediye fişi vs) istenip, borçlunun İİK'nın 68. maddesindeki koşulları taşıyan ödeme belgesi varsa bunların da ibrazının istenmesi ile, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırmak ve ipotek limitinin aşılmayacağı da gözönünde bulundurularak sonuca gitmek olmalıdır. Aksine ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilip, bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Sonuç: Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.01.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2007/21371 E., 2007/22231 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGebze İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip İİK.nun 149/b maddesi uyarınca asıl borçluya ipotek üçüncü kişi tarafından verilmiş ise veya ipotekli taşınmazın mülkiyeti üçüncü kişiye geçmiş ise bu kişiye karşı birlikte yapılır.
12. Hukuk Dairesi         2007/21371 E.  ,  2007/22231 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gebze İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 28/12/2006 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip İİK.nun 149/b maddesi uyarınca asıl borçluya ipotek üçüncü kişi tarafından verilmiş ise veya ipotekli taşınmazın mülkiyeti üçüncü kişiye geçmiş ise bu kişiye karşı birlikte yapılır. Anılan takip şeklinde “asıl borçlu ile taşınmaz maliki üçüncü kişi” arasında mecburi takip arkadaşlığı vardır. Somut olayda takip ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılmış örnek 9 ödeme emri tebliği üzerine borçlularından S. E. Mahkemeden takibin iptalini istemiştir. S. E.’ın “borçlu” ve “ipotek veren üçüncü kişi” olmadığı, sadece 09.04.2003 tarihli kredi sözleşmesini H. E. ile birlikte müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı görülmektedir. Bu durumda şikayetçi S. E.’ın İİK.nun 149/b maddesinde yazılı asıl borçlu ve ipotek veren sıfatını taşımadığı gözetilerek hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması mümkün olmayıp adı geçenin başvurusu süreye tabi değildir. Zira, İİK.nun 149/b-2. maddesinde yazılı süre, borçlu ve ipotek veren için öngörülmüştür. Bu sıfatları taşımayan şikayetçi hakkında da ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılması yasanın anılan hükmüne ve kamu düzenine aykırı olduğu gibi madde de yazılı olmadığı halde şikayetçinin takipte taraf gösterilmesi, bu kişinin pasif dava (takip) ehliyeti bulunmadığı için de hakkında takip yapılması kamu düzenine aykırı olup başvurusu bu yönü ile de süreye tabi bulunmamaktadır. O halde, şikayetçi S.  E.’ın yönünde de takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ  : Borçlu S. E. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 27.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.