2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 148

İcra ve İflas Kanunu 148. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 148/a- (Ek: 17/7/2003-4949/41 md.) İpotek sözleşmesinin tarafları veya ipotekli taşınmazı daha sonra satın alanlar ya da bunların halefleri, tapu sicili müdürlüğüne yurt içinde bir tebligat adresi bildirmek zorundadırlar. Aksi takdirde ilgililerin tescil talebi, tapu sicili müdürlüğünce reddolunur. Adresin değiştirilmesi tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur. Yeni adresin bildirilmemesi hâlinde tebligatların eski adrese ulaştığı tarih tebellüğ tarihi sayılır. 1 – İcra emri:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/2728 E., 2025/2662 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
maddesine göre tebligat yapılamayacağı, tapunun 07.06.2020 tarihli yazısı ile esas icra dairesine bildirdiği adresin ipotek işlemine ilişkin resmi senedin imzası sırasında tapuya bildirilen adres olmadığı, 2004 sayılı Kanun’un 148/a maddesinin uygulanabilir olmadığı, tüm tebligat parçalarında açıkça muhatabın (davacının) ‘yurt dışında yaşadığı’ şerhinin yazıldığı, esas ve talimat icra dairelerince
3. Hukuk Dairesi         2024/2728 E.  ,  2025/2662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/589 E., 2024/789 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/948 E., 2022/100 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip kapsamında Almanya’da ikamet eden davacıya ait taşınmazların talimat dosyası üzerinden 10.10.2011 tarihinde yapılan ihale ile alacağa mahsuben satıldığını, davacının satış işleminden 2019 yılı Ağustos ayında haberdar olduğunu, esas icra dosyasında ve talimat dosyasında yapılan icra emri, taşınmaz kıymet takdiri ve satış ilanına ilişkin tüm tebligat işlemlerinin geçersiz olduğunu, tebligatlarda davacının yurtdışında yaşadığı beyan ve şerh edildiği halde yurt dışı adresinin araştırılmadığını ve usulsüz olarak Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapıldığını, davacıya ait taşınmazların bedelinin çok altında %40 oranında bedel ile itirazsız olarak cebri icra yoluyla satıldığını, davacının icra takibi dosyasında asıl borçlu olmadığını, ipotek konusu taşınmazların maliki olduğunu, alacaklı ile asıl borçlu arasındaki kredi sözleşmesinin tarafı olmadığını, satıştan haberi olsa idi taşınmazlarının yok pahasına satışını engellemek için borçlunun kredi borcunu kapatabileceğini ileri sürerek; belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 5. maddesine göre 10.000,00 TL zararın ihale tarihi olan 10.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; yetki itirazında bulunarak davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, alacaklı Vakıfbank tarafından borçlular ... ve ... İnş. Teks. Gıd. Ltd. Şti.ye karşı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıldığını, satış işlemlerin esas icra dairesinin gönderdiği talimat ve yazılara göre yapıldığını, tebligatların usule ve yasaya uygun olarak kesinleştirildiğini, bildirilen son adrese tebligat yapıldıktan sonra tapu müdürlüğünden adres araştırması yapılarak bildirilen adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapıldığını, tebligat işlemlerinde bir usulsüzlük bulunmadığını ve alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ipotek işlemine ilişkin resmi senette davacının adresine yer verilmediği, 2004 sayılı Kanun’un 21/2 maddesindeki yasal tanımlamanın mefhum-u muhalifinden ipotek senedinde hiç belirtilmeyen adresin değiştirilmesi de söz konusu olmayacağından ipotek verene Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılamayacağı, tapunun 07.06.2020 tarihli yazısı ile esas icra dairesine bildirdiği adresin ipotek işlemine ilişkin resmi senedin imzası sırasında tapuya bildirilen adres olmadığı, 2004 sayılı Kanun’un 148/a maddesinin uygulanabilir olmadığı, tüm tebligat parçalarında açıkça muhatabın (davacının) ‘yurt dışında yaşadığı’ şerhinin yazıldığı, esas ve talimat icra dairelerince yapılan tebligatların geçersiz olduğu, davalının sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olmakla birlikte, esas ve talimat icra daireleri icra müdür yardımcılarının kusurları sebebiyle davalının davacının zararından 2004 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca kusursuz sorumlu olduğu, davacının uğradığı maddi zararın, taşınmazların cebri icra yoluyla satış tarihi olan 10.10.2011 tarihindeki gerçek (rayiç) değeri olan 325.476,64 TL tutarında olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile toplam 325.476,64 TL tazminatın 10.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının cevap süresi içerisinde zaman aşımı itirazında bulunduğu, mahkemece bu hususta olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadan davanın esasına geçilerek karar verildiği, davacıya ait taşınmazın cebri satışına ilişkin ihalenin 10.10.2011 tarihinde gerçekleştiği, taşınmazın dava dışı banka adına 15.11.2011 tarihinde tescil edildiği, davacı borçlunun icra dosyasının fotokopisini 08.10.2018 tarihinde aldığı, davacının ihaleyi ve satışı bu tarihte öğrendiği, dava tarihi itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, usulsüz tebligatla ilgili görevi kötüye kullanma/ görevi ihmal için ceza zaman aşımı süresinin de olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl olduğu, davanın açıldığı tarihte uzamış zaman aşımı süresinin de dolduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davacının satış işleminden 2019 yılının Ağustos ayında haberdar olduğunu, dosya fotokopisi alınması hususunda bir talepte bulunmadığını, bu hususa ilişkin söz konusu belge üzerinde yazı ve imza incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, usulsüz satış işlemi nedeniyle davacının zarara uğradığını ve zamanaşımı süresinin dolmadığını ileri sürerek; kararın bozulması talep etmiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, 2004 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince icra memurunun kusurundan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2004 sayılı Kanun'un "Sorumluluk" başlıklı 5. maddesi "İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır. " hükmünü içerir. Yine Kanunun "Zarar ve ziyan davasının zamanaşımı" başlıklı 7. maddesi "Zarar ve ziyan davası, mutazarrır olan tarafın zararı öğrendiği günden bir sene ve her halde zarar ve ziyanı mucip fiilin vukuundan on sene geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki zarar ve ziyan cezayı mucip bir fiilin neticesi olupta ceza kanunları bu fiili daha uzun bir müddetle zamanaşımına tabi tutmakta ise hukuk davasında da ceza zamanaşımı cari olur." hükmü ile icra ve iflas dairesi görevlilerinin kusurundan kaynaklı tazminat alacağı için zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde zararın meydana gelmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Sahtelik incelemesi" başlıklı 211. maddesi "(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." hükmünü içerir. Herhangi bir belgedeki imza veya yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Somut olayda; davacıya ait taşınmazın, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip sonucunda 10.10.2011 tarihinde ihale ile satıldığı, davanın 25.12.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince davacının icra dosyasının fotokopisini 08.10.2018 tarihli dilekçesi ile müracaat ederek aldığı, ihaleyi ve satışı bu tarihte öğrendiği, davanın bir yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Davacı vekili temyizinde, davacının icra dosyasında bu yönde bir talepte bulunmadığını, satış işleminden 2019 yılı Ağustos ayında haberdar olduğunu beyan etmekle bahsi geçen dilekçe üzerindeki imza ve yazıya itirazda bulunmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; 6100 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yazılı usul izlenip, inkar edilen imzanın atıldığı tarihe mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen ve karşılaştırma yapmaya elverişli imzaları içerir belgeler celp edilerek, icra dosyasına davacı adına sunulduğu görülen 08.10.2018 tarihli dilekçedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda bilirkişi raporu alınması ve ulaşılacak sonuca göre davalı tarafın zamanaşımı def'i hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371/1 maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2022/1619 E., 2023/1553 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, İİK’nın 148. maddesi.
6. Hukuk Dairesi         2022/1619 E.  ,  2023/1553 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1169 E., 2021/1788 K. ŞİKAYETÇİ : ... Mühendislik ve Zayıf Akım Teknoloji Sistemleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili Avukat ... ŞİKAYET OLUNAN : ... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 25.11.2019 HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/1368 E., 2020/1041 K. Taraflar arasındaki sıra cetvelinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Kararın şikayet olunan tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayet olunan tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Şikayetçi vekili dava dilekçesinde; düzenlenen sıra cetvelinde 3. kişideki hak ve alacaklara ilişkin hacizlerinin ilk sırada yer alan şikayet olunandan daha önce olduğunu savunarak, sıra cetvelinin iptalini istemiştir. II. CEVAP Şikayet olunan vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haczedilen paraya haciz işlemini uygulayan Burdur İl Özel İdaresi öncesinde her iki icra dosyasından gelen haciz müzekkerelerine öncelikle itiraz ettiği, sonrasında gelen haciz yazılarına ise şikayetçinin alacaklı olduğu icra dosya alacağına önce olmak üzere haciz şerhini işlediği, gerek ilk olarak itiraza uğrayan haciz müzekkereleri gerekse 2. kez gönderilen ve haciz şerhinin işlendiği haciz müzekkerelerine göre tarih sıralaması olarak şikayetçinin alacaklı olduğu dosya alacağının öncelikli olduğu gerekçesi ile sıra cetvelinin iptaline karar vermiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayet olunan istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Şikayet olunan vekilince "süre tutum" ve "istinaf" beyanlı dilekçelerinde kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek kararın kaldırılmasını istemiş, ancak gerekçeli kararın tebliğine rağmen yasal sürede gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmamış, 24.11.2021 tarihli dilekçesinde ise şikayetçinin alacaklı olduğu dosya hakkında icranın durdurulmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şikayetçinin süre tutum dilekçesinde istinaf nedenlerini bildirmediği gibi karar tebliğine rağmen, gerekçeli istinaf başvuru dilekçesinin sunulmadığı, kamu düzeni ile sınırlı inceleme yapılarak, kamu düzeni yönünden bir eksiklik bulunmadığı görülmekle şikayet olunan vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayet olunan temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Şikayet olunan vekili temyiz dilekçesinde, şikayetçinin alacaklı olduğu dosya hakkında icranın durdurulmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, şikayetçinin takibi durduğundan sıra cetvelinde yer alamayacağını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesi için kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, İİK’nın 148. maddesi. 3. Değerlendirme Dava sıra cetvelinin iptali istemine ilişkin olup, şikayetçinin alacaklı olduğu Ankara 9. İcra Dairesinin 2019/48E. Sayılı icra takibinin durdurulmasına 19.10.2021 tarihinde karar verildiği ve bu kararın 10.11.2021 tarihinde kesinleştiği, bu hali ile şikayetçinin sıra cetvelinin iptalini istemede hukuki menfaatinin kalmadığı anlaşılmış olmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabule karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1717 E., 2015/895 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip" başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2013/1717 E.  ,  2015/895 K. * KREDİ SÖZLEŞMESİNDEKİ KEFALET İMZASININ İNKARI * İCRA MAHKEMESİNİN İMZA İNKARINDA İNCELEME YETKİSİ * MÜŞTEREK BORÇLU MÜTESELSİL KEFİL ALEYHİNE İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ * ANA PARA - ÜST SINIR İPOTEĞİ * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 23 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 851 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 881 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 882 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 887 * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 889 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 68 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 149 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 150 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 20 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 5.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.05.2012 gün ve 2012/58 E.-2012/360 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı-alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 23.11.2012 gün ve 2012/10087 E.-2012/11077 K. sayılı ilamı ile; (...İİK.nun 150/ı maddesinde "borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrı nakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti İcra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149.madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle tetkik merciine şikayette bulunma hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir..." Bu nedenle hesap özetine itiraz edilmesi halinde, gönderilen icra emrinin iptaline karar verilemez. Ancak madde hükmü gereğince icra mahkemesince inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilir. Somut olayda; borçlular vekili tarafından ihtarnameye itiraz edildiği, “kullanılmış olan kredilerden bir kısmında müvekkilin imzası ve rızası bulunmamakla kullanılmıştır” denilerek borca itirazda bulunulduğu, aynı itirazların 22.01.2010 tarihinde keşide edilen ihtarnameye cevapta da beyan edildiği anlaşıldığından, mahkemece bilirkişi aracılığı ile (gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle) İİK.nun 68/b maddesi koşullarında inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken açıklanan madde hükümlerine aykırı biçimde yazılı gerekçelerle sonuca gidilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, takibin iptali istemine ilişkindir. Davacı/borçlu, takibe konu borcun davalı banka ile akdedilen genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılmış olan krediler ve müvekkili A.. F.. tarafından bu kredilerin teminatı olarak verilen ipoteğe dayandığını, bu kredilerin ödenmemesi nedeniyle gönderilen ihtarnamaye itiraz edildiğini, kullanılmış olan kredi sözleşmelerinin ve dekontların bir kısmında müvekkilinin imzasının ve rızasının bulunmadığını, bankaya yapılan müracaat ile gerçek borç miktarının çıkarılmasının istenmesine karşın cevap verilmeyerek icra takibine girişildiğini, takibe konu borcu ve tüm ferilerini kabul etmediklerinden öncelikle takibin durdurulmasına, imza ve bilirkişi incelemesi yapılmasına, takibin ve ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı banka vekili; kredi sözleşmesinin teminatını sağlamak için kullandırılan kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili davacı A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı bağımsız bölüm üzerine birinci derecede 600.000,00 TL bedelle ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine 20.01.2010 tarihli ihtarname ile tüm kredi hesaplarının muaccel hale geldiğini, toplam 321.034,43 TL alacağın tahsili amacıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe başlandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece; imzası inkar edilen kredi sözleşmesi ve hesap kat ihtarının İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı ve ayrıca ipotek akit tablosu da kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediğinden borçlulara icra emri tebliğinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiştir. Davalı/alacaklı yanın temyizi üzerine karar Özel Dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece önceki gerekçe tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı-alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nın 150/ı maddesi ile borçlunun hesap kat ihtarına itiraz ettiğini belirterek icra emrine karşı şikayette bulunulması durumunda alacaklı bankanın İİK'nın 68/b maddesi gereğince alacağını diğer belgelerle kanıtlama imkanı getirilmiş ise de icra emrine dayanak kredi sözleşmelerindeki imzanın inkar edilmesi halinde İİK'nın 68/b maddesi gereğince icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yaptırılıp yaptırılamayacağı, borçlulara icra emri gönderilip gönderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun'un 881- 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukukî sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradî ipotek ve kanunî ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanunî ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrılmaktadır (Mehmet Ayan, Eşya Hukuku, C.III, Sınırlı Ayni Haklar, 2.Baskı, 2001, s. 183; Jale G.Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4). Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851'de "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK' nın 851.maddesinden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (Bülent Köprülü/Selim Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Şeref Ertaş/İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538). Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medenî Kanun'un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır. İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (Köprülü/Kaneti, s. 287; Akipek, s. 192; Ayan, s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136). Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir (Atilla Altop, Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, 1999-2000, s. 37, 38). Uyuşmazlığın çözümü için bu aşamada ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin yasal düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır: Borç ödenmediğinde alacaklı rehni paraya çevirerek alacağını elde eder. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip" başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İİK’nun 149.maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3.maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İİK'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte üst sınır ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149.maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3.maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Bütün bu hususlar ve yasal düzenlemeler öğretide de kabul edilip, savunulmaktadır (Bkz. C. Weland, İsmail Hakkı Tercümesi, Kanunu Medenide Ayni Haklar, İsviçre MK. 794.madde Şerhi; F. H. Saymen- M. K. Elbir, Türk Eşya Hukuku Dersleri, İstanbul, 1963 s. 533; B. Davran, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul, 1972, s. 23; Jale G.Akipek, Türk Eşya Hukuku, 3.Kitap, Ankara, 1972, s. 193; Gürsoy/Eren/Cansel, s. 1028 vd.; Köprülü/Kaneti, s. 288; Oğuzman/Seliçi/Oktay- Özdemir, s. 728- 729; Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, 2004, s. 863). Bu genel açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı/alacaklı banka tarafından Kredi Genel Sözleşmeleri ile kredi müşterisi olan ve hakkındaki dava tefrik edilen D.. Ltd. Şti'ne kullandırılan veya kullandırılacak olan kredilerden ya da her türlü sebepten doğmuş ve doğacak borçların teminatı olarak 31.01.2007 tarihinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil A.. F..'ın maliki olduğu 25324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 8 numaralı mesken nitelikli, bağımsız bölüm üzerinde 600.000,00 TL bedelle alacaklı T.V..Bankası TAO lehine 1.derecede, %45 değişken faizli, fekki bildirilinceye kadar hüküm ifade etmek üzere ipotek resmi senedi düzenlenmiştir. Düzenlenen ipoteğin üst sınır ipoteği olduğu ve kayıtsız şartsız bir borç ikrarını içermediği hususunda Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı/borçlu, davalı banka tarafından gönderilen hesap kat ihtarı ve hesap özetlerini içeren ihtarnameye süresi içinde itiraz etmiştir.Davacı/borçlu itirazında, kullanılmış olan kredilerin bir kısmında şirket yetkilisinin imzasının ve rızasının olmadığını belirtmiştir. Davalı/alacaklı banka, davacı /borçlu aleyhine 26.03.2010 tarihinde takip başlatmış olup davacı/borçluya “İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte İcra Emri” gönderilmiştir. İcra emrinin 11.01.2012 tarihinde davacı/borçluya tebliğ edilmesi üzerine görülmekte olan dava ile 18.01.2012 tarihinde takibin iptali istenmiştir. Davacı/borçlu hesap kat ihtarına süresi içinde itiraz ettiğinden gönderilen icra emrine karşı şikayet yoluna başvurmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken İİK'nın 150/ı maddesi "Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149 uncu madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki, krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayrinakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikayette bulunmak hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikayeti reddedilir. İcra mahkemesinde yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunmadıkça takibin durdurulmasına karar verilemez. Hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması Türk Medeni Kanununun 887 nci maddesinde öngörülen ödeme istemi yerine geçer.” hükmünü haizdir. Anılan madde hükmü uyarınca, kredi sözleşmesi nedeniyle hesap özeti ve ihtarname tebliğ edilen davacı/borçlunun İİK'nın 150/ı maddesi gereğince gönderilen icra emrine karşı şikayeti vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayeti reddedilmelidir. Davacı/ borçlu bir kısım kredi sözleşmeleri ve dekontlardaki imzalarına itiraz etmiştir. İİK'nun 68/b/III maddesi hükmü gereğince kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar bu Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılırlar. İİK'nın 150/ı maddesinde düzenlenen bu şikayet hakkının teknik anlamda bir şikayet olmadığı, borca itiraz niteliğinde olduğu görüşü savunulmaktadır (Arslan Ramazan,İcra ve İflas Kanunun 68/b ve 150/ı Maddelerinde Düzenlenen Kuralların Uygulanmasında Ortaya Çıkan Sorunlar, Türkiye Bankalar Birliği Dergisi, Yıl.9, syf:76,1998.,aynı görüşte, Erdal Tercan,İpoteğin Paraya Çevrilmesinde Kredi Kurumlarının Özel Durumu Batıder C.XVII,s.4,s:75-100) . Bu durumda, icra mahkemesinde İİK'nın 68/1.maddesinde belirtilen belgelerden sayılan kredi sözleşmelerindeki imzalara itiraz edilmesi halinde icra mahkemesi tarafından imza incelemesi yapılamayacağından mahkemece, davacı/borçlunun kısmi itirazı gözetilerek davalı bankaya alacağını İİK'nın 68/b maddesindeki belgelerle kanıtlama imkanı tanınmak suretiyle, bilirkişi incelemesi yapılarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak gerektiğinden Özel Daire kararında parantez içinde gösterilen "(gerektiğinde imza incelemesi de yapılmak suretiyle)" kısmının ilamdan çıkarılması gerekmiştir. Bu nedenle direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır, S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 04.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nun) Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2012/12-708 E.  ,  2012/579 K. "İçtihat Metni" MAHKEME:İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİH:08/03/2011 Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; İzmir 5. İcra Mahkemesinden verilen 08.03.2011 gün ve 85/252 E., K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 22.02.2012 gün ve 2011/12-778 E., 2012/94 K. sayılı ilamın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi şikayetçi/borçlu vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstek, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, icra müdürlüğünün işlemini şikayete ilişkindir. Şikayetçi/borçlu vekili, alacaklı banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ipotek limitini aşar şekilde yapılan takibin usulsüz olduğunu ve talep edilen faiz oranına da itiraz ederek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Karşı taraf/alacaklı vekili, şikayetçi borçlunun bankalarından konut destek kredisi kullandığını ve kesin borç ipoteği kurulduğunu, borçlunun açtığı uyarlama davasında borcun taksitler halinde ödenmesine karar verilmesine karşın, ödemeleri yapmayarak temerrüde düştüğünü, bu nedenle borcun muaccel hale geldiğini, faize yapılan itirazın da yerinde olmadığını belirterek şikayetin reddini savunmuştur. Yerel Mahkeme'nin ilk kararının kısa ve gerekçeli kararın birbirinden farklı ve çelişkili oluşturulması nedeniyle bozulmuş; bu usuli bozmaya uyularak verilen ikinci kararda ise, takibin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılmış olduğu, ipotek sözleşmesinde haricen yapılan kredi sözleşmesine açıkça atıfta bulunulmadığı, kredi sözleşmesi ve uyarlama kararının ayrı bir takip konusu yapılması gerektiği, icra takip tarihi itibariyle karz ipoteğinde belirtilen anlaşma koşulları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu toplam borç miktarının 16.118,78 TL olduğunun anlaşıldığı, ancak şikayetçi/borçlu tarafından takip tarihi itibariyle borcun 23.156,69 TL olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle ve kabulle bağlılık ilkesi de dikkate alınarak toplam alacağın, kabul edilen miktar üzerinden düzeltilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairece, takip dayanağı ipotek akit tablosunun incelenmesinde ipoteğin kesin borç ipoteği niteliğinde kurulduğu ve aylık faiz oranlarının belirtildiği, ayrıca 1994 yılında yapılan takip nedeniyle borçlu tarafça İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi'ne yaptığı sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin başvuru sonucunda da 25.11.1999 tarihli ilamla borç belirlendiğinden, mahkemece itirazın açıklanan ilam ve ipotek doğrultusunda değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş; mahkemece, önceki kararda direnilmekle, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca Destek Kredi Sözleşmesi’nin uyarlanması sonucu belirlenen miktarın ipoteğin temelini oluşturduğundan alacağın belirlenmesinde göz önüne alınması gerektiğinden bahisle direnme hükmü bozulmuştur. Şikayetçi/borçlu vekili Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takibin dayanağı kredi sözleşmesinin uyarlanmasına ilişkin mahkeme kararı ile belirlenen miktarın ve ipoteğin eldeki şikâyetin çözümünde gözetilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipotek kavramı üzerinde durulması ve kesin borç (anapara) ipoteği ile üst limit (maksimal) ipoteği arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanun'un 881- 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Kemal Gürsoy/Fikret Eren/Erol Cansel, Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). İpotek, güvence miktarının belirleniş tarzından ve kaynağından (hukukî sebebinden) hareketle sınıflandırılabilir. Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere ikiye ayrılır. Kaynağına göre ise, iradî ipotek ve kanunî ipotek olmak üzere iki tür ipotekten bahsedebiliriz. Kanunî ipotek de kendi içerisinde, doğrudan doğruya kanundan doğan ipotek hakları ve dolayısıyla kanundan doğan ipotek hakları şeklinde ikiye ayrıl¬maktadır (Mehmet Ayan, Eşya Hukuku, C. III, Sınırlı Ayni Haklar, 2. Baskı, 2001, s. 183; Jale G. Akipek/Turgut Akıntürk, s. 792; İlhan Helvacı, Sözleşmeden Doğan İpotek, 2008, s. 4). Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek, güvence altına alacağı alacak açısından geniş bir uygulama alanına sahiptir. Yukarıda da belirtildiği üzere, şarta bağlı veya şartsız, belirli veya belirsiz her türlü alacağın, hatta ilerde doğacak veya doğması yalnız imkân dâhilinde olan alacakların dahi ipotekle güvence altına alınması mümkündür. Bununla birlikte, borçlunun doğmuş ve doğacak bütün borçlarının ipotekle güvence altına alınması mümkün değildir. Borçlunun ekonomik özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlanıyor olması nedeniyle bu tür taahhütler, kişilik haklarına aykırılık nedeniyle geçerli kabul edilmemektedir (TMK. m. 23, BK. m. 20) (Akipek/Akıntürk s. 756; Helvacı, s. 6, dn. 9). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK. m. 851'de "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK.' nın 851'den de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (B.. Köprülü/S..Kaneti, Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay- Özdemir, Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Nuşin Ayiter, Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, s. 757; Mustafa Dural, Eşya Hukuku Dersleri, 1981, s. 136; Ayan, s. 136; HGK. 24.05.1989, E. 11294/ K. 378, (YKD. S. l, 1990, s. 11). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Ş.. E../İ.. S../D.. G.., Eşya Hukuku, 2008, s. 538). Anapara ipoteği, mevcut ve miktarı belirli alacaklar için kurulur. Bu tür alacaklar için anapara ipoteği kurulması hâlinde, güvence altına alınan alacağın gerçek miktarı tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, tapudaki kayıt sadece borçlanılan sermayenin gerçek miktarını temsil eder (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720). Ancak, anılan ipotek türünde rehin yükünün kapsamı, tapu kütüğüne tescil edilen alacak miktarı ile sınırlı değildir. Medenî Kanun'un 875 ve 876. maddelerinde sayılan yan alacaklar da rehin yükü kapsamındadır. Buna göre alacaklı, anaparadan (TMK. m. 875/I, b.1) başka, takip giderleri, gecikme faizi ve iflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faizle, son vadeden başlayarak işleyen faizleri (TMK. m. 875/I, b.2) de talep edebilir. Ayrıca alacaklı, rehinli taşınmazın korunması için zorunlu masraf yapmışsa ve özellikle malikin borçlu olduğu sigorta primlerini ödemişse, bundan doğan alacaklarının ipotekli taşınmazın değeri üzerinden karşılanmasını talep edebilir (TMK. m. 876). Belirtilen tüm bu alacakların miktarı, tapuda gösterilen ana alacağın miktarını aşsa bile aşan alacaklar da ipotekli taşınmazın güvencesinden yararlanırlar (Gürsoy/Eren/Cansel, s. 964; Ayan, s. 137). İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (K../K.., s. 287; A.., s. 192; Ayan, s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 720; Köprülü/Kaneti, s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, s.967- 968; Ayan, s. 136). Bununla birlikte, miktarı belirli bir alacak için de üst sınır ipoteğinin kurulmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle taraflar, anapara ipoteği ile güvence altına alabilecekleri miktarı belirli bir alacağı da üst sınır ipoteği ile güvence altına alabilirler. Bu durumda, miktarı belirli bir alacak için kurulmuş ipoteğin, anapara ipoteği mi yoksa üst sınır ipoteği mi olduğu sorunu ortaya çıkabilir. Sorunun çözümünde, tarafların ipotek sözleşmesinde kullanmış oldukları ibarelerden ve tarafların iradelerinin yorumlanmasına yardımcı nesnel ölçütlerden (faiz şartı gibi) yararlanılabilir. Tarafların iradelerinin açık olmaması hâlinde ipoteğin çeşidi güvence altına alınan alacağın miktarının belirli olup olmamasından hareketle belirlenmelidir (A.. A.., Anapara İpoteği- Limit (Üst Sınır) İpoteği Ayrımının Uygulamaya Yansıyan Sonuçları, A... Hemen burada, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin yasal düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin belirtilmesinde yarar bulunmaktadır: Borç ödenmediğinde alacaklı rehni paraya çevirerek alacağını elde eder. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nun) Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip başlıklı Beşinci Babında yer alan ipoteğin paraya çevrilmesi Kanun'un (148-150d) maddeleri arasında düzenlenmekte, ilamlı takip (149-149a, 150.), ilamsız takip (149 b-150 a) maddelerinde yer almaktadır. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İİK’nun 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İİK'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte üst sınır ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsamında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Bütün bu hususlar ve yasal düzenlemeler öğretide de kabul edilip, savunulmaktadır. (Bkz. C. Weland, İsmail Hakkı Tercümesi, Kanunu Medenide Ayni Haklar, İsviçre MK. 794. madde Şerhi; F. H. Saymen- M. K. Elbir, Türk Eşya Hukuku Dersleri, İstanbul, 1963 s. 533; B. Davran, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul, 1972, s. 23; Jale G. Akipek, Türk Eşya Hukuku, 3. Kitap, Ankara, 1972, s. 193; Gürsoy/Eren/Cansel, s. 1028 vd.; Köprülü/Kaneti, s. 288; Oğuzman/Seliçi/Oktay- Özdemir, s. 728- 729; Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, 2004, s. 863). Bu genel açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; karşı taraf/alacaklı banka tarafından 13.04.1993 tarihli Destek Kredisi Sözleşmesi ile kredi müşterisi şikayetçi borçluya 150.000 Amerikan Doları (1.423.650.000 TL) limitli bir destek kredisi kullandırdığı, ayrıca 13.04.1993 tarih ve 2524 yevmiye nolu ipotek belgesi ile .. ada .. parseli ve üzerindeki muhtesat ile birlikte borçlu-şikayetçi tarafından 1.430.460.000 TL bedelle alacaklı banka lehine ipotek ettiği, sözleşmenin 1. maddesi ile işyeri destek kredisi nedeniyle 12.04.1993 tarihi itibariyle anapara taksitlerini (faiz ve teferruatı ayrıca hesaplanıp ilave edilmek kaydıyla) aşağıda belirtilen vade ve miktarlarda ödeyeceği, 10.11.1997 tarihinde 185,444,974 TL; 10.12.1997 tarihinde 203.970.927 TL; 10.01.1998 tarihinde 224.347.623 TL; 10.02.1998 tarihinde 246.759.951 TL; 10.03.1998 tarihinde 271.411.270 TL; 10.04.1998 tarihinde 298.525.255 TL, bankaya borçlu olduğu 1.430.460.000 TL anapara borcuna borçlanma tarihinden itibaren aylık % 9 oranında faiz tahakkuk ettirilmesini, faiz, vergi ve fon ilave edilerek 10.05.1993 tarihinde başlamak üzere borcun tamamen tasfiye oluncaya kadar müteakip ayın 10.unda aylık anapara faizi olarak ödemeyi kabul ve taahhüt edeceği, bu nedenle maliki bulunduğu ve bütün vasıfları bu resmi senedin arka sayfasında özel sütunda yazılı taşınmazını banka lehine anapara 1.430.460.000 TL borç tamamen tasfiye edilinceye kadar aylık % 9 faiz ve ferileri ile sözleşmeden doğacak sair borçların teminatını teşkil etmek üzere birinci derecede ve serbest dereceden istifade etmek kaydıyla ipotek ettiği, belirtilen anapara taksitlerinden veya aylık olarak hesaplanacak ferilerinden herhangi birini gününde ve tam olarak ödemediği takdirde hiçbir ihbar yapılmasına gerek olmaksızın bakiye borcun kendiliğinden muaccel olacağını ve bu sebeple anapara ve faizlerinin fon ve gider vergisi ile birlikte derhal nakden ödenmediği takdirde borca muacceliyet tarihinden itibaren bu krediye uygulanan aylık akdi faizin senelik karşılığının % 50 sinden az olmamak kaydıyla bankanın kısa vadeli ticari kredi faiz oranının % 50 fazlası kadar temerrüt faizi, faizin yasal oranda KKDF ve gider vergisi hesaplanması ve bu yüzden yapılacak her türlü masraflarla % 10 oranında avukatlık ücreti ödemeyi kabul ve taahhüt edeceği, 9. maddesi ile, bu resmi senette hüküm bulunmayan hallerde ipoteğin temin ettiği krediye ilişkin ilgilisince imzalanmış olan işyeri destek kredisi sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını aynen kabul ettiğini beyan ve taahhüt edeceğini belirtmiştir. Açıkça görüldüğü üzere ipoteğin borçlu tarafından bankadan kullanılan kredinin teminatı olarak verildiğine ilişkin ipotek sözleşmesinde bir kayıt bulunmadığı gibi ipoteğin belirli bir miktar içermek suretiyle kesin karz ipoteği şeklinde kurulduğu anlaşılmaktadır. Şikayetçi/borçlu tarafından kredi taksitlerinin zamanında ödenmemesi üzerine başlatılan takip nedeniyle karşı taraf/alacaklı banka aleyhine açılan sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin dava sonucu İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.11.1999 gün ve 1997/1965 esas, 1999/1026 karar sayılı kararı ile; sözleşmenin uyarlanmasına, 09.04.1993 tarihli dövize endeksli konut kredisi sözleşmesinden doğan şikayetçi borcunun bilirkişi raporunda belirtilen miktarda olduğunun tespiti ile şikayetçi borcunun 06.10.1999 tarihinden başlamak suretiyle aylık 1.476.777.196 TL tutarındaki taksitler halinde ve toplam 51 taksitte ödenmesine karar verildiği anlaşılmakta olup, iş bu karar ile ipotek limiti uyarlanmadığı gibi ipoteğe atıf dahi yapılmamıştır. Ayrıca; Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında ipoteğin kesin borç ipoteği olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kesin borç ipoteğinde borçlunun ipotekten kaynaklanan sorumluluğu TMK'nun 875. maddesi kapsamında olup, bu maddeye göre alacaklı ancak ipotek akit tablosunda belirtilen ana para ve ferileri olan miktarla sınırlı olarak borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilir. O halde, tarafların imzasını taşıyan ipotek sözleşmesinin kesin karz ipoteği niteliğinde olması nedeniyle borçlunun sorumluluğu saptanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, isteminin kabulü gerekmiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince yapılan karar düzeltme incelemesi sonunda şikayetçi/borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2012 gün ve 2011/12-778 E., 2012/94 K. sayılı kararının kaldırılarak, direnme kararının UYGUN BULUNARAK, esasa yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. Hukuk DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 19.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
**- İPOTEĞİN KALDIRILMASI**- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 148 ]
12. Hukuk Dairesi 2009/2922 E., 2009/4208 K. 12. Hukuk Dairesi 2009/2922 E., 2009/4208 K. - İPOTEĞİN KALDIRILMASI- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 148 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 153 ] "İçtihat Metni" Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: İpotek borçlusu tarafından kendi taşınmazı üzerine konulan ipotek bedelinin icra dosyasına yatırdığını konulan ipoteğin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ipotek bedelinin yatırıldığında alacaklı namına hıfsına, ipoteğin kaldırılmasına karar verilmîştir. İpotek alacaklısı temyiz dilekçesinde, söz konusu ipoteğin İmar Kanunu uyarınca konulduğunu, ipotek bedeli arttırımı davası açtığını ileri sürmüş, ipotek borçlusu vekilinin 11.04.2005 tarihli İcra Müdürlüğüne hitaben verdiği dilekçesinde, ipoteğin İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca konulduğunu belirttiği görülmüştür. Tarafların beyanları dikkate alındığında, söz konusu ipoteğin İmar Kanunu uyarınca imar uygulaması sonucunda oluşturulduğu, dolayısıyla tarafların özgür iradesiyle düzenlenmiş ipotek akit tablosunun bulunmadığı anlaşılmakla, İİK'nın 148. ve sonraki maddelerinde öngörülen nitelikte bir hukuki ilişkinin varlığından söz edilemeyeceğinden, bu durumda İİK'nın 153/2. madde hükmünün olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. O halde, mahkemece ihtilafın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden istemin reddi yerine kabulü isabetsizdir. S onu ç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.