2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 167

İcra ve İflas Kanunu 167. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 167 – (Değişik: 18/2/1965-538/80 md.) Alacağı çek, poliçe veya emre muharrer senete müstenit olan alacaklı, alacak rehinle temin edilmiş olsa bile, bu bölümdeki hususi usullere göre haciz yolu ile veya borçlu iflasa tabi şahıslardan ise iflas yolu ile takipte bulunabilir. Alacaklı, takip talebinde 58 inci maddedeki hususlardan başka iflasa tabi borçlusu aleyhine haciz ve iflas yollarından hangisini istediğini bildirmeğe ve takip talebine kambiyo senedinin aslını ve borçlu adedi kadar tasdikli örneğini eklemeğe mecburdur. A) Haciz yolu ile takip: Ödeme emri:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2024/3254 E., 2024/8676 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
İİK 167/2 maddesine göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte kambiyo senedinin aslının ve borçlu adedi kadar tasdikli örneğinin eklenmesi mecbur olup bu hususa yönelik şikayet İİK 16 ve devamı maddelerine tabi olduğundan şikayet süresi 5 gün değil
12. Hukuk Dairesi         2024/3254 E.  ,  2024/8676 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 2.107,80-TL temyiz yoluna başvurma harcı ile 427,60-TL maktu temyiz karar harcının temyiz edenden tahsiline, 16.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı; Hukuki yarar, HMK’nın 114. maddesinin (h) bendine göre dava şartı olarak düzenlenmiş olup icra ve iflas kanununda hüküm bulunmayan hallerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde medeni usul hukuk kurallarının kıyasen icra ve iflas hukukunda kıyasen uygulanması gerekir. Hukuki yarar takip şartı ve dolayısı kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tabidir. Somut olayda alacaklı 31.10.2013 vade 26.03.2018 tanzim tarihli 15.000.000 TL miktarlı keşidecisi şikayetçi borçlu, lehtarı Ertuğrul Çalış olup beyaz ciro ile yetkili hamil olan ...’ın bonoya dayalı olarak İstanbul 23. İcra Dairesinin 2020/2875 Esas sayılı dosyasında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı takibe bono alacağının 1 milyonluk kısmı ve ferilerini talep ettiği, bu takip derdest iken İstanbul 26. İcra Dairesinin 2011/2816 esas dosyasından, aynı bono fotokopisini ibraz ederek bu kez 15 milyonluk bononun 1 milyonluk kısmı ve ferilerinin tahsili için kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı ödeme emrinin 03.05.2021 tarihinde borçluya tebliğ edildiğini 07.06.2022 tarihinde borçlunun İcra Mahkemesine başvurarak aynı bonoya dayalı olarak başlatılan takibin derdest olup o dosyada bono alacağının 1 milyonluk kısmı ile bu kısmın ferilerinin takibe koymakla geriye kalan alacağından vazgeçmiş veya alacağı tahsil etmiş sayılacağı için geri kalan alacağın bir kısmı için ikinci takip yapamayacağını, aynı bononun tahsili için bono alacağının bölünerek ayrı ayrı takip başlamak suretiyle borçlu tarafa fazladan icra ücreti vekalet ve takip masrafı yükletilmesinin hakkın kötüye kullanılması olup hukuk düzenince korunamayacağını, ilk takip devam ederken senet aslı ibraz edilmeden kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılamayacağını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiş olup İcra Mahkemesi borçlunun şikayetini haklı bularak takibi iptal ettiği, ancak alacaklının istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İİK 169, 168 maddesine göre ödeme emrinden itibaren 5 günlük şikayet süresinden sonra yapılan şikayetin süreden reddine karar verildiği kararın borçlu vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Kambiyo senedi alacağının tahsili için bono aslının icra dairesine ibraz edilmek suretiyle senet alacağının tamamının tahsili tek icra dosyası üzerinden yürütülmesi yerine, bono alacağının parçalara bölünerek ayrı ayrı icra takibi dosyalarından icra takibine geçilmesinde alacaklının hukukça korunan bir menfaati yoktur. 4711 sayılı TMK’nın 2. maddesi “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” hükmünü düzenlemektedir. Alacaklının aynı bono için alacağını bölerek ayrı ayrı icra takibi başlatmak suretiyle borçlu tarafa fazladan avukatlık ücreti ve takip masraflarına yükletilmesine neden olması hakkın kötüye kullanılması olup hukuk düzeni tarafından korunamaz. İcra takiplerinde de kıyasen uygulanması gereken HMK’nın 114.maddesinin (h) bendine göre hukuki yarar takip şartı olup, yukarıda belirtilen sebeplerle aynı bono alacağının bir kısmı için takip yaptıktan sonra başka bir kısmı için takip başlatılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup borçlu, süresiz şikayet yoluyla takibin iptalini talep edebilir. İcra Mahkemesinin takibi iptal kararı isabetli olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken 5 günlük süre geçtiği gerekçesi ile şikayetin reddi isabetsizdir. Emsal Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23.12.2021 tarih, 2021/6346 esas 2021/11891 K. sayılı bozma kararında da aynı bono alacağının bölünmek suretiyle farklı farklı icra takibine konu edilerek tahsil edilmeye çalışılması mümkün bulunmadığından takibin iptal edilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir. İİK 167/2 maddesine göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte kambiyo senedinin aslının ve borçlu adedi kadar tasdikli örneğinin eklenmesi mecbur olup bu hususa yönelik şikayet İİK 16 ve devamı maddelerine tabi olduğundan şikayet süresi 5 gün değil 7 gün olup bölge adliye mahkeme kararı bu yönden de isabetli değildir. Bölge Adliye Mahkemesinin süreden red kararının bozulması görüşümde olduğumdan çoğunluğun kararın onanması görüşüne katılamıyorum.16.10.2024

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2024/18 E., 2024/184 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İcra ve İflas Kanunu’nun 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu         2024/18 E.  ,  2024/184 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/206 E., 2023/620 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/21426 Esas, 2012/8524 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki kambiyo şikâyeti isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi 4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe dayanak çekte tahrifat bulunduğunu, çek bedelinin 26.000,00 TL değil 25.000,00 TL olduğunu, çekin keşide tarihinin ise 20.04.2009 değil 20.11.2008 olduğunu, çekte bulunan parafların keşideciye ait olmadığını, paraf imza yönünden imza incelemesi yapılması gerektiğini, çekin kambiyo vasfını haiz olmadığını, çek tazminatı ve komisyonunun sadece keşideciden talep edilebileceğini, borca ve faize de itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin iptali ile alacaklı aleyhine asıl alacağın % 40’ı oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; borçlunun ciro imzasına itiraz etmediğini, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek istemin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2009/1044 Esas, 2010/1061 Karar sayılı kararı ile; icra mahkemesince alınan 14.12.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre takip dayanağı çek aslının keşide tarihinde ve bedelinde düzeltmeler yapıldığı, 20.11.2008 olan tarihin 20.04.2009 olarak, 25.000,00 TL bedelin 26.000,00 TL olarak değiştirildiği ve her iki kısma da paraf imzanın atıldığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu, kambiyo evrakında herhangi bir geriye dönüş cirosuna rastlanmadığı, yapılan değişikliklerin paraf imzası ile onaylandığı, ciranta konumunda bulunan borçlunun keşideciye veya bir başka borçluya ait imza ya da paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, ayrıca icra mahkemesinin kambiyo evrakının düzenleniş sebebine dayalı olarak temeldeki hukuki ilişkiye ait inceleme yapma yetkisine sahip olmadığı, bu olguların ancak açılacak bir menfi tespit davasında incelenebileceği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 170/a maddesi kapsamında kalan şikâyetlerin yerinde bulunmadığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 695/son madde kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı, ayrıca 3095 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 156,00 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve bu miktarın üzerinde kalan işlemiş faiz alacağının iptali gerektiği gerekçesiyle istemin kısmen kabulü ile takibin çek tazminatı ve komisyon alacağına yönelik kısmının borçlu yönünden iptaline, işlemiş faiz alacağının 156,00 TL üzerinde kalan kısmın iptaline, sair itiraz ve şikâyetlerinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı kararı ile; "... 1-Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklının temyiz itirazlarının REDDİNE; 2-Borçlunun Temyiz itirazlarının incelenmesinde; Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiği görülmüştür. Ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK.nun 720. maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi halinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat halinde ileri sürebilir. İcra mahkemesince yapılacak iş keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddi isabetsizdir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Birinci Direnme Kararı 9. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 04.04.2013 tarihli ve 2013/94 Esas, 2013/270 Karar sayılı kararı ile; borçlunun çekte ciranta olduğu, çekin keşide tarihi ile bedel kısmında değişiklik yapıldığı, ancak bu değişikliğin keşideci şirket yetkilisi tarafından paraf edildiği, çeki lehtarın cirosu ile elinde bulunduran borçlunun bir başka çek borçlusunun imzasına veya paraf imzasına itiraz edemeyeceği, çekte her imza yönünden bağımsız sorumluluğun olduğu, dolayısıyla keşidecinin paraf imzasını ihtiva eden ve bu düzeltmeden sonra tedavüle konulan çekte cirantanın tedavül öncesi veya çekin kendisine gelmesinden önce diğer ilgililer tarafından yapılan imza veya paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak imza sahibine ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Birinci Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı 11. Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas, 2019/289 Karar sayılı kararı ile; "...Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında daha önce verilen ve alacaklının temyiz itirazları reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan çek tazminatı, komisyon ve faiz alacağı konusunda yeniden hüküm kurulmayarak “…kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerin REDDİNE…” yönelik hüküm kurulmuş olmasının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’inci ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddelerine aykırı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir…. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298’inci maddeleri gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden sair temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle direnme kararının usulden bozulmasına, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı 12. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas, 2022/70 Karar sayılı kararı ile; borçlunun tahrifat iddiasının değerlendirilmesi için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, Adli Tıp Belge İnceleme Uzmanı bilirkişiden alınan 11.05.2022 tarihli raporda inceleme konusu çekin keşide tarihinin evvelce "20.01.2008" olarak yazılmışken, ayları gösterir hanedeki evvelce mevcut "11" rakamlarının farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj (üzerinden gitme) yöntemiyle "4" rakamına dönüştürüldüğü, yıllar hanesinin birler basamağında evvelce mevcut "8" rakamının ise farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj yöntemiyle "9" rakamına dönüştürülerek çek keşide tarihinin mevcut durumu olan "20.04.2009" şekline dönüştürülmüş olduğu hususunun bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 796 ncı maddesine göre yasal süre içinde çekin muhatap bankaya ibrazının zorunlu olduğu, ibraz edilmemesi hâlinde alacaklının 6102 sayılı Kanun’un 808 inci maddesi gereğince takip borçlularına karşı müracaat hakkını kaybedeceği, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çek adi havale niteliği taşıdığından borç ikrarını içermeyeceği, borçlular hakkında bu belgeye dayanılarak takip yapılamayacağı, somut olayda takibe konu çekin gerçek keşide tarihinin 20.11.2008 olduğu, ibraz tarihinin ise 20.04.2009 olduğu, çekin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istemin kabulü ile takibin borçlu yönünden iptaline, borçlunun kötü niyet tazminatı talebin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 13. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.02.2023 tarihli ve 2022/13884 Esas, 2023/794 Karar sayılı kararı ile; "...8.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; mahkemece direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Dairemizin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı HUMK'nın 439/son maddesi gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır. 9. Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmadığı hususu göz önüne alındığında, mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Dairemizin bozma kararının gereğini yerine getirecek şekilde araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra davanın kabulüne dair karar vermesi isabetli bulunmamıştır. 10. Bu nedenlerle mahkemenin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas 2022/70 Karar sayılı kararının açıklanan usuli nedenle bozulması gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K.2020 (7)9-456 E.,2021/474 K. sayılı kararları)...” gerekçesiyle kararın usulden bozulmasına, bozma nedenine göre alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. İkinci Direnme Kararı 15. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 20.09.2023 tarihli ve 2023/206 Esas, 2023/620 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usul bozması öncesindeki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. İkinci Direnme Kararının Temyizi 16. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A. Alacaklı vekilinin temyizi yönünden 18. Hukuki yarar dava (şikâyet) şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. 19. İlk Derece Mahkemesince istemin kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece alacaklının temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur. Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen tarafın direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmamaktadır. 20. O hâlde alacaklı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B. Borçlu vekilinin temyizi yönünden 21. İcra ve İflas Kanunu’nun 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir. 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin 3 ve 170/a maddesinin birinci fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması üzerine bu husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. Başka bir anlatımla borçlu imzaya itirazını geri almış veya borcu kısmen veya tamamen kabul etmiş ise, takip dayanağı senet kambiyo senedi niteliğinde olmasa veya alacaklı kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip olmasa bile, icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez. 22. Kambiyo senedinin lehtara verilmesinden sonra senet metninde yapılan değişikliklere tahrifat denir. Şekli unsurları tamam tedavüldeki senede bazı ilaveler yapılabilir veya bazı kayıtlar silinip, karalanabilir. Senet metni üzerinde yapılan tahrifat poliçe kelimesine, bedele, vade ve keşide tarihine, ödeme ve keşide yerine, lehtarın ismine vb. ilişkin olabilir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 298 inci [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 207 nci] maddesi hükmü gereğince senetteki düzeltmelerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkâr hâlinde yok hükmündedir. Bu nedenle, senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. İmzaya veya paraf imzasına itiraz hâlinde ise mahkemece yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin paraflı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılması gerekir. 23. Bu bağlamda çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan, çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Ayrıca bu durum çekin kambiyo vasfını etkileyen bir hâl olduğundan keşideci dışındaki borçluların da itirazda hukuki yararları vardır. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2010 tarihli ve 2010/12-74 Esas, 2010/243 Karar; 04.03.2015 tarihli ve 2013/19-1746 Esas, 2015/896 Karar ile 10.03.2022 tarihli ve 2018/12-43 Esas, 2022/300 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “İmzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb… def'iler her hamile–iyiniyetli olsa dahi- karşı ileri sürülebilen mutlak def'i olarak kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde sahtekarlık (tahrifat) iddiası mutlak def'idir ve mahkemece bu iddia incelenmelidir. 24. Çek için kanunda belirlenen ibraz sürelerinin geçip geçmediği hâkim ya da icra müdürü (2004 sayılı Kanun md. 168) tarafından resen dikkate alınır. Süresi içinde çeki muhatap bankaya ibraz etmeyen hamil tüm sorumlulara, hatta düzenleyene karşı da kambiyo hukukuna dayalı başvurma hakkını kaybeder (Abuzer Kendigelen, Çek Hukuku, İstanbul, 2019, s.289-290). 25. 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddeleri gereğince çekin yasada belirlenen sürede muhatap bankaya veya takas odasına ibrazı veya ödemeden imtina keyfiyetinin resmî bir protesto vesikası ile saptanması zorunludur. Aksi hâlde hamil, 6762 sayılı Kanun'un 718 ve 720 nci maddeleri gereğince müracaat hakkını kaybeder. Bir başka anlatımla, böyle bir çek kambiyo senedi vasfını taşımayan (adi havale) belge niteliğini alır. Bu husus Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2015 tarihli ve 2013/12-2013 Esas, 2015/1182 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir. 26. Bu itibarla çekin keşide tarihindeki düzeltmenin paraflı olmaması veya yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda paraf imzasının keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olacağından, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılarak çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerekir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez. 27. Diğer taraftan 6762 sayılı Kanun'un 589 uncu (6102 sayılı Kanun md. 677) maddesine göre bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcut ise bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s.414 vd). Anılan madde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi poliçeye (çeke) atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin (çekin) geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurutulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul, 2001, s.136). İmzaların bağımsızlığı hükmünün işleyebilmesi için senedin kambiyo senedi (poliçe/bono/çek) olarak geçerli olması şarttır. Şayet kambiyo senedi herhangi bir nedenden ötürü hükümsüz ise (örneğin senet metninde çek kelimesi yok ise) bu senedin üzerindeki imzaların (taahhütlerin) kıymetli evrak hukukundaki anlamıyla geçerliliği düşünülemez. İmzaların bağımsızlığının sonucu olarak sahibini bağlamayan imzaların bulunması hâlinde imzası kendisini bağlamayan kişi bunu herkese karşı hükümsüzlük def'i olarak ileri sürebilir. Ancak geçerli imzaların sahipleri geçersiz imzaların mevcudiyeti dolayısıyla çek sorumluluğundan kurtulamazlar (Hüseyin Ülgen vd., Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul, 2015, s.151). 28. Bu noktada belirtmek gerekir ki 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu maddesinin göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı maddesi "Bir poliçe metni tahrif ediliği takdirde değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kimseler değişmiş metin gereğince ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metin gereğince mes'ul olurlar." hükmünü içermektedir. Bu hüküm değiştirilen poliçenin şekil unsurlarını muhafaza etmesi şartıyla geçerliliğini sürdüreceğini, kambiyo borçlularının sorumlu olmaya devam edeceğini ve eski metne imza atmış olanların eski metinle, değişik metinde imzası bulunanların ise yeni metinle sorumlu tutulacaklarını belirlemektedir. Poliçedeki tarih değiştirilmiş olursa değişiklikten önce imza koyanlara karşı müracaat hakkının kullanılması için yapılacak işlemler (ibraz, protesto keşidesi gibi) eski tarihe göre olmalıdır. Değişiklikten sonra imza koyanlar için ise süreler yeni tarihe göre hesap edilir (Poroy, Tekinalp, s.205-206; Ülgen vd., s.152). Bu hüküm öğretide “imzaların bağımsızlığı” olarak adlandırılan ilkenin gereği ve sonucudur. 29. Senet metninde değişiklik hâlinde borçlunun sahip olduğu savunma imkânı, tahrif edilmiş senedin tamamen geçersiz olduğunun değil, kendisi bakımından senede ilişkin taahhütlerinin değişikliğe uğradığı oranda senedin geçersiz olduğunun def'î olarak ileri sürülebilmesidir. Zira imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca, senetteki taahhütlerden birinin geçersizliği, diğerlerinin geçerliliğine etkide bulunmayacaktır. Böylelikle söz konusu def'i sadece sorumlulukları ağırlaşmış bulunan borçlular tarafından kullanılabilir ve diğer borçlulukların sorumlulukları devam eder (Hayri Domaniç, Kıymetli Evrak Uygulaması, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. IV, İstanbul 1990, s.115). 30. Açıklanan yasal düzenlemelere göre somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından borçlular aleyhine çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte ciranta olan borçlunun icra mahkemesine başvurusunda çekteki keşide tarihinin tahrif edildiğini, çekin keşide tarihinin 20.04.2009 değil, 20.11.2008 olduğunu, paraf imzasının keşideciye ait olmadığını, çekin kambiyo vasfının bulunmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir. Takip dayanağı çekin lehtarın cirosuyla borçluya geçtiği anlaşılmıştır. 31. Borçlunun icra mahkemesine başvurusu bu hâliyle 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı çekin kambiyo vasfına ilişkin şikâyet olup, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesine dayalı imzaya itiraz değildir. Dolayısıyla imzaların istiklali ilkesi burada uygulanmaz. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı iddiası keşideci tarafından ileri sürülmese dahi, çekin geçerliliği mutlak def'i mahiyetindeki bu iddiaya bağlı olduğundan borçlu ciranta tarafından alacaklı hamile karşı ileri sürülebilir. 32. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı, paraf imzasının da sahte olduğu yönündeki itirazlar çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden 6100 saylı Kanun'un 266 ncı maddesi uyarınca bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerektiğinden somut olayın özelliği ve iddianın ileri sürülüşü gereğince 20.04.2009 tarihi itibariyle keşideci şirket yetkililerinin araştırılarak yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. 33. Yapılacak imza incelemesi sonunda keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olmadığı anlaşılır ise düzeltme yok hükmünde olup düzeltme öncesi duruma göre değerlendirme yapılması, buna göre çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise kambiyo vasfında olmayacağından 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi uyarınca borçlu yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekir. 34. Keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olduğu anlaşılır ise çek üzerinde yapılmış olan değişiklik keşideci tarafından 1086 sayılı Kanun'un 298 inci maddesine (6100 sayılı Kanun md. 207) uygun olarak onaylanmış olduğundan değişiklik hukuken geçerli olacaktır. Ancak bu hâlde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı (6102 sayılı Kanun md. 748) maddesi uyarınca değişiklikten sonra imza koymuş olanlar değişmiş metin gereğince sorumlu olacağından borçlunun iddialarının bu hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir. 35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ile ileri sürülen hususların bankadan sorularak alınacak cevap ile borçlu tarafından sunulan çek teslim belgesi birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 36. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1- Alacaklı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A), 2- Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA (III-B), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile eklenen Geçici 7 nci maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken 2004 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. ''K A R Ş I O Y'' Özel Daire bozma kararında; takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiğinin görüldüğü, ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK'nun 720 nci maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi hâlinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat hâlinde ileri sürebileceği, İcra mahkemesince yapılacak işin keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir. Özel daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Bu durumda Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesinin de bu uyuşmazlık kapsamıyla sınırlı olması gerekir. Mahkeme bu bozmaya uyduğu takdirde usulüne uygun biçimde inceleme yaparak tahrifat olgusu bulunup bulunmadığını tespit edip, tahrifatın bulunması veya bulunmaması ihtimaline göre gerekli değerlendirmeyi de yaparak bir karar vermesi gerekecektir. Bu durumda özel daire kararı gibi bozma yapılması dosya kapsamına uygun ve yeterli olup tahrifatın bulunduğu veya bulunmadığı sonucuna bağlı olarak mahkemenin bozmadan sonra değerlendirmesi gereken ve sonrasında bu değerlendirmenin doğru olup olmadığının yeni temyize bağlı olarak özel dairece incelemesi gereken ileriki aşamayla ilgili hususları da kapsar şekilde Hukuk Genel Kurulunca farklı bir bozma yapılması usulen mümkün değildir. Direnme kararlarının temyiz incelemesinin özel daire ile mahkeme arasında uyuşmazlık konusu olan konuda yapılacak olması bunu gerektirdiği gibi henüz mahkemenin ve özel dairenin inceleyip bir sonuca varmadıkları konuda özel daire ve mahkeme yerine geçerek önceden değerlendirme yapılıp karar verilemeyecek olması da bunu gerektirmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle özel daire kararında belirtilen nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan genişletilmiş ilaveli bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/862 E., 2023/174 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2004 sayılı Kanun'un 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu         2021/862 E.  ,  2023/174 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki kambiyo şikâyeti isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir. Kararın borçlu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle takibin iptaline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelendi. Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması, 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 366 ncı maddesi hükmü gereğince işin ivediliği ve niteliği nedeniyle uygun bulunmadığından alacaklılar vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip gereği düşünüldü: I. TALEP Borçlu vekili; alacaklılar tarafından aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatan borçlu ...’in doksan yaşında olup kendisine vasi atandığını, takibe dayanak bonodaki imzaların ...’e ait olmadığını, imzaya itiraz ettiklerini, borçlunun alacaklılarla bir borç ilişkisinin bulunmadığını, bononun zamanaşımına uğradığını, bu nedenle borca ve fer'ilerine itiraz ettiklerini, senedin kambiyo vasfında olmadığını, senette çift vade olduğunu ve iki farklı para birimi bulunduğunu, senette TL ibaresinin çizilip paraflanmadan Amerikan Doları ibaresi eklendiğini, bu nedenle takibin iptalinin gerektiğini, alacaklıların senedin tanzim tarihi olan 1991 yılında yirmi yaşında olduklarını, borçlunun yirmidört yıl sonra ödenecek 2.250.000 USD bedelli senedi vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu miktarın da 1991 yılında çok yüksek olduğunu, alacaklıların kötü niyetli olduğunu ileri sürerek takibin iptali ile alacaklılar aleyhine takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklılar vekili; takibe dayanak bonoda yazı ve rakamla tek bir vade belirlendiğini, tediye ibaresinin çizilerek üzerine keşide ibaresinin yazıldığını, tediye tarihi ile düzenleme tarihinin aynı olması durumda dahi bononun kıymetli evrak vasfını yitirmeyeceğini, düzenleme tarihi ile vade tarihi arasındaki sürenin çok uzun olmasının kambiyo vasfını etkilemeyeceğini, borca itiraza yönelik belge sunulmadığını, imza itirazının somut gerçeklikten uzak olduğunu, bilirkişi incelemesi yapıldığı takdirde imzaya itirazın asılsız olduğunun anlaşılacağını, vade tarihinden itibaren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı Kanun) düzenlenen üç yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını, takibe konu senette belirtilen meblağın Amerikan Doları olarak kararlaştırıldığının gerek senedin bedelinin rakam ile belirtildiği üst kısmında, gerekse de yazı ile meblağın yazılı olduğu bölümde açıkça belli olduğunu, rakam ile senedin bedelinin belirtildiği kısımda bedel ve para cinsinde bir farklılık bulunmadığını, senedin tarafların iradesi gereği Amerikan Doları olarak kararlaştırıldığının şüpheye mahal vermeyecek biçimde açık olduğunu belirterek itirazın reddini savunmuş, borçlu aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2018 tarihli ve 2016/244 Esas, 2018/550 Karar sayılı kararı ile; Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü kriminalistik uzmanı tarafından düzenlenen bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bilirkişi raporları değerlendirildiğinde takibe konu senedin kambiyo vasfını etkileyecek bir hususun tespit edilemediği, resen araştırılması gereken hususlarda da eksiklik bulunmadığı gerekçesi ile istemin ve alacaklı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 16.07.2020 tarihli ve 2018/3629 Esas, 2020/1437 Karar sayılı kararı ile; takip dayanağı bononun hem rakamla hem de yazı ile yazılı olan kısmında Amerikan Doları ibaresinin yanı sıra Türk Lirası ibaresinin yazılı olduğu, bu hâliyle senedin kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermediği, dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 776 ncı maddesinin birinci fıkrasının b bendi ve 777 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince kambiyo senedi niteliğini haiz olmadığı, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapılamayacağından mahkemece bu durumun resen nazara alınarak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile borçlu mirasçısı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın (şikâyetin) kabulü ile borçlu ... hakkında başlatılan icra takibinin iptaline, koşulları oluşmadığından tazminat talebinin reddine, alacaklı aleyhine para cezası tayinine yer olmadığına oy çokluğu ile karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtile kararı ile; “…Alacaklılar tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte borçlunun, sair sebepler yanında senetteki TL ibaresi çizilip paraflanmadan Amerikan Doları ibaresinin eklendiğini, böylelikle iki para birimine neden olacak şekilde bono düzenlendiğini ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine, davalı tarafın tazminat talebinin reddine karar verildiği, karar aleyhine borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince Amerikan Doları ibaresinin yanı sıra Türk Lirası ibaresinin yazılı olduğu, bu haliyle senedin kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermediği, dolayısıyla kambiyo senedi niteliğini haiz olmadığı gerekçesiyle borçlu vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile icra takibinin iptaline tazminat talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 676/ı maddesi hükmü uyarınca bono bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile belirlenen bedele itibar olunur. Ancak bu kural rakam ile değer bildiren bölümde tahrifat yapılmaması halinde uygulanır. Alacaklının kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlattığı takipte, takibe dayanak senedin incelenmesinde bedel bölümüne rakamla 2.250.000 yazıldıktan sonra yanına Amerikan Doları açıklamasının yazıldığı, senet metninde bedelin yazı ile belirtilen kısmına da iki milyon iki yüz elli bin Amerikan Doları yazıldığı, dolayısıyla yazı ve rakam ile belirlenen bedelin aynı olduğu, para biriminin de senet metninde ve üst kısımına açıkça Amerikan Doları olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Yine, bonodaki bedel ve para birimi konusunda tahrifat iddiası da olmadığı görülmekle anılan bononun 2.250.000 Amerikan Doları olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir. Bu durumda matbu senetteki TL ve Türk Lirası ibarelerinin hukuki sonuç doğurmayacağının kabulü gerekirken bedel açısından senedin belirsiz hale geldiğinden bahisle itirazın kabulü isabetsizdir. Aksinin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur. O halde, Bölge Adliye Mahkemesinin yazılı gerekçeyle takibin iptaline karar vermesi yerinde olmayıp borçlunun sair istinaf sebepleri incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması cihetine gidilmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde alacaklılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Alacaklılar vekili; takibe konu senette belirtilen meblağın “Amerikan Doları” olarak kararlaştırıldığı hususunun gerek senedin bedelinin rakam ile belirtildiği üst kısmında gerekse de aşağıda yazı ile meblağın yazılı olduğu bölümde açıkça belli olduğunu, senedin yazı kısmı ile rakamla senedin bedelinin belirtildiği kısımda bedel ve para cinsinde bir farklılık bulunmadığını, senedin tarafların iradesi gereğince “Amerikan Doları” olarak kararlaştırıldığını, matbu senetteki TL ve Türk Lirası yazılarının hukuki sonuç doğurmayacağını, kamu düzenine aykırı bir durum olmamasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince resen yapılan yapılan inceleme sonucu verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak senedin kambiyo vasfının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi; "Borçlu, alacaklının bu fasıl hükümlerine göre takip hakkı olmadığını 168 inci maddenin 3 üncü bendine göre şikayet yolu ile ileri sürebilir. İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyle, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı hususlarını re’sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir. (Ek: 9/11/1988-3494/34 md.) Her ne suretle olursa olsun, imza inkarı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 778 inci maddesinin atfı ile uygulanması gereken aynı Kanun'un 676 ncı maddesi; "(1) Poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedel üstün tutulur. (2) Poliçe bedeli yalnız yazıyla veya yalnız rakamla birden çok gösterilmiş olup da bedeller arasında fark bulunursa, en az olan bedel geçerli sayılır." şeklinde, Aynı Kanun'un 776 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi; "Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini," Aynı Kanun'un 777 nci maddesinin birinci fıkrası, "İkinci ilâ dördüncü fıkralarda yazılı hâller saklı kalmak üzere, 776 ncı maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet bono sayılmaz." şeklinde düzenlenmiştir. 2. Değerlendirme 1. 2004 sayılı Kanun'un 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir. 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü ve 170/a maddesinin birinci fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması ile bu husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. 2. 6102 sayılı Kanun'un 776 maddesinin birinci fıkrasının b bendine göre bono kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini içermelidir. Bu hüküm öncelikle belirli bir bedeli ihtiva etmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bedelin belirli olması şartı, senette bedelle birlikte para biriminin de belirtilmesi ile gerçekleşir. Belirtilen bu unsur bononun zorunlu ve geçerliliğini etkileyecek olan zorunlu unsurlardandır. Zorunlu unsurlardan birini içermeyen bir senet bono sayılmaz. 3. 6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesinin atfı ile uygulanması gereken aynı Kanun'un 711 inci maddesi uyarınca bonoda miktarı belirlenen para “Türk parası” olabileceği gibi “yabancı para” da olabilir. 4. 6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 676 ncı maddesi hükmü uyarınca bono bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunursa yazı ile belirlenen bedele itibar olunur. Ancak bu kural rakam ile değer bildiren bölümde tahrifat yapılmaması hâlinde uygulanır. 5. Somut olayda ise alacaklılar tarafından borçlu aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak senedin bedel bölümüne rakamla 2.250.000 yazıldıktan sonra yanına Amerikan Doları yazıldığı, senet metninde bedelin yazı ile belirtilen kısmına da iki milyon iki yüz elli bin Amerikan Doları yazıldığı, dolayısıyla yazı ve rakam ile belirlenen bedelin aynı olduğu, para biriminin de senet metninde ve üst kısımına açıkça Amerikan Doları olarak belirtildiği görülmektedir. Para birimleri arasında herhangi bir çelişki bulunmadığı gibi bonodaki bedel ve para birimi konusunda tahrifat iddiası da bulunmamaktadır. 6. Şu hâle göre takibe dayanak bononun 2.250.000 Amerikan Doları olarak düzenlendiğinin ve senedin kambiyo vasfının bulunduğunun kabulü gerekir. Matbu senetteki TL ve Türk Lirası yazıları ise hukuki sonuç doğurmaz. Aksinin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur. 7. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, İlk Derece Mahkemesince alınan 08.03.2018 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre senedin dört farklı kalemle yazıldığı, senet bedelinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, senedin iki ayrı meblağ içerdiği gerekçesi ile direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 8. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 9. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Alacaklılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/14624 E., 2016/153 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var.
tam metni aç
nduğunun kabulünün gerekeceği, alacağın rehinle temin edilip edilmediği hususunda dosyada bir açıklama ve delil bulunmuyor ise de, bu durumun alacağın rehinle temin edildiğini göstermeyeceği gibi, bonoya dayalı ihtiyati haciz taleplerinde, İİK'nın 45 ve 167. maddelerine göre alacağın rehinle temin edilmesinin ihtiyati haciz verilmesine engel teşkil etmeyeceği, muaccel alacaklarda borçlunun malları
11. Hukuk Dairesi         2015/14624 E.  ,  2016/153 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : . TARİHİ : 27/03/2015 NUMARASI : 2015/33-2015/28 D.İŞ . 2. AMahkemesi’nce verilen 27.03.2015 tarih ve 2015/33-2015/28 D.İş sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Talep eden vekili, keşidecisi karşı taraf- borçlu olan 27/11/2014 tanzim tarihli, 19/03/2015 vade tarihli 56.000,00 TL bedelli bononun vadesi gelmiş olmasına rağmen ödenmediğini, borçlunun mali zorluk içerisinde bulunduğuna dair duyumlar aldıklarını, borçlunun icra takibinden haberdar olması halinde mal kaçırma ihtimali olduğunu ileri sürerek, borçlunun menkul ve gayrimenkul mallarıyla üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, alacağın rehinle temin edilip edilmediği hususunda talep dilekçesinde açıklama olmaması, borçlunun mallarını kaçırması iddialarına yönelik mahkemeye kanaat oluşturacak delil sunulmadığı gerekçeleriyle, yasal koşulları oluşmadığından talebin reddine karar verilmiştir. Kararı, ihtiyati haciz talep eden vekili temyiz etmiştir. Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkindir. İİK'nın 257. maddesinde ihtiyati haczin koşulları sayılmıştır. Buna göre İhtiyati haciz isteyebilmek için, alacak muaccel olmalı ve rehinle temin edilmemiş olmalıdır. Aynı Yasa'nın 258. maddesi uyarınca alacaklının, alacağın varlığı ile haciz sebepleri hakkında mahkemede olumlu şekilde kanaat uyandırması gerekli ve yeterli olup, buradaki ispat asıl davadaki gibi tam bir ispat olmayıp yaklaşık ispattır. Somut olayda; İhtiyati haciz isteyen alacaklının, borçlu M.. G.. tarafından düzenlenen ve vadesi geçmiş olan bononun lehtarı ve meşru hamili durumunda olduğu, bononun ihtiyati haciz isteyen alacaklının elinde olması nedeniyle muaccel bir alacağın bulunduğunun kabulünün gerekeceği, alacağın rehinle temin edilip edilmediği hususunda dosyada bir açıklama ve delil bulunmuyor ise de, bu durumun alacağın rehinle temin edildiğini göstermeyeceği gibi, bonoya dayalı ihtiyati haciz taleplerinde, İİK'nın 45 ve 167. maddelerine göre alacağın rehinle temin edilmesinin ihtiyati haciz verilmesine engel teşkil etmeyeceği, muaccel alacaklarda borçlunun mallarını kaçırma ihtimalinin aranmasına da gerek bulunmadığı nazara alınarak, mahkemece ihtiyati haciz talebinin kabulü gerekirken anılan gerekçelerle reddi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/1118 E., 2016/278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
rs Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2014/1118 E.  ,  2016/278 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece) Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince; “Davacı dava dilekçesinde özetle; 21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduğunu, borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczettiklerini, taşınmazın hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldığını, borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunduğunu, adı geçen mahkemenin 19.01.2007 tarih ve 2006/15 E. - 2007/13 K. sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildiğini, bu kararı temyiz ettiklerini, kararın Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin İİK'nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozulduğunu, Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K. sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini beyan etmiştir. Bozmaya uyulma sonrası verilen bu icra mahkemesi kararını icra dairesine ibraz ettiklerini, taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koydurduklarını ve kıymet takdiri işlemi taleplerinin 04.06.2008 tarihinde red olduğunu, bu red işlemine karşı şikayetlerinin de 13.01.2009 tarihinde red olup kesinleştiğini, taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildiğini ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleştiğini borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldiğini, dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar uğradıkları zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalı Adalet Bakanlığı'ndan tazminine, hükmedilecek tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA: Davalı Adalet Bakanlığı'na izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GÖREV VE HUSUMET: 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, 573-576 maddeleri arasında hakimin hukuki sorumluluğu düzenlenmiş olup, hakimin kusurlu davranışlarından dolayı ilk aşamada davanın hakimlere karşı açılması gerektiği esasından 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 Sayılı Kanunla (m.12, 14, geçici md.2) 2802 Sayılı Kanunla eklenen 93/A maddesi ile ayrılınmış hakimlerin sorumluluğu davalarının Devlet aleyhinde açılacağı kabul edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 47.maddesi de benzer şekilde Devlet aleyhinde açılacak tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı düzenlenmiştir. 2802 Sayılı Kanunun 93/A maddesi 6.3.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından ...nun 46-49 madde hükümlerinin olaya uygulanması gerekmektedir. Somut olayda, dava 19.10.2009 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhinde Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, husumetin Adalet Bakanlığına yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın 01.07.2010 tarihinde reddine karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesince, karardan sonra yürürlüğe giren 2802 sayılı Kanunun 93/A ve HMK'nun 47.maddelerinin dikkate alınarak, bu hükümlere göre karar verilmesi için 27.02.2012 tarihinde bozulmuştur. Bozmaya uyan Keşan Asliye Hukuk Mahkemesi HMK'nun 20.maddesi gereğince görevsizlik ve dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Dairemize gönderilen dava dosyası ilk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapılması için Dairemizin ilgili esas defterine kaydı yapılmıştır. ...nun 47.maddesi uyarınca tazminat istemine konu icra hukuk mahkemesi kararının incelemesinin yapıldığı yer olan Dairemiz bu davaya ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakmaya da görevli bulunmaktadır. SÜRE: Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup dava açma süresi yönünden uygulanması gereken HUMK 573-576 maddesi arasında bu tür davaların hangi sürede açılacağına ilişkin hüküm yoktur. Hakimlere karşı açılacak tazminat davası haksız fiilden dolayı açılan tazminat davalarına benzediğinden dava tarihi itibariyle uygulanması gereken BK. 60 maddesine göre zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımına tabidir. Davalı Adalet Bakanlığınca verilen cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunulmamıştır. Davanın görevsizlikle Dairemize gelmesinden sonra davaya dahil edilen ... Hazine vekilince 28.03.2013 tarihinde verilen cevap dilekçesinde 2802 sayılı kanunun 93/A gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde davanın açılmadığı ileri sürülmüş ise de, anılan hüküm 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Davacı tarafça verilen 17.04.2013 tarihli dilekçede davanın süresinde açıldığı da belirtildiğinden süresinde yapılmayan zamanaşımı defi Dairemizce gözönüne alınmamış olup dava süresinde kabul edilmiştir. İHBAR: Dava dilekçesi ve tensip tutanağı ihbar edilen ...'e tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı feri müdahale talebinde bulunmadığı görülmektedir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME Dava 6100 sayılı HMK'nun 46. maddesi uyarınca hakim kararlarından dolayı hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. HMK 46. maddesi gerekçesinde de yazılı olduğu üzere hakimin kusurlu davranışlarından ilk aşamada devlete karşı tazminat davası açılması daha sonra devletin kusurlu olan hakime rücu etmesi esası getirilmiştir. Bu kural Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrası hükmüne uygundur. Hükümde hakimlerin sorumluluğunu gerektiren sebepler genel olarak belirtilmemiş daha önce 1086 sayılı kanunun 573 maddesinde olduğu gibi tahdidi olarak sayma yoluna gidilmiş, böylece, hakimlerin daha ağır bir sorumluluk rejimi ile karşılaşmaları engellenmek istenmiştir. Hakimin sorumluluğu için madde gerekçesine göre ağır kusurun varlığı şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.7.2011 gün ve 2011/4 E. 2011/4 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere hakimlerin görevlerini yaparken yargısal faaliyetleri sebebiyle kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olmaları durumunda vermiş oldukları zararlar için HMK 46. maddesinde sayılan hallerde haklarında tazminat davası açılabilecektir. Hakimler anayasanın 138, 139 ve 140. maddeleri uyarınca mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. 2802 Sayılı HSYK’na 6110 Sayılı Kanun’un 12. maddesi ile eklenen 93/A (6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılan) madde gerekçesinde özetle: Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı genel olarak hakimin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan objektif karar vermesini sağlamaya dönük müesseselerdir. Hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte hiçbir zaman keyfi davranabilecekleri istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemektedir. Hakimler yargı yetkisini Türk Milleti adına kullanmaktadır. Hakimlerin hukuki sorumluluk usul ve esaslarının çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, keyfiliğin ve sorumsuzca tutum ve davranışların önüne geçilmesi ve hem de tutuk ve çekingen bir hakim sınıfının oluşmasına yol açılmaması bakımından çok önemlidir. Aksi takdirde, yargının bağımsızlığı ve hakim teminatının anlamı kalmaz açıklamalarına yer verilmiştir. Hakimlerin tedirgin olmaması ve toplum önündeki saygınlıklarının olumsuz etkilenmemesi için sorumluluklarının özel hükümlere tabi olması bir zorunluluktur. Toplum adaletin her türlü etkiden uzak dağıtılmasını beklemektedir. Bu hükümler topluma bu konuda güven verilmesi için getirilmiştir. Hakimlerin hukuki sorumluluğu haksız fiil sorumluluğuna benzediği için haksız fiilde aranan, hukuka aykırı davranış, kusur, zarar ve nedensellik (illiyet bağı) ilişkisi bu sorumluluk için gerekli ise de yeterli değildir. Ortada zarar mevcut olduğu halde ...nun 46.maddesinde sınırlayıcı bir biçimde sayılan nedenlerden (hukuka aykırılıklardan) biri gerçekleşmemiş ise hakimin haksız fiilden kaynaklanan hukuksal sorumluluğu ve buna bağlı bir tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz. HMK’nun 48. maddesi uyarınca tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delillerin açıkça belirtilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi zorunludur. Davacı dava dilekçesinde Keşan İcra Hukuk Mahkemesi kararının açıkça usul ve hukuka aykırı olması bu karar dolayısıyla borçluya ait taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması, bu arada taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişilere geçmesi nedeniyle taşınmazın satılması ile alacağın tahsil imkanından yoksun kalması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmektedir. Davacının dilekçesinde dayandığı hukuki aykırılık HMK’nun 46. maddesinin 1. fıkrası “c” bendinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir karar veya hüküm verilmiş olması” bir sorumluluk sebebidir. Kanunların yeterince açık ve anlamlı bir hüküm içermemesi halinde hakim kanunu yorumlayarak bir karar verir. Hakim hukuku yanlış uygularsa bu konuda kanun yoluna gidilebilir. Temyiz mahkemesi, verilen hükmü kanuna aykırı bulursa bozar veya iptal eder. Hakimin hukuku yanlış uygulamasının başka bir yaptırımı kural olarak yoktur. Ancak kanunun herhangi bir yoruma yol açmayacak ve başka şekilde anlaşılamayacak kadar açık ve kesin olmasına rağmen, hakim bunun tersini yaparsa, bu husus hakimin hukuki sorumluluğunu doğurabilir. Somut olayda davacı alacaklı, borçlu Nezahat Altın aleyhinde çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatmış, 04/03/2005 tarihinde örnek 163 nolu ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş, takibin kesinleşmesi üzerine borçluya ait 109 ada 3 parsel sayılı taşınmaza 16/05/2005 tarihinde tapuda haciz konulmuştur. Borçlunun 19/01/2007 tarihli Keşan İcra Hukuk Mahkemesi’ne verdiği şikayet dilekçesinde takibe konu çeki bankaya ibraz eden Aybars Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir. İcra Hakimi İİK'nun 18. maddesi uyarınca takdir yetkisini kullanarak evrak üzerinden karar vermiştir. Karar gerekçesinden de anlaşılacağı takibe konu çekin ibraz anında takip alacaklısının çek hamili olmadığını, çek ibraz sonrası çekin karşılıksız kaldığını bile bile çekten doğan alacağı temlik ettiğini, bu temlikin adi alacağın temliki niteliğinde olup ancak genel haciz yolu ile takip yapacağını icra müdürlüğünün bu doğrultuda kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesinin süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile örnek 163 ödeme emri ile bu ödeme emrine dayalı işlemlerin iptaline karar vermiştir. İİK'nun 168. maddesi uyarınca icra müdürü, takip konusu belgenin kambiyo senedi olup olmadığını, alacaklının kambiyo hukukuna göre takip hakkının bulunup bulunmadığını incelemekle ve takip talebini anılan maddeye aykırılık halinde reddetmekle yükümlüdür. Aksi halde takip şikayet üzerine veya re'sen İİK'nun 170/a maddesine göre icra mahkemesince iptal edilir. İİK'nun 170/a maddesi borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayetini özel olarak düzenlemiş ve İİK'nun 168/3. maddesi uyarınca ödeme emri tebliğinden itibaren 5 günlük süreye tabi kılınmıştır. Öte yandan İİK'nun 16. maddesi şikayeti düzenlemiş olup şikayet icra dairesini icra ve iflas hukuku ile ilgili hükümlerini uygulamaması veya yanlış uygulaması nedenine dayanır. Şikayet sebepleri anılan kanun maddesinde sayılmıştır. Bunun dışında kanunda yazılı olmadığı halde öğreti ve Yargıtay kamu düzenine aykırı işlemlere karşı süresiz şikayet yoluna gidileceğini kabul etmektedir. Borçlunun, üçüncü kişinin ve kanunun menfaatini koruyan emredici hükümlere aykırı işlemler kamu düzenine aykırıdır. Ancak hangi işlemin kamu düzenine aykırı olduğu uygulamada ve öğretide duraksamalara ve farklı yorumlara yol açmaktadır. Somut olayda Keşan İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi, icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi işleminin borçlu tarafından şikayetini nitelik itibariyle süresiz şikayet niteliğinde görerek ödeme emrini iptal etmiştir. Hakimin olayda uygulanan özel nitelikteki şikayeti düzenleyen ...nun 170/a maddesi yerine yanılgıya dayalı ...nun 16.maddesini uygulaması ve şikayeti süresiz olarak yorumlayarak, ödeme emrinin iptaline karar vermesinde HMK'nun 46/1-c ve diğer bentlerinde yazılı sorumluluk sebepleri meydana gelmemiştir. İcra mahkemesi kararlarının hüküm ve sonuç doğurması için kesinleşmesine gerek olmadığından Keşan İcra Hukuk Mahkemesinin davaya konu 19.01.2007 tarihli kararı ile ödeme emrinin iptalinin sonucu olarak taşınmaz üzerindeki haciz kalkmıştır. Anılan kararın icra müdürlüğüne ibrazı ile mahcuz taşınmaz mülkiyeti üçüncü kişi Atilla Bayrak üzerinde iken haciz 01.02.2007 tarihinde terkin edilmiştir. Alacaklının takip konusu alacağını alıp almayacağı henüz belli değildir. Alacaklının tasarrufun iptali davası açabilme, borçlunun başka mal ve alacakları üzerine haciz koydurabilme ve alacağını tahsil edebilme imkanı varken takip dosyası işlemsiz bırakılarak bu davanın açıldığı görülmektedir. Davacı vekilinin 06.12.2013 ve 08.09.2013 tarihli duruşmalarda geçici veya kesin aciz belgesi almadıklarını İİK'nun 277 ve devamı hükümlerine göre tasarrufun iptali davası da açmadıklarını beyan etmiştir. Şu hale göre Keşan İcra Hukuk Hakiminin davaya konu kararı ile bir zararın meydana geldiği söylenemez. Hakimin davacıya zarar vermek kastı ile hareket ettiği ileri sürülmediği gibi, HMK'nun 47. maddesinde sayılan sınırlı hukuki sorumluluk hallerinden hiçbiri de olayda mevcut olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Öte yandan HMK 49 maddesi uyarınca olayın gelişim biçimi, dosyaya yansıyan olgular dikkate alınarak takdiren davacı 500 TL disiplin para cezasına mahkum edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın dayandığı genel ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre; 1-Davanın REDDİNE, 2-HMK'nun 49. maddesi uyarınca davacının takdiren 500 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 38,70 TL başvurma harcı yerine 15,60 TL alınmış olduğundan eksik kalan 23,10 TL başvurma harcı ile 38,70 TL maktu karar ve ilam harcı, peşin alınan 1.147,50 TL harçtan düşülerek, arta kalan 1.085,7 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde ödeyene iadesine, 5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde, iadesine karar verilerek, tebliğ gideri avanstan karşılanmak suretiyle iade kararının davacıya tebliğine, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı yararına takdir edilen 3.000,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” Dair oybirliği ile verilen 14.03.2014 gün ve 2013/1 E. 2014/3 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46.maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı ... vekili 14.10.2009 harç tarihli dava dilekçesiyle; “21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduk. Borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczedildi, taşınmaz hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldı. Borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunması üzerine, adı geçen mahkeme 19.01.2007 tarih ve 2006/15E. - 2007/13 K.sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildi. Bu karar üzerine taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldı ve taşınmaz üçüncü kişi olan Atilla Bayrak’a satıldı. Keşan icra hukuk mahkemesi kararı temyiz edildi; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin ...nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozuldu. Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K.sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildi ve karar kesinleşti. Bozma sonrası verilen icra mahkemesi kararı icra dairesine ibraz edildi. Taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koyduruldu ve kıymet takdiri işlemine yönelik taleplerimiz 04.06.2008 tarihinde reddedildi. Bu red işlemine karşı ileri sürülen şikayetler de 13.01.2009 tarihinde reddedilerek kesinleşti. Taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildi ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleşti. Borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldi. Dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar zarar oluştu. Zararın oluşmasının tek nedeni Keşan İcra Hukuk Mahkemesince verilen 2006/15 E ve 2007/13 K sayılı karardır. Karar kesin olarak verilmemiş olsaydı, haciz devam edecek, Yargıtay incelmesinden sonrada bir kaydı olmayacaktı. Mahkeme İİK 16. Maddesinin açık hükmüne rağmen takibin kesinleşmesinden iki yıl sonra şikayeti kabul ederek yasaya aykırı bir şekilde karar verdi. Geçici veya kesin haciz belgesi alınmadı ve icra dosyasından hiç tahsilat yapılamadı” iddiası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 85.000 TL tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini” talep ve dava etmiştir. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; “Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini” istemiştir Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İİK ve TTK hükümleri çerçevesinde, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte "kambiyo senedi" vasfı taşıyan belgeler sınırlı sayıdadır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kambiyo senetlerine özgü haciz yoluna konu edilebilecek belgelerden biri değildir?

A) Poliçe
B) Bono
C) Çek
D) Emre yazılı havale
E) Emre muharrer senet

Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol