İcra ve İflas Kanunu 168. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 168 – (Değişik: 18/2/1965-538/81 md.)
İcra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse, borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrine şunlar yazılır:
1. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar,
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Borcun ve takip masraflarının on gün içinde ödeme emrinde yazılı olan icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi ihtarı,
3. Takibin müstenidi olan senet kambiyo senedi vasfını haiz değilse, beş gün içinde icra mahkemesine şikayet etmesi lüzumu,
4. (Değişik: 9/11/1988-3494/31 md.) Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesin den itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı.
5. (Değişik: 6/6/1985-3222/21 md.) Borçlu olmadığı veya borcun itfa edildiği veya mehil verildiği veya alacağın zaman aşımına uğradığı veya yetki itirazını sebepleri ile birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bir dilekçe ile bildirerek icra mahkemesinden itirazın kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı.
6. (Değişik: 17/7/2003-4949/45 md.) İtiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde on gün içinde 74 üncü maddeye, itiraz edilip de reddedildiği takdirde ise üç gün içinde 75 inci maddeye göre mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapisle tazyik edileceği, mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursa ayrıca hapisle cezalandırılacağı ihtarı.
60 ıncı maddenin son iki fıkrası burada da tatbik olunur.
a) Borca itiraz:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
154 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2013/29595 E., 2013/37833 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya 4. İcra Hukuk Mahkemesi
İİK'nun 168/1.maddesi uyarınca icra müdürü alacaklının dayandığı senedin, kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse borçluya bu madde uyarınca ör:10 numaralı ödeme emri gönderir.
12. Hukuk Dairesi 2013/29595 E. , 2013/37833 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya 4. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 05/09/2013
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
İİK'nun 168/1.maddesi uyarınca icra müdürü alacaklının dayandığı senedin, kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse borçluya bu madde uyarınca ör:10 numaralı ödeme emri gönderir. Buna göre icra müdürünün yetkisi, takip dayanağı senedin unsurları itibariyle kambiyo senedi olup olmadığı ve vadesinin gelip gelmediğiyle ilgilidir. Takip dayanağı senedin teminat olarak verildiği hususu ise aynı maddenin 5.fıkrası kapsamında borca itiraz olup, ödeme emri tebliği üzerine yasal 5 günlük sürede borçlu tarafından icra mahkemesi nezdinde ileri sürülmelidir. Bu nedenle icra müdürü borca itirazın konusunu oluşturacak nitelikte olan senedin teminat senedi olduğu nedenine dayalı olarak, alacaklının ör:10 numaralı ödeme emri gönderilmesi talebini reddedemez.
Somut olayda, alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, icra müdürlüğünce takip dayanağı bononun teminat senedi olduğu nedeniyle ör:10 numaralı ödeme emri yerine, genel haciz yoluyla ilamsız takiplere ilişkin ör:7 numaralı ödeme emrinin gönderildiği ve alacaklının bu işlemi şikayet konusu yaptığı, Konya 1.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 04.10.2012 tarih ve 2012/321E.-732 K. sayılı kararıyla, müdürlük işleminin iptaliyle borçluya ör:10 numaralı ödeme emri gönderilmesine karar verildiği, icra müdürlüğünce bu karar doğrultusunda borçluya ör:10 numaralı ödeme emri tebliğ edilmesi üzerine, borçlunun İİK'nun 168/5. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takip dayanağı senedin teminat senedi olduğu iddiasıyla takibin iptalini istediği anlaşılmıştır. Başvuru bu haliyle İİK'nun 169. maddesine dayalı borca itirazdır.
Kural olarak icra mahkemesi kararları kesin hüküm teşkil etmezler ise de, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı icra müdürülüğü ya da takip işlemi hakkında verilmeleri koşuluyla birbirlerine karşı kesin hüküm teşkil ederler.
Buna göre Konya 1.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 04.10.2012 tarih ve 2012/321 E.-732 K. sayılı kararı, İİK'nun 168/1. maddesine göre icra müdürlüğünce yapılan işleme yönelik aynı Kanun'un 16.maddesine dayalı şikayet olup, borçlunun icra mahkemesine başvurusu ise İİK'nun 168/5. ve 169.maddelerine dayalı borca itiraz olduğundan, öncelikle şikayet hakkında verilen bu kararın, borca itiraz yönünden kesin hüküm teşkil etmesi düşünülemez. Nitekim ödeme emrinin tebliği üzerine, İİK'nun 168/5.maddesi uyarınca borçlunun borca itiraz hakkı doğacağından, henüz itiraz hakkı doğmadan icra mahkemesinin şikayet nedeniyle verdiği kararın, borca itiraz hakkını ortadan kaldırması ve kesin hüküm teşkil etmesi anılan yasal düzenlemelerle bağdaşmayacaktır.
O halde mahkemece borçlunun İİK'nun 168/5.maddesinde öngörülen yasal sürede yaptığı borca itirazının esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2024/18 E., 2024/184 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin 3 ve 170/a maddesinin birinci fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığın
Hukuk Genel Kurulu 2024/18 E. , 2024/184 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/206 E., 2023/620 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve
2011/21426 Esas, 2012/8524 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki kambiyo şikâyeti isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi
4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe dayanak çekte tahrifat bulunduğunu, çek bedelinin 26.000,00 TL değil 25.000,00 TL olduğunu, çekin keşide tarihinin ise 20.04.2009 değil 20.11.2008 olduğunu, çekte bulunan parafların keşideciye ait olmadığını, paraf imza yönünden imza incelemesi yapılması gerektiğini, çekin kambiyo vasfını haiz olmadığını, çek tazminatı ve komisyonunun sadece keşideciden talep edilebileceğini, borca ve faize de itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin iptali ile alacaklı aleyhine asıl alacağın % 40’ı oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı Cevabı
5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; borçlunun ciro imzasına itiraz etmediğini, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek istemin reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2009/1044 Esas, 2010/1061 Karar sayılı kararı ile; icra mahkemesince alınan 14.12.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre takip dayanağı çek aslının keşide tarihinde ve bedelinde düzeltmeler yapıldığı, 20.11.2008 olan tarihin 20.04.2009 olarak, 25.000,00 TL bedelin 26.000,00 TL olarak değiştirildiği ve her iki kısma da paraf imzanın atıldığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu, kambiyo evrakında herhangi bir geriye dönüş cirosuna rastlanmadığı, yapılan değişikliklerin paraf imzası ile onaylandığı, ciranta konumunda bulunan borçlunun keşideciye veya bir başka borçluya ait imza ya da paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, ayrıca icra mahkemesinin kambiyo evrakının düzenleniş sebebine dayalı olarak temeldeki hukuki ilişkiye ait inceleme yapma yetkisine sahip olmadığı, bu olguların ancak açılacak bir menfi tespit davasında incelenebileceği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 170/a maddesi kapsamında kalan şikâyetlerin yerinde bulunmadığı, ancak borçlunun çekte ciranta olduğu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 695/son madde kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı, ayrıca 3095 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 156,00 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve bu miktarın üzerinde kalan işlemiş faiz alacağının iptali gerektiği gerekçesiyle istemin kısmen kabulü ile takibin çek tazminatı ve komisyon alacağına yönelik kısmının borçlu yönünden iptaline, işlemiş faiz alacağının 156,00 TL üzerinde kalan kısmın iptaline, sair itiraz ve şikâyetlerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı kararı ile;
"... 1-Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklının temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Borçlunun Temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiği görülmüştür. Ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK.nun 720. maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi halinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat halinde ileri sürebilir. İcra mahkemesince yapılacak iş keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddi isabetsizdir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Birinci Direnme Kararı
9. İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 04.04.2013 tarihli ve 2013/94 Esas, 2013/270 Karar sayılı kararı ile; borçlunun çekte ciranta olduğu, çekin keşide tarihi ile bedel kısmında değişiklik yapıldığı, ancak bu değişikliğin keşideci şirket yetkilisi tarafından paraf edildiği, çeki lehtarın cirosu ile elinde bulunduran borçlunun bir başka çek borçlusunun imzasına veya paraf imzasına itiraz edemeyeceği, çekte her imza yönünden bağımsız sorumluluğun olduğu, dolayısıyla keşidecinin paraf imzasını ihtiva eden ve bu düzeltmeden sonra tedavüle konulan çekte cirantanın tedavül öncesi veya çekin kendisine gelmesinden önce diğer ilgililer tarafından yapılan imza veya paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak imza sahibine ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Birinci Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu Kararı
11. Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas, 2019/289 Karar sayılı kararı ile;
"...Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında daha önce verilen ve alacaklının temyiz itirazları reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan çek tazminatı, komisyon ve faiz alacağı konusunda yeniden hüküm kurulmayarak “…kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerin REDDİNE…” yönelik hüküm kurulmuş olmasının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’inci ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddelerine aykırı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir….
Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298’inci maddeleri gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden sair temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle direnme kararının usulden bozulmasına, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
12. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas, 2022/70 Karar sayılı kararı ile; borçlunun tahrifat iddiasının değerlendirilmesi için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, Adli Tıp Belge İnceleme Uzmanı bilirkişiden alınan 11.05.2022 tarihli raporda inceleme konusu çekin keşide tarihinin evvelce "20.01.2008" olarak yazılmışken, ayları gösterir hanedeki evvelce mevcut "11" rakamlarının farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj (üzerinden gitme) yöntemiyle "4" rakamına dönüştürüldüğü, yıllar hanesinin birler basamağında evvelce mevcut "8" rakamının ise farklı fiziki evsafta bir kalemle tamamlama ve sürşarj yöntemiyle "9" rakamına dönüştürülerek çek keşide tarihinin mevcut durumu olan "20.04.2009" şekline dönüştürülmüş olduğu hususunun bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 796 ncı maddesine göre yasal süre içinde çekin muhatap bankaya ibrazının zorunlu olduğu, ibraz edilmemesi hâlinde alacaklının 6102 sayılı Kanun’un 808 inci maddesi gereğince takip borçlularına karşı müracaat hakkını kaybedeceği, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çek adi havale niteliği taşıdığından borç ikrarını içermeyeceği, borçlular hakkında bu belgeye dayanılarak takip yapılamayacağı, somut olayda takibe konu çekin gerçek keşide tarihinin 20.11.2008 olduğu, ibraz tarihinin ise 20.04.2009 olduğu, çekin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istemin kabulü ile takibin borçlu yönünden iptaline, borçlunun kötü niyet tazminatı talebin reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
13. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
14. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.02.2023 tarihli ve 2022/13884 Esas, 2023/794 Karar sayılı kararı ile;
"...8.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; mahkemece direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Dairemizin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı HUMK'nın 439/son maddesi gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
9. Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmadığı hususu göz önüne alındığında, mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Dairemizin bozma kararının gereğini yerine getirecek şekilde araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra davanın kabulüne dair karar vermesi isabetli bulunmamıştır.
10. Bu nedenlerle mahkemenin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas 2022/70 Karar sayılı kararının açıklanan usuli nedenle bozulması gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K.2020 (7)9-456 E.,2021/474 K. sayılı kararları)...” gerekçesiyle kararın usulden bozulmasına, bozma nedenine göre alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
İkinci Direnme Kararı
15. İstanbul 39. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 20.09.2023 tarihli ve 2023/206 Esas, 2023/620 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun usul bozması öncesindeki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
İkinci Direnme Kararının Temyizi
16. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Alacaklı vekilinin temyizi yönünden
18. Hukuki yarar dava (şikâyet) şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır.
19. İlk Derece Mahkemesince istemin kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece alacaklının temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur. Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen tarafın direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmamaktadır.
20. O hâlde alacaklı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B. Borçlu vekilinin temyizi yönünden
21. İcra ve İflas Kanunu’nun 167 nci maddesinin birinci fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir. 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin 3 ve 170/a maddesinin birinci fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması üzerine bu husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. Başka bir anlatımla borçlu imzaya itirazını geri almış veya borcu kısmen veya tamamen kabul etmiş ise, takip dayanağı senet kambiyo senedi niteliğinde olmasa veya alacaklı kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip olmasa bile, icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez.
22. Kambiyo senedinin lehtara verilmesinden sonra senet metninde yapılan değişikliklere tahrifat denir. Şekli unsurları tamam tedavüldeki senede bazı ilaveler yapılabilir veya bazı kayıtlar silinip, karalanabilir. Senet metni üzerinde yapılan tahrifat poliçe kelimesine, bedele, vade ve keşide tarihine, ödeme ve keşide yerine, lehtarın ismine vb. ilişkin olabilir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 298 inci [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 207 nci] maddesi hükmü gereğince senetteki düzeltmelerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkâr hâlinde yok hükmündedir. Bu nedenle, senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. İmzaya veya paraf imzasına itiraz hâlinde ise mahkemece yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin paraflı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılması gerekir.
23. Bu bağlamda çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan, çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir. Ayrıca bu durum çekin kambiyo vasfını etkileyen bir hâl olduğundan keşideci dışındaki borçluların da itirazda hukuki yararları vardır. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2010 tarihli ve 2010/12-74 Esas, 2010/243 Karar; 04.03.2015 tarihli ve 2013/19-1746 Esas, 2015/896 Karar ile 10.03.2022 tarihli ve 2018/12-43 Esas, 2022/300 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “İmzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb… def'iler her hamile–iyiniyetli olsa dahi- karşı ileri sürülebilen mutlak def'i olarak kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde sahtekarlık (tahrifat) iddiası mutlak def'idir ve mahkemece bu iddia incelenmelidir.
24. Çek için kanunda belirlenen ibraz sürelerinin geçip geçmediği hâkim ya da icra müdürü (2004 sayılı Kanun md. 168) tarafından resen dikkate alınır. Süresi içinde çeki muhatap bankaya ibraz etmeyen hamil tüm sorumlulara, hatta düzenleyene karşı da kambiyo hukukuna dayalı başvurma hakkını kaybeder (Abuzer Kendigelen, Çek Hukuku, İstanbul, 2019, s.289-290).
25. 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddeleri gereğince çekin yasada belirlenen sürede muhatap bankaya veya takas odasına ibrazı veya ödemeden imtina keyfiyetinin resmî bir protesto vesikası ile saptanması zorunludur. Aksi hâlde hamil, 6762 sayılı Kanun'un 718 ve 720 nci maddeleri gereğince müracaat hakkını kaybeder. Bir başka anlatımla, böyle bir çek kambiyo senedi vasfını taşımayan (adi havale) belge niteliğini alır. Bu husus Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2015 tarihli ve 2013/12-2013 Esas, 2015/1182 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
26. Bu itibarla çekin keşide tarihindeki düzeltmenin paraflı olmaması veya yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda paraf imzasının keşideciye ait olmadığının anlaşılması hâlinde düzeltme yok hükmünde olacağından, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılarak çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerekir. Ancak 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise icra mahkemesi 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesine göre şikâyet üzerine veya resen takibin iptaline karar veremez.
27. Diğer taraftan 6762 sayılı Kanun'un 589 uncu (6102 sayılı Kanun md. 677) maddesine göre bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcut ise bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s.414 vd). Anılan madde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. İmzaların bağımsızlığı ilkesi poliçeye (çeke) atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin (çekin) geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurutulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul, 2001, s.136). İmzaların bağımsızlığı hükmünün işleyebilmesi için senedin kambiyo senedi (poliçe/bono/çek) olarak geçerli olması şarttır. Şayet kambiyo senedi herhangi bir nedenden ötürü hükümsüz ise (örneğin senet metninde çek kelimesi yok ise) bu senedin üzerindeki imzaların (taahhütlerin) kıymetli evrak hukukundaki anlamıyla geçerliliği düşünülemez. İmzaların bağımsızlığının sonucu olarak sahibini bağlamayan imzaların bulunması hâlinde imzası kendisini bağlamayan kişi bunu herkese karşı hükümsüzlük def'i olarak ileri sürebilir. Ancak geçerli imzaların sahipleri geçersiz imzaların mevcudiyeti dolayısıyla çek sorumluluğundan kurtulamazlar (Hüseyin Ülgen vd., Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul, 2015, s.151).
28. Bu noktada belirtmek gerekir ki 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu maddesinin göndermesiyle çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı maddesi "Bir poliçe metni tahrif ediliği takdirde değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kimseler değişmiş metin gereğince ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metin gereğince mes'ul olurlar." hükmünü içermektedir. Bu hüküm değiştirilen poliçenin şekil unsurlarını muhafaza etmesi şartıyla geçerliliğini sürdüreceğini, kambiyo borçlularının sorumlu olmaya devam edeceğini ve eski metne imza atmış olanların eski metinle, değişik metinde imzası bulunanların ise yeni metinle sorumlu tutulacaklarını belirlemektedir. Poliçedeki tarih değiştirilmiş olursa değişiklikten önce imza koyanlara karşı müracaat hakkının kullanılması için yapılacak işlemler (ibraz, protesto keşidesi gibi) eski tarihe göre olmalıdır. Değişiklikten sonra imza koyanlar için ise süreler yeni tarihe göre hesap edilir (Poroy, Tekinalp, s.205-206; Ülgen vd., s.152). Bu hüküm öğretide “imzaların bağımsızlığı” olarak adlandırılan ilkenin gereği ve sonucudur.
29. Senet metninde değişiklik hâlinde borçlunun sahip olduğu savunma imkânı, tahrif edilmiş senedin tamamen geçersiz olduğunun değil, kendisi bakımından senede ilişkin taahhütlerinin değişikliğe uğradığı oranda senedin geçersiz olduğunun def'î olarak ileri sürülebilmesidir. Zira imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca, senetteki taahhütlerden birinin geçersizliği, diğerlerinin geçerliliğine etkide bulunmayacaktır. Böylelikle söz konusu def'i sadece sorumlulukları ağırlaşmış bulunan borçlular tarafından kullanılabilir ve diğer borçlulukların sorumlulukları devam eder (Hayri Domaniç, Kıymetli Evrak Uygulaması, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. IV, İstanbul 1990, s.115).
30. Açıklanan yasal düzenlemelere göre somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından borçlular aleyhine çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte ciranta olan borçlunun icra mahkemesine başvurusunda çekteki keşide tarihinin tahrif edildiğini, çekin keşide tarihinin 20.04.2009 değil, 20.11.2008 olduğunu, paraf imzasının keşideciye ait olmadığını, çekin kambiyo vasfının bulunmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir. Takip dayanağı çekin lehtarın cirosuyla borçluya geçtiği anlaşılmıştır.
31. Borçlunun icra mahkemesine başvurusu bu hâliyle 2004 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı çekin kambiyo vasfına ilişkin şikâyet olup, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesine dayalı imzaya itiraz değildir. Dolayısıyla imzaların istiklali ilkesi burada uygulanmaz. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı iddiası keşideci tarafından ileri sürülmese dahi, çekin geçerliliği mutlak def'i mahiyetindeki bu iddiaya bağlı olduğundan borçlu ciranta tarafından alacaklı hamile karşı ileri sürülebilir.
32. Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı, paraf imzasının da sahte olduğu yönündeki itirazlar çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden 6100 saylı Kanun'un 266 ncı maddesi uyarınca bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerektiğinden somut olayın özelliği ve iddianın ileri sürülüşü gereğince 20.04.2009 tarihi itibariyle keşideci şirket yetkililerinin araştırılarak yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır.
33. Yapılacak imza incelemesi sonunda keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olmadığı anlaşılır ise düzeltme yok hükmünde olup düzeltme öncesi duruma göre değerlendirme yapılması, buna göre çekin 6762 sayılı Kanun'un 708 ve 720 nci (6102 sayılı Kanun md. 796 ve 808) maddelerinde öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılır ise kambiyo vasfında olmayacağından 2004 sayılı Kanun'un 170/a maddesi uyarınca borçlu yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekir.
34. Keşide tarihindeki paraf imzasının keşideci şirketin yetkililerine ait olduğu anlaşılır ise çek üzerinde yapılmış olan değişiklik keşideci tarafından 1086 sayılı Kanun'un 298 inci maddesine (6100 sayılı Kanun md. 207) uygun olarak onaylanmış olduğundan değişiklik hukuken geçerli olacaktır. Ancak bu hâlde 6762 sayılı Kanun'un 730 uncu (6102 sayılı Kanun md. 818) maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 660 ıncı (6102 sayılı Kanun md. 748) maddesi uyarınca değişiklikten sonra imza koymuş olanlar değişmiş metin gereğince sorumlu olacağından borçlunun iddialarının bu hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir.
35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ile ileri sürülen hususların bankadan sorularak alınacak cevap ile borçlu tarafından sunulan çek teslim belgesi birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1- Alacaklı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
2- Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA (III-B),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile eklenen Geçici 7 nci maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken 2004 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
17.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
Özel Daire bozma kararında; takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiğinin görüldüğü, ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK'nun 720 nci maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi hâlinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat hâlinde ileri sürebileceği, İcra mahkemesince yapılacak işin keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir.
Özel daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak çekin ciro silsilesinde yer alan ve kendisine müracaat edilen cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin iddiayı ileri sürüp süremeyeceği, buradan varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Bu durumda Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesinin de bu uyuşmazlık kapsamıyla sınırlı olması gerekir.
Mahkeme bu bozmaya uyduğu takdirde usulüne uygun biçimde inceleme yaparak tahrifat olgusu bulunup bulunmadığını tespit edip, tahrifatın bulunması veya bulunmaması ihtimaline göre gerekli değerlendirmeyi de yaparak bir karar vermesi gerekecektir.
Bu durumda özel daire kararı gibi bozma yapılması dosya kapsamına uygun ve yeterli olup tahrifatın bulunduğu veya bulunmadığı sonucuna bağlı olarak mahkemenin bozmadan sonra değerlendirmesi gereken ve sonrasında bu değerlendirmenin doğru olup olmadığının yeni temyize bağlı olarak özel dairece incelemesi gereken ileriki aşamayla ilgili hususları da kapsar şekilde Hukuk Genel Kurulunca farklı bir bozma yapılması usulen mümkün değildir.
Direnme kararlarının temyiz incelemesinin özel daire ile mahkeme arasında uyuşmazlık konusu olan konuda yapılacak olması bunu gerektirdiği gibi henüz mahkemenin ve özel dairenin inceleyip bir sonuca varmadıkları konuda özel daire ve mahkeme yerine geçerek önceden değerlendirme yapılıp karar verilemeyecek olması da bunu gerektirmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle özel daire kararında belirtilen nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan genişletilmiş ilaveli bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
6. Hukuk Dairesi, 2022/2349 E., 2023/2322 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi için İİK’nın 168/2 maddesine göre 10 günlük sürenin geçmesi gerektiği, şikayetçi dosyasında 05.06.2017, 06.03.2017 ve 09.03.2017 tarihlerinde ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü, şikayetçinin ise İzmir 13.
6. Hukuk Dairesi 2022/2349 E. , 2023/2322 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1777 E., 2022/316 K.
ŞİKAYETÇİ : ...Varlık Yönetim A.Ş. vekili Avukat ...
ŞİKAYET OLUNAN : Türk Ekonomi Bankası A.Ş. vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ : 26.03.2018
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret - Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Edremit İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/87 E., 2019/229 K.
Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun şikayet olunanın istinaf başvurusunun esastan reddine, şikayetçinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ŞİKAYET
Şikayetçi vekili şikayet dilekçesinde özetle; Edremit 1. İcra Müdürlüğünün 2015/26 Esas sayılı takip dosyasından tanzim edilen 13.03.2018 tarihli sıra cetvelinde, şikayetçi haczinin 1. sırada yer alması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.
II. CEVAP
Şikayet olunan vekili cevap dilekçesinde özetle, ilk kesin haczin şikayet olunanın takip dosyasından konulduğunu savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi için İİK’nın 168/2 maddesine göre 10 günlük sürenin geçmesi gerektiği, şikayetçi dosyasında 05.06.2017, 06.03.2017 ve 09.03.2017 tarihlerinde ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü, şikayetçinin ise İzmir 13. İcra Müdürlüğünün 2015/7911 Esas sayılı dosyasında ilamsız takip yaptığı ve bu dosyadan 25.01.2016 tarihinde kesin haciz konulduğu, ilk kesin haczin anılan dosyadan olduğu belirtilerek, şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Şikayetçi vekili; şikayetleri kabul edildiği halde cetvelde şikayet olunana ayrılan payın kendilerine ödenmesi talebi hakkında karar verilmediğini, aleyhlerine yargılama gideri takdirinin ve vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönleriyle kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
Şikayet olunan vekili; ihtiyati hacizlerinin kesin hacze dönüşmesine İcra Hukuk Mahkemesinin tedbir kararının engel olduğunu, takibin reddedilen itiraz davasının açıldığı tarihte kesinleşmiş olduğunun kabulü gerektiğini, aksi durumun kötüniyetli borçlulara imkan sağlayacağını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, şikayetçinin haciz tarihinin şikayet olunanın kesin haczinden önce olduğu, icra hukuk mahkemesince incelenen sıra cetveline itiraz davalarında, şikayet kabul edilir ise sadece sıra cetvelinin iptaline karar verileceği, eda hükmünün kurulamayacağı ve kendisini vekille temsil eden şikayetçi yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi ile yargılama giderlerinden şikayetçinin sorumlu tutulmasının doğru olmadığı belirtilerek, şikayet olunan vekilininş vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, şikayetçi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulüne ve sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Şikayetçi vekili; şikayetleri kabul edildiği halde cetvelde şikayet olunana ayrılan payın kendilerine ödenmesi talebi hakkında karar verilmediği ile istinaf dilekçelerinde ileri sürülen gerekçeler ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönüyle düzeltilerek onanması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
Şikayet olunan vekili; aleyhe vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ile re'sen dikkate alınacak nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sıra cetvelinde sıraya itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 168 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci bendi, Kapatılan Yüksek 23. Hukuk Dairesinin 08.05.2015 tarih, 2014/6392 Esas, 2015/3521 Karar sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Şikayetçi harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden şikayet olunana yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/268 E., 2020/729 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Başvuru bu hâli ile İİK'nın 168/5. maddesinde düzenlenen borca itirazdır.
Hukuk Genel Kurulu 2017/268 E. , 2020/729 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin kabulüne ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi:
4. Borçlu vekili 31.10.2014 tarihli itiraz dilekçesinde; alacaklı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu icra takibine dayanak senetleri müvekkilinin Çömelekler Optik Saat İşitsel Sağlık ve Her Türlü Tic. Ltd. Şti.’yi temsilen düzenlediğini, bu nedenle müvekkilinin şahsen sorumluğunun bulunmadığını, müvekkilinin alacaklıya herhangi bir borcunun olmadığını ileri sürerek itirazın kabulü ile takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı Cevabı:
5. Alacaklı vekili 08.01.2015 tarihli cevap dilekçesinde; borçlunun senetteki imzaya itiraz etmediğini, senetlerde düzenleyenin Çömelekler Optik Saat İşitsel Sağlık ve Her Türlü Tic. Ltd. Şti. olduğunu ve senetlerin çift imza ile düzenlendiğini, buna göre imzalardan bir tanesinin düzenleyen şirket adına, açığa atılan diğer imzanın ise aval olarak atıldığının kabulü gerektiğini savunarak itirazın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 30.04.2015 tarihli ve 2014/1492 E., 2015/366 K. sayılı kararı ile; icra dosyasında mevcut onaylı senet fotokopilerinde borçlunun ne lehtar ne keşideci ne de ciranta sıfatı ile yer almadığı, takip dayanağı kambiyo senetlerinin hiçbir aşamasında borçlu sıfatı ile yer almamış bir kimsenin aleyhine takip yapılmasına takip hukukunun onay vermediği, pasif husumet yokluğu gerekçesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 170/a maddesi uyarınca müşteki ile sınırlı olarak takibin iptaline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 26.11.2015 tarihli ve 2015/17524 E., 2015/29446 K. sayılı kararı ile; "…Alacaklı tarafından borçlu hakkında yedi adet bonoya dayalı olarak yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu icra mahkemesine yaptığı başvuruda bonoları şirket adına imzaladığını, şahsen sorumlu olmadığını belirterek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece istemin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Başvuru bu hâli ile İİK'nın 168/5. maddesinde düzenlenen borca itirazdır.
Takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için TTK'nın 776/1-g maddesi uyarınca “…senedi düzenleyenin imzasını” ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak öngörülmemiştir. TTK'nın 778. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 677. maddesi gereğince, şirketin münferit temsilcisinin şirket kaşesi dışında senet üzerine atmış olduğu imzanın kendisini sorumluluktan kurtaracağı düşünülemez. Yine, TTK'nın 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 701 ve 702/1. maddeleri gereğince, keşideci şirket kaşesi üzerindeki imza dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadın yazılması gerekmez. Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmiş ise tıpkı onun gibi sorumlu olur.
Özetle şirket temsilcisinin şahsen sorumlu olabilmesi için şirket kaşesi dışında ayrı bir imzasının bulunması yeterlidir. Her iki imzanın da kaşe üzerinde bulunması hâlinde ise yetkili temsilcinin sorumluluğundan bahsedilemez. Bir diğer ifade ile senetteki her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez (Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2011tarih, 2011/12-480 esas, 2011/598 karar sayılı kararı).
Somut olayda ise, takibe konu yedi adet bonunun incelenmesinde, tanzim edenin Çömelekler Optik-Saat Sağlık ve Her Türlü Ticaret Ltd. Şti. olduğu, senet metninde bulunan imzaların ise, her ikisinin de şirket kaşesi dışına atıldığı görülmektedir. Bu hâlde, yukarıdaki açıklamalar ışığı altında, şirket kaşesi dışına atılan ikinci bir imzanın, tanzim eden lehine aval veren sıfatı ile atıldığının ve imza sahibinin de aval veren sıfatı ile sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
O hâlde mahkemece borçlu tarafından yapılan itirazın reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2016/97 E., 2016/267 K. sayılı kararı ile; takibe dayanak kambiyo senetlerinde muterize ait onun teşhis ve tanınmasına yarayacak herhangi bir bilgiye yer verilmediği, senetlerin “ödeyecek” kısmında sadece Çömelekler Optik-Saat İşitsel Sağılık ve Her Türlü Tic. Ltd. Şti.'ye ait kaşe ve bilginin yer aldığı, bunun hemen ön tarafında ise şirketi temsile yetkili olduğu inkar edilmeyen hatta kabul edilen imzalar bulunduğu, bu imzaların tek başına kambiyo senedinin subjektif sınırlarını muteriz aleyhine genişletmeye izin vermediği, hukukta belirlilik ilkesinin kambiyo senedinin borçlusunun imzası dışında teşhis ve tanınmasına yarayacak bilginin varlığını zorunlu kıldığı, somut olayda tüm bilgilerin tüzel kişiliğe ait olduğu, dolayısı ile tüzel kişiliğe ait olan bu bilgilerin sömürülerek şirket yetkilisinin şahsi sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığı, senet metnindeki imza muterize ait olmakla birlikte diğer bilgilerle bir arada değerlendirildiğinde kambiyo senedinin tüzel kişiliğin temsilcisi sıfatı ile ve tüzel kişiliği bağlayacak şekilde imzalandığının tartışmasız olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 776/1-g hükmü ayrıca ve açıkça senedi düzenleyenin imzasına muhtevi olduğunu ifade ettiğine göre bu cümlenin yek diğerinden bağımsız iki unsurdan oluştuğunun kabulü gerektiği, bu cümlenin hem senedi düzenleyen hem de onun imzasını içereceğini açıkça belirttiği, dolayısı ile cümlenin içerisinde tartışma yaratacak ve sorumluluğun yazgısını değiştirecek şekilde “senedi düzenleyen” kavramını çıkararak imza ile yetinmenin ileride olası bir uyuşmazlıkta husumet sorununu da tartışmaya açmak demek olduğu, TTK’nın İcra ve İflas Kanunu ile ilişkisinde salt imza ile yetinmesinin beklenemeyeceği, dolayısı ile sahici bir sorumluluktan söz edebilmek için hem kambiyo senedini düzenleyen kişinin teşhis ve tanınmasına yarayacak bilgi hem de bu bilgiyi pekiştirecek ve geçerliliği takip edecek imzaya ihtiyaç olduğu, tüm bu nedenlerle kambiyo senedinde keşidecinin muteriz değil onun yetkilisi olan tüzel kişilik olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takibine konu senetlerde Çömelekler Optik Saat İşitsel Sağlık ve Her Türlü Tic. Ltd. Şti.’nin kaşesi dışına atılan ikinci imzanın düzenleyen şirket lehine aval veren sıfatı ile atıldığının kabulünün gerekip gerekmediği, imza sahibinin de aval veren sıfatı ile borçtan şahsen sorumlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre itirazın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Borçlunun imzaya itiraz dışındaki diğer nedenlerden dolayı ödeme emrine itirazı borca itiraz niteliğindedir. İİK’nın 168. maddesinin 5. fıkrası ile aynı Kanunun 169. maddesi gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu, borca itirazını ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirerek icra mahkemesinden itirazının kabul edilmesine karar verilmesini isteyebilir. Borcun mevcut olmadığı, ödendiği, ertelendiği, zamanaşımına uğradığı, takas, faiz oranına itiraz, yetki itirazı gibi itirazlar borca itiraz niteliğindedir (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 783).
13. Uyuşmazlığın çözümü bakımından avalin de açıklanması gerekmektedir.
14. Aval, TTK’nın 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Bozer A./Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161).
15. TTK’nın 700. maddesinin 2. fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur (Bozer/Göle, s. 161 ).
16. TTK’nın avalin şekline ilişkin 701. maddesi;
“(1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.
(2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır.
(3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.
(4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.” şeklindedir.
17. Bu düzenlemeye göre poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtimez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır.
18. Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanunun 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK’nın 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.
19. Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı).
20. Somut olaya gelince; alacaklı tarafından başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak 7 adet senedin bono niteliğinde olup kambiyo vasfı taşıdığı, düzenleyenin Çömelekler Optik-Saat Sağlık ve Her Türlü Ticaret Ltd. Şti. olduğu, senet metninde bulunan imzaların her ikisinin de şirket kaşesi dışına atıldığı ve borçlu ...’in imzasına itiraz etmediği anlaşılmakta olup, bono ön yüzünde atılı bulunan imzaların aynı zamanda borçlu şirket temsilcisi olan borçlu ...’e ait olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
21. Şu hâle göre, yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemeler karşısında şirket kaşesi dışına atılan ikinci imzanın, düzenleyen şirket lehine aval veren sıfatı ile atıldığının ve imza sahibinin de aval veren sıfatı ile borçtan şahsen sorumlu olduğunun kabulü gerekip, borçlunun borca itirazının reddine karar verilmelidir. Nitekim bu hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2011 tarihli ve 2011/12-480 E., 2011/598 K. ile 04.04.2018 tarihli ve 2017/19-812 E., 2018/756 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
22. Diğer taraftan bono borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların bonoyu imzalamış olmasına ve usulünce kaşe basılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu durumda, bonodan doğan sorumluluk doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye ait olur. Yetkisiz imza hâlinin düzenlendiği TTK’nın 778. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 678. maddesi “Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.” şeklindedir. Somut olayda; borçlu icra mahkemesine başvurusunda bonoları şirketi temsilen imzaladığını, şahsen sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek borca itiraz etmiştir.
23. Tarafların ileri sürmüş olduğu maddi vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak yani somut olay ya da ilişki bağlamında işlerlik kazanacak hukuk kurallarını araştırıp bulup uygulamasını gerçekleştirmek, hâkim tarafından kendiliğinden yerine getirilmesi gereken bir görevdir (6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi). Somut olaya uygulanacak olan hukuk kuralları, dava sebebinden tümüyle farklı bir kavram olan hukuki sebebi oluşturur (Tanrıver, S.; Medeni Usul Hukuku C. 1. Ankara 2016, s. 480-483).
24. Uyuşmazlığa konu olayda; 25.06.2009 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde takibe dayanak senetleri düzenleyen Çömelekler Optik Saat İşitsel Sağlık ve Her Türlü Tic. Ltd. Şti.’yi ... ile Orhan Çömelek’in 10 yıl süre ile müştereken atacakları imzaları ile temsil ve ilzam etmeye yetkili kılındığı ilan edilmiştir. Takibe dayanak bonoları tek başına ... imzalamış olup, TTK’nın 678. maddesi gereğince de yetkisiz temscilci olduğundan bonoda yazılı borçtan bizzat sorumludur.
25. Belirtmek gerekir ki TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince avalistin sorumluluğu ancak kambiyo senedinde şekle dair bir eksiklik olması hâlinde ortadan kalkar. Takibe dayanak bonolar şeklen de olsa TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca düzenleyenin imzasını içermekte olup, şekle ait noksanlık bulunmadığından aval vereninin taahhüdü geçerlidir.
26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlığın borçlunun avalist olarak şahsen sorumlu olup olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ile düzenleyen şirketin çift imza ile temsil edilmesine rağmen senetlerin tek imza ile düzenlendiği, şirket borçtan sorumlu olmadığından TTK’nın 702. maddesi gereğince aval verenin de sorumluluğunun bulunmadığı, ancak borçlu ... TTK’nın 678. maddesi gereğince yetkisiz imzasından sorumlu olduğundan direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşleri ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı dava dilekçesinde iddiasının dayanağı olan vakıaları (HMK 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK129/1-e) gösterir.
Hâkim, Türk hukukunu resen uygular (HMK 33/1). Bu hükmün sonucu olarak tarafların getirdiği vakıalara göre uyuşmazlığı belirleyip bu uyuşmazlığa doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevidir.
Uyuşmazlığın vakıalara göre belirlenip çözümlenmesi usulün temel ilkesidir. HMK’nın bu ilkeye verdiği önem, vakıalarla ilgili olarak yirmiyedi ayrı maddede hüküm bulunması ve bu maddelerde otuzaltı kez vakıalar ibaresine yer verilmiş olmasından da anlaşılmaktadır.
Somut uyuşmazlıktaki önemi nedeniyle yargılamaya hâkim olan ilkelerden şu üçüne özellikle değinmek gerekir.
Tasarruf ilkesine göre; hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz (HMK 24/1). Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz (HMK 24/2).
Taraflarca getirilme ilkesinde ise; Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK 25/1). Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz (HMK 25/2).
Taleple bağlılık ilkesi bu iki ilkeyle bağlantılı olmakla birlikte daha somutlaştırılmış bir şekilde; hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği ancak duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebileceği (HMK 26/1) hükmünü içermektedir.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere dava vakıalar üzerinden yürür. Vakıaları bildirmek taraflara aittir. Getirilen vakıalara göre uyuşmazlığı belirlemek ve bu uyuşmazlığa uyan hukuki sebebi belirleyip uygulamak ise hâkimin görevidir. Hâkim uyuşmazlığı ve hukuki sebebi belirlerken sadece davacı tarafın getirdiği vakıaları değil, davalı tarafın getirdiği vakıaları da esas alır ve buna göre doğru hukuki ilişkiyi belirleyerek uyuşmazlığı çözer. Ancak getirilmemiş vakıaları hükmüne esas alamaz.
Vakıalarla bağlılık taraflarca getirilme ve tasarruf ilkesinin de bir gereğidir. Davacının davaya konu etmediği, mahkeme önüne bir uyuşmazlık olarak getirmediği bir hususu mahkeme inceleyip bu konuda karar veremez. Hâkim uyuşmazlığın sınırlarını vakıalarla çizecek olup bu vakıalar dışına çıkarak ve yeni vakıaları kendiliğinden inceleyerek bir sonuca varıp karar veremez.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı takibe konu bonoları şirketi temsilen imzaladığını belirterek, kendisinin şahsen sorumluluğu bulunmadığını borçtan tümüyle şirketin sorumlu olduğunu iddia etmekte; davalı taraf ise imzaların birinin şirket adına diğerinin ise davacının şahsı adına atıldığını belirterek borçtan hem şirketin hem de davacının sorumlu olduğunu iddia etmektedir.
Bu hâliyle uyuşmazlık bonodaki birinci imza ile ilgili olmayıp bonodaki ikinci imza ile ilgilidir. Çünkü davacı itirazında şirket temsilcisi olarak şirket adına itiraz değil, kendi adına itiraz söz konusudur. O nedenle şirket taraf olmadığı için şirket adına atılan birinci imzanın tartışılıp değerlendirilmesi de mümkün değildir.
Bonolarda iki imza bulunmakta olup her ikisi de borçlu şirket kaşesi dışına atıldığından bunlardan birisinin şirket adına diğerinin aval veren olarak davacı adına atıldığının kabulü gerekir. Bozma kararı dosya kapsamı ve delillere uygun olduğu için direnme kararının özel daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerekir.
Esasen bu konuda değerli çoğunluğun görüşü ile aramızda görüş farkı da bulunmamaktadır. Ancak çoğunluk görüşünde ayrıca şirketin çift imza ile temsili gerektiği hâlde bonoları sadece temsilcilerden birisi imzaladığı için şirketi bağlamayacağı ve bu nedene bağlı olarak da davacının sorumlu olduğu şeklinde ilave gerekçeyle bozma yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bonoları her iki temsilci imzalamadığı için şirketi bağlamadığı hususu uyuşmazlığa konu bir vakıa olarak mahkeme önüne getirilmemiştir. Getirilmeyen bir vakıayı mahkeme inceleyemez. Bono borçlusu şirket uyuşmazlıkta taraf değildir. Ancak borçlu şirketin ileri sürebileceği bir husus bu şirketin taraf olmadığı bir dosyada incelenip karar verilemez. Borçlu şirketin böyle bir iddiası yok iken bu konuyu tartışarak şirketi bağlamadığı ve bu nedenle de davacının sorumlu olduğuna karar vermek uyuşmazlık konusu olmayan birinci imzayı da incelemek anlamına geleceğinden yukarıda sözü edilen yargılama ilkelerine aykırıdır.
Bu hususun bozma nedeni olarak eklenmesi davaya konu olmayan bir hususun da incelenmesi anlamına gelecektir. Verilen karar şirket hakkında olmayıp temsilci hakkında olsa da bu kararı öğrenen şirketin bu gerekçeden etkilenerek hukuki çıkış yolları aramaya yönelebilecek olması ise hem davacının hem de davalının durumunu daha da ağırlaştıracaktır.
Oysa ki bir mahkeme kararı verilen hüküm kadar gerekçesiyle de ancak uyuşmazlık konusuyla sınırlı olarak taraflardan birinin lehine diğerinin durumunu ağırlaştırabilir. Ayrıca hükme konu olmayan bir husus için gerekçe eklenmesi de mümkün değildir. Çünkü davada incelenecek olan davacının ikinci imzadan dolayı şahsen sorumlu olup olmadığı olup birinci imzadan dolayı da sorumlu olup olmadığının incelenmesi anlamına gelecek biçimde çift imza ile temsil hususunun hükme bağlanması ve gerekçelendirilmesi gerekmemektedir.
Belirttiğimiz nedenlerle özel daire kararındaki nedenle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, ilave gerekçeyle hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2692 E., 2019/1003 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlu örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine İİK'nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra imzaya itiraz etmiş, mahkemece;
Hukuk Genel Kurulu 2017/2692 E. , 2019/1003 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince imzaya itirazın kabulüne, alacaklı aleyhine asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına ve asıl alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine dair verilen 15.12.2015 tarihli ve 2014/1105 E., 2015/1047 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/5997 E., 2016/17385 K. sayılı kararı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2016/24811 E., 2016/20003 K. sayılı kararı ile;
“… Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine başlanmış, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu şirket ve avalist ... yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takibe dayanak senetteki imzaların şirket yetkililerine ve avaliste ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz etmişlerdir.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen 29.04.2014 tarihli, 2013/836 E.-2014/384 K. sayılı avalist ... yönünden verilen imzaya itirazın kabulü yönündeki karara ilişkin olarak, alacaklı tarafından yapılan temyiz talebinin Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “1” nolu bendinde reddedildiği, alacaklı tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmadığından, mahkemenin imzaya itirazın kabulüne ilişkin kararının bu aşamada kesinleştiği anlaşılmakla; alacaklının ... yönünden yapmış olduğu sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;
Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “2” nolu bendinde yer alan bozma kararına uyulması üzerine alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, borçlu şirket yönünden mahkemece itirazın kabul edilerek borçlu yönünden takibin durdurulduğu, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedildiği, söz konusu kararın Dairemizce onandığı görülmektedir.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir.
İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda, tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.
Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı).
Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.
Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
Dosya kapsamında bulunan imza sirkülerine ve ticaret sicili müdürlüğünden gönderilen yazı cevaplarına göre bonoların keşide tarihinde, ... ve Ahmet Şentürk'ün borçlu şirketi münferiden temsile yetkili olduğu görülmektedir.
Mahkemece hükme esas alınan EGM Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığından sertifikalı grafoloji ve sahtecilik uzmanları olan Birol Aydın, Tuncay Tuncerli ve Okan Büzkaya tarafından hazırlanan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; mukayeseye esas belgelerin iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları, dolayısıyla iki ayrı şahsı eli ürünü olduğu, mukayeseye esas imzalardan borçlu şirket yetkililerince kabul edilenleri dikkate alındığında, senetteki imzaların borçlu şirket yetkilileri ... ve Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olmadığının, ancak şirket yetkililerince kabul edilmeyen imzalar dikkate alındığında senetlerdeki imzaların aynı elin ürünü olduğunun bildirildiği; 25.11.2015 tarihli ek raporda ise bu nitelendirmenin maddi-teknik olduğunun, ancak hukuksal nitelendirmenin mahkemenin takdirine bırakıldığı görülmektedir. Yine aynı raporlarda şirket yetkililerince kabul edilmediğinden mukayeseye esas alınmayan resmi makamlarca düzenlenen belgelerin sayısal çokluğuna değinilmekle birlikte, borçlular vekilinin 27.11.2013 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettikleri Ankara 57. Noterliğince düzenlenen 07.01.2013 tarihli, 00697 yevmiye nolu vekaletname ile 25.01.2011 tarihli imza sirkülerindeki imzaların dahi mukayeseye esas alınmayan imzalar grubu içerisinde yer aldığı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde; “İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” hükmü ile;
1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır.
Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir” hükmü yer almaktadır.
Yukarıda anılan bilirkişi raporunda; üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları belirtilen ve borçlu şirket yetkilileri tarafından kabul edilmeyen imzaları içerir belgeler arasında, Ankara 57. Noterliği'nin 28.07.2009 tarih, 25013 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 02.05.2012 tarih, 16953 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 14.09.2012 tarih, 35151 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 07.01.2013 tarih, 00697 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 13.07.2011 tarih, 29324 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 06.08.2012 tarih, 30444 yevmiye nolu imza sirküleri aslı bulunmaktadır.
O halde mahkemece; bilirkişi raporlarında sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalarla, takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu bildirildiğine göre borçlu şirket yönünden imzaya itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...”
gerekçesi ile alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kısmen kabulüyle onama kararı kaldırılmak suretiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "geçici 3. madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde imzaya itiraza ilişkindir.
Borçlular vekili; icra takibine dayanak senette keşide yeri bulunmadığından kambiyo vasfının bulunmadığını, müvekkili (tanzim eden) ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin kaşesi üzerinde bulunan imzaların şirket yetkililerine ait olmadığını, yine müvekkili (avalist) ...'ün adı altında yer alan imzaların da müvekkili ...'e ait olmadığını, imzalar müvekkillerine ait olmadığından alacaklı tarafa da herhangi bir borç bulunmadığını ileri sürerek imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin iptaline ve alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir
Alacaklı vekili; senetteki imzaların borçlulara ait olduğunu ileri sürerek itirazın reddine ve borçlular aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel Mahkemece 29.04.2014 tarihli kararda; takip dayanağı senette keşide yeri bulunduğundan borçluların kambiyo şikâyetlerinin yerinde olmadığı, borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin senedin tanzim tarihinde münferiden/ayrı ayrı temsil ve ilzama yetkilisi Ahmet Şentürk ve ... olduğu, 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığının, Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği gerekçesiyle borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya ve borca itirazının reddine, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının borçlu şirketten alınarak alacaklıya verilmesine, borçlu şirketin asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin ve borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine;
Özel Dairece 09.09.2014 tarihli bozma kararı ile; "...1-Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddine,
2-Borçlu ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlu örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine İİK'nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra imzaya itiraz etmiş, mahkemece; yapılan yargılama sonunda 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, borçlu şirketin imzaya itirazının reddine karar verilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporu gerekçesinin “c” bölümünde takibe konu senetteki imzalar ile Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları karşılaştırılmış ve “her ne kadar imzaların başlangıç kısımları itibariyle farklılık görülmüş ise de; imzaların inşa'a karakteri, 'A' harfinin devamında yapılan el hareketlerinin tersim edilişleri, imzaların nihayete erdirilişleri, imzaların işleklik dereceleri, kaligrafik ve itiyadı diğer hususiyetler yönünden kısmi ve bölgesel nitelikte uyum ve benzerlikler tespit ve müşahade edilmiştir.” şeklindeki imzanın borçlu şirket yetkilisine aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildikten sonra, raporun sonuç kısmında senetteki imzaların “Ahmet Şentürk 'ün eli ürünü olduğu (müspet)” şeklinde kesin kanaat bildirildiği, bu hâliyle, raporun, itiraza konu edilen imzanın aidiyeti konusunda hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmektedir.
O hâlde; mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 15.12.2015 tarihli kararda; Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ... veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığı, başkasının sahte imza attığı mütalaa edildiği gerekçesiyle borçlu şirketin ve ...'ün imzaya itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına, asıl alacağın % 20'si oranında 3.000.000,00TL kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e ve borçlu şirkete verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında 1.500.000,00TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı alacaklı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı oy çokluğu ile bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, borçlu Şirketin imzaya itirazının reddine ilişkin ilk kararının da, itirazın kabulüne ilişkin ikinci kararın da Özel Dairece bozulduğu, bu durumda Özel Dairenin birinci bozma, onama, ikinci bozma ilamı sonrasında kimin haklı, kimin haksız olduğunda bir belirsizlik oluştuğu, ikinci kararın oy birliği ile onandığı hâlde karar düzeltmede oy çokluğuyla bozulduğu, azınlığın yine onadığı, bu durumda bu belirsizliğin Hukuk Genel Kurulunda kesin olarak çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporlarına göre borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 3. fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. İİK’nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
HMK'nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise HMK'nın 266 ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun'un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlaması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. ile 07.10.2009 tarihli ve 2009/12-382 E., 2009/415 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Vurgulamakta yarar vardır ki anılan düzenlemelerde geçen karşılaştırmaya esas belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarihli ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 E., 2008/90 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir.
Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminilastiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
Somut olay incelendiğinde ise; borçlular vekili ve alacaklı vekili tarafından mukayeseye esas belgeler bildirildikten sonra borçlular vekili 23.01.2014 tarihli duruşmada alacaklı tarafından müvekkili şirketin muhasebeciliğini yapan ve bu maksatla iş takibi için vekâletname verilen Eşref Vurgun isimli şahsın imzası bulunan belgelerin dosyaya mukayeseye esas belge olarak kazandırılmaya çalışıldığını beyan ettiği, borçlular vekilinin 03.02.2014 ve 27.02.2014 tarihli dilekçelerinde Ankara 57. Noterliğinin 28.07.2009 tarihli ve 25015 sayılı vekâletnamesi ile Ankara 57. Noterliğinin 17.07.2009 tarihli ve 24042 yevmiye nolu vekâletnamelerindeki imzaların müvekkili borçlu şirket yetkililerine ait olmadığını, eski çalışanları Eşref Vurgun'a ait olduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemece grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ...’ün mahkemece huzurda alınmış 23.01.2014 tarihli belgeler üzerindeki imzaları (istiktap tutanakları) esas alınarak, ... adına olan mukayese imzalarının iki farklı el ürünü olduğu, bunlardan huzurda alınmış imzalar ile bu imzalarla uyumlu olan samimi mukayese imzaların (I. TARZ) ...’ün gerçek imzaları olduğu, huzurda alınmış mukayese imzalar ile uyumlu olmayan diğer belgelerdeki imzaların (II. TARZ) ise ...’ün eli ürünü olmadığı, bu şahsın hakiki imzalarının model alınması suretiyle adına takliden atıldıkları, takip konusu senet aslı üzerinde borçlu “... Yapı Sanayi Ve Ticaret A Ş.” adına ve avalist ... adına atılı bulunan imzaların; ...’ün eli ürünü olmadığı (menfi), Ahmet Şentürk’ün eli ürünü olduğu (müspet) kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Mahkemece 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak verilen borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddine, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne dair 29.04.2014 tarihli kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli kararı ile alacaklı vekilinin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle hükme dayanak yapılan bilirkişinin imza incelemesi usulü benimsendiği, takibe konu senet üzerindeki gerek borçlu şirket adına, gerekse aval veren ... adına atılı 4 adet imzanın ...'e ait olmadığına ilişkin mahkeme kararının isabetli bulunduğu, borçlu şirketin temyiz itirazları yönünden ise sair temyiz itirazları reddedilerek borçlu şirketin münferit temsilcilerinden Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları ile takibe konu senetteki imzaların karşılaştırılmasında imzanın borçlu şirket yetkilisi Ahmet Şentürk'e aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildiğinden, mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkeme kararının bozulduğu, alacaklı vekilinin 03.12.2014 tarihli dilekçesi ile karar düzeltme hakkından feragat ettiği, mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararı uyarınca mahkemece borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket yetkilisi olan Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olup olmadığı konusunda yeniden bilirkişi raporu alınması ile yetinilmesi gerekirken, borçlu şirketin diğer temsilcisi olan ... yönünden de bilirkişi incelemesi yapılması usuli kazanılmış hakka aykırı olup sonuca etkili değildir.
Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; alacaklı ... vekili Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararından sonra 29.04.2016, 01.06.2016, 22.07.2016, 24.08.2016 tarihli dilekçelerinde ve yerel mahkemenin direnme kararını temyize ilişkin 26.04.2017 tarihli dilekçesinde; takibe konu senet üzerinde hem borçlu şirketi hem de ...'ü temsilen atılan imzaların ...'e ait olduğunu, o yüzden Ahmet Şentürk ile ilgili hususları tartışmanın da eldeki dosyaya faydasının olmayacağını da beyan etmiştir.
Yerel mahkemece yukarıda açıklanan Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; takip konusu senet üzerinde bir şahsa atfedilmesi gerekli dört imza bulunduğu hususunun grafolojik açıdan tartışmasız olduğu, ...’ün mukayeseye esas imzaları grafolojik açıdan incelenerek değerlendirildiğinde iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları, bir grup imzanın kabul edilmemesi ve bilirkişi kanaatlerinin mevcudiyeti sebebiyle mevcut kıyas materyalinin tümünün sıhhatli ve istinat edilebilir olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu bakımdan da huzurda istikdap yoluyla tespit edilen imzalar göz önünde tutularak, bu imzalarla grafolojik uyumluluğu belirlenen imzaların ...'ün samimi imzaları olduğunun ve diğer imzaların (adı geçen tarafından kabul edilmeyen imzalar) ise başka bir şahıs tarafından takliden atılmış sahte imzalar olduklarının (bir kısmı noter belgelerinde atılı olmalarına rağmen) kabulünün gerekeceği, takibe konu senetteki imzaların (gerek gerçek kişi adına ve gerekse tüzel kişi adına atılı) ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduklarının bildirildiği, yerel mahkemece bilirkişi kurulundan belirsizlik olmaması için daha net daha kesin ifadelerle, daha açık bir rapor verilmesi amacıyla 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporu alındığı, 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda ise, “adli grafoloji ve belge sahtecilikleri” alanının, adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin maddi dünyaya ilişkin verileri incelediği ve yine maddi dünyaya (maddi gerçekliğe) ilişkin sonuçlar ortaya koyduğu, bir diğer ifadeyle kriminalistiğin ulaştığı sonuçların maddi dünyaya ilişkin olup, bunların hukuk dünyasına mal edilebilmesinin ancak yetkili ve görevli yargısal mercilerin yargısal faaliyetleri ile mümkün olabileceği, ...’ün örnek imzaları olarak kazandırılmış çok sayıdaki imzaların tümünün aynı elin ürünü olmadığı, grafoloji tekniği açısından bakıldığında böylesi bir durumda örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığı değerlendirilmek zorunda olduğu, böyle bir sorunla karşılaşıldığında grafoloji uzmanının hangi imzaların otantik ve istinat edilebilir olduğunu belirlemeye çalışacağı, bu belirleme bakımından elindeki tek hareket noktasının da eğer mevcut ise yetkili otorite huzurunda tespit edilmiş örnek imzaların sıhhati olup, bu imzalarla grafolojik uyumu saptanabilen diğer imzaların da sıhhatli (samimi) kabul etmesinin teknik bir gereklilik olduğu, maddi gerçeklik anlamında incelemeye konu senetteki imzaların ... ve/veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında bulunan itiraza konu senetle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyalarında alınan bilirkişi raporlarının incelenmesinde ise; Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 10.09.2014 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda mukayeseye esas belgelerin çoğunlukla fotokopi olduğu, inceleme konusu senette ödeyecek ve kefil bölümünde atılı imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrult, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların ...'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 09.03.2015 tarihli ön raporunda; ... ve Ahmet Şentürk’e ait mukayese belgelerin bazılarının adı geçenlerce imzalanmamış olduğu iddiası bulunduğundan mukayese imzaların sıhhati hususunda tereddüt meydana gelmiş olup, sorulan hususta sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için dosya içerisindeki ... ve Ahmet Şentürk’ün imzalarını içerir tüm belgelerin adı geçenlere gösterilerek hangi belgeleri kabul edip, etmediğinin sorulması ve bu belgelerin istem müzekkeresinde açıkça belirtilmesi gerektiği, mukayese olarak gönderilen belgelerde "..." "Yönetim Kurulu Başkanı" gibi el yazısı ile yazılmış yazıların yazdırılması ile elde edilecek tutanakların birlikte kuruma gönderilmesinin gerektiğinin bildirildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçen şahıslara mukayeseye esas belgeler gösterilerek kabul edilen ve edilmeyen belgelere ilişkin tutanak tutulduğu ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 18.06.2015 tarihli yedi kişilik bilirkişi kurulu raporunda, Adli Tıp Kurumunun yukarıda belirtilen 10.09.2014 tarihli raporunun da değerlendirildiği, mukayeseye esas belgeler arasında istiktap tutanakları, diğer belgeler ve 4 adet klasörün de bulunduğu, inceleme konusu senette atılı borçlu ve kefil imzaları ile ... tarafından kabul edilen mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların ...'ün kabul ettiği mukayese imzalara kıyasla ...'ün eli ürünü olmadığı, ...'ün kabul ettiği mukayese belgelerdeki imzalar ile huzurda alınmış imza örnekleri kendi aralarında yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlik gösterdiğinin bildirildiği,
Ankara Jandarma Genel Komutanlığının 24.08.2015 tarihli uzmanlık raporunda ise; ...'ün mukayese konusu başlığı altında tanımlanan belgeler üzerindeki mukayese imzalarının birbirleri arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada iki farklı kaligrafide imzaları bulunduğu, istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların aynı kaligrafide bir şahıs eli ürünü olduğu, diğer mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların ise farklı kaligrafide ikinci bir şahıs eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin ödeyecek ve kefil hanelerinde ... adına atılı bulunan imzalar ile ...'ün istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler karşılaştırıldığında senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığı, taklit edilmek suretiyle atıldığı, arasında istiktap tutanağı bulunmayan diğer kısım mukayeseye esas imzalarla karşılaştırıldığında senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Yerel mahkemece alınan, dosya kapsamında bulunan ve ayrıntılarıyla açıklanan bilirkişi raporlarında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyası da dâhil olmak üzere çok sayıda mukayeseye esas belgenin ve istiktap tutanaklarının incelendiği, ...'e ait aralarında noter belgeleri de bulunan mukayeseye esas belgelerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları tespit edildiğinden, grafoloji tekniği açısından örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığının değerlendirilmek zorunda olduğu, bilirkişiler tarafından mukayeseye esas imzalar istiktapla uyumlu olan ve uyumlu olmayan imzalar olarak iki gruba ayrılarak, istiktapla uyumlu olan imzaların ...'ün samimi imzaları, istiktapla uyumlu olmayan imzaların ise sahte imza olduğu belirtilerek, ...'ün samimi imzaları olduğu değerlendirilen imzalarla takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, yerel mahkemenin direnme kararından sonra, Ankara 57. Noterliğine ait belgeleri düzenleyen Noter Başkâtibi...'in sanık olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli ve 2017/774 E.- 2017/216 K. sayılı kararının incelenmesinde; katılanların Ahmet Şentürk ve ... olduğu, iddianamede bir kısım vekâletname ve imza sirkülerindeki imzaların katılanların huzurunda tanzim olunmuş gibi müştekilerin imzalarını tasdik etmek imzaların yanında ve huzurunda alındığını onaylama ve müştekilerin imzalarının başkası tarafından atılmalarının sağlamak suretiyle soruşturmaya konu imza sirküleri ve vekâletnameleri sahte olarak tanzim ettiği iddiasıyla kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda; "... 57. Noterlikçe sanık tarafından tanzim edilen 17.07.2009 tarihli ve 24029 nolu imza sirküsü, 17.07.2009 tarihli ve 24042 nolu vekâletname, 13.03.2013 tarihli ve 10734 nolu imza sirküsü, 09.05.2013 tarihli ve 19448 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25015 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25013 nolu imza sirküsü, 13.07.2011 tarihli ve 29324 nolu vekâletnamedeki imzaların katılanların eli mahsulü olmadıkları hususunun üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan rapor ile tespit olunduğu, her ne kadar sanığın resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiası ile eldeki dava açılmış ise de; sanığın söz konusu eylemini imzaların katılanlara ait olmadığını bilerek gerçekleştirdiği yönünde sanığın inkârının aksini kanıtlar her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil olmadığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı resmî belgede sahtecilik suçunu işleme kastı olmadığı kanaatinin hasıl olduğu, bununla birlikte sanığın; yasal prosedüre aykırı olarak, aslında huzurunda bulunmayan katılanları varmış gibi göstererek ve huzurunda atılmayan imzaları katılanlara ait gibi onaylayarak gerçekleştirdiği eylemlerinin iddianamede yer almasa da dönüşen ve TCK'nın 257/1. maddesinde yerini bulan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve karar 19.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Ağır Ceza Mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda Ankara 57. Noterliğine ait senetlerin katılanların (Ahmet Şentürk ve ...'ün) eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, icra mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi ile bu noter senetlerinin de 2. tarz imzalar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Borçlu şirketin bazı mukayeseye esas belgelerdeki imzaları, istiktap imzalarıyla uyumlu olmadığından bilirkişiler tarafından mukayeseye esas alınmamıştır. Borçlu tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin sayısının, kabul edilen belgelerin sayısından daha çok olması da bu belgelere üstünlük sağlamaz. Borçlu şirket tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin borçlu şirket tarafından kurumların yaptığı ihalelerde kullanılması nedeniyle bu belgelerdeki imzaların benimsendiği iddiası da yargılamayı gerektirir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2019 tarihli ve 2017/12-328 E., 2019/387 K.; 31.03.2010 tarihli ve 2010/12-165 E., 2010/180 K. ile 03.11.2010 tarihli ve 2010/12-492 E. 2010/559 K. sayılı kararlarında da, bilirkişi tarafından karşılaştırmaya esas imza olarak kabul edilen ödenmiş çeklere ilişkin olarak borçlunun imza itirazında bulunmamış olması, daha sonra yapılacak olan bir takipte imza inkârında bulunmasını engellemeyeceği, yani ödeme olgusunun imza itirazını ortadan kaldırmayacağı, dolayısıyla borçlunun daha önce ödenmiş çeklerdeki imzasına itiraz etmemiş olması, daha sonra yapılacak imza incelemelerinde ödenmiş çeklerin karşılaştırmaya elverişli belge olarak kabulü sonucunu doğurmayacağı, yapılacak işin resmî kurumlardan toplanan karşılaştırmaya elverişli belgelerle, takip konusu senetteki keşideci imzalarının kıyaslanmasından ibaret olduğu vurgulanmıştır.
Somut olayda bilirkişi raporlarında istiktap imzalarıyla uyumlu olduğu belirtilen mukayeseye esas 1. tarz imzalar ile istiktapla uyumlu olmayan mukayeseye esas 2. tarz imzalar arasında noter senedi gibi resmî senet niteliğinde belgeler bulunması nedeniyle bilirkişiler tarafından mukayeseye esas belgelere göre senetteki imzanın borçluya ait olup olmadığı hususunda karar verilemediğinden, huzurda atılan imzalar (istiktap tutanakları) samimi imza kabul edilerek, huzurda atılan imzalar ile uyumlu olan ve borçlunun kabul ettiği mukayese belgeler esas alınarak senetteki imzaların borçluya ait olmadığına kanaat getirilmiştir. 1. tarz imzalar arasında bulunan noter senetlerindeki imzaların huzurda alınan imzalarla uyumlu olması karşısında, istiktap imzalarıyla uyumlu olmayan 2. tarz imzalar arasında bulunan noter senedinde atılı olan imzalar ile takibe konu senet üzerinde atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olduğunun tespit edilmesi senette atılı bulunan imzaların şirket temsilcisine ait olduğunun ispatı için yeterli değildir. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. İİK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasına göre inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığı bilirkişi raporu ile ispatlanabilir. Anılan bilirkişi raporlarında takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden borçlunun imzaya itirazının kabulü gerekir. Aksi hâlde imzaya itirazın reddine karar verilmesi ispat külfetini borçluya yüklemek anlamına gelir.
HMK'nın 204. maddesinde noter senetlerinin ispat gücü düzenlenmiştir. Noterlik Kanunu'nun 82. maddesine göre noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir hükmü, noter senedinin takip konusu veya dava konusu olması ve davada noter senedine dayanılması hâlinde uygulanabilir.
Noter senetlerinin tümü doğrudan doğruya açıkladıkları vakıaların isbatı bakımından kesin delil işlevindedirler (Umar, B.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2014, s. 686).
Somut olayda icra takibine konu olan ve itiraz üzerine mahkemece imza incelemesi yapılan belge bono olup, noter senetleri mukayeseye esas belge niteliğindedir. Mukayeseye esas belgeler arasında noter senetlerinin bulunması ve bu senetlerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar olması dolayısıyla sadece mukayeseye esas belgelerle takibe konu bono üzerindeki imzaların karşılaştırılması sureti ile sonuca varılması mümkün değildir. Bu nedenle bilirkişi raporlarında huzurda alınan imzaların samimi imza olarak esas alınıp bir kanaate ulaşılması maddi gerçekliğe ve hukuka uygundur. İspat yükü alacaklıda olup bir kısım mukayeseye esas belgeler arasında bulunan noter senetlerindeki imzayla bonoda borçlu şirketin temsilcisi ...'e atfen atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olması senette bulunan imzanın ...'e ait olması sonucunu doğurmaz. Öte yandan takibe konu bono üzerinde gerek borçlu şirkete gerekse avalist ...'e atfen atılı bulunan imzaların ... eli ürünü olmadığı yönündeki mahkeme kararının bu kısmı Özel Dairenin bozma kararı kapsamı dışında kaldığından borçlu şirket lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.
Diğer taraftan somut olayda mahkemece benimsenen bilirkişi imza incelemesi yöntemi Özel Dairenin 22.10.2015 tarihli ve 2015/11289 E., 2015/25598 K., 13.10.2015 tarihli ve 2015/22441 E., 2015/24120 K., 14.05.2015 tarihli ve 3025/569 E., 14.05.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/13800 K., 2015/13801 K., 15.02.2016 tarihli ve 2016/3144 E., 2016/3808 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre ...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzaların bu kişiye ait olduğu, senetteki imzanın ...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğunun resmî kurumlardan getirtildiği, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olduğu, İcra ve İflas Kanunu'nun HUMK'nın 314. maddesine ve bunun karşılığı olarak HMK'nın 208/3. maddesine yollama yapılmadığından ...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın ...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 Esas sayılı dosyasında Noter Başkâtibi olan... hakkında açılan ceza davasında sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi icra mahkemesi hâkimini de bağlamayacağı, senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi ...'ün eli ürünü olduğu en az 21 belgeyle ispatlandığından borçlu şirketin imzaya itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç olarak; takibe konu bonoda borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket temsilcilerine ait olduğu bilirkişi raporları ile ispatlanamadığından yerel mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, Özel Dairece alacaklı aleyhine verilen kötü niyet tazminatına ve para cezasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup alacaklı vekilinin kötü niyet tazminatına ve para cezasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
...
...
...
...
...
...
...
...
Dr. ...
...
...
...
...
...
...
...
...
Bozma
...
Bozma
...
Yz.İş.Md. YSM
KARŞI OY
Kambiyo senetleri hakkındaki takip usulleri 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu (İİK) 167 vd. maddelerde düzenlenmiştir.
Kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla yapılacak takipte ödeme emrine nelerin yazılacağı İİK 168/1. maddede gösterilmiş olup 4. bendindeki düzenlemeye göre "Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesinden itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı" ihtarının da bu ödeme emrinde yer alması gerekir.
Ödeme emri ihtarında yer verilen bu imza itirazının yapılması ve sonuçlandırılmasına ilişkin düzenleme İİK 170. maddede yer almakta olup şu hükümlere yer verilmiştir.
Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz (İİK 170/1).
İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir (İİK 170/2).
İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar (İİK 170/3).
İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar (İİK 170/4).
Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise "İmza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
68/a maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Yollama yapılan HUMK 312. maddede "Resmî memurun veya üçüncü şahsın senedi teslim veya ibraz edebilmeleri için zaruri masrafları ile senedin sureti harcı tahkikat icrasını talep eden kimse tarafından verilir." düzenlemesi mevcut olup bu hükmün karşılığı bir maddeye sahtelik incelemesyle ilgili hükümler arasında yer verilmemiş ise de bu maddenin düzenlediği husus yargılama giderleri ve harç konusundaki genel düzenlemelerle çözüleceğinden bu hükme yer verilmemesi incelemede bir farklılık yaratmamaktadır.
6100 sayılı HMK'ya yollama yapılması nedeniyle imza incelemesinde uygulanacak olan bu düzenlemelere de değinmek gerekmektedir.
"(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." (HMK 211/1-b)
Bu bentte sözü edilen (a) bendinde " Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir." hükmü yer almakta ise de İİK yollama maddesinde açıkça HUMK 309/1. maddeyi hariç tutarak maddenin diğer fıkralarına yollama yaptığından 309/1. maddede yer alan hakiminin isticvap edip, yazı ve imza örneklerini alarak sahtelik incelemesini sonuçlandırabilmesini kabul etmediğini göstermiştir.
Bunun sonucu olarak HUMK 309/1'in karşılığı olan HMK 211. maddenin (a) bendi uygulanamayacağından (b) bendinde yer alan "(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa" ifadesine bakılmaksızın icra hakiminin bilirkişi incelemesi yaptırması ve bilirkişinin de öncelikle tatbike elverişli daha önce atılmış başka imzalarla karşılaştırma yapması ve gerek duyuyorsa kendi huzurunda yeniden yazı yazılması ve imza atılmasını istemesi gerekir. Bu nedenle bilirkişinin yapacağı inceleme öncelikle başka belgelerdeki imzalarla karşılaştırma şeklinde olacak, huzurda atılan imzalarla karşılaştırmayı gerek duyarsa daha sonra yapacaktır.
Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır (HMK 208/2).
Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir.(HMK 217/1) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder (HMK 217/2).
Şuna da değinmek gerekir ki atıf yapılan HUMK 309/4. madde, resmi olmayan belgelerin tatbike elverişli belge olarak kabulü için iki tarafın ittifak ettiği belge olmasını aramış iken karşılığı olan HMK 208/1-b maddede böyle bir şarta yer verilmemiştir. HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra rapor alınmış olduğundan HUMK 309/4. maddedeki bu şart aranmayacağından kişinin resmî kurumlardan getirtilen belgelerdeki imzaları da tatbike elverişli belge olarak kabul edilmelidir.
Mahkemece ilk alınan 17.03.2014 tarihli raporda tatbike elverişli belgeler 1. tarz ve 2. tarz olarak ikiye ayrılmış, ve senetteki imza ile karşılaştırıldığında 1. tarz belgelere göre imzanın...'e ait olmadığı, 2. tarz belgelere göre uyum ve benzerlikler tespit edilmiş ancak huzurda atılan imzalara öncelik verilerek değerlendirme yapılıp sonuç kısmında senetteki imzaların...'e ait olmadığı tespitine yer verilmiştir.
Mahkemece bozma kararından sonra alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda 7. bentte ... ve Ahmet Şentürk'ün kıyas metaryeli olarak tespit ve dosyaya temin edilmiş bazı imzalarının (bu kişilerce reddedildiği anlaşılan, bir kısmı noter belgelerinde bulunmasına rağmen tarafımızca sahte oldukları kanaatine varılan imzalar), aynı kişi tarafından atılmış sahte imzalar niteliğinde oldukları ve bu sahte imzalarla incelemeye konu senette atılı bulunan imzaların, aynı elin ürünü oldukları açıklamasına yer verilmiş, raporun 4. bendinde ise samimi olduğu değerlendirilen imzalara göre incelendiğinde senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Alınan 25.11.2015 tarihli ek raporda da huzurda alınan imzalarla uyumlu olan tatbike elverişli belgelerdeki imzanın esas alınmasının teknik bir gereklilik olduğu ve buna göre değerlendirildiğinde senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı açıklanmıştır.
Yapılan ceza soruşturmasında alınan 10.09.2014 tarihli üç kişilik kuruldan oluşan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda senetteki imzaların ... eli ürünü olduğu belirtilmiş itiraz üzerine aynı yerden alınan ancak yedi kişilik kuruldan oluşan 18.06.2015 tarihli raporda ise ...'ün kabul ettiği kıyasa esas imzalarla yapılan incelemede senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu son raporda...'ün imzasını kabul etmediği belgelerin incelemeye esas alınmadığı bu şekilde anlaşılmaktadır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/786 soruşturma sayılı dosyasında düzenlenen 19.03.2015 tarihli tutanakta dosyaya kazandırılan değişik yerlerden getirtilmiş tatbike elverişli belgeler ...'e gösterilmiş ve yapılan döküme göre her başlık altındaki alt belgeler de değerlendirildiğinde ...'ün imzasını kabul ettiği belgelerin 11 adet olduğu, imzasını kabul etmediği belgelerin ise 68 adet olduğu görülmüştür. 18.06.2005 tarihli Adli Tıp raporu da kabul edilen 11 imzayı esas alarak imzanın...'e ait olmadığını kabul etmiş ancak kabul edilmeyen 68 belgeyi ise tatbike elverişli belge olarak değerlendirmemiştir. 10.09.2014 tarihli önceki raporun ise imzası kabul edilmeyen belgeleri de inceleyerek imzanın...'e ait olduğu sonucuna varan rapor olduğu anlaşılmaktadır.
Ceza soruşturmasında Jandarma Kriminalden alınan 24.08.2015 tarihli raporda ise 43 adet tatbike elverişli imza incelenmiş olup (10-24) ve (38-43) numaralar ile tanımlanan mukayese belgeler ile senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu ve bunlara göre ... eli ürünü olduğu belirtilmiş, (1-9) ve 35-37) numaralardaki belgelerin ise farklı bir kişi eli ürünü olduğu ve bu imzalarla kıyaslandığında senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora göre tatbike elverişli 43 belgenin 21 tanesine göre imzalar... eli ürünü, 12 tanesine göre de... eli ürünü değildir. bu durumda 10 tanesinin de değerlendirmeye esas alınamadığı anlaşılmaktadır.
Bu raporda belirtilen ve ilgilinin imzasını kabul etmediği 21 belgenin 3 tanesi noter belgesi kalanların bir kısmı resmî kurumlara verilen dilekçeler, kamu ihalelerine veya yapımı yüklenilen işlere esas sunulmuş imzalı belgeler ve bazı tüzel kişi şirketlerin genel kurul ve yönetim kurulu işlemlerine ilişkin tutanaklardır.
İspat yüküne ilişkin temel kurallar "kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190)" kurallarıdır. Bu kurallarla birlikte değerlendirdiğimizde; bir kambiyo senedindeki imzaya itiraz ediliyorsa bu imzanın borçluya ait olduğunu alacaklı ispatlamalıdır. Yani sahtelik iddiasında bulunulması hâlinde ispat yükü alacaklıdadır. Davacılar açtıkları davada imza itirazında bulunmuşlar ise de senetteki imzanın borçluya ait olmasından lehine sonuç çıkaracak olan tarafın alacaklı olması bu sonucu gerektirmektedir.
Yapılan bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzalar bu kişiye aittir. Senetteki imzanın...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğu resmî kurumlardan getirtilmiş olup, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olup bu belgelerin bazılarının resmî işlemlere de esas teşkil etmek üzere düzenlenmiş belgeler olduğu ve şirketi temsilen veya kendi adına verilmiş ve kullanılmış belgeler olduğu anlaşılmaktadır.
Jandarma Kriminal raporunda açıkça yapılan belge dökümüyle, noter belgeleri hariç tutulduğunda ve kalan 18 belgeye göre kıyas yapıldığında bilirkişi incelemesinde bu imzalar...'e ait bulunmuştur. ... bu imzaların kendisine ait olmadığını belirtmiş olsa da bu belgelerin fiilen...'e atfen atılan imzalar ile kullanılan belgeler olduğuna göre alacaklı bu senetteki borçluyu temsilen atılan imzaların...'e ait olduğunu bu belgelerle ispatlamış durumdadır. İcra hukuk mahkemesinin resmî kurumlardan getirtilen belgeleri borçlu beyanına itibar ederek yok sayması ve tatbike elverişli belge olmaktan çıkartması mümkün değildir. Raporlarda 1. tarz olarak belirtilen ve 12 adet olduğu anlaşılan belgelere göre senetteki imzanın...'e ait olmaması 18 belgeye göre imzanın...'e ait olma olgusunu ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez. Kendisine ait olmayan imzalarla resmî kurumlarda işlemlerde bulunulduğuna dair beyanda bulunulmuş olması bu resmî kurumlardan getirtilen belgelerin tatbike elverişli belge olma değerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu belgelere göre borçlu şirketi temsilen... tarafından atılan imzaların... eli ürünü olduğu ispatlanmış olup borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerekmektedir. Bu rapor mahkemece alınmamış ise de mahkemenin aldığı raporlarda da...'ün kabul etmediği belgelere göre yapılan inceleme ile de senetteki borçluya atfen atılan imzaların...'e ait olduğu tespitinin yapıldığı da çok açıktır.
Tatbike elverişli belgedeki imzanın sahteliği icra hukuk mahkemesinde ön sorun olarak da incelenip sahte belge olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü yollama maddelerinde HUMK 314. maddeye ve bunun karşılığı olarak HMK 208/3. maddeye yollama yapılmadığından...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı da çok açık biçimde anlaşılmaktadır.
Senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu gösteren ancak...'ün imzasını kabul etmediği üç adet belge ise noterde düzenlenmiş belge olup bunlar 14.09.2012 tarihli vekâletname, 25.01.2011 tarihli ve 28.07.2009 tarihli imza sirkülerleridir. Noterlik Kanunu 82. maddeye göre bu noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu noter belgelerinin sahteliğinin sabit olduğunu gösteren bir hukuk mahkemesi kararı yoktur. İcra hukuk mahkemesi hâkiminin de bu belgelerin sahteliğini değerlendirme ve bu konuda karar verme yetkisi yoktur. Çünkü yollama maddeleri itibarıyla icra hâkimine bunu ön sorun olarak inceleme yetkisi verilmemiştir. Hatta açılmış bir hukuk davasında dahi bunun ön sorun olarak aynı dava içinde incelenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HMK 208/4. madde ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi taraf göstererek ayrı dava açılması gerektiğini öngörmektedir. Bu şekilde açılmış bir hukuk davası bulunmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı bu üç belge ile de senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu ispatlamış durumdadır. İcra hâkiminin kendiliğinden bu belgeleri tatbike elverişle olmayan sahte belgeler kabul ederek ispata elverişsiz belge kabul etmesi doğru olmamıştır.
Bu üç noter belgesinin de içinde olduğu 7 adet belgeyle ilgili olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 esas sayılı dosyasında sanık... hakkında açılan ceza davasında noter başkâtibi olan sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve bu belgelerin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir.
Bu kararın somut dosyaya etkisine bakmak gerekirse verilen karar bir cezalandırma kararı olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Verilen kararda senetlerin iptaline de karar verilmemiş, dosyada delil olarak saklanmasına denilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden subut kesinleşmemiş olup mahkemenin zaten senetlerin iptaline karar verebilmesi de mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi, icra mahkemesi hâkimini de bağlamaz. Bu nedenle üç adet noter belgesi yönünden bu kararın belgelerin sahteliğini sabit kabul etme ve buna bağlı olarak tatbike elverişli belge özelliğini ortadan kaldırabilme etkisi de bulunmamaktadır.
Bu kararın belgelerin sahteliğini gösterme etkisi olmasa da ceza mahkemesindeki tanık beyanları ve sanık savunmasının delil olarak değerlendirilmesi ve bu belgelerin sahteliğinin sabit kabul edilmesini gerektirecek midir? Belgelerin sahteliğinin ne şekilde inceleneceği kanunda gösterilmiş olup noterin taraf olarak gösterildiği ayrı bir davada sahteliğin ileri sürülüp ispatlanması gerekmektedir. Bunun anlamı sahteliği gösteren bir mahkeme kararı bulunmadıkça bu belgeler sahte olarak kabul edilmeyecektir. Kanunun açıkça mahkeme kararı aradığı bir konuda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olan ceza dosyasındaki tanık anlatımları ve sanığın ikrarı ile sahteliğin ispatlanmış sayılması gibi bir sonuç da asla mümkün olamayacaktır. Ceza mahkemesi kararı noter hakkında sahteciliği belirleyen bir mahkumiyet kararı olsaydı bu belgeler sahte kabul edilecek ise de bu şekilde bir karar da verilmemiş olduğundan bu ceza dosyasındaki beyanlar esas alınarak da bu belgelerin sahte olduğu kabul edilemez. Bunun sonucu ise alacaklının, bu belgeler ile de imzanın borçlu şirkete ait olduğunu ispatlamış olmasıdır. Tanık beyanları ve sanık ikrarı ile ispatlanmış olma olgusunun yok sayılması mümkün değildir.
Tüm bu açıklamaların sonucu olarak senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi... eli ürünü olduğu tatbike elverişli olan 18+3=21 belge ile ispatlanmış durumdadır. ...'ün imzasını kabul etmediği belge sayısı tutanağa göre 68 olmasına rağmen alınan son Adli Tıp raporu bu belgeleri esas alarak bir döküm yapmadığından daha fazla sayıda belge ile bunun ispatlandığı sabit olmamıştır. Ancak en az 21 belge ile ispatlandığına göre, artık 12 belgeye göre imzanın bu kişiye ait olmamasının bu dosyada bir önemi bulunmadığından borçlu şirketin imza itirazının reddi gerekmektedir.
Bu arada şuna da değinmek gerekir. Mahkemenin ilk kararında borçlu şirketin imzaya ve borca itirazı reddedilmiş, ...'ün imzaya itirazı ise kabul edilmiş bu kararın temyizi üzerine... yönünden temyiz itirazları reddedilmiş, borçlu şirket yönünden ise bozma kararı verilmiştir. Bu karar temyiz itirazları reddedilerek... yönünden kesinleşmiş olduğundan bu kesinleşmenin borçlu şirket yönünden bir etkisi olacak mıdır? Çünkü alınan raporlara göre senette atılan 4 imza da aynı şahıs eli ürünü olup...'e atfen atılan kefil imzaları bu kişiye ait değil ise, borçlu şirkete atfen atılan imzaların da...'e ait olmadığı kabul edilmeli midir?
İlk kararın... yönünden kesinleşmesi...'ün senette kefil olarak attığı ve bizzat kendini borçlandıran imzalarına ilişkindir. Senet borçlusu şirket yönünden eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuş olup şirkete atfen atılan imzaların şirketi bağlayıp bağlamadığı bozma sonrası alınan raporlarla birlikte yeniden değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Alınan raporların değerlendirilmesi sonucu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi...'e ait olduğu ispatlanmış durumda olduğundan şirketin imza itirazının reddi mümkündür.
...'ün kefil olarak attığı imzalar nedeniyle sorumlu olmadığı yönünde kesinleşen ilk karar senette bu nedenle atılan iki imzaya ilişkindir. ...'ün borçlu temsilcisi olarak attığı imzalar nedeniyle sürmekte olan bu dava ise farklı diğer iki imzaya ilişkin olup kesin hüküm bulunduğundan da söz edilemez. ... için verilen kararın şirket için kesin hüküm oluşturması da mümkün olmadığından bu kesinleşmenin borçlu şirket için atılan imzaların da...'e ait olmadığını kabul etmeyi gerektiren bir unsur olmadığı açıktır. Kaldı ki bu dosyada verilecek kararlar takip hukukuna ilişkin olup kesin hüküm oluşturmayacağından karar aleyhine kesinleşen tarafın ayrıca hukuk mahkemesinde dava açması hâlinde senetteki imzanın sahteliğinin incelenebilmesi de mümkün olacaktır.
Tüm bu nedenlerle borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerektiği halde kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı için direnmeye konu hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, direnme kararının uygun olduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
X Ltd. Şti., elindeki 100.000 TL'lik bonoya dayanarak Y'ye karşı kambiyo takibi başlatmıştır. Y, senedin altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını iddia etmektedir.
Y'nin yapacağı başvuru ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Başvuru İcra Mahkemesine yapılmalıdır.
B) Başvuru bir dilekçe ile yapılmalıdır.
C) Başvuruda imza inkarı "açıkça" belirtilmelidir.
D) Başvuru süresi tebliğden itibaren 5 gündür.
E) Başvuru satış dahil tüm işlemleri kendiliğinden durdurur.
Bu maddeyle ilgili 27 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.