2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 171

İcra ve İflas Kanunu 171. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 171 – (Değişik: 18/2/1965-538/86 md.) İcra memuru, senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir. Ödeme emrine şunlar yazılır: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/36 md.) Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar, 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/36 md.) Borcun ve takip masraflarının beş gün içinde ödeme emrinde yazılı olan icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi ihtarı, 3. Kambiyo senedine ve borca dair her türlü itiraz ve şikayetlerini sebepleriyle birlikte diğer tarafa tebliğ edilecek nüshadan bir fazla dilekçe ile beş gün içinde icra dairesine bildirmesi ihtarı, 4. Beş gün içinde borç ödenmediği, itiraz ve şikayet edilmediği takdirde, alacaklının ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını talep edebileceği ihtarı. 60 ıncı maddenin son iki fıkrası burada da tatbik olunur. İtiraz veya şikayet:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/746 E., 2021/1101 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
lara takip yapılabilmesi için keşideciye protesto çekilmesi gerektiği ancak protesto çekilmeden takip yapılmış ise borçlunun takibe itiraz etmesi hâlinde takibin iptal edilebileceği, mahkemenin protesto evrakını re’sen araması gerekmediği, İİK’nın 171 (168). maddesinde icra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri
Hukuk Genel Kurulu         2017/746 E.  ,  2021/1101 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "imzaya itiraz" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen itirazın reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi: 4. Borçlu vekili 27.05.2010 tarihli itiraz dilekçesinde; müvekkili aleyhine yapılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak senetlerde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, bu durumun müvekkiline ait yazı ve imza örnekleri üzerinde yapılacak inceleme neticesinde ortaya çıkacağını belirterek imzaya ve borca itirazın kabulü ile alacaklı aleyhine %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına ve para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesi sunmamış, duruşmadaki beyanında itirazın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 6. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 27.12.2011 tarihli ve 2010/699 E., 2011/1498 K. sayılı kararı ile; 26.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda takibe konu senetlerdeki imzanın borçlu ...’in eli mahsulü (ürünü) olduğunun bildirildiği, raporun ayrıntılı ve gerekçeli olduğu, bu nedenle imzaya itirazın yerinde görülmediği, borcun olmadığı, ödendiği yada ertelendiğinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 169/a maddesinde yazılı belgelerle ispatlanamadığından borca itirazın da yerinde olmadığı gerekçesi ile borçlunun itirazının reddine, koşulları oluşmadığından borçlunun kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 11.06.2012 tarihli ve 2012/2714 E., 2012/19965 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından dört adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emrinin borçlu ...'e tebliği üzerine adı geçen borçlunun süresinde imzaya ve borca itiraz ettiği, borçlunun tatbika medar imzaları toplanarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve 26.12.2011 tarihli bilirkişi raporu sonucuna göre itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Her hangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak; grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması; bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özellikleri tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması; gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. (...nun 06.6.2001 tarih ve 2001/12-466 E. - 2001/483 K. sayılı kararı). Hükme esas alınan 36.12.2011 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; alacaklı Gevri Ergin tarafından borçlular Evren Kahraman, ... ve Ahmet Gönç aleyhine 4 adet bonoya dayalı takip yapıldığı ve dava konusunun borçlu ...'in imza inkarı olduğu halde “İnceleme konusu 9 adet senetteki CRK Tekstil Turizm San. Ve Tic. Ltd. Şti. Başlıklı kaşe izleri üzerine şirket yetkilisine atfen atılmış olan imzalar ile Hayim Elezer Benun'a ait karşılaştırma belgelerindeki imzalar arasında şekilsel olarak benzerlik mevcut değildir. Bu imzalar C şeklinde bir yay ile başlatılmış, gramalar ile devam edilmiş ve el kaldırılan S şeklinde bir kısım ile sonlandırılmıştır.” şeklinde takip ve dava ile ilgisi olmayan doya içeriğine aykırı bölümler içerdiği görülmektedir. Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek incelemenin bunlar esas alınarak yapılması gerekir. Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunun, yukarıda yapılan açıklamalara ve ilkelere uygun olarak düzenlenmediği, dolayısıyla hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda açıklanan yöntem ve ilkelere uygun olarak bilirkişiden ek rapor alarak oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Eksik incelemeye ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan, hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan HMK’nun 297. maddesinin (1). fıkrası gereği hükmün “Türk Milleti Adına” verilmesi ve aynı fıkranın (e) bendi gereği hükümde “gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır …” gerekçesi karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı: 9. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.03.2013 tarihli ve 2012/1025 E, 2013/136 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin 11.06.2012 tarihli bozma kararına uyularak alınan 21.01.2013 tarihli ek raporda sonuç olarak; daha önce düzenlenen 26.12.2011 tarihli raporda inceleme konusu dört adet senedin arka yüzündeki ikinci ciroya ait "..." isim ve soyisim yazılarının ve altındaki ciro imzalarının ikinci kez yapılan incelemede, karşılaştırma belgelerindeki yazı ve imzaları ile aralarında grafolojik tanı unsurları bakımından tesis edilen önemli derecedeki uygunluk ve benzerliklere nazaran ...’in eli ürünü olduğunun bildirildiği, raporun ayrıntılı ve gerekçeli olduğu gerekçesi ile borçlunun itirazının reddine, koşulları oluşmadığından borçlunun kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 10. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 27.05.2013 tarihli ve 2013/11182 E., 2013/19424 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun, yasal süresi içinde imzaya itirazı üzerine mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda itirazın reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafça temyizi üzerine Dairemizce fotokopi belgeler üzerinde inceleme yapan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece hükmüne uyulan Dairemizin bozma ilamında fotokopi üzerinden inceleme yapılan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesis edilemeyeceği belirtildiği halde, bozma ilamına aykırılık teşkil eder şekilde yeniden fotokopi belgeler esas alınmak suretiyle düzenlenen ek bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı: 12. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 16.12.2014 tarihli ve 2013/709 E., 2014/1493 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin 27.05.2013 tarihli bozma kararına uyularak borçlunun imzaları bulunan belge asılları toplandıktan sonra bozma doğrultusunda alınan 15.09.2014 tarihli ek raporda takibe konu senetlerdeki imzaların borçlu ...’in eli mahsulü (ürünü) olduğunun bildirildiği, raporun ayrıntılı ve gerekçeli olduğu gerekçesi ile borçlunun itirazının reddine, koşulları oluşmadığından borçlunun kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı: 13. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 08.09.2015 tarihli ve 2015/18349 E., 2015/20067 K. sayılı kararı ile “… Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından 4 adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, senetlerdeki ciro imzasının kendisine ait olmadığını ileri sürerek imzaya itirazda bulunduğu, mahkemece, itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. TTK'nun 778. maddesi (eski TTK.nun 690/1) göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken TTK.nun 714 ve 730. maddeleri (eski TTK 626 ve 642/2) uyarınca, muayyen bir günde veya keşide gününden veya görüldükten muayyen bir müddet sonra ödenmesi şartını havi bir bonoya dayanarak hamilin lehtara ve diğer cirantalara müracaat edebilmesi, ödeme gününü takip eden iki iş günü içinde senet keşidecisinin protesto edilmesine bağlıdır. Alacaklı hamil, anılan madde koşullarında protesto keşide etmeksizin, cirantayı takip edemez. İİK.nun 170/a-2. maddesi gereğince; icra mahkemesince alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkının bulunup bulunmadığı re'sen araştırılmak zorundadır. Somut olayda, takibe konu bonolar ile ilgili itiraz eden borçlu ...'in ciranta olduğu görülmektedir. Bu durumda, yetkili hamil olan alacaklının, ciranta hakkında takip yapabilmesi için, bonoyu düzenleyene ödememe protestosu göndermesi zorunludur. Ancak, dosya içeriğinden ve geri çevirme neticesi gelen yazı cevabından keşideciye 31.12.2009 vade tarihli senet dışında ödememe protestosu gönderilmediği anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece süresinde protesto edilen 31.12.2009 vade tarihli senet dışında takibe konu edilen 31.01.2010-31.02.2010-31.03.2010 vade tarihli senetler yönünden alacaklının, itiraz eden cirantaya karşı takip hakkının bulunmadığı kabul edilip, bu husus re'sen gözetilerek İİK'nun 170/a maddesi uyarınca itiraz eden borçlu ... yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin tümden reddi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 15. İstanbul 10. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli ve 2015/1033 E., 2016/654 K. sayılı kararı ile; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK)’nun 776. maddesinde bonoda bulunması gereken unsurların belirtildiği, (senedin) bu unsurlara sahip olduğu hâlde kambiyo takibi yapılabileceği, cirantalara takip yapılabilmesi için keşideciye protesto çekilmesi gerektiği ancak protesto çekilmeden takip yapılmış ise borçlunun takibe itiraz etmesi hâlinde takibin iptal edilebileceği, mahkemenin protesto evrakını re’sen araması gerekmediği, İİK’nın 171 (168). maddesinde icra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir hükmünün yer aldığı, buna göre icra memurunun ödeme emri göndermek için senedin kambiyo vasfının (olduğunu) ve vade tarihinin uygun olmasını (geldiğini) yeterli görmeli (incelemesi gerektiği), protesto evrakını aramaması gerektiği, kambiyo takibi için protesto evrakı re’sen aranacak olsaydı icra memurunun kambiyo takibi için protesto evrakını görmeden ödeme emrini gönderemeyeceği, ayrıca borçlunun bu hususu temyiz sebebi yapmadığından alacaklı yararına kazanılmış hak oluştuğu, borçlunun itiraz dilekçesinde ve temyiz dilekçesinde değinmediği itirazın re’sen nazara alınmayacağı, protesto olmasa da bononun kambiyo vasfının etkilenmeyeceği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 16. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İİK’nın 170/a maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenleme karşısında, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte icra mahkemesince süresinde yapılan şikâyet veya itiraz dolayısıyla kendisine intikal eden işlerde takibin dayanağı kambiyo senedini düzenleyenin protesto edilip edilmediğinin re’sen incelenmesinin gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre takip dayanağı olan 31.01.2010, 31.02.2010, 31.03.2010 vade tarihli senetler yönünden itiraz eden borçlu ciranta ... hakkındaki takibin iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; İİK’nın 4949 sayılı Kanun ile değişik 363/1. maddesinin son cümlesindeki kesinlik sınırının aynı Kanun’un ek 1. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 01.01.2016 tarihinden itibaren artırılan miktar dikkate alındığında uyuşmazlık konusu miktarın (takipte 8.000TL asıl alacak, 312,11TL işlemiş faiz, 67,08TL protesto masrafı, 175TL iht. haciz gideri, 48,05TL iht. vek. ücreti olmak üzere toplam alacak 8.602,24TL olup, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığa konu 3 adet senede ilişkin asıl alacak miktarının 3x2.000TL=6.000TL’nin) 6.310,00TL’yi geçmediği, ancak İİK’nın ek 1. maddesinin 2. fıkrasında “363 ncü maddenin yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından olmak üzere uygulanan parasal sınırın artışına ilişkin hükmü, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce İcra Tetkik Merciince nihai olarak karara bağlanmış olan davalar ile Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalarda uygulanmaz.” hükmüne yer verilmesi karşısında 14.06.2016 tarihli direnme kararının temyizi kabil nitelikte olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış, direnme kararının İİK’nın 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 363. maddesi ile ek 1. maddesi uyarınca temyizi kabil nitelikte olduğuna, ön sorun bulunmadığına oy birliği ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 19. Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte, dayanak belgenin kambiyo senedi niteliğinde olup olmadığını ve alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip hakkı bulunup bulunmadığını icra müdürü kendiliğinden incelemekle yükümlüdür. Bu iki husus İİK'nın 168. maddesinin 3. fıkrası ve 170/a maddesinin 1. fıkrasında ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 günlük sürede ileri sürülmesi gereken özel şikâyet hâli olarak düzenlenmiştir. Borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren 5 gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı veya alacaklının kambiyo senetlerine özgü takip yapma hakkı olmadığı hâlde kendisine bu takibe özgü örnek (10) nolu ödeme emri gönderildiğini ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. İİK'nın 170/a maddesinin 2. fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması ile yukarıda anılan iki husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip bulunmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak İİK'nın 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. Borçlu, İİK'nın 170/a maddesinde yazılı ödeme emri tebliğinden itibaren 5 günlük süreye tabi özel şikâyet hâlleri dışındaki şikâyetleri, İİK'nın 16. maddesine göre icra mahkemesinde ileri sürebilir. 20. Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapan alacaklı, kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip olmadığı, özellikle alacaklının kambiyo senedinin yetkili hamili olmadığı, kambiyo senedinin borçlusu olmayan kişiye karşı takip yaptığı veya protesto çekmesi gereken hallerde protesto çekmediği (veya takip konusu çeki süresinde muhatap bankaya veya bir takas odasına ibraz etmediği) halde, icra müdürü takip talebini kabul ederek borçluya kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna ilişkin (10 örnek) ödeme emri gönderirse, borçlu, beş gün içinde icra mahkemesine şikâyette bulunarak, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibin iptalini sağlayabilir. İcra mahkemesi de süresinde yapılan şikâyet veya itiraz dolayısıyla usulü dairesinde kendisine (icra mahkemesine) gelen (intikal eden) işlerde, takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığını kendiliğinden (re'sen) nazara alır (inceler). Bu incelemesi sonucunda, icra mahkemesi, takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince (gereğince) takip hakkına sahip bulunmadığı kanısına varırsa, icra takibinin iptaline karar verir (İİK m. l70/a-2) (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2013, s. 810,811). 21. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK)’nun 690. maddesinin 1. fıkrası (6102 sayılı TTK m. 778) atfıyla uygulanması gereken aynı Kanun’un 626. maddesinin 2. fıkrası ve 642. maddesinin 2. fıkrası (6102 sayılı TTK m. 714/2 ve 730/1) uyarınca hamilin muayyen bir günde veya keşide gününden veya görüldükten muayyen bir müddet sonra ödenmesi şartını havi bir bonoya dayanarak lehtara ve diğer cirantalara müracaat edebilmesi için ödeme gününü takip eden iki iş günü içinde senet keşidecisinin protesto edilmesi gerekir. Hamil protesto keşide etmeksizin lehtarı ve cirantayı takip edemez. Zira keşideci protesto edilmediği için lehtar cirantaya karşı müracaat haklarını kaybeder. Alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkının bulunup bulunmadığının İİK’nın 170/a maddesine göre icra mahkemesince re’sen araştırılması gerekir. 22. Somut olayda, alacaklı tarafından başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine dayanak 4 adet senet kambiyo vasfında olup vadelerinin geldiği, 31.12.2009 vade tarihli senet dışında takibe konu edilen 31.01.2010, 31.02.2010 ve 31.03.2010 vade tarihli senetleri tanzim edenin protesto edildiğine dair protesto evrakının bulunmadığı, itiraz eden borçlu ...’e 25.05.2010 tarihinde örnek (10) nolu ödeme emrinin tebliğ edildiği, borçlunun yasal 5 günlük süresinde 27.05.2010 tarihinde icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği görülmektedir. 23. İtiraz eden ... senetlerde ciranta olup, ciranta hakkında takip başlatılabilmesi ödeme gününü takip eden iki iş günü içerisinde senedi tanzim edenin protesto edilmesine bağlıdır. Takibe konu edilen 31.01.2010, 31.02.2010 ve 31.03.2010 vade tarihli senetleri tanzim eden protesto edilmediğinden alacaklının, itiraz eden cirantaya karşı kambiyo hukuku mucibince takip hakkı bulunmamaktadır. İİK'nın 170/a maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu husus icra mahkemesince re'sen gözetilerek itiraz eden borçlu ... yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekir. 24. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 26. Ayrıca direnmeye ilişkin gerekçeli kararda “27.05.2010” olan itiraz tarihinin “07.12.2015” olarak yazılmış olması mahallinde her zaman düzeltilebilecek bir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve işin esasına etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.09.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (2)

23. Ceza Dairesi, 2016/12174 E., 2016/9788 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Şirketi tarafından 2004 sayılı Kanun'un 171. maddesi kapsamında Biesseci Bursa Tekstil San.
23. Ceza Dairesi         2016/12174 E.  ,  2016/9788 K. "İçtihat Metni" Hileli iflas suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 09/02/2016 tarihli ve 2015/46851 soruşturma, 2016/6985 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik müşteki vekili tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bursa 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 30/03/2016 tarihli ve 2016/904 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 31/07/2016 gün ve 7287-2016-kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/09/2016 gün ve 2016/333976 sayılı yazısıyla dairemize gönderilmekle okundu. Kanun yararına bozma isteminde; 5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, somut olayda, müşteki vekilinin 29/06/2015 tarihli şikayet dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında; Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketinin müvekkili olan Timhan Klima Soğutma Tekstil San. Tic. Ltd. Şirketine toplamda 120.377,00 Türk Lirası borcu bulunduğu, borçlu şirket tarafından 25/02/2013 tarihinde Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 179, 6109 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 377. maddeleri gereğince iflasın ertelenmesi davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde davacı şirketin borca batık olmadığı, 4.438.910,31 Türk Lirası artı bakiyesi bulunduğundan bahisle mezkur Mahkemenin 10/01/2014 tarihli ve 2013/77 esas, 2014/1 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, bununla birlikte Sözal Tekstil Kimya San. Paz. Ltd. Şirketi tarafından 2004 sayılı Kanun'un 171. maddesi kapsamında Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketi aleyhine Bursa 5. İcra Müdürlüğünün 2013/10677 esas sayılı dosyası üzerinden 160.199,98 Türk lirası alacağın tahsili için iflas yolu ile takip yapıldığı, bu borca danışıklı olarak itiraz edilmediği ve takibin kesinleştirildiği, bu takip dayanak yapılarak 11/10/2013 tarihinde Sözal Tekstil Kimya San. Paz. Ltd. Şirketi tarafından Bursa 6. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketi aleyhine 2004 sayılı Kanun'un 158. maddesi uyarınca iflas davası açıldığı, şüphelinin 28/03/2014 tarihinde yapılan celsede, borcu ödeme durumunun olmadığı, lehlerine olan tüm sürelerden feragat ederek şirketin iflasına karar verilmesini talep ettiği böylelikle de esasen borca batık olmayan şirketin yargılama sonunda iflasına karar verildiği, bu kararın ise dava aşamasındaki beyanlar ile çelişecek şekilde Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketi tarafından temyiz edildiği belirtilerek şüphelinin hileli iflas suçunu işlediği iddia edilmesi karşında, Cumhuriyet Savcılığınca şikayet dilekeçesine esas teşkil eden Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/77 esas, 2014/1 karar sayılı dosyası, Bursa 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/273 esas, 2014/67 karar sayılı dosyası, Bursa 5. İcra Müdürlüğünün 2013/10677 esas sayılı takip dosyası, Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketinin defter, muhasebe ve fatura kayıtlarının soruşturma dosyası arasına alındıktan sonra müştekinin iddiaları kapsamında konusunda uzman bilirkişi heyetine dosyanın tevdii edilerek şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken, yalnızca şüphelinin ifadesi alınarak ve münhasıran Sözal Tekstil Kimya San. Paz. Ltd. Şirketinin kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, icra takibinin yapıldığı tarih itirabariyle Biesseci Bursa Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şirketinin, Sözal Tekstil Kimya San. Paz. Ltd. Şirketine 288.930,97 Türk lirası borcu bulunduğu, bu alacağın Biesseci firması kayıtlarında da var olup olmadığının tespitinin ancak ilgili firmanın kayıtlarının incelenmesi ile yapılabileceği yönündeki eksik bilirkişi incelmesi neticesinde tanzim edilen 05/02/2016 tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak soyut iddia dışında kamu davasını açmaya yeterli delil elde edilemediğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği gözetilerek, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, Bursa 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 30/03/2016 tarihli ve 2016/904 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 17/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/1118 E., 2016/278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
rs Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2014/1118 E.  ,  2016/278 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece) Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince; “Davacı dava dilekçesinde özetle; 21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduğunu, borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczettiklerini, taşınmazın hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldığını, borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunduğunu, adı geçen mahkemenin 19.01.2007 tarih ve 2006/15 E. - 2007/13 K. sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildiğini, bu kararı temyiz ettiklerini, kararın Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin İİK'nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozulduğunu, Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K. sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini beyan etmiştir. Bozmaya uyulma sonrası verilen bu icra mahkemesi kararını icra dairesine ibraz ettiklerini, taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koydurduklarını ve kıymet takdiri işlemi taleplerinin 04.06.2008 tarihinde red olduğunu, bu red işlemine karşı şikayetlerinin de 13.01.2009 tarihinde red olup kesinleştiğini, taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildiğini ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleştiğini borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldiğini, dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar uğradıkları zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalı Adalet Bakanlığı'ndan tazminine, hükmedilecek tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA: Davalı Adalet Bakanlığı'na izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GÖREV VE HUSUMET: 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, 573-576 maddeleri arasında hakimin hukuki sorumluluğu düzenlenmiş olup, hakimin kusurlu davranışlarından dolayı ilk aşamada davanın hakimlere karşı açılması gerektiği esasından 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 Sayılı Kanunla (m.12, 14, geçici md.2) 2802 Sayılı Kanunla eklenen 93/A maddesi ile ayrılınmış hakimlerin sorumluluğu davalarının Devlet aleyhinde açılacağı kabul edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 47.maddesi de benzer şekilde Devlet aleyhinde açılacak tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı düzenlenmiştir. 2802 Sayılı Kanunun 93/A maddesi 6.3.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından ...nun 46-49 madde hükümlerinin olaya uygulanması gerekmektedir. Somut olayda, dava 19.10.2009 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhinde Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, husumetin Adalet Bakanlığına yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın 01.07.2010 tarihinde reddine karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesince, karardan sonra yürürlüğe giren 2802 sayılı Kanunun 93/A ve HMK'nun 47.maddelerinin dikkate alınarak, bu hükümlere göre karar verilmesi için 27.02.2012 tarihinde bozulmuştur. Bozmaya uyan Keşan Asliye Hukuk Mahkemesi HMK'nun 20.maddesi gereğince görevsizlik ve dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Dairemize gönderilen dava dosyası ilk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapılması için Dairemizin ilgili esas defterine kaydı yapılmıştır. ...nun 47.maddesi uyarınca tazminat istemine konu icra hukuk mahkemesi kararının incelemesinin yapıldığı yer olan Dairemiz bu davaya ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakmaya da görevli bulunmaktadır. SÜRE: Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup dava açma süresi yönünden uygulanması gereken HUMK 573-576 maddesi arasında bu tür davaların hangi sürede açılacağına ilişkin hüküm yoktur. Hakimlere karşı açılacak tazminat davası haksız fiilden dolayı açılan tazminat davalarına benzediğinden dava tarihi itibariyle uygulanması gereken BK. 60 maddesine göre zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımına tabidir. Davalı Adalet Bakanlığınca verilen cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunulmamıştır. Davanın görevsizlikle Dairemize gelmesinden sonra davaya dahil edilen ... Hazine vekilince 28.03.2013 tarihinde verilen cevap dilekçesinde 2802 sayılı kanunun 93/A gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde davanın açılmadığı ileri sürülmüş ise de, anılan hüküm 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Davacı tarafça verilen 17.04.2013 tarihli dilekçede davanın süresinde açıldığı da belirtildiğinden süresinde yapılmayan zamanaşımı defi Dairemizce gözönüne alınmamış olup dava süresinde kabul edilmiştir. İHBAR: Dava dilekçesi ve tensip tutanağı ihbar edilen ...'e tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı feri müdahale talebinde bulunmadığı görülmektedir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME Dava 6100 sayılı HMK'nun 46. maddesi uyarınca hakim kararlarından dolayı hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. HMK 46. maddesi gerekçesinde de yazılı olduğu üzere hakimin kusurlu davranışlarından ilk aşamada devlete karşı tazminat davası açılması daha sonra devletin kusurlu olan hakime rücu etmesi esası getirilmiştir. Bu kural Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrası hükmüne uygundur. Hükümde hakimlerin sorumluluğunu gerektiren sebepler genel olarak belirtilmemiş daha önce 1086 sayılı kanunun 573 maddesinde olduğu gibi tahdidi olarak sayma yoluna gidilmiş, böylece, hakimlerin daha ağır bir sorumluluk rejimi ile karşılaşmaları engellenmek istenmiştir. Hakimin sorumluluğu için madde gerekçesine göre ağır kusurun varlığı şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.7.2011 gün ve 2011/4 E. 2011/4 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere hakimlerin görevlerini yaparken yargısal faaliyetleri sebebiyle kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olmaları durumunda vermiş oldukları zararlar için HMK 46. maddesinde sayılan hallerde haklarında tazminat davası açılabilecektir. Hakimler anayasanın 138, 139 ve 140. maddeleri uyarınca mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. 2802 Sayılı HSYK’na 6110 Sayılı Kanun’un 12. maddesi ile eklenen 93/A (6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılan) madde gerekçesinde özetle: Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı genel olarak hakimin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan objektif karar vermesini sağlamaya dönük müesseselerdir. Hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte hiçbir zaman keyfi davranabilecekleri istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemektedir. Hakimler yargı yetkisini Türk Milleti adına kullanmaktadır. Hakimlerin hukuki sorumluluk usul ve esaslarının çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, keyfiliğin ve sorumsuzca tutum ve davranışların önüne geçilmesi ve hem de tutuk ve çekingen bir hakim sınıfının oluşmasına yol açılmaması bakımından çok önemlidir. Aksi takdirde, yargının bağımsızlığı ve hakim teminatının anlamı kalmaz açıklamalarına yer verilmiştir. Hakimlerin tedirgin olmaması ve toplum önündeki saygınlıklarının olumsuz etkilenmemesi için sorumluluklarının özel hükümlere tabi olması bir zorunluluktur. Toplum adaletin her türlü etkiden uzak dağıtılmasını beklemektedir. Bu hükümler topluma bu konuda güven verilmesi için getirilmiştir. Hakimlerin hukuki sorumluluğu haksız fiil sorumluluğuna benzediği için haksız fiilde aranan, hukuka aykırı davranış, kusur, zarar ve nedensellik (illiyet bağı) ilişkisi bu sorumluluk için gerekli ise de yeterli değildir. Ortada zarar mevcut olduğu halde ...nun 46.maddesinde sınırlayıcı bir biçimde sayılan nedenlerden (hukuka aykırılıklardan) biri gerçekleşmemiş ise hakimin haksız fiilden kaynaklanan hukuksal sorumluluğu ve buna bağlı bir tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz. HMK’nun 48. maddesi uyarınca tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delillerin açıkça belirtilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi zorunludur. Davacı dava dilekçesinde Keşan İcra Hukuk Mahkemesi kararının açıkça usul ve hukuka aykırı olması bu karar dolayısıyla borçluya ait taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması, bu arada taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişilere geçmesi nedeniyle taşınmazın satılması ile alacağın tahsil imkanından yoksun kalması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmektedir. Davacının dilekçesinde dayandığı hukuki aykırılık HMK’nun 46. maddesinin 1. fıkrası “c” bendinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir karar veya hüküm verilmiş olması” bir sorumluluk sebebidir. Kanunların yeterince açık ve anlamlı bir hüküm içermemesi halinde hakim kanunu yorumlayarak bir karar verir. Hakim hukuku yanlış uygularsa bu konuda kanun yoluna gidilebilir. Temyiz mahkemesi, verilen hükmü kanuna aykırı bulursa bozar veya iptal eder. Hakimin hukuku yanlış uygulamasının başka bir yaptırımı kural olarak yoktur. Ancak kanunun herhangi bir yoruma yol açmayacak ve başka şekilde anlaşılamayacak kadar açık ve kesin olmasına rağmen, hakim bunun tersini yaparsa, bu husus hakimin hukuki sorumluluğunu doğurabilir. Somut olayda davacı alacaklı, borçlu Nezahat Altın aleyhinde çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatmış, 04/03/2005 tarihinde örnek 163 nolu ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş, takibin kesinleşmesi üzerine borçluya ait 109 ada 3 parsel sayılı taşınmaza 16/05/2005 tarihinde tapuda haciz konulmuştur. Borçlunun 19/01/2007 tarihli Keşan İcra Hukuk Mahkemesi’ne verdiği şikayet dilekçesinde takibe konu çeki bankaya ibraz eden Aybars Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir. İcra Hakimi İİK'nun 18. maddesi uyarınca takdir yetkisini kullanarak evrak üzerinden karar vermiştir. Karar gerekçesinden de anlaşılacağı takibe konu çekin ibraz anında takip alacaklısının çek hamili olmadığını, çek ibraz sonrası çekin karşılıksız kaldığını bile bile çekten doğan alacağı temlik ettiğini, bu temlikin adi alacağın temliki niteliğinde olup ancak genel haciz yolu ile takip yapacağını icra müdürlüğünün bu doğrultuda kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesinin süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile örnek 163 ödeme emri ile bu ödeme emrine dayalı işlemlerin iptaline karar vermiştir. İİK'nun 168. maddesi uyarınca icra müdürü, takip konusu belgenin kambiyo senedi olup olmadığını, alacaklının kambiyo hukukuna göre takip hakkının bulunup bulunmadığını incelemekle ve takip talebini anılan maddeye aykırılık halinde reddetmekle yükümlüdür. Aksi halde takip şikayet üzerine veya re'sen İİK'nun 170/a maddesine göre icra mahkemesince iptal edilir. İİK'nun 170/a maddesi borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayetini özel olarak düzenlemiş ve İİK'nun 168/3. maddesi uyarınca ödeme emri tebliğinden itibaren 5 günlük süreye tabi kılınmıştır. Öte yandan İİK'nun 16. maddesi şikayeti düzenlemiş olup şikayet icra dairesini icra ve iflas hukuku ile ilgili hükümlerini uygulamaması veya yanlış uygulaması nedenine dayanır. Şikayet sebepleri anılan kanun maddesinde sayılmıştır. Bunun dışında kanunda yazılı olmadığı halde öğreti ve Yargıtay kamu düzenine aykırı işlemlere karşı süresiz şikayet yoluna gidileceğini kabul etmektedir. Borçlunun, üçüncü kişinin ve kanunun menfaatini koruyan emredici hükümlere aykırı işlemler kamu düzenine aykırıdır. Ancak hangi işlemin kamu düzenine aykırı olduğu uygulamada ve öğretide duraksamalara ve farklı yorumlara yol açmaktadır. Somut olayda Keşan İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi, icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi işleminin borçlu tarafından şikayetini nitelik itibariyle süresiz şikayet niteliğinde görerek ödeme emrini iptal etmiştir. Hakimin olayda uygulanan özel nitelikteki şikayeti düzenleyen ...nun 170/a maddesi yerine yanılgıya dayalı ...nun 16.maddesini uygulaması ve şikayeti süresiz olarak yorumlayarak, ödeme emrinin iptaline karar vermesinde HMK'nun 46/1-c ve diğer bentlerinde yazılı sorumluluk sebepleri meydana gelmemiştir. İcra mahkemesi kararlarının hüküm ve sonuç doğurması için kesinleşmesine gerek olmadığından Keşan İcra Hukuk Mahkemesinin davaya konu 19.01.2007 tarihli kararı ile ödeme emrinin iptalinin sonucu olarak taşınmaz üzerindeki haciz kalkmıştır. Anılan kararın icra müdürlüğüne ibrazı ile mahcuz taşınmaz mülkiyeti üçüncü kişi Atilla Bayrak üzerinde iken haciz 01.02.2007 tarihinde terkin edilmiştir. Alacaklının takip konusu alacağını alıp almayacağı henüz belli değildir. Alacaklının tasarrufun iptali davası açabilme, borçlunun başka mal ve alacakları üzerine haciz koydurabilme ve alacağını tahsil edebilme imkanı varken takip dosyası işlemsiz bırakılarak bu davanın açıldığı görülmektedir. Davacı vekilinin 06.12.2013 ve 08.09.2013 tarihli duruşmalarda geçici veya kesin aciz belgesi almadıklarını İİK'nun 277 ve devamı hükümlerine göre tasarrufun iptali davası da açmadıklarını beyan etmiştir. Şu hale göre Keşan İcra Hukuk Hakiminin davaya konu kararı ile bir zararın meydana geldiği söylenemez. Hakimin davacıya zarar vermek kastı ile hareket ettiği ileri sürülmediği gibi, HMK'nun 47. maddesinde sayılan sınırlı hukuki sorumluluk hallerinden hiçbiri de olayda mevcut olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Öte yandan HMK 49 maddesi uyarınca olayın gelişim biçimi, dosyaya yansıyan olgular dikkate alınarak takdiren davacı 500 TL disiplin para cezasına mahkum edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın dayandığı genel ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre; 1-Davanın REDDİNE, 2-HMK'nun 49. maddesi uyarınca davacının takdiren 500 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 38,70 TL başvurma harcı yerine 15,60 TL alınmış olduğundan eksik kalan 23,10 TL başvurma harcı ile 38,70 TL maktu karar ve ilam harcı, peşin alınan 1.147,50 TL harçtan düşülerek, arta kalan 1.085,7 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde ödeyene iadesine, 5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde, iadesine karar verilerek, tebliğ gideri avanstan karşılanmak suretiyle iade kararının davacıya tebliğine, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı yararına takdir edilen 3.000,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” Dair oybirliği ile verilen 14.03.2014 gün ve 2013/1 E. 2014/3 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46.maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı ... vekili 14.10.2009 harç tarihli dava dilekçesiyle; “21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduk. Borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczedildi, taşınmaz hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldı. Borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunması üzerine, adı geçen mahkeme 19.01.2007 tarih ve 2006/15E. - 2007/13 K.sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildi. Bu karar üzerine taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldı ve taşınmaz üçüncü kişi olan Atilla Bayrak’a satıldı. Keşan icra hukuk mahkemesi kararı temyiz edildi; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin ...nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozuldu. Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K.sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildi ve karar kesinleşti. Bozma sonrası verilen icra mahkemesi kararı icra dairesine ibraz edildi. Taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koyduruldu ve kıymet takdiri işlemine yönelik taleplerimiz 04.06.2008 tarihinde reddedildi. Bu red işlemine karşı ileri sürülen şikayetler de 13.01.2009 tarihinde reddedilerek kesinleşti. Taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildi ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleşti. Borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldi. Dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar zarar oluştu. Zararın oluşmasının tek nedeni Keşan İcra Hukuk Mahkemesince verilen 2006/15 E ve 2007/13 K sayılı karardır. Karar kesin olarak verilmemiş olsaydı, haciz devam edecek, Yargıtay incelmesinden sonrada bir kaydı olmayacaktı. Mahkeme İİK 16. Maddesinin açık hükmüne rağmen takibin kesinleşmesinden iki yıl sonra şikayeti kabul ederek yasaya aykırı bir şekilde karar verdi. Geçici veya kesin haciz belgesi alınmadı ve icra dosyasından hiç tahsilat yapılamadı” iddiası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 85.000 TL tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini” talep ve dava etmiştir. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; “Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini” istemiştir Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

Borçlu (B), kendisine tebliğ edilen kambiyo senetlerine özgü iflas ödeme emrine karşı, senedin zamanaşımına uğradığı iddiasıyla itiraz etmek istemektedir. Bu itirazın usulü ve mercii ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) 7 gün içinde İcra Mahkemesine başvurmalıdır.
B) 5 gün içinde İcra Dairesine dilekçe ile bildirmelidir.
C) 5 gün içinde Asliye Ticaret Mahkemesine dava açmalıdır.
D) 7 gün içinde Asliye Ticaret Mahkemesine dilekçe vermelidir.
E) 3 gün içinde İcra Dairesine sözlü beyanda bulunmalıdır.

Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol