İcra ve İflas Kanunu 178. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.)
(Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez.
(Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.
İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur.
Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı:[68]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/4387 E., 2023/1158 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 178. maddesi.
6. Hukuk Dairesi 2022/4387 E. , 2023/1158 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Başvurunun Esastan Reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında iflas davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asli müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin pasifinin aktifini geçtiğini ve borçlarını ödeyemez duruma geldiğini, taşınmazının bulunmadığını ileri sürerek davanın kabulü ile müvekkili şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Asli Müdahil vekilinin dilekçesinde ; davacı şirketin müdür ...’ın müdürlük görevinin 08.10.2015 tarihinde sona erdiğini, şirkete yeniden müdür atanmadığını, iflas davası açılmasına ortaklardan sadece ...’ın karar verdiğini, diğer ortağın karara iştirak etmediğini, hem şirketin iflas davası açılması kararının hem de avukata verilen vekâletnamenin yok hükmün olduğunu, davacı şirketin pasiflerinin aktifini geçtiği iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin borca batık durumda olduğu, bu nedenle iflas isteme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı şirketin iflasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asli Müdahil vekili istinaf dilekçesinde; davanın açıldığı tarihte ...’ın şirketi temsil yetkisi bulunmadığını ve şirket adına dava açma yetkisi bulunmadığını, araç ve taşınmazlarını şirket yetkilisinin yakın akrabalarına kaçırmak suretiyle elinden çıkardığını, davacı aleyhine yapılan takip konusu borçlar, ödeme ve zaman aşımı nedeniyle sona erdiğini, davacı şirketin tefecilik yaptığını, davacı şirket, hileli ve ahlaka aykırı şekilde borçlanmak ve mal varlığını azaltmak suretiyle hileli şekilde acz durumuna düştüğünü, gerçek alacaklılar ile resmi kurumları zarara uğratmaya çalıştığından, kanuna aykırı ve kötü niyetli bu eylemlerinin korunarak iflasına karar verilmesi mümkün olmadığını,istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf eden tarafından sunulan belgelerin, davacının kötü niyetli olduğu, alacaklıları zarara uğratma gayesiyle hareket ettiği ve borca batık olmadığı, hileli şekilde aciz durumuna düştüğüne ilişkin iddiaları ispatlar nitelikte olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asli müdahil vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iflas istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 178. maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2015/9167 E., 2017/1442 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
maddesinde gösterilen şekilde varlıkların rayiç değerine ve İİK’nın 178/1. madde ve fıkrasında belirtilen alacaklılar listesinde gösterilenler ile gerçek anlamda tespit edilebilecek diğer borçların tutarına göre belirlemelidir.
23. Hukuk Dairesi 2015/9167 E. , 2017/1442 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
Davacı tarafından açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahiller ... T.A.Ş., T.C. ... Bankası A.Ş. ve T. Garanti Bankası A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, şirketin ödenmiş sermayesinin 600.000,00 TL olduğunu, şirket merkezinin ...olduğunu, faaliyet alanının taze dondurulmuş konserve şeklinde veya kurutulmuş yaş meyve ve sebze ihracatı dahili ticaret anasözleşmesinde tanımlı konular olarak tanımlandığını, müvekkilinin borca batık olduğunu, uygulanacak iyileştirme projesi ve yaptığı işlerden dolayı elde edeceği kâr sayesinde bu durumdan kurtulabileceğini ileri sürerek, müvekkili şirketin iflasının bir yıl süre ile ertelenmesini talep ve dava etmiştir.
Müdahiller vekilleri, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, iyileştirme projesinin uygulanılabilir olduğu, şirketin ticari faaliyetine devam etmesine imkan tanınması halinde mali durumunu düzeltebileceği, borçlarını ödeyebilecek duruma gelebileceği, şirketin iflasının ertelenmesinin uygun olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile iflasın bir yıl süre ile ertelenmesine karar verilmiştir.
Kararı, bir kısım müdahiller vekilleri temyiz etmiştir.
İİK'nın dava tarihinden önce 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6103 sayılı Kanun ile değişik 179/a maddesinin 1. ve 2. fıkraları, "Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarının onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.
Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166. maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar." hükmünü içermektedir.
Somut olayda erteleme istemi üzerine, İİK'nın 179/a maddesi hükmüne uygun olarak gerekli ilanların eksiksiz bir biçimde yapılması ve ticaret siciline tescil ettirilmesi gerekirken, bu usul gözardı edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Ayrıca, kayyımın görevlerinden biri de, erteleme sürecindeki şirket hakkında dönemsel olarak mali durumundaki değişiklikler, her döneme ilişkin aktif ve pasif durumunun ayrıntılı olarak açıklanması, verilen ihtiyati tedbirlerle birlikte davacı şirketin mali durumunda düzelme olup olmadığı, iyileştirme projesinin uygulanıp uygulanmadığı ve borca batıklıktan kurtulma yolunda somut adımlar atılıp atılmadığı hususları yönünden rapor hazırlanmasıdır. Mahkemece, bu açıklanan hususlar doğrultusunda kayyım raporlarının alınmaması da doğru olmamıştır.
Öte yandan, dosya arasında iflas avansının yatırıldığına ilişkin bir belgeye rastlanmamıştır. İflasın kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle, İİK'nın 181. maddesi yollamasıyla 160. maddesi uyarınca iflasın ertelenmesini isteyen, bu kararın ilânı, gerekli yerlere bildirilmesi, atanacak kayyım için belirlenecek ücreti ve alınacak erteleme tedbirlerinin uygulanması için gerekli masrafları avans olarak mahkeme veznesine peşin yatırmalıdır. İflas avansının yatırılmaması durumunda ise HMK'nın 325. maddesi uyarınca işlem yapılarak, gerekli masrafların bu şekilde karşılanması gerekmekte olup, mahkemece iflas avansı alınmaması da hatalı olmuştur.
İflasın ertelenmesi, borca batık durumda bulunan şirket tarafından sunulan; somut öngörüler içeren, ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi çerçevesinde bu durumdan kurtulması kuvvetle muhtemel bulunan kooperatiflerle sermaye şirketleri için öngörülmüş bir hukuki korunma yoludur. Mahkeme, borca batıklığı, TTK’nın 376. maddesinde gösterilen şekilde varlıkların rayiç değerine ve İİK’nın 178/1. madde ve fıkrasında belirtilen alacaklılar listesinde gösterilenler ile gerçek anlamda tespit edilebilecek diğer borçların tutarına göre belirlemelidir. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile mali durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu (borca batıklık bilançosu) da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir.
Bu durumda mahkemece, davacı şirketin aktiflerinin rayiç değerleri ve bu kapsamda borca batıklığın tespiti, bu şartın yerine geldiğinin anlaşılması halinde de iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığının, somut verilere dayalı olarak, bilimsel şekilde değerlendirilmesi için alanında uzman yeni bir bilirkişi heyetinden gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alınması, kayyım raporlarının denetlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, bir kısım müdahiller vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/3989 E., 2022/2012 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355.
6. Hukuk Dairesi 2021/3989 E. , 2022/2012 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, dava dilekçesine özetle, davacı şirketin küçük bir atölyede kurulmuş olup, yaklaşık 6 yıl boyunca müşterilerine mebran dolap kapağı hizmeti verdiğini, 2015 yılının sonlarına doğru mebran kapağa talebin azalması ile birlikte şirketin orman ürünleri satışı ve demonte dolap ürünleri imal etmeye başladığını, ancak zaman içinde küresel ve bölgesel krizden etkilenerek ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek, İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesince, İİK 308.maddesi uyarınca konkordato talebinin reddine karar verilmesi halinde borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin mevcut olması halinde mahkemenin resen borçlunun iflasına karar verebileceği, İİK 177/1-3 maddesinde "308.maddedeki halin bulunmasını" bendinin doğrudan iflas sebebi olduğu, Konkordatonun tasdiki koşullarını gösteren İİK 305.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde belirtilen "teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması" koşulunun gerçekleşmediği, bu nedenle konkordato talebinin reddine karar verilen davacının İİK 308 maddesi yollamasıyla İİK 177/3 maddesi uyarınca iflasına karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi tarafından, yapılan inceleme sonucunda davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İİK'nın 292. maddesi uyarınca konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verileceği düzenlenmiş olup, İİK. 292/ son fıkrası “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmünü içermektedir.
Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirketin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 2020/1386 Esas, 2021/88 Karar sayılı ve 28.01.2021 günlü kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün resen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 11.04.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
I.YARGILAMA SÜRECİ
Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir.
Davacı vekili, mebran dolap kapağı üretimi yapan davacı şirketin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; İİK.'nın 305/1. maddesinde yer alan "tebliğ edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması" koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.
III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir.
Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması
Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.(3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.
IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ
Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas:
A – Alacaklının talebi:
Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.
1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1)
4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır.
B – Borçlunun müracaatiyle:
Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez.
(Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.
İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1)
Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı:
Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanununun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.
İstinaf incelemesinin kapsamı:
Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
IV. GEREKÇE
Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır.
Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur.
Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8).
Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır.
Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve bir çok farklı unsur aranmaktadır.
İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir(Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alın inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır.
Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir.
İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır.
İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı.
İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin resen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir.
Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz.
İcra İflas Kanunu’nun 292. Maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir.
Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. Maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanunun 308. Maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye resen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “resen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız.
Kanunun aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir.
Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir.
Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından resen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir.
Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle kanunun 308. Maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanunun 308. maddesi gereğince, koşuları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
6. Hukuk Dairesi, 2021/5773 E., 2022/4207 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355.
6. Hukuk Dairesi 2021/5773 E. , 2022/4207 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkili şirketi için konkordatonun tasdikini istemiş, mahkemece, konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilinin yaptığı istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı gerektirici sebeplere ve delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
2- İİK 292/ son fıkrası “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.” hükmünü içermektedir. Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirketin yetkili temsilcisinin ve konkordato talep eden borçlunun yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte yazılan gerekçelerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle Adana Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli, 2020/1387 Esas, 2020/262 Karar sayılı kararının kaldırılarak usul ve yasaya aykırı görülen ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 19.09.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
I.YARGILAMA SÜRECİ
Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili şirketin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davacının iyi niyetli olmadığı, İİK'nun 292.maddesinde belirtildiği üzere; kesin mühletin verilmesinden sonra borçlunun mal varlığını kaçırdığı, komiserin talimatlarına uymadığı, alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği, ayrıca konkordatonun başarıya ulaşamayacağı gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.
III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir.
Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması
Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.(3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.
IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ
Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas:
A – Alacaklının talebi:
Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.
1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1)
4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır.
B – Borçlunun müracaatiyle:
Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez.
(Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.
İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1)L
Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı:
Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanununun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.
İstinaf incelemesinin kapsamı:
Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
IV. GEREKÇE
Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır.
Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur.
Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8).
Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır.
Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve bir çok farklı unsur aranmaktadır.
İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir(Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alın inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır.
Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir.
İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır.
İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı.
İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin resen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir.
Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz.
İcra İflas Kanunu’nun 292. Maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir.
Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. Maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanunun 308. Maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye resen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “resen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız.
Kanunun aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir.
Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir.
Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından resen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir.
Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle kanunun 308. Maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanunun 308. maddesi gereğince, koşulları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Diğer yönden İİK’nın 292/son maddesinde borçlunun duruşmaya davet edilmesi hüküm altına alınmıştır. Şirket yetkilisinin duruşmaya çağrılması veya dinlenmesi şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Usul hukukuna göre tarafın vekille temsil edilmesi durumunda ise vekilinin davet edilmesi zorunludur. Davaya konu olayda da davacı borçlu vekili duruşmaya çağrılmıştır. Bu şekilde hükmün gereğinin yapıldığı konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.
Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması ve yine borçlu vekilinin duruşmaya çağrılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
6. Hukuk Dairesi, 2022/3164 E., 2022/5114 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355.
6. Hukuk Dairesi 2022/3164 E. , 2022/5114 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacılar vekili, müvekillerinin pvc kapı, kasa, kanat üretimi alanında faaliyet gösterdiğini, mali açıdan zor duruma düştüğünü, sunulu proje kapsamında borçlarını ödeyeceğini ileri sürerek, öncelikle 3 aylık geçici mühlet verilmesini ve konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, komiser raporu, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; İİK 302. maddesinde belirtilen çoğunluk koşulu sağlanamadığından İİK 308. maddesi gereğince davacıların konkordato projesinin tasdik talebinin reddine, borca batık olan davacı şirket ... Cephe Sistemleri Alüminyum İnşaat Emlak Otomotiv ve Ticaret Limited Şirketi'nin iflasına karar verilmiştir. Karara karşı, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
İİK'nın 308.maddesi uyarınca borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin mevcut olması halinde mahkeme, borçlunun iflasına re'sen karar verir. Doğrudan doğruya iflas İİK’nın 177.maddesinde düzenlemiştir. Kanunun 177/3. fıkrasında ise İİK’nın 308. maddesindeki koşulların varlığı doğrudan doğruya iflas hali olarak sayılmıştır. Bu durumda 308. madde gereğince iflas kararı verilebilmesi 177. maddenin şartlarına tabi kılınmıştır. 177/4. maddesi uyarınca iflas kararı verilmeden önce Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlunun dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağrılacağı düzenlenmiştir. İİK 308. madde uyarınca iflas kararı verilmesi İİK 177. madde şartlarına tabi kılındığına göre bu madde uyarınca iflas kararı verilmeden önce İİK’nın 177/4. maddesi gereğince borçlunun dinlenilmesi gerektiği sonucuna varmak gerekir.
Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirket ... Cephe Sistemleri Alüminyum İnşaat Emlak Otomotiv ve Ticaret Limited Şirketi'nin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, İİK 177/4 madde hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin, 12.05.2022 tarihli, 2022/753 Esas, 2022/785 Karar sayılı kararı kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, HMK 373/1 maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.11.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
I.YARGILAMA SÜRECİ
Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili şirketin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; İİK'nun 302. maddesinde belirtilen çoğunluk sağlanamadığından gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.
III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir.
Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması
Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki
durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına re'sen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.(3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.
IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ
Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas:
A – Alacaklının talebi:
Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.
1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1)
4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır.
B – Borçlunun müracaatıyla:
Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez.
(Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66. maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.
İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun'un 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1)L
Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı:
Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.
İstinaf incelemesinin kapsamı:
Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
IV. GEREKÇE
Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır.
Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur.
Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8).
Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır.
Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve birçok farklı unsur aranmaktadır.
İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir(Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alın inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır.
Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir.
İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır.
İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı.
İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin re'sen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir.
Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz.
İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir.
Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanunun 308. maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına re'sen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye re'sen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “re'sen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız.
Kanunun aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir.
Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir.
Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından re'sen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir.
Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle kanunun 308. maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanunun 308. maddesi gereğince, koşulları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Diğer yönden İİK’nın 292/son maddesinde borçlunun duruşmaya davet edilmesi hüküm altına alınmıştır. Şirket yetkilisinin duruşmaya çağrılması veya dinlenmesi şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Usul hukukuna göre tarafın vekille temsil edilmesi durumunda ise vekilinin davet edilmesi zorunludur. Davaya konu olayda da davacı borçlu vekili duruşmaya çağrılmıştır. Bu şekilde hükmün gereğinin yapıldığı konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.
Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması ve yine borçlu vekilinin duruşmaya çağrılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
Sermaye şirketlerinde "borca batıklık" ne anlama gelir?
A) Şirketin nakit sıkıntısı çekmesi.
B) Şirketin kâr edememesi.
C) Şirket aktiflerinin şirket borçlarını karşılayamaması.
D) Şirket ortaklarının şahsi iflası.
E) Şirketin banka kredilerini ödeyememesi.
Bu maddeyle ilgili 15 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.