2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 177

İcra ve İflas Kanunu 177. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir. 1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3 – 308 inci maddedeki hal varsa;[67] 4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır. B – Borçlunun müracaatiyle:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/3164 E., 2022/5114 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
Doğrudan doğruya iflas İİK’nın 177.maddesinde düzenlemiştir.
6. Hukuk Dairesi         2022/3164 E.  ,  2022/5114 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacılar vekili, müvekillerinin pvc kapı, kasa, kanat üretimi alanında faaliyet gösterdiğini, mali açıdan zor duruma düştüğünü, sunulu proje kapsamında borçlarını ödeyeceğini ileri sürerek, öncelikle 3 aylık geçici mühlet verilmesini ve konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, iddia, komiser raporu, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; İİK 302. maddesinde belirtilen çoğunluk koşulu sağlanamadığından İİK 308. maddesi gereğince davacıların konkordato projesinin tasdik talebinin reddine, borca batık olan davacı şirket ... Cephe Sistemleri Alüminyum İnşaat Emlak Otomotiv ve Ticaret Limited Şirketi'nin iflasına karar verilmiştir. Karara karşı, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. İİK'nın 308.maddesi uyarınca borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin mevcut olması halinde mahkeme, borçlunun iflasına re'sen karar verir. Doğrudan doğruya iflas İİK’nın 177.maddesinde düzenlemiştir. Kanunun 177/3. fıkrasında ise İİK’nın 308. maddesindeki koşulların varlığı doğrudan doğruya iflas hali olarak sayılmıştır. Bu durumda 308. madde gereğince iflas kararı verilebilmesi 177. maddenin şartlarına tabi kılınmıştır. 177/4. maddesi uyarınca iflas kararı verilmeden önce Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlunun dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağrılacağı düzenlenmiştir. İİK 308. madde uyarınca iflas kararı verilmesi İİK 177. madde şartlarına tabi kılındığına göre bu madde uyarınca iflas kararı verilmeden önce İİK’nın 177/4. maddesi gereğince borçlunun dinlenilmesi gerektiği sonucuna varmak gerekir. Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirket ... Cephe Sistemleri Alüminyum İnşaat Emlak Otomotiv ve Ticaret Limited Şirketi'nin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, İİK 177/4 madde hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin, 12.05.2022 tarihli, 2022/753 Esas, 2022/785 Karar sayılı kararı kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, HMK 373/1 maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.11.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ I.YARGILAMA SÜRECİ Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili şirketin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; İİK'nun 302. maddesinde belirtilen çoğunluk sağlanamadığından gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. UYUŞMAZLIK Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir. Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına re'sen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.(3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir. IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas: A – Alacaklının talebi: Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir. 1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1) 4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır. B – Borçlunun müracaatıyla: Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez. (Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66. maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun'un 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1)L Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı: Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır. İstinaf incelemesinin kapsamı: Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir. IV. GEREKÇE Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve birçok farklı unsur aranmaktadır. İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir(Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alın inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir. İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır. İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı. İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin re'sen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir. Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz. İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir. Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanunun 308. maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına re'sen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye re'sen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “re'sen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız. Kanunun aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir. Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir. Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından re'sen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir. Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle kanunun 308. maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanunun 308. maddesi gereğince, koşulları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Diğer yönden İİK’nın 292/son maddesinde borçlunun duruşmaya davet edilmesi hüküm altına alınmıştır. Şirket yetkilisinin duruşmaya çağrılması veya dinlenmesi şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Usul hukukuna göre tarafın vekille temsil edilmesi durumunda ise vekilinin davet edilmesi zorunludur. Davaya konu olayda da davacı borçlu vekili duruşmaya çağrılmıştır. Bu şekilde hükmün gereğinin yapıldığı konusunda da tereddüt bulunmamaktadır. Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması ve yine borçlu vekilinin duruşmaya çağrılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2021/3989 E., 2022/2012 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
08.maddesi uyarınca konkordato talebinin reddine karar verilmesi halinde borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin mevcut olması halinde mahkemenin resen borçlunun iflasına karar verebileceği, İİK 177/1-3 maddesinde "308.maddedeki halin bulunmasını" bendinin doğrudan iflas sebebi olduğu, Konkordatonun tasdiki koşullarını gösteren İİK 305.maddesinin 1.
6. Hukuk Dairesi         2021/3989 E.  ,  2022/2012 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, dava dilekçesine özetle, davacı şirketin küçük bir atölyede kurulmuş olup, yaklaşık 6 yıl boyunca müşterilerine mebran dolap kapağı hizmeti verdiğini, 2015 yılının sonlarına doğru mebran kapağa talebin azalması ile birlikte şirketin orman ürünleri satışı ve demonte dolap ürünleri imal etmeye başladığını, ancak zaman içinde küresel ve bölgesel krizden etkilenerek ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek, İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince, İİK 308.maddesi uyarınca konkordato talebinin reddine karar verilmesi halinde borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin mevcut olması halinde mahkemenin resen borçlunun iflasına karar verebileceği, İİK 177/1-3 maddesinde "308.maddedeki halin bulunmasını" bendinin doğrudan iflas sebebi olduğu, Konkordatonun tasdiki koşullarını gösteren İİK 305.maddesinin 1.fıkrasının b bendinde belirtilen "teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması" koşulunun gerçekleşmediği, bu nedenle konkordato talebinin reddine karar verilen davacının İİK 308 maddesi yollamasıyla İİK 177/3 maddesi uyarınca iflasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi tarafından, yapılan inceleme sonucunda davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-İİK'nın 292. maddesi uyarınca konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verileceği düzenlenmiş olup, İİK. 292/ son fıkrası “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmünü içermektedir. Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirketin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 2020/1386 Esas, 2021/88 Karar sayılı ve 28.01.2021 günlü kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün resen BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 11.04.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ I.YARGILAMA SÜRECİ Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir. Davacı vekili, mebran dolap kapağı üretimi yapan davacı şirketin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; İİK.'nın 305/1. maddesinde yer alan "tebliğ edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması" koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. UYUŞMAZLIK Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nun 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir. Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.(3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir. IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas: A – Alacaklının talebi: Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir. 1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1) 4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır. B – Borçlunun müracaatiyle: Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez. (Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı: Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanununun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır. İstinaf incelemesinin kapsamı: Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir. IV. GEREKÇE Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve bir çok farklı unsur aranmaktadır. İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir(Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alın inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir. İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır. İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı. İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin resen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir. Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz. İcra İflas Kanunu’nun 292. Maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir. Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. Maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanunun 308. Maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye resen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “resen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız. Kanunun aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir. Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir. Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından resen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir. Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle kanunun 308. Maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanunun 308. maddesi gereğince, koşuları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
23. Hukuk Dairesi, 2013/4194 E., 2013/4679 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
emri ile istenildiği halde ödenmediği, gerekli ilanların yapıldığı, süresi içerisinde bir itiraz olmadığı, İİK'nın 177/...-.... maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile anılan madde hükmü gereğince davalı şirketin iflasına karar verilmiştir.
23. Hukuk Dairesi         2013/4194 E.  ,  2013/4679 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacılar vekili, müvekkillerinin ilama dayalı alacağının ... emri ile talep edilmesine rağmen ödenmediğini ileri sürerek, davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket, yargılamaya katılmamış, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacıların ilama bağlı alacağının davalıdan ... emri ile istenildiği halde ödenmediği, gerekli ilanların yapıldığı, süresi içerisinde bir itiraz olmadığı, İİK'nın 177/...-.... maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile anılan madde hükmü gereğince davalı şirketin iflasına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. ...-Dava, İİK'nın 177/.... maddesine dayalı doğrudan iflas istemine ilişkindir. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun: “Hükmi Şahıslara ve Ticarethanelere Tebligat” başlıklı .... maddesinde: “Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir.” “Hükmi Şahısların Memur Ve Müstahdemlerine Tebligat” başlıklı .... maddesinde: “Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mûtat ... saatlerinde ... yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.” hükümleri yer almaktadır. Yine, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin: “Tüzel kişilere ve ticari işletmelere tebligat” başlıklı .... maddesinde; “Tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden çok ise yalnız birine yapılır. Bakanlıkların ve bunların teşkilatının, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile il özel idarelerinin, belediyelerin, köylerin ve özel kanunlarına dayanılarak kurulmuş bulunan teşekküllerle, şirketlerin, derneklerin ve vakıfların yetkili temsilcileri, bağlı bulundukları kanunlara ve statülerine göre tayin edilir. Gerçek ve tüzel kişilere ait ticari işletmelerin işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, ticari işletmenin o işlemde yetkili ticari temsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir.” "Tüzel kişilerin memur ve müstahdemlerine tebligat” başlıklı .... maddesinde; “Tüzel kişiler adına tebligatı almaya yetkili kişiler, herhangi bir sebeple mutat ... saatlerinde işyerinde bulunmamaları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde olmaları durumunda tebliğ, tüzel kişinin o yerdeki sürekli çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Ancak, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde görev itibariyle tebligatın muhatabı olan tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu tür işlerle görevlendirilmiş bir kişi olması gereklidir. Bu kişilerin de bulunmaması halinde, bu husus tebliğ mazbatasında belirtilir ve tebliğ, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır.” Düzenlemelerine yer verilmiştir. Somut olayda dava dilekçesinin davalı şirkete tebliğine ilişkin tebliğ belgesinde davalı yetkilisinin işyerinde bulunmama sebebi belirtilmeksizin mutemet...e tebliğ yapıldığı yazıldığından, anılan madde hükümlerine uygun olmayan tebligat geçersizdir. 6100 sayılı HMK'nın .... maddesi uyarınca davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin .... maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Mahkemece, yasanın bu açık hükmüne aykırı olarak kendisine usulüne uygun tebligat yapılmayarak savunma hakkı kısıtlanmış olan davalı tarafa usulünce dava dilekçesi tebliğ edilip, ortaya koyacağı deliller toplanıp, savunmaları da dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan davalının yokluğunda yargılama yapılıp hüküm kurulması doğru görülmemiştir. ...-Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik gerek görülmemiştir. ...-Kabule göre de, İİK'nın 177/son hükmü "Türkiye'de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddetle mahkemeye çağrılır." hükmünü haiz olup, emredici niteliktedir. Mahkemece, re'sen gözetilmesi zorunludur. Hal böyle olunca, mahkemece davalı şirketi temsile yetkili kişi veya kişilerin celbedilip, dinlenmeden ve böylece anılan Yasa'nın emredici hükmüne uyulmadan yazılı şekilde hüküm kurulmasında da isabet görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4376 E., 2023/4279 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, İİK’nın 142., 177. maddesi, TMK’nın 875.
6. Hukuk Dairesi         2022/4376 E.  ,  2023/4279 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/607 E., 2022/126 K. DAVA TARİHİ : 19.11.2014 HÜKÜM/KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen sıra cetvelinin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; icra müdürlüğü tarafından düzenlenen sıra cetvelinde haciz tarihinin yanlış gösterildiğini, davacı tarafından açılan tasarufun iptali davasında ihtiyati haciz kararı verildiğini ve bu tarihin esas alınması gerektiğini, davalının alacağının dayanağı olan temliknamenin iptali için dava açıldığını ve sonucunda iptaline karar verildiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 04.11.2015 tarihli ve 2014/349 Esas, 2015/271 Karar sayılı kararıyla; temlik sözleşmesinin iptaline ilişkin açılan davanın henüz kesinleşmediği, davacının ihtiyati tedbirlerinin ihtiyati haciz niteliğinde olduğu, icrai hacizlerinin ise 2011 yılında şerh edildiği, sıra cetvelinin dosya kapsamına uygun gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin belirtilen karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 16.04.2018 tarih ve 2016/354 Esas, 2018/2805 Karar sayılı bozma ilamı ile davanın, davalının sırasına ilişkin olmayıp alacağın esasına ilişkin olduğundan görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu dikkate alınarak HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan usulden reddine karar verilmesi gerekitiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tasarrufun iptali davasında davacı lehine 17.02.2009 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu, davanın olumlu sonuçlanması halinde karar tarihi itibari ile kesin hacze dönüşeceğinden 03.06.2010 tarihinde haczin kesinleştiği ve bu tarihin dikkate alınması gerektiği, temlikin iptaline ilişkin davanın reddedildiği, ipoteğin geçerli olduğu ve bu nedenle 1. sırada yer alması doğru ise de bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada sıra cetvelinin sıra ve payların değiştiği anlaşıldığı gerekçesi ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemenin taleple bağlılık ilkesini gözetmediğini, davacının temliknamenin iptalini öne sürerek dava açtığını, ipoteğin üst sınır ipoteği değil ana para ipoteği olduğunu beyan ederek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, İİK’nın 142., 177. maddesi, TMK’nın 875. maddesi. 3. Değerlendirme 1- Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve özellikle sıra cetvelinde paylaştırma giderleri mahsup edildikten sonra taşınmazın 286.546,25 TL olarak bedelinin tespit edildiği ve bu bedelin paylaşıma konu olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise bu taşınmaz için 300.000,00 TL ipotek limiti olduğunun tespit edildiği bu durumda davalı vekili kararı temyiz etmiş ise de satış bedeli ve ipotek bedeli dikkate alındığında temyiz nedenlerinin sonuca etkili olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın temyiz eden ilgiliden alınmasına, Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 14.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2011/729 E., 2011/577 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
u vefat ettiğini, SSK tarafından açılan rücu davası sonucunda müvekkilinin ödeme yapmak zorunda kaldığını, davalı aleyhine takip başlatıldığını, davalının ödemelerini tatil ettiğini, borca yetecek malvarlığının bulunmadığını ileri sürerek, İİK.’nun 177/ 2. ve 179. maddeleri uyarınca davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
23. Hukuk Dairesi         2011/729 E.  ,  2011/577 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili; davalı şirketin taşeron firma olarak iş yaparken çalıştırdığı ...’ ın iş kazası sonucu vefat ettiğini, SSK tarafından açılan rücu davası sonucunda müvekkilinin ödeme yapmak zorunda kaldığını, davalı aleyhine takip başlatıldığını, davalının ödemelerini tatil ettiğini, borca yetecek malvarlığının bulunmadığını ileri sürerek, İİK.’nun 177/ 2. ve 179. maddeleri uyarınca davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacı aleyhine, Pendik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/206 esasında alacak davası açtıklarını, bu davadaki alacaklarının 22.577,55 TL olduğunu, bunun da davacının alacağını karşıladığını, davacının iflas davası açtıktan sonra aynı alacak nedeni ile Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/468 E. sayılı dosyası ile alacak davası açtığını, bu davanın da devam ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Pendik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.05.2008 gün ve 2006/206 E. 2008/213 K. sayılı ilamında davalının ölenin mirasçılarına 18.244.08 TL ödeme yaptığı belirtilerek itirazın 5.473.22 TL asıl alacak, 665.03 TL işlemiş faiz talebi yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verildiği, bu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği, 23.12.1999 tarihi itibarı ile davalının, davacıdan 5.473.22 TL asıl alacak, 665.03 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.138,25 TL alacaklı olduğu takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz miktarı olan 11.429,90 TL'nin de eklenmesi halinde, davalının, davacıdan 17.568,00 TL alacaklı olduğu, davacının talebinin ise 14.533,05 TL olduğu, davacıdan daha fazla alacağı olan davalının alacağına takas ve mahsup yapılması mümkün olduğundan ödemelerini tatil ettiğinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle iflas talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 26.09. 2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İlama bağlı alacağın ödenmemesi nedeniyle doğrudan iflasta, dava şartı olan belge nedir?

A) Aciz vesikası.
B) Protesto evrakı.
C) İcra emrinin gönderilmiş olması.
D) İflas ödeme emri.
E) Konkordato projesi.

Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol