2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 200

İcra ve İflas Kanunu 200. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 200 – Alacaklı alacağını müflisin kendinde olan alacağı ile takas edebilir. Aşağıdaki hallerde takas yapılamaz. 1 – Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa; 2 – Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa; 3 – Alacaklının alacağı hamile muharer bir senede müstenit ise. (Değişik: 29/6/1956-6763/42 md.) Anonim, limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi lazımgelen hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen ve fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçlariyle takas edilemez. Takasa itiraz:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

133 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2023/577 E., 2023/1635 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Ceza Mahkemesi
nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır.
12. Hukuk Dairesi         2023/577 E.  ,  2023/1635 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Asıl dosyada müştekinin 05.07.2013 tarihli dilekçesi ile; borçlu ... Otomotiv Mobilya Ltd. Şti. hakkında ... 1. İcra Müdürlüğünün 2012/8012 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiği, haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerinin takipten kısa bir süre önce devir edildiğinin tespit edildiği, ayrıca borçlu şirkete ait araçların da üçüncü kişilere devir edildiği, borçlu şirket hakkında birden fazla takip yapıldığı, ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıkları, sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiği, ayrıca araçlarını da devir ettiği, borçlu şirket yetkilisinin alacaklılarını zarara uğratmak amacı ile mevcudunu eksilttiği, bu nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır. 2.Birleşen ... 2. İcra Ceza Mahkemesinin 2013/879 Esas sayılı dosyasında müştekinin 04.07.2013 tarihli dilekçesi ile; borçlu ... Otomotiv. Mobilya Ltd. Şti. hakkında ... 1. İcra Müdürlüğünün 2012/8706 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiği, haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerinin takipten kısa bir süre önce devir edildiğinin tespit edildiği, ayrıca borçlu şirkete ait araçların da üçüncü kişilere devir edildiği, borçlu şirket hakkında birden fazla takip yapıldığı, ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıkları, sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiği, ayrıca araçlarını da devir ettiği, borçlu şirket yetkilisinin alacaklılarını zarara uğratmak amacı ile mevcudunu eksilttiği, bu nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır. 3. ... 3. İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2014 tarihli kararı ile sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan ayrı ayrı beraatlerine, karar verilmiştir. 4. ... 3. İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2014 kararının müşteki vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 29.05.2018 tarihli ve 2015/25232 Esas, 2018/6448 Karar sayılı kararı ile "... somut olayda; şikayetçi vekilince; borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiğini haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerini takipten kısa bir süre önce devir ettiklerini tespit ettiklerini ayrıca borçlu şirkete ait araçlarının da 3. kişilere devir edildiğini borçlu şirket hakkında bir den fazla takip yaptıklarını ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıklarını sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğunu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiğini ayrıca araçlarını da devir ettiğini bu eylemlerin alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla yapıldığının iddia edilmesi karşısında; devredilen ve devralan şirketler arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunup bulunmadığının ve ticari işletmenin borcunun alacaklıları zarara uğratmak maksadıyla ödememe durumunun olup olmadığının tespiti açısından, tüm adı geçen şirketlere ait defter ve belgeler üzerinde karşılaştırmalı bilirkişi incelemesi yaptırılması, yaptıkları satışlar ve verdikleri hizmetler araştırılarak ayrıca aynı suçtan dolayı aynı sanıklar hakkında müştekisi aynı olan ... 2. İcra Mahkemesinin 2013/879 Esas sayılı dosyasından da şikayette bulunulduğunun anlaşılması nedeniyle, suçun tek suç olup olmadığı veya sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği hususlarının tartışılıp değerlendirilmesi için dosyaların birleştirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturmayla yazılı şekilde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 5. ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.09.2021 tarihli kararı ile; davanın 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, karar verilmiştir. 6. ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.09.2021 tarihli kararının müşteki vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2022 tarihli ve 2021/11971 Esas, 2022/2511 Karar sayılı kararı ile "...Mahkemece her ne kadar 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e maddesi gereğince davanın gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair karar verilmiş ise de ; sanıklara yüklenen suçun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle 5237 sayılı TCK’nun 66-(1)e ve 67. maddelerine göre 8 yıl olağan, 12 yıl olağanüstü zaman aşımına tabi olduğu, sanıklardan ...'ün birleşen dosya kapsamında mahkeme huzurundaki savunmasının 04.04.2014 tarihinde alınmış olması ile zamanaşımının kesildiğinin ve zamanaşımı süresinin henüz dolmadığının anlaşılması karşısında, mahkemece yargılamaya devam edilerek esas hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi,..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 7.... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 20.10.2022 tarihli kararı ile; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan neticeten 6 ay hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, zamanaşımını kesen son işlemin 04.04.2014 tarihindeki sorgu olduğu, 04.04.2014 tarihinden sonra yeniden 8 yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve 04.04.2022 tarihinde davanın zamanaşımına uğradığı, eldeki davada olağanüstü zamanaşımı süresini uygulamak için hiçbir gerekçe yokken olağanüstü zamanaşımı süresinin uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, borca karşılık yapılan bir devrin sırf İİK gereğince iptale tabi olduğundan bahisle sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, somut olayda sanıkların yaptığı işlemlerin hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, yerel mahkeme hükmünün bozularak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. 2.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, yerel mahkeme tarafından suç tarihinin 20.09.20212 tarihi olduğu ve zamanaşımı süresini kesen işlemin ise 04.04.2014 tarihli mahkemede alınan sorgunun olduğu kabul edildiğinden, 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve sanık yönünden işbu suç işlenmediği gibi kabul olmamakla birlikte işlenmiş olduğu düşünülse dahi cezalandırılamaz bir hal aldığı, yerel mahkeme tarafından 04.04.2022 tarihi itibariyle olağan zamanaşımı süresinin dolduğu hususu göz ardı edilerek yargılamanın 12 yıllık olağanüstü zamanaşımına tabi olduğu şeklinde hatalı değerlendirme yapıldığı, eldeki davada olağanüstü zamanaşımı süresini uygulamak için hiçbir gerekçe olmadığı halde olağanüstü zamanaşımı süresinin uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekli iken cezalandırma kararı ile yanlış değerlendirme yapıldığı, 8 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davanın zamanaşımına uğradığı, ayrıca dava zamanaşımını kesen sebeplerin mevzu bahis olmadığı, bu nedenle yerel mahkemece, davanın 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi gereğince düşürülmesi gerektiği, borca karşılık yapılan bir devrin sırf İİK gereğince iptale tabi olduğundan bahisle sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, atılı suçun işlenebilmesi için sanıkların yaptığı tasarrufların sırf alacaklılarını zarara uğratmak kastıyla yapılmış olmaları gerektiği, ancak somut olayda sanıkların yaptığı işlemler hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. 3.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, sanık ...'ün isnat edilen suçu işlediğini kabul anlamına gelmemekle beraber olay tarihi olan 20.09.2012 tarihinden itibaren 8 yıl geçtiği ve olayın zamanaşımına uğradığı, sanığın ifadesinin mahkeme huzurunda 04.04.2014 tarihinde alındığı, zamanaşımın 04.04.2014 tarihinde kesilmiş olduğu düşünülse dahi isnat edilen suçun 04.04.2022 tarihinde zamanaşımına uğramış olduğu, her ne kadar bu durum defaatle belirtilmiş olsa da mahkemece hiçbir şekilde dikkate alınmadığı, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, zamanaşımının 04.04.2022 tarihi itibariyle 8 yılın dolmuş olması ile gerçekleştiği, zamanaşımının gerçekleşmiş olduğu ileri sürülmüş de olsa, mahkemece gerekçe gösterilmeksizin dikkate alınmadığı, kesilme tarihinden sonra dahi gerçekleşen zamanaşımının dikkate alınarak dosyanın düşürülmesine, aksi kanaat halinde ise sanığın beraatine karar verilmesi, yine dosya içerisinde mevcut 06.09.2021 tarihli bilirkişi raporunun da mahkemece hiçbir şekilde hükme esas alınmadığı, sanığın "alacaklısını zarara uğratma" kastının bulunmadığı, sanığın kastı yani suçun manevi unsurunun bulunmaması hasebiyle suçun oluşmadığı, oluşmayan bir suç nedeniyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının kaldırılması , zamanaşımının kesilme tarihi olan 04.04.2014 tarihi itibariyle dahi zamanaşımının gerçekleşmiş olması ve kaldı ki suçun unsurlarının bulunmaması nedeniyle suçun oluşmadığı hususları göz önünde bulundurularak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. 4.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, suçu kabul anlamına gelmemekle birlikte suç tarihi olan 20.09.2012 tarihinin üzerinden 10 yıl geçtiği ve yerel mahkemeye göre zamanaşımını son kesen işlemin 04.04.2014 tarihi olduğundan 8 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davanın zamanaşımına uğradığı, davada olağanüstü zamanaşımını uygulamayı gerektiren bir sebep bulunmadığı halde mahkemece düşme kararı yerine cezalandırma kararı verilmesinin yerinde olmadığı, her ne kadar sanık yönünden, beyanında taşınmazları satın aldığı ipotek borcu nedeniyle mağdur olduğu ve yeniden satmak durumunda kaldığı, ödeme yapılmadığı beyanına dayanılarak ikrarda bulunulduğu iddiası ile mahkumiyet kararı verilmişse de verilen kararın hatalı olduğu, somut olayda sanıkların yaptığı işlemlerin hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, bu durum tespit edildiğinde sanıkların alacaklılarını zarara uğratma saikiyle hareket edip etmedikleri, bedel itibariyle borç ile devir bedelleri arasındaki farkı tespit edilebilecekken eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararın açıkça hukuka aykırı olduğu ve kararının bozulması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 2.Şikayet tarihinin 04.07.2013 tarihi olduğu, sanık ...'ün savunmasının alındığı 04.04.2014 tarihi ile mahkeme karar tarihi arasında, 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen ve durduran başkaca bir hüküm ve işlem bulunmaması nedeniyle, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin 04.04.2022 tarihinde yargılama sırasında gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 20.10.2022 tarihli ve 2022/122 Esas, 2022/350 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar vekillerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki davanın 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.03.2023 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/8008 E., 2023/2419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı vekilinin tazminat talebinin, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtili koşullar gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2021/8008 E.  ,  2023/2419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1339 Esas, 2021/511 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/125 E., 2019/237 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında hiçbir ticari alış veriş ve hukuki ilişkisi olmadığını, müvekkili şirket adına düzenlenmiş fatura sevk irsaliyesinin olmadığını, takip konusu senedin ... tarafından resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık amacı ile müvekkili şirketten habersiz olarak düzenlendiğini, ...'in müvekkili şirketteki mevcut hisselerini 12.12.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ...'a devrettiğini, ...'in imza yetkisinin iptal edildiği hususunun 24.12.2014 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, ...'in ortaklıktan ayrıldıktan ve yetkili temsilci sıfatı sona erdikten sonra haksız menfaat elde etmek amacı ile davalı şirket adına 5.370.614,40.TL'lik bonoyu düzenleyerek davalıya teslim ettiğini, dava konusu senedin normalde 05.11.2014 tarihinde tanzim edilmeyip, senede ...'in yetkili olduğu bir zamanda düzenlendiği izlenimi verilmek istendiğini ileri sürerek Adana 8. İcra Müdürlüğü'nün 2016/6290 E. sayılı icra takip dosyasında 05.11.2014 tanzim tarihli 15.01.2015 vade tarihli bakiye 3.170.614,40.TL alacak olduğu iddia edilerek icra takibine konu edilmiş bono ve icra takibinden dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile borç senedinin iptaline, haksız ve kötü niyetli davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; bonoya konu borcun 3.170.614,40 TL'lik kısmının ödenmediğini, müvekkilinin dava dışı Ce Agro şirketi ile ticari ilişkisinin olduğunu, Yeşil Tarım şirketi tarafından Ce Agro şirketine verilen ve Ce Agro şirketi tarafından müvekkiline ciro edilen muhtelif çeklerden dolayı şirketten alacaklı olduğunu, davacı şirketin 05.11.2014 tarihli protokol ile borcu ödemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin, çeklerin ödenmesini beklendiğini, çeklerle ilgili Yeşil Tarım ve Ce Agro şirketi hakkında ilk icra takibinin 17.11.2014 tarihinde yapıldığını, ancak tahsilat yapılamadığından senedin icra takibine konu edildiğini, bono için ödememe protestosu çekme zorunluluğu olmadığını, davacı şirketin borcu ödememek için taşınmazları düşük bedelle sattığını, söz konusu bononun ...'in ortaklık sıfatı sona ermeden düzenlenip müvekkiline verildiğini, davacı tarafın iddia ettiği tüm hususların hukuki gerekçeden yoksun olduğunu savunarak davanın reddine ve davacının %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, davacı ortaklarının ... ve ..., temsilcisinin ise ... olduğu dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti nin ortaklarının ..., ... ve ..., temsilcilerinin ise münferiden ... ve ... olduğu, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte ... ve ...'in her iki şirketin de ortağı olduğu, aynı zamanda ...'in her iki şirketi de münferiden temsile yetkili müdürü konumunda bulunduğu, 05.11.2014 tarihli protokolde dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şirketi tarafından Ce Agro Şirketine verilen ve ciro edilerek davalı şirkete geçen 11 adet çekin karşılığının çıkmaması, icra yolu ile de tahsil edilememesi halinde, 11 adet çekin toplam tutarı olan 5.370.614,40 TL'nin davalı şirkete davacı şirket tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.'nin ortakları ve temsilcileri dikkate alındığında, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı vekilinin tazminat talebinin, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtili koşullar gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu bononun, davacı şirketin eski yetkilisi olan ...'ın, ortaklıktan hissesini devrederek ayrılmasından sonra ...'in hissesini devralan ve şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi olan ... tarafından, şirkete ait taşınmazın 04.03.2016 tarihinde satılması sonucu, tasarrufun iptali davası açıp, taşınmaza haciz konulmak istenmesi olduğu, bunun gerçekleşmesi için, davalı Konak Ay şirketi ile muvazaalı olarak dava konusu bonoyu düzenleyip, davalı tarafında Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açıldığını, bononun vadesinin 15.01.2015 tarihi olup, davalı tarafından 02.05.2016 tarihinde icraya konulduğunu, bononun tanzim tarihinde davalının elinde bulunmadığını, bulunsaydı 1,5 yıl beklenmeyip derhal icraya konulucağını, tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmaza hacizin de konulabileceğini, davalı tarafından her ne kadar dava konusu bononun teminat bonosu olup, 05.11.2014 tarihli protokol gereğince, ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu Yeşil Tarım...Ltd. Şti.'nin keşidecisi, dava dışı Ce-Agro Ltd. Şti.'nın lehtarı olan ve davalı şirkete cirolanan 11 adet çekin, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketi tarafından ödenmediği takdirde, teminat bonosunun icraya konulacağının kararlaştırıldığı savunulsa da, bononun her zaman geriye doğru düzenlenebileceğini, protokolde yer olan şirketlerle ticari ilişki bulunmadığını, çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014, bononun ise 05.11.2014 tarihinde düzenlenmiş olduğu, bu hususun hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şirket öz varlığının çok üzerinde bir bedel ile bono düzenlenmiş olmasının mantığa aykırı olduğunu, Yeşil Tarım şirketinin çekleri ciro yolu ile Ce-Agro şirketinden alan davalıya kefil olmasının her iki şirket arasında ticari ilişkinin bulunmayışı dikkate alındığında bu hususunda mantık kurallarına aykırı olduğunu, davalının icra takibi başlattığı çeklere ilişkin geçersiz taahhüt aldığını, bazı çekler yönünden de icra takibi başlatılmadığını, bononun taraf defterlerinde kayıtlı olmadığını, şirketin yeni ortağı ...'ın böyle bir borç altındaki şirketten hisse alamayacağını tüm bu hususların hayatın olağan akışına aykırılığın ispatı olduğunu, kaldı ki ... ve davalı şirket temsilcisi hakkında soruşturma bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun alacaklısının davalı şirket, borçlusunun davacı şirket, keşide tarihinin 05.11.2014, vade tarihinin 15.01.2015 ve bedelinin 5.370.614,40 TL olduğu, bono üzerinde malen ya da nakden kaydı bulunmadığı, taraflar arasında aynı tarihte düzenlenen protokol başlıklı belge de ise, Yeşil Tarım şirketi tarafından verilen ve Ce-Agro şirketi tarafından cirolanan çeklerin davalı Konak Ay şirketi tarafından tahsile konulduğu, bu çeklerin karşılığı çıkmadığı ve bu çekler borçlulardan icra yolu ile tahsil edilemediği takdirde toplam 5.370,614,40 TL tutarındaki borcun Konak Ay şirketine davacı şirket tarafından ödeneceği, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketleri tarafından çekler ödenmediği takdirde bononun icraya konulacağının kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenlendiği 05.11.2014 tarihinde davacı şirket ile, 11 adet çekin keşidecisi olan Yeşil Tarım şirketinin ortaklık yapısı incelendiğinde ...'in her iki şirketin de ortağı ve münferiden temsilen yetkili müdürü konumunda olduğu, bononun düzenlendiği tarihte davacı şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, davacı şirketteki hissesini 12.12.2014 tarihinde ...'a devrettiği ve bu işlemin 24.12.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edilmiş olduğu, Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada ise davalı tarafından, davacı şirket aleyhine 03.06.2016 tarihinde açılmış tasarrufun iptali davası olup, konusunun ise, ...'den şirket hissesini devralan ... tarafından davacı şirkete ait taşınmazın satılması olduğu, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, davacı şirket ile çeklerin keşidecisi olan Yeşil şirketi, lehtarı Ce-Agro şirketi ve cirantası davalı şirketin hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığı, dava konusu bononun taraf defterlerinde de yer almadığı, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle, protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, çekler için teminatın Ce-Agro şirketi tarafından verilmesi gerektiği, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, kaldı ki, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı, davalının cevap dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmediği, kötü niyet tazminatı yönünden ise, davalı alacaklı şirket tarafından dava konusu bononun, Ce-Agro şirketi tarafından kendisine ciro edilen çeklerin teminatı olarak alındığının savunulduğu, ancak bu savunmanın ispat edilemediği, davalı şirketin icra takibi başlatmakta haksız olsa da kötü niyetli olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile Adana 8. İcra Müdürlüğüne ait 2016/6290 E. sayılı icra takibine esas teşkil eden 05.11.2014 düzenleme tarihli 15.01.2015 vadeli, bakiye 3.170.614,40 TL alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının yasal koşullar oluşmadığından davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi'nin hayatın olağan akışı kavramı üzerinde durularak yargılamaya konu borcun ve yaşanılan sürecin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu kabul ederek karar verdiğini, müvekkilinin alacağını ispat konusunda herhangi bir problemi bulunmamakla birlikte, Mahkemece hayatın olağan akışına dayanan tarafın ispat külfetinden kurtulduğunu ve ispat külfetinin davalı müvekkiline geçtiğini kabul edilmek suretiyle karar verdiğini, söz konusu ispat külfeti değerlendirmesinin hatalı olduğunu, protokole konu çeklere ilişkin olarak, borcun 2.200.000,00 TL kısmının müvekkili şirkete ödendiğini, ödenmeyen ve bankada karşılığı bulunmayan 6 adet çekle ilgili alacağın icra takibi yapılmasına rağmen tahsil edilemediğini, bu nedenle alacağını tahsil edemediği için bonoyu takibe koyduğunu ödenmeyen borcun 3.170.614,40 TL olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin Ce Agro şirketine mal sattığından bu şirketten alacaklı olduğunu, Ce Agro şirketininde Yeşiller Tarım şirketiyle olan ticari ilişkisi karşılığında Yeşil Tarımdan almış olduğu 11 adet çeki cirolayarak müvekkili şirkete verdiğini, bononun tanzim edildiği tarihte davacı Ceynar Şirketi ile Yeşiller Tarım şirketini münferiden temsile yetkili kişisinin ... olduğunu, Yeşiller Tarım tarafından verilen çekler dolayısıyla oluşan borca karşılık diğer şirketi olan davacı Ceynar Tarımı da bir nevi kefil gösterdiğini, ...'in iki şirketinden birinin (Yeşiller Tarımın) borcuna karşılık, diğer şiketine (Ceynar Tarıma) ait bonoyuda teminat olarak verdiğini ve protokol imzalandığını, bahsi geçen Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/384 E. sayılı dosyası ile ilgili olarak keşideci Yeşiller Tarım ile Lehtar Ce Agro aleyhine ilk takibin 17.11.2014 yılında yapıldığını, daha sonrada vadesi gelip geçmesine rağmen ödenmeyen 5 adet diğer çekler içinde çeşitli tarihlerde takip yapıldığını, bu takiplerden Adana 4. İcra Müdürlüğü'nün 2014/18998 E. sayılı dosyasında 16.01.2015 tarihinde ... tarafından dosya borcunun 16.05.2015 tarihinde ödeneceğine dair ödeme taahhüdünde bulunulduğundan, bu taahhütlere istinaden bononun takibe konulmadığını, bu süreçte ...'in Ceynar Tarımdaki hissesini bedelsiz olarak ...'a devrettiğini öğrendikten tasarrufun iptali davasını açtığını, hayatın olağan akışına aykırı olarak Ceynar Tarımdaki hisselerini bononun tanziminden bir ay sonra apar topar tek kuruş almaksızın ...'a devrettiğini, 6102 sayılı Kanun'un 395'inci maddesinin ikinci fıkrasına göre pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin şirket için kefalet, garanti ve teminat veremeyeceğinin düzenlendiğini, oysa işlemlerin yapıldığı tarihte ...'in Ceynar Tarım şirketinin %70 hissedarı ve tek başına temsilcisi olduğunu, otarihte iki şirketinde bir aile şirketi olup şirket ortaklarının aynı kişiler olduğunu, bononun düzenlenmesinde muvafakatının bulunmadığını ve bononun geçersi olduğunu ileri sürebilecek tek kişinin Ceynar Tarımın o tarihteki diğer ortağı olan ...'in olduğu onunda hiçbir itirazının bulunmadığını, davaya konu edilen 05.11.2014 tarihli protokolün ve senedin düzenlenmesinden yaklaşık bir ay sonra 12.12.2014 tarihinde, ...'in müvekkili şirkete olan borcunu ödememek ve müvekkilinden mal kaçırmak kastıyla Ceynar Tarımdaki tüm hisselerini hiç bir bedel almaksızın ...'a devretmesi ve aynı gün ...'in imza yetkisinin de iptal edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin davaya konu icra takibini haksız olarak başlatmış olduğunu, davacı müvekkil şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmesi suretiyle karar verildiğini, dava konusu bono davacı şirketin eski ortağı ve yetkilisi ... tarafından geçmiş tarihli olarak davalı adına, davalı ile menfaat birlikteliği amacı ile düzenlendiğini, bunun yapılmasının sebebi ise davacı şirket adına kayıtlı ve oldukça değerli olan kayıtlı taşınmazın davacı müvekkil şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi ... tarafından 04.03.2016 tarihinde satılması olduğunu, ... davacı şirketteki ortaklıktan ayrıldığında babası ... %30 hisse sahibi olarak şirkette kaldığını, ... ile ... bu taşınmaz satıldıktan sonra davalı Konak Ay şirketi ile anlaşarak muvazaa yapmak, akabinde tasarrufun iptali davası açarak taşınmaza haciz koydurmayı amaçladıklarını, bu sebeple de, taşınmaz satıldıktan sonra geçmiş tanzim tarihli dava konusu bono düzenlenmiş ve davalı Konak Ay şirketi'ne verildiğini, davalı Konak Ay şirketi de bu bonoya dayanarak Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/384 E. sayılı dosyası ile 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açtığını, davalının, haksız ve kötü niyetli icra takibi açtığını gösteren bir başka hususun da, davalının vade tarihi 15.01.2015 olan bir bono hakkındaki icra takibini 02.05.2016 tarihinde açması olduğunu, gerçekten söz konusu bono davalının elinde tanzim tarihinde bulunsaydı, davalı beş milyonluk" vadesi 15.01.2015 tarihi olan bonoyu icra takibine koymak için bir buçuk yıl sonrasını beklemeyeceğini, davalı Konak Ay ile dava konusu muvazaalı bonoda imzası bulunan şirket eski ortağı ... ve babası ...'in birlikte hareket ettiklerini ve dolayısıyla söz konusu icra takibinin haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını belirterek kötü niyet tazminatına yönelik verilen ret kararı yönünden bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 395'inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu(2004 sayılı Kanun) 72'nci maddesi. 3. Değerlendirme Dava, takibe konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlık konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, dava konusu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.' nin ortakları ve temsilcileri birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti.'ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihi 15.01.2015 tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edildiği, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi uarınca "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.", 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereğince de "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Öte yandan kural olarak menfi tespit davalarında ispat külfeti davalı alacaklıya aittir. Ancak dosyadaki 05.11.2014 tarihli protokol üzerinde yapılan incelemede, dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilen ve davadışı Ce-Agro.. Ltd. Şti tarafından cirolanan 11 adet çekin karşılığı çıkmaması üzerine davacı şirket tarafından bu borcu teminen senet düzenlenip verileceğinin kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenleme tarihinin protokol tarihiyle aynı olduğu, ayrıca bono bedeli ile protokol gereği davacı şirketin borçlandığı miktarında aynı olduğu görülmüştür. Ayrıca dava dışı Yeşil Tarım .. Ltd. Şti. temsilcisi ile davacı şirketin temsilcisinin aynı kişi olduğu, Mahkemece alınan 23.10.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre de davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede çekleri davalı şirkete cirolayan davadışı Ce-Agro şirketinden ticari ilişki nedeniyle alacaklı olduğu, davalının da savunmasında 05.11.2014 tarihli protokol gereği davacı şirketten ödenmeyen çekler nedeniyle düzenlenen bonodan kaynaklı alacaklı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının bono nedeniyle borçlu olunmadığına ilişkin ispat külfetinin davacı üzerinde olduğu, davacının da borçlu olmadığını yazılı delillerle ispat etme külfetinde olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile ispat külfetinin yer değiştirilerek davalı şirket üzerinde olduğunu ve davalı tarafından alacaklı olunduğu ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde taraflara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/4725 E., 2015/3428 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 83
23. Hukuk Dairesi         2014/4725 E.  ,  2015/3428 K. * MAAŞ ÜZERİNE BİRDEN FAZLA HACİZ * MUVAZAA * SIRA CETVELİNE İTİRAZ * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 83 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 140 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 142 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 355 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 18 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 24 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 25 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 26 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 30 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 33 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, borçlu O.. K.. aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleştiğini, borçlunun maaşına haciz konulduğunu, maaş haczine gelen cevapta borçlunun maaşına ikinci sırada haciz konulduğu bilgisi verildiğini, ilk sırada davalının haczinin bulunduğunu, davalının borçlunun yakın akrabası olduğunu, dosya alacak miktarının 70.000,00 TL olduğunu, borçlunun o tarihlerde malvarlığında herhangi bir artışın olmadığını, icra takibine konu senedin vadesinin 01.12.2011 olduğunu, müvekkilinin borçluya borcu ödeme yapması için tanıdığı süre içerisinde davalının icra takibi yaparak maaşına haciz konulmasının takibin muvazaalı olduğunu gösterdiğini, davalının, borçlunun Alaçam trafiğine bağlı ... plakalı aracına haciz konulmasını talep ettiğini, davalının borçlunun aracının plakası ile birlikte hangi trafiğe kayıtlı olduğunu bilebilmesinin normal şartlarda mümkün olmadığını, aralarında muvazaa bulunduğunun açık olduğunu ileri sürerek, borçlunun maaşından müvekkilin alacağının tahsiline karar verilerek sıra cetvelinin buna göre düzenlenmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun olarak tebligat yapılmasına rağmen cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; borçlu adına kayıtlı hesapların incelenmesi neticesinde davalının takibine esas olan senette belirtilen bedele ilişkin herhangi bir işlem bulunmadığı, davalı Ş.. K..'in dava dışı borçlu O.. K..'in halası E.. K..'in eşi olduğu, maaş haczine ilişkin gönderilen müzekkere cevabının sıra cetveli niteliğinde olduğu, maaş haczine ilişkin müzekkere cevabının davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle davanın süresinde açıldığının kabul edilmesi gerektiği, ispat yükünün davalıda olduğu, davalı tarafça herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği gibi delil de sunulmadığı, takibe konulan senedin vade tarihinin üzerinden zaman geçtikten ve davacı tarafça başlatılan takipten sonra işlem yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne borçlunun maaşı üzerinde uygulanan hacze ilişkin sıra cetvelinin iptali kesintilerin öncelikle davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Karar, davalı asıl tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya kapsamına göre, borçlunun maaşının üzerine konulan muhtelif hacizler, borçlunun çalıştığı EÜAŞ tarafından sıraya konulmuş olup, davacı tarafça, bu sıralamada 1. sırada yer verilen davalının alacağının muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açıldığı anlaşılmıştır. İİK'nın 140/1. maddesinde İcra Müdürlüğünce hangi hallerde haciz sıra cetveli düzenleneceği belirtilmiştir. Maddeye göre haciz sıra cetvelinin düzenlenebilmesi için satış tutarının bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmemesi gerekir. Bu madde uyarınca düzenlenen bir sıra cetvelinde, hacizlere ilişkin takip dosyası (takip tarihi, haciz tarihi, alacak miktarı gibi) bilgilerine, ipotek veya hapis hakları varsa bu hakların tesis edildiği tarihlere ve dayanak bilgilerine yer verilmesi gerekir. Somut olayda, icra dosyasına intikal etmiş bir para bulunmamaktadır. İİK'nın 83/2. madde hükmüne göre, maaş üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar İcra Müdürlüğü'nce sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Açıklanan bu durum karşısında İcra Müdürlüğünce yapılan maaş hacizlerinin ve yapılması gereken kesintilerin İİK'nın 355. madde hükmü uyarınca bildirilmesi üzerine EÜAŞ tarafından maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın İİK'nın 140/1. maddesinde tanımlanan sıra cetveli niteliğinde olduğundan söz edilemez. Dairemizin 14.01.2014 tarih ve 2013/7887 E, 2014/82 K. sayılı ilamı bu yöndedir. Bu durumda mahkemenin, yapılan bu sıralamanın İİK'nın 140/1. maddesi uyarınca İcra Müdürlüğü'nce düzenlenen sıra cetveli niteliğinde olduğu kabul edilerek, aynı Kanun'un 142/1. maddesi uyarınca açılan muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davalarındaki ilkelere göre uyuşmazlığın çözümlenmesi doğru olmamıştır. Zira, 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK'da da belirlendiği gibi, HMK'nın 24/1, 25, 26, 30 ve 33. (HUMK'nın 74,75 ve 76.) maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları re'sen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür. Bu durumda mahkemece, davanın dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 19. (818 sayılı BK'nın 18 ) maddesinde düzenlenmiş muvazaa iddiasına dayalı iptal istemine ilişkin olduğunun kabulü ile bu madde kapsamındaki genel ilkelere ve ispat usulüne uygun olarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, davanın tavsifinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma nedenine göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2014/836 E., 2015/191 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 44
Ceza Genel Kurulu         2014/836 E.  ,  2015/191 K. * TİCARETİ USULÜNE AYKIRI TERK ETME SUÇU * ŞİKAYET DİLEKÇESİ * ZABITA ARAŞTIRMASI * FİİLİ OLARAK TİCARETİ TERK ETME * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 44 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 337/a * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 349 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 345 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 16 * TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (5252) Madde 7 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 20 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 60 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 170 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 12 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 124 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 573 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 623 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 636 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 637 "İçtihat Metni" Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan sanığın beraatine ilişkin, İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2011 gün ve 246-575 sayılı hükmün şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.09.2013 gün ve 20200-13804 sayı ile; "1- Şikayetçi vekilinin 07.06.2011 tarihli şikayet dilekçesine eklediği belgelerden T... Isı San ve Tic. Ltd. Şti. temsilcileri İ... D.... ve C.. K....'ın belirli olmasına karşın, yargılamaya devamla bu sanıklar yönünden esastan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tüzel kişilik hakkında hüküm kurulması, 2- Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih ve 2011/505, 509 ve 513 Esas sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, İİK.nun 337/a maddesinde düzenlenen 'ticareti usulüne aykırı terk etmek' suçunun ticaret şirketleri müdür ve yetkililerince de işlenmesinin mümkün olduğu cihetle; ticaret şirketi yetkilisi olan sanığa isnat edilen suçun oluşabilmesi için tacirin fiili olarak ticareti terk etmesi bu durumu onbeş günlük süre içerisinde kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirmemesi, bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini içeren bir mal beyannamesi vermemesinin gerekmesi nedeniyle, borçlu şirketin ticareti terk edip etmediği yönünde zabıta araştırması yaptırılarak ve kayıtlı olduğu Vergi Dairesi Müdürlüğünden mükellefiyetlerinin devam edip etmediğinin tespitinden sonra hukuki durumunun takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesi ise 10.06.2014 gün ve 634-301 sayı ile; "...Ceza hukuku açısından fail, eylemi gerçekleştiren kimsedir. Bu kimsenin cezalandırılabilmesi onun eylemi gerçekleştirmesi koşuluna bağlıdır. Basit bu kabul, bizi konumuz açısından failin yargılanması gereken kişi veya başkası olup olmadığı şeklindeki arayışa sevk eder. Bunu belirleyecek olan 44. madde içeriğidir. 44. madde 337/a'daki eylemin failinin belirlenmesi açısından merkezi bir rol üstlenir. Buraya değin anlatılan temeller referans alındığında, somut olayda mal beyanı ödevinden kaçınan ya da kabaca ticareti terk ettiği iddia edilen kimse tüzel kişidir. Tüzel kişiliğin, mal beyanında bulunma ödevinden yoksun olması ya da 44. madde çerçevesinde kendisine atfedilecek bir sorumluluktan yoksun olması, onun temsilci, yönetici veya ortaklarının mal bildiriminde bulunmalarını önlemektedir. Dolayısıyla 44. madde kapsamı dışında kalan özü itibarıyla tasfiye ve infisah hükümlerine tabi bir kimsenin yönetici veya sorumlularının, 44. maddenin buyruklarını yerine getirmediklerini dolayısıyla 337/a madde uygulamasında fail olarak addedilmelerine imkan bulunmamaktadır. Dolayısıyla burada sanığın kanunen sorumlu olmadığından ötürü bir edimi yerine getirmediğinden bahisle 337/a maddesine istinaden cezalandırılması olanaksızdır." gerekçesiyle önceki hükümde direnerek sanığın beraatine karar vermiştir. Bu hükmün de şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.12.2014 gün ve 266096 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI T. Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında verilen beraat hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleştiğinden direnme hükmünün kapsamına göre inceleme, T... Isı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılacaktır. Sanığın ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan beraatine karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Ticareti terk suçundan verilen dava dilekçesinde sanık olarak sadece şirketin gösterilmesi ve dilekçede yer almayan şirket müdürü ve yetkili temsilcisinin ise dilekçeye eklenen belgelere göre tespit edilebilmesi durumunda, müdür ve şirket temsilcisi hakkında hüküm kurulmasının mümkün bulunup bulunmadığı, 2- Şirketin fiilen ticareti terk edip etmediği hususunda zabıta araştırması yaptırılmadan ve vergi mükellefliğinin devam edip etmediği de belirlenmeden hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığı, Noktalarında toplanmaktadır. İncelenen dosya kapsamından; Dosyada onaysız örneği bulunan icra dosyasına göre, 26.05.2008 tarihinde şikâyetçi A.... Factoring Hizmetleri A.Ş. tarafından, dava dilekçesinde sanık olarak gösterilen şirket hakkında 20.000 Lira bedelli bir çek dolayısıyla kambiyo senetlerine dayalı haciz yoluyla icra takibine başlanıldığı, Ödeme emrinin, direnmeye konu şirketin ticaret sicilinde yer alan adresine 6 Haziran 2008 tarihinde tebliğ edildiği, Söz konusu şirket ve yetkilileri tarafından herhangi bir şekilde mal beyanında bulunulmaması üzerine, şikayetçi vekilinin talebiyle talimat gönderilen icra müdürlüğü tarafından 13.05.2011 tarihinde haciz işlemi için şirket adresine gidildiğinde, şirketin taşındığının ve adreste başka birisinin ikamet ettiğinin tespit edildiği, Şikâyetçi vekilinin 07.06.2011 tarihli dava dilekçesinde sanık olarak sadece T... Isı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin gösterildiği, bu şirketin müdür veya temsilcisinin isim ve kimlik bilgilerine dilekçede yer verilmediği, ancak dilekçede sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasının istenildiği, dilekçe ekinde ibraz edilen ticaret sicilinin internet çıktısı olarak alınmış belgelere göre İ.. D... söz konusu şirketin 400.000 Liralık toplam sermayesinin 380.000 Liralık bölümüne sahip ortağı olduğu, aynı zamanda "müdür" sıfatıyla şirketi temsile yetkili olduğu, yine C.. K..'ın “müdür” sıfatıyla ve “münferiden” şirketi temsile yetkili olduğu, dava dilekçesinde “borçlu şirket ticareti terk ettiği halde, keyfiyeti Ticaret Siciline bildirmediği gibi mal beyanında da bulunmadığı” iddiası ile ticareti terk suçundan dava açıldığı, Yerel mahkemece yapılan tensipte, “5237 sayılı TCK'nun 20 ve 60. maddeleri ile İcra İflas Kanununun 345. maddelerinin tüzel kişiliğin sorumluluğunu kaldırmakla tüzel kişiyi suç tarihinde temsile yetkili kişi ya da kişilerin tanınmasına yarayacak kimlik bilgilerinin tespiti ile dayanaklarıyla birlikte mahkememize sunulması, bu ödeve riayet edilmemesi halinde, yargılanacak öznenin belirsizliğinden ötürü TTK'nun 20. maddesi hükmü de gözetilerek mevcut bilgiler referans alınarak karar ittihazına” şeklinde bir karar alındığı, bu karar uyarınca ticaret sicili memurluğuna yazılan yazı üzerine, memurluk tarafından 09.04.2011 ve 04.02.2008 tarihli ticaret sicili gazetesi örnekleri ile şirket müdürü İ.. Dumangöz ve ortaklardan olmayan şirketin yetkili temsilcisi C.. K..'ın nüfus ve ikamet bilgilerinin mahkemeye gönderildiği, Söz konusu şirketin ticareti fiilen terk edip etmediği hususunda bir araştırma yaptırılmadığı ve ilgili vergi dairesinden de vergi mükellefliğinin devam edip etmediğinin sorulmadığı, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır: 1- Ticareti terk suçundan verilen dava dilekçesinde sanık olarak sadece şirketin gösterilmesi ve dilekçede gösterilmeyen şirket müdürü ve yetkili temsilcisinin ise dilekçeye eklenen belgelere göre tespit edilebilmesi durumunda, şirket müdürü ve yetkili temsilcisi hakkında hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığı; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, bu kanun kapsamında çıkan hukuksal sorunların en kısa ve basit bir şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş ve buna bağlı olarak da, kanunda düzenlenen suçlara ilişkin 346 ila 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür. Kanun koyucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 ve 06.03.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5582 sayılı Kanunlarla İİK’nun çeşitli maddelerinde değişiklik yapmasına karşın, bu özel yargılama usulünü bazı küçük değişiklikler dışında aynen korumuştur. 5237 sayılı TCK’nda, cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, kanunda kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Kanuna uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 7. maddesi ile kanunlarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Kanununda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür. Ancak, bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören kanun koyucu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu'nun 16. bab kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tabi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak, diğer bir kısım eylemleri ise, kabahat olarak düzenlemiştir. Bazı suçların re’sen takibi öngörülmüşken, bazı suçların ise takibi şikayet şartına bağlanmış, bu husus da suç tanımının yer aldığı maddelerde, “bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikayeti üzerine”, “ilgilinin şikayeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikayeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 337/a. maddesinde; “44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikayeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez. Borçlunun, iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır" şeklinde düzenlenmiş bulunan “ticareti terk” suçu da kovuşturması şikâyete tâbi olup dava açma yöntemi, İİK’nun 349. maddesinde; “Şikâyet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikâyetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur. İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeğe mecburdurlar. İcabında merci, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir. Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoluyla sorguya çekilir. Maznun, şikâyeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür. Şikâyetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikâyet hakkı düşer. Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı hükümler tatbik olunur” şeklinde açıkça gösterilmiştir. Şikâyet, aynı kanunun 346 ve 347. maddeleri uyarınca yetkili kılınan icra ceza mahkemesine “fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl” içinde yapılmalıdır. Görüldüğü gibi, kanun koyucu bu suça ilişkin olarak, 5271 sayılı CMK sisteminden farklı bir yöntem benimsediğinden, CMK hükümleri değil, İİK hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim bu husus Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 gün ve 16-28 ile 22.06.2010 gün ve 114-154 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Dava açan belge olması nedeniyle şikayetçi tarafından icra ceza mahkemesine verilecek olan şikâyet dilekçesinin, şüpheli veya şüphelilerin isimleri ve şikâyet konusu olaya ilişkin bilgileri taşıması zorunlu olmakla birlikte, bu dava dilekçesinin 5271 sayılı CMK’nun 170. maddesinde belirtilen iddianamenin bütün şekil şartlarını içermesi zorunluluğu da bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 2004 sayılı İİK'nun 345. maddesinde; "Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil veya vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur" düzenlemesi yer almaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Şikayetçi vekili tarafından, yerel mahkemeye sunulan 07.06.2011 tarihli şikâyet dilekçesinde şüphelilerin ismi yerine “T.... Isı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi” ibaresi yazılmış, dilekçenin içeriğinde şüphelinin hapis cezası ile cezalandırılması talep edilmiş, bununla da yetinilmeyerek sanık İ... D.... anılan şirketin 400.000 Liralık toplam sermayesinin 380.000 Liralık bölümüne sahip ortağı olduğu, aynı zamanda "müdür" sıfatıyla şirketi temsile yetkili olduğunu, yine C.. K..."müdür" sıfatıyla ve “münferiden” şirketi temsile yetkili olduğunu gösteren ticaret sicil gazetesinin internet çıktısı dilekçeye eklenmiştir. Ayrıca yerel mahkemece verilen tensip kararı uyarınca, istenilmesi üzerine ticaret sicili memurluğu tarafından sanıkların münferiden şirketi temsile yetkili olduğunu, ortaklardan olmayan sanık C.. K..'ın 25.01.2008 tarihinde şirket ortakları tarafından alınan kararla 5 yıl için bu göreve atandığını gösteren 09.04.2011 ve 04.02.2008 tarihli ticaret sicili gazetesi örnekleri ile İ....K... nüfus ve ikamet bilgileri dosyaya gönderilmiştir. Bu durum karşısında, şikâyet dilekçesi eklerinden sanıkların kimliği hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşıldığından, dilekçede sanıkların isminin bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Dilekçede sanıkların isminin yazılmaması bir eksiklik ise de, yukarıda açıklanan şekilde dilekçenin içeriği, dilekçe ekindeki belgeler ve tensip kararı ile bu eksiklik giderilmiştir. Bu nedenle, hükmün anılan ticari şirket temsilcileri hakkında kurulması gerekirken, gerekçeli karar başlığında ticari şirket ismine yer verilerek hükmün ticari şirket hakkında kurulmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanık olarak ticari şirket hakkında hüküm kurulmasına ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün bu yönden bozulmasına karar verilmelidir. 2- Şirketin fiilen ticareti terk edip etmediği hususunda zabıta araştırması yaptırılmadan ve vergi mükellefliğinin devam edip etmediği de belirlenmeden hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığı; İİK'nun "Ticareti Terk Edenler" başlıklı 44. maddesi; "Ticareti terk eden bir tacir onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemeyen tacir beyanda bulunmamış sayılır. Bu ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir. Ticareti terk eden tacir, mal beyanının tevdii tarihinden itibaren iki ay müddetle haczi kabil malları üzerinde tasarruf edemez. Üçüncü şahısların zilyetlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz. Mal beyanını alan merci, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir. Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9'uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir" şeklinde olup, belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmak, aynı kanunun 337/a maddesinde "ticareti terk edenlerin cezası" başlığı altında; "44'üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez. Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır" biçiminde yaptırıma bağlanmıştır. İİK'nun 44. maddesinde ticareti terk eden tacir açısından muhatapların kanuni haklarını korumaya yönelik bir takım yükümlülükler getirilmiş, yükümlülüklere aykırı hareket etmenin yaptırımı da aynı kanunun 337/a maddesinde gösterilmiştir. 06.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 sayılı Kanunun 22. maddesiyle değiştirilen İİK'nun 44. maddesinin gerekçesinde de; "Ticareti terk etmek suretiyle alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle mücadele etmek, kaçınılması imkânsız bir zaruret halini almıştır. Bilhassa son senelerde ticareti terk eden kötü niyetli borçluların işyerlerini terk ettikleri ve ellerindeki malları başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğrattıkları sık sık görülen hakikatlerdendir. Ticareti terk ederek alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle tesirli bir şekilde mücadeleyi temin için İcra ve İflas Kanunu sistemi içinde madde tadil edilmiş ve ayrıca bu maddeye muhalefet 337/a maddesiyle cezalandırılmıştır" denilmektedir. Takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun oluşabilmesi için; 1- İİK'nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması, 2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması, 3- Aktifte yer alan mal veya onun yerine kaim olan değerin, haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi, 4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi, Gereklidir. Kanun maddesinde gösterilen bu seçimlik hareketlerin herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer şartların da gerçekleşmesi halinde ticareti terk suçu oluşacaktır. 44. maddeye uygun bir biçimde mal beyanında bulunulduğundan söz edebilmek için, borçlunun ticareti bıraktıktan sonra onbeş gün içinde durumu ticaret siciline bildirmesi, bütün aktif ve pasifleri ile alacaklıların isim ve adreslerini içerecek şekilde mal beyanında bulunması gerekir. Ayrıca suçun oluşabilmesi için borçlunun fiilinden dolayı alacaklının zarar görmesi de gerekmektedir. 337/a maddesinin ikinci fıkrasındaki; "birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez" hükmü uyarınca, alacaklının zarar görmediğini ispat etme zorunluluğu borçluya aittir. Bunun yanında ticareti terk eden borçlunun ayrıca tacir sıfatı taşıması gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesinde gerçek kişi tacir; "bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kişi" olarak tanımlandıktan sonra, aynı kanunun 16. maddesinde; "ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar" denilmiş, 124. maddesinde ticaret şirketleri; "kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleri" olarak sayılmıştır. Bu aşamada ticareti terk kavramı üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Öğreti ve uygulamada; "ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak ya da dağıtmak" olarak tanımlanan ticareti terk fiilinin, mevzuatta belirlenen hukuki yönteme uygun olarak ticari faaliyetin sonlandırılması şeklinde ortaya çıkması mümkün olduğu gibi, ticari işletme hukuki olarak varlığını devam ettirmekle birlikte, fiili olarak sona erdirilmesi şeklinde gerçekleşmesi de imkân dâhilindedir. Sanıkların temsile yetkili olduğu şirketin limited şirket olması nedeniyle, anılan ticari şirkete ilişkin kanuni hükümlerin de incelenmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 573. maddesinde; (1) Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur. (2) Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler. (3) Limited şirket, kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir." aynı kanunun 623. maddesinde ise; "(1) Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. (2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. (3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler" düzenlemelerine yer verilmiştir. Limited şirketlerin tüzel kişiliğinin sona ermesi ise TTK'nun 636 ve 637. maddelerinde açıklanarak aynı kanunun 643. maddesindeki yollama nedeniyle de anonim şirketin tasfiyesine ilişkin kuralların limited şirketler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. İcra İflas Kanununda düzenlenen suçların tüzel kişilerin faaliyetleri sırasında işlenmesi halinde kimlerin sorumlu olacağı, "hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği" başlıklı 345. maddesinde; "bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur" şeklinde hüküm altına alınmış olup, limited şirket müdürlerinin ve yetkili temsilcilerinin de bu kapsamda olduğu açıktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 gün ve 513-29, 27.05.2014 gün ve 100-278, 23.09.2014 gün ve 99-398, 09.12.2014 gün ve 301-551, 24.02.2015 gün ve 502-10 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun oluşabilmesi için, gerçek kişi tacir ya da ticaret şirketi müdür veya yetkili temsilcilerinin fiili olarak ticareti terk etmesi ve bu durumu onbeş gün içerisinde kayıtlı bulundukları ticaret sicili memurluğuna bildirmemesinin gerekmesi karşısında; sanık C..K... yetkili temsilcisi, sanık İ.. D...se ortağı ve yetkili temsilcisi olduğu limited şirketin ticareti gerçekten terk edip etmediği yönünde zabıta araştırması yaptırılıp, vergi mükellefliğinin devam edip etmediği de belirlenerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak beraat hükmü kurulması yerinde değildir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünde bu uyuşmazlık yönünden de isabet bulunmamaktadır. Sonuç olarak, yerel mahkeme direnme hükmünün her iki uyuşmazlık yönünden de bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 gün ve 634-301 sayılı direnme hükmünün, dava dilekçesi içeriğinden ve ekindeki belgelerden hakkında dava açıldığı anlaşılan ticari şirket yetkilileri İ.. D..ve C.. K.. yerine tüzel kişi olan ticari şirket hakkında hüküm kurulması ve ticari şirket temsilcisi olan sanıkların ticareti terk suçunun faili olabileceği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak beraat kararı verilmesi nedenleriyle BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.06.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/1041 E., 2015/1206 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 154
23. Hukuk Dairesi         2015/1041 E.  ,  2015/1206 K. * VEKALET ÜCRETİNİN İFLAS İDARESİNDEN TALEBİ * SIRA CETVELİNİN USULSÜZ İLANI * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 154 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 184 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 206 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 223 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 234 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 235 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 248 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 303 * AVUKATLIK KANUNU (1136) Madde 164 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 2 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 114 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 115 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 5 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin müflis şirketin vekili olarak altı yılı aşkın bir süre görev yaptığını, avukatlık ücretinin ödenmesi için iflas idaresine başvurusunun reddedildiğini ileri sürerek, toplam 36.434,11 TL vekalet ücretinin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının, şirketin iflas halini bildiğini, iflas ile vekalet akdinin sona erdiğini, iflastan sonra vekalet için yeni sözleşme yapılması gerektiğini, davacının masaya alacak kaydı yaptırması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacının vekalet alacağını iflas masasından tahsilini talep etmiş olduğu, davacının vekilliğini yaptığı şirketin iflas ettiği, bu sebeple davanın, kayıt kabul şeklinde açılması gerektiği, doğrudan iflas masasından tahsil talebinde bulunulamayacağı, tahsil konusunda iflas masasının bizzat sorumlu olmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-a- Davacı vekilinin alacak davasına yönelik temyiz itirazları yönünden; Davacı vekili dava dilekçesiyle; müflis şirketin vekili olarak takip ettiği, sonuçlanan İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/194 E., 2011/692 K. sayılı ilamı ile karşı yana yüklenen ve İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2012/836 E. sayılı takip dosyası ile fiilen tahsil edilip iflas masasına ödenen avukatlık ücreti 7.530,61 TL'nin, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2012/837 E. sayılı takip dosyası ile istenen alacak nedeniyle karşı yana yüklenen ve tahsil edilip iflas masasına ödenen 9.347,29 TL'nin, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/194 E., 2011/692 K. sayılı dosyasında davanın kazanılan bölümü üzerinden % 10 hesabı ile avukatlık ücreti olarak 6.201,11 TL ile İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2012/837 E. sayılı takip dosyası ile istenen alacak üzerinden %10 hesabı ile avukatlık ücreti olarak 13.355,10 TL'nin iflas masasından tahsilini talep ve dava etmiştir. İflas tarihinden sonra doğan bir alacağın varlığı ve miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmasa da, masa borcu olup olmadığı yönündeki inceleme, alacağın dayandığı hukuksal ilişkiye göre genel hükümler doğrultusunda iflas masası aleyhine açılan davada genel mahkemelerce tespit edilecektir. Böyle bir davada, davacı, masa alacaklısı olduğunu iddia eden alacaklı, davalı ise iflas idaresidir. Dava sonunda verilen ve uyuşmazlık konusu alacağı masa borcu olarak kabul eden karar, bütün iflas alacaklılarını bağlar. Masa mevcudunun iflas masrafları ve masa borçlarını karşılayamadığı durumlarda bu masraf ve borçlar iflas alacaklıları arasında taksim edilemez. (İflas Hukukunda Sıra Cetveli Prosedürü ve Sıra Cetveline Karşı Müraacat Yolları, Öztek Selçuk, yayımlanmamış doçentlik tezi, s. 31 vd) Dairemizin 02.02.2012 tarih ve 2011/4952 E, 2012/680 K sayılı bozma ilamı da bu yöndedir. İİK'nda, masa borçları için İİK'nın 235/2. maddesinin ilk cümlesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 2/1. maddesi uyarınca dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunun kabulü gerekir. İflas masrafları ve masa borçları sıra cetvelinde yer alamayacağından, bunlar için iflas masası aleyhine genel mahkemede açılması gereken davada İİK'nın 235. maddesindeki süreler uygulanmaz. Dairemizin 12.07.2012 tarih ve 2576 E., 4886 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; kayıt kabul davaları, iflasından önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifade ile iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK’nın 235. maddesinden alan davalardır. İflas masasının safi (net) mevcudu (masaya giren mal, alacak ve haklar), "alacakların ödenmesine tahsis olunur" (İİK m.184,I,c.1). Buradaki "alacaklar" teriminden maksat, aslında yalnız "iflas alacaklarıdır." İflas alacağı, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklar yani müflisin iflasın açıldığı andaki borçları olup, iflas masasından istenebilir (masaya yazdırılabilir). İflas masasından istenebilecek (hatta, iflas alacaklarından daha önce ödenecek) olan, bir başka alacak çeşidi de masa alacaklarıdır. Bunun masa bakımından adı "masa borcudur." Masa borçları müflisin değil, (çünkü, müflisin iflas açıldıktan sonra masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkân yoktur.) iflas masasının yaptığı borçlardır. Masa borçları, iflasın açılmasından iflas tasfiyesinin sonuçlanmasına kadar, iflas masası (masa adına iflas dairesi veya iflas idaresi) tarafından yapılan borçlardır. (İİK. m. 248, 303/2) Masa borçları iflas masasından tam olarak ödenir. (örn: İflas kararının ilanı giderleri (m.166;219), defter tutma (m.161;208) giderleri (bkz: m.160), masa mallarının muhafazası için kiralanan depo için ödenecek kira, iflas idaresinin ücreti (m.223,IV), masanın (iflas idaresinin) taraf olduğu davaları takip eden avukatın avukatlık ücreti masa borcudur. Bu sayma, tahdidi değildir; masa borçlarına bazı misaller vermek içindir. Şu halde, masa alacakları (borçları), iflas açıldıktan sonra iflasın tasfiyesi için bizzat masa ( yani, masa adına iflas dairesi veya idaresi ) tarafından yapılan borçlardır. Masadan ödenecek alacakların, iflas alacağı ve masa alacağı olarak ikiye ayrılmasının pratik önemi şudur: Masa borcu, iflas masasından tam ve iflas alacaklarından daha önce ödenir (m.248). Oysa, iflas alacaklarının tam olarak ödenmesi çok enderdir (belki yalnız m.206'nın ilk üç sırasındaki imtiyazlı alacaklar tam olarak ödenir.) İflas alacakları (özellikle m. 206'nın dördüncü sırasındaki imtiyazsız alacaklar), iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında ödenir. İşte bu nedenle, iflas masasından istenen bir alacağın, iflas alacağı mı, yoksa masa alacağı mı olduğunu belirlemenin büyük önemi vardır. (Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Tamamen Yeniden Yazılmış ve Genişletilmiş 2. Baskı, S. 1212 vd. Ankara, 2013) İflasın açıldığı sırada müflise karşı ileri sürülebilecek alacaklar iflas alacaklarını; iflasın tasfiyesi sırasında yapılan masraflarla, iflas idaresinin yükümlü olduğu ya da devraldığı mükellefiyetler de (genel bir ifade ile) masa borçlarını oluşturur. İİK'nın 248. maddesinin kenar başlığı "iflas masrafları ve masanın borçları" şeklindedir. Madde metninde açıkça iflas masraflarının iflas alacaklarından önce ödeneceği belirtilmiş ise de masa borçlarından bahsedilmemiştir. Ancak masa borçlarının da iflas alacaklarından önce ödeneceği doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir. (Öztek, Selçuk, İflas Hukukunda Sıra Cetveli Prosedürü ve Sıra Cetveline Karşı Müracaat Yolları, yayımlanmamış doçentlik tezi, s.14; Postacıoğlu, İlhan: İflas Hukuku İlkeleri, İstanbul, 1978, s. 205; 19. HD'nin 27.02.1996 tarih ve 202 E., 1568 K.; 20.11.1997 tarih ve 6557 E., 9865 K. sayılı ilamı). İflas masraflarına örnek olarak, iflas kararının ilanına ve gereken yerlere bildirilmesine ilişkin masrafları, defter tutma, malların muhafaza ve satış masrafları, iflas idare memurlarının ücretleri, paraya çevirme ve paylaştırmaya ilişkin harç ve masrafları sayılabilir. Masa borçları ise, iflasın açılmasından sonra ve devamı sırasında masa namına tekeffül edilen ve onun tarafından ödenmesi gereken borçlardır. Masa borçlarına örnek olarak, iflas idaresinin müflisin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde akdettiği borçları, iflas idaresinin sebepsiz iktisap, haksız fiillerinden doğan borçları ve iflas idaresi tarafından tutulan avukatın vekalet ücretini sayabiliriz. İflas masrafları ve masa borçlarından masa sorumlu olup, müflis sorumlu tutulamaz. Masa alacaklısına alacağının masa tarafından karşılanmayan kısmı için aciz vesikası verilemez. (Öztek, Selçuk, a.g.e s. 17-18) İflas masrafları ve masa borçlarına sıra cetvelinde yer verilmez. Ancak pay cetvelinde gösterilmelidir. İflastan sonra oluşan alacağın masaya kaydı istenemez, ancak bu alacak masa borcu niteliğinde ise masadan tazmin edilir, değilse tasfiyede bakiye kalırsa nazara alınır. İflas idaresi, müflise ait işyerini masanın menfaatini gözeterek işletmeye devam ederse, diğer anlatımla müflisin yaptığı sözleşmeyi feshetmeyip benimser ise bu işletmenin borcu masa borcu niteliğindedir. Somut olayda; davacı tarafça dava dilekçesinde belirtilen, iflas tarihinden sonra doğan alacak kalemleri için alacak davası açılması doğru olup; mahkemece, bu alacak kalemleri ile ilgili kayıt kabul davası açılması yoluna gidilmesi gerektiği yönündeki gerekçede isabet bulunmamaktadır. İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/194 E., 2011/692 K. sayılı kararının, müflis şirketin iflas tarihi olan 10.12.2009 tarihinden sonra verildiği, bu ilamla hüküm altına alınan ve hasma yüklenen, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2012/836 E. sayılı dosyası ile fiilen tahsil edilip iflas masasında duran 7.530,61 TL vekalet ücreti alacağının, yine İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2012/837 E. sayılı takip dosyası ile İcra Müdürlüğü'nce hasma yüklenen, tahsil edilerek iflas masasında duran 9.347,29 TL vekalet ücreti alacağının, yine aynı icra dosyasında takip ve tahsil edilen Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi gereği ödenmesi gereken 13.355,10 TL vekalet ücreti alacağının iflas tarihinden sonra takibe konu edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, iflas tarihinden sonra doğan ve talep edilen alacak kalemleri yönünden, davanın 6102 sayılı TTK'nın 5/3. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı, buna göre Asliye Hukuk-Asliye Tİcaret mahkemeleri arasında görev ilişkisinin bulunduğu da gözetilerek, dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesi, yukarıda açıklanan ilke kapsamında, yeni esas üzerinden, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin davaya bakmakla görevli olduğu gözetilerek HMK'nın 114/1-c ve HMK'nın 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. b- Bozma nedenine göre; davacı vekilinin diğer, müflis davalı şirket iflas idaresi vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. 2- Davacı vekilinin iş sahibi sıfatıyla Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesine göre 6.201,11 TL'nin tahsiline yönelik istemine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Kayıt kabul davaları, alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın tahsiline yönelik olmadığından, alacağın iflas masasına kaydına karar vermekle yetinilir. Alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşir ve alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılabilir. Dava dilekçesinde, tahsil istemi yer almakta ise de alacağın, iflas masasına kayıt ve kabulü isteminin de bulunduğu kabul edilmelidir. İİK'nın 234/1. maddesi, "iflas idaresi sıra cetvelini iflas dairesine verir ve alacaklıları 166. maddenin 2. fıkrasındaki usule göre ilan yoluyla haberdar eder." hükmünü, İİK'nın 235/1. maddesinin ilk iki cümlesi "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223. maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur." hükmünü içermektedir. İİK'nın 234/2. madde hükmü uyarınca yapılan tebligat bilgi verme mahiyetinde olup, dava açma süresi bu tebligat ile başlamaz. Bu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, iflas, sıra cetveline itiraz davaları süreye tabi olup, bu süre kural olarak sıra cetvelinin İcra ve İflas Kanunu'nun 166. maddesinde gösterilen usulde ilanından itibaren işlemeye başlar. Eğer davacı aynı Kanun'un 223. maddesine göre tebliğe elverişli adres gösterir ve gerekli masrafı avans olarak yatırırsa, süre kendisine yapılan tebliğden itibaren hesaplanır. Somut olayda; davacı tarafça, iflas masasına 10.02.2012 tarihli dilekçe ile başvurularak, avukatlık ücretinin ödenmesi istenmiş ve iflas masasınca 28.02.2012 tarihli karar ile talebin reddine karar verilmiştir. Dairemizin geri çevirme kararı üzerine iflas müdürlüğünce, davacı tarafın verdiği dilekçe ile kayıt başvurusu bulunmadığı, adres bildirmediği ve sıra cetvelinin tebliği için masraf bırakmadığı bildirilmiş, sıra cetvelinin ilanına dair gazete nüshaları gönderilmiştir. Gazete örnekleri arasında ticaret sicil gazetesi ilanı bulunmamakla birlikte, 28.02.2012 tarihli masa kararı içeriğinden 03.09.2010 tarihinde ticaret sicili gazetesinde ilan yapıldığı anlaşılmıştır. 02.09.2010 tarihli Yenigün ve 04.09.2010 tarihli Hürriyet gazetesi ilanlarında ise; sıra cetvelinin ilan edilmediği, sıra cetvelinin iflas müdürlüğü divanhanesinde asılı olduğunun açıklandığı anlaşılmıştır. Bu durumda; iflas müdürlüğünce, sıra cetvelinin İİK'nın 234/1 maddesi yollamasıyla 166/2. maddesine uygun olarak ilan yapıldığından bahsedilemeyeceğinden; davanın, İİK'nın 235/1. maddesindeki 15 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığının kabulü gerekmiştir. Bu durumda mahkemece; davacı avukatın İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki 2011/194 E., 2011/692 K. sayılı dosyasında, iflas tarihine kadar sarfettiği emek ve mesaisine karşılık Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi uyarınca hakettiği avukatlık ücreti ile ilgili bilirkişiden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına, (1-a) bentte açıklanan nedenle re'sen BOZULMASINA, (1-b) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 1 numaralı bent yönünden 15 gün, 2 numaralı bent yönünden 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İflasta takas (mahsup) hakkının kullanılması ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi **yanlıştır**?

A) Alacaklı, müflisten olan alacağı ile müflise olan borcunu takas edebilir.
B) Müflisin borçlusu, iflas açıldıktan sonra alacaklı sıfatını kazanmışsa (örneğin alacağı temlik almışsa) takas yapamaz.
C) Anonim şirketlerde, ödenmemiş sermaye borçları ile şirketten olan alacaklar takas edilebilir.
D) Hamiline yazılı senetlerde, senedi elinde bulunduranın alacaklı olduğu karine ise de, iflasta takas için bu yetmez, alacağın kendisine ait olduğunu ispatlaması gerekir.
E) İflasın açılmasıyla müeccel borçlar muaccel hale geldiğinden takas mümkündür.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol