2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 22

İcra ve İflas Kanunu 22. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 22 – Şikayet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz. Kanundaki Istılahlar:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

30 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1152 E., 2017/1405 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
İİK. nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1152 E.  ,  2017/1405 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Şikâyetçi-alacaklı tarafından “memur işleminin şikayet yolu ile iptali” istemiyle yapılan şikâyetten dolayı yapılan yargılama sonunda Bursa 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen 30.01.2014 gün ve 2014/61 E., 2014/63 K. sayılı kararın şikâyetçi-alacaklı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.04.2014 gün ve 2014/8905 E., 2014/10756 K. sayılı kararı ile; “...Alacaklı tarafından genel haciz yoluyla başlatılan takibe karşı, borçluların itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının, itirazın süresinde olmadığından durma kararının iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Borçlulara ödeme emrinin 08/04/2013 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin 31/05/2013 tarihli talebinin kabulü ile haciz yazıları yazıldığı, borçluların itiraz dilekçelerinin 14/01/2014 tarihli karar ile 08/04/2013 tarihli oldukları belirtilerek tutanağa geçirildiği görülmektedir. İİK. nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Buna göre, itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. Somut olayda, mahkemece bu kuralı tersine işletecek şekilde, 8 ayı aşkın bir süre önceki olayı belgelemek üzere İcra Müdürlüğünce tutulan tutanak esas kabul edilerek bu doğrultuda karar verildiği anlaşılmıştır. O halde mahkemece, şikayetin kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Talep memur işleminin şikâyet yolu ile iptali istemine ilişkindir. Şikâyetçi-alacaklı vekili müvekkili adına borçlular hakkında icra takibine başlandığını, takibin kesinleştiğini ve borçluların gayrimenkullerine haciz şerhi konulduğunu, borçluların gayrimenkul haczi için yapılan tebligattan sonra takibe itirazda bulunduklarını, bunun üzerine icra dairesince haciz şerhinin kaldırılarak itiraz nedeni ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, ancak borçluların itirazının süresinde olmadığını, icra dairesi işleminin yasal olmadığını belirtip, takibin durdurulması kararının kaldırılmasına ve haczin devamına karar verilmesini şikâyet yolu ile talep etmiştir. İcra Mahkemesince takibin genel haciz yoluyla icra takibi olduğu, ödeme emrinin her iki borçluya da 08.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği ve takibin türüne göre İcra ve İflas Kanunu’nun (İ.İ.K) 62. maddesinde öngörülen 7 günlük süre içinde 08.04.2013 tarihinde her iki borçlunun itirazda bulunduğu ve icra dairesince 14.01.2014 tarihinde de süresinde usulünce itiraz nedeniyle İcra ve İflas Kanunu’nun (İ.İ.K) 66. maddesine göre takibin durdurulduğu, bu işlemde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, süresinde itiraz üzerine takip durduğundan, yapılan haciz işlemlerinin yok hükmünde olduğu, bu işlemlerin alacaklı lehine hak doğurmayacağı, bu nedenlerle şikâyetçi-alacaklının icra dairesinin 14.01.2014 tarihli işlemine yönelik yerinde görülmeyen şikâyetinin reddine karar verilmiştir. Şikâyetçi-alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı şikâyetçi-alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, tutanağa geçirilmemiş itiraz dilekçesindeki havale tarihinin, icra müdürü tarafından aksi yönde tutulan tutanak karşısında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. İcra ve İflas Kanununun (İ.İ.K) “tutanaklar” kenar başlıklı 8'inci maddesinin birinci fıkrasına göre “İcra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vakı talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya yardımcısı veya katibi tarafından imzalanır”. Aynı maddenin son fıkrası ise “İcra ve iflas dairelerinin tutanakları, hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir” düzenlemesini getirmiştir. Aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi yapılan borçlu, borçlu olmadığı kanaatinde ise ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra dairesine vereceği bir dilekçe ile borca (ya da yetkiye) itiraz edebilir. Bu itiraz üzerine takip durur (İİK.m.66). Takibe bu süre içinde itiraz edilmemişse alacaklı haciz isteme yetkisini kullanabilir. Kendisine bir dilekçe sunulan icra memuru, bu dilekçeyi havale ederek icra dosyasına koyar ve icra tutanağına da bu durumu kaydeder. Somut olayda şikâyet olunan-borçlular ... ve ... aleyhine icra takibi yapılmış ve ödeme emri borçlulara 08.04.2013 günü tebliğ edilmiştir. Borçlu olmadığı kanısında bulunan şikâyet olunanların bu aşamada yapması gereken iş, yasal yedi günlük süre dolmadan itiraz dilekçesini icra dairesine havale ettirmek suretiyle teslim etmek ve dilekçenin dosyaya konulduğu hususunda icra tutanağının düzenlenmesini istemekten ibarettir. Oysa dosyanın incelenmesinde alacaklı vekilinin 31/05/2013 tarihli talebinin kabulü ile haciz yazıları yazılmış, İcra Dairesince 14.01.2014 tarihli karar ile borçluların itiraz dilekçelerinin 08/04/2013 tarihli oldukları belirtilerek tutanağa geçirilmiştir. 14.01.2014 tarihli karar ile borçluların itiraz dilekçelerinin 08.04.2013 tarihli olduğu konusunu destekleyecek hiçbir delil ve emareye dosyada rastlanmamıştır. İcra ve İflas Kanununun (İ.İ.K) 8. ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 22/2. maddesi gereğince itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. Hâl böyle olunca mahkemece icra dairesi tarafından tutulan tutanak esas kabul edilerek şikâyetin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında memur işleminde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, itirazın süresinde yapıldığı yönündeki yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Burada açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması gerekir. SONUÇ: Şikâyetçi-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz ilam harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.11.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, memur işleminin şikayet yoluyla iptaline ilişkindir. Şikayetçi; icra takibinin kesinleşip haciz işlemi uygulandıktan sonra takibe itiraz edilmesine rağmen sanki itiraz süresindeymiş gibi işlem yapılarak takibin durdurulduğunu, hacizlerin kaldırıldığını bu işlemin yasal olmadığını belirterek takibin durdurulması kararının kaldırılarak haczin devamına karar verilmesini istemiştir. İcra Hukuk Mahkemesince dosya üzerinden inceleme yapılarak, borçluların 8.4.2013 tarihinde süresi içinde itirazda bulundukları, icra memurunun işleminde usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Bu kararın temyizi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi “ İİK'nın 8. ve Yönetmeliğin 22/2. M. gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Buna göre, itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. ..Somut olayda 8 ayı aşkın bir süre önceki olayı belgelemek üzere İcra Müdürlüğünce tutulan tutanak esas kabul edilerek karar verilmesi” ni doğru bulmayarak kararı bozmuş, Yerel Mahkemece önceki grekçelerle direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tutanağa geçirilmemiş itiraz dilekçesindeki havale tarihinin icra müdrürü tarafından aksi yöndeki tutulan tutanak karşısında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Ödeme emri 8.4.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçluların itiraz dilekçeleri üzerindeki icra müdürü havalesi 8.4.2013 tarihlidir. İcra Müdürlüğü 14.1.2014 tarihli “Karar Tensip Tutanağı” başlıklı tutanak düzenleyerek “ Borçlulardan ...’nın müracaatı üzerine ele alınan dosya incelendi; Karar: 1- Borçlular ... ve ...’ya ödeme emirleri 8/4/2013 tarihinde tebliğ edildiği, ve her iki borçlu aynı gün dilekçelerini tevdi ederek süresinde itiraz ettikleri anlaşılmakla, borçluların yasal süresi içerisinde ve yasanın öngördüğü şekilde uygun itirazlarının KABULÜ İLE İİK 66/1 maddesi gereği her iki borçlu yönünden İLAMSIZ İCRA TAKİBİNİN DURDURULMASINA, 2- Süresinde yapılmış itiraza rağmen sehven takibin durdurlmadığı ve alacaklı vekilinin talebi üzerine takip kesinleştirilerek haciz uygulandığı anlaşılmakla, uygulanan tüm hacizlerin ve bu yönde verilmiş tüm kararların kaldırılmasına, 3- Tebligat masrafı alınarak durdurma kararı ve itiraz dilekçelerinin bir örneğinin alacaklı/vekiline tebliğe gönderilmesine karar verildi. 14.1.2014” diyerek bu hususları tespit etmiştir. Bundan başka aynı icra müdürlüğü bozmadan sonra 23.5.2014 tarihli tutanak ile olayları baştan sona belgeye bağlamış, “ Dosyayı inceledim ve içerisinde ; tarih kaşe ve imzası tarafıma ait ve hatta dikkat çekmesi için “itiraz” kelimesi ibaresini içerir kaleme havale etmiş olduğum dilekçeleri gördüm....haciz talebi sırasında bu dilekçeler dosyada olduğu halde müdür yardımcısının dikatinden mi kaçtığı veya dosyaya konulmayıp evrak sepetinde mi kaldığı veya içerisinden çekilip haciz talebinde mi bulunulduğu vs. nasıl ve ne olduğu konusunda bir yorum ve kanaat yapmak mümkün değil. Ancak bir gerçek var ki o da borçluların 8.4.2013 tarihinde havalesini yaptırdıkları itirazları mevcuttur...” diyerek itirazın süresinde yapıldığı hususunda ısrarcı olmuştur. Söz konusu itiraz dilekçeleri uyap ortamına 14.1.2014 tarihinde taranmıştır. İİK’nın 8. maddesi İcra ve İflas dairelerinin kendilerine yapılan müracaatlar hakkında bir tutanak düzenleyeceklerini, verilen kararların gerekçeli olarak tutanağa geçirileceğini, bu tutanakların hilafı sabit oluncaya kadar muteber olduğunu hüküm altına almıştır, Diğer yandan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 204. maddesi de “...yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar.” şeklinde düzenlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesi bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen kamu görevlisinin üç yıldan sekiz yıla kadar cezalandırılacağını, bu belgenin aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olması halinde cezanın yarı oranında arttırılacağını hüküm altına almıştır. Somut olaya döndüğümüzde; itiraz dilekçesi üzerinde icra müdürünün havalesi bulunmaktadır. Yine aynı icra müdürlüğünce itirazın süresinde yapıldığı tutanak altına alınmış, aynı tarihte uyap ortamına aktarılmıştır. Bununla da yetenilmemiş olayların nasıl geliştiği tekrar tutanağa bağlanmıştır. Bu durumda icra memuru, İİK 8. maddesinin emrettiği şekilde tutanak düzenlemiştir. Bu tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdir. İtiraz dilekçesinin uyap ortamına aktarılması icra memur ve çalışanlarının görevleri içindedir. Tutanakların doğru olmadığı, İcra müdürlüğünce havalenin önceki tarihle yapıldığı yönünde şüphesi bulunan özel daire öncelikle bu yönde suç duyurusunda bulunmalı, yapılan yargılama sonucunda olayın oluşuna ilişkin somut gerçeklik ortaya çıktıktan sonra itirazın süresinde olup olmadığı değerlendirilmelidir. Aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerin doğru olmadığı kanaatinde olan Yargıtay Özel Dairesi tarafından bu yönde bir suç duyurusunda bulunulmadığı gibi Hukuk Genel Kurulunca da bu şekilde bir işlem yapılma ihtiyacı duyulmamıştır. Bu durumda İcra Müdürlüğü tarafından tutulan tutanakların doğruluğunu kabul etmek yasaların emredici kurallarındandır. Bunlar yapılmadığına göre tutanakların doğru ve itirazların süresinde olduğunun kabulü gerekecektir. Aksi düşünce hukuk yargılamasında keyfiliği öne çıkaracak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., T.C. Anayasası'nın 36., Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma, hak arama ve hakka ulaşma güvenliğini zedeleyecektir. Açıklanan bu nedenlerle Yerel Mahkeme kararının isabetli olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY Somut olayda ödeme emrinin her iki borçluya 8/4/2013 tarihinde tebliği edildiği, takibin türüne göre 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 62. maddesinde öngörülen 7 günlük süre içinde borçlu asiller tarafından süresinde aynı gün itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin icra memurunca havale edilmesine rağmen tutanağa işlenmediği gibi UYAP'a süre geçtikten sonra 14/01/2013 kaydedildiği konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi ile Daire arasındaki uyuşmazlık, tutanağa geçirilmeyen, UYAP'a geç kaydedilmekle birlikte imzası icra memurunca inkar edilmeyen itiraz dilekçesindeki havale tarihinin itiraz tarihi olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8. ve Yönetmeliğin 22. maddelerine göre borçlu tarafından itiraz edildiğinde tutanak tutma ve Uyap'a kaydetme yükümlüsü icra müdürlüğüdür. İcra memuru Yönetmeliğin 40. maddesi uyarınca ödeme emrine karşı yapılacak her türlü itiraz halinde borçluya dosya numarası; borçlunun adı soyadı; itirazın niteliği ve tarihini içerir bedava ve pulsuz belge vermek zorundadır. Bu belge icra müdür veya yardımcısı tarafından imzalanıp onaylandıktan sonra diğer nüshası dosyaya konulur. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8/1 fıkranın ikinci cümlesine göre ''Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya yardımcısı veya katibi tarafından imzalanır''. Uygulamada itiraz dilekçesinin havale edilmesiyle ikinci cümle uyarınca hukuki işlem- somut olayda itiraz işlemi - tesis edilmiş olmaktadır. İcra memurunun imzasını içeren havale işlemi 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 66 maddesi uyarınca itirazın süresinde yapılıp yapılmadığına ilişkin inceleme ile Yönetmeliğin 40 maddesi uyarınca verilecek belge yerine geçmektedir. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 66 maddesinde süresinde yapılan itirazın takibi durduracağı hüküm altına alınmıştır. Somut olayda; Kanımızca borçlu asiller tarafından verilen itiraz dilekçesinin icra memuru tarafından havale edilmesiyle 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca işlem hukuka uygun şekilde tesis edilmiştir. İcra tutanaklarının aksini kanıtlamak kural olarak şekle bağlı değildir ( 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ...7/2). Fakat icra tutanağı bir hukuki işlemi onaylıyorsa M.K. 7/1 uyarınca resmi belgelerin belgeledikleri olayın doğruluğuna kanıt oluşturması hükmünden yola çıkılarak tutanağın aksini kanıtlamak ancak aynı nitelikte belge ile mümkündür. İcra memurunun Uyap'a geç kayıt yapması ve tutanağa işlememesi ile Yönetmeliğin 40 maddesi uyarınca belge vermemesi başka ifade ile hatalı ve eksik işlemi borçlular aleyhine yorumlanamaz. Yüksek Daire benzeri bir olayda; icra memurunun muhabere numarası koymakla yetinip, havale yazısının altını imzalamamış olmasının borçlu aleyhine yorumlanamayacağını kabul etmiştir. (12. Hukuk Dairesi 18/10/1983 tarih ve 6625 esas, 7630 karar sayılı ilamı). Kaldı ki, somut olayda itiraz dilekçeleri borçlu asiller tarafından verilmiş olup UYAP kullanma yetkileri de bulunmamaktadır. İcra memuru hakkında ceza soruşturması yapılmamış herhangi sahtecilik iddiası ileri sürülmemiştir. Hal böyle olunca icra memurunun eksik ve hatalı işleminin borçlu aleyhine yorumlanamayacağını; bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2019/4669 E., 2020/2173 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi
tam metni aç
İİK.nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri, yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar.
12. Hukuk Dairesi         2019/4669 E.  ,  2020/2173 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Genel haciz yolu ile ilamsız takipte, alacaklının icra mahkemesine başvurusunda borçlunun icra müdürlüğüne sunduğu itiraz dilekçesinin yasal sürede olmamasına rağmen müdürlükçe takibin durdurulmasına yönelik işlemin iptali istemiyle başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, davacı alacaklı tarafça kararın istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür. İİK.nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri, yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları, ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Ödeme emrine itiraz dilekçesinin, icra memuruna havale ettirilip icra tutanağına yazdırılmış olması gerekir. Çünkü ödeme emrine itiraz tarihi, itiraz dilekçesindeki tarih olmayıp, bu dilekçenin icra tutanağına geçirildiği tarihtir (HGK.13.5.2009 tarih ve 2009/12-185 E.- 2009/182 K). İcra müdürlüğünce, itiraz dilekçesi tarihinin, önceki bir tarih olarak bildirilmesine itibar edilemez. Alacaklı ilamsız takipte borçlunun icra müdürlüğüne sunduğu itiraz dilekçesinin yasal sürede olmamasına rağmen müdürlükçe takibin durdurulmasına yönelik işlemin iptalini talep etmiş olup, ilk derece mahkemesi itirazın süresinde olduğundan bahisle şikayetin reddine karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesince de itirazın esastan reddine karar verilmiş ise de; somut olayda, UYAP ortamından temin edilen itiraz dilekçelerinin incelenmesinde UYAP sistemine 16.06.2017 tarihi saat 10:56 da taranan 16.06.2017 havale tarihli dilekçe bulunduğu yine aynı icra dosyasına ilişkin 16.06.2017 tarihinde saat 11:01 de taranan aynı itiraz dilekçesinde ise havale tarihinin 14.06.2017 olarak düzeltilerek UYAP sistemine tarandığı, bu haliyle itiraz tarihinin 16.06.2017 tarihi olduğunun sabit olduğu anlaşılmakla, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile ilk derece mahkemesince bir karar verilmek üzere Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1627 E., 2018/1187 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Borçlu (keşideci) ancak imzaya ya da borca yönelik itirazlarını ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesi nezdinde “şikâyet” yolu ile ileri sürebilmekte (İİK m.169-170) ve ayrıca tedbir kararı verilmedikçe (İİK m.22) bu şikâyet takibi durdurmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1627 E.  ,  2018/1187 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasının yapılan yargılaması sonunda Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.06.2013 gün ve 2012/318 E., 2013/185 K. sayılı kararının temyizen incelenmesi davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... Malzemeleri İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.12.2013 gün ve 2013/14869 E., 2013/19880 K. sayılı kararı ile: "...Davacılar vekili, asıl davada ve birleşen Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/159 E. sy. dava dosyasında davalılardan ... tarafından, birleşen Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/158 E. sy. dava dosyasında ise Mert Yapı. Ltd. Şti. tarafından icra takibine konu edilen bonoların davalı ... tarafından silah zoruyla müvekkilinden alındığını belirterek müvekkilinin bu bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili asıl davada ve birleşen Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/159 E. sy. dava dosyasında davacı tarafın bu iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... Ltd. Şti. vekili birleşen Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/158 E. sy. dava dosyasında; müvekkilinin takip konusu bonoyu ciro yolu ile iyiniyetli olarak devraldığını ve davacı ile diğer davalı ... arasındaki ilişkiyi bilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddini ve %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere göre; davalı ...'ın icra takip dosyalarına konu takip dayanağı bonoları silah zoruyla davacı ...'dan aldığı sabit olup davalı sanık ...'ın Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/148 Esas 2011/299 karar sayılı kararı ile suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, mağdur (davacı) Nevzat'a karşı yağma suçlarından dolayı cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği gerekçesiyle icra takip dosyalarının dayanağı 3 adet bonodan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine, takip dayanağı senetlerin iptaline, 20/02/2004 ve 28/02/2004 vade tarihli senetlerden dolayı Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/161esas sayılı dosyasında karar verildiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına; davalı ...'in ... hakkında takip yapmaması ...'ın arkadaşı olması göz önüne alındığında iyiniyetli olduğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmakla davalı ... aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesine, davalı .... Ltd.Şti nin kötü niyeti ispatlanamadığından Mert Yapı Malz.San.Tic.Ltd.Şti ne yönelik tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davalı .....Ltd. Şti. vekili ile diğer davalılar vekilince temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı ... ve ... vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davalı ... Malz. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Birleşen Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/158 E. sy. dava dosyasına konu Bolu 2. İcra Müdürlüğünün 2004/1381 esas sayılı takip dosyasında; alacaklı Mert Yapı Malz. İnş. San ve Tic. Ltd. Şti. tarafından borçlular ..., Abant İnş.Tic. Ltd.Şti. ve ... aleyhine 14.04.2004 tarihinde başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile toplam 15.374.136.800 TL'nin tahsilinin talep edildiği, davacı-borçlu ...'a ödeme emrinin 22.04.2004 tarihinde tebliğ edildiği ve davacı-borçluya karşı 10.11.2004 tarihinde haciz işleminin yapıldığı, 03.12.2004 tarihinde 23.040,532 TL.yi ödemeyi kabul ettiği ve vekilinin huzurunda bu beyanı imzaladığı görülmüştür. Mahkemece davacı-borçlunun bu beyanı üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken bu dosya bakımından yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl ve birleşen davalar bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacılar vekili asıl (161 E.) ve birleşen (158-159 E.) dava dilekçelerinde, davacı şirketle davalı ... arasında hizmet sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereğinin yerine getirilmemesi üzerine adı geçen aleyhine hukuki yollara başvurulduğunu; bunun üzerine adı geçenin davacı şirketin yöneticisi olan diğer davacı ...’ı ölümle tehdit ederek davacı şirketin keşideci, davacı ...’ın da avalist olduğu altı adet bono ve bu kapsamda sözleşme imzalattığını ve bunların bir kısmını takibe koyduğunu ileri sürerek zora dayalı düzenlenen 60.000,00-TL tutarlı bonolardan her iki müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılamanın devamı sırasında dava, bonoları takibe koyan (ciro yolu ile hamil sıfatı kazanan) Mert Yapı Malz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ile ...’e de yöneltilmiştir. Davalı ... vekili davacının bir başka davada (160 E.) fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmaksızın aynı vakıalara dayanarak 67.000,00-TL üzerinden menfi tespit talep ettiğini ve bu nedenle eldeki davada talebin genişletilmiş olduğunu, davanın süresinde açılmadığını, tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini; kambiyo senetleri illetten mücerret olmakla bonoların neye istinaden düzenlendiğine ilişkin yazılı sözleşmenin dikkate alınması gerektiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur. Davanın yöneltildiği Mert Yapı Malz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili ile ... vekili, müvekkillerinin bonoyu ciro yolu ile iktisap eden iyi niyetli ve yetkili hamiller olduğunu bildirerek davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece verilen 16.02.2007 gün ve 2004/161 E., 2007/29 K. sayılı ilk hüküm Özel Dairenin 30.04.2012 gün ve 2011/10534 E., 2012/7221 K. sayılı kararı ile kısa karar ve gerekçeli karar arasında farklılık bulunduğu gerekçesiyle usulden bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama üzerine Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarına ve davalı ...’in (ve dava dışı arkadaşlarının) davacı ...’a yönelik örgütlü hâlde silahlı yağma eyleminden dolayı Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen mahkûmiyet hükmüne göre davanın kabulü ile davacıların bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Davalı ... Malz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili ile ... ve ... vekillerinin ayrı ayrı temyizleri üzerine karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçe ile bozulmuştur. Yerel mahkemece bu kez önceki gerekçeler tekrarlanmak ve haciz tehdidi altında verilen taahhüdün borcun kabulü anlamına gelmeyeceği, nitekim “davacının icra haczi baskısı altında olduğu, evinden eşya haczedilerek muhafaza altına alınmasının davacıya madden ve manen zarar vereceği” için taahhüt verildiği hususunun haciz tutanağına da geçtiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı ... Malz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz etmektedir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: Zorlama altında keşide edildiği ceza mahkemesi kararı ile sabit olan bonodan dolayı borçsuzluk iddiasının (beyanın geçersizliğine ilişkin definin) sonraki hamillere karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği ve icra takibinin kesinleşmesinden sonraki tarihte yapılan ödeme taahhüdünün cebri icra baskısı altında yapılmış sayılıp sayılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için kambiyo taahhüdünün doğumu ve özellikle irade sakatlığı hâlleri ile bunun kimlere karşı ileri sürülebileceği noktalarının aydınlatılmasında ve cebri icra baskısı altında yapılan ödeme taahhütlerinin hukuki sonuçları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır (bonoların düzenlendiği 27.01.2004 günü yürürlükte bulunan 6762 s. TTK m.557, 6102 s. TTK m.645 ve Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2.b., Ankara 1997, s.975; Kınacıoğlu, N.: Kıymetli Evrak Hukuku, 5.b., Ankara 1999, s.247). Bononun keşidecisi bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir taahhütte bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Öztan, s.173; Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 15.b., İstanbul 2001, s.25). Türk hukuk öğretisinde kambiyo senetlerinin içerdiği hakkın doğumu konusundaki baskın görüş sözleşme teorisi ile açıklanmakta bu da güven ilkesi ile desteklenmektedir. Bu teoriye göre kambiyo senedinin düzenlenmesi ile içerdiği hak derhal vücut bulmaz, borcun doğumu için ayrıca senedin borç altına girmek kastıyla lehdara da verilmesi yani teslime ilişkin bir de ayni sözleşmenin mevcudiyeti gerekir (Bozer, A./Göle, C.: Kıymetli Evrak Hukuku, 7.b., Ankara 2017, s.21; Yılmaz, A.L.: Kambiyo Senetlerinde Def’iler, İstanbul 2007, s.51; Öztan, s.106; Kınacıoğlu, s.30 vd.). Bu sözleşmenin kurulması Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereği karşılıklı ve aynı yöndeki iradelerin açıklanması ile mümkündür. İradelerin açıklanması ve sakatlanması konusunda da aynı Kanunun hükümleri dikkate alınır. Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin tehdidi (korkutması) sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz (bonoların düzenlendiği 27.01.2004 günü yürürlükte bulunan 818 s. BK m.29; TBK m.37). EREN’e göre taraflardan birinin, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir irade beyanında bulunması ya da sözleşme yapması hâlinde korkutmadan söz edilir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22.b., Ankara 2017, s.419 vd.; aynı yönde Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C.I, 6.b., s.471 vd.; Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.b., İstanbul 2000, s.97 vd.). Korkutma fiili maddi bir vakıa niteliğindedir ve kanun koyucu, bu vakıanın senede bağlanmasının mümkün olmadığını öngörerek, ispat vasıtası olarak senet dışındaki delillere başvurulmasına cevaz vermiştir (davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK m.293/5; 6100 sayılı HMK m.203/ç). Bu düzenleme, özellikle yazılı sözleşmeler bakımından, senede karşı senetle ispat kuralının (HUMK m.290; HMK m.201) önemli istisnalarından birisini oluşturmaktadır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6.b., İstanbul 2001, s.2297; Postacıoğlu, İ.E.: Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, İstanbul 1952, s.208 vd.; Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, C.II, 15.b., s.). Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında kambiyo senetleri ile bunların düzenlenmesine temel teşkil eden asıl borç ilişkisinden soyut bir borç oluşturulduğu, senedi elinde bulunduran kişinin ayrıca alt ilişkiyi ispatlamak zorunda olmadığı; kambiyo senetlerinin de korkutma suretiyle elde edilebileceği ve korkutma vakıasının da tanıkla ispatlanabileceği sonuçlarına varılmaktadır. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davalarına etkisi 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53’üncü maddesinde (TBK m.74) düzenlenmiştir. Dava ve takip konusu bononun keşide tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53’üncü maddesine göre hukuk hâkimi, kusurun veya haksız fiil failinin ayırtım gücüne sahip olup olmadığının tespiti hususunda ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin kurallarıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinin bu yöne temas eden beraat kararıyla da bağlı değildir. Ceza mahkemesi kararı kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin konusunda da hukuk hâkimini bağlamaz. Görüldüğü gibi fiilin, ceza hukuku bakımından suç teşkil etmemesi fail bakımından, o fiilin özel hukuk anlamında haksız fiil sayılamayacağı ve sorumluluk doğurmayacağı biçiminde değerlendirilemez. Öğretide mahkûmiyet kararlarının da (kural olarak) hâkimi bağlamayacağı görüşü benimsenmiştir (Eren, s.852; Deshenaux, H./Tercier, P.: Sorumluluk Hukuku, çev. S. Özdemir, Ankara 1983, s.174-175; Kılıçoğlu, A.: Haksız Fiillerden Sorumlulukta Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk İlişkisi, AÜHFD, C.XXIX, S.3, s.200). Ne var ki bu bağlamazlık sınırsız değildir; özellikle maddi vakıayı belirleyen ceza mahkemesi kararlarının, sırf bu yönü ile hukuk hâkimince değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (HGK. 26.11.2014 gün ve 2013/4-1183 E., 2014/960 K.). Nitekim somut olayda dava konusu bonoların korkutma suretiyle düzenlenerek lehdar ...’a verildiği konusunda ceza kovuşturması yapılmış ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince adı geçen hakkında örgüt kurmak ve yönetmek eyleminden dolayı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve müşteki (dosyamız davacısı) ...’a yönelik silahla, örgüt faaliyeti çerçevesinde, birden fazla kişi ile gasp eyleminden dolayı 10 yıl hapis cezası ile mahkûmiyetine kararı verilmiş; bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.03.2013 gün ve 2012/4138 E., 2013/2224 K. sayılı kararı ile sanığın bu yöne ilişkin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle kesinleştirilmiştir. Bu bakımdan dava konusu bonoların keşidesine ilişkin davacı iradesinin gerçeği yansıtmadığı ve bonolar dolayısıyla davacı keşidecinin, davalı lehdar ...’a borçlu bulunmadığı vakıası sabit olmuştur. Bu aşamada bonoların geçersizliğinin ciro yolu ile devralan eldeki dosyanın diğer davalısı Mert Yapı Malzemeleri İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ne karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında da durulmalıdır. Bu hususun çözümlenebilmesi için iki ayrı değerlendirme yapılmalıdır. Bunlardan birincisi geçersizlik itirazının hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği, ikincisi ise davacı-keşidecinin icra takibi sırasında borcu ikrar ederek ödeme taahhüdünde bulunmasının borcu kabul (geçersizlik itirazından feragat) olarak kabul edilip edilmeyeceği noktalarıdır. Her şeyden önce 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Defiler” başlıklı 599’uncu maddesine göre bonodan (poliçeden) dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki hamil, bonoyu iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Somut olayda davalı hamil Mert Yapı Malzemeleri İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’nin bonoları iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğine dair bir iddia bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile adı geçenin iyi niyetli hamil olduğunda kuşku yoktur. Defilerin iyi niyetli hamile karşı ileri sürülebilmesi de tamamen engellenmiş değildir. Yılmaz’a göre kambiyo senetlerindeki defiler “hukuki görünüşe güven” ilkesi çerçevesinde herkese karşı ileri sürülebilen defiler ve iyi niyetli hamillere karşı ileri sürülemeyen defiler olarak ikiye ayrılmaktadır (Yılmaz, s.171 vd.). Herkese karşı ileri sürülebilen defiler ise: 1. Doğrudan defiler, 2. Senet metninden anlaşılan defiler ve 3. Senetteki beyanın hükümsüzlüğüne taalluk eden defiler olarak üç alt gruba ayrılmaktadır. Senetteki beyanın hükümsüzlüğüne taalluk eden defilerin ileri sürülmesi noktasında önem arz eden husus hükümsüzlüğün senette değil, senedin oluşturulmasına ilişkin keşideci iradesinde kendisini göstermektedir. İmzanın sahte olması veya korkutma suretiyle atılmış olması, temsil yetkisini haiz olmayan kimsenin kambiyo senedi düzenlemesi gibi hâllerde herkese karşı ileri sürülebilen, mutlak nitelikte bir hükümsüzlük defi mevcuttur (Yılmaz, s.196). İmzanın zorla (tehdit, korkutma suretiyle) atılmış olmasında keşidecinin bir kambiyo senedi düzenleyerek tedavüle çıkartma iradesinin bulunduğundan söz edilemez ve keşidecinin bu yöndeki beyanı –velev iyi niyetli olsa dahi– herkese karşı ileri sürülebilir (Yılmaz, s.209). Kural olarak borcun çekince (ihtirazi kayıt) ileri sürülmeksizin ödenmesi ya da ikrar edilmesi, borcun mevcudiyetinin kabulü anlamına gelir ve bundan sonra menfi tespite ilişkin iddia dinlenemez. Henüz icra takibinin kesinleşmediği dönemde, özellikle ihtiyati haczin infazı sırasında borçlunun (haciz ve muhafaza yapılmasını engellemek maksadıyla) borcu kabul ederek ödeme taahhüdünde bulunması, cebri icra baskısı altında yapıldığı gerekçesiyle gerçek anlamda bir borç ikrarı sayılmamaktadır (HGK. 16.03.2016 gün ve 2014/19-272 E., 2016/324 K.). Ancak borçluya takibe itiraz hakları kullandırılmış ve icra takibi kesinleşmişse artık borçlunun ikrarı veya ödeme taahhüdünün cebri icra baskısı altında verildiği kabul edilemez; böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliğinden söz edilemez. Somut olayda icra takibi kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılmış olup, bu takip türünde ödeme emrine itiraz usulü bulunmamaktadır. Borçlu (keşideci) ancak imzaya ya da borca yönelik itirazlarını ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesi nezdinde “şikâyet” yolu ile ileri sürebilmekte (İİK m.169-170) ve ayrıca tedbir kararı verilmedikçe (İİK m.22) bu şikâyet takibi durdurmamaktadır. Diğer bir ifade ile bu takip türünde, takibe yönelik şikâyete başvurulsa dahi takibin kesinleşmesi engellenememekte ve ödeme yapılmaması hâlinde alacaklı, borçluya ait para, mal ve haklar üzerine haciz konulmasını isteyebilmektedir. Nitekim dava konusu takip dosyasında da 10.11.2004 günü borçlu keşidecinin adresinde haciz yapılmıştır. Eldeki dava (haciz tarihinden önce) 25.03.2004 tarihinde açılmıştır. Yapılan açıklamalar ve gösterilen yasal düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde: Dava konusu bonoların davalılardan ...’ın suç sayılan bir fiille ve tehdit suretiyle elde ettiği, davacı-keşidecinin bono düzenleme iradesinin bulunmadığı ve buna ilişkin definin iyi niyetli sonraki hamiller de dâhil olmak üzere herkese karşı ileri sürülebileceği hususları sabittir. Önceden menfi tespit davası açan borçlunun, haciz sırasında borçlu olmadığına ilişkin iddialarını tutanağa geçirmek suretiyle ödeme taahhüdünde bulunması da bu taahhüdün, çekince (ihtirazi kayıt) ileri sürülerek ve cebri icra baskısı altında yapıldığı anlamına gelir. Diğer bir ifade ile somut olayın, yukarıda açıklanan özellikleri nedeniyle davacı keşidecinin ödeme taahhüdünde bulunması, borçlu olduğunun ikrarı olarak kabul edilemez. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin bonoların gasp suretiyle elde edildiği ve davacının cebri icra baskısı altında taahhüt verdiği hususunun haciz tutanağına da geçtiği gerekçesiyle verdiği direnme kararı yerindedir. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı ... Malz. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (3.073,95-TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3’üncü maddesi çerçevesinde uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440’ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.06.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2016/31122 E., 2018/3835 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar.
12. Hukuk Dairesi         2016/31122 E.  ,  2018/3835 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından borçlu aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibinde; takibin kesinleşmesinden sonra, borçlunun, zamanaşımı nedeniyle İİK'nun 71. ve 33-a. maddeleri uyarınca icranın geri bırakılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, üç yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunun ispatlanamadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 661/1. maddesi gereğince, poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan ve TTK'nun 690. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 662. maddesinde, zamanaşımını kesen sebepler; "dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi" şeklinde sınırlı olarak sayılmıştır. Yine, aynı Kanunun 663/2. maddesi gereğince, zamanaşımı kesilince, son işlem tarihinden itibaren, müddeti aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar. Ayrıca, alacaklının, takibin devamını sağlayıcı nitelikteki her icra takip işlemi ile de zamanaşımı kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar. Diğer taraftan, İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Somut olayda; alacaklı tarafından borçlu aleyhine 17/04/2007 tarihinde başlatılan ... İcra Müdürlüğü'nün 2007/1044 Esas sayılı (2014/ 9029 yeni Esas) dosyasının takipsiz bırakılması sonucu 21/12/2011 tarihinde işlemden kaldırıldığı, alacaklı vekilinin, 08/04/2014 tarihinde, Uyap’ta kayıtlı belgeler ve yenileme talebi dilekçesi ve ekinde sunduğu belgeler ile gölge dosya yapılarak takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, icra müdür yardımcısı tarafından düzenlenip imzalanan 10/04/2014 tarihli tensip tutanağında; “...müdürlüğümüzün 2007/1044 Esas sayılı icra dosyasına ilişkin dosya aslının tüm aramalara rağmen bulunamadığı, dosyada daha önce haciz işlemleri yapılmış olması sebebiyle de işbu dosyanın harçsız olarak yenilenmesine, mevcut belgeler ile yeniden gölge dosya oluşturulmasına...” karar verildiği, ... İcra Müdürlüğü'nün, icra mahkemesine gönderdiği 11.03.2016 tarihli cevabi yazıda, uyuşmazlık konusu olan 2007/1044 Esas sayılı dosyanın tüm aramalara rağmen bulunamadığının, yenilenen 2014/ 9029 yeni Esas sayılı takip dosyasının Uyap’ta mevcut belgeler ile oluşturulduğunun bildirildiği görülmektedir. Her ne kadar, alacaklı vekili tarafından, Uyap üzerinden gönderildiği iddia edilen 26/09/2013 tarihli yenileme talep dilekçesi, takip dosyasında bulunmakta ise de, bu dilekçenin icra müdürlüğünce havale tarihi 10/04/2014 olup, ihya edilen icra dosyasında ve Uyap kayıtlarında bonolar için öngörülen zamanaşımı süresi içinde alacaklı vekilince zamanaşımını kesen bir işlem yapıldığına dair bir kayda rastlanmadığı anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece borçlunun zamanaşımı şikayetinin kabulü ile İİK’nun 71/2 ve 33/a maddeleri gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2017/3500 E., 2017/7774 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar.
12. Hukuk Dairesi         2017/3500 E.  ,  2017/7774 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibe başlandığı, borçlunun 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi için 3. kişilere İİK'nun 89. maddesi kapsamında haciz ihbarnameleri gönderildiği, kendisine İİK'nun 89. md.sine göre, haciz ihbarnameleri gönderilen şikayetçi şirketin, daha önce tebliğ edilen birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine süresinde itiraz etmelerine rağmen üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilmesinin usulsüz olduğunu ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı şirketin 09.03.2016 tarihli dilekçesi ile ikinci haciz ihbarnamesine itiraz ettiği, haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesinde icra müdürlüğünün havalesi bulunmadığından ve UYAP sisteminde dilekçenin taranmamış olması nedeniyle hangi tarihte verildiğinin tespit edilemediği nedenle zorunlu olarak dilekçe tarihinin dosyaya ibraz tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği ve ikinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz edildiği belirtilerek davacı şirkete gönderilen 21/03/2016 tarihli üçüncü haciz ihbarnamesinin iptaline karar verilmiştir. İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz dilekçelerinin icra memuruna havale ettirilip icra tutanağına yazdırılmış olması gerekir. Çünkü itiraz tarihi, evrakın dosyaya sunulduğu tarih olmayıp dilekçenin icra tutanağına geçirildiği tarihtir (HGK. 13.5.2009 tarih ve 2009/12-185 E.- 2009/182 K). Her ne kadar şikayetçi 3. kişi şikayetinde, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz ettiğini ileri sürmüş ise de; icra dosyasının incelenmesinde şikayetçi 3. kişinin itiraz dilekçesi verdiğine ilişkin icra tutanağı kaydı olmadığı gibi, UYAP sistemine taranmış bir itiraz dilekçesine de rastlanmamıştır. Yine İcra müdürlüğünce mahkemeye gönderilen 26.04.2017 tarihli yazıda, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz dilekçelerinin hangi tarihte dosyaya girdiğinin tespit edilemediğinin bildirildiği görülmektedir. O halde mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlere dayalı olarak, şikayetin reddi gerekirken aksi gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

Şikayet başvurusu icra işlemini kendiliğinden durdurur mu?

A) Evet, şikayet süresi boyunca durur.
B) Evet, karar kesinleşinceye kadar durur.
C) Hayır, durdurmaz; ancak mahkeme talep üzerine veya re'sen yürütmeyi durdurma kararı verebilir.
D) Sadece satış işlemini durdurur.
E) Sadece haciz işlemini durdurur.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol