2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 280

İcra ve İflas Kanunu 280. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 280 – (Değişik: 18/2/1965-538/115 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/66 md.) Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. (Mülga ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/55 md.) Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir. Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. İptal davalarında yargılama usulü:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

100 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2021/27220 E., 2024/7989 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Şti.'ne devredilen taşınmaza ilişkin tasarrufun, İİK’nun 278, 279 ve 280 inci maddeleri gereğince dava konusu alacakları yönünden iptaline, dava konusu taşınmaz üzerinde, Gaziantep 13.
4. Hukuk Dairesi         2021/27220 E.  ,  2024/7989 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1588 E., 2021/1710 K. DAVA TARİHİ : 06.09.2016 HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü/ İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/694 E., 2020/15 K. Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Hatay İli, Belen İlçesi, Şenbük Mah. 107 Ada 17 parsel sayılı dava konusu taşınmazın gerçek değerinin çok altında bir değerle ve esasında bir para alışverişi dahi olmaksızın davalı şirketlerin devri gerçekleştirmiş olduklarını, davalılar arasındaki devrin muvazaalı olduğunu, iptale tabi olduğunu belirterek davalılardan borçlu Aksa Un Fabrikası Tarımsal Ürün Gıda Taşımacılık Tic. San. Ltd. Şti adına kayıtlı iken, alacaklıyı ızrar kastıyla ve muvazaalı olarak diğer davalı ... Gıda Lokanta Temizlik Bilgisayar İnşaat İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne devredilen taşınmaza ilişkin tasarrufun, İİK’nun 278, 279 ve 280 inci maddeleri gereğince dava konusu alacakları yönünden iptaline, dava konusu taşınmaz üzerinde, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğü’nün 2015/216890 Esas, 2016/5864 Esas, 2016/5928 Esas, Hatay İcra Müdürlüğü'nün 2016/3102 Esas ve Samandağ İcra Müdürlüğü'nün 2016/517 Esas sayılı takip dosyalarına konu alacaklarının tahsili yönünden cebri icra yolu ile haklarını alma yetkisi tanınmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... Gıda Lo. Tic. Ltd. Şti vekili cevap dilekçesinde; davalı müvekkili şirketin dava konusu taşınmazı bedelini banka aracılığıyla ve bazı banka ve kişilere olan borçlarını düşmek suretiyle satın aldığını, dava konusu taşınmaz ile birlikte daha bir çok malvarlığı alabilecek mali güce sahip bir çok sektörde lider bir şirket olduğunu, diğer davalı şirket yetkilileri hakkında devam eden ceza davası şikayetlerinin bulunduğunu, birlikte hareket etmesinin mümkün olmadığını, borçlunun aciz halinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2.Aksa Un Fabrikası Yetkilisi ... cevap dilekçesinde; dava konusu un fabrikasının kurtarmak için diğer davalı şirkete devredildiğini, fabrikanın satışı tutması için Mehmet Bulanık'ın göstermelik banka giriş çıkışı yaptığını, bir sözleşme yapıldığını, şirketin emanet olarak Adnan Öksüz'e verildiğini, Aksa Un fabrikası ve personellerinin Zeytin yaprağı şirketine geçtiğini, Mehmet Bulanık'ın söz verdiği gibi fabrikayı çalıştırmadığını, kendisinin kesinlikle kimseyi mağdur etmediğini, kimseye zarar vermediğini, bu dolandırıcılığın en büyük mağdurunun kendisi olduğunu, kendisinin dolandırıcılar hakkında şikayetçi olduğunu, Aksa Un fabrikasını geri istediğini beyan etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davalı Aksa Un Tic. Ltd. Şti. tarafından işletmenin tamamının devredilmesi İİK 280/3 maddesi gereğince iptale tabi olup, karinenin aksi davalılarca çürütülemediğinden davanın kabulü ile; davalı Aksa Un Fabrikası Tarımsal Ürün Gıda Taş. Ticaret San. Ltd. Şti. adına kayıtlı Hatay İli, Belen İlçesi, Şenbük Mahallesi, 107 ada 17 parsel sayılı taşınmazın 18.12.2015 tarih 3487 yevmiye nolu davalı ... Gıda Lokanta Temizlik Bilgisayar İnşaat İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne satış şeklindeki tasarrufun iptali ile Hatay İcra Müdürlüğü'nün 2016/3102 Esas, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2015/216890 E., 2016/5864 E., 2016/5928 E., Samandağ İcra Müd.nün 2016/517 E. sayılı takip dosyalarındaki alacak ve fer'ilerini karşılayacak miktarla sınırlı olmak üzere İİK'nun 283 üncü maddesi gereğince cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde; yapılan bilirkişi incelemesinden anlaşılacağı üzere piyasa fiyatı olan 3.839.181,27 TL'den daha yüksek bir bedelle dava konusu taşınmazın satın alındığını, satım bedelinin bir kısmı olan 770.000,00 TL'nin ilgili satıcıya Ziraat Bankası ile EFT olarak 21.12.2015'te, bir kısmının Elektrik TEDAŞ-Organize Sanayi Sitesine olan borçlar olarak yaklaşık 1.000.000,00 TL fatura karşılığında ve banka yoluyla; geri kalanının ise yine Garanti Bankasınca konmuş bulunan ipotek bedeli 4.500.000,00 TL'yi ödeyerek fabrika arazisini yasal ve meşru bir şekilde satın aldığını, kısa kararda ve dava dilekçesinde belirtilmeyen ve ıslah yoluyla da ileri sürülmeyen hususların belirtilmesinin gerekçeli karar ile kısa karar arasındaki tutarsızlığa yol açtığını, davacının davasını 10.000,00 TL'lik kısmi dava olarak açmasına rağmen ve ortada yasaya uygun bir ıslah bulunmaksızın davanın 1.175.042,00 TL üzerinden kabulünün yanlış olduğunu, ortada yasanın aradığı bir aciz belgesi bulunmaksızın ve bu eksiklik karar tarihine kadar tamamlanmaksızın karar verildiğini, diğer davalı ile birlikte hareket etmesinin mümkün olmayıp, aksine davacı ile diğer davalının birlikte hareket ettiğini, şirket kurucuları/sahipleri ile borçlu/davalı şirketin sahiplerinin ayrı ilçelerden, hiç bir zaman işbirliği yapmadığını ve ayrı sosyal bölgelerden olduğunu, davalı şirketin fabrikayı aldıktan sonra işlettiğinin elektrik ve su faturaları, buğday alımı, işçi Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödemeleri vb. ile anlaşıldığını, fabrikayı aldıktan sonra tüm işçileri değiştirdiğini ve yönetime uzun yıllardır bünyesinde çalışan Beyazıt Taşçıoğlu'nun getirildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılardan borçlu Aksa Un Fabrikası Tarımsal Ürün Gıda Taşımacılık Tic. San. Ltd. Şti. adına kayıtlı Hatay İli, Belen İlçesi, Şenbük Mah. 107 ada 17 parsel taşınmaz ve üzerinde kurulu un fabrikasının devredildiği, iş bu taşınmaz başında 08.12.2017 günü gerçekleştirilen keşifte taşınmazın üzerinde işletmeye hazır biçimde, tüm ekipmanları mevcut fabrikanın bulunduğu, bu haliyle ticari işletme niteliğinde olduğu, un ticareti işi ile iştigal eden davalı borçlunun ticari işletmesinin ve işyerindeki mevcut ticari emtianın mühim bir kısmına tekabül ettiğinin kabulü gerektiği, bu nedenle, artık dava konusu uyuşmazlıkta, 2004 İcra ve İflas Kanunu'nun 280/3 maddesi gereği, davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin, davaya konu tasarrufu gerçekleştirirken, borçlu Aksa Un... Ltd. Şti.'nin alacaklılarını ızrar kasdını bilmediğini ve borçlunun da ızrar kasdiyle hareket etmediğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu taşınmaz un fabrikası olup İİK'nun 280/son maddesi gereğince ticari işletmeyi devralan kişinin borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdıyla hareket ettiğinin kabul edildiği ve bu karinenin aksinin ispatlanamadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ... Gıda Lokanta Tem. Bilg. İnş. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2021/1852 E., 2023/9289 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
kişi şirketin yetkilisi Hümay ...'in babası olduğundan İİK'nun 280/1 maddesi gereğince davalı 3.
4. Hukuk Dairesi         2021/1852 E.  ,  2023/9289 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/2384 E., 2020/3814 K. HÜKÜM/KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi/ Davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/2 E., 2018/55 K. Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin davalı ... şirketinden İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2015/34016 esas ... kesinleşmiş icra dosyasından alacağının olduğunu, borcun ödenmediğini ve borçlunun haczi kabil malının bulunamadığını, ancak davalı borçluya ait Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada, 4 parselde kayıtlı arsa vasfındaki taşınmazın davalı borçlu tarafından 28.07.2015 tarihinde 44.000,00 TL bedel ile davalı ... A.Ş'ne devredildiğini, devir sırasında ... Şirketi adına diğer davalı ...'nın vekaleten işlem yaptığını ve akabinde de 16.10.2015 tarihinde bu taşınmazın ...'ya devredildiğini, Vakıflar Mahallesi, ... mevkii, 2332 parselde kayıtlı taşınmazın ise 28.07.2015 tarihinde davalı ... A.Ş'ne 101.000 TL bedel ile devredildiğini, daha sonra da dava dışı ... Boya Ltd.Şti'ne devredildiğini, bu devirlerin alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını belirterek 279 ada, 4 parseldeki taşınmaz yönünden tasarrufların iptaline, 2332 parsel yönünden ise taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki bedelinin ... şirketinden alacak ve ferileri ile sınırlı olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Plastik San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. cevap dilekçesinde; şirketin davacıdan mal kaçırmak veya davacıyı cezalandırma amaçlı işlem yapmadığını, icra dosyasını temlik alan davacının alacağını aldığını ve halen de tahsilatlar yaptığını, mükerer ödemeler yaparak şirketin ticari faaliyetlerini sekteye uğratmayı amaçladığını, tasarrufların mal kaçırma amacıyla yapılmadığını, tamamının borcun doğumundan önce yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ...; cevap dilekçesi vermemiştir. 3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; tasarrufun iptali davasının koşullarının gerçekleşmediğini, davalının iyiniyetli 3. kişi olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmazlardan 279 ada, 4 parselin satış bedeli ile gerçek rayiç değeri arasında fahiş fark bulunmadığı, 2332 parsel ... taşınmazın ise satış bedeli ile gerçek rayiç değeri arasında fahiş fark bulunduğu, bu son taşınmazın alacaklıdan mal kaçırmak amacı ile borçlu şirket tarafından davalı ... şirketine ve onun tarafından dava dışı başka bir şirkete satıldığı gerekçesiyle dava konusu Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada 4 parsel için açılan davanın reddine, dava konusu Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Vakıflar mahallesi, ... mevkii, 2332 parsel için açılan davanın kabulüne, tasarrufa konu taşınmazın davalı ... şirketi tarafından dava dışı ... Teks şirketine satış tarihindeki rayiç bedeli olan 357.600,00TL nin davacının İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2015/34016 esas ... dosyasındaki alacak ve ferilerini geçmemek kaydı ile davalı ... şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece hakkındaki dava reddedilen ...'nın aile şirketleri olan ve mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yapan davalı şirketleri devirler öncesi tanıdığını, taşınmazlardan birini son olarak kendi uhdesine geçirmek amacıyla vekaleten tapuda dava konusu 2 taşınmaz için işlem yaptığını, bu hususların mahkeme huzurunda ikrar edilmesine rağmen bu davalı hakkında açılan davanın usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davalılardan son olarak ...'nın devraldığı dava konusu Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada, 4 parselde kayıtlı arsa vasfındaki taşınmaz yönünden açılan davanın kabulü ile tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin dosyada aciz vesikası olup olmadığını tahkik etmeksizin, son kayıt malikini davaya dahil etmeksizin verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dosyaya sunduğu haciz zabıtlarının geçici aciz vesikası sayılamayacağını, tasarruf tarihinin borcun doğumundan önce olduğunu, ancak alacaklının, borcun kaynağını teşkil eden ticari ilişkinin tasarruf tarihinden önce olduğunu ileri sürdüğünü, bu durumda mahkemenin gerekirse defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi de yaptırarak varsa ilişkinin saptanması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 3. Davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin dosyada aciz vesikası olup olmadığını tahkik etmeksizin, son kayıt malikini davaya dahil etmeksizin verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dosyaya sunduğu haciz zabıtlarının geçici aciz vesikası sayılamayacağını, tasarruf tarihinin borcun doğumundan önce olduğunu, ancak alacaklının, borcun kaynağını teşkil eden ticari ilişkinin tasarruf tarihinden önce olduğunu ileri sürdüğünü, bu durumda mahkemenin gerekirse defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi de yaptırarak varsa ilişkinin saptanması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın esastan red edilmesi karşısında aciz belgesinin geçerli olmadığına ilişkin itirazların sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf talebinin HMK.nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı şirketlerin aile şirketi olup taşınmazları devreden ... yetkilisi ... ...'in, taşınmazları devralan ... Gayrimenkul ve Ticaret A.Ş. yetkilisi Hümay ...'in babası olduğu bu iki davalı şirket arasında fiili ve organik bağlantı bulunduğu ve devralan şirket yetkililerinin borçlunun amaç ve niyetini bilebilecek durumda kişiler oldukları, 2332 parsel ... taşınmazın satış bedeli ile gerçek rayiç değeri arasında fahiş fark bulunduğu gerekçesiyle davalı ... Gayrımenkul ve Ticaret A.Ş vekilinin istinaf talepleri yerinde bulunmadığından HMK.nun 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine, 279 ada, 4 parselde kayıtlı taşınmazın gerçek satış bedeli ile bilirkişi raporuyla belirlenen rayiç bedeli arasında misli fark bulunmadığı gibi davalının borçluların durumlarını bilebilecek kişilerden olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin HMK 353/1-b/1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 2. Davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 ... İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu taşınmazlardan Vakıflar Mahallesi, ... mevkii, 2332 parselde kayıtlı taşınmaz yönünden yapılan incelemede, taşınmazın tapuda gösterilen değeri ile bilirkişi raporuyla tespit edilen gerçek rayiç değeri arasında İİK'nun 278/2. maddesi gereğince mislini aşan fark olduğunun anlaşılmasına, taşınmazı devreden davalı borçlu şirketin yetkilisi ... ..., taşınmazın devredildiği davalı 3. kişi şirketin yetkilisi Hümay ...'in babası olduğundan İİK'nun 280/1 maddesi gereğince davalı 3. kişi şirketin davalı borçlu şirketin mali durumu ile alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşılmasına ve aksinin de ispatlanamamasına göre, usul ve kanuna uygun olup davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları üç grup altında ve İİK.nin 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK. m. 281). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nin 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K. 25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar ... ilamı ). İİK.nun 282. maddesi gereğince tasarrufun iptali davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. Buradaki üçüncü kişiden maksat, borçlu ile doğrudan işlem yapan değil, borçlu ile işlemde bulunan kişiden mal veya ... satın alan kişi olup uygulamada buna dördüncü kişi denilir. Borçlu ile işlemde bulunmayan dördüncü veya ondan sonraki kişiler hakkında dava açılıp açılmaması davacının isteğine bağlıdır ve bu kişiler yönünden iptal kararı verilebilmesi kötü niyetli olduklarının yani borçlunun alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduklarının kanıtlanmasına bağlıdır. Somut olayda; dava konusu taşınmazlardan Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada, 4 parselde kayıtlı arsa vasfındaki taşınmaz davalı borçlu ... Plastik San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. tarafından 28.07.2015 tarihinde davalı 3. kişi ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş.'ye, ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. tarafından da 16.10.2015 tarihinde davalı 4. kişi ...'ya devredilmiştir. İlk Derece Mahkemesince; sözü edilen bu dava konusu taşınmaz yönünden satış bedeli ile gerçek rayiç değeri arasında fahiş fark bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere iptal davalarında davacı tarafından İİK.nin 278, 279 ve 280. maddelerinden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre de iptal kararı verebilir. Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada, 4 parselde kayıtlı arsa vasfındaki taşınmaz yönünden her ne kadar İİK'nun 278/2 maddesi gereği satış bedeli ile gerçek rayiç değeri arasında mislini aşan bedel farkı yok ise de; yine İlk Derece Mahkemesince de belirlendiği üzere taşınmazı devreden davalı borçlu ... Plastik San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ... ..., taşınmazın devredildiği davalı 3. kişi ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. yetkilisi Hümay ...'in babası olup, Hümay ...'in borçlu ... şirketinin aynı zamanda sigortalı çalışanı olduğu, yine ... şirketinde sigortalı çalışan başka kimselerin de (Sonay Bağış ... ve ... ... vs.) ... şirketinde sigortalı çalışmaya devam ettikleri, bu iki davalı şirket arasında fiili ve organik bağlantı bulunduğu anlaşıldığından İİK'nun 280/1 maddesi kapsamında davalı 3. kişi şirket, davalı borçlu şirketin mali durumu ile alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek kişilerdendir. Yine taşınmazın davalı 3. kişi ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. Tarafından devredildiği davalı 4. kişi ... ise; dava konusu taşınmazlar davalı borçlu ... Plastik San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. Tarafından davalı 3. kişi ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş.'ye tapuda devredilirken davalı borçlu şirkete vekaleten hareket etmiş olup, vekili olarak hareket ettiği davalı borçlu şirketin ekonomik mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini İİK'nun 280/1 maddesi gereğince bilebilecek kişilerdendir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince dava konusu edilen Tekirdağ ili, Ergene ilçesi, Misinli mahallesi, 279 ada, 4 parselde kayıtlı arsa vasfındaki taşınmaz yönünden davanın kabulü ile, tasarrufun iptaline ve davacı alacaklıya icra takibine konu alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ... Gayrimenkul ve Tic. A.Ş.'ye yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/204 E., 2023/415 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Hukuk Genel Kurulu         2021/204 E.  ,  2023/415 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/121 E., 2020/346 K. DAVALILAR : 1-... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 21.03.2011 KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan 17) 4. Hukuk Dairesinin 02.07.2018 tarihli ve 2017/4029 Esas, 2018/6611 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın ön şart yokluğundan reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ...'ün alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazın 1/2 hissesini 13.10.2009 tarihinde davalı ...'e sattığını ileri sürerek davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesinini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; takip konusu alacağın muvazaalı olduğunu, aciz belgesi sunulmadığını, dava konusu taşınmazı üzerindeki ipotekle birlikte rayiç değerle ve iyiniyetle aldıklarını, dava dışı üçüncü kişiye ait 1/2 hissenin de müvekkilinin kardeşleri tarafından alınarak taşınmaz üzerine benzin istasyonu yaptıklarını ve fiilen kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı ... usulüne uygun yapılan tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 7. Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.06.2012 tarihli ve 2011/106 Esas, 2012/316 Karar sayılı kararı ile; davacının alacağının gerçek bir alacak olmadığı, bir an için alacağın gerçek bir alacak olduğu kabul edilse bile dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek bedeli arasında fahiş fark bulunmadığı, davalı üçüncü kişinin dava konusu taşınmazı alabilecek ekonomik güce sahip olduğu, taşınmaz üzerindeki petrol istasyonunun davalı üçüncü kişi ve kardeşleri tarafından işletildiği, davalı üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 tarihli ve 2014/9395 Esas, 2014/12981 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, İİK 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle Alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Somut olayda, mahkemece davacının alacağının gerçek olmadığı, bir an için gerçek bir alacak olduğu kabul edilse bile İİK 278/3-2 ve 280/1 maddesi gereğince iptal koşullarını bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Mahkeme; tanık beyanlarının elden verilen para ile ilgili yeterli yer, tarih ve sebep izah edemediklerinden inandırıcı bulunmadığını,davacının takip konusu borca ilişkin parayı petrol ofisine ortak olmak için verdiğini belirtmesine rağmen bu konuda ortaklık sözleşmesi gibi yazılı bir belge sunmadığı, dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis etmediği, bu durumun güven ilişkisi ile açıklanamayacağı, davacının basiretli tacir gibi davranmadığı, aciz belgesinin, borçlunun şirket hisselerini elden çıkarmasından sonra alındığı, borçlunun takibe, yüksek faiz oranına itiraz etmeden takibi kesinleştirdiğinden alacağın gerçek bir alacak olmadığı kanısına varıldığını açıklamış ise de takip konusu borcun 5.1.2009 tanzim tarihli Bonoya dayandığı, borçlu hakkındaki takibin yasal şekilde kesinleştiği, kati aciz belgesinin sunulduğu ve iptal edilmediği, davacının senet tanzim tarihi itibarıyla takip konusu borcu verebilecek ekonomik güce sahip olduğu (Dentaş İnş. Mad. Taah. Madencilik Hafr. San Ltd. Şti ortağı, maden ocağı sahibi, kendisine, ailesine ve şirketine ait malvarlığının bulunduğu) muvazaalı senet düzenlenmesi gerektirir durum bulunmadığı anlaşıldığından mahkemenin bu yoldaki olasılıklı gerekçesine katılma olanağı bulunmamaktadır. Mahkemenin bedel farkı bulunmadığı yönündeki kabulü de dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Dava konusu taşınmaz üzerindeki İş Bankası AŞ'nin 500.000 TL ipoteği ile birlikte tapuda 84.200 TL bedelle satılmıştır. İş Bankasının 26.3.2014 tarihli yazı cevabından dava konusu taşınmaz üzerindeki şirket ipotek borcunun 123.775,67 TL olup bunun da 14.10.2009 ve 16.10.2009 tarihinde davalı 3.kişinin kardeşi Muhsin Gümüş tarafından ödenerek ipoteğin fek edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda tapudaki satış bedeline ödenen ipotek bedeli eklendiğinde dava konusu taşınmazın davalıya satış bedelinin 207.975,67 TL olduğu bu bedelin de bilirkişi raporunda belirtilen 509 043,60 TL rayiç bedelin yarısından da daha aşağıda olduğu anlaşılmaktadır.Davalı 3.kişi vekili taşınmazı 520.000 TL bedelle aldıklarını savunmuş mahkemece tapu ve ipotek bedeli dışındaki ödemeler konusunda tanık beyanları ile davalı 3.kişinin ekonomik durumunun taşınmazı almaya yeterli olduğu gerekçesiyle satış bedelinin 520.000 TL olduğunu kabul etmiştir. Davalı 3.kişi tapu dışındaki ödemelerini ancak banka dekontu, çek, kredi gibi ödemelerle ispatlaması gerektiğinden bu yöndeki tanık beyanlarının yeterli olduğunun kabulü isabetli görülmemiştir. Mahkemece tapu dışı ödemeler konusunda davalı 3.kişiden banka havale makbuzu, çek... gibi resmi ödeme belgeleri istenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelmeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. İİK 280.madde gereğince de deliller yeterince değerlendirilmemiştir. Dava konusu taşınmaz tapuda arsa vasfı ile satılmış olmasına rağmen 6.6.2007 tarihli yapı ruhsatından taşınmaz üzerine benzinlik yapılmak üzere borçlu adına ruhsat düzenlediği, Hatay İdare Mahkemesinin 2008/980 Esas 2009/1595 Karar sayılı ilamından dava konusu taşınmaz üzerindeki akaryakıt ve LPG istasyonu yapı ruhsatının iptaline karar verildiği, Hatay 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/211 D.İş dosyasındaki 18.12.2007 tarihli bilirkişi raporundan dava konusu taşınmaz üzerine akaryakıt istasyonun yapılmakta olduğu ve inşaatının tedbiren durdurulmasına karar verildiği, davalı borçluya ait şirket ile Euroil ...Petrol San A.Ş arasında 10.9.2007 tarihli bayilik anlaşması dava konusu taşınmaz üzerine intifa hakkı (sonradan kalkmış) tesis edildiği, davalı 3.kişinin ortağı olduğu şirketin dava konusu taşınmazda 10.5.2010 tarihinde benzinlik açılışı yaptığı, fiilen benzinlik olarak kullandığı, 5.8.2010 tarihinde LPG Otogaz Bayilik lisansı aldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava konusu taşınmazın satış tarihindeki durumunun tespitine yönelik olarak tüm delillerin değerlendirilmesi dava konusu taşınmaz satış anında benzinlik halinde ise bu satışın İİK 280/3-son maddeler gereğince ticari işletme devri niteliğinde olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. 2.6.2009 tarihinde kurulan Pamuk Akaryakıt ve Akaryakıt Ürün. End. Ürün. San ve Tic. Ltd. Şti'nin ortakları arasında yer alan ... ..., şirket hisselerini 21.10.2009 tarihinde davalı 3.kişi ...'e devrederek ortaklıktan ayrılmıştır. ... ...'ün borçlunun oğlu olup olmadığı tespit edilerek davalı 3.kişi ...'ün borçlunun durumunu ve amacının bilebilecek kişilerden olup olmadığı (İİK 280/1 kapsamında) değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davalı 3.kişinin kötüniyetli olmadığının kabulü de doğru görülmemiştir. Kabule göre de; dava ya ön şart yokluğundan reddedilir ki bu durumda esasa girilmez, önşartlar varsa da esastan kabul veya reddine karar verilir. Davanın ön şart yokluğundan (alacağın gerçek olmadığı gerekçesiyle) reddi halinde AAÜT'nin 7 maddesine göre maktu, esastan reddedildiğinde (takip konusu alacak miktarı ile dava konusu tasarrufun tasarruf tarihindeki değerinde hangisi az ise az olan değer üzerinden) nispi vekalet ücreti takdir edilir. Somut olayda davanın olasılıklı olarak hem dava şartı yokluğundan hem de esastan reddi isabetli görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 10. Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.04.2017 tarihli ve 2015/863 Esas, 2017/272 Karar sayılı kararı ile; davanın olasılıklı olarak hem dava şartından hem de esastan reddedilmesinin usule uygun olmadığı, dava şartı noksanlığı varsa esasa girilmeden davanın ön şart yokluğundan reddedilmesi gerektiğinden usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilâmına usule ilişkin olarak uyulduğu, ön şart yönünden davacının ...'ten gerçekten alacaklı olup olmadığı hususunda yapılan inceleme ve değerlendirmede; davacının alacağının davalı ...'e karşı da ileri sürülebilecek gerçek bir alacak olmadığı, gelen belgelerden 2006 yılında emekli olduğu ve terzilik yaptığı belirlenen başkaca bir geliri de bulunmayan davacının 2009 yılında elden yüz binlerce TL nakit borç para verebilmesinin mümkün olmadığı, dosyaya sunulan uzman görüşünde de davanın ön şart yokluğunun reddi gerektiğinin belirtildiği, yine davalı ... vekilleri tarafından dosyaya sunulan Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin iş bu davada davalı borçlu ... tarafından diğer davalı ...'e satışı yapılan Güzelburç Köyü 5023 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 hisseye ilişkin açılan ve davacısı Widad Kamel adında bir Suriyeli olan tasarrufun iptali davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalı vekilleri tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay Kapatılan 17. Hukuk Dairesince “… dosya kapsamındaki maddi ve hukuki olgulardan davacının gerçek bir alacaklı borçlunun da gerçek borçlu olmadığının anlaşıldığından davanın önkoşul yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun olmayan gerekçeyle davanın kabulü isabetli görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulduğı, her iki dava borçlusunun ..., davalısının ..., davaya konu taşınmazın Güzelburç 5023 parsel ve davanın tasarrufun iptali olması yönüyle aynı, ayrıca her iki kararın alacağın gerçek olmaması açısından da benzer olduğu, emsal kararda alacaklının gerçek alacaklı borçlunun gerçek borçlu olmadığından davanın ön şart yokluğundan reddinin gerektiğine ilişkin yüksek mahkemece belirtilen ve tespit edilen hususların benzer ya da aynı şekilde işbu dosya içinde geçerli olacağı gerekçesiyle Yargıtay bozma kararına usule ilişkin olarak uyulmasına ve davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.07.2018 tarihli ve 2017/4029 Esas, 2018/6611 Karar sayılı kararı ile; "...Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Dairenin bozma kararında; Somut olayda, mahkemece davacının alacağının gerçek olmadığı, bir an için gerçek bir alacak olduğu kabul edilse bile İİK 278/3-2 ve 280/1 maddesi gereğince iptal koşullarını bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmediği, Mahkemece; tanık beyanlarının elden verilen para ile ilgili yeterli yer, tarih ve sebep izah edemediklerinden inandırıcı bulunmadığını, davacının takip konusu borca ilişkin parayı petrol ofisine ortak olmak için verdiğini belirtmesine rağmen bu konuda ortaklık sözleşmesi gibi yazılı bir belge sunmadığı, dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis etmediği, bu durumun güven ilişkisi ile açıklanamayacağı, davacının basiretli tacir gibi davranmadığı, aciz belgesinin, borçlunun şirket hisselerini elden çıkarmasından sonra alındığı, borçlunun takibe, yüksek faiz oranına itiraz etmeden takibi kesinleştirdiğinden alacağın gerçek bir alacak olmadığı kanısına varıldığını açıklanmış ise de takip konusu borcun 5.1.2009 tanzim tarihli Bonoya dayandığı, borçlu hakkındaki takibin yasal şekilde kesinleştiği, kati aciz belgesinin sunulduğu ve iptal edilmediği, davacının senet tanzim tarihi itibarıyla takip konusu borcu verebilecek ekonomik güce sahip olduğu, muvazaalı senet düzenlenmesi gerektirir durum bulunmadığı anlaşıldığı ve bozma ilamına karşı yine davalı ... vekili tarafından bu konuda talep edilen karar düzeltme isteminin de reddedilmesine karşın; bozma gerekleri yerine getirilmeyerek yine davacı alacaklının gerçek bir alacağının bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; uyulmasına karar verilen dairemizin 30/09/2014 tarihli bozma ilamında belirtilen diğer hususlar hakkında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir….” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 13. Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.09.2020 tarihli ve 2020/121 Esas, 2020/346 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar 18.04.2017 tarihli 2015/863 Esas, 2017/272 Karar sayılı kararda ''Yargıtay bozma ilâmına usulen uyulmasına'' denildikten sonra direnmeden bahsedilmemiş ise de; gerekçeli kararın üçüncü sayfasında ve hüküm fıkrası öncesindeki paragrafta açıklandığı üzere, mahkemece ilk kararda hem esas hem usul yönünden ret kararı verilmesinin doğru olmadığı ve bu şekilde hüküm kurulmasının usule aykırı olduğu gerekçesi kabul edildiğinden Yargıtay bozma ilâmına usule ilişkin olarak uyulmasına ifadesinin kullanıldığı, ancak gerekçeli karar ve hüküm fıkrasında açık bir şekilde belirtilen usul hatası dışında red kararında direnildiğinin açıklandığı, yani mahkemece Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilip bozma ilâmı yerine getirilmemiş olmayıp aksine Yargıtay bozma ilâmında uyulmasına karar verilen usuli işlem yönünden gereği yerine getirilerek hem esastan hem usulden ret kararı verilmesinin doğru olmadığı kabul edildiğinden ve usul öncelikli olduğundan davanın usul yönünden reddine karar verildiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine ve davanın ön şart yokluğundan reddine, bu aşamada davanın esasına girilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ilk derece mahkemesince Özel Dairenin 30.09.2014 tarihli ve 2014/9395 Esas, 2014/12981 Karar sayılı ilk bozma kararına uyulmasına mı yoksa kararda kısmen direnilmesine mi karar verildiği, buradan varılacak sonuca göre (bozma kararına uyulmasına karar verildiğinin kabulü hâlinde) ilk bozma kararında belirtilen hususlar hakkında inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Türk Hukuk Lûgatında, tasarruf kavramı; “Bir şeyden yararlanabilmek ve o şey üzerinde istenilen hukuki sonucu elde edebilmek yeterliliğidir” şeklinde açıklanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1066). 17. İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun, İİK) 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası; borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı dava olarak tanımlanabilir. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu nedenle iptal davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan nispi nitelikte bir davadır. 18. Kanun’da, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabî tasarruflar 278, 279 ve 280. maddelerde üç grup altında düzenlemiş ise de; bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmadığından hangi tasarrufların iptale tabî olduğu hususu tayini hâkimin takdirine bırakılmıştır. Borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz hâlinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. Bu özellikten ötürü dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279, 280 inci maddelerinden hangisine dayanılarak iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmemiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Daha açık bir anlatımla 278, 279 ve 280 inci maddelerde üç grup altında düzenlenen iptale tabî tasarrufların tayini bakımından, hâkimin, Kanun ile belirlenen bu ilkeler ile sınırlı olarak serbest takdir ve tahkik yetkisi bulunmaktadır. 19. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114 üncü maddesinde düzenlenen ve bütün davalar için geçerlilik taşıyan genel dava şartları yanında bir takım özel dava şartlarının varlığı da aranmaktadır. HMK'nın 114/2 nci maddesinde "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." denilmek suretiyle bazı münferit davalarda özel bir takım dava şartlarının öngörüldüğü kanuni düzenlemelerin varlığına da işaret edilmiştir. Açılan tasarrufun iptali davasında taraf oluşumu gerçekleşmişse, hâkim, öncelikle, dava koşullarının (şartları) varlığını kendiliğinden inceler. Çünkü, iptal davasının esasına girilebilmesi için dava koşullarının bulunması gerekir. İlk önce, mahkemeye ilişkin dava koşulları, sonra taraflara ilişkin dava koşulları, dava süresinde açılmışsa son olarak dava konusuna ilişkin dava koşulları ve iptal davasına özgü dava koşulları incelenir. Dava koşullarından birisi yoksa mahkemece davanın esasına girilmeden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilir. İptal davasına özgü dava şartları ise, davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış bir aciz belgesinin bulunmasıdır. Ne var ki, kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. 20. Eldeki davada mahkemece verilen ilk kararda alacağın gerçek olmadığı, alacağın gerçek olduğunun kabul edilmesi hâlinde dahi tasarrufun iptali için gereken diğer koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece mahkemenin her iki duruma dair olasılık içeren ret kararının tamamı karşılanmak ve tartışılmak suretiyle bozulmuş ve mahkemenin olasılıklı kabulü eleştirilerek, hem usul hem de esas bakımından aynı anda inceleme yapılamayacağı, mahkemenin bu yöndeki kabulünün de hatalı olduğu hususu açıkça vurgulanmış, bozma kararına karşı davalı ... vekilinin karar düzeltme istemi, Kanun'da sayılan sebeplere uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemece; bozma ilâmına usule ilişkin olarak uyulmasına ve davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın gerekçesinde ise bir davanın hem usulden hem esastan reddedilemeyeceği yönündeki bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtildikten sonra yeni ve kısa karar ile uyumlu olmayan, bozma kararında açıklanan husustan da farklı bir gerekçeye yer verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece; uyulmasına karar verilen bozma kararının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ve bozma kararı karar düzeltme yolundan geçerek kesinleşmiştir. Mahkemece bu kez ikinci kararda direnmeden bahsedilmemiş ise de uyma yönünde verilen kararın usul hükmüne ilişkin kısma yönelik olduğu, aslında ilk kararda direnme kararı oluşturulduğundan bozma kararının içeriğine uyulduğundan söz edilemeyeceği, uyma yönünde irade kullanılmadığından da ilk bozma kararının gereklerinin yerine getirilmesine gerek olmadığı, ilk kararın direnme niteliğinde olduğu belirtilerek bir başka çelişkili durum daha oluşturulmuş ve ikinci bozma kararına direnildiği yazılmak suretiyle davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmiştir. 21. Mevcut bu durum karşısında öncelikle hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı, usulüne uygun bir direnme kararında bulunması gereken nitelikler, Yargıtay Özel Dairelerin kabule göre açıklamalarıyla başlayan kısımların bozma kararı kapsamı içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu açıklamalar bakımından direnme ya da uyma kararı verilip verilemeyeceği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294 üncü maddesi uyarınca mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Hükmün tefhimi herhalde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur ve hükme ilişkin olarak açıklanan hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır. 23. Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. HMK'nın 297 nci maddesine göre de, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümler, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297 nci maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. 24. Yukarıda açıklanan bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır. Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2019/(16)8-614 Esas, 2023/282 Karar ve 25.10.2022 tarihli ve 2022/(13)3-700 Esas, 2022/1381 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 25. Öte yandan, direnme kararları yapıları gereği, kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay dairesinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi direnilen ve uyulan kısımları da kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir. 26. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkemece bozma kararından esinlenilerek yeni herhangi bir delil toplanmadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmeli; kararın gerekçesi, önceki karara göre genişletilebilirse de değiştirilmemelidir. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek ya da daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek bir karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez. 27. Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir. Mahkemece direnme kararı verildikten sonra ilk karardan farklı bir karar verilmesi mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de, verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması, direnmeye ilişkin hüküm fıkrasında, bozma kararına hangi yönden uyulmadığının tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması gerekir. Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.04.2023 tarihli ve 2021/(17)4-366 Esas, 2023/299 Karar ve 29.03.2023 tarihli ve 2022/1-862 Esas, 2023/283 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 28. Burada tartışılması gereken ve "usul hukuku" ile ilgili ortaya çıkan bir diğer sorun bozma kararının taraflara tebliği ile duruşmada mahkemece “bozma ilamına uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığıdır. 29. Bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usuli kazanılmış hak denilir. Örneğin; mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar. Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usuli müktesep hak müessesesi; usul kanununun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeniyle de ilgilidir. 30. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir. Çünkü bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozma kararına uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır. 31. Uyuşmazlığın çözümü için son olarak mahkemece Özel Dairenin “kabule göre” ibaresiyle başlayan açıklamalara yönelik olarak Hukuk Genel Kurulunca bir inceleme yapılıp yapılmayacağı üzerinde durulmalıdır. 32. Bozma kararlarında “kabule göre de” veya “kaldı ki” gibi söz dizinleriyle başlayan, bozma sebebine göre inceleme sırası gelmemekle birlikte sadece mahkemenin hükmündeki hatanın varlığına işaret eden, hükmü o yönden eleştiren, mahkemenin aynı hataya düşmemesi için ona bir tavsiye ve yol gösterme amacına yönelik bulunan ifade ve açıklamalar usul hukuku anlamında “bozma” niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, mahkemelerin bozma kararında yer alan bu tür ifade ve açıklamalara ilişkin direnme ya da uyma kararı veremeyecekleri belirgindir. Usuli anlamda bozma niteliği taşımayan bu hususlara karşı direnilmesi mümkün olmadığından, buna ilişkin kararın Hukuk Genel Kurulunca da incelenmesi olanaklı değildir. Yargıtayın kararlılık kazanmış uygulaması da bu yöndedir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 tarihli ve 2011/17-50 Esas, 2011/231 Karar; 28.09.2011 tarihli ve 2011/14-487 Esas, 2011/559 Karar; 14.06.2013 tarihli ve 2012/5-1926 Esas, 2013/842 Karar ve 08.11.2017 tarihli ve 2014/(7)22-2474 Esas, 2017/1307 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 33. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Özel Dairenin ilk bozma kararından sonra yukarıdaki ilkelere aykırı olarak usule ilişkin bozma ilâmına uyulmasına ve davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bozma kararına hangi yönden uyulmadığı tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınmadığı gibi gerekçesinde ise Özel Dairenin kabule göre ifadeleriyle başlayan açıklamanın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek bu kısma uyulduğu yazılmış, ancak alacağın gerçek olmadığı bu durumun emsal bir başka karardan da anlaşıldığı yönünde bir başka gerekçeye yer verilmiş, sonuçta müphem ibare ve yaklaşımla usulüne uygun kısa karar kurulmadığı gibi, kısa karar ve gerekçeli karar arasında fark ve çelişki oluşturulmuş, uyma kararı verilmekle bir taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturulduğu, şüphe ile çelişki yaratacak ve soyut biçimde üstelik yeni bir gerekçe ve olguya dayanılarak da direnme kararı verilemeyeceği gözetilmemiştir. Mahkemenin müphem kararı ve çelişkili gerekçesi bir yana Özel Dairenin kararında tavsiye ve yol gösterme amacını taşıyan açıklamalar bozma kapsamı dışında kaldığından bu açıklamalara yönelik olarak bir uyma ya da direnme kararı verilemeyeceği kuşkusuzdur. Bu nedenle gerekçede "bu ibareler uygun olduğundan uyma kararı verildiği" yönünde yapılan bu belirtme de sonuca etkili değildir. 34. Bu durumda mahkemece; davacının borçludaki alacağının gerçek olduğu hususunun kesinleştiği nazara alınarak; İİK'nın 278, 279 ve 280 inci maddeleri uyarınca iptal koşullarının bulunup bulunmadığı resen araştırılıp değerlendirilmeli, bu kapsamda ilk bozma kararında hususlar hakkında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. 35. Hâl böyle olunca; direnme kararı yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/21251 E., 2023/14149 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
4. Hukuk Dairesi         2021/21251 E.  ,  2023/14149 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1448 E., 2021/549 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın reddine /Yeni hüküm kurulmasına İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/301 E., 2018/158 K. Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, düzeltilerek yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın dava dışı İnci Tekstil Örme A.Ş.'ye kredi kullandırdığını, davalı ...'in dava dışı şirketin ortağı ve yetkilisi olup kredi sözleşmesinin kefili olduğunu, müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla davalı borçlunun maliki olduğu İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, ......., Köyü, 153 parseldeki 50/100 hisseyi 27.08.2012 tarihinde diğer davalı şirkete devrettiğini belirterek tasarrufun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın müvekkili tarafından satın alındığını, TEB ve Garanti Bankası marifetiyle ödemelerin gerçekleştirildiğini, bir müddet davalı borçlunun taşınmazda kiracı olarak kaldığını, davalının taşınmazı tahliye etmesinden sonra taşınmazda tespit yaptırdıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Diğer davalı usulüne uygun meşruhatlı davetiyeye rağmen davaya cevap vermediği anlaşılmıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 27.02.2018 gün, 2017/301 E. - 2018/158 K. sayılı ilamı ile; davalı şirketin taşınmazı, bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, satın aldıktan sonra taşınmazda esaslı tadilat gerçekleştirdiğini, davacının, davalı şirketin borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bildiği konusunda ispat vasıtası getiremediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu taşınmazın devir tarihi itibarıyla bilirkişi raporuyla saptanan değerine göre taşınmaz için yapıldığı ileri sürülen ödemeler toplamı dikkate alındığında davanın sabit ... geldiğini, tekstil piyasasında tanınırlığı olan yaşamı ve şirketleri göz önünde bulunan davalı ...'nin, davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin faaliyet gösterdiği tekstil ürünleri alanında oda ve birliklerde ya yönetici ya da üye olduğunu, devir günü resmi senette kararlaştırılan 3.150.000,00 TL'nin tamamının alındığının kabul edilerek imzaların atılmasına rağmen bu devir bedelinin yalnızca 1.472.088,00 TL'sinin devir günü ödendiğini, kalan bedelin ne suretle ödeneceğine ilişkin taraflar arası düzenlenmiş hiçbir belgenin dosyaya sunulmadığını, 29.01.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre 2.700.000,00 TL değerindeki taşınmazın davalıların ileri sürdükleri ödeme belgelerine göre 3.141.920,24 TL'ye devredildiğini, devir tarihi itibarıyla 1.472.088,00 TL ödenmesine rağmen kalan 1.669.832,24 TL'nin ne şekilde ödeneceğine dair teminat, sözleşmede yapılmış ödeme taahhüttü teminat çeki veya senedi gibi hiçbir belge alınmadığını, bu derece ilişkinin ancak güvene dayalı olarak, güven içinde olanlar arasında yapılabileceğini; bu durumda davanın niteliği gereği taşınmazın satılışına ilişkin devir gerçek olması halinde tarafların birbirini tanımaları ve dolayısıyla borçlunun aczinden haberdar olan devralanın borçlunun mal kaçırmasına hizmet amacıyla bu devir işlemini yaptığını, tasarrufun iptali davalarında bedelde muvazaanın yalnızca devredilen şeyin bedelinin düşük gösterilmesi suretiyle değil, devre konu şey için olağandan fazla ödeme yapılmasınını da iddia sebepleri arasında sayıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilmesine, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında herhangi bir sözleşmeye dayanmaksızın ve teminat altına alınmaksızın, oldukça yüksek bedeli olan dava konusu taşınmazın resmi senette yer alan satış bedelinin, bir kısmının resmi akitten önce bir kısmının resmi akitten (taşınmazın tapuda devredilmesinden) sonra ödenmesi, bir kısım ödemenin ise ödeme dekontlarında taşınmaz satışı karşılığı olduğuna dair kayıt bulunmayan çeklerle yapılması, taşınmaz satışları yönünden olağan ödeme yöntemi olmadığı gibi taraflar arasında sıradan bir taşınmaz satış ilişkisinde sık rastlanmayan güven ilişkisinin varlığını gerektirdiği, böylece dava konusu taşınmazı, güven ilişkisinin varlığını gerektirecek biçimde davalı borçludan devralan davalı üçüncü kişinin, davalı borçlunun aciz halini ve dava konusu tasarrufu da alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığını bildiğini kabul etmek gerektiği, devir tarihindeki rayiç değeri bilirkişi raporuna göre 2.700.000,00 TL (davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilinin cevap dilekçesine göre 1.095.885,97 TL) olan taşınmaz için davalı üçüncü kişinin ödediğini ileri sürdüğü (ödendiği belirtilen ipotek bedelleri ile birlikte) 3.150.000,00 TL dikkate alındığında, dikey olarak bedeller arasında onasızlık bulunduğunun da sabit olduğu, gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu, söz konusu gayrımenkulü emlakçı vasıtası ile satın alındığını, tekstil sektöründe oda başkanlığının yapılması, sektördeki herkesin tanınacağı anlamına gelmeyeceği, diğer davalı borçlu ile aralarında herhangi bir ilişki bulunmadığını, satın aldıktan sonra ciddi tadilatlar yapıldığını, mal kaçırma gayesinin olmadığını, gayrımenkulün bedelinin ödenerek satın alındığını, ön ödeme yapılması ve satış tarihinde de bir kısım ödeme yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin doğru olmadığını, satış öncesinde ipoteklerin kalkıp kalkmayacağının teyit edilmesinin bile mal kaçırma kasdının olmadığını göstereceğini, ipoteklerde ödemelere istinaden fek edildiğini dikey orantısızlığın da bulunmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; mal kaçırma kasdının bulunmadığını, taşınmazın satışı ile bir kısım ipotek borçlarının kapatıldığını, diğer davalı ile arada herhangi bir ilişkinin bulunmadığını, çek ile ödeme ticari şirketler arasında uygulanan bir ödeme aracı olduğunu, gayrımenkul kaydında yer alan ipoteğin de diğer davalı tarafından ödenip fek edildiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278 inci maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir.Satılan taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa,alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığı kabul edilir. Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279 uncu maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince, satış bedelinin bir kısmının satıştan önce bir kısmının da satıştan sonra ödenmesinin, bir kısım ödemelerin de çeklerle yapılmış olmasının sıradan bir taşınmaz satışında sık rastlanılan bir durum olmadığını, davalılar arasında güven ilişkisinin bulunduğunu gösterdiği, İİK 280/1 gereğince de davalı borçlunun durumunun bilindiği gerekçesi ile yeni hüküm kurularak davanın kabulüne hükmedilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına uygun görülmemiştir. Şöyle ki, somut olayda; davacı vekili, 28.02.2011 tarihli kredi genel sözleşmesine istinaden 28.02.2011 tanzim, 01.02.2013 vade tarihli 5.343.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak davalı borçlu ... aleyhine İstanbul 5. İcra Müdürlüğü'nün 2013/2911 sayılı dosya ile takip yapıldığı, takibin kesinleştiği, davalı borçlunun bilinen adresinde yapılan 13.04.2017 tarihli haciz tutanağının İİK 105 inci madde kapsamında geçici aciz vesikası hükmünde olduğu, davalı borçlunun adına kayıtlı İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Şenlik Mahallesi, 292 ada, 153 parselde B Blok 1 numaralı çatı piyesli dubleks mesken vasfındaki taşınmazı 27.08.2012 gün, 3.150.000 TL bedel ile kaydında yer alan ipoteklerle beraber davalı şirkete devredildiğinin tespit edildiğini, devir işleminin mal kaçırma gayesi ile yapıldığını beyan ederek iş bu davayı açmıştır. Dosya kapsamında İİK 278 hükmü incelendiğinde, dava konusu gayrımenkulün bilirkişi raporu ile belirlendiği üzere tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 2.700.000,00 TL olduğu, tapudaki değerinin ise 3.150.000 TL olarak gösterildiği, hatta gayrımenkul kaydında yüklüce ipoteklerin bulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar bölge adliye mahkemesince dikey olarak bedeller arasında bedel farkı olduğu belirtilmişse de; İİK’nun 278/3-2 maddesinde “ Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemeyeceği” belirtilmiş olmasına, tasarruf tarihinin 27.08.2012 tarihinde yapılıp, dava dosyasının dayanağı olan icra dosyasından davalı borçlunun bilinen adresine yapılan ve mahkemece İİK 105 kapsamında geçici aciz vesikası olarak kabul edilen 13.04.2017 tarihli haciz tutanağının kanunun aradığı 2 yıllık süreden çok sonra düzenlendiğinin anlaşılmış olmasına göre, bu madde kapsamında iptale karar verilemeyeceği açıktır. Kaldı ki, satış bedeline karşılık olarak resmi senedin düzenlenmesinden önce 15.08.2012 tarihinde davalı borçlu ...'nin hesabına 700.000,00 USD (1.256.220,00 TL), 27.08.2012 tarihinde 120.000,00 USD (215.868,00 TL), 28/09/2012 günü 50.000,00 TL resmi senedin düzenlenmesinden sonra ise 28.09.2012 günü 189.728,41 TL, 29.08.2012 günü 466.666,00 Euro (1.006.963,83 TL) 31.08.2012 günü 200.000,00 Usd (363.140,00 TL), 02.10.2012 tarihinde ise 60.000,00 TL ödendi, dava konusu tasarruf haricinde davalılar arasında başkaca bir ticari ilişki olduğunun da davacı tarafından da ispat edilememesine göre yapılan ödemelerin dava konusu tasarruf bedeline ilişkin olduğunun kabul edilebileceği, ayrıca, gayrımenkul kaydında yer ala ipoteklerin kaldırılması için yapılan ödemeler ile yukarıda bahsi geçen ödemeler arasında da uyum bulunduğunun anlaışmasına göre dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile gerçek değeri arasında dikey oransızlık olduğunun kabulü de doğru görülmemiştir. İİK madde 280/1 hükmü gereğince yapılan inceleme neticesinde de; dava dışı asıl borçlu İnci Tekstil Öre A.Ş.'nin veya davalı borçlu ... ile davalı ... İşletm. San. Tic. A.Ş.'nin İstanbul gibi metropol bir şehirde, sadece aynı sektörde olmaları iptal nedeni olarak kabul edilemez. Davalı borçlu ile davalı şirket arasında herhangi bir ticari ilişki, ortaklık ya da organik bağ olduğu, davalı ... Tanrıveri'nin davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu da davacı tarafından somut deliller ile ispat edilememiştir. İİK.nun 279 uncu maddesinde de iptal nedenleri de iş bu davada yer almamaktadır, dava konusu gayrımenkul İİK 280/3 maddesinde belirtilen ticari işletme niteliğindeki yerin devri de değildir. O halde İİK 277 ve devamı maddelerine göre iptal nedeni bulunmayan dava konusu tasarruf yönünden mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bölge adliye mahkemesince hükmün yeniden kurularak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... İşletmeleri Sanayi ve Tic. A.Ş. vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, kararın BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılara iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2014/6298 E., 2015/14743 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var......Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
i icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
17. Hukuk Dairesi         2014/6298 E.  ,  2015/14743 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :......Asliye Hukuk Mahkemesi BİRLEŞTİRİLEN DAVA MAHKEMESİ :....Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Esas ve birleştirilen davanın davacısı vekili, davalı borçlu .....'nun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 23.7.2007 tarihinde davalı .....'ya, onun da 24.8.2007 tarihinde davalı .....'a sattığını, taşınmazın halen borçlu tarafından kullanıldığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı borçlu ..... vekili, müvekkili hakkındaki icra takibinin kesinleşmediğini, aciz belgesi sunulmadığını, dava konusu taşınmazın müvekkilinin hastalığı ve vergi borçları nedeniyle davalı komşusu ...'a 40.000 Dolara satıldığını, bir yıl kirasız olarak oturma konusunda .... ile anlaştıklarını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı .... vekili, aciz belgesi sunulmadığını, borçlu ile müvekkilinin komşu olduklarını, borçlu verem hastası olup çalışamadığı için dava konusu taşınmazı müvekkiline 40.000 Dolara sattığını,bir yıl kirasız oturması konusunda borçlu ile anlaştıklarını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı.... vekili, aciz belgesi sunulmadığını, müvekkilinin iyiniyetli 4.kişi olarak taşınmazı 52.000 TL bedelle aldığını, Yunus ile müvekkilinin yazlık komşusu olduğunu,borçlu hasta olduğu için ve ..... kirasız oturma konusunda borçlu ile anlaştığından müvekkilinin de bir yıl kirasız oturma taahhüde uyduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece iddia, savunma toplanan delillere göre; davalı borçlunun dava konusu taşınmazı hastalığı nedeniyle ve işyerini kapatması nedeniyle geçimini temin ve vergi borçları nedeniyle sattığı, davacıdan mal kaçırma kastıyla hareket ettiğinin sabit olmadığı, muvazaa iddiasının sabit olmadığı gerekçesiyle esas ve birleştirilen davanın reddini karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava İİK'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması,borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir. İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir. Dava koşulları yönünden dosya incelendiğinde, davacının alacağının Kartal 1.İcra Müdürlüğünün 2006/923 sayılı takip dosyası yönünden 16.3.2005-2.10.2005 tarihleri arasındaki cari hesap alacağından doğduğu, alacağın gerçek olduğu, 22.8.2007,7.12.2007 tarihli haciz tutanaklarının İİK'nun 105 maddesi kapsamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu, iptali istenen tasarrufların takip konusu alacaklardan sonra 23.7.2007 ve 24.8.2007 tarihlerinde yapıldığı, davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece dava ön koşulları yönünden Kadıköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2006/257 Esas 2007/466 Karar sayılı itirazın iptaline ilişkin hükmün kesinleşip kesinleşmediği sorularak kesinleşmemiş ise kesinleşmesi beklenerek, kesinleşmiş ise dava koşulları gerçekleşmiş olacağından dava konusu 23.7.2007 tarihli tasarrufun borçlu ile davalı Yunus'un kayınpeder-damat (borçlunun kızı Ziyneti davalı Yunus'un eşidir) olması nedeniyle İİK'nun 278/3-1 ,280/1 madde gereğince, dava konusu 24.8.2007 tarihli tasarrufun ise davalı Erkan vekilinin savunmasından davalı Erkan'ın borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğu, dava konusu taşınmazın satışına rağmen halen borçlu tarafından bedelsiz olarak kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun olmaması nedeniyle İİK'nun 280/1 maddesi gereğince davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak iptaline karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun olmayan gerekçeyle esas ve birleştirilen davanın reddi isabetli görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 22.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Fabrika sahibi Mert, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelince 15.02.2023 tarihinde, fabrikasındaki en değerli makineleri piyasa değerinin çok altında bir bedelle kardeşi Burak’a devretmiş ve işletmesini görünürde küçültmüştür. Alacaklı banka, Mert aleyhine 10.10.2023 tarihinde başlattığı takibin sonuçsuz kalması üzerine bu devir işleminin iptali için dava açmıştır. İcra ve İflas Kanunu’ndaki "Zarar Verme Kastından Doğan Tasarrufların İptali" hükümleri uyarınca bu olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) İşlem 28 Mart 2023 tarihinden önce yapıldığı için mahkemece incelenemez.
B) Burak borçlunun kardeşi (3. dereceye kadar kan hısımı) olduğu için, Mert'in mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği kanunen farz edilir.
C) Bu davanın açılabilmesi için Mert'in mutlaka iflasına karar verilmiş olması şarttır.
D) Zarar verme kastıyla yapılan işlemlerde hak düşürücü süre işlemin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıldır.
E) Burak makineleri iyiniyetle aldığını ispatlasa dahi, Mert'in kardeşi olduğu için mahkeme savunmasını hiçbir şekilde dikkate almaz.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol