İcra ve İflas Kanunu 287. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15 md.)
Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.
Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.
Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/14 md.) Üç komiser görevlendirilmesi durumunda komiserlerden biri, mahkemenin bulunduğu ilde faaliyet göstermek şartıyla Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler arasından seçilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır.
Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.
291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.
Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.
Geçici mühletin sonuçları, ilânı ve bildirimi:[88]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/1045 E., 2024/139 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
t mahkemesi 286 ncı maddede sayılan belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu belirlediği takdirde borçluya derhâl geçici üç aylık mühleti verir ve bir veya işin kapsamına göre üç kişiden oluşan komiser veya komiserler kurulu oluşturulur (2004 sayılı Kanun md.
Hukuk Genel Kurulu 2023/1045 E. , 2024/139 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/1409 E., 2023/442 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve
2022/3601 Esas, 2022/4819 Karar sayılı BOZMA kararı
Konkordato isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince talep eden Er-Ne Çocuk Giyim ve Araç Gereçleri Konfeksiyon Tekstil Itriyat Paz. San. ve Tic. A.Ş.nin konkordato tasdik talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Garanti Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve QNB Finans Faktöring A.Ş. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda alacaklı QNB Finans Faktöring A.Ş. vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin reddine, diğer alacaklılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Sürat Kargo Lojistik A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. ve Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Konkordato talep edenler vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin çocuk ve bebek mağazası konusunda faaliyet gösterdiğini, sattığı malların döviz cinsinden ve yurt dışından ithal edildiğini, 2018 yılında dövizin aşırı değerlenmesinin ve faiz artışlarının sektörde daralmaya neden olduğunu, şirketin gelir gider ve nakit akışı dengesinin bozulduğunu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle ödemelerde güçlük çektiğini, AVM kiralarının yüksek olması nedeniyle şubelerin zarar ettiğini, müvekkili ...’in ise şirketin sahibi olduğunu, şirket için şahsi kefalet verdiğini, sunulan konkordato projesi kapsamında borçların ödenebileceğini ileri sürerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 285 ve devamı maddeleri gereğince teklif edilen konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.05.2021 tarihli ve 2019/91 Esas, 2021/562 Karar sayılı kararı ile;
Talep eden ... yönünden, teklif edilen konkordatonun tasdik şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle konkordato talebinin reddine,
Er-Ne Çocuk Giyim ve Araç Gerekçeleri Konfeksiyon Tekstil Itriyuat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden, talep eden şirketin 2021 ile 2027 yılları arasında 5.000.000,00 TL’den başlayarak artan grafikle en sonunda 13.000.000,00 TL satış rakamlarını hedeflediği, şirketin konkordatodan önceki dönemlerde 2021-2022-2023 yıllarında hedeflenen satış rakamlarına ulaşabildiğinin görüldüğü, talep eden şirket her ne kadar 2016-2017 yıllarındaki satış rakamlarına rağmen 2016 yılında zarar 2017 yılında ise düşük bir kâr elde etmiş ise de bunun nedenlerinin 2016 yılında davacının Nilüfer mağazasının kuruluşunda yapılan yatırım tutarının yüksekliği ve faaliyette olan AVM mağazalarının yüksek giderleri olduğu, 2018 yılında da AVM kiralarındaki dövizden kaynaklı artışların etken olduğu, konkordatoya girilen süreçten sonra şirketin AVM’de bulunan mağazasının kapatıldığı ve kira maliyetinden kurtulduğu, yine Nilüfer mağazasının da kapatılarak bu şekilde maliyetlerin en aşağı seviyeye çekildiği, şirketin çocuk giyimi ve konfeksiyon dışında mühlet içerisinde mobilya satışına da ağırlık verdiği, mobilya satışının kâr marjı %30-35 civarında olup henüz mal teslim edilmeden müşteriden peşin alınan belirli bir kısmın şirketin finansmanına olumlu yönde etki ettiği, bu nedenle şirketin 2021-2027 yılları arasındaki satış rakamları ve kârlılık tablolarında gösterilen tutarlara ulaşabileceği, şirketin konkordato dönemi içerisinde pandemi nedeniyle tedbir ve yasaklardan dolayı satış rakamlarının etkilendiği, komiserden bu hususla ilgili aylar itibariyle ayrıntılı gösteren tabloları raporunda yer vermesinin istendiği, bu tablodan da anlaşılacağı üzere tam kapanmanın veya hafta sonu kapanmalarının olduğu dönemlerde satış rakamlarının etkilendiği, ancak kapanmanın olmadığı dönemlerde ise satış rakamlarının önemli ölçüde arttığının görüldüğü, kapanmanın olmadığı süreçlerdeki satış tutarları dikkate alındığında şirketin 2021-2027 arası dönemde hedeflenen kârlılık ve satış rakamlarına ulaşabileceğinin kabul edildiği, konkordato projesinin 2004 sayılı Kanun’un 305 inci maddesindeki diğer tasdik şartlarını sağladığı gerekçesiyle talep eden şirketin konkordato projesinin tasdik talebinin kabulü ile konkordatoya tabi olan ve faiz içermeyen asıl alacağa ilişkin borcun ilk taksiti, tasdik kararından itibaren sekiz ay sonra başlamak üzere ilk yıl borcun %5'lik, borcun ikinci yıl %10'luk, üçüncü yıl %15'lik, dördüncü yıl %20'lik, beşinci yıl %25'lik ve altıncı yıl %25'lik kısmının alacaklılara garameten ödenmesine karar verilmiştir.
III. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Garanti Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve QNB Finans Faktöring A.Ş. vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 28.04.2022 tarihli ve 2022/561 Esas, 2022/622 Karar sayılı kararı ile;
1. Alacaklı QNB Finans Faktöring A.Ş. yönünden, süresinde istinaf talebinde bulunulmadığı gerekçesiyle istinaf başvuru dilekçesinin reddine,
2. Alacaklı Veta Dış Ticaret A.Ş. yönünden, alacaklı vekilinin süre tutum dilekçesi verdiği ancak gerekçeli istinaf dilekçesinin sunulmadığı, istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle yapılacağı, kararda kamu düzenine aykırı durum da bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine,
3. Diğer alacaklılar yönünden ise, İlk Derece Mahkemesince verilen tasdik kararında esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle alacaklıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Sürat Kargo Lojistik A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. ve Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2022/3601 Esas, 2022/4819 Karar sayılı kararı ile,
"....Dava, İİK’nın 285. vd. maddeleri uyarınca geçici ve kesin mühlet kararları verilmesi ve konkordato projesinin tasdiki istemine ilişkindir.
Konkordato, borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için başvurabileceği kendine özgü bir cebri icra kurumudur. Konkordatoda amaç, elinde olmayan nedenlerle işleri iyi gitmeyen, mali durumu bozulmuş olan ve borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen dürüst borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklıların, borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır. Konkordato ile alacaklılar, alacaklarının bir kısmından vazgeçerler ve/veya borçluya, ödeme konusunda belirli bir vade tanırlar. Bu durumdaki bir borçlunun iflas etmesi, faaliyetlerinin tümüyle sona ermesine ve alacaklıların alacaklarını büyük oranda tahsil edememelerine neden olur. İçinde bulunduğu mali koşullara göre borçluya borçlarını belirli bir oran veya vadeyle ödeme imkanı verilmesi hem borçlu bakımından ve hem de alacaklılar bakımından olumlu sonuçlar doğurur. Alacaklılar arasında eşitlik esasına dayalı bir ödeme sağlanır ve borçlu iktisadi faaliyetlerine devam eder. Böylece borçlu, piyasadaki varlığını sürdürürken, piyasadaki istikrar ve istihdam imkanları da korunmuş olur.
Konkordato projesinin kabule değer olup olmadığının değerlendirilmesinde, borçlunun proje kapsamında borçlarını öngördüğü plan çerçevesinde ödeyebilme imkanının olup olmadığı hususu mahkemece değerlendirilecektir. Konkordato talepleri yargılama sırasında değişen ekonomik parametrelere göre değerlendirilebileceğinden, bu haliyle dava teorisinden ayrılır. Komiser raporları ve atanmış kayyım raporları çerçevesinde konkordato tasdiki sonrası gelişmeler de dahil olmak üzere borçlunun davranışları verilecek karar üzerinde etkili olacaktır.
Projede; kaynak olarak gösterilen 2020-2027 yılları arasında 5 milyondan başlayarak artan grafikle en sonunda 13 milyonluk satış kârı hedeflenmiştir. Bilirkişinin hedeflenen satış rakamlarına ulaşılabileceği tespiti, soyut kalmıştır. Kaldı ki davacı şirket, 2020-2021 döneminde 2 milyon satış rakamına ancak ulaşabilmiştir. Bu halde proje uygulanabilir ve gerçekçi değildir. Bu şartlarda konkordato projesinin tasdikinin mümkün olmadığına karar vermek gerekir.
Bu durumda, mahkemece davacı şirketin rapor tarihi itibariyle rayiç değerlere göre borca batık olup olmadığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenerek borca batık ise iflasına, değil ise konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, eksik ve hatalı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında şirketin konkordato süreci içerisinde pandemi dönemini yaşadığı, tedbir ve yasaklardan dolayı satış rakamlarının etkilendiği, tam kapanmanın veya hafta sonu kapanmalarının olduğu dönemlerde şirketin satış rakamlarının etkilendiği, şirketin faaliyet alanı düşünüldüğünde sokağa çıkma yasaklarının olduğu ve toplumda salgın kaygısının bulunduğu dönemde insanların zorunlu ihtiyaçlarına yönelerek bunun dışındaki ihtiyaçlarını ertelediği, bu durumun satış rakamlarına yansıdığı, tam kapanma dönemlerindeki satış tutarlarının işletmenin gerçek durumunu yansıtmadığı, bu da pandemi sona erdiğinde şirketin gerçek satış rakamlarının projenin uygulanabilirliğine olanak verdiğini gösterdiği, şirketin işletme giderlerinin ana nedeninin 2016 yılında davacının Nilüfer mağazasının kuruluşunda yapılan yatırım tutarının yüksekliği ve faaliyette olan AVM mağazalarının yüksek giderleri olduğu, konkordatonun uygulanmasından itibaren mahkeme denetiminde işletme giderlerine neden olan olguların değiştirilerek azaltıldığı, tüm bu hususlar dikkate alınarak şirketin projedeki taahhüdünü yerine getirebileceği tespit edilerek konkordatonun tasdik edildiği, talep eden şirketin alacaklı çoğunluğunun %59,2'si ve alacak çoğunluğunun %56,76'sı ile konkordato projesinin alacaklılar tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen alacaklarını proje kapsamında tahsil ederek tamamına kavuşmak isteyen alacaklıları onların yararına olmadığı belli olan iflas tasfiyesine maruz bırakmanın doğru olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Alacaklı Veta Dış Ticaret A.Ş. vekili, talep eden şirketin pandeminin etkilerinin tamamen bitmesinden sonra dahi borca batıklık miktarında çok az azalma olduğunu, şirketin tasdik kararından sonra dahi hedeflenen satış rakamlarına ulaşamadığını, şirketin ilerleyen dönemde ödemesi gereken borç miktarı artacağından bu miktarda ödemeleri yapmasının mümkün olmadığını, tasdik kararından sonra kayyım tarafından düzenlenen raporlarda soyut değerlendirmelerin yer aldığını, teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olmadığını, borcun bu kadar uzun dönem içerisinde ödenmesine karar verilmesinin borçlu ile alacaklılar arasındaki menfaat dengesine zarar verdiğini, ödeme planının faiz içermemesi nedeniyle uzun vadede alacaklıların aleyhine olduğunu ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Alacaklı Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. vekili, müvekkili bankanın alacak miktarının konkordato nisabında eksik hesaplandığını, komiser tarafından düzenlenen nihai raporda talep eden şirketin borca batık olduğunun belirlendiğini, şirketin sunduğu projenin gerçekçi ve uygulanabilir olmadığını, projenin tasdik edilmesinin alacaklıların zararına neden olacağını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, talep eden şirket yönünden proje kapsamında borçlarını öngördüğü plan çerçevesinde ödeyebilme imkânının olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre İlk Derece Mahkemesince talep eden şirketin tasdik talebinin kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 285 ilâ 308 inci maddeleri.
2. Değerlendirme
A) Alacaklılar Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekillerinin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede:
1. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karar alacaklı Türkiye Halk Bankası A.Ş. vekilince istinaf edilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmemiş, Özel Dairenin 19.10.2022 tarihli ve 2022/3601 Esas, 2022/4819 Karar sayılı kararı ile diğer bir kısım alacaklılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karar alacaklı Türkiye Halk Bankası A.Ş. tarafından temyiz edilmediğinden ve direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından temyiz itirazının hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
2- İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karar alacaklı Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekili tarafından istinaf ve temyiz edilmemiş, Özel Dairenin 19.10.2022 tarihli ve 2022/3601 Esas, 2022/4819 Karar sayılı kararı ile diğer bir kısım alacaklılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince verilen karar alacaklı Emir Varlık Yönetim A.Ş. tarafından temyiz edilmediğinden ve direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından temyiz itirazının hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede:
1. Alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekili 23.10.2023 tarihinde verdiği dilekçe ile temyiz isteminden feragat etmiştir.
2. Dosyaya sunulan vekâletname kapsamından alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilinin temyiz isteminden feragat yetkisinin bulunduğu anlaşılmıştır.
3. O hâlde, alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
C) Diğer alacaklılar vekillerinin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede:
1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konkordatoya ilişkin açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
2. Konkordato, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen ya da herhangi bir borçlunun, borcun belirli koşullarda ödenmesi için alacaklılarıyla anlaştığı ve yetkili ticaret mahkemesinin onayı ile geçerlilik kazanan hukuki çözüm işlemidir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 709).
3. Konkordato 2004 sayılı Kanun'da tanımlanmamış ise de; öğretide konkordato, dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi borçlarının alacaklılar tarafından kanunda gösterilen nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi ve yetkili makamın (mahkemenin) onayı ile gerçekleşen ve borçlunun borcun bir kesiminden kurtulmasını ve/veya ödeme şeklinin borçlu yararına değişmesini sağlayan, haciz ve iflâs gibi klasik ve borçlu bakımından sert cebri icra yöntemlerinin yerine ikame edilmiş bir kolektif icra biçimidir (Baki Kuru, İcra İflas Hukuku, C. IV, İstanbul 1997, s. 3585; Süha Tanrıver, Adnan Deynekli, Konkordatonun Tasdiki, Ankara 1996, s. 29; Serdar Kale, Sorularla Konkordato (İflas Dışı ve İflas İçi Adi Konkordato), İstanbul 2017, s. 2; Hakan Pekcanıtez, Güray Erdönmez, 7101 Sayılı Kanun Çerçevesinde Konkortado, İstanbul 2018, s. 4; Sümer Altay, Ali Eskiocak, Konkordato ve Yeniden Yapılanma Hukuku, İstanbul 2019, s. 10, 15).
4. Konkordato kurumu ile ilgili farklı ayrımlar yapılmaktadır. Bunlardan ilki, mahkeme dışı ve mahkeme içi konkordato ayrımıdır. Mahkeme içi konkordato içeriğine göre vade, tenzilat ve karma konkordato olarak ayrılmaktadır. Sözü geçen sınıflandırmaya göre, borçlunun borcunu tam olarak ödemeyi vaat etmesi ve bunun için alacaklıların borçluya ödeme süresi tanımaları veya borcun itfasını takside bağlamaları hâlinde vade konkordatosu; borçlunun borçlarının belli bir yüzdesini ödemeyi taahhüt ettiği ve alacaklıların da kalan alacaklarından vazgeçtiği durumda tenzilat konkordatosu; tenzilat ve vade konkordatosunun bir araya getirilmesiyle teşekkül eden konkordatoya ise karma (bileşik) konkordato denilmektedir. Yapıldığı zamana göre ise; iflâsa tâbi olmayan borçlular ile iflâsa tâbi borçlulardan henüz iflâsına karar verilmeyenlerle yapılan konkordatoya iflâs dışı konkordato; müflisin teklif ettiği konkordatoya ise iflâs içi konkordato denilmektedir.
5. Konkordato konusunda yapılan diğer bir ayrım ise, adi (alelade) konkordato ve mal varlığının terki suretiyle konkordatodur. Mal varlığının terki suretiyle konkordato türünde, borçlunun mali durumunun iyileşmesi ve işletmenin faaliyetine devam etmesi amaçlanmaz. Mal varlığının terki suretiyle konkordatonun iki şekilde yapılacağı kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisini alacaklılara bırakması ve alacaklıların da borçlunun mal varlığını satarak ele geçen paradan alacaklarını tahsil etmeleridir. Mal varlığının terki suretiyle konkordatonun diğer bir görünüm şekli ise, belirli vadelerde alacaklılara ödeme yapması kaydıyla, mal varlığının tamamının ve bir kısmının üçüncü kişiye devredilmesidir. Bu ihtimalde, alacaklılar alacaklarını borçlunun mal varlığının üçüncü kişiye devrinden elde edilen parayla tahsil etmektedirler. Mal varlığının terki suretiyle konkordatoda borçlu borçlarını belli şartlar dâhilinde ödemeyi değil, mal varlığının aktifi üzerindeki tasarruf yetkisini alacaklılara (veya üçüncü kişiye) devretmeyi teklif etmektedir. Mal varlığının terki suretiyle konkordatoya niteliğine aykırı düşmedikçe adi konkordatonun hükümleri (2004 sayılı Kanun md. 285 ilâ 308/g) uygulanır (Pekcanitez/Erdönmez s. 6 vd.).
6. Mahkeme içi adi konkordato 2004 sayılı Kanun'un 285 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş ve konkordatoya başvurabilecek kişiler 2004 sayılı Kanun'un 285 inci maddesinde “herhangi bir borçlu” denilerek açıklanmıştır. Kanunun bu ifadesi karşısında tüzel kişiler ile tacir olup olmadığına bakılmaksızın bütün gerçek kişilerin konkordatoya başvurabileceği anlaşılmaktadır. 2004 sayılı Kanun'un 285/2 inci maddesindeki düzenleme uyarınca konkordatoya başvuru imkânı sadece borçluya tanınmamıştır. İflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı da gerekçeli bir dilekçe ile borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.
7. Konkordato talep eden borçlu veya iflâsını isteyebileceği borçlusu hakkında konkordato talep eden alacaklı, bir nüsha olarak düzenlenen dilekçe, konkordato ön projesi, ayrıntılı bilanço, gelir tablosu ve 2004 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinde sayılan diğer belgeler ile birlikte asliye ticaret mahkemesine başvurarak üç aylık geçici konkordato mühleti verilmesi ister (2004 sayılı Kanun md. 285-287). Asliye ticaret mahkemesi 286 ncı maddede sayılan belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu belirlediği takdirde borçluya derhâl geçici üç aylık mühleti verir ve bir veya işin kapsamına göre üç kişiden oluşan komiser veya komiserler kurulu oluşturulur (2004 sayılı Kanun md. 287).
8. Borçlu, konkordato mühletinin kapsadığı ve mühlet hükümlerinin devam ettiği dönem içerisinde komiserin denetimi altında 7101 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinin öngördüğü sınırlamalar içerisinde mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunmak imkânını kural olarak muhafaza eder.
9. Asliye ticaret mahkemesi komiserin veya borçlunun makul sebeplere dayalı talebi üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatarak, geçici mühlet süresini beş aya yükseltebilir.
10. Geçici mühletin ilanı ve ilgili kurumlara bildirilmesinden itibaren, alacaklılar ilândan başlayarak yedi gün içerisinde borçluya kesin mühlet verilmesini gerektiren durum bulunmadığını delilleri ile birlikte ileri sürerek konkordato talebinin reddini isteyebilirler (2004 sayılı Kanun md. 288).
11. Geçici mühlet içinde mahkeme borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Bu süreçte geçici komiser duruşmadan önce raporunu mahkemeye ibraz eder. Mahkeme yapacağı değerlendirmede itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır (2004 sayılı Kanun md. 289/2).
12. Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün görülmesi hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir (2004 sayılı Kanun md. 289/3). Gerekiyorsa geçici komiser veya komiserler değiştirilerek yeni bir görevlendirme yapılabilir veya geçici komiserlerin görevine devam etmesine karar verilerek dosya komisere teslim edilir.
13. Konkordatonun geçici mühlet içerisinde başarıya ulaşmayacağına kanaat getirilmişse, borçluya kesin mühlet verilmez ve konkordato talebinin reddi doğrultusunda karar oluşturulur. Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine dair kararlar 2004 sayılı Kanun'un 288 inci maddesi uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.
14. Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı ay daha uzatılabilir (2004 sayılı Kanun md. 289/5).
15. Mahkemece, kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak koşuluyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda, alacaklıları hukukî nitelik itibariyle birbirinden farklı alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Bu konuda komiserin de görüşü alınır (2004 sayılı Kanun md. 289/4).
16. Kesin mühlet içerisinde komiser, konkordatonun hazırlanmasına ilişkin işlemleri gerçekleştirir. Kısaca belirtmek gerekirse, bunlar aktif ve pasifin tespit edilerek aktif defterlerinin tutulması ve değerlerinin takdiri, alacakların bildirilmesi için 2004 sayılı Kanun'un 288 inci maddesine göre ilân yapılması, borçlunun yazdırılan alacaklara tamamen veya kısmen kabul veya red şeklinde beyanlarının alınması (2004 sayılı Kanun md. 299), çekişmeli alacaklar hakkında dosyanın asliye ticaret mahkemesine sunularak bu alacaklar hakkında konkordato oylamasına katılıp katılmayacakları bakımından karar alınması, rehinli alacak müzakerelerinin yapılması, alacaklılar toplantısı ve oylamaların tutanakla tespiti (2004 sayılı Kanun md. 302), alacakların geçerli ve sağlıklı olup olmadıklarının borçlunun ticari defterlerinin incelenmesi suretiyle tespiti ve bu konuda oluşan kanaatin ticaret mahkemesine sunulan raporda belirtilmesi ve konkordato mühleti içerisinde dosyanın asliye ticaret mahkemesine konkordatonun tasdiki veya reddine karar verilmek üzere sunulması ve sonuçta asliye ticaret mahkemesinin duruşma günü ilân ederek, komiseri dinleyerek, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırarak, tasdik veya red kararı vermesidir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, borçlu iflâsa tabi ise, konkordatonun reddi ve doğrudan iflâs sebeplerinin varlığı hâlinde borçlunun iflâsının açılmasına da karar verilecektir.
17. Konkordatonun tasdiki için aranan şartlar 2004 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinde belirtilmiş olup, buna göre; konkordato projesinin 2004 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinde öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş olması (kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşan çoğunluk) ile birlikte teklif edilen tutarın borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması, konkordatoda teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması, 2004 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin 1 inci fıkrasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması ve konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın tasdik kararından önce mahkeme veznesine depo edilmesi gerekir.
18. Konkordatonun tasdikine ilişkin karar İİK’nın 288 inci maddesi uyarınca ilan edilecek ve kesin ödeme projesinin tasdik ilânı gereğince onun yönetiminde uygulanması için bir kayyım atanabilecektir (2004 sayılı Kanun md. 306).
19. Asliye ticaret mahkemesince kabul edilerek tasdik edilen konkordato, konkordato prosedürüne katılmayanlar (alacak kaydı yaptırmayanlar) da dâhil olmak koşuluyla tüm alacaklıları bağlar. Bu temel ilke “konkordatonun bütün alacaklılar için kural olarak zorunlu olması” şeklinde de ifade edilmektedir. Ancak rehinli alacaklarla bazı imtiyazlı ve kamusal alacaklar ve komiserin izniyle mühletten sonra doğan alacaklar bu kuralın istisnasını teşkil etmektedir (2004 sayılı Kanun md. 308/c-III). Bu kategoriye giren alacaklar konkordatodan kesinlikle etkilenmeyip tümüyle ödenmesi gerekir. Çünkü Kanun, konkordatonun borçlu ile alacağı rüçhanlı olmayan alacaklılar arasında akdedilebileceğini öngörmüş, rüçhanlı alacaklıları konkordatodan istisna tutmuştur.
20. Konkordatonun taraflar için bağlayıcı hâle gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlamış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür (2004 sayılı Kanun md. 308/ç). Borçlu mühletten önce doğan borçlarını, mahkemece tasdik edilen konkordato projesinde öngörülen ödeme planı çerçevesinde ödemek imkânına kavuşur. Bu itibarla konkordato, borcun yenilenmesini gerektirmemekte, ancak ödeme şekil ve şartlarında önemli değişiklikler meydana getirmektedir. Bu değişikliğin şeklini ve içeriğini, asliye ticaret mahkemesince tasdik edilerek kesinleşen konkordato ödeme projesi belirler. Bu açıklamalara göre borçlu, mühletten önce doğan borçları için artık takip edilmemekte ve borçlarını ödeme konusunda fevkalâde elverişli bir hukuki statüye kavuşmaktadır. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, mühletten sonraki dönemde komiserin onayı olmadan borçlunun üstlendiği borçlar da konkordatoya tâbidir [(2004 sayılı Kanun md. 308/c-II) Altay/Eskiocak s. 44 vd.].
21. İcra ve İflas Kanunu’nun 305 inci maddesinde belirtilen konkordatonun tasdiki için aranan şartların yanında mahkemece Kanun’un öngördüğü iki ilkenin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu ilkelerden birincisi 2004 sayılı Kanun'un 308/d maddesinde belirtilen ve borçlu tarafından alacaklılardan birine konkordato projesinde öngörülenden fazla olarak yapılan vaatlerin hükümsüz olmasıdır. Bu düzenleme alacaklılar arasında eşitlik ilkesinin dayanağını oluşturmaktadır [Kuru, s. 3818; Üstündağ, Saim: İflas Hukuku (İflas, Konkordato, İptal Davaları), İstanbul 2009, s. 261; Pekcanıtez/Erdönmez, s. 159; Altay/Eskiocak, s. 15].
22. Hükümsüzlük için borçlunun alacaklılarından birisini ya da bir kısmını konkordato projesine göre daha iyi konuma getirmeyi taahhüt etmesi gereklidir. Bunun klasik görünümü borçlu tarafından alacaklılarından birine konkordato projesinde öngörülenden fazla veya daha önce ödeme yapılacağı yönündeki vaat şeklinde gerçekleşir. Bu hükmün konuluş nedeni konkordatoda tüm alacaklılara eşit davranılması ve alacaklıları borçlunun mallarından alacaklarını eşit olarak tahsil edebilmelerini teminat altına almaktır (Pekcanıtez/Erdönmez, s. 159). Alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesi uyarınca hiçbir alacaklı diğerinin aleyhine öncelik veya ayrıcalık elde edemeyecek, bu şekilde konkordatonun nisabında oyların manipüle edilmesinin önüne geçilmiş olacaktır.
23. Konkordatonun tasdiki sırasında mahkemece dikkate alınması gereken bir diğer ilke ise, konkordatonun kötüniyetle sakatlanmamasıdır. 2004 sayılı Kanun'un “ konkordatonun tamamen feshi” başlıklı 308/f maddesinde her alacaklının kötüniyetle sakatlanmış konkordatonun feshini tasdik kararını vermiş olan mahkemeden isteyebileceği düzenlenmiştir. Buna göre konkordatonun tasdikinden sonra kötüniyetin anlaşılması hâlinde konkordatonun feshi mümkün olup, bu durumda mahkemece konkordato isteminde bulunanın, tasdik aşamasında da iyiniyetli davranıp davranmadığı denetlenmeli, istemde bulunanın tasdik aşamasında kötüniyetli davranış içerisinde bulunduğunun tespit edilmesi durumunda mahkemece konkordato tasdik edilmemelidir.
24. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2023 tarihli ve 2023/6-591 Esas, 2023/940 Karar, 03.03.2022 tarihli ve 2021/(15)6-772 Esas, 2022/240 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.
25. Somut uyuşmazlıkla ilgili olarak konkordatonun tasdiki için aranan şartları düzenleyen 2004 sayılı Kanun'un 305/1-b maddesinde belirtilen "teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması" şartına değinmek gerekmektedir.
26. 4949 sayılı Kanun'la değişiklikten önce bu şart "borçlunun serveti ile mütenasip bulunmak" şeklindeydi ve bu durumda en az iflâsı hâlinde elde edebileceği meblağı teklif etmiş olması şartı aranmaktaydı. Serveti (mevcudu ile) orantılı olma şartı yerine kaynakları ile orantılı olma şartı getirildiğinden ve kaynak kavramı ödeme araçları ve temin edilebilecek her türlü finansal kaynağı ifade ettiğinden, teklifin borçlunun finansal kaynakları ile orantılı olup olmadığının araştırılması gerekir.
27. Burada belirtilen "orantılılık" şartı ile borçlunun mali imkânlarıyla, tüm alacaklıların alacaklarına adil ve uygun zamanda kavuşmalarını sağlamak amaçlanmaktadır. Konkordato talebi ile birlikte mühlet hükümlerinin devreye girmesi ve bu süreçte alacaklıların alacaklarını tahsil edememeleri nedeniyle katlandıkları sürecin karşılığı olarak borçlunun da mümkün olan surette kaynakları ile borçlarını ödemesi beklenmektedir.
28. Borçlunun alacaklılara daha kısa zamanda ve daha fazla miktarda ödeme yapma imkânı varken, alacaklıların aleyhine bir ödeme planının tasdiki uygun değildir. Nitekim konkordato kurumu, borçlunun faaliyetlerine devamını sağlamak ile birlikte alacaklıların da tatmini yolu olup, borçluya konkordatonun amacı dışında bir finansman enstrümanı niteliğinde projenin tasdik edilmesi mümkün değildir.
29. Bununla birlikte borçlunun vade konkordatosu talep ederken de büyük bir hareket alanına sahip olduğundan söz edilemez. Borçluya vade konkordatosu yoluyla da olsa uzun yıllar faizden kurtulmasını sağlayacak biçimde konkordato imkânının tanınmayacağı açıktır.
30. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, Er-Ne Çocuk Giyim ve Araç Gereçleri Konfeksiyon Tekstil Itriyat Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından teklif edilen konkordato talebi üzerine talep eden şirketin konkordato projesinin tasdik talebinin kabulü ile konkordatoya tabi olan ve faiz içermeyen asıl alacağa ilişkin borcun ilk taksiti, tasdik kararından itibaren sekiz ay sonra başlamak üzere ilk yıl borcun %5'lik, borcun ikinci yıl %10'luk, üçüncü yıl %15'lik, dördüncü yıl %20'lik, beşinci yıl %25'lik ve altıncı yıl %25'lik kısmının alacaklılara garameten ödenmesine karar verilmiş olup, tasdik edilen konkordato projesi tenzilat ve vade konkordatosunun bir araya getirilmesiyle teşekkül eden karma (bileşik) konkordato niteliğindedir.
31. Dosya içerisinde yer alan projeye göre talep eden şirketin 2020-2027 yılları arasında 5.000.000,00 TL'den başlayarak her yıl beklenen satış rakamları yükseltilerek nihayetinde 2027 yılında 13.000.000,00 TL'lik satış rakamı belirlenmiş ise de nihai raporda bu rakamlara ulaşılabileceğine dair somut tespitlere yer verilmediği gibi, tasdik edilen projenin faiz içermemesi, projede hem sekiz ay ödemesiz dönem kararlaştırılması hem de ödemelerin altı yıl gibi uzun vadeye yayılması dikkate alındığında, konkordato talebinden sonra mühlet hükümlerinin sağladığı hukuki korumadan faydalanan borçlunun yeni bir süreden yararlandırılması anlamında olup yerinde olmadığı gibi tespit edilen ödeme süresi alacaklıları mağdur edecek ve konkordatonun amacı dışında finansman türü niteliğinde görülmekle söz konusu projesinin tasdikine karar verilmesi de doğru olmamıştır.
32. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince talep eden şirketin borca batık olup olmadığı belirlendikten sonra 2004 sayılı Kanun'un 308 inci maddesi uyarınca şirketin borca batık olması hâlinde iflasına, aksi hâlde konkordato talebinin reddine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken tasdik talebinin kabul edilmesi yerinde değildir.
33. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-A) bendinde (§1-2) belirtilen nedenlerle alacaklılar Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
2-B) bendinde (§1-3) belirtilen nedenlerle alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle REDDİNE,
3-C) bendinde (§1-33) belirtilen nedenlerle diğer alacaklılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.02.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (3)
15. Hukuk Dairesi, 2021/491 E., 2021/634 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1-İİK 287/5. maddesinin yollaması ile 292/son fıkrası gereğince “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder;
15. Hukuk Dairesi 2021/491 E. , 2021/634 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R -
Davacı, İİK’nın 285. vd. maddeleri uyarınca geçici ve kesin mühlet kararları verilmesini ve sonucunda konkordatonun tasdikini istemiş, ilk derece mahkemesince talebin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, bu karara karşı davacılar vekilinin yaptığı istinaf başvurusunu inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince başvurunun esastan reddine, HMK md. 353/1-b-2 uyarınca kararın re’sen kaldırılarak davacı ... yönünden konkordato talebinin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-İİK 287/5. maddesinin yollaması ile 292/son fıkrası gereğince “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.” hükmünü içermektedir.
Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirketin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.
2-Bozma nedenine göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.SONUÇ: Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle ...Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesinin 24/02/2020 tarih 2019/1218 Esas, 2020/293 Karar sayılı kararının kaldırılarak usul ve yasaya aykırı görülen ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/03/2019 tarih, 2018/1484 Esas 2019/235 Karar sayılı kararının davacılar yararına BOZULMASINA, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, 04.03.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ-
I.YARGILAMA SÜRECİ
Dava, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri gereğince konkordato istemine ilişkindir.
Davacı vekili, çelik konstrüksiyon imalatı ve montajı alanında faaliyet gösteren davacı şirketlerin ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davacının iyiniyetli olmadığı, İİK'nın 292. maddesinde belirtildiği üzere; kesin mühletin verilmesinden sonra borçlunun mal varlığını kaçırdığı, komiserin talimatlarına uymadığı, alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği, ayrıca konkordatonun başarıya ulaşamayacağı gerekçesiyle, İİK'nın 292 maddesi gereğince konkordato talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince İİK 292/1-b ve c maddesi gereğince iflas kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı şirketin İİK’nın 292. maddesi gereğince “iflasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmü gereğini yerine getirmeden iflas kararı vermesi ve bu durumun istinaf sebebi yapılmaması durumunda kamu düzenine aykırılık görülerek resen istinaf ve temyiz incelemesinde dikkate alınıp alınmayacağı uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.
III. İLGİLİ YASAL MEVZUAT
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler İİK’nın 177, 178, 179, 292 ve 308. maddeleri ile HMK’nın 355. maddeleridir. Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması
Madde 292-İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b)Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c)Borçlu, 297'nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. (3) d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine re'sen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.) Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına re'sen karar verir.
IV. DOĞRUDAN DOĞRUYA İFLAS HALLERİ
Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas:
A – Alacaklının talebi:
Madde 177 – Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.
1 – Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3 – 308 inci maddedeki hal varsa;(1)
4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır. (Ek: 9/11/1988-3494/36 md.) Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır.
B – Borçlunun müracaatiyle:
Madde 178 – (Değişik: 18/2/1965-538/93 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/37 md.) İflasa tabi bir borçlu, aciz halinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir. Borçlu, bu halde bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır. Bu belge mahkemeye ibraz edilmedikçe iflasa karar verilemez.
(Ek: 9/11/1988-3494/37 md.) İflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. Alacaklılar iflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek, borçlunun iflas talebini, hakkındaki takipleri ertelemek ve borçlarını ödemeyi geciktirmek için yaptığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.İflasa tabi bir borçlu aleyhine alacaklılardan birinin haciz yolu ile takibi neticesinde yapılan haciz borçlunun yarı mevcudunun elinden çıkmasına sebep olup da kalanı muaccel ve vadesi bir sene içinde hülül edecek diğer borçlarını ödemeye yetişmiyorsa borçlu derhal aczini bildirerek iflasını istemeye mecburdur. (1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu bentte yer alan “301 inci” ibaresi “308 inci” şeklinde değiştirilmiştir. 1292 / 1 2 9 2 -2 1) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı: Madde 179- (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 63 üncü maddesi hükmü saklıdır.
İstinaf incelemesinin kapsamı:Madde 355- inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
IV. GEREKÇE
Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavaramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmakta güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamda da farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek anayasa mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur.Anayasa mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasa'nın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” ifadesinde bulunmuştur. (Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). Anayasanın 13. maddesinde, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra madde daha özgürlükçü bir hüviyet kazanmıştır. Anayasanın 13. maddesi, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindeki sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içermektedir. Maddede, bizim işimize yarayacak bir somutluk bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetler yönünden de, ileri bir düzenleme getirmediği gerekçesiyle eleştirilmekte ve bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, bu madde kapsamında kamu düzeninin değerlendirmesine baktığımızda, önüne gelen her olaya göre değerlendirme yapmakla birlikte, daha özgürlükçü bir çizgiyi benimsediğini söyleyebiliriz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarih ve 2010/1 esas, 2012/1 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlamıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarih ve 2013/13-1847 esas, 2015/2020 karar sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, İç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Kamu düzenine ilişkin olarak, Devletler Özel Hukuku’nda ve iç hukukta da farklılık bulunduğunu görmekteyiz. MÖHÜK’ün 5. maddesinde, yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenini açıkça aykırı olması halinde uygulanmayacağı belirtilmiştir. Maddede, kamu düzenini açıkça aykırılığın aranması ile yasa koyucu bu konuda da kamu düzenine aykırılığın dar yorumlanmasını amaçladığını söyleyebiliriz. Somut bir olaya uygulanan yabancı hukukun, ortaya çıkaracağı sonuç, kamu düzeninin içeriğine ilişkin unsurlar açısından, tahammül edilmez bir durum ortaya çıkaracaksa, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiği kabul edilerek yabancı hukuk uygulanmaz (Şanlı, Cemal; Milletlerarası Özel Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, s. 74). Ancak iç hukukta kamu düzeni daha geniş yorumlanmakta ve bir çok farklı unsur aranmaktadır. İç hukukta kamu düzenini; toplumun genel çıkarlarını gözeten, uyulmasında devlet ve toplumun menfaati bulunan, kişilerin uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan kurallar bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Kişilerin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, aksini kararlaştıramayacakları, emredici nitelikteki kurallardır. İç hukukta kamu düzeni, irade serbestîsinin sınırlarını belirlemektedir (Gökyayla, Cemile Demir; Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizde Kamu Düzeni, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s.36). Bu hususta verilebilecek en iyi örnek TBK’nın 27. maddesidir. TBK’nın 27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.Yargılama faaliyeti, kuşkusuz devletin egemenlik hakkına dayanır. Egemenlik kavramını ilk olarak ele alıp inceleyen Jean Bodin de egemenliği; sınırsız, mutlak, tek, bölünmez ve devredilmez bir güç olarak tanımlamıştır.(Turhan, Mehmet; Değişen Egemenlik Anlayışının Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına Etkileri ve Türk Anayasa Mahkemesi). Günümüzde ise egemenlik anlayışı, hem kullanım yönünden hem de içerik olarak çok değişmiştir. Günümüzde artık egemenliğin sınırsız, mutlak, bölünmez ve devredilmez olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine, egemenliğin, devletin kullandığı hukuksal bir üstünlük olmakla birlikte, kişilerin temel hak ve hürriyetleri, insan hakları, uluslararası yükümlülükler ve anlaşmalar gibi birçok sınırları bulunmaktadır. Egemenlik, devlet tarafından kullanılmakla birlikte, millet adına kullanılması söz konusudur. Anayasanın 6. maddesi gereğince, egemenlik millete aittir. Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu kurallara göre, yetkili organları eliyle kullanır. İşte yargılama yetkisi de bu egemenlik hakkından doğmakta ve devlet bu hakkını yargı eliyle kullanmaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında, kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adabına, Anayasa'da kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenine aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir.İflas hükümlerinin de bir yönüyle kamu düzeni niteliği bulunduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Bu kabulde çeşitli etkenler göz önünde bulundurulur. İflasın ağır sonuçlarının olması, geri dönüşünün ve telafisinin çok zor olması, iflas kararının hüküm ve sonuçları ile davanın tarafları dışındaki kişilere de etki edebilme potansiyeli bu etkenler arasındadır. Ancak bunlardan her halde en önemlisi, iflas kararından sonra tasfiyenin devlet organları vasıtasıyla yapılmasıdır. İflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin görünümü, tüm iflas hükümlerinin kamu düzenini ilişkin olduğu sonucunu doğurmaz. Bazen uygulanacak hükümlerin doğurduğu sonuç bu niteliği sağlar. Örneğin, iflas kararı sonrasında yapılacaklar ve alınacak tedbirler bu niteliktedir. Bazen maddenin yazılışından bu sonucu çıkarırız. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun 154/3. maddesi gereğince, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davaları mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu hükümde bir emredicilik çok açıkça anlaşılmaktadır. Eğer ki tüm iflas hükümleri kamu düzenine ilişkin olsa yasa koyucu tarafından bu maddedeki emredicilik özellikle vurgulanmazdı.İflas hükümlerinin kamu düzeni niteliğinde, korunan hukuki değerin de dikkate alınması gerekecektir. Örneğin, iflas talebinin ilanı ve duyurulması bu niteliktedir. Burada, verilecek iflas kararından etkilenecek olanların haberdar edilmesi, bir anlamda toplumsal etkisi kamu düzenine düçar olmaktadır. Yine verilen iflas kararı sonrası ilgililerin resen harekete geçme görevi de bu niteliğinden kaynaklanmaktadır. Yine iflas durumunun mahkemeye bildirilmesi, iflas davasından feragat edilememesi, konkordato ve iflasın ertelenmesi koşullarının bulunmaması durumunda zorunlu olarak iflas kararı verilmesinde de öyledir. Belirtilen bu niteliklere sahip olan iflas hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nitelikte olmayan iflasa ilişkin hükümlerin ise doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğunu söyleyemeyiz.İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde, kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. bu maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına karar verilmesi gerekecektir. Burada birçok ret durumunun gerçekleşmesi hali düzenlenmiştir. Maddede ayrıca borçlunun veya yetkilisinin dinlenmesi de hüküm altına alınmıştır. Yetkilinin dinlenmesindeki amaç, iflas kararının ağır sonuçları nedeniyle sürpriz bir durumun yaşanmasının önüne geçmektir. Ancak konkordatonun reddi halinde de derhal iflas kararı verilmesi gerekmektedir.Buradaki korunan hukuki yarar ve hükmün emredici olup olmadığını aynı yasanın 308. maddesi ile birlikte değerlendirmek daha aydınlatıcı olacaktır. Kanun'un 308. Maddesinde aynen “Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir” ifadesi bulunmaktadır. Bu madde hükmünde, mahkemeye resen karar verme yükümlülüğü yüklemektedir. Madde metnindeki “resen” ifadesinden emredici olduğunu ve bu nedenle kamu düzenine ilişkin olduğunu da açıkça anlamaktayız. Kanun'un aynı konuyu düzenleyen bir maddesinde, şartların gerçekleşmesi halinde resen hareket ederek iflas kararı vermesi emrolunan bir konuda, davada taraf olarak da yer alan şirket yetkilisinin dinlenmemesini kamu düzeninden görmek mümkün değildir.Tüm bu anlatılanlar nezdinde davaya konu olaya döndüğümüzde; konkordato talebi üzerine yapılan yargılama sırasında davacı şirketin İİK’nın 292. maddesinde yer alan şartların vuku bulması nedeniyle iflas kararı vermiştir. Mahkemenin atladığı husus ise, yine bu maddenin son fıkrası gereğince borçlu şirket yetkilisinin dinlenilmemesidir.
Davacı tarafından verilen karar istinaf edilmiş, ancak istinaf sebepleri arasında bu hususa yer verilmemiştir. HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacaktır. Davacı tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından bölge adliye mahkemesi tarafından resen incelenemeyecektir. Bunun tek istisnası da kamu düzenidir. Yukarıda kamu düzenine ilişkin açıklamalar dikkate alındığında ve özellikle Kanun'un 308. maddesi hükmü ile birlikte değerlendirdiğimizde, mahkemenin borçlu şirket yetkilisini dinlememesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Zira iflas hükümlerinde, borçlu ile birlikte alacaklıların ve diğer ilgililerin hakları da korunmaktadır. Burada korunan hukuki yarar sadece borçlunun değil, alacaklıların haklarına da ilişkindir. Kanun'un 308. maddesi gereğince, koşuları oluştuğu takdirde mahkemeye gecikmeksizin iflas kararı verme yükümlülüğü de yüklemektedir. Dosya kapsamına baktığımızda da İİK’nın 308. maddesi şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira, davacı borçlunun iflasa tabi olduğu gibi doğrudan iflas hallerinden en az birisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iflas kararı dışında bir karar verilemeyeceği gibi bu kararın gecikmeksizin de verilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır.Netice itibariyle, İİK’nın 292/son maddesi gereğince borçlunun dinlenmemesinin istinaf sebebi yapılmadığı, kamu düzenine ilişkin bir durum bulunmadığından istinaf incelemesinde re’sen de dikkate alınamayacağının anlaşılması karşısında verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.
15. Hukuk Dairesi, 2021/1378 E., 2021/332 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1-İİK 287 /5. maddesinin yollaması ile 292/ son fıkrası gereğince “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder;
15. Hukuk Dairesi 2021/1378 E. , 2021/332 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki konkordato davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkilinin su ve çevre teknolojileri alanında arıtma ekipmanları imalatı ve rehabilitasyon işi yaptığını, son zamanlardaki kur artışı nedeniyle ekonomik sıkıntıya düştüklerini, konkordato projesinde görüleceği üzere vade konkordatosu ile borçlarının tamamını ödeyeceklerini ileri sürerek konkordato geçici mühleti ile sonrasında kesin mühlet verilerek konkordatonun tasdikine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve komiser raporuna göre, davacı şirketin borca batık olduğu, konkordato projesinin uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle davacının iflasına dair verilen karar davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince, şirket borca batık olup projenin uygulanma imkanı olmadığından İİK’nın 292.maddesine göre iflas koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İİK 287 /5. maddesinin yollaması ile 292/ son fıkrası gereğince “Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder” hükmünü içermektedir.Somut olayda, konkordato talep eden borçlu şirketin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, mahkemece bu hükmün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda, konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Bozma nedenine göre, davacı şirket yetkilisinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle ... Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin kararı usul ve yasaya aykırı görüldüğünden BOZULMASINA, HMK'nun 373/1. maddesi gereğince ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının KALDIRILARAK dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, (2) no lu bentte açıklanan nedenle bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz istemi hakkında şimdilik karar verilmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 18.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/5782 E., 2016/1324 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
vekili, şikayetçinin şikayet dilekçesinde müvekkilinin sırasına yönelik bir itiraz dile getirmediğini, sırasına itiraz ettiği diğer alacaklıların dosyaya dahil edilmesi gerektiğini, takip borçlusunun İİK'nın 287. maddesi uyarınca 3 ay süre ile konkordato mehli aldığını ve bu kararın 25.01.2007 tarihinde ilan edildiğini, şikayetçinin haciz tarihinin 23.02.2007 tarihi olduğunu, bu itibarla konkordat
23. Hukuk Dairesi 2015/5782 E. , 2016/1324 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl dosyada şikayetin kabulüne, birleşen dosyalarda şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde birleşen 2012/211 E. sayılı dosyada şikayetçi... vekili ile birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi.... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Asıl dosyada şikayetçi...vekili, ...8. İcra Müdürlüğü'nün 2007/1517 E sayılı dosyasında düzenlenen 03.04.2012 tarihli sıra cetvelinde, bedeli paylaşıma konu taşınırlar üzerinde haczi bulunmayan şikayet olunan .... ile 13.05.2008 tarihli haczi düşmüş olan....'ye garameden pay ayrılmasının doğru olmadığını, diğer taraftan şikayet olunan....'nin haczinin düşmediği kabul edilse dahi müvekkili kurumun haczi 06.02.2008 tarihli olduğundan, adı geçen şikayet olunanın müvekkili kurumun haczine iştirak hakkı bulunmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.
Asıl dosyada şikayet olunan vekilleri şikayetin reddini istemiştir.
Birleşen 2012/211 E sayılı dosyada şikayetç... Kiralama. A.Ş. vekili, ...8. İcra Müdürlüğü'nün 2007/1517 E sayılı dosyasında düzenlenen 03.04.2012 tarihli sıra cetvelinde, müvekkilinin haczinin ihtiyati haciz aşamasında olup kesinleşmediği gerekçesiyle müvekkiline pay ayrılmadığını, oysaki müvekkilinin 04.01.2007 tarihli ihtiyati haczinin, şikayet olunanın haczine iştirak etmesi ve satış bedelinin aralarında garameten paylaştırılması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.
Birleşen 2012/211 E. sayılı dosyada şikayet olunan vekili, İİK'nın 264. maddesinde belirtilen sürede takip talebinde bulunulmadığından, şikayetçinin ihtiyati haczinin hükümsüz hale geldiğini, bu itibarla bedeli paylaşıma konu taşınırlar üzerinde kesin haczi bulunmayan şikayetçiye pay ayrılmamasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi .... vekili, ...8. İcra Müdürlüğü'nün 2007/1517 E. sayılı dosyasında düzenlenen 03.04.2012 tarihli sıra cetvelinde, icra dairelerince 100. maddeye yarar bilgilerin doğru bildirilmediğini, haciz tarihlerinin yanlış yazıldığını, ihtiyati hacizlerin, satış isteme sürelerinin geçip geçmediğinin ve rüçhanlı alacak olan avukatlık ücretlerinin nazara alınmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.
Birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayet olunan ... vekili, şikayetçinin şikayet dilekçesinde müvekkilinin sırasına yönelik bir itiraz dile getirmediğini, sırasına itiraz ettiği diğer alacaklıların dosyaya dahil edilmesi gerektiğini, takip borçlusunun İİK'nın 287. maddesi uyarınca 3 ay süre ile konkordato mehli aldığını ve bu kararın 25.01.2007 tarihinde ilan edildiğini, şikayetçinin haciz tarihinin 23.02.2007 tarihi olduğunu, bu itibarla konkordato mehli içinde kalan haczinin geçerli olmadığını, haczi geçerli olarak kabul edilse dahi, bedeli paylaşıma konu araçlar 25.05.2008 tarihinde satıldığından, satış tarihi itibariyle haczin düşmüş olduğunu, sıra cetvelinin usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, birleşen dosyada şikayetin reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, asıl dosyada şikayet olunan....'nin satış tarihi itibariyle bedeli paylaşıma konu taşınırlar üzerinde haczinin bulunmadığı, şikayet olunan... Şti.'nin haczinin ise 13.05.2008 tarihli olduğu, ancak bu haczin de şikayetçi kurumun daha önce konulan 06.02.2008 tarihli haczine iştirak edemeyeceği, bu itibarla asıl dosyadaki şikayetin yerinde olduğu, birleşen 2012/211 E sayılı dosyada şikayetçi ....'nin bedeli paylaşıma konu taşınırlar üzerine ihtiyati haciz uygulattığı, ancak borçlu hakkında yasada öngörülen sürede takip ve dava açmadığı için anılan haczin kesin hacze dönüşmediği, bu nedenle şikayet hakkına sahip olmadığı, birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi....'nin haciz tarihinin takip borçlusu hakkında verilen konkordato mehli içerisinde kaldığı, ilk haciz sahibi alacaklının alacağı ilama dayalı işçi alacağı olduğundan konkordato mehlinden etkilenmediği, satış tarihi itibariyle geçerli bir haczi bulunmayan şikayetçinin bu nedenle garameye dahil edilemeyeceği gerekçesiyle, asıl dosyada şikayetin kabulü ile 03.04.2012 tarihli sıra cetvelinin iptaline, birleşen dosyalardaki şikayetlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, birleşen 2012/211 E. sayılı dosyada şikayetçi... vekili ile birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi...vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, birleşen 2012/211 E. sayılı dosyada şikayetçi ...vekili ile birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi... A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Şikayet sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.
İİK'nın 142/1. maddesi hükmüne göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara yöneltilmelidir. Birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçi .... vekilince, garameye katılan tüm alacaklılar ile ilgili itiraz sebepleri ileri sürülmesine rağmen husumet sadece ... yöneltilmiştir. Oysaki, şikayet dilekçesi içeriğine göre, sıra cetvelinde kendisine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan diğer alacaklılar da yargılamaya dahil edilmeli ve onlar hakkında da hüküm kurulmalıdır. Şikayette hasım gösterilmemesi ya da eksik veya yanlış kişiye husumet tevcih edilmesi talebin reddini gerektirmez. Bu durumda mahkemece, birleşen 2012/214 E. sayılı dosyada şikayetçiye, garameye dahil olan diğer alacaklılara husumet tevcihi yönünde HMK'nın 119/2. maddesi uyarınca kesin süre verilip bu alacaklıların da dosyaya dahil edilmesi, şikayet dilekçesi tebliğ edilerek, taraf teşkilinin sağlanması, varsa savunma ve delilleri değerlendirilerek uyuşmazlığın incelenmesi gerekirdi.
Yukarıda anılan İİK'nın 142. maddesi uyarınca, sıra cetveline karşı şikayette bulunma hakkı, takip alacaklılarına tanınmış ise de, her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK'nın 05.03.2008 tarih ve 19-161 E., 213 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bu itiraz üzerine düzenlenecek yeni sıra cetveline girme hakkı bulunan alacaklılara tanınmıştır. Bir diğer ifade ile bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunmayan alacaklının, sıra cetvelinin iptalini istemekte de hukuki yararı yoktur. Sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuki yarar dava koşulu olup, sıra cetveline yönelik itirazda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.
HMK'nın 115/1. maddesi "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar, dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." hükmünü içermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2013 tarih, 4-2247 Esas, 1667 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, taraf teşkili yapılmadan, tensip ile birlikte dava şartı noksanlığından, davanın usulden reddedilmesinde HMK'nın 30. maddesine göre de bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmiştir. Dairemizin 10.09.2015 tarih ve 2015/5065 E., 2015/6407 K. sayılı ilamında da, HMK'nın 30. ve 115/1. madde hükmü uyarınca, davanın her aşamasında, somut olayda henüz taraf teşkili yapılmadan da tensip aşamasında HMK'nın 114 ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilebileceği belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, birleşen 2012/214 E sayılı dosyada, şikayet dilekçesi içeriğine göre garameye katılan diğer alacaklılara da husumet yöneltilmeden hüküm kurulması doğru olmamış ise de, bu dosyada....'nin 23.02.2007 tarihli haczinin konkordato mehli içerisinde konulması nedeniyle geçersiz olduğu, birleşen 212/211 E. sayılı dosyada şikayetçi ....'nin ise kesin haczinin .../...
bulunmadığı, bu nedenlerle her iki dosyadaki şikayetçilerin sıra cetveline yönelik itirazlarında hukuki yararlarının bulunmadığı gerekçesiyle, anılan dosyalardaki şikayetlerin HMK'nın 115/2. madde hükmü uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, karar sonucu itibariyle doğru olduğundan HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasında yapılan yanlnışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, birleşen 2012/211 E sayılı dosyada şikayetçi.... vekili ile birleşen 2012/214 E sayılı dosyada şikayetç.... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün, gerekçesi değiştirilerek ve HÜKÜM fıkrasının 2. ve 3. bendinde yer alan "şikayetin" ibaresinden sonra "HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddesi uyarınca usulden" ibaresinin yazılması suretiyle, DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harçlarının temyiz edenlerden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
Mali darboğaza giren bir borçlu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 286. maddesinde belirtilen belgelerle birlikte asliye ticaret mahkemesine konkordato talebinde bulunmuştur. Mahkeme, yaptığı ilk incelemede belgelerin eksiksiz olduğunu tespit etmiştir. Bu durumda, mahkemenin derhâl vereceği geçici mühletin süresi ve uzatılmasına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Geçici mühlet üç aydır ve mahkeme, borçlunun veya geçici komiserin talebi üzerine bu süreyi en fazla iki ay daha uzatabilir.
B) Geçici mühlet altı aydır ve bu süre, güçlük arz eden özel durumlarda komiserin talebiyle altı ay daha uzatılabilir.
C) Geçici mühlet bir yıldır ve bu süre içerisinde konkordato projesinin alacaklılar tarafından kabul edilmesi gerekir.
D) Geçici mühlet iki aydır ve mahkeme, gerekli görürse bu süreyi re'sen en fazla üç ay daha uzatabilir.
E) Geçici mühletin süresi, alacaklılar kurulunun görüşü alınarak mahkeme tarafından serbestçe belirlenir ve toplamda beş ayı geçemez.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.