İcra ve İflas Kanunu 353. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 353 – (Değişik: 31/5/2005-5358/21 md.)
(Değişik birinci fıkra: 31/3/2011-6217/5 md.) İcra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, (…)131 tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir. Mahkeme itirazı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye ceza mahkemesine, icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir.[131]
İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.
Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek hâller[132]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
212 karar eşleşti
7. Ceza Dairesi, 2022/3412 E., 2023/738 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
7. Ceza Dairesi 2022/3412 E. , 2023/738 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ
CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ
GİDERİLMESİNE DAİR KARAR
A-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU
İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 07/12/2021 tarihli ve 2021/60 Esas-Karar sayılı kararı ile çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçu yönünden yargılama aşamasında imza itirazında bulunulması hâlinde imza incelemesi yaptırtılmasına gerek olup olmadığına ilişkin farklı yer bölge adlîye mahkemeleri ceza daireleri arasında çıkan içtihat farklılığının giderilmesi için dosyanın Yargıtay 19. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verildiği,
B-KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2018/4405 Esas 2019/2013 Karar sayılı,
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 2020/303 Esas 2020/444 Karar sayılı,
ilâmları ile sanığın yargılama sırasında kambiyo senedi vasfında, unsurları tam ve geçerli olan çeke yönelik olarak keşideci imzasının kendisine ait olmadığını bildirmesi hâlinde icra dosyasına imza yönünden itirazda bulunmazsa ve hüküm aşaması ile öncesinde bu yönde bir menfi tespit davası açmasa dahi imza itirazının incelenmesi gerektiği görüşünün, buna karşılık;
- Ankara Bölge adlîye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin 2019/5014 Esas 2020/1838 Karar sayılı,
- Ankara Bölge adlîye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 2019/3687 Esas 2019/4483 Karar sayılı,
- İstanbul Bölge adlîye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 2019/2732 Esas 2019/4562 Karar sayılı,
ilâmları ile 3167 sayılı Kanun çeki tanzim eden ve imzalayan kişinin sorumluluğunun bulunduğu, 5941 sayılı Kanunun ise bu yükümlülüğü değiştirerek çek imzalayan kişinin sorumluluğu yerine ibraz tarihinde çekin karşılığını bankada bulundurma yükümlülüğünü suç olarak tanımladığı, dolayısıyla ibraz tarihinde tüzel kişi çekleri yönünden yetkili temsilcilerin, gerçek kişiler yönünden ise çek hesabı sahibinin sorumluluğu cihetine gidildiği,
Çekin kambiyo senedi olması, alacaklı-borçlu ve 3. kişiler yönünden piyasa işlemlerindeki hızlılık, güven ve istikrar nedeniyle önceden çek hesabı açılırken yetki, imza sirküsü v.b. işlemlerin yapılmış olması nedeniyle imza itirazının somut vakaya dayanması, sanığın kendisine ait olmadığını savunduğu çekteki imzanın hangi sebeple (vekalet ilişkisi, yetki değişikliği hukuki ilişkilerden mi kaynaklı, yoksa yağma, hırsızlık yahut sahtecilik gibi suç teşkil eden fiillerden mi kaynaklı) başkasına ait olduğu ya da irade dışı atıldığı ve çekin ne suretle dolaşıma çıktığı, bu konuda hukuki ve cezai yönden gereğine tevessül edilip edilmediği hususlarında açıklama bulunması gerektiği, çek suretinde yer alan imza ile keşidecinin dosyada bulunan imza sirküsünün yahut sair imza örneklerinin çıplak gözle bakıldığında açıkça benzerlik göstermesi durumunda soyut imza inkarının dinlenilmeyeceği,
5941 sayılı Kanun sistematiği ile karşılıksız çek düzenleme suçu terk edilip, ibraz tarihinde çekin karşılığını bankada bulundurma yükümlülüğü şeklinde yeni düzenleme getirilmiş olması, imza inkarına ilişkin icra dosyasından herhangi bir itirazın bulunmayışı, hüküm tarihi itibariyle bu konuda kesin delil olacak açılmış bir menfi tespit davasının olmaması, suça konu çekin hesap sahibi şirket veya gerçek kişi elinden çıktığına dair bir delil ve iddianın bulunmayışı, ticari teamül gereği ileri tarihli çek düzenlenmesinin mümkün olup düzenlenen tarihte farklı kişinin yetkili olma ve çeki imzalama
olasılığının bulunması karşısında imza incelemesine gerek olmadığı, görüşünün benimsendiği,
C-KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ
Çek keşide edeninin, aşamalarda çeşitli nedenlerle imza inkarında bulunmamış olabileceği, ancak bunun yargılama aşamasında imza inkarında bulunmasına engel oluşturmadığı gibi, imza inkarının araştırılmasına engel de kabul edilemeyeceği, zira dava bir ceza davası olup maddi gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi muhakemesi olduğu, açıklanan nedenlerle sanığın yargılama sırasında kambiyo senedi vasfında, unsurları tam ve geçerli olan çeke yönelik olarak keşideci imzasının kendisine ait olmadığını bildirmesi hâlinde de icra dosyasına imza yönünden itirazda bulunmazsa ve hüküm aşaması ile öncesinde bu yönde bir menfi tespit davası açmasa dahi imza itirazının incelenmesi gerektiğinin kabulüyle uyuşmazlığın giderilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,
D-KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
Karar uyuşmazlığının giderilmesi istemine konu sorun ile ilintili mevzuatımızdaki düzenlemelerin aşağıdaki şekilde olduğu;
5941 sayılı Çek Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 5 - (1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…)(1) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da re'sen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanunu'nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
(2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.
(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 1 - (1) Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.
Madde 63- (1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir….
Madde 67 - (1) İncelemeleri sona erdiğinde bilirkişi yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu, kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek, imzalayıp ilgili mercie verir veya gönderir. Mühür altındaki şeyler de ilgili mercie verilir veya gönderilir ve bu husus bir tutanağa bağlanır.
…
Madde 177 – (1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.
(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.
Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.
c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
(4) (Mülga: 25/5/2005 - 5353/29 md.)
Madde 207 – (1) Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri;
Madde 350 – İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir.
Cumhuriyet savcısı hazır bulundurulmaz.
Madde 351 – Şikâyetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır.
Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere isteyebilir.
Madde 352 – İcra mahkemesi iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hulasasını Cumhuriyet savcısına bildirir.
E- İNCELEME, DEĞERLENDİRME, GEREKÇE VE SONUÇ
Bölge adlîye Mahkemeleri Ceza Daireleri arasında çıkan karar uyuşmazlığının özünün, 5941 sayılı Çek Kanunun 5/1. maddesinde düzenlenen, çekle ilgili “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında, sanığın imzaya itiraz etmesi hâlinde her halükarda imza incelemesi yaptırılıp yaptırılmayacağı olduğu,
Uyuşmazlığın özünü oluşturan imza incelemesi yaptırılıp yaptırılmayacağı hususu, yargılamanın konusunu oluşturan maddi vakanın çözümüne yönelik bir delil mahiyetinde olduğundan, öncelikle bu delilin serdedilmesi ve tartışılması yönünden hangi usul kurallarının uygulanacağının belirlenmesinin gerekli olduğu,
3167 sayılı Çek Kanununda (Mülga), 16B maddesinin dördüncü fıkrasında soruşturma-kovuşturma usulüne ilişkin olarak 1412 sayılı CMUK’a atıf yapılırken, buna karşılık 5941 sayılı Çek Kanununda yargılama usulüne ilişkin olarak 5/1. maddesindeki “Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanunu'nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindeki düzenleme ile 2004 sayılı İİK’daki yargılama usulüne ilişkin kurallara atıf yapıldığı, İİK’nın bu düzenlemelerinde ise yargılamanın çeşitli yönlerine ilişkin hükümlere yer verildiği, bazı konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa atıf yapılmakla birlikte genel bir yollamaya yer verilmediği,
5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1. maddesinde yer alan “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…) az olamaz…” ve 5237 sayılı TCK’nun 45. maddesinde yer alan “Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır.” şeklindeki düzenlemelere nazaran, karar uyuşmazlığına esas olan yargılamanın ceza yargılaması olduğu noktasında bir tereddüt bulunmadığı, 5271 sayılı CMK’nun 1. maddesindeki “Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.” şeklinde düzenleme uyarınca, yaptırım olarak adlî para cezası öngörülen, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılamasında, İİK’nın atıf yapılan 347, 349, 350, 351, 352 ve 353. maddelerinde hüküm bulunmayan hallerde, ceza yargılaması usulü yönünden genel kanun niteliğindeki 5271 sayılı CMK’deki düzenlemelerin uygulanacağı, nitekim 2004 sayılı Yasanın 353/2. maddesindeki atıf ışığında, gerek Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin, gerekse Yargıtay 7. Dairesinin, icra ceza mahkemeleri tarafından, tarafların istinaf istemlerinin gider avansı yatırılmaması nedeniyle verdikleri, istinaf isteminin reddine dair kararlara karşı başvurulduğu hallerde, 5271 sayılı CMK’de bu yönde bir düzenleme olmadığına vurgu yapıldığı,
Uyuşmazlığın çözümü için halledilmesi gereken diğer meselenin ise yukarıda çizilen çerçeve içerisinde, imza incelemesinin delil niteliğinde olduğu gözönünde bulundurularak, delillerin ortaya koyulması ve tartışılması noktasında uygulanması gereken hükümlerin belirlenmesi olduğu,
2004 sayılı İİK’deki düzenlemelere bakıldığında, 350/1. maddesinde “İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir.” şeklinde, 351. maddesininin birinci fıkrasında “Şikâyetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır.” ve aynı maddenin ikinci fıkrasında “Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere isteyebilir.” şeklinde hükümlere yer verildiği, 352/1. maddesinde ise “İcra mahkemesi iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hulasasını Cumhuriyet savcısına bildirir.” şeklinde bir düzenleme bulunduğu, görüldüğü üzere burada delillerin sunulma zamanına yönelik bir takım sınırlamalar getirildiği, hatta sanık yönünden bir defa ile sınırlı olarak kovuşturmanın genişletilmesini isteme imkanının tanındığı, ancak nelerin delil olacağı, bu delillerin ne şekilde tartışılacağı, hâkimin kararını verirken hangi delilleri göz önüne alıp nasıl kıymetlendireceği hususlarında bir belirleme olmadığı, bu yönden 5271 sayılı CMK’ye başvurmak gerekeceği,
İmza ve yazı incelemesinin, bir yazı veya imzanın, belirli bir kişinin elinden çıkıp çıkmadığının, bu konuda uzman kişi ya da kişiler tarafından tekniğine uygun yöntem ve cihazlarla belirlenmeye çalışılması olduğu ve bu işlem ile ilgili olarak 5271 sayılı CMK’nin birinci kitap üçüncü kısım ikinci bölümündeki bilirkişilik müessesesine yönelik düzenlemelerin uygulanacağının tartışmasız olduğu, CMK’nin 67. maddesinde bilirkişi ya da bilirkişi kurulunun incelemelerinin neticesini bir rapor olarak mahkemeye sunacağı, 214. maddesinde ise delillerin tartışılması aşamasında mahkemenin gerek görürse bilirkişileri açıklama yapmak üzere 68. madde doğrultusunda duruşmaya çağırabileceğinin düzenlendiği,
Öte yandan; CMK’nun 63/1. maddesinde, bir taraftan Cumhuriyet savcısına, katılan veya vekiline, sanık ya da müdafii veya kanunî temsilcisine bilirkişi deliline başvurulmasını isteme hakkı tanınırken, bir taraftan da “…karar verilebilir” ifadesiyle bu konuda hâkim veya mahkemeye takdir hakkı verildiği, bunun yanında CMK’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.” şeklindeki ve ikinci fıkrasındaki “Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.” şeklindeki düzenlemelerle, bir yandan sanığın toplanmasını istediği bir delilin irtibatlı olduğu maddi olayları göstermesi gerektiğinin altı çizilirken, bir yandan da yine bu konuda hâkim ya da mahkemeye takdir yetkisi tanınarak, delilin toplanıp toplanmayacağına onun karar vereceğine işaret edildiği, ancak CMK’nin 206/2.maddesinde ortaya konulması istenen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi, ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması, istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde reddedilebileceği, 207/1. maddesinde ise sırf delilin ortaya konulması isteminin veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olmasının ret sebebi olamayacağı hüküm altına alınarak hâkim ya da mahkemenin bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarının çizildiği,
Bu noktada, meselenin çözümü için çekle ilgili karşılıksızdır işlemine neden olma suçunun failinin kim olduğu hususuna da işaret edilmesinin önem arzettiği, 5941 sayılı Yasanın 5. maddesinin birinci fıkrasında suçun failinin “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi …” şeklinde belirlendiği, aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise failin daha belirli hale getirildiğinin göze çarptığı, gerçekten de öncelikle ikinci fıkradaki “Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.” şeklindeki ve üçüncü fıkradaki “Çek
hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” şeklindeki düzenlemelerle gerçek ve tüzel kişiler açısından farklı rejimler öngörüldüğü, buna göre gerçek kişiler yönünden çekteki imza sahibi ile suçun faili aynı kişi bünyesinde birleşirken, tüzel kişilerde ise çekteki imza sahibi ile suçun failinin farklı kişiler olabileceği, bu itibarla da çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında sanık tarafından imza itirazında bulunulması hâlinde, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, suça konu çekin keşide edildiği çek hesabı sahibinin gerçek kişi çeki ya da tüzel kişi olmasına göre sanıkça iddiasını desteklemek üzere ortaya koyması gereken olgu ve delillerin de farklı olması gerekeceği,
Yukarıdaki açıklama ve düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun yargılama usulü yönünden atıf yaptığı 2004 sayılı İİK’nın 350, 351 ve 352. maddelerinde sanığın delil sunma hakkının ve zamanının gösterildiği ve sanığın bir defaya mahsus olarak tevsii tahkikat isteminde bulunabileceğinin hüküm altına alındığı, 5941 sayılı Kanunda yer alan karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılamasının bir ceza yargılaması olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığı, bu itibarla özel kanunlarda bir düzenleme bulunmayan uyuşmazlık konusunun, ceza yargılaması usulü yönünden genel kanun niteliğindeki 5271 sayılı CMK hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerektiği, imzaya itiraz üzerine yapılacak imza incelemesinin mahiyeti itibariyle bilirkişi delili olduğu, CMK’nun yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca, kural olarak, yargılama aşamasında sanığın bilirkişi deliline başvurabileceği, sanığın daha önce böyle bir istemde bulunmamasının istemin reddi nedeni olmayacağı, ancak sanığın bu istemini maddi olgularla desteklemesi gerektiği ve hâkim veya mahkemenin ancak ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması ya da istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde bu istemi reddedebileceği, bu itibarla, çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun yargılaması sırasında, sanığın maddi olgularla desteklenen, sonucu nihai karara tesir edebilecek nitelikteki ve davayı uzatmaya matuf olmadığı anlaşılan imza itirazı üzerine bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekeceği, ancak sanığın gerekçesi ortaya konulmamış, olgularla desteklenmeyen soyut imza inkarında bulunması, ya da suçun niteliği gereği sonuca müessir olmayacak, ya da davayı uzatmaya matuf olduğu kanısına varılan imza inkarı hâlinde, sanığın istemi reddedilerek hüküm kurulabileceğine, 24.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2009/9315 E., 2010/427 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2009/9315 E. , 2010/427 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Ödeme şartını ihlal eylemindan borçlu ...'in yargılanması sonucunda, beraatine dair ... İcra Mahkemesinin 02/06/2009 tarihli ve 2009/17 Esas, 2009/51 sayılı kararına karşı itirazın kabulüne,anılan beraat kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilmek üzere dosyanın ... İcra Mahkemesine gönderilmesine ilişkin mercii ... Ağır Ceza Mahkemesinin 15/07/2009 tarihli ve 2009/387 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2 .maddesindeki, "İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir." hükmü karşısında, mercii ... Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesine rağmen, itirazın konusu hakkında karar verilmemesinde isabet görülmemekle anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 11.11.2009 gün ve 63844 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 8.12.2009 tarih ve K.Y.B.2009/272036 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla; GEREGİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1.fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; "kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder." olarak yapılmıştır ... "Disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen "hüküm" niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz." şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu'nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları
için olduğu, nitekim anılan kanunun "İtiraz usulü ve inceleme merciileri" başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanunu'nda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda "suç" karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu'nun 353/1. maddesi uyarınca İcra Mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda icra mahkemesince sanığa duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden, nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verilmiştir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan kanunun "itiraz yolu" başlıklı 29. maddesinde, "(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir..." hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanunu'nda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine," karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki "itirazIa ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir." amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesince yerine getirilmesi gereken delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde İcra Mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını özel ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmayıp, somut olayda da İcra Mahkemesince borçluya duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden ve nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verildiği dikkate alındığında Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 01.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi .
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2009/9317 E., 2010/430 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAĞIR CEZA MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1.maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2009/9317 E. , 2010/430 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Taahhüdü ihlal eyleminden borçlu ... hakkında yapılan yargılama sonunda, ödeme taahhüdünün geçerli olmadığından beraatine dair ... 5. İcra Mahkemesinin 18/01/2008 tarihli ve 2007/607 Esas, 2008/346 sayılı Kararına vuku bulan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin ... 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 17/04/2008 tarihli ye 2008/578 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile;
1-... 3.İcra Müdürlüğünün 2006/13570 sayılı takip dosyası üzerinden sanık hakkında yapılan icra takibi sırasında, borçlu sanığın talebi üzerine hazırlanan 17/01/2006 tarihli taahhütnamede ödenecek toplam borç miktarının tüm fer'ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması karşısında, taahhüdün hukuken geçerli olmadığı, bu hususun Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/02/2001 gün, 2001/8-19 Esas, 2001/26 sayılı Kararı ile de kabul edildiğinin gözetilmemesinde,
2- Mercii mahkemece itirazın kabulüne karar verilmesi karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 271/2. maddesi gereğince işin esasına girilerek, ihtilaf konusunu halledecek şekilde, itirazın mevzuunu teşkil edecek mesele hakkında da bir karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmamasında, isabet görülmemekle anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 23.11.2009 gün ve 66445 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 8.12.2009 tarih ve K.Y.B.2009/272080 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla ; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; "kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder." olarak yapılmıştır. Disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1.maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK. nun 223. maddesinde belirtilen
"hüküm" niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz." şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu'nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanunu'nda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanunu'nda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca İcra Mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda icra mahkemesince sanığa ait nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verilmiştir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan kanunun "itiraz yolu" başlıklı 29. maddesinde, "(1) Mahkemenin verdiği, son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili. olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir ..." hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanunu'nda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine," karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki "itirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir." amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesince yerine getirilmesi gereken delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde İcra Mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını özel ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmayıp, somut olayda da İcra Mahkemesince borçluya ait nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verildiği dikkate alındığında Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ayrıca; dosya kapsamına göre, borçlu hakkında ... 3. İcra Müdürlüğünün 2006/3570 esas sayılı dosyasında yapılan takip sırasında 17.1.2007 tarihinde icra memuru huzurunda alacaklı vekilinin kabulüyle düzenlenen tutanakta borç miktarı 1.355.00 TL. olarak gösterildiği, tutanağın beyan kısmında da borçlu "...borcumu taksitler halinde ödeyeceğim. İlk taksidi 22.1.2007 tarihinde 500.00 TL, 22.2.2007 tarihinde 500.00 TL, 22.3.2007 tarihinde 500.00 TL, 23.4.2007 tarihinde 500.00 TL ödemeyi taahhüt ediyorum" şeklindeki beyanı ile toplam 2.000.00 TL. miktar için taahhütte bulunması, diğer taraftan takip talebinde alacak miktarının 1.355.00 TL olarak gösterilmesi karşısında, taahhüt tutanağındaki borç miktarının ayrıntılı olmasa dahi fer'ileriyle birlikte hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlendiğinin kabulü gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğname yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 01/02/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2009/2636 E., 2009/3861 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAĞIR CEZA MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2009/2636 E. , 2009/3861 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Taahhüdü ihlal eyleminden borçlu ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, taahhüdün usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle borçlunun beraatine dair İstanbul 4. İcra Mahkemesinin 24/01/2006 tarihli ve 2005/2677 esas, 2006/62 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile taahhüt geçerli olduğundan duruşma açılarak karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine ilişkin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2006 tarihli ve 2006/738 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile;
Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, itiraz mercii Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda, itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi zorunlu olduğu cihetle, itiraz mercii İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2006 tarihli kararı üzerine yeniden yargılama yapılmak suretiyle verilen İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesinin 16/10/2007 tarihli ve 2006/3901 esas, 2007/2756 sayılı beraat kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın kabulüne dair, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/02/2008 tarihli ve 2008/112 değişik iş sayılı kararının ve bu karar üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına dair İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesinin 10/06/2008 tarihli ve 2008/2675-6184 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın kabulü ile sanığın 3 ay disiplin hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/07/2008 tarihli ve 2008/986 değişik iş sayılı kararlarının hukuken yok hükmünde olduğu düşünülerek yapılan incelemede,
Borçlu sanık hakkında yürütülen İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2005/6501 (yeni 2007/4919) esas sayılı takip dosyasında, sanığın ödeme taahhüdünü içeren 15/06/2005 tarihli haciz tutanağında ödenecek toplam borç miktarının bütün fer'ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu ve İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesince verilen 24/01/2006 tarihli beraat kararının doğru olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemekle anılan kararın 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24/02/2009 gün ve 10353 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 17.03.2009 tarih ve K.Y.B.2009/53941 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1.fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; "kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder." olarak yapılmıştır... "Disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK. nun 223. maddesinde belirtilen "hüküm" niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz." şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu'nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun "İtiraz usulü ve inceleme merciileri" başlıklı 268. Maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanunu'nda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda "suç" karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu'nun 353/1. maddesi uyarınca icra mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda icra mahkemesince sanığa duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden, nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verilmiştir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan kanunun "itiraz yolu" başlıklı 29. maddesinde, "(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir..." hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanunu'nda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine," karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki "itirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir." amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesince yerine getirilmesi gereken
delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde icra mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını özel ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmayıp somut olayda da İcra Mahkemesince borçluya duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden ve nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verildiği dikkate alındığında Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ayrıca;
Dosya kapsamına göre, borçlu hakkında İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2007/4979 esas sayılı dosyasında yapılan takip sırasında 15.06.2005 tarihinde icra memuru huzurunda alacaklı vekilinin kabulüyle düzenlenen haciz tutanağında toplam borç miktarının haciz tutanağının ilgili kısmında gösterildiği, haciz işlemi sonunda borçlunun " ... borcun tamamını 27.06.2005 tarihinde ödeyeceğim ... " şeklinde taahhütde bulunduğu anlaşılmaktadır. Alacaklı vekilinin taahhüt sırasında haciz tutanağının ilgili bölümündeki borç miktarına bir müdahalede bulunmadığı dikkate alındığında, taahhüt miktarının belirlendiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca borçlunun taahhüdünün geçersiz olduğundan söz edilemeyecektir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 02.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi, 2008/1543 E., 2008/1295 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAĞIR CEZA MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür.
(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2008/1543 E. , 2008/1295 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Nafaka hükümlerine uymamak eyleminden borçlu ...’ın 2004 sayılı İİK’nun 5358 sayılı Kanun’la değişik 344.maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, Ödemiş İcra Mahkemesinin 27.07.2007 tarihli ve 2007/1298-2405 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile İcra Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın gereği için Mahkemesine gönderilmesine ilişkin, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2007 tarihli ve 2007/630 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre; İcra Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olunmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2.maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yeniden duruşma açılmak suretiyle karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK'nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 07.01.2008 ... ve 861 sayılı Kanun Yararına Bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 04.02.2008 ... ve K.Y.B.2007/14234 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere "1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır... “disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen
“hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu'nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi ... içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme merciileri” başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanununda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu'nun 353/1. maddesi uyarınca İcra Mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi ... içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda İcra Mahkemesince sanığa ait nüfus kaydı getirtilmeden verilen cezalandırılma kararı söz konusudur. Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulünün gerektiğinin düşünülmesi halinde aynı zamanda borçlu sanığın nafaka borcunu ödememek eyleminden dolayı İİK.nun 344/1. maddesi gereğince üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına da karar vermesi zorunluluğu nedeniyle borçlu sanığa ait nüfus kaydının getirtilmesi gerekmektedir. Bu durum ancak suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu ve 5271 sayılı CMK.nun 270. maddenin 1. fıkra 1. cümlesinde dayanak bulduğu, oysa ki yukarıda da açıklandığı üzere, İcra Mahkemesince itiraza tabi olarak verilen disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları “suç” karşılığı verilen kararlar olarak kabul görmemektedir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan Kanun'un “itiraz yolu” başlıklı 29. maddesinde, “(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği
tarihinden itibaren en geç yedi ... içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir…..” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanununda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin “itirazın kabulüne” veya "itirazın reddine," karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki “itirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.” amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesince yerine getirilmesi gereken delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına, ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde İcra Mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını ... ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gözetildiğinde, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2007 tarih ve 2007/630 değişik iş sayılı kararına karşı kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenen suçlardan dolayı (örneğin taahhüdü ihlal veya nafaka borcunu ödememek) İcra Mahkemesi'nce verilen **"tazyik hapsi"** veya **"disiplin hapsi"** kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu aşağıdakilerden hangisidir?