İcra ve İflas Kanunu 4. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 4 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.)
(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/1 md.) İcra ve iflâs dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikâyetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hâkimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hâkim tarafından yapılır. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca icra mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda icra mahkemesi daireleri numaralandırılır. İcra mahkemesinin birden fazla dairesi bulunan yerlerde iş dağılımı ve buna ilişkin esaslar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Her icra mahkemesi hâkimi, kendisine Adlî Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflâs dairelerinin muamelelerine yönelik şikâyetleri ve itirazları inceler, icra daireleri başkanlığı kurulmayan yerlerde bu dairelerin gözetim ve denetimlerini yapar, idarî işlerine bakar.[5]
İcra yetkisini haiz sulh mahkemelerinin muamelelerine karşı vuku bulacak şikayet ve itirazların icra mahkemesi o mahkemenin hakimidir.
Sorumluluk:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
167 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2023/577 E., 2023/1635 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Ceza Mahkemesi
nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır.
12. Hukuk Dairesi 2023/577 E. , 2023/1635 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Asıl dosyada müştekinin 05.07.2013 tarihli dilekçesi ile; borçlu ... Otomotiv Mobilya Ltd. Şti. hakkında ... 1. İcra Müdürlüğünün 2012/8012 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiği, haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerinin takipten kısa bir süre önce devir edildiğinin tespit edildiği, ayrıca borçlu şirkete ait araçların da üçüncü kişilere devir edildiği, borçlu şirket hakkında birden fazla takip yapıldığı, ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıkları, sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiği, ayrıca araçlarını da devir ettiği, borçlu şirket yetkilisinin alacaklılarını zarara uğratmak amacı ile mevcudunu eksilttiği, bu
nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır.
2.Birleşen ... 2. İcra Ceza Mahkemesinin 2013/879 Esas sayılı dosyasında müştekinin 04.07.2013 tarihli dilekçesi ile; borçlu ... Otomotiv. Mobilya Ltd. Şti. hakkında ... 1. İcra Müdürlüğünün 2012/8706 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiği, haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerinin takipten kısa bir süre önce devir edildiğinin tespit edildiği, ayrıca borçlu şirkete ait araçların da üçüncü kişilere devir edildiği, borçlu şirket hakkında birden fazla takip yapıldığı, ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıkları, sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiği, ayrıca araçlarını da devir ettiği, borçlu şirket yetkilisinin alacaklılarını zarara uğratmak amacı ile mevcudunu eksilttiği, bu nedenle borçlu şirket yetkilisi sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi gereğince cezalandırılmaları için dava açılmıştır.
3. ... 3. İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2014 tarihli kararı ile sanıklar hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan ayrı ayrı beraatlerine, karar verilmiştir.
4. ... 3. İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2014 kararının müşteki vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 29.05.2018 tarihli ve 2015/25232 Esas, 2018/6448 Karar sayılı kararı ile "... somut olayda; şikayetçi vekilince; borçlu şirketin şubelerinin adresine haciz için gidildiğini haciz için gidildiğinde borçlu şirketin şubelerini takipten kısa bir süre önce devir ettiklerini tespit ettiklerini ayrıca borçlu şirkete ait araçlarının da 3. kişilere devir edildiğini borçlu şirket hakkında bir den fazla takip yaptıklarını ancak hiçbir dosyada alacaklarını alamadıklarını sanıkların borçlu şirket temsilcisi olduğunu ve şirket temsilcisi olan sanıkların takipten kısa bir süre önce borçlu şirkete şubelerini devir ettiğini ayrıca araçlarını da devir ettiğini bu eylemlerin alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla yapıldığının iddia edilmesi karşısında; devredilen ve devralan şirketler arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunup bulunmadığının ve ticari işletmenin borcunun alacaklıları zarara uğratmak maksadıyla ödememe durumunun olup olmadığının tespiti açısından, tüm adı geçen şirketlere ait defter ve belgeler üzerinde karşılaştırmalı bilirkişi incelemesi yaptırılması, yaptıkları satışlar ve verdikleri hizmetler araştırılarak ayrıca aynı suçtan dolayı aynı sanıklar hakkında müştekisi aynı olan ... 2. İcra Mahkemesinin 2013/879 Esas sayılı dosyasından da şikayette bulunulduğunun anlaşılması nedeniyle, suçun tek suç olup olmadığı veya sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği hususlarının tartışılıp değerlendirilmesi için dosyaların birleştirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturmayla yazılı şekilde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
5. ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.09.2021 tarihli kararı ile; davanın 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, karar verilmiştir.
6. ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.09.2021 tarihli kararının müşteki vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2022 tarihli ve 2021/11971 Esas, 2022/2511 Karar sayılı kararı ile "...Mahkemece her ne kadar 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e maddesi gereğince davanın
gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair karar verilmiş ise de ; sanıklara yüklenen suçun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle 5237 sayılı TCK’nun 66-(1)e ve 67. maddelerine göre 8 yıl olağan, 12 yıl olağanüstü zaman aşımına tabi olduğu, sanıklardan ...'ün birleşen dosya kapsamında mahkeme huzurundaki savunmasının 04.04.2014 tarihinde alınmış olması ile zamanaşımının kesildiğinin ve zamanaşımı süresinin henüz dolmadığının anlaşılması karşısında, mahkemece yargılamaya devam edilerek esas hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi,..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
7.... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 20.10.2022 tarihli kararı ile; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan neticeten 6 ay hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, zamanaşımını kesen son işlemin 04.04.2014 tarihindeki sorgu olduğu, 04.04.2014 tarihinden sonra yeniden 8 yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve 04.04.2022 tarihinde davanın zamanaşımına uğradığı, eldeki davada olağanüstü zamanaşımı süresini uygulamak için hiçbir gerekçe yokken olağanüstü zamanaşımı süresinin uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, borca karşılık yapılan bir devrin sırf İİK gereğince iptale tabi olduğundan bahisle sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, somut olayda sanıkların yaptığı işlemlerin hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, yerel mahkeme hükmünün bozularak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
2.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, yerel mahkeme tarafından suç tarihinin 20.09.20212 tarihi olduğu ve zamanaşımı süresini kesen işlemin ise 04.04.2014 tarihli mahkemede alınan sorgunun olduğu kabul edildiğinden, 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve sanık yönünden işbu suç işlenmediği gibi kabul olmamakla birlikte işlenmiş olduğu düşünülse dahi cezalandırılamaz bir hal aldığı, yerel mahkeme tarafından 04.04.2022 tarihi itibariyle olağan zamanaşımı süresinin dolduğu hususu göz ardı edilerek yargılamanın 12 yıllık olağanüstü zamanaşımına tabi olduğu şeklinde hatalı değerlendirme yapıldığı, eldeki davada olağanüstü zamanaşımı süresini uygulamak için hiçbir gerekçe olmadığı halde olağanüstü zamanaşımı süresinin uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekli iken cezalandırma kararı ile yanlış değerlendirme yapıldığı, 8 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davanın zamanaşımına uğradığı, ayrıca dava zamanaşımını kesen sebeplerin mevzu bahis olmadığı, bu nedenle yerel mahkemece, davanın 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi gereğince düşürülmesi gerektiği, borca karşılık yapılan bir devrin sırf İİK gereğince iptale tabi olduğundan bahisle sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, atılı suçun işlenebilmesi için sanıkların yaptığı tasarrufların sırf alacaklılarını zarara uğratmak kastıyla yapılmış olmaları gerektiği, ancak somut olayda sanıkların yaptığı işlemler hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
3.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, sanık ...'ün isnat edilen suçu işlediğini kabul anlamına gelmemekle beraber olay tarihi olan 20.09.2012 tarihinden itibaren 8 yıl geçtiği ve olayın
zamanaşımına uğradığı, sanığın ifadesinin mahkeme huzurunda 04.04.2014 tarihinde alındığı, zamanaşımın 04.04.2014 tarihinde kesilmiş olduğu düşünülse dahi isnat edilen suçun 04.04.2022 tarihinde zamanaşımına uğramış olduğu, her ne kadar bu durum defaatle belirtilmiş olsa da mahkemece hiçbir şekilde dikkate alınmadığı, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, zamanaşımının 04.04.2022 tarihi itibariyle 8 yılın dolmuş olması ile gerçekleştiği, zamanaşımının gerçekleşmiş olduğu ileri sürülmüş de olsa, mahkemece gerekçe gösterilmeksizin dikkate alınmadığı, kesilme tarihinden sonra dahi gerçekleşen zamanaşımının dikkate alınarak dosyanın düşürülmesine, aksi kanaat halinde ise sanığın beraatine karar verilmesi, yine dosya içerisinde mevcut 06.09.2021 tarihli bilirkişi raporunun da mahkemece hiçbir şekilde hükme esas alınmadığı, sanığın "alacaklısını zarara uğratma" kastının bulunmadığı, sanığın kastı yani suçun manevi unsurunun bulunmaması hasebiyle suçun oluşmadığı, oluşmayan bir suç nedeniyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin de açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının kaldırılması , zamanaşımının kesilme tarihi olan 04.04.2014 tarihi itibariyle dahi zamanaşımının gerçekleşmiş olması ve kaldı ki suçun unsurlarının bulunmaması nedeniyle suçun oluşmadığı hususları göz önünde bulundurularak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
4.Sanık ... vekilinin temyiz isteği, suçu kabul anlamına gelmemekle birlikte suç tarihi olan 20.09.2012 tarihinin üzerinden 10 yıl geçtiği ve yerel mahkemeye göre zamanaşımını son kesen işlemin 04.04.2014 tarihi olduğundan 8 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davanın zamanaşımına uğradığı, davada olağanüstü zamanaşımını uygulamayı gerektiren bir sebep bulunmadığı halde mahkemece düşme kararı yerine cezalandırma kararı verilmesinin yerinde olmadığı, her ne kadar sanık yönünden, beyanında taşınmazları satın aldığı ipotek borcu nedeniyle mağdur olduğu ve yeniden satmak durumunda kaldığı, ödeme yapılmadığı beyanına dayanılarak ikrarda bulunulduğu iddiası ile mahkumiyet kararı verilmişse de verilen kararın hatalı olduğu, somut olayda sanıkların yaptığı işlemlerin hukuka uygun olmakla birlikte ticari hayat bakımından kabul gören devirler olduğu, müşteki tarafından da sanığın kastının bu yönde olduğuna dair bir delil sunulamadığı, bu durum tespit edildiğinde sanıkların alacaklılarını zarara uğratma saikiyle hareket edip etmedikleri, bedel itibariyle borç ile devir bedelleri arasındaki farkı tespit edilebilecekken eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararın açıkça hukuka aykırı olduğu ve kararının bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 331 inci maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2.Şikayet tarihinin 04.07.2013 tarihi olduğu, sanık ...'ün savunmasının alındığı 04.04.2014 tarihi ile mahkeme karar tarihi arasında, 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen ve durduran başkaca bir hüküm ve işlem bulunmaması nedeniyle, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin 04.04.2022 tarihinde yargılama sırasında gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... 6. İcra Ceza Mahkemesinin, 20.10.2022 tarihli ve
2022/122 Esas, 2022/350 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar vekillerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki davanın 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.03.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
5. Hukuk Dairesi, 2022/16410 E., 2023/3607 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin göndermesiyle, bonoya dayalı olarak borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde, bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 689 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre ödeme yeri gös
5. Hukuk Dairesi 2022/16410 E. , 2023/3607 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR
A. Gölcük İcra Hukuk Mahkemesinin 23.05.2022 Tarihli ve 2022/51 Esas, 2022/84 Karar Sayılı Kararı
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin göndermesiyle, bonoya dayalı olarak borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde, bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 689 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabileceğinin belirtildiği, somut olayda senet metninde düzenleme yerinin İstanbul olarak yazılı olduğu, borçlu şirketin ikametgahının İstanbul ili Pendik ilçesi olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 7 nci maddesi gereğince birden fazla borçlu olmasına rağmen senet metninde düzenleme yeri İstanbul yazdığı için yetkili icra dairesinin İstanbul Anadolu İcra Daireleri olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
B. İstanbul Anadolu 22. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.10.2022 Tarihli ve 2022/391 Esas, 2022/638 Karar Sayılı Kararı
Kıymet takdirine ilişkin şikayetlerde yetkili İcra Mahkemelerinin itiraz edilen kıymet takdiri raporunu düzenlettiren icra dairesinin bulunduğu yerdeki İcra Mahkemeleri olduğu, kıymet takdiri raporu düzenlenmesini talimat yolu ile talep eden esas İcra Dairesinin Ankara 22. İcra Müdürlüğü olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
II. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde yetkiye, imzaya, borca ve ferilerine itiraz istemine ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir.
2. 2004 sayılı Kanun’un “İcra mahkemesi” başlıklı 4 üncü maddesi şöyledir:
“İcra ve iflâs dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikâyetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hâkimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hâkim tarafından yapılır.”
C. Değerlendirme
Dosya kapsamından, Gölcük İcra Müdürlüğü’nün 2022/642 Esas sayılı dosyasında davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığı, davacının yetkiye, imzaya, borca ve ferilerine itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın takibin yapıldığı icra dairesinin bağlı bulunduğu Gölcük İcra Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir.
III. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
6100 sayılı Kanun’un 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Gölcük İcra Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,
10.04.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/8008 E., 2023/2419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı vekilinin tazminat talebinin, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtili koşullar gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2021/8008 E. , 2023/2419 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1339 Esas, 2021/511 Karar
HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/125 E., 2019/237 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında hiçbir ticari alış veriş ve hukuki ilişkisi olmadığını, müvekkili şirket adına düzenlenmiş fatura sevk irsaliyesinin olmadığını, takip konusu senedin ... tarafından resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık amacı ile müvekkili şirketten habersiz olarak düzenlendiğini, ...'in müvekkili şirketteki mevcut hisselerini 12.12.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ...'a devrettiğini, ...'in imza yetkisinin iptal edildiği hususunun 24.12.2014 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, ...'in ortaklıktan ayrıldıktan ve yetkili temsilci sıfatı sona erdikten sonra haksız menfaat elde etmek amacı ile davalı şirket adına 5.370.614,40.TL'lik bonoyu düzenleyerek davalıya teslim ettiğini, dava konusu senedin normalde 05.11.2014 tarihinde tanzim edilmeyip, senede ...'in yetkili olduğu bir zamanda düzenlendiği izlenimi verilmek istendiğini ileri sürerek Adana 8. İcra Müdürlüğü'nün 2016/6290 E. sayılı icra takip dosyasında 05.11.2014 tanzim tarihli 15.01.2015 vade tarihli bakiye 3.170.614,40.TL alacak olduğu iddia edilerek icra takibine konu edilmiş bono ve icra takibinden dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile borç senedinin iptaline, haksız ve kötü niyetli davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; bonoya konu borcun 3.170.614,40 TL'lik kısmının ödenmediğini, müvekkilinin dava dışı Ce Agro şirketi ile ticari ilişkisinin olduğunu, Yeşil Tarım şirketi tarafından Ce Agro şirketine verilen ve Ce Agro şirketi tarafından müvekkiline ciro edilen muhtelif çeklerden dolayı şirketten alacaklı olduğunu, davacı şirketin 05.11.2014 tarihli protokol ile borcu ödemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin, çeklerin ödenmesini beklendiğini, çeklerle ilgili Yeşil Tarım ve Ce Agro şirketi hakkında ilk icra takibinin 17.11.2014 tarihinde yapıldığını, ancak tahsilat yapılamadığından senedin icra takibine konu edildiğini, bono için ödememe protestosu çekme zorunluluğu olmadığını, davacı şirketin borcu ödememek için taşınmazları düşük bedelle sattığını, söz konusu bononun ...'in ortaklık sıfatı sona ermeden düzenlenip müvekkiline verildiğini, davacı tarafın iddia ettiği tüm hususların hukuki gerekçeden yoksun olduğunu savunarak davanın reddine ve davacının %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, davacı ortaklarının ... ve ..., temsilcisinin ise ... olduğu dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti nin ortaklarının ..., ... ve ..., temsilcilerinin ise münferiden ... ve ... olduğu, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte ... ve ...'in her iki şirketin de ortağı olduğu, aynı zamanda ...'in her iki şirketi de münferiden temsile yetkili müdürü konumunda bulunduğu, 05.11.2014 tarihli protokolde dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şirketi tarafından Ce Agro Şirketine verilen ve ciro edilerek davalı şirkete geçen 11 adet çekin karşılığının çıkmaması, icra yolu ile de tahsil edilememesi halinde, 11 adet çekin toplam tutarı olan 5.370.614,40 TL'nin davalı şirkete davacı şirket tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.'nin ortakları ve temsilcileri dikkate alındığında, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı vekilinin tazminat talebinin, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtili koşullar gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu bononun, davacı şirketin eski yetkilisi olan ...'ın, ortaklıktan hissesini devrederek ayrılmasından sonra ...'in hissesini devralan ve şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi olan ... tarafından, şirkete ait taşınmazın 04.03.2016 tarihinde satılması sonucu, tasarrufun iptali davası açıp, taşınmaza haciz konulmak istenmesi olduğu, bunun gerçekleşmesi için, davalı Konak Ay şirketi ile muvazaalı olarak dava konusu bonoyu düzenleyip, davalı tarafında Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açıldığını, bononun vadesinin 15.01.2015 tarihi olup, davalı tarafından 02.05.2016 tarihinde icraya konulduğunu, bononun tanzim tarihinde davalının elinde bulunmadığını, bulunsaydı 1,5 yıl beklenmeyip derhal icraya konulucağını, tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmaza hacizin de konulabileceğini, davalı tarafından her ne kadar dava konusu bononun teminat bonosu olup, 05.11.2014 tarihli protokol gereğince, ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu Yeşil Tarım...Ltd. Şti.'nin keşidecisi, dava dışı Ce-Agro Ltd. Şti.'nın lehtarı olan ve davalı şirkete cirolanan 11 adet çekin, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketi tarafından ödenmediği takdirde, teminat bonosunun icraya konulacağının kararlaştırıldığı savunulsa da, bononun her zaman geriye doğru düzenlenebileceğini, protokolde yer olan şirketlerle ticari ilişki bulunmadığını, çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014, bononun ise 05.11.2014 tarihinde düzenlenmiş olduğu, bu hususun hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şirket öz varlığının çok üzerinde bir bedel ile bono düzenlenmiş olmasının mantığa aykırı olduğunu, Yeşil Tarım şirketinin çekleri ciro yolu ile Ce-Agro şirketinden alan davalıya kefil olmasının her iki şirket arasında ticari ilişkinin bulunmayışı dikkate alındığında bu hususunda mantık kurallarına aykırı olduğunu, davalının icra takibi başlattığı çeklere ilişkin geçersiz taahhüt aldığını, bazı çekler yönünden de icra takibi başlatılmadığını, bononun taraf defterlerinde kayıtlı olmadığını, şirketin yeni ortağı ...'ın böyle bir borç altındaki şirketten hisse alamayacağını tüm bu hususların hayatın olağan akışına aykırılığın ispatı olduğunu, kaldı ki ... ve davalı şirket temsilcisi hakkında soruşturma bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun alacaklısının davalı şirket, borçlusunun davacı şirket, keşide tarihinin 05.11.2014, vade tarihinin 15.01.2015 ve bedelinin 5.370.614,40 TL olduğu, bono üzerinde malen ya da nakden kaydı bulunmadığı, taraflar arasında aynı tarihte düzenlenen protokol başlıklı belge de ise, Yeşil Tarım şirketi tarafından verilen ve Ce-Agro şirketi tarafından cirolanan çeklerin davalı Konak Ay şirketi tarafından tahsile konulduğu, bu çeklerin karşılığı çıkmadığı ve bu çekler borçlulardan icra yolu ile tahsil edilemediği takdirde toplam 5.370,614,40 TL tutarındaki borcun Konak Ay şirketine davacı şirket tarafından ödeneceği, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketleri tarafından çekler ödenmediği takdirde bononun icraya konulacağının kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenlendiği 05.11.2014 tarihinde davacı şirket ile, 11 adet çekin keşidecisi olan Yeşil Tarım şirketinin ortaklık yapısı incelendiğinde ...'in her iki şirketin de ortağı ve münferiden temsilen yetkili müdürü konumunda olduğu, bononun düzenlendiği tarihte davacı şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, davacı şirketteki hissesini 12.12.2014 tarihinde ...'a devrettiği ve bu işlemin 24.12.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edilmiş olduğu, Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada ise davalı tarafından, davacı şirket aleyhine 03.06.2016 tarihinde açılmış tasarrufun iptali davası olup, konusunun ise, ...'den şirket hissesini devralan ... tarafından davacı şirkete ait taşınmazın satılması olduğu, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, davacı şirket ile çeklerin keşidecisi olan Yeşil şirketi, lehtarı Ce-Agro şirketi ve cirantası davalı şirketin hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığı, dava konusu bononun taraf defterlerinde de yer almadığı, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle, protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, çekler için teminatın Ce-Agro şirketi tarafından verilmesi gerektiği, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, kaldı ki, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı, davalının cevap dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmediği, kötü niyet tazminatı yönünden ise, davalı alacaklı şirket tarafından dava konusu bononun, Ce-Agro şirketi tarafından kendisine ciro edilen çeklerin teminatı olarak alındığının savunulduğu, ancak bu savunmanın ispat edilemediği, davalı şirketin icra takibi başlatmakta haksız olsa da kötü niyetli olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile Adana 8. İcra Müdürlüğüne ait 2016/6290 E. sayılı icra takibine esas teşkil eden 05.11.2014 düzenleme tarihli 15.01.2015 vadeli, bakiye 3.170.614,40 TL alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının yasal koşullar oluşmadığından davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi'nin hayatın olağan akışı kavramı üzerinde durularak yargılamaya konu borcun ve yaşanılan sürecin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu kabul ederek karar verdiğini, müvekkilinin alacağını ispat konusunda herhangi bir problemi bulunmamakla birlikte, Mahkemece hayatın olağan akışına dayanan tarafın ispat külfetinden kurtulduğunu ve ispat külfetinin davalı müvekkiline geçtiğini kabul edilmek suretiyle karar verdiğini, söz konusu ispat külfeti değerlendirmesinin hatalı olduğunu, protokole konu çeklere ilişkin olarak, borcun 2.200.000,00 TL kısmının müvekkili şirkete ödendiğini, ödenmeyen ve bankada karşılığı bulunmayan 6 adet çekle ilgili alacağın icra takibi yapılmasına rağmen tahsil edilemediğini, bu nedenle alacağını tahsil edemediği için bonoyu takibe koyduğunu ödenmeyen borcun 3.170.614,40 TL olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin Ce Agro şirketine mal sattığından bu şirketten alacaklı olduğunu, Ce Agro şirketininde Yeşiller Tarım şirketiyle olan ticari ilişkisi karşılığında Yeşil Tarımdan almış olduğu 11 adet çeki cirolayarak müvekkili şirkete verdiğini, bononun tanzim edildiği tarihte davacı Ceynar Şirketi ile Yeşiller Tarım şirketini münferiden temsile yetkili kişisinin ... olduğunu, Yeşiller Tarım tarafından verilen çekler dolayısıyla oluşan borca karşılık diğer şirketi olan davacı Ceynar Tarımı da bir nevi kefil gösterdiğini, ...'in iki şirketinden birinin (Yeşiller Tarımın) borcuna karşılık, diğer şiketine (Ceynar Tarıma) ait bonoyuda teminat olarak verdiğini ve protokol imzalandığını, bahsi geçen Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/384 E. sayılı dosyası ile ilgili olarak keşideci Yeşiller Tarım ile Lehtar Ce Agro aleyhine ilk takibin 17.11.2014 yılında yapıldığını, daha sonrada vadesi gelip geçmesine rağmen ödenmeyen 5 adet diğer çekler içinde çeşitli tarihlerde takip yapıldığını, bu takiplerden Adana 4. İcra Müdürlüğü'nün 2014/18998 E. sayılı dosyasında 16.01.2015 tarihinde ... tarafından dosya borcunun 16.05.2015 tarihinde ödeneceğine dair ödeme taahhüdünde bulunulduğundan, bu taahhütlere istinaden bononun takibe konulmadığını, bu süreçte ...'in Ceynar Tarımdaki hissesini bedelsiz olarak ...'a devrettiğini öğrendikten tasarrufun iptali davasını açtığını, hayatın olağan akışına aykırı olarak Ceynar Tarımdaki hisselerini bononun tanziminden bir ay sonra apar topar tek kuruş almaksızın ...'a devrettiğini, 6102 sayılı Kanun'un 395'inci maddesinin ikinci fıkrasına göre pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin şirket için kefalet, garanti ve teminat veremeyeceğinin düzenlendiğini, oysa işlemlerin yapıldığı tarihte ...'in Ceynar Tarım şirketinin %70 hissedarı ve tek başına temsilcisi olduğunu, otarihte iki şirketinde bir aile şirketi olup şirket ortaklarının aynı kişiler olduğunu, bononun düzenlenmesinde muvafakatının bulunmadığını ve bononun geçersi olduğunu ileri sürebilecek tek kişinin Ceynar Tarımın o tarihteki diğer ortağı olan ...'in olduğu onunda hiçbir itirazının bulunmadığını, davaya konu edilen 05.11.2014 tarihli protokolün ve senedin düzenlenmesinden yaklaşık bir ay sonra 12.12.2014 tarihinde, ...'in müvekkili şirkete olan borcunu ödememek ve müvekkilinden mal kaçırmak kastıyla Ceynar Tarımdaki tüm hisselerini hiç bir bedel almaksızın ...'a devretmesi ve aynı gün ...'in imza yetkisinin de iptal edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin davaya konu icra takibini haksız olarak başlatmış olduğunu, davacı müvekkil şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmesi suretiyle karar verildiğini, dava konusu bono davacı şirketin eski ortağı ve yetkilisi ... tarafından geçmiş tarihli olarak davalı adına, davalı ile menfaat birlikteliği amacı ile düzenlendiğini, bunun yapılmasının sebebi ise davacı şirket adına kayıtlı ve oldukça değerli olan kayıtlı taşınmazın davacı müvekkil şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi ... tarafından 04.03.2016 tarihinde satılması olduğunu, ... davacı şirketteki ortaklıktan ayrıldığında babası ... %30 hisse sahibi olarak şirkette kaldığını, ... ile ... bu taşınmaz satıldıktan sonra davalı Konak Ay şirketi ile anlaşarak muvazaa yapmak, akabinde tasarrufun iptali davası açarak taşınmaza haciz koydurmayı amaçladıklarını, bu sebeple de, taşınmaz satıldıktan sonra geçmiş tanzim tarihli dava konusu bono düzenlenmiş ve davalı Konak Ay şirketi'ne verildiğini, davalı Konak Ay şirketi de bu bonoya dayanarak Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/384 E. sayılı dosyası ile 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açtığını, davalının, haksız ve kötü niyetli icra takibi açtığını gösteren bir başka hususun da, davalının vade tarihi 15.01.2015 olan bir bono hakkındaki icra takibini 02.05.2016 tarihinde açması olduğunu, gerçekten söz konusu bono davalının elinde tanzim tarihinde bulunsaydı, davalı beş milyonluk" vadesi 15.01.2015 tarihi olan bonoyu icra takibine koymak için bir buçuk yıl sonrasını beklemeyeceğini, davalı Konak Ay ile dava konusu muvazaalı bonoda imzası bulunan şirket eski ortağı ... ve babası ...'in birlikte hareket ettiklerini ve dolayısıyla söz konusu icra takibinin haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını belirterek kötü niyet tazminatına yönelik verilen ret kararı yönünden bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 395'inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu(2004 sayılı Kanun) 72'nci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, takibe konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlık konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, dava konusu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.' nin ortakları ve temsilcileri birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti.'ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihi 15.01.2015 tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edildiği, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi uarınca "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.", 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereğince de "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Öte yandan kural olarak menfi tespit davalarında ispat külfeti davalı alacaklıya aittir. Ancak dosyadaki 05.11.2014 tarihli protokol üzerinde yapılan incelemede, dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilen ve davadışı Ce-Agro.. Ltd. Şti tarafından cirolanan 11 adet çekin karşılığı çıkmaması üzerine davacı şirket tarafından bu borcu teminen senet düzenlenip verileceğinin kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenleme tarihinin protokol tarihiyle aynı olduğu, ayrıca bono bedeli ile protokol gereği davacı şirketin borçlandığı miktarında aynı olduğu görülmüştür. Ayrıca dava dışı Yeşil Tarım .. Ltd. Şti. temsilcisi ile davacı şirketin temsilcisinin aynı kişi olduğu, Mahkemece alınan 23.10.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre de davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede çekleri davalı şirkete cirolayan davadışı Ce-Agro şirketinden ticari ilişki nedeniyle alacaklı olduğu, davalının da savunmasında 05.11.2014 tarihli protokol gereği davacı şirketten ödenmeyen çekler nedeniyle düzenlenen bonodan kaynaklı alacaklı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının bono nedeniyle borçlu olunmadığına ilişkin ispat külfetinin davacı üzerinde olduğu, davacının da borçlu olmadığını yazılı delillerle ispat etme külfetinde olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile ispat külfetinin yer değiştirilerek davalı şirket üzerinde olduğunu ve davalı tarafından alacaklı olunduğu ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde taraflara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2021/2247 E., 2021/7998 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK'nın 4. maddesi gereğince, takip hangi icra dairesinden başlamış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler, takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesinde çözümlenir.
5. Hukuk Dairesi 2021/2247 E. , 2021/7998 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davada Rize İcra Hukuk ve Hanak İcra Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
-KARAR-
Dava, icra memur muamelesini şikayet istemine ilişkindir.
Rize İcra Hukuk Mahkemesince, itiraza konu taşınmazlara ilişkin kıymet takdirinin Hanak İcra Müdürlüğünün 2018/18 Talimat sayılı dosyası üzerinden yapıldığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
Hanak İcra Hukuk Mahkemesince ise, kıymet takdiri talimat yoluyla Hanak İcra Müdürlüğünce yapılmış olup davacının şikayetini inceleme yetkisi asıl icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesine ait olduğu bu nedenle davacının usulsüz tebligata ilişkin şikayetini inceleme yerinin Rize İcra Mukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
İİK'nın 4. maddesi gereğince, takip hangi icra dairesinden başlamış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler, takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesinde çözümlenir. Bu husus, kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğindedir. Kanunî koşulların oluşması halinde, İİK'nın 79 ve 360. maddeleri yetki ile ilgili istisnaları düzenler.
2004 sayılı İİK'nın 4/1. maddesinde "...İcra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hakimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hakim tarafından yapılır..."
Aynı Kanunun 79. maddesinde ise "İcra dairesi talepten nihayet üç gün içinde haczi yapar. Haczolunacak mallar başka yerde ise haciz yapılmasını malların bulunduğu yerin icra dairesine hemen yazar. Bu halde hacizle ilgili şikayetler, istinabe olunan icra dairesinin tabi bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir..." hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere icra takibi hangi icra müdürlüğünce yapılmış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Ancak, şayet haczolunacak mallar başka yerde ise talimatla malların bulunduğu yer icra müdürlüğünce yapılan hacizle ilgili şikayetlerde haczi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince incelenir.
Somut olayda, davacı vekilinin dava dilekçesi ile taraflarına gönderilen kıymet takdirini içeren tebligatın meşruhatsız olduğunu, bu sebepten dolayı da ne zaman ve nereye itirazda bulunacakları hususunu bilemediklerini, icra dairesi tarafından bu tebliğ işleminin yanlış yapıldığını ve bu ynalıştan dolayı da kendilerinin kıymet takdirine itiraz etme haklarının kaybolmasına sebep olduğunu beyanla itiraz etmiştir.
Somut olayda, kıymet takdiri talimat yoluyla, Hanak İcra Müdürlüğünce yapılmış olsa da uyuşmazlığın davacının usulsüz tebligat şikayetine ilişkin olduğu anlaşılmakla şikayeti inceleme yetkisi Rize İcra Hukuk Mahkemesi'ne aittir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri ile 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince; Rize İcra Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 31/05/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/4725 E., 2015/3428 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 83
23. Hukuk Dairesi 2014/4725 E. , 2015/3428 K.
* MAAŞ ÜZERİNE BİRDEN FAZLA HACİZ
* MUVAZAA
* SIRA CETVELİNE İTİRAZ
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 83
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 140
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 142
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 355
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 18
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 24
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 25
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 26
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 30
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 33
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, borçlu O.. K.. aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleştiğini, borçlunun maaşına haciz konulduğunu, maaş haczine gelen cevapta borçlunun maaşına ikinci sırada haciz konulduğu bilgisi verildiğini, ilk sırada davalının haczinin bulunduğunu, davalının borçlunun yakın akrabası olduğunu, dosya alacak miktarının 70.000,00 TL olduğunu, borçlunun o tarihlerde malvarlığında herhangi bir artışın olmadığını, icra takibine konu senedin vadesinin 01.12.2011 olduğunu, müvekkilinin borçluya borcu ödeme yapması için tanıdığı süre içerisinde davalının icra takibi yaparak maaşına haciz konulmasının takibin muvazaalı olduğunu gösterdiğini, davalının, borçlunun Alaçam trafiğine bağlı ... plakalı aracına haciz konulmasını talep ettiğini, davalının borçlunun aracının plakası ile birlikte hangi trafiğe kayıtlı olduğunu bilebilmesinin normal şartlarda mümkün olmadığını, aralarında muvazaa bulunduğunun açık olduğunu ileri sürerek, borçlunun maaşından müvekkilin alacağının tahsiline karar verilerek sıra cetvelinin buna göre düzenlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya usulüne uygun olarak tebligat yapılmasına rağmen cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; borçlu adına kayıtlı hesapların incelenmesi neticesinde davalının takibine esas olan senette belirtilen bedele ilişkin herhangi bir işlem bulunmadığı, davalı Ş.. K..'in dava dışı borçlu O.. K..'in halası E.. K..'in eşi olduğu, maaş haczine ilişkin gönderilen müzekkere cevabının sıra cetveli niteliğinde olduğu, maaş haczine ilişkin müzekkere cevabının davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle davanın süresinde açıldığının kabul edilmesi gerektiği, ispat yükünün davalıda olduğu, davalı tarafça herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği gibi delil de sunulmadığı, takibe konulan senedin vade tarihinin üzerinden zaman geçtikten ve davacı tarafça başlatılan takipten sonra işlem yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne borçlunun maaşı üzerinde uygulanan hacze ilişkin sıra cetvelinin iptali kesintilerin öncelikle davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı asıl tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya kapsamına göre, borçlunun maaşının üzerine konulan muhtelif hacizler, borçlunun çalıştığı EÜAŞ tarafından sıraya konulmuş olup, davacı tarafça, bu sıralamada 1. sırada yer verilen davalının alacağının muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açıldığı anlaşılmıştır.
İİK'nın 140/1. maddesinde İcra Müdürlüğünce hangi hallerde haciz sıra cetveli düzenleneceği belirtilmiştir. Maddeye göre haciz sıra cetvelinin düzenlenebilmesi için satış tutarının bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmemesi gerekir. Bu madde uyarınca düzenlenen bir sıra cetvelinde, hacizlere ilişkin takip dosyası (takip tarihi, haciz tarihi, alacak miktarı gibi) bilgilerine, ipotek veya hapis hakları varsa bu hakların tesis edildiği tarihlere ve dayanak bilgilerine yer verilmesi gerekir. Somut olayda, icra dosyasına intikal etmiş bir para bulunmamaktadır. İİK'nın 83/2. madde hükmüne göre, maaş üzerinde birden fazla haciz varsa bunlar İcra Müdürlüğü'nce sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Açıklanan bu durum karşısında İcra Müdürlüğünce yapılan maaş hacizlerinin ve yapılması gereken kesintilerin İİK'nın 355. madde hükmü uyarınca bildirilmesi üzerine EÜAŞ tarafından maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın İİK'nın 140/1. maddesinde tanımlanan sıra cetveli niteliğinde olduğundan söz edilemez. Dairemizin 14.01.2014 tarih ve 2013/7887 E, 2014/82 K. sayılı ilamı bu yöndedir.
Bu durumda mahkemenin, yapılan bu sıralamanın İİK'nın 140/1. maddesi uyarınca İcra Müdürlüğü'nce düzenlenen sıra cetveli niteliğinde olduğu kabul edilerek, aynı Kanun'un 142/1. maddesi uyarınca açılan muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davalarındaki ilkelere göre uyuşmazlığın çözümlenmesi doğru olmamıştır. Zira, 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK'da da belirlendiği gibi, HMK'nın 24/1, 25, 26, 30 ve 33. (HUMK'nın 74,75 ve 76.) maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları re'sen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür.
Bu durumda mahkemece, davanın dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 19. (818 sayılı BK'nın 18 ) maddesinde düzenlenmiş muvazaa iddiasına dayalı iptal istemine ilişkin olduğunun kabulü ile bu madde kapsamındaki genel ilkelere ve ispat usulüne uygun olarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, davanın tavsifinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na göre, icra ve iflas dairelerinin teşkilat yapısı, personel rejimi ve denetim mekanizmalarına ilişkin aşağıda yer alan ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İcra daireleri başkanlığının kurulmadığı yargı çevrelerinde, icra dairelerinin gözetim ve denetimi, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından yerine getirilir.
B) İş yoğunluğunun fazla olduğu illerde kurulan icra daireleri başkanlıklarına başkan olarak atanacak kişiler, en az on yıl icra müdürlüğü yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığınca seçilir.
C) İcra dairesinde görevli icra müdürünün herhangi bir nedenle yokluğu halinde, görev ve yetkileri, icra daireleri başkanlığı tarafından görevlendirilecek bir icra başmüdürü tarafından yerine getirilir.
D) İcra katipliği kadrolarına, unvan değişikliği suretiyle yapılacak atamalar, o daire için tahsis edilen toplam kadronun yüzde ellisini geçemez.
E) İcra müdürü ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığının yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından yapılan yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre atanırlar.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.