İcra ve İflas Kanunu 72. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.)
Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.
(Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.
(Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.
Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur.
Hususi hükümler:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
229 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/5038 E., 2024/6840 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
le kanıtlayamamasına göre ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığı, ne var ki İlk Derece Mahkemesince verilen ve uygulanan bir tedbir bulunmadığından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki koşullar oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvu
11. Hukuk Dairesi 2023/5038 E. , 2024/6840 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/603 Esas, 2023/606 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2018/353 E., 2021/23 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ün müdür olduğu dava dışı Ergazi Yapı Mühendislik İnş. Ltd. Şti ile müvekkili arasında 01.08.2017 tarihinde sözleşme yapıldığını, müvekkilinin, inşaat işleri bedeli olarak işveren müvekkili davalının müdür olduğu yüklenici firmaya 1.034.276,75 TL ödemeyi taahhüt ettiğini, davacı tarafından bahsi geçen işe ilişkin yapılan bütün ödemeler banka kanalı ile yapıldığını, müvekkili ile davalının müdürü olduğu firma arasında yapılan anlaşma imza altına alınırken davalının teminat senedi istediğini, bunun üzerine müvekkilinin davalıya 07.03.2018 düzenlenme tarihli 04.08.2018 vade tarihli 280.000,00 TL tutarlı teminat senedi verdiğini, müvekkilinin tarafların sözleşme ile imza altına aldığı bedeli hatta daha sonradan ek masrafların da çıkması ile imza altına alınan bedelden çok daha fazlasını davalı tarafın müdür olduğu şirkete ödediğini, dolayısıyla müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, davalının ise müvekkilinin ödemelerini bitirmiş olmasına rağmen söz konusu senedi iade etmeye yanaşmadığını, müvekkilinin davalıya bu senetten dolayı herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek davacının bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitini, bononun iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığına senedin teminat senedi olduğuna dair sözleşmede bir ibare bulunmadığını, yapılan işle ilgili müvekkilinin herhangi bir hukuki sorumluluğu veya şahsi sorumluluğu olmamakla birlikte yüklenici şirketin yapımını üstlendiği inşaat işlerinin projeye uygun ve eksiksiz olarak yapıldığının ve davacıya teslim edildiğine dair 09.04.2018 tarihli inşaat teslim tutanağının düzenlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, senedin teminat amacı ile verildiğine dair bir sözleşme hükmü bulunmadığı gibi senette de teminat olarak verildiğine dair bir kaydın bulunmadığı, davacı tarafın takip ve dava konusu senedin teminat senedi verildiğini iddia etmiş olup ispat külfeti kendisine düşen davacının dava konusu senedin teminat senedi olduğunu yazılı delille ispat etmesinin gerektiği, davacının usulüne uygun delillerle dava konusu senedin teminat senedi olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalı lehine tazminata karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının senedin bedelsiz olduğu iddiasını kesin delillerle kanıtlayamamasına göre ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığı, ne var ki İlk Derece Mahkemesince verilen ve uygulanan bir tedbir bulunmadığından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki koşullar oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi
3. Değerlendirme
1.Dava, bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin menfi tespit davasıdır. Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesince verilen ve uygulanan bir tedbir bulunmadığından 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki koşullar oluşmadığı gerekçesiyle davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre alacaklı yararına tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının alacağını ihtiyati tedbir dolayısıyla geç alması gereklidir. Somut olayda İlk Derece Mahkemesince 06.08.2018 tensip ara kararı ile ihtiyati tedbir kararı verildiği ve bu kararın Kırıkkale 3. İcra Müdürlüğünün 2018/2764. E. sayılı icra takip dosyasında uygulandığı Kırıkkale 3. İcra Müdürlüğünün 27.08.2018 tarihli karar tensip tutanağından anlaşılmıştır. Dolayısıyla davalı alacaklının alacağına kavuşması 27.08.2018-30.01.2019 tarihleri arasında tedbir sebebiyle önlenmiştir. Bölge Adliye Mahkemecesince bu yön gözetilmeden davalı lehine tazminata hükmedilmemesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. SONUÇ: Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3-b) numaralı bendinde yer alan “Davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine” ibaresinin çıkartılarak yerine “2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4 maddesi uyarınca asıl alacağın %20'si olan 56.000,00 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine ” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2023/2422 E., 2024/4947 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemenin 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile davalı tarafça 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak tazminat talebinde bulunulduğu, müteveffa davacının vasisi tarafından, yapılan yargılama sonunda kendi el ürünü olduğu anlaşılan belgedeki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle borç olmadığının tespitini
11. Hukuk Dairesi 2023/2422 E. , 2024/4947 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/338 Esas, 2022/339 Karar
HÜKÜM : Feragat nedeniyle ret
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalının tavzih talebi üzerine 29.11.2022 tarihli karar ile kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.
Mahkeme kararı ve ek karar Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.06.2024 günü hazır bulunan davacılar ..., ..., ve ... vekili Avukat ... ile davalı ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı ... vasileri dava dilekçesinde; kısıtlı ...'e vasi olarak atandıklarını, kısıtlı ... hakkında akıl hastalığı ve zayıflığı nedeniyle kısıtlanma kararı bulunduğunu, kısıtlı hakkında icra takibine girişen davalının elindeki borç belgesi yazılı adi senedin kısıtlının hastalığın etkisi altında olduğu ve fiil ehliyetine sahip olmadığı bir dönemde hile ile kendisine imzalattırılmış bir belge olabileceği gibi imzanın sahte de olma ihtimali bulunduğunu, davalının 2.350.000,00 TL gibi yüksek bir meblağda kısıtlıya borç verebilecek ekonomik güce sahip olmadığını, buna karşılık kısıtlının bankalardaki nakit mevduatının 15.000.000,00 TL civarında olduğunu, 28 adet taşınmazı bulunduğunu ve yüksek kira gelirine sahip olduğunu, kısıtlının banka kredi faiz oranlarından çok yüksek bir faiz oranıyla davalıdan borç para almasının izah edilebilir bir tarafı bulunmadığını ileri sürerek vasisi oldukları kısıtlı ...'in davalıya borçlu olmadığının tespitine ve %20 tazminata karar verilmesini talep etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu belgenin kısıtlı ...'in kısıtlanmasından 2 yıl önce düzenlendiğini, imza inkarında bulunulmadığını, bedelsizlik iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, davalı hakkında dolandırıcılık suçlaması ile yapılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, ticaret adamı olan ...'in borç para almasının mümkün olduğunu, davacıların bu yöndeki iddialarının soyut ve dava ile ilgisiz iddialar olduğunu, kısıtlı ...'in borç senedini verdiği 21.02.2008 tarihinde temyiz kudretine sahip, kendi işlerini kendisi takip eden bir çok resmi işlem yapan, tapuda ve bankalarda işlem yapan bir kişi olduğunu, davacıların sırf borcu ödememek için kısıtlılık mazeretini ileri sürdüğünü savunarak davanın reddi ile %20 tazminata karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2012/682 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli 2016/19766 E., 2018/3394 K. sayılı kararıyla davacıların sair temyiz itirazlarının reddi ile davacı ... vasileri, davaya konu belge aslının dosyaya ibrazı ile belge üzerinde sahtelik ve imza incelemesi talep ettiği halde dosya kapsamında davalı tarafça belge aslının Mahkemeye sunulduğuna dair bir bilgi bulunmadığı, bu durumda Mahkemece davaya konu belge aslının dosyaya ibrazı sağlanarak davacı kısıtlının belgenin düzenlendiği tarihten önceki tarihli imzalı mukayese belge asıllarının taraflardan sorularak ilgili yerlerden getirtilip, imza incelemesi yaptırıldıktan ve davaya konu belgenin de konu olduğu Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/33246 numaralı soruşturma dosyasının da sonucu sorularak, ceza davası açılmışsa sonucunun bu davaya etkisi düşünülüp değerlendirilerek, gerektiğinde sonucunun beklenmesi ve deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek bozulmuştur. Davacılar vekilinin karar düzeltme talebi de Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 17.07.2019 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı doğrultusunda müteveffanın tatbiki imzaları toplanarak imza incelemesi yapıldığı, 21.03.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda davanın dayanağı olan borç belgesindeki imzanın müteveffa Sabri Yedikardeşler'in eli mahsulü olduğunun tespit edildiği, bilahare davacılar vekillerinin 28.09.2022 tarihli oturumdaki beyanları ile aynı oturumda ibraz ettikleri 27.09.2022 tarihli dilekçelerinde icra takibinin kalkması nedeniyle davadan feragat ettiklerini beyan ettikleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307 nci ve devamı maddeleri uyarınca davanın vaki feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili 14.11.2022 tarihli dilekçesi ile davacılar tarafından Bursa 8. İcra Müdürlüğünün 2011/7993 E. sayılı dosyasında icra veznesine yatan paranın müvekkiline ödenmemesi hususunda tedbir kararı verilmesi için yatırılan %15 oranında teminat depo edildiği ve verilen tedbir kararı ile davalının alacağının tahsil edilmesinin önüne geçildiğini, 10 yıllık yargılama sonunda davacıların hiçbir iddialarını kanıtlayamadıkları davadan feragat ettiklerini, yargılama sırasında tazminat talep edilmiş olmalarına rağmen davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğini; ancak lehlerine tazminata hükmedilmediğini belirterek 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemenin 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile davalı tarafça 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak tazminat talebinde bulunulduğu, müteveffa davacının vasisi tarafından, yapılan yargılama sonunda kendi el ürünü olduğu anlaşılan belgedeki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle borç olmadığının tespitinin istendiği, Sabri Yedikardeşler'in vefatı üzerine davayı takip eden mirasçıları tarafından da müteveffanın iddiasının devam ettirildiği, ayrıca kısıtlının akıl sağlığının yerinde olmadığı, imza tarihinde fiili ehliyetinin bulunmadığının savunulduğu, yargılama sırasında müteveffanın imza tarihinde akıl sağlığının ve fiili ehliyetinin yerinde olduğu ayrıca belgedeki imzanın kendisine ait olduğunun subut bulduğu, davalı vekilinin hükmün tamamlanması talebinde belirttiği gibi 10 yıl süren yargılama boyunca müteveffanın ve mirasçılarının gerçekte var olan bir borçtan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine uğraştıkları, Mahkemece verilen tedbir kararı yasaya ve usule uygun ise de davalının alacağına ulaşmasının, açılan dava ve tedbir kararı ile engellenmiş olduğu, dosyanın geldiği aşamada davacı tarafça davadan feragat edildiğinden bahisle davanın reddine karar verildiği, tarafların haklılık durumlarının yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacağı, anılan maddede belirtildiği şekilde davalının zararının tazminine karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla davalı vekilinin tazminat talebinin yerinde olduğu ve 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca 28.09.2022 tarihli 2019/338 E., 2022/339 K. sayılı gerekçeli kararının 1. maddesine müteakiben; "2-) Davalı vekilinin 28/09/2022 tarihli oturumda İİK' nın 72/4 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile 2.350.000,00 TL asıl alacağın %20'si olan 470.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," maddesinin eklenmesine karar verilmiştir.
Davacılar vekili 23.12.2022 tarihli dilekçe ile 6100 sayılı Kanun'un 306 ncı maddesindeki usule uyulmadan ek karar verildiğini, davalının talebinin müvekkillerine tebliğ edilip cevap hakkı tanınmadığını, hükmün tamamlanması talebinin geçersiz olduğunu, gösterilen kanun yollarının çelişkili olduğunu, davalı tarafça hükmün tamamlanması talep edilen husus kesinleştiğinden ek karar ile hüküm kurulamaacağını, Mahkemenin 14.10.2015 tarihli davanın reddine ilişkin kararın davalı tarafça temyiz edilmeyip davacı vekilince temyiz edildiğini, anılan kararda davanın reddine karar verilirken davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmediğini, davalı tarafın söz konusu kararı bu yönden temyiz etmediğini, bozma ilamının müvekkilleri lehine olduğunu, bozma ilamının kapsamı dışında kalan hususlarda değişik karar verilemeyeceğini, Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra bozma ilamı ile çelişecek karar veremeyeceğini ileri sürerek söz konusu ek kararın tavzihi ve tamamlanmasını talep etmiş, Mahkemece işbu dilekçenin ek karar temyiz talebi kabul edilerek bu yönde işlem yapılmasına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına ve ek karara karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu borç belgesindeki imza açısından bilimsel mütalaa alarak dosyaya sunduklarını, mütalaada borç belgesinde yer alan imzanın eski tarihli düzenlenen belge üzerine murisin demans hastalığı etkisi altında iken geçmişe dönük olarak tarih atılmak suretiyle kısıtlı iken imzalatıldığının belirtildiğini, Mahkemenin dosyaya sunulan bilimsel mütalaayı dikkate alınmadan karar verdiğini, 6100 sayılı Kanun'un 293 üncü maddesi uyarınca Mahkemece, uzman görüşünün dikkate alınması gerektiğini, bu yönde emsal Yargıtay kararları bulunduğunu, Mahkemece dosyadaki raporlar ile sunulan mütalaalar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, gerekçeli kararda belge üzerindeki imzanın murise ait olduğu yönündeki tespitin müvekkillerinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini, uzman raporunda belge üzerindeki imza murise ait olup belge üzerinde belirtilen tarihten sonra, demans hastalığı etkisindeyken atıldığını, bu yönüyle Mahkeme kararının gerekçesinin hatalı olduğunu, yine Mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı verildiğini, murisin mal varlığı ile davalının mal varlığı birlikte değerlendirildiğinde davalının murise böyle bir borç verecek ekonomik gücünün olmadığını, 2008 yılında anılan tutarın alım gücü dikkate alındığında bu bedelin davalı tarafça murise elden teslim edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, murisin ekonomik durumu nazara alındığında bu miktarda borçlanmasını gerektirecek bir durumunun bulunmadığını, bu kadar yüksek meblağlı bir paranın 27 kilogramlık kağıttan oluşacağını ve murise elden ödenmesinin mümkün olmadığını, menfi tespit davası bakımından ispat yükü üzerinde olan davalının iddiasını ispat edemediğini, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları ile 2005 yılından itibaren murisin demans hastalığı etkisinde olduğunun sabit olduğunu, uzman mütaalaları ile de bu durumun tespit edildiğini, Adli Tıp Kurumu raporları murisin akıl sağlığının bulunup bulunmadığının tespit edilemediği yönünde olup murisin işlem tarihinde akıl sağlığı bulunduğuna dair dosyada herhangi bir delil olmadığını, feragata rağmen ortada tahsil imkanı olan bir alacak olmadığından davanın konusuz kaldığından reddi gerektiğini, davaya konu edilen icra takibine yapılan itiraz neticesinde takibin durduğu, takip alacaklısı ... tarafından, icra takibine yapılan itirazın kaldırılması talebiyle açılan davanın Bursa 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 20.12.2016 tarih (önceki esası 2012/139) 2015/249 E., 2016/1112 K. sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiğini ve icra takibinim ortadan kalktığını, takibin durdurulması amacıyla dosyaya sunulan 31.07.2012 düzenleme tarihli 4.967.454,13 TL’lik teminat mektubunun dosya içerisinde bir önemi kalmadığını, 03.12.2020 tarihinde dosyaya sunulan teminat mektubunun dosya borçlusu görünen muris mirasçılarına iade edilerek icra takibinin kapatıldığını, ... tarafından itirazın iptali davası da açılmadığını, alacaklı olduğunu iddia eden ...'ın ancak yeni bir dava açarak alacağının varlığını yargılama aşamasında ispat ederek en önemlisi borcun kaynağını ispat ederek alacağını alabileceğini, icra takibi olmayan bir dosyada bu davanın konusuz kaldığını Mahkemenin bu hususu resen gözetmesi gerektiğini, bu durumda belirlenen vekalet ücretinin nisbi değil maktu olabileceğini ileri sürerek dava konusu karar gerekçesi yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ek karar ile kötü niyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceğine ve gerekçeli kararın içeriğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 304, 305/A-1, 306 ncı ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1-Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin, davanın konusuz kaldığına, asıl kararın içeriğine ve vekalet ücretine dair sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemece, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi üzerine 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca 28.09.2022 tarihli 2019/338 E., 2022/339 K. sayılı gerekçeli kararının 1 inci maddesine müteakiben; "2-) Davalı vekilinin 28/09/2022 tarihli oturumda İİK' nın 72/4 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile 2.350.000,00 TL asıl alacağın %20'si olan 470.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," maddesinin eklenmesine karar verilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un "Hükmün tamamlanması" başlıklı 305/A maddesinde "... Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir...." hükmü düzenlenmiştir.
Yine aynı Kanun'un "Tavzih ve tamamlama talebi ile usulü" başlıklı 306 ncı maddesinde ise tavzih veya tamamlamanın, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebileceği, dilekçenin bir nüshasının, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edileceği, cevabın, tavzih veya tamamlama talebinde bulunan tarafa tebliğ olunacağı, cevap verilmemiş olsa bile Mahkemece, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebileceği, ancak gerekli görülürse iki tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebileceği ve tavzih veya tamamlama talebi yerinde görüldüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapılacağı öngörülmüştür.
Mahkemece anılan hükümler nazara alınıp davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilip cevap hakkı tanınmadan yazılı şekilde ek karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Kaldı ki yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2012/682 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş ve anılan kararda davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Anılan kararın yalnızca davacılar vekilince temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli 2016/19766 E., 2018/3394 K. sayılı ilamı ile karar davacı ... vasileri yararına bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme talebi de Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 17.07.2019 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Mahkemece de söz konusu bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyulmakla, bozma ilamı lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu durumda Mahkemece bozmaya uyulmakla oluşan usulü kazanılmış hak da bertaraf edilmek suretiyle 29.11.2022 tarihli ek karar ile tavzih talebinin kabulüne karar verilerek davalı yararına kötü niyet tazminatı hükmedilmesi de doğru görülmemiş ek kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Mahkeme ek kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/1716 E., 2024/5121 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
k karar verilmesinin hatalı olduğu, davalı tarafın senetlerin, nakden verilen paranın karşılığı alındığını iddia etmişse de bu iddiasını yazılı bir delille ispat edemediği, buna göre Mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu, 2004 Sayılı İİK 72/6. maddesi "Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
11. Hukuk Dairesi 2024/1716 E. , 2024/5121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/847 Esas, 2022/656 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/34 E., 2021/149 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapıldığını, yapılan takibe dayanak bonoların malen kaydı içerdiğini, davalının kooperatiflerine herhangi bir mal alım satımı, bir alış veriş yapmadığını, davalı şirketin kooperatiflerinin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının "Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı" kapsamında kurulan şarap fabrikası ve meyve suyu projesinin yükleniciliğini yaptığını, davalınının V etop 59.01.104.50028 no.lu meyve suyu projesi işinde üzerine düşen taahhütlerini yerine getirmediğini ve tesisi atıl vaziyette natamam bıraktığını, ancak işi teslim etmediği gibi 30.11.2010 tarihli tutanakla iş teslim tutanağı ve ibraname tanzim edilerek taraflar arasında 30.11.2010 tarihi itibariyle alacak verecek ilişkisi kalmadığına ilişkin tutanak imzalandığını, işin bitirilmediğinden bahisle Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığına vaki şikayetleri üzerine 2012/202 sayılı soruşturma dosyasına davalı şirket yetkilisi... tarafından sunulan 04.04.2012 savcılık havale tarihli dilekçe ve eklerinde projenin bitirilerek teslim edildiği ve dava konusu ettikleri bonolarla ilgili açıklamalarda bulunulduğunu, davalı şirket yetkilisinin müvekkil kooperatife 280.000,00 TL kredi kullandırıldığı ve karşılığında dava konusu bonoların alındığını beyan ederek kredi sözleşmesi ve dava konusu bono fotokopilerini dosyaya sunduklarını, dava konusu bono metnindeki "malen" kaydının davalı şirket tarafından Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 04.04.2012 tarihli dilekçe ile talil edildiğini, kullandırılan 06.12.2010 havale tarihli kredi sözleşmesi gereği ödenen nakit karşılığı olarak bonoların tanzim edildiği beyan ve ikrar edildiğini, bono metnindeki "malen" kaydının "nakten" olarak talil eden davalı alacaklı tarafın iddiasını ispat külfeti altına girdiğini, davalı şirket tarafından kooperatiflerine kullandırılmış herhangi bir kredi ve bunun karşılığı verilmiş bir borç para bulunmadığını, müvekkillerine ait banka kayıtlarında böyle bir yüklü miktar para aktarımının olmadığının da görüleceğini, taraflara ait kayıtlarda da böyle bir ödemenin yapılmadığının görüleceğini, 06.12.2010 tarihli kredi sözleşmesi ile verildiği belirtilen 280.000,00 TL'lık kredinin meyve suyu projesinin finansmanı için verildiğini, projenin 30.11.2010 tarihi itibariyle teslim edilip bitirilmiş ve ibralaşma yapılmış olduğunu, kesinleşen icra takibi nedeniyle yapılan ödemelerin istirdadı ile takibe dayanak bonolar kapsamında borçlu olmadığının tespitine ve % 20'den aşağı olmamak üzere kötü niyetli tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 300.000,00 TL borcun davacıya verildiğini, davacı tarafına ödeme yapılmadığını, bu suretle davanın reddi ile icra inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesinin 29.05.2017 tarih, 2013/558 E. ve 2017/195 K. sayılı kararı ile, davacı dava dilekçesi ile senette malen kaydının bulunduğunu, davalının kendisine herhangi bir mal satmadığını ve mal alışverişinin olmadığını beyan ederek icra takibi kapsamında borçlu olmadığının tespiti ve yapılan ödemelerin istirdatını talep ettiği, davaya konu Tekirdağ 1. İcra Dairesinin 2013/4881 icra sayılı dosyasında takibe dayanak bonoların malen kaydının içerdiği, bu suretle Yüksek Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları gereğince bonolarda malen kaydının bulunması halinde senedin ihdas sebebi talil edilmesi dolayısıyla ispat yükünün davalıya geçtiği, mahkemece de ispat yükü davalıda kabul edilerek değerlendirme yapıldığı, 18.06.2014 havale tarihli bilirkişi raporu ile 23.03.2015 havale tarihli ek bilirkişi raporunda tarafların resmi defterlerine göre mal karşılığı davacının davalıya borçlu bulunduğunun tespit edildiği, yapılan tespitte davacının defterlerine göre davalıya 395.098,82 TL borçlu olduğu, davalı şirketin defterlerine göre ise davacının davalıya 567.434,82 TL borçlu olduğu, davalı tarafından iddia edilen 150.000,00 TL'lik ödemenin resmi defterlerde karşılıklı olarak doğrulama bağlantısının kurulamadığı ve davalı şirkete 150.000,00 TL'lik yapılan bir ödemenin bulunmadığı, mal karşılığı davacının davalı şirkete borçlu olduğu tespit edildiğinden davalının alacağının bulunduğunu kanıtladığı ve ayrıca davacının icra takibine dayanak borç kapsamında borcu ödediğini ispatlayamadığından davacının menfi tespit davasının reddine, dayanak borç devam ettiğinden kısmen ödenen bedelin istirdatı talebinin reddine, icra takibinin verilen ihtiyati tedbir kararı ile durdurulduğu, davanın alacaklı lehine bittiği ve alacaklının alacağına kavuşmasının tedbir yoluyla geciktirildiği gerekçesi ile davalının icra inkâr tazminatı talebinin kabulü ile 61.264,20 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2020 tarih, 2020/162 E. ve 2020/427 K. sayılı kararı ile mahkemece ispat yükünün senetteki "malen" kaydını "nakden" olarak ta'lil eden davalı tarafta olduğu kabul edilmesine rağmen, bilirkişi rapor ve ek raporuna göre davalı şirketin, davacıdan mal alımı karşılığı(malen) alacaklı olduğu yönünde değerlendirme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğu, davalı tarafın senetlerin, nakden verilen paranın karşılığı alındığını iddia etmişse de bu iddiasını yazılı bir delille ispat edemediği, buna göre Mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu, 2004 Sayılı İİK 72/6. maddesi "Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmünü içerdiği, davacı tarafın beyanlarından ve icra dosya dosyası kapsamından dosya borcunun bir kısmının davacı tarafça ödenmiş olduğu anlaşıldığından, ödenen bu kısım yönünden de davaya istirdat davası olarak devam edilmesi gerektiği gerekçesi ile bu hususlar dikkate alınarak yeniden değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senette malen kaydının bulunduğunu, davalının kendisine herhangi bir mal satmadığını ve mal alışverişinin olmadığını beyan ederek icra takibi kapsamında borçlu olmadığının tespiti ve yapılan ödemelerin istirdatını talep ettiği, davalının ise, kooperatife elden borç para verildiğini ve takibe konu bonoların verilen bu para karşılığı alındığını davaya konu bonolar üzerinde "malen" açıklaması olmasına rağmen davalı savunmasıyla esasen "nakden" alacaklı olduğunu ifade ederek talil ettiğinden, senet metninin aksini iddia eden davalının kanıtlaması gerektiği, ancak tüm dosya kapsamı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/162 E., 2020/427 K. sayılı ilamı gereğince bu iddiasını ispat edemediği ve davacının davalıya icra takibine dayanak bonolar kapsamında borcunun bulunmadığı sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, davacının davalıya Tekirdağ 1. İcra Dairesi'nin 2013/4881 icra sayılı dosyasından borçlu bulunmadığının tespitine, Tekirdağ İcra Müdürlüğünün 2013/4881 sayılı dosyasında davaya konu bonolar kapsamında davacı S.S. Mursallı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından 12.02.2015 tarihinde 2.713,80 TL, 12.02.2015 tarihinde 1.040,58 TL, 05.11.2014 tarihinde 2.134,13 TL, 20.09.2013 tarihinde 5.000,00 TL,16.08.2013 tarihinde 10.000,00 TL, ödeme yapıldığı, İİK'nun 72/6. maddesi gereğince, menfi tespit davasında yargılamaya konu borcun ödenmesi halinde, ödenen kısım yönünden davaya istirdat davası olarak devam edileceğinden, davalıya haksız olarak yapılan ödemelerin İİK'nun 72/6. maddesi gereğince istirdatı gerekeceğinden, davacıdan tahsil edilen 20.888,51 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı şirket temsilcisinin 05.03.2021 tarihli celsede mal teslimleri yapıldığına dair beyanda bulunarak savunmasını genişletmiş ise de; davacı vekili sunulan belge ve delilleri kabul etmediğini beyan ettiğinden, bu iddianın mahkemece değerlendirilemeyeceği, davalı tarafın, bonolardaki senedin ihdas nedenini talil ettiği, ancak bunu ispatlayamadığı ve bu suretle de icra takibinde haksız ve kötü niyetle hareket ettiği sabit olduğundan, kötü niyet tazminatı talebinin İİK'nun 72/5. maddesi gereğince kabulüne, asıl alacak miktarının %20'si oranında (61.264,20 TL) kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1-Davanın, iddianamedeki iddia ve sunulan deliller, kesin delil ile ispatlandığını, davacının delillerinin çürütüldüğünü, borcun varlığı konusunda şüpheye düşürecek hiç bir belge veya bulgu olmadığından, kararın hatalı, hukuka aykırı, kendi içinde çelişkili olduğunu,
2-Yargılama süresince davacıların menfi tespit dışında bir talebi olmadığı halde, istinaf incelmesi sonucu menfi tespit talebi -iddia genişletilerek- istirdat talep etme hakkı verildiğini, talepten fazlaya hüküm kurulduğunu,
3-İstinaf kararı sonrası yüklenen ispat külfeti altında sundukları deliller ve argümanlar incelenmeden ve aleyhte beyanlar sorulmadan, aleyhte davacı beyanları (isticvab) alınmadan yargılama yapıldığını,
4-Kredi verdiklerini, bonolarda ve sözleşmelerde imzası olan yöneticilerin borcu amacı doğrultusunda kullandıklarını ve bağlı sözleşme olan hibe sözleşmesi şartının (%50 nakit katkı şartı) yerine geldiğini, tesislerin kurulabildiğini, BK md 36 kapsamında kredi sözleşmesine itiraz olmadığını, 06/2010 tarihli ve 06/2011 tarihli genel kurullarında görüşülüp, muhasebe kayıtlarına girmiş bir bononun karşılığının çeklerle ödendiğini, TTK'nın 445 hükmünce de hiçbir itiraz olmayan açık bir borç olduğunu,
5-Davada davacıları temsil eden avukatın temsil ettiği şahısların yöneticilik vasfı sona erdiği ve Kooperatifi temsil ehliyeti olmadığının açıkça ortaya çıktığını,
6-Hâkimin davayı aydınlatma görevi ve kendiliğinden getirtme prensibi gereği ulaştıkları ve sundukları veya yerini gösterdikleri delillerin kararda irdelenmediğini,
7-Avukatın, temsil etmediği ve husumetli olduğu ilk yönetimden başka kimsenin elinde bulunmayan delilleri ileri sürerek, hukuken fiilen ehliyeti olmayan proje konularında (IV ve V etap projeleri), ilk yöneticilerin yetkili olduğu iş ve işlemler ile ilgili mesnetsiz ve hukuksuz iddiaları istinaf incelemesinde ileri süremeyeceğini,
8-Yargılamada; davacıların iddiasına karşılık, beyanları uyarınca yüklenicilik sözleşmesi, faturaları ve her türlü diğer destekleyici delilleri karşılığında mal verilip verilmediği yönünde karşıt delil istenmediğini,
9-Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Kararı ile projeyi yönetmek, borçlanmak ve hibe sözleşmesi imzalamak ile yetkilendirilen eski yönetimin imzaladığı her iki hibe sözleşmesi hükümleri yerine getirilerek, projenin tamamlandığını, kooperatifin proje ile verilen inşaat mal ve makinelerin mülkiyetini devraldığını, projenin sona erdiğini, yetkinin (ehliyet) tükendiğini, hibe projeleri veya ekleri sözleşmeler ile ilgili talil (neden gösterme/delil sözleşmesini iptal) için fiilen ehliyetleri olmayan bir iddiayı davacıların istinaf incelemesinde sunduklarını,
10-Dava dosyasında Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen 2013/293 E. sayılı dava sonrası başlayan (aktif) bir suç örüntüsü olgusu sonucu olarak yeni delil ortaya çıktığını, HMK 145 md hükmünce yargılamaya hakim prensipler çerçevesinde ve taraflarına yüklenen ispat külfeti gereği bu delillerin toplandığını veya yerinin gösterildiğini, matrah artırımı île ikrar ve itiraf edilen açık bir suç olduğunu, bu delilin Şarköy Mal müdürlüğü'nden veya Şarköy Cumhuriyet Savcılığı'ndan (Şarköy Mal Müdürlüğünün yaptığı suç duyurusu) celbi talep edilmesine rağmen cevap alınamadığını,
11-Ticari kayıtların 2013/558 E. Sayılı Menfi Tespit dosyasına delil olarak sunulduğunu, bilirkişice ticari kayıtları ile muhasebesinin uyuşmadığı tespit edildiğinden, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'na "kayıt dışılık ve kaçaklık" suç duyurusunda bulunduklarını, bu kayıtların müfettiş incelenmesine ve Tarım Bakanlığı müfettiş incelmesine de (2012 yılında istemiştir. yönetimin ibra edilememesi üzerine) sunulmadığını ve incelettirilmediğini, davacı yönetim tarafından 6736 sayılı kanundan istifade ile (bu talep 1163 sayılı kanun ve 6736 sayılı kanun sahtelik şüphesi nedeniyle bu kanundan istifadeye izin vermeyen hükümlerine rağmen) matrah artırımına gidildiğini, yapılan matrah artırımının ikrar ve suç itirafı niteliğinde olduğunu,
12-Yıl sonu mutabakatı yaptıkları kayıtların noter onaysız ticari deftere intikal ettirilmediğinin ve/veya yanlış eksik tutar intikal ettirildiğinin, sayfa çıkarıldığının, banka kayıtları ve diğer ticari kayıtlar ile örtüşmediğinin dava devam ederken ortaya çıktığını, bu muhasebe kayıtlarının mutabakat yaptıkları orijinal kayıtlar ile çeliştiğini ve ticari kayıtların yönetim aleyhine suç delili olduğunu, Yasaya ve ana sözleşmeye uygun olarak 06/2011 tarihli genel kurul kararı ile Kooperatifin ticari kayıtlarının ibra edildiğini, gerçek kayıtlar ile menfi tespit dosyasına sunulan ticari kayıtların aynı olmadığını, sonradan üretildiği açık olan ve bu davaya delil olarak sunulan defter ve kayıtların dava dosyasından kaybolduğunu, bilirkişi raporuna istinaden banka kayıtları ile alındığı sabit olan borcun, sadece 150 bin TL'sının verdikleri borç olarak gösterildiğini, verdikleri borç üzerinden bankadan dekont ile yüklendikleri işin fatura ödemesinin yapıldığını ve yüklenici olarak hibe ödemesinin kurumca yatırıldığını, faturadan kaynaklanan borcun bittiğini, senet kaynaklı borcun durduğunu, bilirkişinin incelediği ve raporuna aldığı bu olgunun, ilk verilen kararda mahal mahkemesi tarafından bu yönde inceleme yapılarak hüküm kurulmasına rağmen, istinaf sonrası verilen kararda çelişki olarak sunulduğunu,
13-Delil olarak sunulan İbra Belgesi fotokopisinin kanunsuz delil olduğunu, yatırımcıya ve yüklenici olarak taraflarına bu belgenin verilmediğini, hibe projesinin eki nihai raporun evraklarından olup, hibe sözleşmesi ile tanımlanmış evraklar ile birlikte asıl (ıslak imzalı) suretinin delil olabileceğini, istinaf kararı sonrası meydana gelen yeni durum karşısında, yargılamanın 05.03.2021 günlü celsesinde davalı şirket yetkilisi ve avukatı tarafından sunulan delillerden olan, mal verildiğini belirleyen fatura sunularak açıklama getirildiğini, üzerinde fatura no yazan bir dekontun iki sözleşmeden (borç ve yüklenicilik) kaynaklanan borcu nasıl ödediğinin açıklanmadığını, duruşmada incelenmediğini,
14-Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/170 E. - 2021/187 K. ve 31.03.2021 tarihli kararı ile Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/293 E. sayılı dosyalarının irtibatları olmadığı açıkça ortaya çıktığı ve tamamen dosyadan çıkarılması talep edildiği halde dosyanın iddianame ve hükmünün kararda yer almasının hukuka aykırı olduğunu, masumiyet karinesinin korunmasını gözetilmesini isteme hakkı olduğunu, Dosyada görüleceği üzere "yatırım kredisi projesi onaylanmamış", proje "işletme kredisi" olarak ayni (hammadde, malzeme, teçhizat, yardımcı malzeme, hizmet vb. faturası ödenerek) olarak karşılandığını, bu duruma ilk kararda yer verilmeyip bu kararda yer verilmesinin çelişki olduğunu,
15-1163 sayılı Ticaret Kanunu kapsamında (Ek fıkra 06.10.1988-3476/1 md.) Kooperatifin dava açmakta hukuki yararının olmadığını, davanın....Köyü Kalkınma Kooperatifinin tesis yatırımı için verdikleri kredi sözleşmesi ve borcu gösterir senetlerle tespitli borca ilişkin olduğunu, bonoda, imza inkârı ve/veya borçlu olmadıkları yönünde bir itirazları olmadığı ve olamayacağı gibi davacıların kooperatif yöneticileri ve ortakları sıfatı ile bu davayı açtıklarını, davada avukatın ilk yönetimi ve kooperatifi temsil etmediğini, ..., ..., ....'ı temsil ettiklerini, davacıların, kooperatif yöneticisi olması hasebi ile temsil yetkilerinden kaynaklanan bir dava açtıklarını, yaptığı iş ile ilgili bir husumet olmadığını, mülkiyetin kendilerine geçtiğini ve tamamlanmış bir proje olduğunu, bu itibarla projede taraf olmayan davacıların "iyi niyetli üçüncü taraf olarak" taraflarına açılan menfi tespit davasında da ehliyetlerinin olmadığını, davacının illi hibe sözleşmesi için borçlandığını, kesin delil senetleri kullanarak TBK md 138 hükmünce hibe sözleşmesi hükümlerine uygun olarak projesini gerçekleştirdiğini, (Yargıtay 3. H.D. E. 2020/2910 K. 2020/6680 T. 17.11.2020) kendisinden kaynaklanan yönetim değişikliği vb. sebeplerle dürüstlük kurallarına aykırı şekilde sözleşme hükümlerini değiştirerek, sözleşmeden dönme ve senetleri iptal ettirme hakkı olmadığını, ... yönetiminin, proje ile ilgili söz söyleme ve tasarrufta bulunma hakkı veren bir genel kurul yetkilendirme ve projeyi yönetme kararı olmadığı halde, hibe sözleşmesini fesihle sonuçlandıracak eylemeler içine girdiğini, 2018 yılında yönetimin değiştiğini, ... ekibi avukatı vekâleti/ehliyeti olmaksızın bu davaya devam ettiğini kooperatif üyelerine bilgi vermeden davaları yürüttüğünü,
16-Yargılama sırasında davacıların iddiasına karşılık, davalı taraf olarak beyanlarına karşı ilave bir delil ile mal verilip verilmediğinin ispatının istenmediğini, davacı Yönetimin genel kurul kararı olmaksızın; yönetim yetkisine dayanarak menfi tespit iddiaları ve istinaf itirazında bulunduğunu, Avukat ...'in 15.05.2018 tarihinde tescil edilen değişen kooperatif yönetimin kendisini yetkilendiren usule uygun bir genel kurul kararı ve/veya vekâleti olmaksızın 05.03.2021 tarihinde ehliyetsiz şekilde davaya katıldığını, davada en baştan itibaren ehliyeti olmayan avukatın ve davacı tarafın fiili ehliyeti ve dava şartı olmadığının net bir şekilde ortaya çıkarılmadığını, sunduğu nedenler ve re'sen görülecek eksiklikler karşısında anılan hükmün bozularak yeni hüküm kurulmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafın cevap ve Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na 04.04.2012 tarihinde verdiği dilekçe ile senet metnindeki malen kaydını nakden olarak talil ettiğinden, senet bedeli kadar parayı davacı tarafa verdiğini kanıtlamakla yükümlü olup, alınan bilirkişi raporu ile kanıtlamadığından, davalı tarafın iddialarını kanıtladıklarına ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı gibi, gerekçeli kararın çelişkili olduğu iddia edilmiş ise de; çelişkinin niteliği açıklanmadığı gibi, kararın bütün itibariyle içeriğinde çelişki barındırmadığı tespit edildiği, İİK'nun 72/6. maddesi "Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmünü içerdiği, davacı tarafından icra dosyasına toplam 20.888,51 TL ödeme yapıldığı, ödenen bu kısım yönünden davaya istirdat davası olarak devam edilmesinin emredici nitelikteki yasa gereği olduğu, davalı şirket temsilcisinin 05.03.2021 tarihli oturumda mal teslimlerinin yapıldığına dair beyanda bulunmuş ise de; davacı vekili sunulan belge ve delilleri kabul etmediğini beyan ettiği, mal teslimlerinin yapıldığına dair beyan savunmanın genişletilmesi niteliğinde olup, davacı vekilinin sunulan belge ve delilleri kabul etmediğine dair beyanı da muvafakat verilmediğini gösterdiğinden, mahkemece de aynı gerekçe ile değerlendirilmediği, gerekçeli kararın sondan bir önceki paragrafında belirtildiğinden ve yasal düzenlemelere aykırılık bulunmadığı, senetlerde; malen kaydı mevcut olup, davalı şirket yetkilisi... tarafından Şarköy C. Başsavcılığı'na sunulan 04.04.2012 havale tarihli dilekçede; davalı kooperatife 280.000,00 TL kredi kullandırıldığı ve karşılığında dava konusu bonoların alındığı beyan edilmek suretiyle bono metnindeki "malen" kaydı "nakten" olarak değiştirildiğinden, senet metninde yer almayan kredi gereği verildiğinin davalı tarafça kanıtlanması gerektiği, TTK'nın 445 inci maddesi "Genel Kurul Kararlarının İptali"ni düzenlediğinden, konu ile ilgisinin bulunmadığı, kredi karşılığında verildiğinin kanıtlanması halinde ancak sözleşme şartlarının yerine geldiği hususu incelenebileceği, Dairece kaldırma kararı verilerek dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesinden sonra icra edilen 05.03.2021 tarihli oturuma Avukat ...'in yeni yönetimden vekâlet sunmadan katıldığı, tespit edilmiş ise de; 04.05.2021 tarihli Şarköy Noterliğinin 2279 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile kooperatifi temsile yetkili ... ve ...tarafından müşterek imza ile Avukat ...'i vekil olarak atamakla yaptığı işlemlere icazet verdikleri bu suretle vekâlet eksiğinin tamamlandığı,Yatırımcı Yüklenici Tutanağı başlıklı belgenin sahte olarak düzenlendiğinden bahisle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda mahkemece sanıkların atılı görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri kanaatine varılmakla hapis cezası ile cezalandırılmalarına, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar verildiği ve kararın 03.03.2015 tarihinde kesinleştiği, dosya kapsamında bizzat sanıkların proje tamamlanmadığı halde tamamlanmış gibi düzenlendiğine ilişkin ikrarlarının olduğu ve beyanların mahkemece karara geçirildiği tespit edildiğinden, mahkemenin kararı ile belgenin aksi sabit olduğundan, davalı vekilinin projenin tamamlandığı ve bu projeden kaynaklı hakların tüketildiğinin dava ve istinaf konusu yapılmayacağı, matrah artırımı verilme nedenleri vergi usul kanunu kapsamında verilen bildirim olup, tek başına davalı tarafın iddiasını kanıtlamayacağı, davacı kooperatifin defterlerinde yeniden yazım olduğu tespit edilmiş ise de, sayfa kaybına ilişkin tespitin bulunmadığı, davalı şirkete ait defterlerin 12.07.2017 tarihli tutanak ile şirket yetkilisine teslim edildiği, kooperatife ait defterlerin halen mahkeme dosya içinde olduğu tespit edildiği, mahkemece ilk ve kaldırma kararından sonra verilen gerekçeli kararda Şarköy Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/351 E., 2015/47 K. sayılı dosyasına yer verildiği, Şarköy Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/293 E. sayılı dosyasına yer verilmediği tespit edildiği, ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava şartı bulunmadığını, davanın konusuz kaldığını, davacının davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, davacı tarafından dayanılan delillerin kanunsuz olduğunu, lehe olan kararın aleyhe çevrilmesine mahkemece gerekçe gösterilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit ve icra takip dosyası kapsamında yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 68 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/7457 E., 2023/105 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın menfi tespit davası olduğunu, ihtiyati tedbir sebebiyle alacaklının uğradığı zarar için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının tazminat yönünden kaldırılmasını istemiştir.
11. Hukuk Dairesi 2022/7457 E. , 2023/105 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/165 Esas, 2021/23 Karar
DAVA TARİHİ : 24.02.2016
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/186 E., 2017/659 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit-istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı aleyhine davalı tarafından icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak çekin davacı tarafından dava dışı ...’ye keşide edildiğini, çekin kargo ile gönderilmesi sırasında çalındığını, ciro silsilesindeki ilk imza olan lehdar ...’nin imzasının sahte olduğunu, ciro zincirinde kopukluk bulunduğunu, davacı şirketin adresinde ihtiyati haciz kararına istinaden fiili haciz yapılması nedeniyle davalıya 79.257,00 TL ödendiğini ileri sürerek takibin iptalini, ödenen tutarın istirdadını ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; çekin rızası dışında elinden çıkması hâlinde bu hususu ispat yükünün davacıya ait olduğunu, çekin ciro zincirinde kopukluk olmadığını, davalının iyi niyetli hamil olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile geçerli imzaların sahiplerinin başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamayacağı, imzaların istiklali ilkesinin, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımayacağı, geçersiz bir imza sahibini bağlamamasına karşın ciro zincirini de koparmayacağı, somut olayda davacı keşideci, dava konusu çekteki kendi imzasını inkar etmediği, bu durumda imzaların istiklali prensibi gözetilerek davacı keşidecinin, dava dışı çek lehtarının çekteki ciro imzasının sahteliğini ileri süremeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; lehdarın imzasının sahte olması nedeniyle ciro silsilesinde kopukluk bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesinin davalının kötü niyetini ispata dair delillerini dikkate almadan karar verdiğini ve bu delillerin gerekçeli kararda tartışılmadığını, dava konusu çeke ilişkin olarak hırsızlık iddiasıyla davacının yaptığı şikayetin kovuşturmasının devam ettiğini, ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılmadığını, davalı şirket yetkilisinin dava dışı bir başka çeke ilişkin beyanlarının dikkate alınmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın menfi tespit davası olduğunu, ihtiyati tedbir sebebiyle alacaklının uğradığı zarar için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının tazminat yönünden kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu çekin incelenmesinde ciro silsilesinde herhangi bir kopukluk olmadığının anlaşıldığı, davanın tarafları ile cirosu bulunanlar arasında taraf ticari defterlerine göre herhangi bir ticari ilişki bulunmaması, davalı tarafın çeki kötü niyetli ve ağır kusurlu olarak iktisap etmiş olduğu anlamına gelmeyeceği, lehtarın ciro imzasının sahte olduğu alınan bilirkişi raporu ile sabit ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 677 nci maddesinde, imzaların istiklali prensibi benimsenmiş olduğu, ciro imzalarından biri sahte bile olsa da düzgün ciro silsilesine göre çeki iktisap edenin, çeki iktisapta ağır kusurunun bulunduğunun ayrıca kanıtlanması gerektiği, davalının çekin çalınması olayına ilişkin ceza yargılamasının tarafı olmadığı, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre tazminatına hükmedebilmek için borçlunun mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alarak takibi durdurması ve bu kararın tatbiki nedeniyle davalının alacağını geç almış olması gerektiği, somut olayda ise icra takibi neticesinde davacı tarafça ödeme yapıldığından ve alacaklı davalının alacağını geç alması söz konusu olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının tazminat istemi yönünden bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının dava konusu çekten dolayı davalıya borçlu olup olmadığı, borçlu olması hâlinde davalı lehine tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun’un 818 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi yollaması ile aynı Kanun'un 687 nci maddesinin birinci fıkrası, 677 nci maddesi
3. 2004 sayılı Kanun’un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davalı, dava konusu çeke ciro yolu ile hamil olmuştur. Bu durumda imzasını inkar etmeyen keşideci davacının, lehdar ile arasındaki şahsi def'ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 818 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi yollaması ile aynı Kanun'un 687 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hamilin çeki kötü niyetle iktisap ettiğinin kanıtlanması koşuluna bağlıdır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, ayrıca, somut olayda uygulama yeri bulunmayan 6102 sayılı Kanun'un 792 nci maddesine göre değerlendirme yapılarak hatalı gerekçeyle verilen Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararının temyiz eden taraflar lehine bozulması gerekmiştir.
3.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, kabule göre menfi tespit davasının reddine karar veren Mahkemenin borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alınması ve bu ihtiyati tedbir kararının uygulanması yani icraen infaz edilmiş olması gerekir. Somut olayda icra dosyası kapsamında 80.000,00 TL'nin davalıya ödenmesine ilişkin 03.03.2016 tarihli reddiyat makbuzu bulunduğu, ancak bu reddiyat makbuzunun iptali için düzenlenmiş yine aynı tarihli başka bir reddiyat makbuzu olduğu ve tedbir kararının da 03.03.2016 tarihli olduğu gözetilerek 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde taraflara iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
19. Hukuk Dairesi, 2014/4531 E., 2015/1829 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre; dava konusunun istirdat talebine ilişkin olup, İİK'nun 72/7. maddesi uyarınca davanın ödeme tarihinden itibaren 1 (bir) sene içinde açılması gerektiği, davalı şirkete istirdat davasına konu paranın 357.651,00 TL'sinin 06.11.2008 tarihinde, 42.000,00 TL'sinin ise 21.11.2008 tarihinde ödendiği, temlik sözleşm
19. Hukuk Dairesi 2014/4531 E. , 2015/1829 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. ... ve davalı vek. Av. ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, dava dışı .... Metal San. Tic. A.Ş'nin temliken ipotek alacaklısı olduğu dava dışı .... Metal Ltd. Şti'ne ait, üzerinde demir çelik fabrikası ve müştemilatı olan taşınmazın 26.10.2007 tarihli ihalede dosya alacaklısı .... A.Ş'ye satıldığını, satışı yapılan bu taşınmazların kaydında ipotekler bulunduğundan satış bedelinden bu ipotek bedellerinin sıra cetveli yapılmaksızın ödendiğini, .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/395 E. - 2009/207 K. ve 07.05.2009 tarihli ilamı ile tapu kaydındaki davalı şirket lehine kurulmuş, 400.000,00 TL bedelli ipoteğin terkinine karar verildiğini iddia ederek, ....... A.Ş ile müvekkili arasında yapılan temlik sözleşmesi gereği icra takip dosyasındaki satış bedelinden davalı şirkete ödenmiş olan 399.651,00 TL'den 300.000,00 TL'sinin müvekkiline ödenmesini, kalan miktarın ise derece kararı yapılmak üzere dosyaya iadesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, bir yıllık süre içerisinde dava açılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre; dava konusunun istirdat talebine ilişkin olup, İİK'nun 72/7. maddesi uyarınca davanın ödeme tarihinden itibaren 1 (bir) sene içinde açılması gerektiği, davalı şirkete istirdat davasına konu paranın 357.651,00 TL'sinin 06.11.2008 tarihinde, 42.000,00 TL'sinin ise 21.11.2008 tarihinde ödendiği, temlik sözleşmesinin tarihinin ise 02.07.2009 olduğu, istirdat davası açma süresinin ödeme tarihinden itibaren işlemeye başladığı, bu sürenin hak düşürücü süre olup, re'sen nazara alındığı, somut olayda davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 04.05.2010 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davanın İİK'nun 72/7 maddesine dayalı istirdat davası mı yoksa sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı bir dava mı olduğu yönünde toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK'nun 331. (HUMK md. 76) maddesine göre; “Hakim, Türk hukukunu re'sen uygular." Belirtilen yasa hükmü uyarınca bir davada olayların açıklanması taraflara, hukuki nitelendirmesi hakime ait bir görevdir. Bu yasal düzenlemeler karşısında, somut olayın değerlendirmesine gelince; İİK'nun 72/7 maddesine dayalı istirdat davasının borçlu tarafından açılması gerekirken olayımızda davacımızın borçlu durumunda değil aksine önceki alacaklıdan alacağı temlik alan alacaklı durumunda olduğu gözetildiğinde davanın İİK'nun 72/7. maddesinde düzenlenen istirdat davası olarak nitelendirilemeyeceği, sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı alacak davası olduğunun kabulü gerektiği düşünülmeden yazılı yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmaması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 12.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
İcra hukukunda "istihkak davası" ile "istirdat davası" arasındaki temel farklardan biri aşağıdakilerden hangisidir?
A) İstihkak davası ayni bir hakka (mülkiyet), istirdat davası şahsi bir alacak hakkına dayanır.
B) İstihkak davası genel mahkemede, istirdat davası İcra Mahkemesi'nde görülür.
C) İstihkak davası sadece para alacakları için, istirdat davası mal teslimi için açılır.
D) İstihkak davasında süre 1 yıl, istirdat davasında 7 gündür.
E) İstihkak davasını sadece borçlu açabilir, istirdat davasını üçüncü kişi açar.
Bu maddeyle ilgili 31 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.